1. Bölüm: Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Allah gecenizi, gündüzünüzü, gününüzü,…
Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Allah gecenizi, gündüzünüzü, gününüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak her nefeste Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeyi yaşayan, yaşatan, her nefeste Allah’ı zikreden, her nefeste Allah’la her daim alaka kuran, alışveriş yapan kullarından eylesin inşaAllah. Malum, şunun sesini de kapatalım. Bu korona günlerinde böyle sohbet ediyoruz, böyle programlar yapıyoruz.
Her ne kadar dijital alemde, dijital bir şekilde görüşme oluyorsa da bu günlerimize şükredelim, hamd edelim. İnşaAllah ülkemiz bu pandemiden çok fazla hasar vermeden, hasar almadan çıkar. İnşaAllah insanlarımız bu pandemi sürecinde evlerinde oturanlar psikolojilerini bozmazlar, kendi kendilerine heder etmezler. İnşaAllah Cenab-ı Hakk’ın izni inayetiyle bu pandemi günlerini atlatırız. Biraz uzun sürdü. İnsanlar psikolojik olarak etkilendiler, çocuklar psikolojik olarak etkilendiler.
Kadınlar, erkekler, herkes bir şekilde biraz fazla etkilendiler. Bu ara, bu dönem, bu etkinin bir hayli tesirlerini görüyoruz, tecelliyatını görüyoruz. Ekonomik sıkıntılar, sosyal sıkıntılar biraz fazlalaşmaya başladı. Cenab-ı Hak inşaAllah korusun, muhafaza eylesin. Malum bugün Gaziantep’te de bir patlama oldu. Orada ölenlerin, Rabbim günahlarını affeylesin, rahmet etsin, lütfuyla, ikramıyla onları yargılasın. Geride kalan yakınlarına sabır versin, onlara gönül derinliği ve genişliği versin.
Ülkemize de geçmiş olsun. böyle ülkenin içerisindeki felaketler, sıkıntılar ama doğal felaketler ama böyle deprem gibi, sel gibi. Allah muhafaza eylesin. Tabi ardından bir de kuraklık var, bağıra bağıra gelen, ben geliyorum diyen bir kuraklık da var. Rabbim inşaAllah hayırlı rahmetler, bereketler ihsan eylesin. Ülkemizi muhafaza eylesin.
Bizim günahlarımıza, kusurlarımıza, hatalarımıza, isyanlarımıza bakmadan içimizdeki iyiler hürmetine, çocuklar hürmetine, dağda, ovada yaşayan kuşlar, kurtlar, hayvanlar hürmetine Cenab-ı Hak rahmetini bize boğuştursun, lütfunu, ikramını bize boğuştursun inşaAllah. Ülke olarak hem içeride koronadır, ekonomiktir, bu tip maddi manevi sıkıntılar var iken dışarıda da malum sıkıntılar var. ABD kendince böyle bir kota uygulamaya kalktı. savunma sanayi ile alakalı kendince yaptırım uygulamaya kalktı.
Türkiye’ye Avrupa yaptırımı düşünüyor. Haçlı seferleri geçen haftadan kaldıydı, devam ediyor. Bakın haçlı seferleri dediğimizde bu belki de çok ağırmış gibi geliyor. Ama velakin kafirler tek millettir, ayet-i kerimesi hükmünce Avrupa Birliği ambargoyu konuşurken, ABD savunma sanayimize ambargoyu açıkladı. Gerçekten Türkiye bunlarla mücadele etmeli.
Ama içerideki bazı çatlak patlak kanından sütünden şüphelendiğimiz sesler, ambargo olsun da bir gününü görsün bu insanlar deyip, bu ambargoyu alkışlayanlar, bıyıklarının altında tatlı bir tebessümle, iyi ki oldu diyenler var. Bunlar ne yazık ki haçlı seferlerinin içerideki yamaları. Allah bizi affetsin. Bunlar böyle ülkenin başına bir felaket geldiğinde o felaketi alkışlayanlardan, her hükümetin ama kendisinden ama bazı uygulamalarından rahatsız olabilirsiniz.
Benim de bazı uygulamalarından rahatsız olduğum yerler var ama ve lakin devlet, hükümet, millet el ele, bu dış meselelerde bir ve beraber olmalı, tek vücut olmalı, direnmeliyiz. Türkiye hem Karabağ’da Azerbaycan’la beraber, Ermenistan orta yerde görünen devlet ama arkasında İran, Fransa, Amerika, Rusya, Çin hepsiyle mücadele ediyor. Suriye’de on ekezer Amerika’yla, Rusya’yla, Çin’le, Avrupa Birliği’yle Suriye’de mücadele ediyor. Irak’ta mücadele ediyor. Görüntüde PKK var.
PKK’nın arkasında ne kadar terör devletlerini destekleyen ve terörü destekleyen ABD, Avrupa Birliği, Mossad, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ne dersen Suriye’de onlarla mücadele ediyor. Irak’ta onlarla mücadele ediyor. Akdeniz’de yine onlarla mücadele ediyor. Ege ona keza onlarla mücadele ediyor. O yüzden bu mücadeleden Türkiye’nin şu anda bir milim dahi geri adım atmaması lazım.
Eğer dışarıdaki Karadağ, Irak, Suriye, Filistin, Doğu Akdeniz, Ege, Libya, alanlarından Türkiye Cumhuriyeti, Devleti ve Hükümeti ve Milleti bir milim buralardan geriye adım atarsa bilin ki Türkiye daha da sıkıntılı bir döneme girer. Türkiye’nin üzerine Hadîs-i Şerîf’te buyurulduğu gibi kafirlerin ”Ah babalar gibi başınıza üşüştüğünü görüyorum” dediği Hadîs-i Şerîf bizim üzerimize tecelli edecek gibi duruyor.
Eğer geri adım atarsak o yüzden Türkiye’nin dış politika dairesinde ne Karabağ’dan, ne Irak’tan, ne Suriye’den, ne Filistin’den, ne Kuzey Doğu Akdeniz’den, ne de Libya’dan geri çekinmemeli. Hatta Afrika’daki ağırlığını daha da arttırmalı. Sadece Libya’yla kalmamalı, Fas, Tunus, Cezayir o ülkelerle de ortak işler yapmalı. Onlarla da ortaklığını perçinlemeli, daha ileri götürmeli. Bir çift daha ileri, Mısır’la da problemlerini çözmeli.
Mısır’la da problemlerini çözerekten Mısır’ı o şer ittifakından koparmalı. Mısır’ı şer ittifakından kopararak Akdeniz böylece eski mutlu günlerine dönebilir inşallah. Temennimiz bu. O yüzden böyle basit bayığı muhalefet etmek yerine doğru hamlelerde, doğru yerlerde, doğru şeylerin yapılması için destek olunması lazım. Ama benim de rahatsız olduğum, benim de eleştirdim, olmasın böyle olmamalı dediğim yerler muhakkak var. Bunları da sohbetlerin arasında zaten zaman zaman dile getiriyorum.
Ama muhakkak ve muhakkak Türkiye bu dış meselelerle alakalı uğraşırken içeriden fire vermemeli, içeriden çatlak sesler çıkmamalı, içeriden bu konuları varsa bir ellerinde doğru fikirleri, yapıcı fikirleri bunları açıklamalı ama kalkıp da ABD’ye memleketi şikayet etmek, memleketin hükümetini şikayet etmek, Avrupa Birliği’ne gidip memleketin hükümetini şikayet etmek, ne bileyim gidip onlardan aman dilemek çok hoş şeyler değil. Hiç hoş da değil.
Sevmeyebilirsiniz, ne bileyim tasvip etmeyebilirsiniz. Gidip de elin gavuruna memleketi şikayet etmenin bir anlamı yok. Ben öyle düşünüyorum. Allah bizi affetsin. İnşallah Cenab-ı Hak ülkemizi, memleketimizi bu darboğazdan çıkarsın. Ülkemizi idare edenlere de akıl versin, fikir versin, ferahset versin. Onlara doğruyu isabet ettirecek, doğruyu hareket ettirecek, doğruyu fiiliyata dökecek cesaret ve ferahset versin. İnşallah iyi olur, inşallah güzel olur. Ha içerideki problemler yok mu?
Belediyelerde problem var. Ne yazık ki siyasetçilerde içeride problem var. Malum Milletvekili Kuru Ekmek iyi olarsa demek ki Türkiye’de Türkiye iyi gibisinden bir laf söyledi. Ortalık ayağa kalktı. böyle densiz sözlerden, densiz kelimelerden siyasetçilerin, ne bileyim idarecilerin uzak durması lazım. Ülkenin insanı sosyal olarak, ekonomik olarak bir hayli sıkıntıda. O yüzden siyasetçiler, maaşlı bürokratlar bir sıkıntı yaşamıyor olabilirler.
O sıkıntı yaşamadıklarından dolayı rahat kendilerini hissedip böyle yüksekten tepeden konuşabiliyorlar. Dillerini muhafaza edecekler. Belediyeler biraz daha dikkatli davranacak. Kaldırım yenileceğine fakir fukaranın gursana bir kaşık sıcak çorba girsin diye uğraşacaklar. Habire kaldırım yeniliyorlar. Habire sokakları yenileceğiz diye uğraşıyorlar. Millet aç, doğal gazını ödeyemiyor, elektriğini ödeyemiyor, suyunu ödeyemiyor. Ne bileyim çoluğu çocuğu işsiz kalmış evde oturuyorlar.
Belediyeler kaldırım taşı değiştiriyorlar. Bakıyorum ben belediyeler bilmem ne kadar kaç ton asfalt döktük diyor. insanlar aç diyoruz biz onlar biz asfalt döktük diyor. İnsanlar aç diyoruz biz onlar kaldırım taşı değiştireceğiz diye uğraşıyor. Bunlar sıkıntılı. bütün belediyelerle alakalı bu. Bütün parti gözetmeksizin söylüyorum. Belediyeleri böyle yemleme yeri gibi görüyorlar. Etraflarına peşkeş çekilecek, etraflarına yandaşlarına paranın, pulun, makamın üleşildiği bir yer olarak duruyor.
Ne yazık ki insanlar bundan rahatsız oldukça rahatsız. Toplum bundan oldukça rahatsız. Onlar tabi bunların farkında değiller belki de. Halkın içerisine karışamıyorlar. Asıl konuşması gereken istişare edecek yerlerle istişare etmiyorlar. Mesela belediye başkanları veya belediye başkan yardımcıları, insanlara hizmet eden yardım götüren vakıf temsilcilerine, vakıf başkanlarını toplayıp durumunuz nedir, ne haldedir, ne kadar elinizde fukara adresi var.
Hepsine birer erzak dağıtalım veyahut hepsine bir beşer yüz lira para dağıtalım. Hepsinin gidelim kapılarını çalalım. Böyle bir çalışmaları yok. Benim bulunduğum, benim gidip geldiğim yerlerde bu tip çalışmalar yok. Oysa bu zamanda şimdi belediyelerin daha aktif bu işlerin üzerine yoğunlaşmaları lazım. İnşallah içerideki bir sosyal patlamayı, sosyal faciayı önleme açısından belediyeler bu konuda daha aktif rol oynayabilirler. Ama gel gelelim böyle bir üzerlerinde ölü toprağı var.
Allah cümlesine ferahsat versin inşallah. 1066. beytten devam ediyoruz. Akıl, Cebrail gibi, ey Ahmet bir adım daha atarsam yanarım. Sen beni bırak bundan sonra sen ileri yürü ey Can Sultan’ı. Benim haddim bu karardır der. Akıl bir yere kadar insanı götürür. meşhurdur ya büyükler öyle söylemişler. Akıl imanı buluncaya kadardır demişler. Neden? Çünkü imanı bulunca akıl o imana teslim olmalı. Aklın vazifesi Kur’ân ve Sünnet’e teslim olmaktır. İmana teslim olmaktır.
Ve akıl oraya kadar insanı götürür. Akıl orada tabiri caizse Cebrail gibi bundan sonrası benim işim değildir. Orada iman çalışır, teslimiyet çalışır, orada itaat çalışır çünkü. Akıl o imanda, o teslimiyette durma noktasında lazımdır. Cebrail, ey Ahmet bir adım daha atarsam yanarım dediği yer, Miraj ile alakalı. Miraj da Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir yere kadar gitti. Dedi ki beni bu makamda bırak. Ben daha ileriye gidemem. Benim haddim burası. Neresidir?
Sıdret-ül Münteha. Ve Sıdret-ül Münteha’ya gelince Cebrail aleyhisselâm dedi ki benim işim burada bitti. Ben bundan sonrasını yolda sana mihmandarlık edemeyeceğim. Bundan sonra sen bu yolu geri kalan yolu tek başına yürüyeceksin dedi. Ve o güne kadar meleklerin, peygamberlerin o güne kadar ve ondan sonra gelmiş gelecek ne kadar her ne var ise hepsinin üstünde bir noktaya getirdi. Sıdret-ül Münteha’ya kadar. Ve orada Cebrail aleyhisselâm dedi ki benim yerim buraya kadar.
2. Bölüm: Bundan sonrası artık yalnız yürüyeceksin dedi. Bakın bütün peygamberler…
Bundan sonrası artık yalnız yürüyeceksin dedi. Bakın bütün peygamberler dediğimde insin ve cinsin diğer semavatta ve hatta diğer perdelerdeki peygamberler de tahil buna. Farklı alemlerde, değişik alemlerde yaşayan peygamberlerin, nebilerin, veliler de bunun içerisinde Hz. Muhammed Mustafa bütün insanlığa inse ve cinse bütün varlıklara peygamber olarak gönderildi. Öyle olunca zannetmeyin ki başka alemlerde yaşayan varlıkların peygamberlerinin altında bir peygamberlik değil bu.
Bu bütün peygamberlerin üstünde bir peygamberlik. diğer arzlarda da diğer semavatlardaki oluşumların varlıkların peygamberlerinden de, onların bütün en üstün noktasındaki peygamberlerinden de Hz. Muhammed Mustafa hepsinin de üstündedir. siz hangi perdede, hangi alemde, hangi boyuta geçerseniz geçin Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti size mihmandarlık eder. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin önüne geçecek yaratılmış olan bir varlık yoktur.
Veya da yaratılacak olan bir varlık da yoktur. O yüzden yaratılmış ve yaratılacak olanların en şereflisi ve mükellefi, en yüce noktaya giden Hz. Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. başka bir alemde, başka bir perde de dünya arzına gönderilmiş peygamberlerin benzerleri bir peygamberler olsa da veya dünya arzına göndermiş veliler gibi benzeri veliler olsa da hiçbir varlık yaratılmış Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem’in üstünde değildir. O yüzden Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Cebrail aleyhisselâm ile miraç adı istesinde sidretül müntehaya kadar gelir ve sidretül müntehadan sonra Cebrail aleyhisselâm der ki bundan sonra artık sen kendin yürüyeceksin. Benim yolum buraya kadar, benim yerim buraya kadar. Ben sidretül müntehayı bütün varlığın şekli ve şemale büründüğünün en üst makamı, son makamı, sınırı olarak görüyorum. Ondan sonrası artık şekilden şemaleden, ondan sonrası artık böyle aklın erebileceği bir nokta değil.
Sidretül müntehadan sonra aklın oraya ulaşması, aklın orada bir hüküm sahip olması mümkün değil. Bu öyle bir sınır ki burada Cebrail aleyhisselamı akıl olarak, aklın en mükemmeli olarak nitelendirmiş olsak onun da sınırı oraya kadar. Ondan sonrası artık Cebrail aleyhisselamın dahi yürüyemeyeceği bir yol ki o yol ümmeti olmasından büyük şeref duyduğumuz Muhammed Mustafa’ya ait, salallahu aleyhi ve sellem’e ve orası Muhammed Mustafa’ya açılmış bir kapı, ona açılmış bir yol. Ama bunun üzerinde Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin o miracı, urucu devam etti. Devam edince de Necm Suresi ayet 9, 10, 11 meşhur ya derken araları iki yay aralığı kadar kısaldı veya daha az. Allah kulu Muhammed’e vahye edeceğini vahyetti. Bakın Allah kulu Muhammed’e vahye edeceğini vahyetti. Onun gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı. burada böyle bir kısım kendisini âlim hükmünde görenler Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Cenab-ı Hak’ı görmedi, Allah’la olmadı diyorlar ya.
Ben onlara katılanlardan değilim biliyorsunuz. Burası Cenab-ı Hak ile Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ikisinin birbirinden vuslat olması. Bu konuda yaklaştıkça yaklaşmanın en zirve noktası olarak görüyorum. Necm Suresi de bu yaklaşmanın delili hükmünde. Ve böylece bu yücelik, bu miraçtaki bu hal Hz. Muhammed Mustafa’dan sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra hiçbir yaratılmışa verilmeyecek olan, verilmesi mümkün olmayan bir makam.
O yüzden biz nasıl bir Peygambere iman edip nasıl bir Peygamberin peşinden gittiğimizin bilincine varalım inşallah. Ve o Fahri Kainat efendimize ümmet olmanın şükranını, hamdini Allah’a yerine getirmeye çalışalım. akıl dediğimiz nesne, akıl dediğimiz olgu bizi buraya kadar götürür ve bizi götürebileceği en zirve noktası Sıdret-ül Münthaha’dır. Bir yaratılmışın, bir varlığın aklının gidebileceği yer burasıdır. Akıl buraya kadar ancak kendince kendisini var edebilir.
Bakın sakın ha bu Cebrail aleyhisselamın geldiği bu zirve noktaya başka bir kimse gelemez diye demiyorum. Çünkü buraya kadar da ne yapabilir? Herhangi bir Peygamber o haline hallenebilir. Herhangi bir Hz. Muhammed Mustafa’nın ümmetinden olan bir veli Sıdret-ül Münthaha’ya kadar gidebilir mi? El cevap gidebilir. Ama varlığın şekle ve şemale büründüğünün son sınırıdır orası. Akıl da o son sınıra kadar gider de o son sınırdan sonrasına artık vazifesi bitmiş olur.
Tembellik yüzünden şükür ve sabırda mahrum kalan ancak şunu bilir. Ayağını cebir tutmuştur. Bana bunu Allah vermiş demektedir. insanlar vardır ya din yolunda tembeldir. Din yolunda tembel olanlar kendilerince cebriyete düşerler. Allah bize ne kadar verdiyse onu alacağız. Veyahut da dünyevi işlerinde tembeldir. Dünyavi işlerinde tembel olduğu için kendilerince de derler ki bizim nasibimiz, kısmetimiz bu kadarmış. Tembelliğini, aimazlığını, cahilliğini kendi nefsine değil de Allah’a yuktar.
Haşa Allah muhafaza eylesin. Oysa o tembelliği yüzünden sabretmez, şükretmez, hamdetmez, ibadet etmez. Tembelliği yüzünden dünyevi işlerinde başarısız olur, dünyevi işlerinde hata yapar, kusur işler ama yapmış olduğu bu hataları kusurları kendisinde görmez Allah’a at eder. Der ki bu kadar nasip etti bana. Oysa Cenab-ı Hak yolumuzda mücehede edenlerin yollarını açarız buyurmuş. siz Allah yolunda mücadele ederseniz Cenab-ı Hak sizin yolunuzu açar.
Siz dünya yolunda mücadele ederseniz Allah sizin yolunuzu açar. Siz Kur’ân ve Sünnetin yaşanması ve yaşatılması için mücadele ederseniz Allah sizin yolunuzu açar. Allah neden dininin yaşanmasını isteyen bir kimsenin yolunu kapatsın? Allah neden Kur’ân ve Sünnetin yaşanması ve yaşatılması için cihat eden, mücadele eden bir kimsenin yolunu kapatsın? Allah zalim değil ama bu cebriye düşüncesi insanları ne yazık ki Allah’ı suçlandırma noktasına getiriyor.
Cebir iddia eden hasta değilken kendisine hasta göstermiştir. Nihayet de hastalık o kimseyi sın hattan ayırmıştır. Peygamber şakacıktan hastalanış, gerçekten hastalık getirir ve o adam nihayet mung gibi söner gider dedi. Şimdi o Cebir ile alakalı malum 3-4 hafta önce bir hayli sohbet etmiştik hatırlıyorsanız. Şimdi Cebir ile Cebir iddia eden kimse hasta değilken aslında kendi kendisine hasta gösteriyor. Nihayetinde de ne oluyor? Hasta olmuş oluyor.
Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu haride geçen adişşerifte bir şey söyleyince, bakının çünkü yalan günaha, günah da cehenneme sürükler diyor. Bir kimse hasta değilken hastayım derse o kimse yalan söylemiş oldu. Yalan olunca günaha, günah da onu cehenneme götürdü.
Demek ki hasta değilken hastayım demek dahi o insanı yalandan dolayı büyük günah kebari götürdü ve Hazreti Pir’in deyimiyle o kimse hasta olmadığı halde hastayım diye yalan söyleyince de o hastalık da karşı karşıya geldi. O yüzden Cebir düşüncesi felsefesi de bir kimsenin hasta değilken kendisini hasta görmesi. Allah muhafaza eylesin. Cebir ne demektir? Kırık sarmak. Yağıt kopmuş damarı bağlamak. Madem ki bu yolda ayağını kırmadın, kiminle alay ediyorsun ayağını, neye sardın? Cebir ne demek?
Kırık sarmak. Şimdi senin kolu kırılır, onun kolunu kırdığında mecbur onun kolunu sarmak zorunda kalırsın. Neden? Çünkü kolu yamuk onun kaynar. Veyahut da bir damarı kopar ya insanın, mecbur sen o damarı tekrar dikeceksin. Cebir budur. Fıtratından ayrılmış bir şeyi fıtratına çevirmek cebirdir. Bir cebir böyle anlamak gerekir. Bu cebriyecilerin anladığı gibi bir şey değildir. Burada tabi kırıp sarmak, damar bağlamak, damar bağlamayı dersek buna ben farklı biraz müteşabih baktım bu meseleye.
Nasıl? neden kırık sarmak cebirdir? bir kimse damar bağlamak, kırık sarmak, nefsiyle mücadele etmektir. sen nefsiyle mücadele edeceksin ki o nefsinle mücadele ederekten Allah’a yaklaşmanın yolunu arayacaksın. Yoksa nefsiyle mücadele etmeyen kendi kendine kudretle kuvvetle haktandır. Bizim bir gidecek yolumuz varsa o bize gösterir. Yok ya siz mücadeleyi bırakan insanlar kendilerince cebriyete düşerler. Oysa cebriyet ehli sünnetin terk ettiği bir inanış biçimidir.
Nefsiyle mücadele etmek, hakkı aramak, hak yolunda koşmak, Kur’ân ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermek bizim vazifemizdir. Yoksa Cenab-ı Hak bize ne kadar nasip edecek? Otur bakalım. Benim böyle sufilimin ilk dönemlerinde tanıdığım kimseler vardı. Böyle yol gitmek lazım, şeyhi bulmak lazım, e bul ara, ondan sonra bize nasip değil. Ya nasıl nasip değil sana? Nereden biliyorsun sen? Sen ana kitaptan kendine bilgi mi geliyor neyin nasip neyin nasip olmadığını bileceksin?
Ana kitabı mı keşfettin sen? Ondan sonra neyin ne olduğunu bileceksin? Sen kalk, sana düşen aramak, sana düşen yol almak, sana düşen koku almaya çalışmak, sana düşen Kur’ân ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesinin içerisinde bulunmak. Ha sen otur oturduğun yerde, ondan sonra de ki bizim nasibimiz bu kadarmış. Nereden biliyorsun? Çalışsana, gayret etsene, mücadelesene.
Filancı yerde zikrullah varmış gitsene, filancı yerde sohbet varmış gitsene, fişmanci yerde bir Üstad varmış gidip ziyaret etsene, sohbetine katılsana, onun zikrullahına katılsana. Sen oturduğun yerde, oturduğun yerde, sen istiyorsun ki bütün kapılar bana açılsın. Ha kısmetinde varsa gelecekmiş senin. Sen çalış gayret et. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. müşrikler Medine kapısına dayanınca Allah bizi kurtarır deyip oturmadı. Muhakkak Allah kurtarır.
Allah o sahabelerin elinden, o Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. elinden kurtardı Medineyi. Onların ellerini vesile etti. Sen neden vesile olmayasın? Musa’nın kavmi gibi. Ey Musa sen git ve Rabbinle beraber bu müşriklerle savaş mı diyenlerden olacaksın? Hayır. Musa’nın kavmi gibi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. savaştan savaşa geçti. Mücadeleden mücadeleye geçti. Hiçbir zamanda mücadeleden geri kalmadı ki. Herden mücadele etti.
O 23 yıllık Peygamberlik hayatına düşünebiliyor musunuz? Şu ana kadar 1400 kusur yıl oldu. O 23 yıllık Peygamberlik hayatına düşünebiliyor musunuz? Şu ana kadar 1400 kusur yıl oldu. O 23 yıllık Peygamberlik hayatına 1400 yılı sığdırdı.
3. Bölüm: Sen ne diye oturuyorsun?
Daha ebediyete kadar olan hayatı sığdırdı. Gelmişi geçmişi sığdırdı 23 yıla. Sen ne diye oturuyorsun? Sen ne diye temberlik yapıyorsun? Sen ne diye çalışmaktan vazgeçiyorsun? Sen ne diye mücadele etmekten vazgeçiyorsun? Sen ne diye heva ve hevesine uymaktan vazgeçmiyorsun? Sen ne diye nefsinle mücadele etmiyorsun? Sen ne diye şeytanınla mücadele etmiyorsun? Sen ne diye kafirlerle mücadele etmiyorsun? Sen ne diye kafirlikle mücadele etmiyorsun? Sen ne diye münafıklıkla mücadele etmiyorsun?
Sen ne diye Allah’ın aram ettiği fiiliyatlarla mücadele etmiyorsun? Mücadele et. Sen cihat etmekle emrolundun. Hem nefsinle cihat edeceksin hem de şeytanla şeytanlaşmış olgularla cihat edeceksin. Hem kendi nefsinle cihat ederken dış halinde de gavurluklarla mücadele edeceksin. Kur’ân ve sünnetin dışındakilerle mücadele edeceksin. O yüzden mücadele etmediğin halde mücadele ediyormuş gibi göstermen senin dinle alay etmen. Allah muhafaza eylesin. Madem ki sen Hz.
Fir diyor ki madem ki bu yolda ayağını kırmadın, kiminle alay ediyorsun? Ayağını neye sardın? Madem ki sen nefsinle mücadele etmedin, madem ki sen şeytanla mücadele etmedin, madem ki sen tembellik ettin, yobazlık ettin, aymazlık ettin, korkaklık ettin, nefsinle, şeytanla, deccaliyetle mücadele etmedin. Ne diye sen elini kolunu sarıyorsun sanki nefsinle mücadele etmiş gibi oluyorsun. Bu aynı zamanda bir kısım ehli tasavvufum diyene de cevap.
var ya namazımız kılın doğrucumuz tutuldu diyenler, oturuyor o kimse kendince namaza gidenlerle de alay ediyor. Bu da benim Sufilemin ilk yıllarında yaşadığım bir şey. Ezan okunuyor, öğlen ezanı okunuyor, kahveye oturmuşlar, kahvenin önüne otururken gölgeliğe oturmuşlar biz de namaza gidiyoruz. Hadi hadi gidin bakalım siz, sizi çağırıyorlar, sizi onların namazı kılındı. Böyle bir saçmalık, böyle bir sapkınlık olabilir mi?
Veya hatta şimdi namazımız kılındı demiyorlar da namaz yeni yola gidenlere farzmış. E bir müddet sonra namaz kılınmasa da olurmuş onlar her daim namazdaymış. Bak bak sapıklığa bak, sapkınlığa bak. Yolda kendi kendine tevil çıkaranlara bak. Bunların bir de tasavvuf ehli tasavvuf bunlar. Bunlar bir de kendilerine sufi sözü veriyor.
Hazreti Pir diyor ki madem yolda ayağını kırmadın sen, madem gidip bir üstadın dizinin dibinde oturmadın, madem ki sen nefsinle mücadele etmedin, madem ki sen haramlarla mücadele içerisinde değilsin, ne diye başını gözünü sarıyorsun? Ne diye sen sanki yolda ayağın kırılmış gibi, yolda sanki nefis mücadelesi vermiş gibi, sanki yolda sen nefsinle mücadele etmişin gibi bir süs veriyorsun? Münafıklık alameti. namazı terk eden, namazı kılmayan bir kimsenin namazı kılıyormuş gibi davranması.
Veya hatta orucu terk etmiş, oruçla hiç alakası yok, oruç tutuyormuş gibi davranması. ya oradan bir ihale kapacak, ya oradan bir para pul olacak, ya oradan bir dünyalık bir menfaat var, ondanmış gibi görüncek. Veya hatta belediyede bir işe girecek, girecek, kamuda bir işe girecek. Böylece kendisini namaz kılan, oruç tutan İslam’mış gibi gösterecek, Müslümanlardanmış gibi gösterecek. Atatürkçü bir hükümet olur da, hoş bütün hükümetler Atatürkçüdür.
Atatürkçünün dışında, Atatürkçülüğün dışında bir parti kurmak Türkiye’de mümkün değil. O yüzden bütün kurulan siyasi partilerin hepsi de Atatürk ilke ve inkılatları dairesinde parti kurar. O yüzden bir partiye kalkıp da sen Atatürkçü değilsin deme lüksü, hiç kimsenin haddi değil. O yüzden bütün partiler Atatürk ilke ve inkılatları dairesinde kurulur.
Buna PKK’yı destekleyen partiler de dahil, terör örgütünü destekleyen partiler de dahil, onlar da Atatürk ilke ve inkılatları dairesinde parti kurarlar. şimdi konuyu dağıtmayayım, şimdi bir kimse Kur’ân ve Sünnet üzerinde nefisle mücadele etmedi, şeytanla mücadele etmedi, herhangi bir şeyle mücadele etmedi ama mücadele ediyormuş gibi göründü. Sebeb, X parti iktidarda, X parti iktidarda olduğu için işe girmek için namaz kıldığını, oruç tuttuğunu göstermek lazım.
Başka bir X parti iktidarda veyahut da belediyede orada da ne kadar içki içtiğini, ne kadar böyle Kur’ân ve Sünnet dışında bir hayat yaşadığını göstermen gerekiyor. Sebeb, iki yüzlüsün, münafıksın bir işe girmek için, bir iş kapmak için öyle davranıyorsun. Akça kavak yaprağı gibisin, rüzgar nereden eserse o tarafa doğru dönüyorsun. Senin omurgan yok. Omurgasızsın sen. Parayı, makamı, kadını, gücü gördüğünde ne taraftaysa o tarafa doğru dönüyorsun.
Kimliksiz, kişiliksizsen, münafıklık alamatesindeki ama her gittiğin yere de sen kolu sargılı gidiyorsun, ayağı sargılı gidiyorsun. Sebeb, diyorsun ki ben bu yolda ne mücadeleler ettim, ben bu yolda ne sıkıntılar çektim. Oysa hiçbir sıkıntı çekmedin, hiçbir mücadele etmedin. Sen o yolda ayak kırmadın, sen o yolda senin başın gözün kırılmadı, sen o yolda kınanmadın aslında. Neden? Düne kadar X’din, şimdi Y oldun. Y artışın yine X olursun, sonra yine Y olursun.
Sen boyuna yanar döner gider gelirsin sen. Sen Müslümanı gördüğünde Müslüman gibi konuşur, münafığı gördüğünde münafık gibi konuşur, kafiri gördüğünde kafir gibi konuşursun. Sen tam bir tabiri caizse her zamanın insanısın. münafığın ta kendisisin. Hazret-i Bir diyor ki mademki yolda ayağını kırmadın, kiminle alay ediyorsun, ayağını neye sardın?
mademki sen bir yolda çile çekmedin, mademki yolda sen bir sıkıntıya rahım olmadın, mademki sen bir yolda dost doğru giderken o yolun gereklerini yerine getirmedin. Ne ama getirmiş gibi davranıyorsun? böyle insanlar vardır insanları aldatmak için. Dervişlerde de vardır, bu sufilerde de vardır. Öyle süslü haydariler giyerler, sarıklar sararlar ve öyle bir duruşları vardır. Sanki o yolda çok çile çekmiş, sanki o yolda çok şeyler görmüş gibi.
Baba derviş, anne derviş, hükmüne varırlar, aldatırlar insanı, kandırırlar. Allah muhafaza eylesin. Aslında hiç o yolda durmamıştır da. Şimdi zaman zaman, şimdi gelen giden olmuyor tabii uzun zamandan beri. Abdullah Efendi’nin yanındaymış. Allah kimmiş o? filanca. Yok tanımıyorum diyorum ben. Nasıl tanımıyorsun? Canım kardeşim, biz Şeyh Efendi Hazretleri’nin yanında kim bu adam yoktu. Kim bu? Aa diyorlar ya Abdullah Efendi’nin yanındayım , şöyleyim . Nerede oturuyorsun filanca?
Yok abicim diyorum ya tanımıyoruz. Böyle bir adam yoktu yanında. Ama o sanki onun yanında ömrünü geçirmiş. Öyle bir hava veriyor. Öyle bir şüpheli veriyor kendince. Allah Allah diyorum ya kendi kendime. Yaşadığında yanında kimse durmadı. Zor geldi insanlara. Evini bırakmak zor geldi, işini bırakmak zor geldi, parasını bırakmak zor geldi, malını mülkünü bırakmak zor geldi. Evlendikten sonra, öldükten sonra Şeyh Efendi kolay. Nasıl olsa sağ değil ya.
Bizim Hacı Okta’yın dediği gibi en güzel Şeyh diyor, ölü Şeyh diyor. Sebep dedim Hacı Okta’y. Ondan sonra ne olacak diyor ya, ölü Şeyh gibisi var mı diyor. Hiçbir şeye önemli değil diyor. Doğru söylüyor. En iyi Şeyh, ölü Şeyh. Sebep? Ya sana gel demez, git demez, otur demez, kalk demez, şunu yaptın mı demez, yapmadın mı demez. Herkes kendi kafasından Şeyhlik yapar. Nereye bağlısın? İkş Şeyh Efendi’ye. Aaaa gidip görüşüyor musun? Öldü ve vefat etti. Aaaa nasıl olacak?
O öldüğünde kılıcı daha keskin o. Böyle bir şey var. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bunlar bir de namaz kılan, mücadeleden koşuşturan insanları kınıyorlar, alay ediyorlar. Bir de işin bu tarafı var. Allah muhafaza eylesin. Çalışma yolunda ayağı kırılana derhal Burak geldi, ona bindi. Din emirlerini yüklenmişti. Şimdi kendi bindi. Fermanı kabul ediciydi. Makbul oldu. Şimdi çalışan, Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Allah yolunda, din yolunda çalışınca, Cenab-ı Hak ona ne yaptı? Mirac hediye etti. ona Burak gönderdi. Bir müddet Burak ile gitti. , Sıdret-ül Münthahadan sonra ref ref ile gitti. Haa demek ki bir müddet Burak, ondan sonra özür dilerim. Bir müddet Burak, ondan sonra ref ref namazı Peygamberlere ve bütün velilere kıldırdıktan sonra, ref ref ile semalara doğru yükseldi. Şimdi demek ki din yolunda çalışana, din yolunda koşturana Allah Burak verdi.
İşlerini daha hızlı götürmek için ve onun din yolunda mücadele etmesinin bir tabiri caiz, ödüllüydü. bu böyle din yolunda durmayanlar, çalışmayanlar, koşuşturmayanların kendilerini öyle göstermeleri insanı üzüyor. Allah muhafaza eylesin. Bir de şunu duyardım ben. Biz din yolunda 23 seneyi bitirdik, bizden ibadet bitti, saadet oldu. İsra ayet 78-79. Kendisini ibadetten uzaklaştıranlar, kendisini namazdan uzaklaştıranlar, kendisini Kur’ân ve Sünnetin emirlerinden uzaklaştıranlar, iyi dinleyin.
İsra ayet 78-79. Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar geçen vakitler içinde namazı kıl. Sabah namazını da kıl. Doğrusu sabah namazında melekler hazır bulunur. Ey Muhammed! Gecenin bir bölümünde sadece sana mahsus nafile namazı kıl. Muhakkak Rabbin seni övülmüş bir makama erdirecektir. Bu hari-i Müslüman imamı Malik’ten rivayetine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, Gece melekleri ve gündüz melekleri sizin peşinizden koşuşurlar.
Sabah ve ikindi namazında toplanırlar. Sizinle beraber bulunanlar göğe çıktıklarında Allah-u Teala sizi onlardan daha iyi bildiği halde meleklerine sorar ve kulumu nedir onda terk ettiniz buyurur. Onlar da onların yanına vardığımızda namaz kılıyorlardı. Yanlarından ayrıldığımızda da yine namaz kılıyorlardı der. Şimdi biz hakikate erdik, biz idrak ettik. Artık biz böyle manevi haller içerisinde uruç ediyoruz. O yüzden amel etmeye ihtiyacımız kalmadı.
Diyenlere de cevap, namazı terk edenlere de bu cevap. Kıymetli kardeşler, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ölünceye kadar namazı hiç terk etmedi. Kıymetli Müslümanlar, ey iman edenler, ey iman edenler, namazı terk etmeyin. Namazı terk etmeyin. Ne halde olursanız olun, vazifeniz, işiniz, dünyevi makamınız, haliniz, ahvaliniz, zengininiz, fakirliniz, kadınınız, kızdığınız, erkekliğiniz, hangi cinsiyetten olursanız olun, hangi halde olursanız olun, hangi günaha batarsanız batın.
Hangi günahın içerisinde debeleniyorsanız debelenin ama namazı kılın. Namazı bırakmayın. Ne yaparsanız yapın namazı bırakmayın.
4. Bölüm: Neden bunun üzerinde böyle duruyorum?
Namaz sizi edeblendirecektir. Namaz sizi kötülüklerden alıkoyacaktır. Namaz sizin her daim dininizi diri tutmanıza vesile olacaktır. Namaz her daim sizin temiz olmanıza vesile olacaktır. Namaz her daim sizin Allah’a kulluk yaptığınızın göstergesi olacaktır. Namazsız bir Müslüman düşünülemez. Namazı olmayan bir Müslümanın dininin yıkılması kesindir. Bakın kesindir. Sebep Hadis-i Şerit’e Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, dinin direği namazdır. Yine Hadis-i Şerit’e Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, dinde son yıkılan kale namazdır. O yüzden kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, ey Ümmet-i Muhammed namazınızı kılın. Hangi halde olursanız olun namazınızı kılın. Namazsız bir Müslüman düşünülemez. Namazsız bir Müslüman düşünülemez. Neden bunun üzerinde böyle duruyorum? Ya ne güzel örtülü mescure kadın namaz kılmıyor. Ne güzel sakallı adam namaz kılmıyor. Namaz kılmıyor. Namaz kılmıyor. İlahiyet profesörü namaz kılmıyor.
Bildiğiniz namazı kılmıyor. Cami imamlarının içinde, cami imamlarının içerisinde imamların, imamların tatil günlerinde namaz kılmadığı vakit. Ya tatil gününde, adamın haftada bir tatili var ya, haftada bir tatilinde namazı kılmıyor. Namazı da tatil ediyor. Kıymetli dostlar, namazlarımızı kılalım. Namazı kaçırmayalım. Bakın Cenab-ı Hak peygamberine diyor ki, bak peygamber ne diyor? Güneşin batıya kaymasından gecenin karanlığına kadar geçen vakitler içinde namazı kıl.
Sabah namazında kıl ve sabah namazında namazında doğrusu melekler hazır bulunur. bir hadîs-i şerîf var ya, kim 40 gün sabah namazını kalkar, cemaatle eda ederse erkekler için, aslında ayırmamış erkek bayan orada da tefsirciler ayırıyor. Hadis-i şerifte diyor ki, kim 40 gün bir rivayette cemaatle, bazı rivayetlerde sabah namazı olarak geçiriyor. Kim 40 gün sabah namazını vaktinde kılarsa, Cenab-ı Hak onun kalbine diyor, nurdan bir nehir akıtır.
