2017 Karabaş-i Velî Tekkesi

11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlendirmek Anne-Babaya Farz, “Sen Düşünceden İbâretsin” ve Hüsnüzân Yolu

2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 11. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; çörek otu hadîsi ile sevmenin neden şifâ olduğunu, Cenâb-ı Hakk’ın insana koyduğu sevgi duygusunun fıtrî olduğunu, gerçek sevginin karşılık beklemeyişini, evlenme çağına gelmiş çocukları evlendirmenin anne-babaya farz olduğunu, Hz. Mevlânâ’nın “Sen düşünceden ibâretsin — gül düşünür gülistân, diken düşünür dikenlik olursun” beytinin tasavvufî yorumunu, Bediüzzaman Saîd Nursî’nin “güzel düşünen güzel görür” sözünü ve süizânın haramlığını (Hucurât 12), düşünce hürriyetinin kulun cüz’î irâdesinde bulunduğunu, iyi düşünmenin sevap kazandırdığı (câmi yaptırma niyeti hadîsi), günümüzde insanların affedeni-kötü davrananları affedeni “saf-salak-aptal” görmesini ve bunun aslında Allâh’a-Resûlüne karşı durmak olduğunu, kabir hayatının toprağın içi değil ayrı bir berzah âlemi olduğunu ve Nesefî Akâidi’nin İmâm Mâturîdî-İmâm A’zam çizgisinde olduğunu tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.


Düşünceden: Sevmek Niçin Şifâdır? — Çörek Otu Hadîsi ile Bağlantı

Sohbetin başında bir derviş “Sevmek neden şifâdır?” diye sorar. Efendi hazretleri çok ince bir tasavvufî ilişkilendirme yapar: “Çörek otu şifâdır. Hadîs-i şerîfte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuş ki: ‘Ölüm hâriç her derde şifâdır.’ Şimdi bu hadîs-i şerîften sonra çörek otu neden şifâdır diye sorulur mu? Demek ki Cenâb-ı Hak onu şifâ olarak yaratmış. Her şifâ olarak yaratılan şey aynı zamanda dert olur mu? Evet.”

Sevmek de aynıdır: “Sevmek de bir kimsenin ilk önce duygusuna-maneviyâtına şifâdır, kalbine şifâdır. Bir kimse kendi üzerindeki fıtraten koyulmuş olan sevgi duygusunu harekete geçirirse, onun bütün maddî-manevî her şeyine şifâ olur.” Sevgi duygusu fıtrîdir; insan onu Allâh’a, Peygambere, kitaplarına, meleklerine, velîlerine, eşine, çocuklarına, arkadaşlarına, dostlarına, yaşamış olduğu topraklara — kısacası varlığın her perdesine ve derecesine yöneltebilir.

Efendi hazretleri sevenin kazandığı mertebeyi şöyle târîf eder: “Eğer o sevgi duygusunu harekete geçirirse, o kimse dünyânın en mutlu insanıdır. O kimse dünyânın en hayırlı insanıdır. O kimse etrâfına en fazla faydası dokunan kimsedir.” Bunun karşıtı olan sevgisizlik ise insanın kendi nefsine yapmış olduğu en büyük zulümdür: “O kimsenin kendi nefsini kendi elleriyle ateşe atmasıdır. Sevmek ise o kimsenin kendi eliyle kendisini cennete doğru götürmesidir, kendisini cennetlik etmesidir. Sevmeyen, sevgiyle işi olmayan kimse kendi dünyâsını cehenneme çevirmiştir — bu dünyâda cehennemini oluşturmuş, yaşamaktadır.”


Sevgi Karşılık Beklemez: “Süt Kadar Berrak, Okyanuslar Kadar Derin”

Efendi hazretleri sevginin asıl tabiatını açıklar — sevgi karşılık beklemez: “Siz şimdi kendi kendinize arabeske bağlamayın yalnız bunu. ‘İşte bir kızı sevmişsinizdir, o sizi sevmiyordur, nereden sevdim o zâlim kadını’ diye o taraftan arabeske bağlamayın. Eğer seviyorsa bir kimse sevgisinin karşılığını beklemesi kadar büyük sevgisizliği olamaz.”

