Dergah Sohbetleri Serisi

Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (23 Temmuz 2011) — Namaz Dînin Son Kalesi, Helâl Rızk ve Orucun Hikmetleri

Namazı: Giriş

23 Temmuz 2011 tarihinde, Ramazan-ı Şerîf’in yaklaştığı bir gecede, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu uzun ve sarsıcı sohbet; “Annemiz veya babamız namaz kılmadığı için bize evlatlıktan retmeye kalkıyorsa nasıl davranmalıyız?” sorusuyla başlamakta ve namazın dînin son kalesi olduğu tezini Anadolu’nun Polatlı savunması metaforuyla işlemektedir. Helâl rızk ile çocuk eğitimi, sahâbe isimleri ile kuş isimleri arasındaki kıyâs, Hz. Ömer’in ibret verici hikâyesi, Ayasofya’nın ikinci fethi beklentisi, nefis mücâdelesindeki samîmî itirâf, kazanamasta ve seferde namaz fıkhı ve nihâyet Ramazan orucuyla ilgili kudsî hadîs ve tok karın ile Allah’a dostluğun olmayacağı hakîkati — bu sohbetin başlıca damarlarıdır.

1. Namaz: Dînin Son Kalesi ve Küfre Giden Yol

“Hakîki mü’min ile hakîki olmayanın arasını ayırt edelim bari. Mü’min olmanın en büyük göstergelerinden biridir namaz. Namaz Allah’a kul olmanın ve kulluğun rengi dir. Namaz — Peygamber Efendimiz’in hadîs-i şerîfi buyurduğu üzere — Resûlullâh’ın gözünün nûrudur. Namaz dînin direğidir. Namaz dînin son kalesidir; dînin son duvarıdır. Eğer bir Müslümanın üzerinde namaz yıkılırsa dîni yıkılır. Namazı düşerse o Müslüman düşer. Kale düşer ya — son kale. O son kale düşerse o kimsede dîn düşer.”

“Bir kimse îmân üzere olduğunu söylerken namazı terk edemez. Bu mânâda eğer bir kimsenin namazı yoksa, îmânı da yoktur, dîni de yoktur; bilâkis hiç varmamıştır.” İmâm-ı Âzam Hazretleri ameli îmândan ayırmış, ama “bir kimse namazı kasten terk ederse ona namaz tebliğ edilir, tebliğe rağmen ısrar ederse hapsedilir; hapiste de ısrar ederse — Hanefî imamlarının bazı rivâyetlerinde — tuzlu su içirilerek katledilir” demiştir. Müşrik ve dinden dönen katledilir; dolaylı olarak namazı kasten terk etmek dolaylı küfür fetvâsı almıştır. İmâm-ı Şâfiî ise namazı kasten terk edenin küfrüne doğrudan fetvâ vermiştir. Hanefî fıkıhçılarının tereddüdü, doğrudan küfür demek yerine hükmü dolaştırıp yumuşatma noktasındadır.

Namaz Hz. Âdem’den beri bütün peygamberlere farz kılınmıştır. Âyet-i kerîmede “Geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı” buyrulur. Peygamber Efendimiz İbrâhîm’î dinden gelmekteydi ve peygamberlik kendisine tebliğ edilmeden önce de namaz kılıyordu. Gece namazı ve sabah namazı edâ eder, öğle namazını da kılardı. Bazıları “Resûlullâh peygamberliğinden önce beş vakit namazı da kılıyordu” der; bazıları “sabah namazını günün başında, akşam namazını günün sonunda, teheccüdü gecenin yarısında kılıyordu” der. Fakat teheccüd namazını peygamberliğinden önce de akıl bâliğ olduğundan itibaren, hattâ çocuk yaşlarından itibaren kıldığı kesindir.

2. Polatlı Metaforu: Dirilişe Son Kaleden Başlamak

“İslâm ümmeti dinden adım adım uzaklaşırken bu son yüzyılda namazdan da uzaklaştı. Son iki yüzyıldan beri dînin kendi içindeki ibâdetinden, ahkâmından, ahlâkından uzaklaşa uzaklaşa son kale namazla düştü. Diyeceksiniz ki ‘namazla düştü, bizi yerle eksân etti’. Benim derdim, benim amacım, Müslümanların gülünç düşürüldükleri yeri yerle eksân etmek değil; amacım maksadın dirilişine sebep olmaktır.”