Onun kalbine ilham verir, onun kalbine ikram eder, onun kalbinin maneviyatını açar, onun kalbine hikmet verir, onun kalbinden hikmet çıkar, onun kalbinden hikmet bınarları coşar çıkar. Ya bu kadar önemli, bu kadar önemli namaz. O yüzden namazsız bir Müslüman düşünülmesi mümkün değil. Allah muhafaza eylesin. E şimdi çalışma yolunda ayağı kırılana bırak veriyorsa, canım kardeşim benim, dinin emirlerini yüklenmiş Hz. Muhammed Mustafa. Hz.
Muhammed Mustafa’ya dinin emirlerini yükleyen Allah sana yüklemeyecek mi? Seni neden eskestsin? Senin ne özelliğin var? Bir özelliği olacaksa olacak olsaydı Hz. Muhammed Mustafa’nın özelliği olurdu. Derdi ki ey Muhammed senden namazı kaldırdım. Veya Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ayetleri kendi dizayn etmiş olsaydı kendi nefsini neden zorluya soksun? çıktı ya şimdi böyle ayet mi olur diye adam.
Veya şimdi öyle söyleyenler çok rahat bir şekilde Türkiye’de Kur’anı kerimeleştirebiliyorlar ya. Çok rahat bir şekilde şu ülkeye bakın hiç kimse Atatürk’e kötü söz söylemesin. Hiç kimse geçmiş kimselere kötü söz söylemesin eyvallah. Kur’ân’a neden söyleniyor? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e neden söyleniyor? Kur’ân’ı eleştirmek, Kur’ân’a laf söylemek, Kur’ân ayetleriyle alay etmek, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini eleştirmek, Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleriyle, hadisleriyle alay etmek, serbest. Fransa oradaki bazı şeylerden dolayı biz Fransa’yı kızıyoruz ülkemize bakmıyoruz. Fransa’dan önce ülkemize bakın. Sosyal medyada Kur’ân’ı kerimle alay edenler, ayet-i kerimelerle alay edenler, ayet-i kerimelere karşı laflar söyleyenler, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendisiyle alay edenler ve Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadisleriyle, sünnetleriyle alay edenler, inkar edenler. Fransa’ya gitmenize gerek yok, memlekette birçok. Memlekette çok. Kimisi düşmanlığından, münafıklığından, kafirliğinden yapıyor. Kimisi ben sufiyim diye yapıyor. Bir de bunlar da var. o kimse kendince öyle bir sufi öyle bir sufi ki, hadisleri inkar ediyor, ibadetleri inkar ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bakın Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin namazlarını namazı emrettikten sonra Cenab-ı Hak diyor ki, muhakkak Rabbin seni övülmüş bir makama erdirecektir. Ama sen namazlarını kılacaksın, gece namazını kılacaksın. Ondan sonra övülmüş makama erdireceksin. Ey kendisini övülmüş makama erdirildiğini zanneden sufi kardeş! Gece namazını ne yaptın? Gece zikrini ne yaptın? Seher zikrini ne yaptın? Boş lak lak yaptın. Uyudun. Ona buna laf yetiştireceksin derken gece namazını da bıraktın.
Dersini de bıraktın. Ama iyi sufilik cakası satıyorsun. Namazını da kaydırıyorsun arada. Ama bir dervissin, bir dervissin, bir dervissin. Devrilmişsin, farkında değilsin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıyametti dostlar, o dinin emirlerini yerine getireceksin. Dinin emirlerini yerine getirdiğinde Cenab-ı Hak muhakkak ki adildir, hakimdir. Seni mübarek bir makama erdirecektir. Allah muhafaza eylesin. E söz verdik değil mi? Bir dahaki ay, hafta sohbeti kısa tutacağız diye.
İyi gene bir saat olmuş. Biz burada sohbeti son verelim inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse önümüzdeki hafta devam edelim sohbetimize. 1066’dan başlamışız. 1075’den devam edeceğiz şimdi inşallah. Önümüzdeki hafta Allah izin verirse, Cenab-ı Hak nasip ederse 1075. beytten inşallah devam edeceğiz. Bu beytler bende bir mesnevi tercümesi var. O mesnevi tercümesinden ben böyle beytleri oradan takip ettiriyorum.
O yüzden tabi bazen de okuyacak olduğumuz beyti söylüyorum ki siz belki de farklı tercümelilerden takip ediyorsanız o beyti bilin de oradan takip edin diye. Şimdiye kadar padişahın fermanını kabul eder, o fermanı uyar. Bundan sonra askere ferman verir. Bu beytten devam edeceğiz önümüzdeki hafta. Bende ki mesnevi tercümesine göre 1075. beyt. Maşallah ya bayağı iyi geldik. Allah iyilsin bakalım inşallah.
Cenab-ı Hak inşallah nasip ederdi kendi sema hanemizde, kendi mevle ve hanemizde devam ederiz inşallah. Onları okumaya Allah izin verir inşallah. Şimdi geçen haftadan olan sorular da var. Hepsini de inşallah cevaplandırmaya gayret edeceğiz. Bu geçen haftadan kalan soru. Hocam selamun aleyküm yılbaşı kampanyasından faydalanmak günah mıdır?
Yılbaşı kampanyası ne olduğunu bilmiyorum ama yılbaşı kutlamak yılbaşında yılbaşı niyetiyle bir tane kerez dahi ağzına atsa gavurlarla benzemekten dolayı günahı kebar işlemiş olur. Ne yazık ki biz hadîs-i şerîf var sizler onlar kertenkelerinin deliğine girseler sizler de gireceksiniz diye onlar kim ya Resulallah Hristiyan ve Yahudiler mi deyince sahabe sorunca evet diyor.
Biz ne yazık ki her şeyimizi Hristiyan ve Yahudilerin o kötü ahlakına Hristiyan ve Yahudilerin kötülüklerini kendimize rabdetmeye başladık. Şimdi de böyle bir yılbaşı furyası uzun senelerden beri var. Yılbaşı eğlenceleri yılbaşı kutlamaları bu gavur adeti. O yüzden Kur’ân ve Sünnet bunu red eder neh eder. Neh eder. Fransa’dan kardeşimin yazmış Allah razı olsun. Ama yardımcınız olsun inşallah. Fransa’dan kardeşimin yazmış Allah razı olsun. Ama yardımcınız olsun inşallah. Selamun aleyküm eşim.
Çoğu cumaya gitmiyor bu yüzden cumaları uyarıyorum ama bazen tersiyor hırpalıyor beni böyle yapınca da. Ben artık bugün cuma günü cuma git demiyorum bir kere başka da gösteremiyorum. Önceki gibi o da isterse gidiyor istemezse gitmiyor. Bunun üzerine bir dakika yiyin pederim. Kocasını cumaya gönderen karışır diyor. Ben de bu duruma kızıyorum. Çocuk küçükken yetişir diyorum ama bilmiyorum sizce karısı mıdır kocasını cumaya gönderen yoksa küçükken babası mıdır peşine takıp öğreten götürer.
Cumaya hanefiye göre söylüyorum. Hangi noktada hangi durumda olursa olsun farzdır. O yüzden karısı cumaya gönderecek diye bir kaydı yok. Erkekler, hanefiler sonradan kadınlar evlerinde kılabilirler öğlen namazı olarak diye fetva vermişler. Erkeklerin hırpali olanlar cumaya gitmeleri gerekir demiş. O yüzden cuma farz cumaya gidecek. Kadın gönderecek diye bir kaydı yok. Erkeğin kendisinin gitmesi lazım. Selamun aleyküm hayırlı akşamlar ben Erzurum’dan.
Böyle isimlerinizi yazıyorsunuz ben de okuyorum hakkınızı helal edin yoksa başka türlü okumam ama. Erzurum’da Murat Bostancıoğlu kızım eşim ve ben dersliyim. 9 yaşında oğlum var ellerinizden öper ona da ders almak isteriz izniniz olursa. O da 12-12 çeksin inşallah. 12 tane günlük tevhid çeksin. 12 tane de salatü selam çeksin inşallah. Selamun aleyküm hayırlı akşamlar.
Selamun aleyküm akşam ile yatsı arasında ve de sabah namazından işrak vaktine kadar camide kalıp dersimi çekip ibadet etmeye gayret ediyorum. Etikafı niyet edebilir miyim? Evet her camiye girdiğinizde çıkıncaya kadar değil niyet edebilirsiniz. Cenab-ı Hak etikaf sevabı verir inşallah. Selamun aleyküm biraz altınımız mevcut güvenli bir semtte değiliz. Bankadan uzak durmaya çalışıyoruz ama bir çare bulamadık. Bu çare bulamadık.
Bozdurup TL olarak altın hesabına yatırsak, altın hesabında altının değer artışına göre para artsa veya değer kaybetsi bu sıkıntılı mıdır hakkınızı helal edin. Şimdi altın hesabı diye bir altın hesabı oluştururlar bankalarda. Bunu İslam hukukuna göre, buna bakarsanız bu İslam hukukunun icra edildiği bir yerden bu caiz olmaz. Doğru olmaz. Çünkü altını başka bir paraya çevirirken böyle bir saatlik dahi vade olsa, artma eksilme olmasa dahi faiz olur.
Veya parayı başka bir parayla değiştirmeye kalksanız, bir saatlik iki saatlik vade dahi olsa yine faiz olur. Arada fark olmamış olsa dahi bu farklı bir sohbet konusu. O yüzden şimdi İslam hukukunun olduğu bir yerde siz bankaya altını 24 ayar altın olarak götürüp bırakacaksınız. Bankadan sonra gidip yeniden 24 ayar altın olarak alacaksınız. Ama işlem böyle değil. Bankalar bunu yaparken götürdüğün 24 ayar 100 gram altın kaç para, x para. O parayı alıyor diyor ki altın hesabına koydum.
O günkü altın kuru kaç parası ondan yazıyor herhalde. Bir dahaki gittiğinde parayı istemeye yine altın kurundan veriyor sana zannediyorsam ama düşüyor ama yükseğe. bu altın değil bunun adı. Öyle söyleyeyim. Altın altın değil.
5. Bölüm: Sanki Suudi Arabistan’da hür mü?
O yüzden bu biraz sıkıntılı bir durum Hanefi’ye göre. Ama İslam hukukunun geçerli olmadığı ekonomide, ondan sonra ekonomik kanunlarda, ceza kanunda, aile kanunda, icra-iflas kanunda, herhangi bir kanun, hiçbir kanunda İslam hukuku yok Türkiye’de. Böyle İslam hukuku olmayan bir ülkede devletle olan ilişkilerde İslam hukuku aramak veya resmi kurumlarda İslam hukuku aramak boş bir şey. Bunu bir kere unutun. böyle bir ikilem yaşıyor bütün herkes.
Fransa’daki bir Müslümanla Türkiye’deki bir Müslümanın hukuksal açısından çok fazla bir farkı yok. Hukuki olarak. Şimdi orada mesela Müslümanların üzerinde baskı uygulanıyor diyor. Bundan 15 yıl önce de burada duygulanıyordu. Hala da uygulanıyor Türkiye’de de. Türkiye’de İslam hür değil ki. Türkiye’de İslam’ı yaşayanlar tam manasıyla hür değil ki. Bu bütün dünya üzerinde büyük bir handikap, büyük bir problem bu. Sanki Suudi Arabistan’da hür mü? Değil. dünya üzerinde bakın İslam hür değil.
İslam nasıl hür değil? Müslümanlar üzerinden hür değil. bir dünya üzerinde bir Müslüman gerçekten tam olarak, hakiki olarak dinini yaşayamıyor. Sebeb? Devleti yok çünkü. Bakın devleti yok. E biz şimdi ne yapıyoruz mesela soruyorlar, hep soruyorlar. bankayla olan muamalimiz ne oluyor? Faiz oluyor. İslam hukuku açısından baktığımızda faiz oluyor. Ama biz İslam hukuklarında baktığımızda faiz oluyor.
Ama biz İslam hukukunun olmadığı bir ülkede yaşıyor isek, o zaman bizim devletle veya resmi kurumlarla olan aramızdaki meseleler faiz olmuyor. Ben ne yaparım? E benim bankalarla işim yok. Nasıl işim yok? Benim emekli maaşım da bankaya yatıyor sonuçta. İşim yok derken dahi bankaya yatıyor. İşim yok derken dahi bankaya yatıyor. Orayla yine bir bulaşıklık yaşanıyor mu? Yaşanıyor. Bu yine geçen haftadan bir şey. Rüya vardı. Ben helalleşmiştim geçen hafta rüya yormayacağım diye.
Selamünaleyküm bir problemle karşılaştığımda çoğu zaman ümitsizliğe kapılıyorum ve telaşlanıyorum. Kendimi güçsüz hissediyorum. Bu durumda nasıl kurtulabilirim? Problemler dünya hayatında yaşıyorsunuz. Problem yaşayacaksınız, sıkıntı yaşayacaksınız. Her şeyi yaşayacaksınız. Kendinizi güçsüz hissetmenize gerek yok. Gayret edeceksiniz, mücadele edeceksiniz. Problemin rengine şekline şemaline göre bir mücadele yolu çizeceksiniz inşallah. Selamünaleyküm.
Kur’ân-ı Kerim’de cüz okurken internetten de aynı anda takip ediyorum. Bunda bir sıkıntı olur mu? Olmaz. Kur’ân okuyun Allah’ın izniyle inşallah. Hocam hayırlı geceler. Eğitim amaçlı bir bayanın sosyal medyada çocuk hikayesi seslendirmesi caiz midir? Neden caiz olmasın ki? bayanın nameli sesi haram. Yoksa çocuk eğitimi için hikaye seslendirmesinde bir sıkıntı görmüyorum.
Çünkü kadının nameli sesi, kadının bir başka erkeği cezbetmek için ve hatta hür bir kadının şarkı söylemesi, karşıdaki erkeği eğlendirmesi, haram olan erkeği eğlendirmesi İstanbul hukukuna göre caiz değil. Ama hikaye seslendirmek, bunu da bir hanefiye göre söylüyorum, bunda bir sıkıntı yok. Ya da görüntüsü olmadan sadece seslendirme yapması uygun mudur? Uygun. Çocuk kitapları için canlı resmi yapılıyor ve resimler oyuncak gibi düşünebilir mi? Düşünebilir.
Böyle o resimler benim bildiğim gibi karikatürizm, siye resimler veya hatta böyle tombul çocuk resimleri gibi resimler benim bildiğim resimlerse bunda bir sıkıntı yok. Hikayeler için kurgular yapılıyor. Kurgu olduğu bilindiği halde hikaye yazmak yalan kategorisine girer mi? Nasıl bir bakış açısı gerekir? Bir kimse kendince adı üzerine hikaye zaten, adı üzerine hikaye olunca kurgunun üzerinde olur. Ama bu kurgulama yapmaktansa böyle biz çok zengin ve derin bir kültüre sahibiz.
Çok zengin ve derin kültüre sahip olduğumuz için hikayelendireceğimiz şeylerin temelinde bir şey olmalı. Mesela sahabelerin hayatından kesitler olabilir, bir sahabenin hayatından kesitler olabilir, ne bileyim İslam dünyasının içerisinde bilhassa bizim ülkemizin çokça kahramanı var. Onların hayatlarından bir kesintiler olabilir. Bu daha tatlı, daha üretici olur gibi geliyor bana. Hayırlı geceler Allah için sevmek ve Allah için buğuz etmek ile yaratılanı severiz.
Yaratandan ötürü düsturundaki dengiyi nasıl sağlamak gerekir? biz haramlara karşıyız. Haramı işleyenler farklı bir şeydir. Özür dilerim. Biz haramlara karşıyız. Biz haramı sevmeyiz. Allah sevmez. O yüzden Allah’ın lütilere lanet eder. Biz lütilik fiiliyatını işleyen kimseyi neden sevelim ki lütilikten tövbe etsin eyvallah. Ondan sonra biz ona muhabbet besleyelim. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Eşimiz ev ve şahsımızla ilgili istişarelerde her şeye olmaz diyor ya da erteliyor.
Hanımının kendi kararlarıyla alakalı kararlarında arkasında durmuyorsa hanımı eşine nasıl davranmalı? eğer bir hanımın kendine ait bir işi var ise erkeğin o işine karışması, hanım istemiyorsa erkeğin o işine karışması caiz değil, uygun değil. Mesela diyelim ki hanımının babasından kalan bir dükkanı var. Orayı kiraya vermiş. Erkeğin ona karışması uygun değil. Kadın ona istişare ederse erkek fikrini söyler veya kadın derse ki burada bana yardımcı olur musun? Adam müsaitse yardımcı olur.
Değilse yardımcı olmaz. Adamın da derdi değil o. O yüzden burada böyle ev ve şahsımızla alakalı istişareler dediğinizde farklı şeyler bunlar. Evin içerisinde adam size danışmadan mutfağın yerini mi değiştiriyor? Veya hatta adam size danışmadan yatak odasının yerini mi değiştiriyor? Adam size danışmadan örneğin evin içerisinde farklı bir tadilat mı yapıyor? Bu ev ve şahsımızla dediğinizde değişiyor. Şahsınızın neyle alakalı istişarelere kapalı?
Örneğin bunlar farklı farklı şeyler böyle toptan bir şekilde bunlara cevap vermek biraz zor. Selamun aleyküm efendim bir arkadaşımız bizden sayıyla süre okumamızı isterse niyetini bilmeden okuyalım mı ne buyurursunuz? Bu çok moda oldu. Birine bir şey böyle amın şu kadar Yasin bana okur musun? Allah Allah. bir kimse Kur’ân’ı kerim okuyor kardeşim. Ya neden sana Yasin okursun? Öldün mü ki? Veya hatta şu kadar ayet-i kerimeyi bu kadar okunması lazım. Sen de okur musun?
Hatta zaman zaman böyle bana dahi söyleyen oluyor. selamun aleyküm, aleyküm selam. Hocam şunu bu kadar okur musun? Ya neden okuyayım? Allah için okuyalım. Eyvallah. Ama sen niye niyet ettin, niye niyet etmedin bilmiyoruz. Ben okumuyorum. Bizim isteğimiz dışında önümüze gelenler kader midir? Allah’tan geldi bu deyip razı olmak mı gerekir? Vallahi iyilikler Rabbinizden, kötülükler de nefsinizdendir. Ayet-i kerime belli benim önüme kötülük geldiyse nefsimdendir. Mücadele edeceğim.
Önüme iyilik geldi Rabbimdendir. Alacağım başıma tac edeceğim. Ama kötülük geldi nefsimdendir benim. Neden onu Allah’tan geldi bu deyip de ben ona razı olayım, kötülüğe razı mı olacaksınız? Böyle bir şey yok. Selamun aleyküm ben 14 yaşındayım ve ilkokuldan beri çok yakın olduğum bir arkadaşım var. Geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu bir paylaşımda LGBT’ye destek verdiğini gördüm. Çok kısa bir konuşmamız oldu.
Ben dinimizde bunun lanetlenmiş bir iş olduğunu, kimsenin cinsiyetini değiştirme hakkı olmadığını ve bir kızın bir kıza bir erkeğin bir erkeğe aşık olamayacağını anlatmaya çalışsam da o sürekli ben de biliyorum dinimizde olmadığını ve bu yapanın günahı kimseye ilgilendirmez, aşk sınır tanımaz ve ben de destek veriyorum dedi. Bunun üzerine ben şaşırıp kalsam da yine onu uyarmaya çalıştım düzgünce ve benim uyarım üzerine bu konu hakkında konuşmak istemediğini bu konuyu kapatmamızı istedi.
Ben de onu sıkmamak için hemen konuyu kapattım. Çok yakınlarımızda bile LGBT’ye destek verenler var ve destek veren çoğu kişi konuşmaya ve dinlemeye cesaret edemeyip ve katlanamayıp konuyu kapatmak istiyorlar. Bunun lanetlik yanlış bir iş olduğunu nasıl açıklayacağız? Özellikle dinlemeye katlanamayanlara anlatmak çok zor. Doğruyu nasıl yaymamız gerek? Böyle böyle söyleyeceğiz. Yapacak bir şey yok. Bu lanetlik bir iş.
Herkese nasihat edeceğiz, uyaracağız, tat tat söyleyeceğiz, yumuşak yumuşak söyleyeceğiz. Onları uyaracağız inşallah. Selamünaleyküm. Yaklaşık bir sene olacak ki sizlerden Toplu Zikir ve Sema programlarından maalesef ayrı kaldık. Geçtiğimiz haftada Sufiler her şeyin eskisi gibi olmasını istemezler. Yeniye adepti olurlar dediniz. Bu yaşadığımız pandemi ve zahiren ayrılık sürecinin ardından normale dönüldüğünde bizlerin durumu ne olacak? Öngörünüz ve hayaliniz nedir?