Gerçek sevginin tasviri muhteşemdir: “Sevgi öylesine naif, öylesine ince, öylesine berrak, öylesine temizdir ki içinde sevgisizlikle alâkalı hiçbir şeyi barındırmaz. O sevgiye leke getirecek hiçbir şeyi kendi içinde barındırmaz. O yüzden seven kimse — süt kadar berrak, okyanuslar kadar derin, gökler kadar yüksek, güneş kadar sıcak ve yakıcı, Himâlaya gibi serin ve selâmetlidir. Sevmek o insanı insanların pâdişâhı yapar.”

Seven kimsenin makâmı: “Seven kimse bulunduğu yerin akl olur, kalbi olur, rûhu olur. Seven kimse bulunduğu yerin ilmi olur, cemâli olur, kudreti olur, kuvveti olur. Seven kimse onun elinde tutar, onun ayağıyla yürür, onun gözüyle görür, onun diliyle konuşur. Seven kimsenin kalbinde her dâim o vardır, eğer gerçekten o kimse seviyor ise.”

Sonuç: “Sevmek hem vücûda şifâdır, hem kalbe şifâdır, hem rûha şifâdır, hem dünyâya şifâdır, hem âhirete şifâdır. Hem fizik olarak hem metafizik olarak bütün perdelere şifâdır. Âşık — seven kimseye âşık denir çünkü. Âşık her ne tarafa yönelip baksa orası mâmur olur. O yüzden sevmek şifânın üstünde bir şeydir.”


Çocukları Evlendirmek Anne-Babaya Farzdır

Bir derviş “Haramdan uzak durmak isteyen bir bekâr evlenene kadar kendisini nasıl haramdan koruyabilir?” diye sorar. Efendi hazretlerinin cevabı çok kestirmedir: “Beklemesin, evlensin. Neden evlenene kadar bekliyor ki?”

Efendi hazretleri çok mühim bir hadîse dayanır: “Evlenmek isteyen bir erkek veyâ kadını evlendirmek anne-babanın üzerine farzdır. Anne-baba evlenmek isteyen kızının veyâ oğlunun evliliğini te’hir ederse-geciktirirse günâh-ı kebâir işlemiş olur. Bir erkek evlât annesine-babasına ‘beni evlendirin’ dedikten sonra gecikilen her gün anne-baba için günâh-ı kebâirdir. Hadîs-i şerifte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ‘evlenme çağına gelen çocuklarınızı evlendiriniz’ diyor. Bu bir emir, bu bir sorumluluk.”

Anne-babanın bu sorumluluğa karşı bir mazereti olabilir mi? “Anne-baba şunu diyebilir: ‘Evlâdım biz maddesel olarak sana bir şey yapmamız mümkün değil. Ama gel-iver ayvâzım, gid-iver tingozum biz onları yapalım. Geri kalan sana âit bir şey.’ Eyvallâh.” Yâni anne-baba kızının veyâ oğlunun evlilik için lâzım gelen düğün-merâsim-ayârlama gibi şeyleri yaparlar; mâlî olarak yapamasalar da en azından kız aramak, görüşme âyârlamak, vesîle olmak gibi vazîfeleri vardır. “O yüzden anne-babalar kaç tane çocuk evlendirebilecekse o kadar çocuk edinsin. Çocuk edinmiş, çocuk edindiyse çalışsın-gayret etsin-mücâdele etsin-çocuğunu evlendirsin.”


Hz. Mevlânâ: “Sen Düşünceden İbâretsin”

Bir derviş Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden bir beyti sorar: “‘Sen düşünceden ibâretsin. Gül düşünür gülistân olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’ Ve Peygamber Efendimiz’in ‘kişi sevdiğiyle berâberdir’ hadîsinde de vurgulanan düşünce midir? İnsan neyi düşünürse hayâtına onu mu çeker? Allâh’ı çok düşünürse ona mı yaklaşır?”