Sohbetin en çarpıcı benzetmesi burada ortaya çıkar: “Dirilişine başlarken insan son kalesini geri alarak başlayacak. Ne yaptık? Geldi düşman Polatlı’ya kadar. Polatlı’ya kadar geldiğinde Anadolu insanı Selanik’ten veya Kosova’dan savaşmaya başlamadı. Son kare Polatlı; Polatlı’dan itibaren savaşmaya başladı. Nereye kadar geldi? İşte İzmir’e kadar geldi — Ege bölgesine kadar. İşte Güneydoğu’da Hatay’a kadar gittiler. Doğu’da Kars’a kadar gittiler. Ve orada bıraktılar. Aslında biz bırakmadık. O zamanın Anadolu insanı bırakmadı bunu. O günkü güçlü devletler gelip bize ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurup böyle tanıyacağız; daha ileri giderseniz sizi tanımayacağız’ dediler. Ve biz Osmanlı’nın yıkılışına, Pâdişâhlığın kaldırılışına, Hilâfet’in kaldırılışına, Kur’ân’ın, İslâm’ın, dînin geriye atılmasına kabul ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduk. O günkü zihniyet bu.”

“Ama savaşmaya başlarken Yemen’den başlamadık. Neredense savaşmaya başladık — Polatlı’dan, Antep’ten, Erzurum’dan, Sarıkamış’tan, son yıkılan kaleden savaşmaya başladık. Son yıkılan kalemiz de namazdır.” Mânevî diriliş için de aynı prensip geçerlidir: “Namazı olmayanın dîni olmaz. Namazı yıkılanın dîni yıkılır. Namazı kılmayanın îmânı yıkılır.” Âyet-i kerîmede “Namaz, insanı kötülüklerden alıkoyar” (Ankebût 29:45) buyrulmuştur — namazı olmayanın onu kötülüklerden alıkoyacak en önemli ibâdeti yoktur. O kimse kötülüğe devam eder; kötüdür.

3. Çocuğu Reddetmek Değil, Helâl Rızk ile Eğitmek

Soruya verilen cevap radikaldir: “Anne baba çocuğu namaz kılmıyor diye onu evlatlıktan reddetmeyecek. O anne baba çocuğunu daha erken yaşlarken, çocuk yaşlarken namazı öğretecek ona. Namazı tebliğ edecek, namazı sevdirecek, namazı kıldırmaya gayret edecek. Onun dînini bütün yapacak.”

“O çocuğun anne babayı dinlemesi için anne babanın helâl dâirede yaşaması lâzımdır. Baba evine getirdiği ekmeği helâl kazanacak. Babanın kazancı helâl olacak ki o kadın da onu dinlesin, o çocuk da onu dinlesin. Babanın kazancı helâl değilse, konuştuğu helâl değilse, yediği haramsa, yedirdiği haramsa, söylediği haramsa, hayatı haramsa, eşi haramın içindeyse o çocuk nasıl helâl dâirede büyüyecek? Mümkün değil. Baba fâizcilik yapıyor, alırken yalan söylüyor, satarken yalan söylüyor, nereden kazandığına, nereden yediğine, nereden içtiğine, nereden geldiğine bakmıyor — e, o çocuktan namaz bekliyor? Yok, hayır.”

“Önce ev beyleri kendilerini düzeltecek. Önce anne babalar kendilerini düzeltecek. Ahlâklarını, namazlarını, oruçlarını, ibâdetlerini, helâl-haram duygularını, helâl-haram düşüncelerini düzeltecek. Ve ondan sonra o çocuktan hayır bekleyecek, ondan sonra o çocuktan terbiye bekleyecek, ondan sonra o çocuktan ahlâk bekleyecek. O çocuğu düzgün yetiştirecek anne baba. Ha, o çocuk düzgün yetiştirdi, anne baba vazîfesini yerine getirdi, buna inanıyor mu? Ondan sonra çocuk yapmazsa, birey kendi hakkında cennete de gidebilir, cehenneme de gidebilir.”

“Ama unutmayın, bazı müfessirler — ehl-i tasavvufun bir kısmı — derler ki Âdem’in oğlu kâtil olduysa, bunu Hz. Âdem’in yemesi yasak edilen meyveyi yediğine bağlarlar. Havvâ’nın yemesi yasak edilen meyveyi — Allah’ın bir emrini, Allah’ın bir yasağını — çiğnediğinden dolayı çocuklarının kâtil olduğunu söylerler. Denilebilir ki ‘bu ayrı bir noktada düşünülecek, ayrı bir noktada karar verilecek; bunu kalkıp doğruya bağlayamayız’ — biri böyle diyebilir, ayrı mesele. Ama bir kulağınıza küpe olsun, kulağınızın kenarına kalsın: bizim yapmış olduğumuz yanlış ve hatâlar, evveliye anne ve babaların haramları, anne ve babaların vurdum-duymazlıkları, serkeşlikleri, yanlışlıkları, eksiklikleri, günâh-ı kebâirleri sonuçta çocukların üzerinde etkisi olur. Haram lokma çocuğu da etkiler, haram lokma kadını da etkiler, haram lokma adamı da etkiler. Haram düşünce, haram bir hayat, haram bir tarz insanları helâke götürür.”