Merakımız haddimizi açtıysa hakkınızı helal edin. Helal olsun. hiçbir zaman eskiyi yaşayamazsınız. bazen arkadaşlar da zaman zaman böyle Sufilik uzun süreçte benim için Allah affetsin, büyüklenmek için söylemiyorum. Yaklaşık 33-34 yıl oldu. Baktığınız zaman eskiyi yeniden yaşamanız mümkün değil. Dünü bugüne taşımanız da getirmeniz de mümkün değil. Ben bazen arkadaşlara diyorum hadi Abdullah Efendi ile beraber ömre yapın. Mümkün mü? Değil. Neden? geçti o günler bitti.
o gündü yapılacak olan iş bugün değil. Veyahut da mesela Bursa’ya geldiğimin ilk yıllarındaki gibi arkadaşlarla evlerde toplanıyorduk. Böyle ne bileyim yemekler yeniliyordu evlerde sohbetler, zikirler oluyordu. Hadi eskiyi getir bakalım mümkün değil. Veyahut da şimdi bakın evlerde sohbetler, zikrullahlar yapılacaktı. Evlere de yasak getirdiler. Dediler ki akşam 9’dan sonra pandemiden dolayı o da yasak. Bu sefer evlerde de zikrullah olmuyor. Evlerde de sohbet olmuyor. Bakın bir hastalık geliyor.
Hastalık insanların bütün hayat standartlarını karıştırıyor, değiştiriyor. O yüzden hiçbir zaman eskisi gibi olmaz. Nereye eskisi gibi olacak? O mümkün değil. Ama muhakkak ki yeniden yenilenip yeniden nefes alıp yeniden bir şeyler olur mu? Muhakkak olur. Olmalı zaten. O yüzden sufiler benim sufilik anlayışım. Hazreti Pir der ya dün dünde kaldı cancazım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım. Dün dünde kaldı. Dünde kalana hayıflanmak, dünde kalana ahvah etmek, keşke etmenin bir anlamı yok.
Yeni bir gün başlıyor, yeni bir hayat başlıyor. Yeni bir günde, yeni bir hayatta sen yeniden yenilenerekten devam edeceksin. Bir insan dünkü resme baktıkça resmenin bütün ayrıntılarını görmüştür. Dünkü resim bitti. bir dakika, bir daha, bir daha. Bak hatırlarını canlandırsın. Başka bir şey olmaz.
6. Bölüm: Ne olursan bir daha yaşayabilir misin onu?
Ne olursan bir daha yaşayabilir misin onu? Yaşayamazsın. O yaşandı, bitti. Bunun gibi dün dünde kaldı cancazım. O zaman şimdi bakın canlı yayında internetten buradan sohbet etmeye çalışıyoruz, gayret etmeye çalışıyoruz. Bunu götürmeye çalışıyoruz. Sebep en azından sorularımızı cevaplayalım. Birbirimizi kaybetmeyelim, birbirimizi unutmayalım, soğutmayalım kendimizi. Canlı tutalım, bu konuda daha diri olmaya gayret edelim diye mücadele ediyoruz.
Cenab-ı Hak kendi yolunda mücahede edeni yolunu açar. Cenab-ı Hak böyle bir yol açtı. Şimdi bu yolda şimdilik devam ediyoruz. Muhakkak Cenab-ı Hak bir kapı aralacaktır. Ben hep öyle derim. Bir şey benden gidince ben üzülmem gidene. Neden üzülmem? Ben kendimce şöyle derim. Allah daha iyisini, daha yenisini, daha güzelini verecek derim ben. Çünkü zamanla elbise eskir ya ama eski mesajda ya kilo alırsın ya kilo verirsin, elbiseyi değiştirmek zorunda kalırsın.
Şimdi bunun gibi elbiseyi değiştirme vakti geldiğinde ya sen büyümüşsündür ya da küçülmüşsündür. İkisinden biri büyüdüysen sana daha farklı bir elbise gelecektir. Küçüldüysen daha farklı bir elbise gelecektir. Ama sonuçta senin için daha iyisidir, daha yenisidir. O yüzden asla ümitsizliğe düşmemek gerekir. Cenab-ı Hak inşallah bugüne kadar 33 yıl az değil 33 yıl rezil zebul etmediyse bugüne kadar getirdi ise inşallah bugünden sonra da son nefesimize kadar götürür.
İnşallah son nefesimize kadar Kur’ân Sünnet tarihinde bu sufilik yaşama, Kur’ân Sünnet tarihinde sufiliğe hizmet etme, yaşatma ve yaşatma mücadelesinde sizleri de bizleri de daim eyler. O yüzden zaman zaman bu tip sıkıntılar yaşanır. Biz şimdi 12 Eylül’ü yaşadığımızda, pardon özür dilerim, 28 Şubat’ı yaşadığımızdan dolayı biz bu tip sıkıntıları alışkınız, aşinayız öyle söyleyelim.
28 Şubat’da da bazı yerlerde dersler iptal ettiler, sıkıntılı zamanlarda dersler yaptık, basıldık, dövüldük, sövüldük, sürüldük bir sürü işler oldu. Her neyse oldu bitti gitti. Ama bir baktık ki ardından ellenenler olmuş, yıkılanlar olmuş, dağılanlar olmuş. onlar bir kısmı kendisi toparlayabilenler toparlayabildi. Toparlanmayanlar dağıldı gitti. Hala daha dağınıklıkları devam ediyor. Bu tip süreçlerde insanın dağılana da neden dağıldığını demem ben.
derim ki nefesi bu kadarmış, rengi bu kadarmış, yolu bu kadarmış, Allah yardımcısı olsun der, çıkarım işin içinden. O yüzden gidenin pek arkasından ağlamam ben. Biraz eleştirilirim bu konuda. sen gidenin yüzüne bakmıyorsun diye ben gidenin yüzüne bakmam. Derim ki Allah yolunu açık etsin. Buradan daha iyi, buradan daha güzel, buradan daha derin, buradan daha geniş, buradan daha olgun bir kapı göstersin Allah ona. Bizim bu konuda bir sıkıntımız yok.
O yüzden güneşi bırakıp aya gidiyorsa o yolun münafığı olur. Yolun mürtedi olur. Allah muhafaza eylesin. bir kimse Hz. Muhammed Mustafa’yı bırakıp ben başka bir peygambere iman ettim derse o iman etmiş sayılmaz. O yüzden sufilik yolunda da bir kimse örneklemek için söylüyorum bunu. Tam bir mürşidi kamili, tam bir veli bırakır da tam bir mürşidi kamili olmayan, tam bir veli olmayan bir kimse intisap ederse o da yolun mürtedi olmuş olur. Allah muhafaza eylesin. O böyle sıkıntı yaşar.
O yüzden sıkıntılı şeylerdir bunlar. Böyle zamanlarda böyle sıkıntılı zamanlarda bir kimsenin yolunu dersini sahiplenmesi, sıkı tutması, savrulmaması ondan sonra az da olsa fırsatları değerlendirip dersine devam etmesi çok önemlidir. O yüzden kardeşlerimiz böyle kendilerine sahip çıkacaklar, muhafaza edecekler. Buradan şu çıkarımı da yapmayın. Aman cemaat dağılmaması için, etrafındaki insanların dağılmaması için mücadele ediyor. Canım kardeşlerim benim derdim siz dersiniz.
Yoksa bugüne kadar Rabbim vermiş hamdü sena olsun tekrar verir. sen kendini böyle kötü bir söz söylemek istemedimden dolayı, abi bir söz söylemek istemedimden dolayı duruyorum. Sen kendini dev aynasında görme. herkesin yeri dolar. Mezarlıklar yeri doldurulmayacak olan insanlarla dolu. Velilerle, şeyhlerle, amirlerle, alimlerle, dervişlerle dolu. O yüzden hiç kimse kendini dev aynasında görmesin. Kendince sımsıkı tutunmaya gayret etsin.
Derslerine sımsıkı tutunsun, namazlarına sımsıkı tutunsun, yoluna sımsıkı tutunsun. Gerçekten bu normal değil. Bir gün gelir pandemi de biter, bir gün gelir hastalık da biter, bir gün gelir sıkıntılar biter. Yeniden o bahar gelir, çiçekler açar. Ama sen nerede olacaksın? Orası önemli. O yüzden inşallah biz de kendimizce, kendi dairemizde, kendi aklımızda, kendi fikrimizde, kendi gücümüzde Allah’ın bahşettiğiyle yeni bir oluşumun içine hamdus, sena olsun girdik.
İnşallah Cenab-ı Hak bahşeder, lütfeder, ikram eder, ihsan eder. Ben Cafer’e diyorum, Cafer hadi pandemi bittiğinde bizim şu işlerimiz de bitsin diyorum. Onu da sıkıştırıyorum biraz. Ömer, İsmail böyle bir şey yapıyoruz, sıkıştırıyoruz onları. Onlar da haklarını helal etsinler. Biz de inşallah böyle yeni döneme girerken yeni şeylerle girmek istiyoruz inşallah. O yüzden kendinizce, kendi dairemizde mücadelenizi, gayretinizi, duruşunuzu sıkı bir şekilde devam edeceksiniz inşallah.
Rabbim bizi onlardan eylesin. Selamünaleyküm. Ortalama 5 yıldır aynı dairede oturmaktayim. Her yıl tefe tüfe oranına göre zam yapıldı. Kirağımızı hiç aksatmadık. Ev sahibim 1600 TL kira ödediğimiz daireye 3000 TL zam yapmak istedi. Veremeyeceğimi beyan ettim. Ev sahibim başka bir daire bakmamızı istedi. Bu gibi durumda nasıl hareket etmeliyiz? Bu gibi zamlar adaletli bir yaklaşım mıdır? Anlaşmanıza bağlı kira akitleri karşılıklı anlaşma ile var. Bunu İslam hukuk açısından söylüyorsanız.
Bir kimse sizinle bir yıllık kira aktı yaptı. Bir yıl sonra kira aktınız biter. Adam size çık dediğinde çıkmak zorunda kalırsanız. Bu İslam hukuku ama bir de normal devletin kendince bir hukuku var. Bu devletle yaşıyorsunuz. Bu devletle yaşadığınız için tefe tüfe ne katarsa siz kira artışınızı tefe tüfe üzerinden yapın götürün adamın bank hesabına yatırın. O mahkemeye varsın sizi çıkarmak için. Bu da devletin hukuku. O yüzden böyle 3000 TL isteyemez. Devletin hukukuna göre.
Eğer ama kira kontratını ne yazık ki bir yıllık yapıyorlar büyük bir çoğunluk. Bir yıllık yapınca kira kontratını vakti gelmezden 15 gün önce adam çık diyebilir size. O zaman siz de mecbur kalırsanız çıkmak için ya da kirayı artırmak zorunda kalırsanız. Ama tabi bu hoş bir hal değil. Allah’a yiyesin inşallah. Selamünaleyküm sayın hocam. Bankalara çok borcum var. Ödeyemedikçe de borcum iki katına çıktı. Ne yapmam gerekiyor? Rabbim nasip ederse borcumu bitirip evlenmek istiyorum.
Benim gibi aynı durumda olan Müslüman kardeşlerim için dua eder misiniz? Allah’a muvininiz olsun. Canım kardeşim ne yapma bankalara gidiyorsunuz? Ne yapma bankalarla iş yapıyorsunuz? Selamünaleyküm. Öncelikle şimdiden bayramınızı tebrik ediyorum. Allah azze ve celle gayretleriniz ve himmetleriniz ve toplumunuz üzerinizde daim kılsın ve bereketlendirsin. Ben zamanında tasavvufu ve sufili şirk olarak gören o kalelardan biriydim.
Bu yönde araştırmalar yapan ve tarikatların içinde malum birçok örnekleriyle deliller ve kendimce hücretlere sahip olduğumu düşünen bir kimseydim. Rüyada sizi görerek ve sizin sohbetlerinizle düşünce dünyam bir anda değişti. Rüyada görerek sizi intisap ettim. Fakat dersi sizin şahsınızdan değil icazet verdiğiniz birinden aldım. Dersimi çekmeye başladığımda rüyada yine sizi gördüm. İsminle beni umdunuz ve sarıldınız. Haller ve rüyalar yaşadım ve irdime devam ettim.
Fakat bu halleri ve rüyaları size anlatma fırsatı yakalayamadım. Ve bu korona araya gelince hiç fırsat yakalayamadım. Rüyalarım, hallerim kesildi ve acaba atıldım mı, terkedildim mi gibi endişeler başladı. Artık rüya ve hal yaşamıyorum. Rüyalarımın en sonuncusunu size anlatmak isterim. Bir koç vardı ve üç ip bağlıydı. O koça bu iplerden birini ben tutuyordum. Diğerlerini de tanımadım. İki kişi tutuyordu. Koç ayaktaydı ve sizin elinizde bir bıçak koçun gırtlığına sapladınız ve kanlar aktı.
Bu rüyadan sonra başka rüya görmedim. En son yaşadığım halde hay esması uykuyla uyanıklık arasına bağırarak hay hay hay Allah idi. Bundan sonra başka hal yaşamadım. Size anlatmadığım için mi bu haller ve rüyalar kesildi? Ben derviş olabildim mi bilmiyorum. Üstadından alacağı eğitim, yaşadığı haller ve rüyalar ile mi olur? İle mi doğru orantılıdır? Her bir dervişin bir esması mı vardır? Ben tasavvuf-i şirk olarak gören cahil bir kala iken 360 derece dönmeme sebep oldunuz.
Ders aldım ve size intisap ettim. Bundan sonraki yol haritan ve eğitimim nasıl olacak ve kime danışacağım bilmiyorum. Demirtaş’ta oturuyorum. Canım kardeşim sen çok yakınsın. Bir gel sen benim yanıma. Demirtaş bizim yerimiz ya. Sen bir gel inşallah benim yanıma. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamünaleyküm ben sizden ders aldım. Bursa dışında yaşıyorum ama alkol içtim, nefsime uydum, günah işledim, dersimi aksattım, namazlarımı aksattım. Şimdi toparlanmak, yeniden yola girmek istiyorum.
Bana hakkınızı helal eder misiniz? Dersime kaldığım yerden devam edebilir miyim? Teşekkür ederim. Hakkımız helal olsun. Dersine devam et, namazına devam et, yoluna devam et. Tövbe et. Cenab-ı Hak tövbeleri kabul edendir. Allah muayenin olsun inşallah. Selamünaleyküm perşembe günü olsun, cumartesi günü olsun. Evden çıktığımızda yürüdüğümüz yolda bir camide vakit namazı kılıp zikrullaha ya da sohbete gelirdik. Ruh halimizde değişik bir durum ve ferahlık vardı.
Malum uzun zamandır bu durumlardan uzağız ve bu da bizler ister istemez etkiledi. Sanki farklı bir süreci girdik, sanki bir ceza gibi ve daha da farklı kötü durumlara doğru gidiyoruz. Yağış yok, depremler çoğalıyor, insanların gözü doymuyor. Her gün gözümüzün önünde çöpe giden nimetler, diğer yandan bir dilim ekmeği muhtaç ve açlıktan ölen insanlar. Ne zaman efendim ferahlık ve genişlik, ne zaman Müslümanların zalimlere karşı galip gelişi çok muzak, ne zaman zikir halkalarıyla coşmamız.
İnşallah Cenab-ı Hak en kısa zamanda nasip eylesin, tesis eylesin. Evet, zor bir süreçten geçiyoruz. İnşallah Cenab-ı Hak bu sürecin sonunda ferahlığa kavuşturacak. İnşallah. Üstadım selamünaleyküm.
7. Bölüm: Küfür etme alışkanlığı olan, küfredince rahatladığını söyleyen kimselere ne gibi tavsiyelerde…
Biraz önce söylediklerinizden hareketle kendimi terbiye etmek için 40 gün boyunca haramlara ve helallara dikkat etmeye, ederek yaşamaya niyet etmek istiyorum. 40 günü tamamlayabilir miyim bilmiyorum ama ne kadar devam edersem o kadar iyidir diye düşündüm. Allah yardımcın olsun. Sen ömür boyu inşallah haramlardan uzak bir hayat yaşamaya niyetlen. Selamünaleyküm. Küfür etme alışkanlığı olan, küfredince rahatladığını söyleyen kimselere ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?
Nefsine uymuş, o heva ve hevesine uymuş. Kendisini şeytana adapte etmiş bir kimse ya da gerçekten psikolojik rahatsız. Tedavi olması lazım. Bu vardır öyle insanlar psikolojik rahatsızlıklar olan. Onlardan birisi. Allah muhafaza eylesin. Evet. Hazreti Şems batini midir? Evet. Ama sizin bildiğiniz batinilerden değil. Allah’ın zahiri sıfatı da var, batın sıfatı da var. Bütün velilerin üzerinde hem zahir sıfatı hem batın sıfatı tecelli eder. O yüzden bütün veliler aynı zamanda batinidir.
Bütün insanlar aynı zamanda batinidir ki. Ama o tarihte geçen işi Adan ayrı mı batinlik de değil bu. Bu ayrı. Ama böyle Hazreti Şems’e laf söyleyecek, Hazreti Mevlânâ’ya laf söyleyecek olan insanlar böyle iftiralarda bulunuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Mevlânâ Mesnevide Mesnevi vahdet dükkanıdır diyor. Mesnevide methedilen kişiler Allah mıdır? Yok Mesnevi vahdet dükkanıdır derken Mesnevi birliği anlatır. La ilahe illallah da birliğinin birliktir zaten. Tekliktir .
O yüzden Mesnevi vahdet dükkanıdır derken birliği anlatır. Tabiri caizse Fisus’un şerhi gibi algılayalım. Öyle ben algılıyorum. Selamun aleyküm. Bu kadar dert ve sıkıntı dinliyorsunuz. Allah razı olsun. Siz de insansınız. Dert ve sıkıntılarınızı anlatıp rahatlıyor musunuz? Bu sıkıntılı bir soru. Biraz öyle olmuyor. Bizim öyle dert ve sıkıntılarımızı anlatabileceğimiz bir yaşayan insan yok. Hatta benim için yaşamayanlardan da yok öyle söyleyeyim. Bir ara şeyde ne oldu?
Çok seneler önce Uludağ’da Bakacak’ta bir çam ağacı seçtim kendime. O da Hz. Ali Efendimiz gidip bir kuyuya anlatıyormuş ya. O böyle kalbime geldiydi. Bakacak çıkıp orada bir çam ağacına böyle anlatıyordum biraz böyle. Aslında çam ağacı şey. Ne o? İşin görüntüsü. Sonra bir gün ne olduysa oldu. Böyle genelde oraya dersten sonra, 12’den, 1’den sonra filan gidiyordum. Şimdi rahat konuşuyorum gitmiyor mu artık o yüzden? Neyse bir gün gündüz gittim oraya nereden gittiysem. Gündüz gittim bir baktım.
Çam ağacı, her tarafından reçin akıyor. Ağlıyor. Böyle baktım bir suret gördüm. Ağlıyor orada. Yok dedim ya. Sen dedim bundan sonra buna da anlatma. Ondan sonra öyle hiç kimseye anlatmamaya şey yaptık. Benim öyle bir anlatma şeyim yoktur zaten oldu molası. Çok öncesinden dervişlik öncesinden de böyle bir derdimi sıkıntımı böyle anlatayım. Böyle bir içimi açayım. Böyle bir halim yok ne yazık ki. Hala da o devam ediyor. İşin şeyi şu daha da ketumlaşıyor.
Aslında kendi kendime bakıyorum diyorum daha da ketumlaşıyorsun hiç kimseye hiçbir şey söylemiyorsun. Ondan sonra bu sıkıntılı senin için diyorum ama söyleyemiyoruz yapamıyoruz. Ağır bir şey alışmamışız. Hayırlısı şikayetçi değilim. Yok bir sıkıntı yok. Bizim derdimiz dert değil ya. Var ya senin derdin dert midir? Benim derdin yanında diye. O yüzden şükür Allah’ımız. Dertsiz bir dünya hayal etmiyoruz. Dertsiz bir hayal etmiyoruz. Öyle sıkıntısız bir dünya hayatı hayal etmiyoruz.