Efendi hazretlerinin cevabı: “Hz. Pîr ‘sen düşünceden ibâretsin’ der. Aslında bizim fiiliyâtlarımızın arkasında direkt düşüncemiz vardır. Bunun üzerinde çok uzun zaman kendi kendime taktıydım. Fihliyâtı yaratan Allâh, düşünceyi de yaratan Allâh. Ama ‘düşüncemize etki ediyor mu?’ diye bunun üzerinde çok tefekkür ettim. Ve sonra kendimce ‘düşünmede hür olduğumuza’ kâne oldum.”

Bu çetrefilli bir konudur ve Efendi hazretleri özellikle sûfîlerin bu meseleyle ilgilendiğini belirtir: “İslâm fikir dünyâsı bunu çok ilgilenmemiş-irdelememiş. Ama sûfîler bunun üzerinde durmuşlar. Muhyiddîn İbn Arabî gibi, Hz. Mevlânâ gibi, Muhâsibî gibi önemli şahsiyetler bunlar. Bunlar düşüncenin üzerinde durmuşlar.”

Düşünce Hürriyeti ve Süizânın Haramlığı

Efendi hazretleri Bediüzzaman’ın meşhûr “güzel düşünen güzel görür” sözünü hatırlatarak Hucurât sûresi 12. âyete bağlanır: “‘Ey iman edenler, siz süizânın fazlasından kaçınınız.’ Süizân — kötü düşünmek. O zaman o kötü düşünmenin fazlasından sakının. Çok az bir şey hani böyle teğet olarak geçebilir. Ama o kalıcı olmaması gerekiyor. O zaman Cenâb-ı Hak bizi iyi düşünmeye sevk ediyor — hayır düşünmeye, güzellik düşünmeye.”

İyi düşüncenin sevap kazandırışı: “Eğer biz iyi-güzel-hayır düşünürsek biz o düşüncede kalsa dahi Cenâb-ı Hak iyi niyetimizden dolayı sevap veriyor. Hadîs-i şerîfte: bir kimse güzel-iyi bir şey yapmayı dilese-niyetlense, onu yapamasa dahi yapmış gibi sevap alıyor. Bir kimse cami yaptırmayı düşündü ya — yaptırmamış olsa dahi (gücü yetmedi) Cenâb-ı Hak ona cami yaptırmış gibi sevap veriyor.” Allâh güzel düşünceyi, iyi niyeti, hüsnüzânı ödüllendiriyor.

Cüz’î irâde meselesi: “O zaman düşünmek bizim hür-özgür irâdemizdir. Cenâb-ı Hak insanların düşünmesini etkilemiyor. Düşünceyi yaratan da Allâh — ama o yaratılmış olan düşünme kâbiliyetini, düşünme kâbiliyetini harekete geçirip güzel düşünme hâline getirmek kulların elinde.”

Pratik tavsîye: “O zaman güzel şeyler düşün, doğru şeyler düşün, hayr düşün, lütuf-ikrâm-ihsân düşün, faydalı şeyler düşün, Allâh ve Resûlüne yaklaştırıcı vesîleler düşün. Bu düşüncenin de hareket geçer. Hayal ve düşünce kol kola kardeşi-arkadaşı gibidir. Bir kimse hayali düşüncesiz kurması mümkün değildir. İyi şeyler hayal edin, güzel şeyler hayal edin. Ve niyet edin — iyiye, doğruya, güzeli, hayra-hasenâta doğru niyet edin.”


Affedeni “Saf-Salak-Aptal” Gören Toplum

Efendi hazretleri sohbetin en sert sosyolojik teşhîsini koyar: “Bırakın siz hep iyi düşündüğünüz için hatta eşleriniz-çocuklarınız-anne-babalarınız sizin hakkınızda alay etsinler. Bırakın siz iyi düşündüğünüz için eleştirilesiniz. Bakın dikkat edin: insanlar o hâle gelmişler ki artık insanlar kötü düşünenleri eleştirmiyorlar — iyi düşünenleri eleştiriyorlar. İnsanlar iyilik yapanları eleştiriyorlar. İyi olanları eleştiriyorlar.”