4. Çocuğa Yatırım: Yüzme, İngilizce ve Beş Yıldızlı Otel — Peki Kur’ân Hocası?

“Bazen sohbetlerinde söylüyorum ya: ‘Hocam çok sert konuşuyorsun.’ Kardeş, sert konuşmak değil işim. Ama sen çocuğunun yüzmesini düşünüyorsun, bisikletini düşünüyorsun, kıyafetlerini düşünüyorsun, İngilizcesini düşünüyorsun, Fransızcasını düşünüyorsun. En lüks okullara götürüyorsun, beş yıldızlı otellerde tatil yaptırıyorsun — ama çocuğuna bir Kur’ân-ı Kerîm hocası tutmuyorsun. Çocuğunu namaza alıştırmıyorsun, çocuğunu edepli, adamlı yetiştirmiyorsun. Çocuğunu dînin hükümlerine göre yetiştirmiyorsun. Ondan sonra o çocuktan iyilik bekliyorsun.”

“Kızlarımızı soyuyoruz, soğana çeviriyoruz. Erkeklerimizi soyuyoruz, soğana çeviriyoruz. Dînin hükümlerini ve hukukunu hiç düşünmüyoruz. İşte meydandayız. İslâm dünyâsı da meydanda. Allah bizi affetsin.” Hadîs-i şerîf: “Elinizin altındakilerden sorumlusunuz.” Anne-baba olarak çocuğundan sorumlusun; ama birinci derecede kendinden sorumlusun. Tövbe et, Allah’a îmân et, geri dön, rücû et; ağla, günâhlarına, kusurlarına, hatâlarına ağla. Ağla ki Allah senin tövbeni kabul etsin; seni değiştirsin. Seni değiştirdikten sonra evlâdını da değiştirecektir.

5. İsimler Meselesi: Hz. Ömer’in Hikâyesi ve Kuş İsimleri

“Evlâdın için de ağla. ‘Yâ Rabbi, ben ona hayırlı bir isim koymadım başında — koyarken ona hayvan ismi koydum, kuş ismi koydum, böcek ismi koydum. Senin yolunda gidenlerin ismini koymadım. Hatîce ismi bana gerici isim geldi, Âişe ismi bana gerici isim geldi, Fâtıma ismi bana gerici isim geldi. Eski isim.’”

“‘Hep ansiklopediyi karıştırdım; nereden uyduruk bir isim bulursam kızımın adına koyarım diye. Oğlum için târih kitaplarını karıştırdım; nerede müşrik, kâfir, şirk ehli biri varsa onun ismini koyarım diye baktım. Meydan Larousse’u karıştırdım — Meydan Larousse’tan bir kâfir ismi, bir müşrik ismi, bir edepsizin ismi, bir Allahsızın ismi, bir kitapsızın ismi veya bir hayvan ismi aradım.’”

Burada Hz. Ömer Efendimiz’in ibret verici hikâyesi anlatılır: “Ne koydun oğlunun ismini?” diye sorar Hz. Ömer. “Şâhin koydum yâ Emîrü’l-Mü’minîn — oğlumun ismini Şâhin koydum.” “Peki, ona dînini öğrettin mi?” “Biz meclâda yaşadık; çoban idik yâ Emîrü’l-Mü’minîn — öğretemedim.” “Peki, sana ticaretten, sanattan, ziraattan bir şey öğrettin mi oğluna?” “Hayır yâ Emîrü’l-Mü’minîn.” “Oğul, iyi ki seni öldürmemiş; iyi ki o seni öldürmemiş! Ne koydun oğlunun ismine? — Şâhin koydum. Kuş. Kuş akıllı olacak o oğlan, kuş akıllı.”

“Ahmed isminin dibine çivri suyu mu batırıldı? Mustafa çivri suyu mu? Enes çivri suyu mu? İbrâhîm, Yûsuf, Ya’kûb, Mûsâ, Hârûn, Âdem, Yûnus — hani nerede peygamberlerin isimleri? Hani nerede Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin? Hani Mu’âz? Hani Hamza? Nerede? Yok. Ne isim? Angalika. Ne isim? Herhangi bir böcek ismi, herhangi bir hayvan ismi. Nerede tatlım? Aslanı koyacağına inek koysaydın bari — sütü sağıyorum, eti yiyorum. Şâhin koyacağına kuzu koysaydın bari. Atmaca koymuş adam — bildiğin atmaca! Kişi sevdiği neyse: atmacayı seviyor, oğlunun ismini atmaca koyuyor. Böyle baktım, dedim ‘çok sevmiş kuşunu bari adamın’. Kaldılar. Dedim ‘kesin babası atmacaları çok seviyor, atmaca yetiştiricisidir’. Evet, atmaca yetiştiricisiymiş babası. Ben de kerâmet gösteriyorum zannediyorlar değil mi? İnsan neyi seviyorsa onun ismini koyacak. Şâhin’i seviyor, Şâhin koyuyor. ‘Yok Şâhin daha erkekçe ya’ — ondan daha erkeği var, Kartal koy! Allah bizi affetsin.”