Ben en azından etmiyorum. O yüzden dünya dediğiniz şey acılı, dertli, sıkıntılı. Böyle üzerine fazla acı, sıkıntı, sos gibi görün onları. Öyle sıkılmış bir dünya hayatı. O yüzden acısız, sıkıntısız, dersiz bir hayat hayat değil. Böyle meşhurdur benim kendi tezlerim. Acısız yemek, acısız hayat, acısız arkadaş, acısız dost, acısız eş tat vermez insana. Bu benim kendi felsefem. Etrafı acılarla, sıkıntılarla, yorulmuş insanlardan oluşacak.
Çünkü o bir yol gidiyorsun ama evlilik hayatı, ama iş hayatı, ama aşk hayatı. Ama neyin varsa, sevgilin de varsa, aşk hayatı da yaşıyorsan, işin de varsa, bu hayatın bütün perdeleriyle geçerli, acılı olacak biraz. Sıkıntılı olacak, dertli olacak, problemli olacak, iniş çıkışları olacak, yokuşları olacak, dikenleri olacak, taşlıkları olacak olacak. insan arkadaşını, dostunu, eşini, sevgilisini, arkadaşlarını, yol arkadaşlarını, her şeyini yolda tanır.
Sıkıntının içerisinde tanır, hastalığın içerisinde tanır, iflazın içerisinde tanır. Ondan sonra ne bileyim, o yüzden öyle tanır insan onları. bir bakarsın böyle o kimse seninle çok samimi, çok iyi ama sen bir sıkıntıya düştüğünde göremezsin yanında. Ha dersin ki kendince bir sıkıntı da gitti, bir problem de gitti. Veyahut da bir öteye git dedin, o öteye git dedin de çıktı gitti gibi. Veyahut da bir baskı olur, bir sıkıntı olur, bir şey lazım olur o esnada. Veya o öyle görür, bırakır gider seni.
Mesela ben iflaz ettim de büyük bir çoğunluk bizim, o bizden para isterse diye çekip gittiydi yanımdan ayrılmıştı. Etrafımızdan ayrılmıştı. Veya ne bileyim 28 Şubat’ta bırakıp gidenler oldu. Örneğin. Böyle sıkıntılı zamanlarda, problemli zamanlarda bütün herkes rengini, boyasını, kilosunu, onolsun boyunu, posunu, adamlığını, kadınlığını, ciğerini, kanlını, kansızlığını, süt bozukluğunu, süt süzdüğünü veya sütü temizliğini gösterir.
O yüzden sıkıntı, dert, gam, kasavet, acı, problem hem seni pişirdiği gibi senin etrafını da ya pişirir ya da pişirerekten sağlamlaştırır ya da onlar bırakırlar giderler. O yüzden her zaman benim felsefem olur. Gidene neden gidiyorsun demem. Kendince haklıdır. Mesela birisi gelir der ki ben böyle sıkıntıya gelemem, ben gidiyorum. Allah yolunu açık etsin. Sonra tekrar gelir o mesela ben gelmem. Yok kardeşim geçti, bitti. Yok öyle bir şey. bu böyle bir şey. O yüzden hepimizin başına gelecek.
Veyahut da bazıların başına gelmiyor. Görüyorum ben mesela. Veyahut da izliyorum. Mahdümmü ya maşallah. Cenab-ı Hak buna da böyle bir hayat vermiş. Ama bizim kardeşlerin büyük bir çoğunu, bakın büyük bir çoğunu, gamın sıkıntısı, derdi, problemi, acısı fazla olan arkadaşlar. Biz böyle fıkara garip bir dergahız. Eğer dergah denilecekse topluluğuz öyle diyelim. bizim kendimizce arkadaşlarım böyle bazen zaman zaman sohbet esnasında filanca hali vakti yerinde bir derdi yoktur diyor. Gülüyorum ben.
Çünkü o kimseyi bir tanıyorum ya. bizim şu anda arkadaşlarımızın içerisinde topyukun söylüyorum. Dertsiz, gamsız, kedersiz, sıkıntısız hiç kimse yok. Hamdolsun. Böyle biz dertlerin, sıkıntıların, gamın, kederin, acının bol olduğu bir topluluğuz. Hamdolsun. Bundan da ben şikayetçi değilim. Cenab-ı Hak hamdolsun. Kadınlar, erkekler, evliler, bekarlar, büyük iş yapanlar, küçük iş yapanlar, memuru işçisi, bütün hepsi de bir yerde. Hepsi de gamlı, dertli, sıkıntılı, problemli.
Ondan sonra bir taraftan kanadı kırık biz. Biz böyle kanadı kırıklar, gönlü kırıklar, içi kırıklar, böyle üzüntülüler, sıkıntılılar bir yerde toplanmışız. Kimisi anasından, kimisi babasından, kimi eşinden, kimi dostundan, kimi çocuğundan, kimisi ne bileyim herhangi bir yerden. Bir yerden bir kanca ona takılmış, bir yerden bir hançer yemiş, bir yerden bir çelme yemiş, bir yerden bir problem yaşamış. O yüzden bu şey değil, dinlemekten de gocunmam, yorulmam. Cenab-ı Hak’a hamdolsun.
Allah sağlık, sıhhat, afiyet verdiği müddetçe dinlemeye, arkadaşların dertleriyle dertlenmeye, kamlanmaya, problemlerini çözmekte vesile olmaya, ne bileyim acılarını dindirmekte vesile olmaya devam edeceğiz inşallah. Şükür. Selamun aleyküm, yakın derecede bir akraban var ve aile olarak hepimiz bu kişinin sizofren olarak rahatsız olduğunu görebiliyoruz.
Mesela bir ortamda iki üç aile oturup muhabbet ederken o kişi olmadık bir şeyden, sen öyle dedin veya bu tavrın bana de diyerekten sert bir şekilde tepki gösterebiliyor ve ortamın gerilmesine sebep oluyor. Ailedeki büyükler ya da akli senin birisi o yardına hemen saldırıya geçiyor ve asla kabul etmiyor. Peki bu durumda bu kişiye nasıl yardımcı olabiliriz? O sizofrenler, böyle panik ataklılar, psikolojisi böyle bozuk kimseler rahatsızlıklarının kabullenmiyorlar.
Ondan sonra böyle değişik bir haldeler. Onlara rahatsızsınız derseniz bu büyük bir sıkıntı ya da panik atak. Büyük sıkıntı. O böyle değişik, agresif hareketler yapıyor. Küçücük bir şey büyütüyor mesela. Sizofren olanlar olmayan şeyleri olmuş gibi kabul ediyorlar, öyle davranıyorlar. Bu gibi şeyler yaşanıyor insanlarda. Ve bu böyle gün geçtikçe zaman içerisinde artıyor. İşin en ilginç bu. Arttıkça da bunların toplum içerisindeki tavır davranışlar sıkıntılı olmaya başlıyor.
Bunlar olmayan bir şey olmuş gibi gösteriyorlar. Ne bileyim yaşanmamış bir şey, yaşanmış gibi zannediyorlar. Ailenin içerisinde veyahut toplumun içerisinde bir şeyi ona yönelik bir şey olduğunu zannediyorlar. Dünyanın kendi üzerlerinde veya kendi etraflarında döndüklerini düşünüyorlar. böyle bir şey ki bu böyle siz böyle ortaya bir laf söylemiş olsanız sanki ona söylemiş oluyorsunuz. Bu böyle aile içerisinde olsun, toplumda olsun her yerde bunlar var.
Bu böyle sizofreniden fazla böyle bipolar bozukluğu bunlar. Bunlar bipolar bozukluğu olanlar her şeyi kendi üzerlerine alıyorlar. Bu ailelerin içerisinde de oluyor. Mesela siz normal bir şey söylüyorsunuz, normal bir şey söylediğinizde bana söylediniz diyor. Bu zaman zaman şeyde de oluyor. Mesela ben Twitter’da bir şey paylaşıyorum, bana söyledin diyor. Ya sana söyleyecek olsam direkt sana söylerim. Sana neden söyleyeyim? Veya sen üzerin aldıysan alındın.
Ama bunlar genelde böyle bipolar bozukluğu olanlar yaşıyor bunu. Twitter’da 8000 kişi varsa bilmiyorum kaç bin kişi takipçi. 8500 kişiden 5 kişi 10 kişi 8500 kişiden 5 kişi. Bunu bana mı söyledin? Allah Allah. Ya sana söyledim ne yapacaksın dövecek misin? Yapma o zaman öyle bir şey. Aslında şunu demiyor. evet bu bende var benim üzerimde bu da var. Allah beni affetsin. Veya evet ben böyle konuşuyorum, tövbe ediyorum Allah beni affetsin. Böyle bir şey söylemiyorlar.
Çünkü bu tip psikolojik rahatsızlıkları olanlar tecrübe bende bu. Psikolojik rahatsızlıkları olanlar kendilerince kendi psikolojik rahatsızlıklarını kabullenmek istemiyorlar.
8. Bölüm: Ne kabullenmiyorsun?
Bu şeker hastalarının şekerini kabul etmediği gibi. Şeker hastalarda psikolojisi bozuluyor. Şeker hastalarda psikolojisi bozulduktan sonra bir müddet sonra bende şeker yok diyorlar. Bunu da annemden biliyorum ben veya yakın dairede şeker hastalarından biliyorum. Ben iyileştim ya benim şekerim yok diyor. Patlatıyor bir kilo baklavayı ondan sonra şeker 700 oluyor. ya şeker hastasın . Ne kabullenmiyorsun? Veya da değişik bir hastalı olan kimse var. Hastalığını kabullenmiyor.
Ben hasta değilim diyor. Ya hastasın hastalığını kabullen. Ne kabullenmiyorsun? Ama bu psikolojik rahatsızlıkları olanlar hiç kabul etmiyorlar. Böyle bipolar sıkıntılı olanlar artık bu artınca sizofreneye geçiyor zaten. Önce panik atakla başlıyor veya pesikolojik takıntılarla başlıyor bu insanlarda. Mesela panik atak hastalığı olanlar bipolar olmaya aday veya psikolojik rahatsızlıkları olanlar takıntılı olanlar mesela bipolar olmaya adaylar.
o eğer takıntısını, psikolojikliğini tespit edebilir onu orada tutabilirse bir sıkıntı yok. Ama bunun bir çıtüstü bir çıtüstü bipolar bozukluk. Ben böyle bu konularda çok uzman bir kimse değilim. Ben tecrübemle söylüyorum onu. Bunun muhakkak bayan kardeşlerinden bu konuda eğitim almış olan kardeşlerimiz var. Bayanlar bu konuda bilgi alabilirler onlardan. Erkeklerden bu konuda eğitim alan var mı yok mu bilmiyorum ama bayanlardan bir hayli var. 4-5 tane arkadaş var.
Daha fazla belki de bunun eğitimini almış olan. Şimdi bayanlar onlardan bunun eğitimini alabilirler veya tedavisini sorabilirler veya kendilerini onlara bir gözden geçirebilirler. Arkadaşlarımız kardeşlerimiz var bu noktada. Şimdi bu dergah içinde de var. Arkadaşların içerisinde de var böyle benim tespit ettiğim psikolojik, psikolojik rahatsızlıklar olan bipolar bozukluğu olan şizofreniye doğru giden arkadaşlar da var. Ben onları öyle sakın yanlış anlaşılmasın onları red etme noktasında değilim.
Bizim bir topluluğuz. Bizim içimizde rahatsız olan da olacak olmayan da olacak. Hepsi de olacak. Ama bunlar böyle söylenmemiş bir şey söylenmiş gibi kabulleniyorlar. Veyahut da siz mesela ona o size bir şey yazıyor siz onun yazdığına tırnak içerisinde alıp ona gönderiyorsunuz neden bunu yazdınız diye. O diyor ki bana böyle dedin.
Ya ben sana böyle demedim sen bana bunu yazmıştın ben de sana cevap olarak bu ne bana neden böyle yazdın diye gönderdim de bu ama bir kişi de değil ben böyle üçü beş kişi de bunu yaşıyorum. bana böyle dedin diyorum bak sen bunu daha önce böyle yazmıştın bana ben senin yazdığını komple tırnak için aldım gönderdim neden böyle yazdın diye. O diyor ki sen bana böyle yazdın. O tırnağı da görmüyor veyahut da daha önce yazdığını da görmüyor. Şimdi bunlar böyle pisizlik saplantılar.
Aynı şey aileler içerisinde oluyor veyahut da geliyorlar mesela benimle konuşmaya ben konuştuklarını not alıyorum gözlerinin önünde alıyorum böyle başlıyorum o anlatıyor ben not alıyorum görüyor not aldığımı. Diyorum ki on dakika önce böyle dedim ben demedim diyor. Ben demedim dediği anda ben teşhis koyuyorum diyorum ki bu bipolardan başlamış. Evet bu diyorum rahatsızlık başlamış bunda. bir sufinin ben demedim diyeceği son kişi üstadıdır ona da diyorsa onda başlamış rahatsızlık .
Anlatıyor bu sefer ondan sonra diyorum ki sen yalnız gelme anneni al babanı al eşini al çocuğunu al onunla beraber gelsen onun yanında konuşalım diyorum. Alıp getiriyor mesela o şimdi yine not alıyorum böyle dediydin diyorum ben ondan sonra yine diyor ben öyle dememiştim bu sefer yanındakine diyorum. Diyorum böyle demedi mi dediğim diyor o şimdi bu sefer ona bana çok sert yapamıyor ama yanında getirdiği eşidir çocuğudur annesi ona sert yapıyor.
Diyorum bu rahatsız sonra yakında diyorum ki bu rahatsız bunda bipolar bozukluk var veya şizofreni var bunda şizofreni daha ağır tabi. bir böyle kimseye şizofreni tespiti koymak gerçekten ağır. Onu ben koyabilecek noktada değilim ama baktığım zaman diyorum ki yok bunda var mı sıkıntılar diyorum ama genel olarak bipolar bozuklukları o şimdi kardeşimiz yazmış ya. akrabalardan birisi problem çıkıyor böyle böyle oluyor diye evet o bir polar bozukluk mesela.
örneğin küçücük bir şeyi büyütme veyahut da olmayan bir şey olmuş gibi kabul etme veyahut da her şeyi kendi görüngesinde döndüğünü zannetme. Mesela o bazen zaman zaman diyorum ya yazmış bir sayfa cevap diyor bana. Bana altından da cevap soru işareti. Cevap yaz baktığın zaman bir sayfa yazmış onu okuyacaksın tek tek roman gibi ondan sonra ona bir de oturacaksın cevap yazacaksın diyorsun ki örnekliyorum onu sohbette sor.
örneğin bugün cumartesi ben hiçbir burada bir kimsenin sorusunu silip atmıyorum. Sohbette sor sohbette cevaplandıralım herkes duysun ama yok o özel cevap vereceksin veyahut da özel bir muamele de bulunacaksın ona. birine dedim ki telefonumda dedim ayıkladım ayıkladım ayıkladım dedim o ara 2300 kişi vardı dedim 2300 kişi var. 2300 kişinin dedim bir gündü yüzde onu bana soru sormuş olsa 230 kişi 230 kişiye ben dedim 5’er dakika ayırmış olsam günüm yetmez benim.
benim başka bir işim yok mu başka bir hayatım yok mu ama yok o şeyden whatsapp’tan veya mesajdan sana ulaştı bir şey yazdı. Sen muhakkak ona cevap vereceksin muhakkak onun telefonuna cevap vereceksin yazdığına cevap vereceksin bir polar bozukluk ona göre hayatı yaşayacaksın. bu böyle sıkıntılı bir durum ve onun dediği doğru onun dediği neden başka bir şey yok veyahut da hep sen yanlış yapıyorsun o hep doğru.
O hep doğru o sizi istediği gibi eleştirecek istediği lafı söyleyecek hakaret edecek ama onun ki doğru sonra dönecek hiçbir şey olmamış gibi özür dilerim affet diyecek. Sen yine onu özür dilerim özrünü kabul edip yürüyeceksin böyle bir kısır döngü bu bunlar pisicik psikolojik takıntılarla başlıyor bir polar bozuklukla devam ediyor sona şizofreniye dönüyor.
o kimse bunun farkına varıp veya çevresindekiler farkına varıp onu tedavi ettirmeli veya o kimse kendini tedavi ettirmeli benim böyle böyle takıntılarım var demel. Mesela örnekliyorum şimdi ben kendimi örnekliyim ki millet kendi üzerinde alınmasın mesela benim de takıntılarım var ben farkındayım bunun.
Bakın ben bunun farkındayım ama ben onlara bakıyorum kendimce seviyorum okşuyorum onları diyorum ki güzel takıntı bunlar iyi takıntı bunlar bu takıntılar beni rahatsız eden etrafı rahatsız eden takıntılar değil. Benim kendi böyle özelliğim gibi olmuş artık onlar bunda bir sıkıntı yok ama merakı mesela bu biraz daha büyürse psikolojik sıkıntılar olmaya başlar.
Bu sıkıntılı bakın bu sıkıntılı benim bazen disiplin açısından mesela aşırı disiplin ediyorum kendimi o zaman ben kendim de zaten fark ediyorum mesela ben sohbet hazırlayacağım değil mi ben kitlerim kendimi. Hiçbir şey gözüm görmez benim ben odaklarım kendimi oraya ben de takıntı gibi o o sohbeti hazırlayamazsam ben rahatsız olurum ben şimdi mesela bugün sohbet var ya ben o sohbeti üç sefer dört sefer elden geçiriyorum.
Kendi kendime düşünüyorum bununla alakalı âyet-i kerîme varmıştı okudum mu çünkü yaptığımız şey basitmiş gibi görünüyor mesela sufi eserlerinin içerisinde en fazla eleştiriye uğrayan eserlerden birisi fissustur ikincisi mesnevidir. O yüzden fissusu ve mesneviyi şerh etmek herkesin işi değildir. Sebep İslam dünyasında en fazla bakın eleştiri alan iki eser vardır fissus ve mesnevi. Şimdi fissusun dili ağır olduğundan onu eleştirmek herkesin işi değildir.
Onu biraz böyle mürekkep yalamış zanneden ahmaklar onu eleştirip küfrüne fetva verirler. Ama mesnevinin dili biraz daha fissus gibi ağır olmadığından önüne gelen ahmak kafalılar onu eleştireceğim diye uğraşır. Kuş beyinliler. Böyle olunca ben Allah affetsin buraya mesnevi okumak için çıkmazdan önce ben kendimi bir buçuk iki gün kilitliyorum. Halbuki altı üstü on beyt diyorsun değil mi? Ama yok ben o beytlerin karşılığı ayet-i kerimeleri bulacağım.
O beytlerin karşılığı hadis-i şevkleri bulacağım. Hz. Mevlânâ Celalettin Rum hazretlerinin mesnevisininki beytlerin Kur’ân’dan bir tefsir olduğunu, hadis-i şevklerden bir tefsir ve şerh olduğunu göstereceğim. kendimce niyetim bu. Aynı zamanda da arkadaşlara mesnevinin Kur’ân ve sünnet tarihindeki bir sufi eseri olduğunu da göstermiş olacağım arkadaşlara kardeşlere. Şimdi böyle olunca ben de saplantı halinde bu.
mesela bugün kolay kolay hiçbir telefona cevap vermedim, hiçbir mesajda cevap vermedim. Veremedim neden? Kendimi buna odakladım. dün yarım yamalık başladı bugün artık iyice odakladım onu. Ama mesela bugün mesajına cevap bekleyen cevap alamadı, telefonuna cevap bekleyen telefonuna cevap alamadı. ondan sonra da onların içinden kendilerince eleştirenler yok bize bakmadı, bize etmedi, bizi yapmadı diyenler muhakkak çıkacak. Ama bu da bende bir saplantı.
Ben bir iş yaparken başka hiçbir şey görmek istemiyorum. Eğer benim o işim umumu ilgilendiriyorsa. Örneğin ben dergahta zikur-Allah yapacağız. Ben ona odaklarım kendimi. Ve hasemâ etçe ona odaklarım kendimi. Örneğin bu tip mesela bu bir saplantıysa bende evet bu bende bir saplantı. Ama bende böyle Allah affetsin aşırı derecede beni sıkıntıya sokacak. Bir polar bozukluğa götürecek bir saplantı değil.