Çok çarpıcı bir tasvir: “Kötü ve kötülük insanlara o kadar hakim olmuş ki, siz birisini affetilmeyecek bir kimseyi affediyorsanız insanlar sizi aptal-salak-geri zekâlı yerine koyuyor. Korkak-pısırık-ürkek bir noktaya koyuyor veya sizi kimliksiz-kişiliksiz-kapasitesiz görüyor. Neden? Affetilmeyecek bir kimseyi affettiniz diye. Veyahud da size kötü davranan bir kimseye iyilik yaparsanız bütün herkes ayağa kalkıyor: ‘Bu kötü davranana sen nasıl iyilik yaparsın? Bu kötü davranana, kötü sözlüğe, kötü davranışlığa senin de kötülük yapman lâzımdı.’ İnsanların gelmiş oldukları nokta bu. Bu acı bir nokta.”

Bunun gerçek anlamı: “Farkında değil. Namaz kılanı, oruç tutanı, sûfîsi, dervişi, şeyhi, hocası, hacısı, âlimi farkında değil bu noktadalar. Aslında hem Kur’ân’ı, hem Sünnet’i, hem Allâh’ı, hem Peygamber’i, hem de iyileri karşılarına alıyorlar böyle düşünmekle. Çünkü Cenâb-ı Hak bizi affetmeyi, hata-kusurları örtmeyi, etrafımıza yardımcı olmayı emretti. Hz. Muhammed Mustafâ affetmenin ve etrafa yardımcı olmanın yol pâdişâhı.”

Sonuç: “Biz birisini bu iyiliklerle-erdemlilikle kendisini donatan bir kimseyi saf-salak-yarı zekâlı-aptal gördük mü, aslında Allâh’ı-Peygamber’i ve koskocaman bir dîni karşımıza alıyoruz. Farkında değil insanlar. İnsanlar güzel düşünceye-hüsnüzâna sâhip olmuş olsalar, hayatlarını cennet hayâtı hâline getirecekler. Evlerini cennet evi yapacaklar, eşlerini cennet eşi yapacaklar, çocuklarını cennet çocuğu yapacaklar.”

En kuvvetli hüküm: “Kötü düşünen kimse cehenneme lâyıktır. Kötü düşünen kimse o kötü düşünceye başladığından itibâren yönünü cehenneme çevirmiştir. Sağlı solu yanaşın. Kötü düşünen insanın niyeti baştan bozuk daha.”


Düşünceyi Temizlemek: Sûfînin Asıl Vazîfesi

Efendi hazretleri kötü düşünmenin türlerini de sıralar: “Mehir ödemeyi düşünmediği hâlde söz konusu mehri kabûl eden kimseyle alâkalı; borcu ödemeyi aslında niyeti olmayıp insanları kandırmak için aldatmak için borçlanan kimse; yola çıkarken arkadaşlarını-yoldaşlarını aldatmak için yola çıkan kimseler. Ticâret hayatıyla, aile hayatıyla, devletle insanların arasındaki bütün hukukla alâkalı o kadar çok hadîs-i şerîfler var ki kötü düşünmekle alâkalı.”

Bu mesele günümüzde ne yazık ki konuşulmuyordur: “Düşünceyi temizlemek, düşünceyi sâfileştirmek, düşünceyi ârî tutmak — sûfîler buna çok önem vermişler. Bu insanı insan eden, insanı insân-ı kâmil eden olgulardan birisi. Düşünceyi temiz tutmak, düşünceyi arılaştırmak, düşünceyi kıymetli bir cevher hâline getirmek. Önemli olan budur.”