6. Yıkılmış Kalelerimizi Geri Almak

“Dostlar, yıkılmış kalelerimizi birer birer geri almak zorundayız. Namazımızı geri alalım. Orucumuzu geri alalım. Ahlâkımızı geri alalım. İsimlerimizi geri alalım. Dînî hayâtımızı geri alalım. Geri alalım! Dirilişimiz onda, kurtuluşumuz onda, yürüyüşümüz onda. Eğer biz şu dünyâ âleminde başımız dik bir şekilde gezmek istiyorsak, dînî ve mânevî olarak yıkılan kalelerimizi geri alalım. Zaptedilmiş kalelerimizi geri alalım. İnancımızda, ahlâkımızda, ibâdetimizde, kültürümüzde, her şeyimizde geri alalım.”

“Biz her şeyimizi gâvurlara benzetmeye çalışıyoruz. Benzetmişiz, benzettirmişler, dönüştürmüşler bizi. Yemek yiyişimiz, oturmamız, kalkışımız, yolda yürüyüşümüz, konuşmamız, stilimiz, sistemimiz, saç tıraşımızdan tutun sakalımıza varıncaya kadar; pantolon şeklimiz ve sistemimizden tutun evimizdeki eşyâmıza kadar Gavûristan’da yaşıyorsunuz. Acımışım — Müslüman topraklarında, İslâm topraklarında Gavuristan yaşıyor. Kadınlarımız, kızlarımız, hepsi de evlâdımız, hepsi de kardeşimiz. Anadan yürüyen sokaklarda erkeklerimiz, kadınlarımız… Bunların hepsi de bizim evlâdımız, bizim kardeşimiz, bizim insanımız. Üzülüyorum, gerçekten üzülüyorum, acıyorum. Bunlar bizim topraklarımızın ürünleri. Bunların ceddi ceddini beş vakit namazındaydı. Bunların dedelerinin elleri, dedelerinin nenelerinin babaları namazında, abdestinde, edepli, adamlı, ahlâklı insanlardı. Şeytân, deccâliyet, nefsâniyet girdi aramıza ve rişân etti bizi.”

7. “Reddediyorum” Tepkisinin Eleştirisi

“‘Yok evlâdım bir erkekle görüştü — reddet! Yok evlâdım bir kızla görüştü — reddet! Yok namaz kılmadı — reddet! Yok oruç tutmadı — reddet! Yok seni dinlemedi — reddet!’ Yok, hayır. Yanlış. Neden? Ona o eğitimi vermedik ki biz. Biz ona İslâm’ı öğretmedik. Bize öğretilmedi ki; biz de onu öğretemedik.”

“Bakın, gençler var şimdi burada. Bu gençlerin büyük bir çoğunluğunun babaları namaz kılmıyordur. Kız çocuğu örtündü diye, başını örttü diye sokağa atıyor o insanlar evlâtlarını. Erkek çocuk namazlara başladı, bir tarîkata gitti, bir şeyhe bağlandı diye evden atıyorlar çocuklarını. Biz bu muyuz? Değil miyiz? Toparlanacağız inşâAllah.”

8. Sabah Namazı Samîmiyeti: Nefis İtirâfı

Sohbetin en samîmî bölümü burada ortaya çıkar: “Beş vakit namaz kılmak farz. Çocuklarımıza öğretelim. Sabah değil, evlerimiz cennet bahçesi olsun. Ben dahilim buna, ben dahil. Çocuklarını sabah namazına kaldırıp da arabasına, sabah namazına kaldırıp da mahalle câmiine götüren bir baba yok. Yok. Eşiyle sabah namazına câmiye giden yok. Ben dahilim buna.”

“Ama bir yere gidilecek olsa herkes sabah beşte hazır olsun. Allah bizi affetsin. Benim nefsim de uğramış. ‘Aman, gece saat bilmem kaçta yatıyorsun — namazını kıl.’ ‘Aman, gece saat bilmem kaçta yatıyorsun — namazı kıl bir daha yat, yarın bir daha gideceğim.’ Nefsim benim, kendim oradan bir sızıntı bulmuşum, kaçacak bir yer bulmuşum — boş.”

“Ne zaman ki bu ümmet, şu memleketin insanları sabah namazında çoluk çocuk, eşiyle ve çocuklarıyla berâber mescidlerde, câmilerde namaz kılmaya başladı — bu topraklar o zaman kurtuldu. Şeytânın musallatından. Bu topraklar o zaman kurtuldu, deccâlin musallatından. Şu anda şeytân ve deccâl bizi esir almış ossiyette. Hepimiz esiriz. Kendi özgürlüğümüzde esiriz. Ne zaman ki biz sabah namazlarını câmilerde kıldık, ne zaman ki biz sabah namazını Ayasofya’da kıldık — o zaman bizim esâretimiz biter. Yoksa esârete devam. Esârete devam. Hepimiz de o esâretin altındayız — şeyhiyle, hocasıyla, müftüsüyle, âlimiyle, dervîşiyle, sûfîsiyle, namaz kılanıyla-kılmayanıyla. Hepimiz de o esâretin altındayız.”

9. Ayasofya ve İkinci Fetih Müjdesi

“Geçen gün Ayasofya’daki çalışmaları gösteriyor televizyon haberlerinde — ne kadar Bizans’tan kalan figürler varsa hepsini de meydâna çıkarıyorlar. Hepsini de. Oturdum kendi kendime kahrettim. ‘Sen dedim Fâtih’in torunu değilsin. Sen Osman’ın torunu değilsin. Sen o ecdâdın torunu değilsin’ dedim kendi kendime.”

“Ve bir böyle kapağı alıverdim yine — hep böyle kapağı alıverdim. Dedim ‘Hz. Resûlullâh buyurmuş ya: İstanbul yeniden fethedilecek — ikinci fetih. Bu ikinci fethin işâretleri. Karanlığın son noktası, aydınlığın başlangıcı. İnşâAllah o ikinci fethi bu insanlar başaracaklar inşâAllah.’”

10. Namaz Fıkhı: Kazanamas, Sefer ve Saflar

Sohbetin bu noktasında cemaatten gelen fıkhî sorulara tek tek cevap verilir:

  • “Kaza namâzı kahvede kılınır mı?” — Her yerde kılınır.
  • “Doksan kilometre yolculukta namaz nasıl kılınır?” — Öğle ve ikindi iki rekât farz; akşam üç rekât farz; yatsı iki rekât farz. Bir de vitir vardır — o üç rekât.
  • “Erkek yan yana ayakta ön safta namaz kılabilir mi?” — Her istediği yerde kılınır.
  • “Namazda çorap giyme zorunluluğu var mı?” — Yoktur. Erkek veya kadın için namazda çorap giymek rüknün içinden, sünnetlerden, edeplerden, erkândan değildir.
  • “Câmi içinde farzdan sonra yer değiştirmek var mıdır?” — İnsanlar değişik halıların üzerinde namaz kılsın, o halının sâhibi de bundan nasiplensin diye yapılmış bir âdettir; başka bir şey değil.

11. Ramazan ve Kudsî Hadîs: Oruç Benim İçindir

“Kıymetli dostlar, Ramazan geliyor — yaklaşık on gün kaldı. Pazartesi günü değil, bir dahaki pazartesi, herkes oruçlu olacak. Ramazan oruç ayı, mübârek ay, rahmet ayı, bereket ayı, lütuf ayı, af ayı. Bu aya Cenâb-ı Hak bütün Ümmet-i Muhammed’i bulaştırıp bütün Ümmet-i Muhammed’e oruç tutmayı nasip etsin.”

Kudsî hadîs: “Allah Azze ve Celle buyurdu ki: Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir; yalnız oruç hâric — çünkü o Benim içindir, onun mükâfâtını da Ben verireğim. Oruç bir kalkandır. Sizden biri oruçlu olduğu gün edebe aykırı kötü söz söylemesin, bağırıp-çağırmasın. Şâyet biri ona kötü söylerse veya kendisiyle dövüşürse ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum’ desin, ona uymasın. Muhammed’i irâde ve kudretiyle yaşatan Allah’a yemin ederim ki oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur. Oruçlu için ferahlanacağı iki sevinç vardır: biri iftâr ettiği zaman, ikincisi Rabbine kavuştuğu zaman — orucunun sevâbıyla alacağı mükâfâttan dolayı sevinir.”

12. Orucun Mânevî Hikmetleri: Kanatsız Uçuran İbâdet

“Oruç bu mânâda insanı öyle bir kalkan hâline getirir ki her türlü günâh-ı kebîreden korur. Her türlü belâdan ve müsîbetten korur. Her türlü yanlışlıktan ve eksiklikten korur. Nefsin oyunlarından korur. Şeytânın oyunlarından korur. Deccâlin oyunlarından korur. Oruç öylesine bir ibâdettir ki o kimsenin kalbini muhâfaza eder, îmânını muhâfaza eder, İslâm’ını, dînini muhâfaza eder. Oruç insanı kanatsız yukarılara doğru uçuran bir ibâdettir.”

“O yüzden kim oruç tutarsa, o Allah’ın emânına girer. Kim oruçlu olursa, o Allah’ın lütfuna ve ikrâmına mazhar olur. Kim oruçlu olursa Allah onu kendi korumasına alır. Kim oruçlu olursa Allah ona kendi katından — kendi kudretinden, kendi kuvvetinden — kudret ve kuvvet verir. Kendi katından af ve mağfiret verir. Kendi katından ona rızk verir. Kendi katından onu Aliyyi İlliyyîn’e çıkarır.”

“Oruç öylesine bir ibâdettir ki o kimseyi insanların arasında floresan gibi aydınlatır. O kimseyi insanların arasında, hatta meleklerden bile üstün bir noktaya getirir. Dostlar, Allah’a dost olmak isteyen oruç tutacak. Allah’a dostluğunu pişirmek isteyen oruç tutacak. Oruç tutacak.”

13. Tok Karın ile Allah’a Dostluk Olmaz: Havârîlerin Sofrası

“Hz. Resûlullâh üç gün iftâr etmeden oruç tutardı. Bu orucu ümmetine tavsiye etmedi; ümmetine söylemedi. Bu Peygamber Efendimiz’in özel orucuydu; ümmetine tavsiye etmediği için biz de tavsiye edemiyoruz.”

“Tok karınla Allah’la sohbet edeceğini düşünüyorsan yanılıyorsun. Yemekle pişirilmiş, doldurulmuş, yemekle tıka basa dolmuş bir mide ile Allah’la konuşacağını, O’nunla sohbet edeceğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Hz. Resûlullâh hayâtı boyunca — peygamberliğinden önce dâhil — hiç sofradan tok kalmadı.”

“Şöyle düşünebilir insanlar: ‘Ya, o fukarâydı.’ Hayır! O dünyânın ve âhiretin ve âlemin en zenginiydi — en zengin, en zengin. O peygamberlerin ve insanların ve yaratılmışların en üstünüydü. İsteseydi, isteseydi — öyle normal melekler değil — Cebrâîl Aleyhisselâm her anına sofra indirirdi. Hz. İsâ Aleyhisselâm’a gökten sofra indiren Rabbim, Muhammed ümmetinin velîlerine sofra indirirdi gökten.”

“Cenâb-ı Hak Mûsâ’nın ümmetine gökten men-ü-selvâ indirdi; Muhammed ümmetinin velîlerine istediğini indirdi. Hz. İsâ Aleyhisselâm’ın havârîleri dediler ki: ‘Söyle Rabbine, gökten bize sofra indirsin.’ Çünkü havârîler biliyorlardı ki Mûsâ’nın ümmetine gökten sofra inmişti. ‘Acaba bizim de peygamberimiz o seviyede bir peygamber mi? Gerçekten peygamber olduğu beyân olsun’ diye havârîler dediler ki: ‘Yâ İsâ, Rabbine söyle, bize Allah gökten sofra indirsin.’ Âyet-i kerîmede de geçer bu.”

“Hz. İsâ Aleyhisselâm dedi ki: ‘Siz haddi aşıyorsunuz. Edep sınırını aşıyorsunuz. Siz edepsizlik ediyorsunuz’ dedi ve Allah’a duâ etti: ‘Eğer bundan sonra siz bu kerâmeti, bu mûcizeyi, bu hârikulâdeti gördüğünüz hâlde geri dönerseniz, azmışlardan ve sapmışlardan olursunuz’ dedi. Cenâb-ı Hakk’a yalvardı, Allah havârîlere gökten sofra indirdi. Ama havârîler yine azdılar ve saptılar.”

“Ama Cenâb-ı Hak Muhammed ümmetinin velîlerine, sûfîlerine, âdemlerine, evliyâsına gökten sofra indirir — peygamberlerinin mutluluğu hâlinde. Onlara gökten sofra indirir. İşte, eğer siz öylesine Allah’la dostluk peydâ etmek istiyorsanız, karnınıza çok etmeyin. Tok karına dostluk edemezsiniz. Tok karına dostluk edemezsiniz. Uykusuz, namazsız dostluk edemezsiniz. Allah’ın hukûkuna uymadan dostluk edemezsiniz. Resûlullâh’ın çizgisine uymadan dostluk edemezsiniz.”

Soru ve Cevaplar

Soru: Anne-babamız namaz kılmadığımız için bizi evlâtlıktan reddetmeye kalkıyorsa nasıl davranmalıyız?

Cevap: Soru tersten düşünülmelidir — anne-baba çocuğunu namaz kılmıyor diye reddetmemeli; küçük yaşlarken namazı öğretmeli, sevdirmeli, kıldırmaya gayret etmelidir. Ancak bunun için anne-babanın kendi helâl dâiresinde yaşaması şarttır. Babanın kazancı helâl değilse, söylediği haramsa, yedirdiği haramsa o çocuk nasıl helâl dâirede büyüyebilir? Önce anne-baba kendini düzeltecek; ahlâkını, namazını, helâl-haram duygularını gözden geçirecek; ondan sonra çocuktan hayır bekleyecek. Reddetmek çözüm değildir — “Ona o eğitimi vermedik ki biz; biz ona İslâm’ı öğretmedik; bize de öğretilmedi” itirâfı yapılmalıdır.

Soru: Namaz neden dînin son kalesi olarak nitelendirilir?

Cevap: İki yüzyıldır İslâm ümmeti dînin ibâdetinden, ahkâmından ve ahlâkından adım adım uzaklaşmış; son düşen kale namaz olmuştur. Namazı olmayanın dîni olmaz; namazı yıkılanın dîni yıkılır. Dirilişe başlarken son kaleden — Polatlı örneği gibi — başlamak gerekir. Anadolu insanı 1. Dünya Savaşı’nda Kosova veya Selanik’ten değil, Polatlı-Antep-Erzurum-Sarıkamış hattından savaşmaya başladı ve o oradan İzmir’e, Hatay’a, Kars’a uzandı. Mânevî diriliş de aynıdır: namazı geri alanın dîni geri gelir.

Soru: Kaza namâzı kahvede kılınır mı? 90 km yolculukta namaz nasıl kılınır?

Cevap: Her yerde kılınır. 90 km yolculuk seferîlik mesafesidir; öğle ve ikindi iki rekât farz, akşam üç rekât farz, yatsı iki rekât farz olarak kısaltılır; vitir üç rekât olarak kılınır. Erkek ayakta ön safta her istediği yerde namaz kılabilir. Namazda çorap giymek rüknün içinden değildir — sünnetlerden, edeplerden, erkândan sayılmaz.

Soru: Peygamber Efendimiz neden sofradan tok kalkmazdı — fukara olduğu için mi?

Cevap: Hayır, kesinlikle hayır. O dünyânın ve âhiretin en zenginiydi; peygamberlerin ve yaratılmışların en üstünüydü. İsteseydi Cebrâîl Aleyhisselâm her anına gökten sofra indirirdi. Cenâb-ı Hak Hz. Mûsâ’nın ümmetine men-ü-selvâ indirdi, Hz. İsâ’nın havârîlerine — ısrarları üzerine — sofra indirdi. Muhammed ümmetinin velîlerine de istediğini indirir. Ancak Peygamber Efendimiz tok karın ile Allah’a dostluğun olmayacağını bildiği için hayâtı boyunca sofradan tok kalkmamıştır. Bu bize bir sünnettir: Allah’a dostluk isteyen karnına çok etmemeli; uykusuzluktan, namazdan, Resûlullâh’ın çizgisine uymaktan kaçınmamalıdır.

Soru: Anne-babanın haramı çocuğu nasıl etkiler?

Cevap: Haram lokma çocuğu, kadını, adamı etkiler. Bazı müfessirler — ehl-i tasavvufun bir kısmı — Hz. Âdem’in oğlu Kâbil’in kâtil olmasını bile Hz. Havvâ’nın yasak meyveyi yemesine bağlarlar. Bu yorum tartışmalı olsa da ortaya koyduğu hakîkat nettir: anne-babaların haramları, vurdum-duymazlıkları, serkeşlikleri, yanlışlıkları, eksiklikleri, günâh-ı kebâirleri sonuçta çocukların üzerinde etki bırakır. Haram düşünce, haram bir hayât, haram bir tarz insanları helâke götürür. Bunun için anne-baba önce kendini düzeltmeli, tövbe etmeli, ağlamalı; Allah onu değiştirdikten sonra evlâdı da değişecektir.

Soru: Çocuğa hangi isimler konulmalıdır?

Cevap: Peygamberlerin, sâliha annelerin ve büyük sahâbenin isimleri konulmalıdır: İbrâhîm, Yûsuf, Ya’kûb, Mûsâ, Hârûn, Âdem, Yûnus, Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin, Mu’âz, Hamza, Enes, Ahmed, Mustafa; Hatîce, Âişe, Fâtıma, Zeyneb, Sümeyye. Kuş ismi (Şâhin, Kartal, Atmaca), böcek ismi veya ansiklopediden uyduruk isimler konulmamalıdır. Hz. Ömer Efendimiz “Şâhin” isimli çocuğun babasına “İyi ki seni öldürmemiş!” demiş ve ona hem dînini öğretmediği, hem meslek öğretmediği, hem de kuş ismi koyduğu için üç kat azarlamıştır. İnsan neyi seviyorsa onun ismini koyar — ama biz sahâbeyi sevdiğimizi söylüyorsak, çocuklarımıza sahâbe isimleri koymalıyız.

Soru: Esâretimiz nasıl sona erer?

Cevap: Şu anda şeytân ve deccâl bizi o sitte esir almıştır; şeyhimizle, hocamızla, müftümüzle, âlimimizle, dervîşimizle, sûfîmizle, namaz kılanımızla-kılmayanımızla hepimiz o esâretin altındayız. Bu esâret ne zaman biter? Ne zaman ki ümmet, bu memleketin insanları, sabah namazında çoluğu-çocuğu ve eşiyle berâber mescidlerde-câmilerde namaz kılmaya başladı — o zaman bu topraklar şeytân ve deccâlin musallâtından kurtulur. Ne zaman ki biz sabah namazını Ayasofya’da kıldık — o zaman esâretimiz biter. İstanbul’un ikinci fethi müjdesi bu beklentinin habercisidir; karanlığın son noktası, aydınlığın başlangıcıdır.

Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • Ankebût Sûresi, 29:45 — “Namaz fahşâdan ve münkerden alıkoyar”
  • Bakara Sûresi, 2:183 — “Sizden öncekilere olduğu gibi oruç size de farz kılındı”
  • Mâide Sûresi, 5:112-115 — Hz. İsâ ve havârîlerin gökten sofra talebi

Hadîs-i Şerîfler ve Kudsî Hadîsler

  • “Namaz dînin direğidir”
  • “Namaz gözümün nûrudur”
  • “Elinizin altındakilerden sorumlusunuz”
  • Kudsî Hadîs: “Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir; yalnız oruç hâriç — o Benim içindir, onun mükâfâtını Ben verireğim”
  • “Oruç bir kalkandır; oruçlu olduğun gün kötü söz söyleme, bağırıp-çağırma; biri sana sataşırsa ‘Ben oruçluyum’ de”
  • “Oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan daha hoştur”
  • “Oruçlu için iki sevinç vardır: iftâr ettiği zaman ve Rabbine kavuştuğu zaman”
  • “İstanbul muhakkak fethedilecektir” — İkinci fetih müjdesi

Fıkhî Kaynaklar

  • İmâm-ı Âzam — Namazı kasten terk edenin tebliğ-hapis-katledilme süreci; dolaylı küfür hükmü
  • İmâm-ı Şâfiî — Namazı kasten terk edenin doğrudan küfrüne fetvâ
  • Sefer fıkhı: 90 km üzeri yolculukta öğle-ikindi-yatsının iki rekât farzı kısaltılması, akşamın üç rekât olarak korunması

Tarihî ve Tasavvufî Kaynaklar

  • Polatlı Savunması — Millî Mücâdele’nin son kaleden başlaması
  • Hz. Ömer Efendimiz’in “Şâhin” isimli çocuğun babasıyla diyalogu
  • Ayasofya’nın figürlerinin ortaya çıkarılması (2011) ve ikinci fetih beklentisi

Sohbetin Özeti

Bu uzun ve sarsıcı Ramazan öncesi sohbet, namazın dînin son kalesi olduğu hakîkatini Polatlı savunması metaforuyla işlemiş; iki yüzyıldır İslâm ümmetinin son düşen kalesinin namaz olduğunu ve dirilişe oradan başlanması gerektiğini ortaya koymuştur. Anne-babanın çocuğunu namaz kılmıyor diye reddetmesinin çözüm olmadığı; bilâkis helâl rızk, tövbe ve kendi ahlâkını düzeltmenin şart olduğu vurgulanmıştır. Beş yıldızlı otellerde tatil yaptıran ama Kur’ân hocası tutmayan anne-babalara sert bir uyarı yapılmıştır. Hz. Ömer Efendimiz’in “Şâhin” isimli çocuğun babasıyla diyalogu üzerinden sahâbe isimlerinin önemi, Ayasofya’nın ikinci fetih beklentisi, sabah namazını mescide götürmenin esâreti bitireceği hakîkati — hepsi samîmî nefis itirâflarıyla süslenerek ele alınmıştır. Sohbet kudsî hadîs-i şerîfle orucun “Benim içindir” sırrına girmiş, orucun nefs-şeytân-deccâl üçlüsünden koruyan mânevî kalkan olduğu ifâde edilmiştir. Zirve noktası ise “tok karın ile Allah’a dostluk olmaz” ilkesidir — Peygamber Efendimiz fukara olduğu için değil, tok karnın mânevî engelini bildiği için hayâtı boyunca sofradan tok kalkmamıştır. Havârîlerin sofra talebi ve sonrasında yine sapmaları bir ibret tablosu olarak aktarılmış; oruç ve az yeme yoluyla Allah’a dostluk pişirmenin tek yol olduğu ortaya konmuştur.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.