O yüzden etrafımızda, arkadaşlarımızda, kardeşlerimizde, akrabalarımızda bu tip insanlar olabilir mi? El cevap olabilir. Biz onlara karşı nasıl davranacağız? Onlara karşı da biz ona bu rahatsız. Evet. Rahatsız bir kimsenin böyle ona cevap vermek hele o rahatsız bir de cahilse konunun cahiliyse ona cevap vermek büyük handikap. Hiç cevap vermeyeceksin. Hiç cevap vermeyeceksin. Susacaksın. Ama onun yakın dairesine söyleyeceksin diyeceksin ki bu rahatsız bunu tedavi edin. Allah bizi affetsin.
Şunu da eklemek istiyorum. O kişi sürekli böyle davrandığı için kendisiyle görüşmek istemiyorum. Beni psikolojik olarak çok yoruyor. Siz sevmemizi tavsiye ediyorsunuz fakat bu durumdan dolayı ben bunu o kişiye karşı yapamıyorum. Şimdi bir karşımızdaki kimse rahatsızsa, rahatsızlığı da kendisi tedavi etmiyorsa o zaman o kimseyle aramıza mesafe koyabilir miyiz? Evet. Bu hak var mı bizde? Evet. Rahatsız bir kimse. ben bazen arkadaşları tavsiye edip bulunurum.
9. Bölüm: Sebep?
bir kimse rahatsız onunla bakıyorsunuz, onunla ilgileniyorsunuz. Kendinize dikkat edin derim. Sebep? hasta iyileşirsen hasta olursun sonra. Bu tip böyle bir polar bozuklukları olanlarla ilgilenenler bir müddet sonra kendileri hasta olurlar. Dikkat edecekler kendilerine veya psikolojik rahatsızlık yaşayanlarla ilgilenenler bir müddet sonra kendileri rahatsız olabilir. Kendilerini karantinye alabilirler mi? Evet. Rahatsız çünkü. Rahatsız çünkü.
Allah affetsin, Allah tedavi versin, şifa versin inşallah. Selamünaleyküm. Zikrin dilden kalbe indiğini nasıl anlarız ya da anlayabilir miyiz? Anlarsınız. Kalbinizin sesi ne zaman ki kulağınıza geldi zikril kalbe indi. Kalbinizin sesi böyle huzur içerisinde durdunuz kalb. Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah Allah. Atıyor. Dinliyorsunuz siz de o sesi duyuyorsunuz. Zikrullah kalbi inmiş. Kendinize sakın kalbi indi diye hükmetmeyin. Selamünaleyküm.
Ben en az 70 en fazla 100 defa felak süre çıkmak rızık bolluya sebeptir demiştiniz. Bu doğru mudur? Ben en az 70 defa yapmaya çalışıyorum. Ben Fatiha demişimdir onu. Siz felak olarak anlamış olabilirsiniz. Siz onu Fatiha şerif olarak alın. Zâkir ile sorumlu kişi arasında kalan derviş nasıl yol izlemeli? Zâkir ile sorumlu kişi neden aynı güzergahta değiller ki arasında neden derviş kalsın? bunlar böyle çocukça şeylerdir. Basit şeylerdir bunlar. Çocuklar bu hale gelir. Zâkir de mi çocukluk yaptı?
Sorumlu kişi de mi çocukluk yaptı? İki çocuğun arasında mı kaldı derviş? Bunlar olmaz. Doğru şeyler değil. Neden? bu böyle bir şey olmaz. örneği ekliyorum ona. Ne demiş? Her kitabı da haklı olarak görüyor kendini. Ya bir meselede beş kişi dahi haklı olabilir ama doğru istikameti üstadadır. Üstad bir şey dediyse herkes bitmiştir mesela. Bu kadar basittir. bu sufi dünyanın içerisinde beş tane on tane doğru olabilir. Onun en doğrusu üstadın söylediğidir. O yüzden diyorum arada derede kalınmaz.
Üstadın sözüne söz konulmaz. Söz konuluyorsa zaten sufilik bitiyor orada. Benim için haksız olan kişi Zâkir çünkü Alen’e bir derviş kardeşe ağır konuştu. Hatalı olsa dahi ben sizden böyle bir davranış hiç görmedim. Zâkir ve Çavuşlar size en çok benzeyen kişiler olmalı diye düşünüyorum. Bu durumda ben ne yapabilirim? En çok bana benzeseler şeyh olurlar ya. Ben şeyh değilim ama onlar şeyh olurlar. Allah affetsin. Yok bunlar şey değil. Herkes hata yapabilir.
Bütün kardeşler eksik noksan kusurlu davranabilirler. Önemli olan doğru istikameti bulmaktır. O yüzden doğru istikamet varsa bir problem. Üstadı danışırlar. Üstadları onlara bir yol çizer. İnsimin direncim yüksek, rahatsızlık çok yaşıyorum. Diyet tam yapamıyorum. Hemzele’nin annemi ne tavsiye ederseniz çok. Diyet yapmana gerek yok. Şeker’i kes yeter. Dilek duası. Bu dua 1892 yılında birinin eline geçmiş. Onunç kapıya dağıtmış. Zengin olmuş. Bir fakirin eline geçmiş. Yırtıp atmış. Ev yanmış.
Canından olmuş. Kısmet açılmayan bir kızın eline geçmiş. Onunç kapıya dağıtmış. Kısmet açılmış. Eline geçip dağıtmayan tüccar iflas etmiş. Sen de on üç kişiye gönder. Allah’ın izniyle dört gün içinde kabul olsun. Ayet Kur’ân-ı Kerim’de mevcut. Dilek duası. Allah Allah. Allah Allah. Hakkınızı helal edin. Bu tip mesajlar geliyor. Yazıda zorunu paylaşın diyor. Sanki baskı altında kalmış gibi hissediyorum. Ne yapayım? Allah bu insanlara, Ümmet-i Muhammed’e selamet versin.
Kur’ân Sünnet versin inşallah. Allah’a sığınma. Allah’a sığınma. Allah’a sığınma. Allah’a sığınma. İnşallah ya. Ay ay ay ay ay ay ay. Hayatım boyunca hiç yapmamışımdır. Tekerzadan selamlar ve aleyküm selam. Selamun aleyküm. Yazdığınız okuduğunuz şehirlere hasret kaldık. Allah hasretinizi dindirmeseyiz. Allah iyi etsin inşallah. İnşallah. Allah’a emanet olun. Selamun aleyküm. Yakın bir arkadaşım kendisini medresede yetişmiş ve ebcet hesabı. Ne olduğunu bilmiyorum parantesi içinde.
Bildiğini söylediği bir büyüğüne yalnızca adımı söylemiş. O da benim için aşk acısı çekti. Ve yine benim için tehlikeli biri olduğunu söylemiş. Kulak asılmalı mı? Ebcet hesabı nedir? Ne güzel aşk acısı çekmiş. Boş ver iyi bir şey. Allah’ı yesin. Allah herkese aşk acısı versin. Güzel bir acıdır o. O yüzden ebcet hesabı nedir? Harplere değişik değerler veriyorlar ama onu tam böyle yapan kimse az. O yüzden ben kulak asmam öyle şeylere. Ölmeden ölmek var derler ya bazen ben öldüğümü hissediyorum.
Özellikle arabada yalnız yolculuk edeyim. Tevhid çekerken ölmüşüm diye bu dünyada boşlukta imişim gibi oluyor. Ve bu aralar sıklıkta oluyor. Ben de ısrarla tevhide devam ediyorum. Fakat bazen yol nasıl bitti anlamıyorum. Kaza yapıp birine zarar vermekten korkuyorum. Hayırlı ne yapayım? Hayırlı gecelerim. Hayırlı ne yapayım? Hayırlı geceler. Allah razı olsun. Olsun bir sıkıntı yok. Sen ölmeden önce ölünüz. Sırrını ulaşmaya çalış. Kimseye de zarar verme. Hocam selamünaleyküm.
İki buçuk aydır geceleri rahatsız gece olunca başlarda konuşamıyordu. Şimdi ise yataykan sıçramayla uyanıyor. Bağırıyor. Dokunmayın, ellemeyin diyor. Biz her akşam hastanelerdeyiz ama bir şey çıkmadı hocam. Ne yapalım? Yaşı küçük hocam, on yaşında. Her akşam hastanedeyiz. Bir şey yok diyorlar. Başta epilepsi mi acaba? Psikolojik mi diye düşünüp kararsız kaldık. Hep epilepsi şurubu hem de psikiyatri hapa verildi. Ama akşam uykuya daldığı an sıçraması, bağırması başlıyor.
Kendinde olmuyor, bizi duymuyor. Kesinlikle ancak serumdan vurulduktan sonra kendine geldi. Geldiğinde de yaptıklarını hatırlamıyor. Kendimi öldüreceğim, seni öldüreceğim. Bana dokunma, beni oraya koyma gibi şeyler söylüyor. Vaka ağır. Vaka bilhassa, bilm bi hayli övremde. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Bu psikiyatrinin işinden içinden çıkabileceğini tahmin etmiyorum. Psikiyatrilik bir durum değilmiş gibi geldi bana. Allah iyiyesin inşallah.
Müslüman olarak dünyaya geldim fakat oruç için hiçbir ibadet yapmıyorum. Yapamıyorum. Ne olur bana tavsiye verir misiniz? Hemen namaza başla. Hemen namaza başla inşallah. Gün içerisinde abdest olmak için abdestin farzlarını alsak uygun olur mu? Olur. Tasavvuf yolunda hangi kitaplardan başlayalım? Sıfırdan. Çatalcalı. Eyvallah. Eyvallah çatalcalı. Sıfırdan başlayacak olan kimse, Diyanetin de yayınladığı olabilir. Başka bir yöntemde de olabilirler. Bir de Diyanetin de yayınladığı olabilir.
Riyaj salinini alacak. Üç çirp. Hadis kitabı. Sıfırdan başlayan bir tane küçük bir ilmal kitap alacak. Namaz, abdest, oruçla alakalı. Sıfırdan başlayan. Ondan sonra bir tane de Kur’ân meali alacak. Onlar bu üç tane kitap olacak elinde. Salavat hatmi yapmak için yüz bin tane mi çekilmeli? Evet. İstişaresiz karar almayın diye buyurdunuz. Bir beldedeki dergahı değiştirirken ya da yenisi tutulmadan dergahı kapatırken, o dergah müntesi bütün kardeşler ile mi istişare edilmeli?
Yoksa sadece üstadına sorup buna göre mi yol izlemeli? Bir an bir kimse sadece üstadına sorup istişare edip böyle yol izleyebilir. Bu da doğrudur. Veyahut da orada bu konuyla alakalı birinci derecede kimselerle toplayıp istişare edip, öyle de karar verebilir bunda bir sıkıntı yok. Çünkü oranın zâkiri hükmedecek ona. bu konuda ders yaptıran kimselerle mahallede varsa onlar onları toplayıp böyle bir karar alabilir. Bazen mahremiyet vardır. Hiç kimseye, danışmaz üstadına danışır.
Böyle bir karar da alabilir. Bunların zaten üstadına danıştıysa mesele bitmiştir. Darül Harp’te tasarım çalmak kul hakkı cahiz midir? Darül Harp’te model kopyalamak, satmak cahiz midir? Şimdi Darül Harp’te harbine zarar vermek cahizdir. Harbine zarar vermek, Darül Harp’te. Onunla Hanefiler böyle bir fetva vermişler. Allah’a şerrinden hocam hakkınızı veren özel bir konu için emailiniz ya da e-postanız varsa yazabilir misiniz? Kripto para alıp satmak uygun mudur? Görüşlerinizi lütfeder misiniz?
Allah sizden razı olsun. Vallahi kripto para alıp satmak uygun değildir desek sıkıntı olur. uygun ama ben yapmam. Birisine de tavsiye etmem. Selamünaleyküm. Uykuda beş kez Eyüzü Besmele çekildiğinde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem görüleceği ile ilgili bir hadis paylaştınız. Uykuda o uyanıklık hâlini yakaladığımızda çekilecek başka zikirler de var mıdır? Bir de ben beş Eyüzü Besmele okudum. Uykumda hamdolsun Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i gördüm lakin konuşamadım.
Hamdolsun görmüşsün. Şükürler hamdolsun. Allah’ımı gösterdi. İnşallah konuşturur da. Selamünaleyküm. Selamünaleyküm. Müslümanların melek arkadaşları olabilir mi? Ellerinizden öpüyorum. Olmaz desek sıkıntılı olur ama onlar melek zannederler. O yüzden melekler akıl ve fikir yürütmediklerinden dolayı bir kimsenin melek arkadaşı olmaz. Ama melek, Cenab-ı Hak melekleri ile ona yardım edebilir mi? Evet. Evet. Böyle giderse önümüzdeki hafta hiç sohbet etmeyeceğiz herhalde. Aynı anda 87 tane soru var.
Karşı komşum sürekli eksik olan yetişme soruları var mı? Evet. Evet, evet. Evet. Evet, evet. Evet, evet. Evet. Evet. Evet. Evet. Evet. Karşı komşum sürekli eksik olan yiyecek mutfak ihtiyacına bana geliyor. Ben de komşuluktur diyerek veririm. Ama aldığı hiçbir şey geri iade etmiyorum. Bu durumdan çok rahatsız oluyorum. Bu durumda nasıl bir tavır sergilemem gerekir? Olan bir şey de yok diyerek yalan söylemek istemiyorum. Bana ne tavsiye edebilirsiniz?
eşiniz müsaade ediyorsa, o kimse de bunu böyle yol edinmediyse, eğer gerçekten ihtiyacı varsa bunda bir sıkıntı yok. Ama bunu böyle yol edindiyse, ne bileyim eşiniz de bunu müsaade etmiyorsa, tatlı bir şekilde söyleyebilirsiniz. kusura bakmayın, eşim çok fazla müsaade etmiyor bu tip şeylere de. Hep çıkarsınız. Sizleri tanımadan önce günahkar biriydim. Samimi tövbe ettim ve sizin verdiğiniz dersleri çekiyorum. Tekrar dönmek istemiyorum.
Beni elindeki uygunsuz video ve resimlerle tehdit ediyor ki, ilk dönemlerde çok korkuyordum. Şimdi korkum azaldı. Sizlere mesele eyle. Allah’ın ipine sarıldım. Hasbuna Allah, huve nimel vekil. Aradığında ben tövbe ettim. Beni bırak mı diyeyim, yoksa Allah’ın ne yaşatacaksa yaşarım diye, akışına mı bırakayım? Allah aşkına cevap verin. Söyle ben tövbe ettim, ben yolumu değiştirdim, ben evliyim. Bu konuda beni rahatsız etme.
10. Bölüm: Ondan sonra ben Allah yoluna döndüm. Beni rahatsız etme deyin, görüşmeyin….
Ondan sonra ben Allah yoluna döndüm. Beni rahatsız etme deyin, görüşmeyin. Telefon numarasını da değiştirebilirsiniz. Böylece size ertibat kuramaz. Şimdi insanların, bütün herkes için geçerli bu. İnsanların bir dönemi vardır, bir hayatı vardır. gayrimeşrur ilişkileri olur. Kur’ân ve sünnetin dışında bir hayat olur. Hataları, kusurları, eksiklikleri, noksanlıkları olur.
Bir kimse o hayattan kopup, kur’an ve sünnet yoluna döndüyse, tövbe yoluna döndüyse, o hayatla olan bağlantısını kökten kesip atmalı. Telefonsa telefonunu değiştirecek, adresse adresini değiştirecek, bir arkadaş topluluğu varsa gerekirse, o arkadaş topluluğunu değiştirecek. Bunlar bayan ise bunu daha keskin yapmalı. Değiştirmeli, o tarafa doğru mail etmemeli. Erkek ise bu erkeğin kendi psikolojik durumuna bağlı. Mesela bazı erkekler vardır, yeniden harama mail ederler. O zaman o kestirip atacak.
Bazı erkekler vardır, dirayetlidir veya bazı kadınlar vardır, dirayetlidir. Onlar böyle görüşmeye, konuşmaya devam edebilirler. Ama dirayetsizse kestirip attıracak. Kardeşimin görümcesi. Kardeşinin görümcesi. Evet. Evet. 7 yıl önce benim düğünümde küçük altın takmış. Geçen hafta onun oğula evlendi. Ben de 50 lira gönderdim. O kişi düğünden sonra beni arayıp 50 liradan iade ediyorum. Ben sana altın takmışım, altınımı istiyorum dedi. Ben böyle şeyleri takip edip aklında tutan biri değilim.
Durumum ne kadar o kadar götürmeye çalışıyorum herkes için. Ayrıca biliyorsunuz ki 7 yıl önce küçük altın fiyatıyla şu anki arasında bir durum var. Ben bu konuda ne yapmam gerekiyor, bilemedim. Sizce nasıl bir yol izlemem gerekiyor. Hiçbir şey yapmana gerek yok. Görümcenin kardeşinin görümcesi. Vay vay vay vay vay vay vay. Allah muhafaza eylesin. Geçen hafta deniz ide mi? Nerede? Ben haberlerde izlemiştim bu konuda. Mahkemeye vermişti birisi.
Ben senin bilmem ne düğününde sana küçük altın gönderdim. Sen bana şunu yaptın diye mahkemeye vermiştin. Ne hale geldik Allah muhafaza eylesin. Allah Allah. Bakın düğünlerde ister sünnet olsun ister düğün olsun. Bizim toplumumuzun geleneği adeti şudur. takılan takılar onlara hediye’dir. Karşılık beklenmez onlardan. Hediyeleşmek sünnettir. size hediye verene aynıyla misliyle o da bulamazsa dua ederekten karşılık veriniz der. Eyvallah bir kimse onun durumu yerindedir. kalkmıştır.
Örnekliyorum şimdi. Bir tane beşi birlik takmıştır. Beşi birlik taktı ben şimdi onu beşi birlik yapacağım diye. Nereden mücadele edeyim onu yapamayacaksam. Bu doğru bir şey değil. meseleye dini ve örfü açıdan baktığımızda ben filanca şunu taktım o da bana bunu takacak. Böyle bir şey yok. Takma kardeşim senden isteyen mi vardı? Sen gelmişsin halin vaktin yerindeymiş. Gönlünden coşmuşsun. Küçük altın takmışsın. Demek ki sen gönlünden coştuğu için küçük altın takmamışsın.
Ya karşılığında küçük altın gelecek diye yatırım yapmışsın. Böyle bir şey yok. Doğru değil. Bu artık böyle örfün üzerine çıkmış bu. Bir insan hediye olarak taktığı şeyi geri ister mi karşılığını bekler mi ya? Bu nasıl bir Kur’ân Sünnet düşüncesi? Bu nasıl bir örf adet düşüncesi? Yanlış. Allah muhafaza eylesin. Bir de ne kadar edeb-i mukayyir bir söz ya. Allah Allah. 50 liranın iadeyi ürün ben sana altın takmışım. Altını mı istiyorum? Laf mı bu şimdi? Allah Allah. Allah ahlak versin herkese ya.
Selamun aleyküm. Malum farklı dönem yaşıyoruz. İstatistiklerde insanların ilgisi, iş anlayışı değişti. Birçok koştuk. Kuantum eğitimi, altında eğitimler açılıyor. Bu eğitimlere sertifik almak için katıldım. Bunun iş olarak yapmak Kur’ân Sünnet çevresinde. Bunu birleştirmek amacın bu hücumu olur. Çalışmak çalışmak. İnsanlar böyle televizyonlarda konuşmacılara bakıyorum. Gerçekten saat dolduruyorlar orada. konuşacak konu bulamıyorlar. Asıl gündemi de konuşamıyorlar. Bakın asıl gündem yok.
Amerika’da şöyle bir şey yapmak, Kur’ân Sünnet çevresinde bunu birleştirmek amacın bu hücumu olur. Çalışmak çalışmaktır. Asıl gündem yok. Amerika’da şöyle bir şey yapmak, Fransa’da böyle bir şey yapmak, Almanya’da böyle bir şey yapmak, İngiltere’de böyle bir şey yapmak, ülkede bakıyorum konuştukları şeylerin hepsi de asıl gündem konusu değil . Ve aynı konuşmacılar bütün hepsinde fikirleri var. Maaşlı eleman tutmuşlar.
Haber Türk’te, NTV’de, CNN’de, Öbür ülke TV, bilmem ne TV, bütün onlar var ya böyle şey kanalmış gibi. Mesela bir de öyle bir algı oluşturuyorlar dini kanalmış gibi oluşturuyorlar. Bir de böyle bir algı var. Dini bir kanal yok ülkede. Bunu kafanızdan silin. Bu bir. E o kanalların hepsine de bakıyorum, herkes her şeyi biliyor. adam terör uzmanı Covid’ten ahkam kesiyor. Adam örneğin iktisatçı, adam ne bileyim Covid’ten ahkam kesiyor.
Veyahut da en güzeli şuydu, bir tartışma programında tarikatlar konuşuluyor, içinde ehli tarikat bir kişi yok, diyanetten de kimse yok. Ama ne konuşuluyor? Tarikatlar konuşuluyor. Ya hiç olmasa cübbeliği bari çıkarın oraya. böyle tarikattan konuşulacaksa, çünkü medyaya çıkarıyorlar onu, medyacılar seviyor onu. Ondan sonra hiç olmasa onu koyun bari oraya. Konuşsun gene iyi bir ayet, hadis bilgisi var.
Onu çıkarın onu bari koyun oraya veya diyanetten bir tane mühdit koyun veya getirin birisini koyun veya gidin ilahiyattan bir konuda etkili yetkili bir kimseye getirin. Ama ellerinde malzeme bitmiş. öyle bir şey getiremiyorlar. Öyle bir şey yok. Böyle bir şey oluştu şimdi. Bir de doğru mu yanlış mı bakmıyor hiç kimse. Sosyal medya denilen o yanlış kullanırsa, necaset çukuru olan o dünyada bir şeyin doğruluğunu yanlışlığına bakmıyorlar. birisi bir şey kullandıysa bu yanlıştır zaten.
Yürü ha hakaret ediyor hep beraber. Sürü psikolojisi. dün akşam Twitter’da benim Atatürk ile olan ironiyi birisi paylaşmış. Yürü ha herkes hakaret ediyor. dinlemiyor bile onu. Bak onu dinlemiyor bile. Böyle bir aslında ehli sufiye sürü psikolojisi derler. ne yazık ki ülkedeki bir kısım Atatürkçüler de sürü psikolojisi oluşmuş. Böyle birisi hakaret ediyorsa baştan altına kadar herkes hakaret ediyor. Dinlemiyor konuşulanın ne olduğunu.
Bunun gibi insanlar böyle bir zaman böyle bir dönem yaşıyoruz şimdi. Böyle gideceğini zannediyor bütün herkes. Gitmeyecek. Sebebi şu. Bir müddet sonra bunların da boş olduğu anlaşılacak. Nasıl gazeteler işlevlerini yitirdilerse bu TV yorumcular da işlevlerini yitirecekler. Yitiriyorlar zaten. Bir müddet sonra o YouTube denilen, YouTuber denilenler de işlevlerini yitirecekler. Hayat gerçeğe dönüşecek. Sebep gerçek ne? Arkadaşlar gerçek hakça bir paylaşım.
Gerçek benim açlığım senin benim açlığımın üzerine bina ettiğin toklun. Gerçek ne? Benim yaşadığım adaletsizlik senin bu benim yaşadığım adaletsizliğin üzerine bina ettiğin kartondan adaletin. Benim yaşadığım ne yazık ki gariplik. Sen benim garipliğimin üzerine kendi zenginliğini bina etmişsin. Gerçek bu. Gerçek ne? Dünyanın üzerinde belli insanlar ve ülkelerin üzerinde belli insanlar hegomanyalarını kurmuşlar. Diğerlerini sömürüyorlar. Gerçek bu. Gerçek ne?
Dünyanın üzerinde ve ülkelerin üzerinde o hegonomist yapılar kendi özgürlüklerini yaşıyorlar. Diğerleri köle. Ama heva hevesine köle olmuş ama nefsine köle olmuş ama şeytana köle olmuş ama bir partiye köle olmuş ama bir din adamı gibi görünen bir kimseye köle olmuş ama bir cemaata köle olmuş ama bir tarikata köle olmuş. Özür dilerim. Bir yere köle olmuş. Kur’ân ve sünneti ondan saklamışlar. Kur’ân ve sünneti ondan öğretmemişler. Dünyanın gerçeklerini öğretmemişler.
Sistemin gerçeklerini öğretmemişler. Bir şekilde onu köleleştirmişler. Gerçek bu. Bu gerçeği kimse konuşmuyor. Bu gerçeği kimse dile getirmiyor. Oturmuş insanlar kendilerince hap yap para kap kabiliyinden bir şeyler yapıyorlar. Para kapacak yer bakıyorlar. Kendilerince herkes buradan bir şey alıyor ben de buradan bir şey alayım diye bakıyor. Meselenin hakikatine bakmıyorlar. Meselenin doğrusuna bakmıyorlar. Ama bu böyle yürümeyecek. Bu böyle gitmeyecek. Kartondan evler yıkılacak.
Kartondan düşünceler ve felsefeler yıkılacak. Hak gelecek batıl zahil olacak. Gerçek manada hak gelip batıl zahil olacak. Böyle hak gelip batıl zahil olacak deyip sahte mehdiler, sahta alimler, sahte şeyhler, sahte yol kesicilerden kurtulacak insanlar. İşin gerçeğine, hakikatine varacaklar. Bu böyle yürümeyecek. Çünkü karanlık gerçekten karanlık. Ve insanlar ne yapacağını bilmiyorlar. ben açıkça konuşuyorum.
bir sosyal patlama olacak, bir sosyal facia olacak dünya üzerinde diye kendimce diyorum ki ya Rabbi, sen bundan muhafaza eyle ümmeti Muhammed’i diyorum. Böyle bir şey yok. ümmeti Muhammed de kaos içerisinde. ümmeti Muhammed’in başındaki devleti idare edenler, liderler, siyasetçiler, yüksek bürokratlar, zengin ümmeti Muhammed fukara. Ümmeti Muhammed’in başındaki devlet adamlar, siyasetçiler, yüksek bürokratlar kendilerince şeytani bir şekilde özgür. Ümmeti Muhammed özgür değil.
Bu nereye kadar gidecek böyle? Bu bir yerde duracak, bu durmak zorunda. Böyle bir şey yok. İnsanlar o, ya ne demek ya kuru ekmek yiyorsa aç değiller demek ki. Böyle bir söz var mı? Ne hangi maksatla söylenirse söylensin. Yok realite bu değil, gerçek bu değil. O yüzden o televizyonlardaki, medyadaki, ne bileyim YouTuber’ların konuştukları, YouTube’da konuşmacılar, bilmem neler, insanlar böyle ne tarafa gittiklerini şaşırmışlar.
Herkes böyle ellerinde cep telefonu, önlerinde tabletleri, bilgisayarları, internetten dolaşacağım derken gerçeği görmüyorlar. Aldatılıyorlar. Kandırılıyorlar. Kandırılıyorlar. Bakın kandırılıyorlar. bu korona başladığında söylemiştim. geçen yıl dedim, bu için 2020’deyiz, 2018’de 450 bin kişi ölmüş Türkiye’de. 450 bin kişi. Böyle 12’ye 450 bini, 10’u böyle sen 45 bin, 35 bin, 38 bin kişi yaklaşık. Öyle mi? 37 bin 500 kişi ölmüş. günlük Türkiye’de ölüm sayısı 1500 kişi.
Şimdi artmıştır, 2000 kişi olmuştur. Günlük ölüm istatistiklerine bakmadım son dönem. 2000 kişi, 2000 kişinin 200 kişi koronadan ölüyor. Yüzde kaç yapıyor, 10 mu yapıyor? 200 kaç? 241. Peki 241 kişi. Baktığımızda o zaman ne yapıyor? Aylık 2000 kişiden , günlük 2000 kişinin 200 kişi ne yaptı? Yüzde 10’u yapmadı mı? Yüzde 10.
11. Bölüm: günlük 2000 kişi, 2000’den fazladır da 2000 kişi ölüyordu. Yüzde 10’u ölüyor….
günlük 2000 kişi, 2000’den fazladır da 2000 kişi ölüyordu. Yüzde 10’u ölüyor. Ölenlerin yüzde 10’u koronadan. bu kadar çok abartılacak bir rakam değil. Ama hastalığın getirdiği handikap var, hastalığın getirdiği handikaptan korkuyorlar. Yoksa ölecek ya, eceli gelen ölecek. Eyvallah. Ama velakin o kadar büyük yaygara koptu ki. insanlar Allah muhafaza eylesin. ne olduğunun farkında değiller. Bu sefer öyle bir şeyler başladılar. Her şey sanal olacak. Her şey sanal olacak. Her şey sanal olacak.
Ben sanal değilim ki. Yediğin ekmek sanal değil. İçtiğin çay sanal değil. sen ekmeğini internetten temin etmiyorsun. Ekmek normal makine doluyor. Veyahut da fırında pişiyor. Veyahut da tekne de hamuru yavruluyor. o ekmek buğdaydan oluyor. Sanal değil. İşin gerçeği bu. O yüzden elektrik kesilir sanal biter. Bakın elektrik kesilir sanal biter. Ama şimdi böyle ilgi alanları insanların değişti, iş alanları değişti. Namaz sanal değil, namazı sanal kılamıyorsun.
Senden bir tane daha kopyalayıp hadi Mustafa Özba, sen namaz kıl. Değil, sen kılacaksın. Senin kopyan kılıyor, rüyada halde. Senin kopyan kılıyor, rüyada halde. Onu sen yine kılacaksın. sabah namazı okumaz da önce sen bir bakıyorsun namaz kılıyor. Senin gibi birisi abdest alıyor, namaz kılıyor, ezanlar okunuyor. Kalkacaksın sen. Sen onun namaz kıldığına bakmayacaksın. Sen kalkacaksın namazını kılacaksın. Ya ben rüyamda namazı kıldım, benim namazım tamam. Diyemiyorsun. Yok öyle bir şey.
Veyahut ben rüyamda hacca gittim, benim hacca gitmeme gerek yok. Yok öyle bir şey. Hacca gideceksin. O yüzden her şey realitesine, gerçeğine dönecek. Akşam şerefler hayır olsun. Hayır olsun inşallah. Selamun aleyküm. Bu akşamlar ismim Hüseyin Can Uysal, Mustafa Özba Efendi’ye bu akşamki program için bir sorum vardı. İletebilirseniz çok sevinirim. Hayırlı akşamlar. Selamun aleyküm. Kıymetli Üstad’ım zamanında üveyisi zikrine başlamıştım. Bir rüyada yıkık viranü’nün ağzında zifir karanıklıydım.
Karşıma bir zat geldi. İnceye yakın şehreyle. Heybetli bir şehresi vardı. Sakallıydı, sakalları siyahtı. Kafasına kahverengi bir sarık vardı. Sonra sağ yeri, eğliyle kalbime dokundu. Orada uyanmıştım. Sonra zamanla benim hayat temizliğim başladı. Birçok şeyden sıyırıldım. Allah’ın izniyle, yardımıyla sonra tövbe etme sürecine girdim. Ve şu anda yeni bir sayfa açtım. Allah’ın yardımıyla bir rüya daha görmüştüm. O zamanlarda bir su kenarında çömelmiştik. Solumda bir zat var idi.
Toplu yapılı yuvarlak şehirliydi. Bana tebessüm ettiği sırada aklımda Afyon dediğini duymuştum. Ama dudaklarıyla söylemedi. O zatın Mevlânâ Cahit’in, Rumi Hazretleri olduğunu hissetmiştim. Sonra zamanla ben de Afyon’da sizin bulunduğunuzu gördüm. Geçenlerde 2003 ya da 2004’teki bir sohbetinizi dinledim. Sonra dua edip salavat getirip, acaba bu zatın sohbetlerinden istifade edebilir miyim diye içimden geçirdim. Uyumadan evvel de salavat getirdim. Uyumuşum. Rüyamda bir gemide idik.
Şehadet getirdik. Sonra karşımda bir zat, kalüle uykusuna uzandığı sırada yanımızda bir o zata senin şehadet getirdiğini duymadın dedi. O zata kafasını hafifçe kaldırdı. Uykulu gözleri biraz ciddileşti ve dudakları hafif toplanınca dilini damağına değdirip içinden sesliçe şehadet getirdiğini anladım. Adından başka bir diyeceğim var mı gibilerinden bir bakış attı. Ve uzandı ben de uyandım. Ve o an o zatın Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem olduğunu hissettim.
Çehresi o viranelerin arasında sağ eliyle kalbime dokunan kişiyle aynıydı. Bunu bir büyüme anlattım. Bu senin üveyse olduğuna işarettir. Senin şeyhim Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’dir. Ama Mustafa Özbah Efendi’den de ilim öğrenebilirsin dedi. Kıymetli Üstadım benim şimdi nasıl bir ravuta ve zikiri düzenli yapmam lazım. Nefis tezkiyesi için, namazımı düzenle sürdürebilmem için zikre sarılmak istiyorum çünkü. Siz bu konuda ne tavsiye edersiniz?
Şu anda 2003-2004 sohbetleriniz yerine 2013’den baştan nubaşlamalıyım. Biraz uzun olduğu özetlemeye çalışıyorum. Cümletin hakkınıza helal edin. Hayırlı geceler. Allah yar ve yardımcınız olsun. Cenab-ı Hak muayeniniz olsun. Sohbetleri dinlemeye devam edin. Tevhid çekmeye devam edin. Cenab-ı Hak yolunuzu gösterir inşallah. Allah muayeniniz olsun. Dünyayı yaşam için kullandığımız aklımızı Allah’ın rızası kazanmak için nasıl kullanabiliriz? Aklın bizi aldattığı, düşündürdüğü durumlar nelerdir?
Allah razı olsun. Siz aklınızı Kur’ân ve Sünnet’e rahmetin. Bağlayın ona. Ve Kur’ân ve Sünnet’i yaşamak için aklınızla hareket edin. Arkası gelecek inşallah. Selamünaleyküm. Selamünaleyküm. Sorumluluğumuz altındaki biri bize hiçbir şekilde cevap vermezse ona karşı hukukumuz nasıl olmalı? sorumluluğun altında bunu anlamadım. topluluğun içerisinde mi, evin içerisinde mi, iş yerinde mi? Mesela iş yerinde benim sorumluluğum vardır. Benim sorumluluğum altındaki bir kimse bana cevap vermek zorundadır.
Ben ona bir şey diyorsam o bana cevap verecek. Ve hatta bu topluluğun içerisinde sufilikse, bir kimseye ben bir şey sordum da o bir şeye cevap verecek. Cevap vermiyorsa, derim ki neden cevap vermiyorsun? Ben seni tanımıyorum. Aa o zaman tamam kendine başka bir yol arasın derim. O yüzden oradaki sorumluluk ne, sorumlu kim, sorumluluğa cevap vermeyen kim, onların bilinmesi lazım. Selamünaleyküm. İsmin Ferhat Karıncalı. Almanya, Lünen’den geliyorum. Sorum yoktur ki demek istediğim bir şey var.
Benim oğlum Abdülkadir ellerinizden öper yeni dünyaya geldi elhamdülillah. Dualarda beraber olalım inşallah. Almanya’dan misafir etmek hayaliyle ellerinizden hürmetle öpüyorum. Allah evladını mübarek eylesin. İslam’ı hadim eylesin. Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışıp Kur’ân ve sünnete yaşayan ve yaşatanlardan eylesin inşallah. 70 bin tevhid tatmini niyetlendiğimiz zaman bir haftada çekmemiz mi gerekir? Tamamlanmasa ne kadar zamanda çekilebilir? Senin boş kaldıkça tevhid atmanı bitirmeye çalışır.
İllaki bir haftada diye olacak diye bir kaydı yok. Üç günde olacak diye bir kaydı yok. Bir günde de tamamlayabilirsin. Üç günde, beş günde de tamamlayabilirsin. Abdullah İbn-i Cafer radıyallahu anh anlatıyor. Resulullah aleyhisselatü vesselam buyurular ki borç Allah’ın hoşlanmadığı bir şeye hayat olmadığı müddetçe. Allahu zülcelal hazretleri borcunu ödeyince kadar borçlu ile birliktedir. Ravider Abdullah İbn-i Cafer vekil harcına derdi ki git benim için borç al.
Zira ben Resulullah’tan bu hadisi işittikten sonra Allah’ın benimle olmadığı bir gece geçirmekten hoşlanmam. Bu hadisi anlayamadık açıklayabilir misiniz? Allah ödemek kastıyla borç yapan bir kimsenin yanındadır. onu destekler. Onun borcunu ödemesi için yardımcı olur. O yüzden borç yaparken bir kimse ödemek kastıyla, ödeme düşüncesiyle borç yapmalı. Mesela tüccarlar mal alırlar, borca mal aldıklarını ödeme düşüncesiyle, ödeme niyetiyle alacaklar.
Borçlanan kimse ödeme niyetiyle, ödeme düşüncesiyle borçlanınca Allah ona yardım eder. Sahabe de bu hadis-i şerifi duyduktan sonra borçsuz yatmamı istememişler. Allah bizimle beraber olacak, Allah yardım edecek diye. Tabii genelde sahabenin borçlanması paraları, pulları çok olmazdı. Böyle olunca onlardan ekmek isteyen, su isteyen, yiyecek isteyenleri borçlanırlardı. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de borçlanardı. Selamünaleyküm ben iki yıldır dersliyim.
Çok şükür bazı sıkıntılarım var. Allah’ın izniyle iyi yol gösterirseniz çok sevinirim. Lise çağlarımda ruh çağırma ve fal bakma gibi bazı durumlarda bulundum. Sonrasında bir erkek tarafından izlendiğim, geceleri yanıma gelmesi, sevdiğim parfüm kokusunu dahi hissederdim. Bu durum çok uzun devam etti 5-6 yıl kadar. Sonra üniversite zamanında hem konuşuyor hem de kişilerin hayatlarıyla ilgili saklı olanın özel şeyleri dahi bile biliyordum.
Rüya gibi bir an uyku basmasında birkaç gün içerisinde başıma gelecek kötü şeyleri görüyordum. Öyle ki hastanede geziyordum. 3 gün sonra hiçbir sebebi yokken intihar etmiş halde rüyamda iki kez gördüğüm o hastaneye, o yatağa yatırdılar beni. Bana dininin Hristiyan olduğunu söylemişti. Bir keresinde evin tuvaletinde hayal gibi ama filen çok özür dilerim kafasının tepesinde tuttuğum idrar ile yıkadığım bir çocuğumun olduğunu gördüm. Bu gördüğüm uykuda değil uyanık kan olan bir olaydı.
Evin eşyalarının yerlerini kapının camın yerini değişik görüyordum. Karabasan geliyordu nefes dahi alamıyordum. Devamında o zamanlar bir okuma yapmıştı. Öğrenci evinde yalnızdım tek günlerde çok enteresan şeyler yaşıyordum. Kapılar çalıyor musluklar açılıyor gibi. Bir süre yalnız sakin hayatım oldu. Evliliğim ile beraber yine başladı. Şu an üç tane erkek çocuğum var. Onlarda da değişik haller oluyor gibi. Çocuklarıma bir şey olmasından çok korkuyorum.
Hepimiz evde sıkıldığımızda yalnızca suda banyoda rahatlayabiliyoruz. En küçük oğlum 17 aylık. O da sürekli duşa girmek istiyor. Çıkarmam çok güç oluyor. Ortancı oğlum uykusunda sürekli konuşuyor kavga ediyor. Büyük oğlum tuvalete ihtiyacı için uykusundan uyandığında farklı yerlere ihtiyacını yapmaya çalışıyor. Evde huzursuzluğumuz var hepimizde sinir gibi bir şey oluyor. Çocukların da sübyan gibi bir şey olmasından en içi ediyorum. Ben içinde bulunduğum durumdan ne yapmam gerekir bilmiyorum.
Namaz kılmama dua okumama da engel oluyor sanki. Bir bakıyorum ibadet ellerimde çok iyiyken daha da üstün şeyler yapmaya çalışıyorken tepe takla geliyor gibiyim. Durumu anlatmam uzun oldu hakkınızı helal edin. İstadım Rabb’nin izniyle bana gösteren yolu bekliyorum. Allah razı olsun. Bu buradan hallolacak bir mesele değil. O yüzden inşallah size yazdım. Öyle görüşelim inşallah. Allah izin verirse. Çünkü şimdi bu tip meselelerde genel olarak.
Benim problemim var ya kendi telefon numaramı ezberleyemiyorum ya. Bakın bu da bir takıntı. Bir kimse kendi telefon numarasını ezberleyemez mi? Ya ezberlemek istemiyorum ya da ezberleyemiyorum ikisinden beri. Şimdi insanlar böyle cahil zamanda cehalet zamanlarında bu tip şeyler oluyor. O arada bir kafir cinli musallat oluyor bunlara. Böyle bir onunla değişik bir şekilde irtibata giriyor veya ona musallat oluyor.
12. Bölüm: Ya nereye çağırıyorsun sen ruhu?
Ondan sonra devam ediyor. Bu bir ikincisi bir de ailelerde böyle şeyler oluyor. Mesela bir kimsenin ailesi böyle bir şeyin içerisine giriyor. Sonra o ölüyor. Öldükten sonra o cinli oraya sahipleniyor. O aileye sahipleniyor. annesi ölüyor kızına geçiyor. Oğluna geçiyor veya babası ölüyor. Babasıyla alakalı. Onun kızını onun oğluna geçiriyor. Böyle böyle devam ediyor bu süreç. Bu sıkıntılı bir durum. Bunun sıkıntı durumunun kesilmesi lazım bir yerde.
Ama o bir yerde kesilmezse bu böyle çocuklar çocukların çocukları öyle devam ediyor. Sıysile gibi. nasıl bazı rahatsızlıklar böyle genetikse bu da genetiksel bir hal alıyor. Bunun hatası insanın kendisi. bir ikincisi annesi babası. Annesi babası ona bir dini eğitim vermeyince o çocuk böyle sapkın işlerin içerisine giriyor. Gençliğinde, yaşlığında önemli değil. Bu sefer de bu tip sıkıntılı haller oluyor. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun cümleyi inşallah. Bunlar sıkıntılı şeyler.
böyle ruh çağırmadır. Aslında ruhun filan geldiği yok oraya. Kâfir cininin birisi geliyor oraya veya şeytanın birisi geliyor oraya. birisi YouTube’da yazmış ya Atatürk’ün ruhunu çağırdık filan diye. Ya nereye çağırıyorsun sen ruhu? Şimdi bir mürşid-i kâmilin, bir velinin ruhu, bir peygamberin ruhu hürdür. Ama velilerin, mürşid-i kâmillerin ruhlarının haricindeki ruhlar hür değildir. Onlar tabiri caizse hapsedilirler. Sen nereye çağırıyorsun ya? Kimi çağırıyorsun sen? Kimsin ki?
Bu mümkün değil zaten. Aldatıyorlar insanları. geliyor kâfir cininin birisi oraya veya tabi şeytan geliyor oraya. O kimi çağırdı ? O ikisi kimseyi çağırdı. Çağırdın kimse veli mi? Değil. Evliya mı? Değil. Peygamber mi? Değil. Nereye geliyorsa? Zaten öyle çağırılmıyor ki zaten. Onu da bilmiyorlar. Sufilerde dahil et diye oraya davet ederler. Mesela zikrullah alakasında o kimse zikrullah istansında zikrullahı idare eden kimsenin maneviyatına bağlıdır o da.
Ama kalben ama diyelim ki zahiren biraz böyle zahiren şatıhatvari oluyor ya biraz. O yüzden genelde kalben makamlara bağışlanıp dahil et ya Abdülkadir Geylân Hazretleri dedi o kimse. o söyleyen kimsenin maneviyatı yüksekse evet Abdülkadir Geylân Hazretleri ruhaniyeti o meclise gelir eyvallah.
Ahmed el-Rufay, Ahmed el-Bedevi, İbrahim Dursik, Şahı Mevlânacarat-i Rûm Hazretleri veya sahabeler veya imamlar, pir efendiler, geçmiş üstatlar veyahut da peygamberler Adem Aleyhisselâm’la Hazreti Muhammed Mustafa’ya kadar gelirler zikrullah halakasına. Buna tamam veyahut da o kimsenin maneviyatı çok kuvvetlidir. Yolda Allah’ı zikrede zikrede gider bir şeyle karşılaşır.
Kalben rabut eder, üstadına rabut eder, Geylân Hazretlerine rabut eder, Hazreti Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem haddinden rabut eder. İçinden çıkamadığı bir şey olur veyahut da o esnada örneğin kendini koruma maksadıyla nasıl koruma maksadıyla ben çarşının içinden geçeceğim. Çarşının içinden geçerken hadîs-i şerîf var, şeytanlar orada kol gezer. Ben Allah’ı zikredeyim hem de Hazreti Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem hazretinden rabut edeyim.
Ben kendimce ben bu tehlikeli yerden böyle geçeyim diyor. Kimse böyle bir şey yapabilir, onun ruhaniyetini görebilir eyvallah. Ama öbür türlü yok ruh çağırma, yok filancanın ruhuyla görüştüm. Yalan onların hepsi aldatmacadan başka bir şey değil. Veyahut o kimseye yalan söylemiyor ama kimi Atatürk’ün ruhunu çağırmış Atatürk’ün ruhuyla görüşmüş. Ya canım kardeşim kimsin sen Atatürk’ün ruhuyla görüşecek? o ona cevap veren kafir cinni. Başka bir şey değil.
Çok büyük veli bir evliya olur, evet istediği ruhla görüşebilir mi? Görüşebilir. Bu ayrı mesele. Allah bizi affetsin. O yüzden sıkıntılı şeyler bunlar. Selamun aleyküm. Bir kişi başka bir kişinin hakkında iftira ve gıybet ediyor. O kişiyi karalıyorsa bunun günahı nedir? Helallık alması gerekir mi iftira attığı kişiden? Helallık almadan ölürse, iftira ettiyse onun bunun üzerinde bulunmadığı bir şeyi söyledi. O şey onun üzerinde tecelli etmedikçe ölmez. Bu bir ikincisi.
O kimse mahşere çıktığında o hakkını helal etmediği müddetçe de cennete giremez. Ama insanlar yapıyorlar. Ağabey ben araştırdım Kur’ân’da dönme ile ilgili hiçbir bilgi yok. Bu sema nereden geliyor? Bak sema ayrı, dönme ayrı. O yüzden amacı ne, ibadet midir, dinle ilgisi nedir? Kunağını Kerim her çağa göre yorumlandığı itaatsü doğru bir tespit midir? Canım kardeşim sema ayrıdır, dönmek ayrıdır. Biz sema ederiz, Allah’ı zikrederiz. O yüzden Kur’ân’da bir şey yok diye, bu dinden değil diyemeyiz.
Ezan da Kur’ân da yok. Ne yapacağız? Ezanı retme edeceğiz. O yüzden bu doğru bir yaklaşım değil. Bu sema ile alakalı biraz daha böyle geniş tefar attı konuşmak isterdim ama saat 12 şimdi. Zaten bununla alakalı bizim sayfalarımızdan gerektiği bilgiyi alabilirsin sema ile alakalı. Kunağını Kerim her çağa göre yorumlandığı itaatsü doğru bir tespit midir? Kunağını Kerim’de muhkem ayetler vardır, münteşabih ayetler vardır. Münteşabih ayetler her çağa göre yorumlanması olabilir.
Muhkem dediğimiz hukuka ayet, namazdır, oruçtur, haştır, kısasdır, bu tip ayetler muhkemdir. Bunların yorumlanması söz konusu değildir. Selamünaleyküm, bu yola girmeden önceki hayatımızda yeğen edilmiş haram ve kötü alışkanlıkları bırakabilmemiz konusunda ne önerirsiniz? Vallahi ben ne önerceğim? Kestirin atın diyorum ben. Ne varsa, dünden kalma neyim varsa attım sana geliyorum demiş ya ilâhide. Ne varsa, dünden kalma neyim varsa attım sana geliyorum demiş ya ilâhide.
Dünden kalma ne kadar kötü ve haram alışkanlıklar varsa bir anda tövbedip bırakacaksınız. Enkestirme yol bu. Ben ders almak istiyorum Mustafa hocamdan nasıl olacağını bilmiyorum. Bir de bu konu hakkında sormak istedim bir şey var yardımcı olabilir misiniz? Bir rahatsızlığım var bu sebepten dolayı ders alıp almamak konusunda sormak istediğim şeyler var. Aramak istiyorum, bilgi verebilecek birisiyle görüşmek istiyorum. Buraya istediğinizi yazabilirseniz, burada istediğinizi sorabilirseniz.
Selamun aleyküm. Bir, kimi çocuklar daha iyi şartlarda ve ailelerde yetişirken, kimisi cahil ve madde sıkıntılı ortamlarda yetişiyorlar ve bu dengesizlik hayatlarında çok şeye dokunabiliyor. Psikoloji davranış biçimi, eğitim kalitesi gibi. Kimi zaman bu etki ömür boyu sürebiliyor. Sizce bu dengesizliğin olumsuz yönünde kalanlar yaşadıklarının karşılığını nasıl alacaklar? Siz bu yetişme farklılıklarının getirdiği olumsuzluklarını nasıl yorumlarsınız? Şimdi bu olumsuzluklar var.
İslam bu olumsuzlukları yok etmeye çalışır. İslam’ın bir sisteminin içerisinde. İslam zenginliğe karşı değildir ama velakin devlet bu konuda eşit davranmalıdır. İslam’ın bir sisteminde. Ama ne yazık ki böyle olmuyor, böyle olmayınca da sıkıntı oluyor zaten. Sıkıntı bu. Şimdi bu olumsuzlukların bir ailevi sebepleri var, iki sistemle alakalı sebepler var. Ailevi sebepler ne? Mesela bir erkek evlenmeye muktedir değil, bir kadın evlenmeye muktedir değil.
Yetiştirecekleri çocuklar Kur’ân ve Sünnet tarihisinin yetişmeyecek ama bunlar evleniyorlar. Geleneksel bir şekilde evleniyorlar. Mesela bir erkek, bir baba, bir anne çocuğunu evlendirirken kız erkek önemli değil. Çocuğunun evliliğinde doğacak olan çocuklarının Kur’ân ve Sünnet’e göre eğitilip eğitilmeyeceğini, doğru bir eğitim alıp almayacağını bilmeden evlendiriyorlar. Neden? Bu meseleyi bilmiyorlar çünkü. Meseleyi zenginlik fakirlik noktasında bakıyorlar.
Mesela bir erkek evleneceği zaman kadında arayacak olduğu şeyler, dini birinci derecede ama erkekte aranılacak olan unsurlardan, en önemli maddelerden birisi din. Ama hiç kimse din aramıyor. Erkek de kadın da birbirinde din aramıyor. Öyle olunca gelecek olan nesil dini bilmiyor, cahil oluyor. Veya da eğitimli bir kimseyle evlenmeyi düşünse daha iyi olacak ama o esnanda evlenmeyi düşünüyor sadece eğitim söz konusu değil. Ama ne yazık ki böyle oluyor. çıkan sonuç bu.
Şimdi çocuklar anne babalarından şikayetçi olacaklar mı? Evet. Bu sistemi böyle kurgulayanlar, böyle devam ettirenler bundan sorumlular mı? Evet. Ve böyle kalan çocuklar da mahşerde haklarını alacaklar. Ben hadislerin doğru olduğunu düşünüyorum ama maalesef benim içime de hadislerin günümüze kadar değişip değişmediği fikri işlendi. Allah ayetinde Kur’ân’ın korunduğu söylenmiş. Hadisleri de koruyor mudur?
Peygambere itaat edin deyince, peygambere tabi olun, onda sizin için güzel örnekler var denilince hadisler de korunuyor. peygambere nasıl güzel örneğini nereden öğreneceğiz? Hadislerden öğreneceğiz. Peygambere itaat edin deyince ona itaat ne? Hadisler. O zaman Kur’ân’la beraber hadisler de korunmuş oluyor. Bir de bazı ayetler, Allah affetsin ki eskimiş kitaplarda dolu gibi geliyor bana. Bu konuda bana ve benim gibi olanlara tavsiyem edersiniz.
Kur’ân ayetlerine baktığımızda biz kendi kendimize sanki eskimiş gibi gelir. Ama velakin eski değildir hiçbir zaman. Mesela müteşabihlere baktığımızda müteşabihler her daim kendi içlerinde, kendi dairelerinde onu okuyanlar tarafından yeniden yorumlanır. O yüzden ve hatta muhkem ayet dediğimiz, hukuk ayetlerine baktığımızda insanlar çünkü toplumu analiz ettiğimizde muhkem ayetleri nasıl, ne kadar gerekli olduğunu görür. Örnekliyorum şimdi buna. Mesela sizin için kısasta hayat vardır.
Bir kimse öldürüleceğini bilse birisini öldürür mü? Öldürmez. Bakın kısasta nasıl hayat çıktı. Şimdi insanlar önüne geleni öldürüyor mu? Öldürüyor. Adam 30 yıl yatıyor çıkıyor. Ölene öldüğü ile kalıyor. Adam tecavüz ediyor, öldürüyor. Kadının hiçbir suçu yok. Tecavüz etmiş tecavüz etmiş. Öldürmüş kadını bir de. 33 yıl yatıyor. Ölen kadın öldüğü ile kalıyor. Kısasta hayat vardır. Kimse eğer öldürdüyse ölecek. Öldürür mü? Öldürmez. Kolay kolay. Meyletmez bile.
O yüzden ayetler kendilerini her daim diri ve taze tutar. Hayırlı geceler. İnsan evleneceği insanı ya da zamanı nasıl anlar? Ben bir yandan istiyorum gibi ama bir yandan da korkuyorum yanlış karar vermekten bu konuda ne yapmalıyım? Bir de evde kedi beslemek sizce uygun mudur? Hakkınızı helal edin. Hanefilere göre kedinin artı yenilebilir, içilebilir. Ama benim kendi şahsi duruşum ben evde kedi beslenmesini istemiyorum.
13. Bölüm: Kredi kartıyla altın aldığınızda vade farkı faiz olarak mı geçiyor?
İnsan, hayvanların fıtratlarıyla oynuyorlar evde kedi besleyenler. Bahçeli evleri yok. Ne bileyim örnekliyorum. Dağda bayırda bir evi olmuş olsa tamam baksın bahçeli ev fıtratı ile oynamazsın. Evde kedi besleyenler, kedilerin büyük bir çoğunluğu çok özür dilerim ama doğurganlıklarını, fıtratlarını bozuyorlar. Hayırlısı evlilikle alakalı çok böyle matematiksel bir denklem değil. Dört göre dört on alt eder gibi bir denklem değil.
İnsanlar şimdi böyle gün geçtikçe evlilikle alakalı düşünceleri değişiyor. bu kadar çok büyültülecek bir şey değil. Karşıdaki kimse kadın erkek her neyse otur, nikahtör şey için yapılır. Siz dindar olanı seçiniz. Seçecek evlenecek evliliğin süsü kosyüsü yok. Selamun aleyküm. Kızımla ikimizin testleri akşam pozitif çıktı. Hayır duvarlarınızı ihtiyacınız var kendinize. Çok dikkat edin. Allah’a emanet olun. Allah’ın huyunu olsun. Allah şifa versin. Rabbim korusun inşallah.
Cenab-ı Hakk’a muhafaza etsin. Kredi kartıyla altın aldığınızda vade farkı faiz olarak mı geçiyor? Evet. Evet 76 tane daha soru var. Biz önümüzdeki hafta öyle niyetlenelim. İnşallah sohbet etmeyelim. Başlangıçtan itibaren soru cevap gidelim. Çünkü sorular yığıldı. Arada bir soruları böyle şey yapalım. Bir sihir alıp temizleyelim. Önümüzdeki haftaya mesnevi sohbet yapmayacağız. Sadece soru cevap yapacağız. İnşallah hem soruları buradan kaldığımız yerden devam etmiş olacağız.
Hem de o gün bütün soruları temizleriz, bitiririz inşallah. Allah’ın izniyle hakkınızı helal edin. Biz mutat zikrimizi yapacağız. Geceyi sonlandıracağız. Eftal zikir, fa’adam anna hu. Allah’ın izniyle. El Fatiha. Amin. Allah cümlenize razı olsun. Rabbim gece, gününüzü hayırlı eylesin. Ömrünüzü hayırlı eylesin. Selamun aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Kur’ân-ı Kerîm — sohbette geçen âyet-i kerîmeler: Mâide 5/6 (cünüplük ve guslül abdesti); Hicr 15/9 (Kur’ân’ın mahfûziyeti); Nisâ 4/59 (ulü’l-emre itâat); Rûm 30/30 (fıtrat); Bakara 2/286 (tâkat-üstü mükellefiyetin olmayışı)
- Hadîs kaynakları: Buhârî, el-Câmiu’s-Sahîh; Müslim, Sahîh; Ebû Dâvûd, Sünen; Tirmizî, el-Câmiu’s-Sahîh; Nesâî, Sünen; İbn Mâce, Sünen; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned
- Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Râmûzu’l-Ehâdîs: Sohbette alıntılanan hadîs-i şerîflerin kaynağı — Hz. Câbir Radıyallâhu Anh rivâyeti; şeytanın çalgıları hakkında hadîs, sayfa 59, hadîs 11
- Fıkıh kaynakları (Hanefî): Burhâneddîn el-Merginânî, el-Hidâye; Kâsânî, Bedâiü’s-Sanâi’; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; İmâm-ı Âzam’ın fetvâları — kredi kartı-altın alışverişi, namaz vakitleri, Fâtiha’nın kendi lisânıyla okunabilmesi
- Tasavvuf — nefis merâtib ve sûfî âdâbı: İmâm-ı Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn; Kuşeyrî, er-Risâle; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye; Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Câmiu’l-Fezâil; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf ve Fîhi Mâ Fîh; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi
- Aile fıkhı ve psikolojik konular: Gazâlî, İhyâ “Kitâbü’n-Nikâh”; Mevdudî, İslâm’da Aile Hukuku; Ali Himmet Berkî, İslâm’da Kazâ ve Kader; Osmanlı Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye nikâh-talak bahisleri
- Çocuk terbiyesi ve anne-babanın hâmilelik döneminde çocuk üzerindeki etkisi: İmâm Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn “Evlâd Edebi”; Buhârî Cenâiz 80, Müslim Kader 22 (her çocuk fıtrat üzere doğar); Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili Rûm 30 tefsîri
- Semâvî kitapların tahrîfi ve Kur’ân’ın mahfûziyeti: Hicr 15/9; Mâide 5/13, 41; Muhammed Hamidullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi; Fahreddîn Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Zerkeşî, el-Burhân fî Ulûmi’l-Kur’ân; Suyûtî, el-İtkân
- Tıb ve ilaç ahlâkı — aşı, biyolojik silah ve Dünya Sağlık Örgütü eleştirisi: Gary Null, AIDS: A Second Opinion; WHO’nun Afrika’daki aşı kampanyalarına dair kendi raporları; Afshin Ellian ve Andrea Pitzer, Vaccine Controversies; salgın dönemi biyopolitikası üzerine Giorgio Agamben, Where Are We Now? The Epidemic as Politics
- Mesnevî-i Şerîf beyitleri — 1007-1075. beyitler aralığı: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I. cilt (Nicholson neşri ve Abdülbâki Gölpınarlı tercümesi); Tâhiru’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Şem’î Şem’ullâh, Şerh-i Mesnevî; Ankaravî İsmail Rusûhî, Mecmûatü’l-Letâif ve Matmûratü’l-Maârif
- İlm-i siyâset ve hocanın talebeye ilm-i siyâset öğretmesi mesnevî-vâri meselesi: Nizâmülmülk, Siyâsetnâme; Keykâvus, Kâbusnâme; Gazâlî, Nasîhatü’l-Mülûk; Sadî-i Şîrâzî, Gülistân ve Bostân
- Güncel meseleler — uyuşturucu, fuhuş, eşcinsellik tehlikesi: TBMM Uyuşturucu Araştırma Komisyonu Raporu; EMCDDA (Avrupa Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi) Türkiye raporları; Yeşilay vakfı yıllık faaliyet raporları