Kabir Hayatı: Toprağın İçi Değil, Ayrı Bir Berzah Âlemi

Bir derviş kabir hayatı hakkında soru sorar — ölünce kabri cennet bahçesi mi yoksa cehennem çukuru mu olur, ruhu semâya mı çıkar yoksa orada mı kalır? Efendi hazretleri çok mühim bir akâidî düzeltme yapar: “Mübârek insanlar yâ. Siz kabir hayâtını bu toprağın içi mi zannediyorsunuz? Kabir âlemi diye ayrı bir âlem-bir perde var. O ikiye ayrılmış vaziyette. Cehennemlik rûhların bekletildiği yer ayrı, cennetlik rûhların bekletildiği yer ayrı.”

Yâni “kabir” lafının fiziksel toprak ile karıştırılması yanlıştır. Kabir = berzah âlemi = ayrı bir manevî âlemdir. Burada cennetlik ruhlar kendi makâmında, cehennemlik ruhlar kendi makâmında bekletilirler. Bu, klasik akâid ders kitaplarında geçen bir hakîkattir. Berzah âlemi maddî dünyâ ile mahşer arasındaki ara perdedir; orada her ruh kendi durumuna uygun bir muâmele görür.


Akâid Eseri Tavsîyesi: Nesefî Akâidi

Bir derviş akâid kitabı tavsîyesi ister. Efendi hazretleri Nesefî Akâidi’ni över: “İyidir o, Şeyh Nesefî’nin Akâidi. Nesefî sonuçta İmâm Mâturîdî’nin talebesidir. Bu mânâda İmâm Mâturîdî’nin akâidle alâkalı risâlelerini teknik olarak sıralamış kimsedir. İmâm Mâturîdî de İmâm A’zam’ın öz olarak akâidle alâkalı söylediklerini genişleten kimselerdendir. Hepsi de birbirinin bu noktada devâmı gibidir.”

Yâni Nesefî → İmâm Mâturîdî → İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe silsilesi Hanefî akâidinin en güvenilir kaynaklarıdır. Bu üç eser birlikte okunduğunda ehl-i sünnet ve’l-cemâatin akâidî temelleri tam olarak öğrenilmiş olur. Sûfî için akâid yolunun başlangıcıdır.


“Allâh Bizi Niçin Yarattı?” — Çocuk Sorusu

Sohbetin sonunda küçük bir çocuğun (büyük ihtimalle) sorduğu “Allâh bizi neden yarattı?” suâline Efendi hazretleri çok kestirme bir cevap verir: “Allâh bizi kendisine kulluk edelim diye yarattı.” Bu, Zâriyât sûresi 56. âyete dayanır: “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Çocuk seviyesinde bile olsa, varlığın sebebinin “ibâdet” olduğu hakîkati en temel îmânî bilgidir.


Sohbetten Çıkan Ameli Dersler

  • Çörek otu ölüm hâriç her derde şifâdır — sevmek de aynı şekilde maddî-manevî her şeye şifâdır
  • Sevgi karşılık beklemez; gerçek seven süt kadar berrak, okyanuslar kadar derindir
  • Sevmeyen kendi dünyâsını cehenneme çevirmiştir, seven cennetlik etmiştir
  • Evlenme çağına gelmiş çocuklarını evlendirmek anne-babaya farzdır; geciktirmek günâh-ı kebâirdir
  • Hz. Mevlânâ “Sen düşünceden ibâretsin — gül düşünür gülistân, diken düşünür dikenlik olursun”
  • Süizânın haramı, hüsnüzân Hucurât 12 emrindedir
  • Düşünce hürriyeti kulun cüz’î irâdesindedir; düşünmeyi yaratan Allâh ama yönlendiren kuldur
  • İyi düşünmek ve niyet etmek (yerine getirmesek bile) sevap kazandırır
  • “Affedeni saf-salak-aptal” gören toplum aslında Allâh’a-Resûlüne karşı duruyor
  • Kötü düşünen kimse cehenneme lâyıktır — niyeti baştan bozuktur
  • Düşünceyi temizlemek-arılaştırmak sûfînin asıl vazîfesidir
  • Kabir hayâtı toprağın içi değil, ayrı bir berzah âlemidir
  • Akâid için Nesefî → Mâturîdî → İmâm A’zam silsilesi en güvenilir kaynaklardır
  • İnsan Allâh’a kulluk için yaratıldı (Zâriyât 56)

Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm: Hucurât 12 (“Ey iman edenler, süizânın çoğundan kaçınınız”); Zâriyât 56 (“Cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım”)
  • Hadîs-i Şerîfler: “Çörek otu ölüm hâriç her derde şifâdır” (Buhârî-Müslim); “Evlenme çağına gelmiş çocuklarınızı evlendiriniz” (İbn Mâce); “Bir kimse iyi bir şey yapmayı niyetlense yapamasa dahi yapmış gibi sevap alır” (Buhârî-Müslim); “Cami yaptırmayı niyet eden, yapamasa dahi yaptırmış gibi sevap alır”
  • Mesnevî-i Şerîf: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — “Sen düşünceden ibâretsin. Gül düşünür gülistân olursun, diken düşünür dikenlik olursun”
  • Bediüzzaman Saîd Nursî: “Güzel düşünen güzel görür”
  • Tasavvuf: Muhyiddîn İbn Arabî, Hz. Mevlânâ, Muhâsibî — “düşünce” kavramı üzerine çalışmaları; Yazıcıoğlu Mehmed’in fiiliyatın üzerindeki düşüncenin önemine dair eseri
  • Akâid: Şeyh Nesefî Akâidi (Necmüddîn en-Nesefî); İmâm Mâturîdî’nin akâid risâleleri; İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe Fıkh-ı Ekber
  • Berzah Âlemi: Ehl-i sünnet akâidinde kabir hayâtının fiziksel toprak değil, ayrı bir manevî âlem (berzah) olduğu görüşü
  • Tasavvuf Istılâhları: Hüsnüzân, süizân, fıtrî sevgi, âşıklık, niyet, düşünce hürriyeti, kalbi temizlemek, berzah âlemi

Sohbetin Özeti

2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 11. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; “çörek otu ölüm hâriç her derde şifâdır” hadîsi üzerinden sevmenin de fıtrî bir şifâ olduğunu, sevginin karşılık beklemediğini ve seven kimsenin “süt kadar berrak, okyanuslar kadar derin, gökler kadar yüksek” olduğunu, sevmeyenin kendi dünyâsını cehenneme çevirdiğini, evlenme çağına gelmiş çocukları evlendirmenin anne-babaya farz olduğunu ve geciktirilen her günün günâh-ı kebâir sayıldığını, anne-babanın maddî gücü yoksa bile en azından “geliver-gidiver” hizmetiyle vesîle olması gerektiğini, Hz. Mevlânâ’nın “Sen düşünceden ibâretsin — gül düşünür gülistân olursun, diken düşünür dikenlik olursun” beytinin tasavvufî yorumunu, Bediüzzaman Saîd Nursî’nin “güzel düşünen güzel görür” sözünü ve Hucurât 12 ile süizânın haramlığını, düşünce hürriyetinin kulun cüz’î irâdesinde olduğunu ve “iyi düşüncenin sevap kazandırdığını” (cami yaptırma niyeti hadîsi), günümüzde “affedeni saf-salak-aptal” gören toplumun farkında olmadan Allâh’a-Resûlüne karşı durduğunu, kötü düşünenin cehenneme lâyık olduğunu, sûfînin düşünceyi temizlemek-sâfileştirmek vazîfesinin onu insân-ı kâmil yapan en mühim olgulardan biri olduğunu, kabir hayâtının toprağın içi değil ayrı bir berzah âlemi olduğunu (cennetlik-cehennemlik rûhlar farklı yerde bekletilir), Nesefî → Mâturîdî → İmâm A’zam silsilesinin Hanefî akâidinin en güvenilir kaynakları olduğunu ve insanın Allâh’a kulluk için yaratıldığını (Zâriyât 56) tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: 2017 Karabaş-i Velî Tekkesi

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri