1. Açılış, Mesûdiyye Tekkesi ile Kardeşliğin Tesisi, Boşnakça Tercüme ve Kâzım Bey’e Teşekkür
Şehyh Mustafaím sainti, diyorum. Bu mutluluğunu bozacak olan bir tek Mustafa abi. Çevirmen o işine gelmeye yerleri çevirmiyor. Başka bir mutsuzluğun bozacak bir şey yok. Saadet bir şekilde mikrofonun başında hiçbir sıkıntı yaşamayacak. Hepinize de teşekkür ediyorum. Biz de tabii boş göndermiyoruz. Bu da çam sakızı çoban armağanı. Bellerств. Teşekkür ederim. Birine şey dinliyorsan beni söyleyemem birisi. Çok teşekkür ediyorum.
Işin en garip tarafı da boşna boşnakçıyı tercüme edeceğim diye uğraştım. Dakıdakıdaşlar, zahmet soyunu, maşallah, zahmet kutule preprat diyenler ya da bu da Mesudiyye tekkesi alıyoruz. Kendilerini üretmek üzere. Mesudiyye tekkesi bizim kardeş tekkemiz. Tekke Mesudiyye’nin açık bıraksızki tekke bu kardeşliğimiz uzun yıllardan beri devam etmekte. Onlar Bursa’ya ziyarete geldiklerinde tanışmıştır. Bu kardeşliğimiz orada tesis olmuştu. Burada yaklaşık altı şehirde program yapacağız.
Mesudiyye tekkesine de bu noktada şeyh Çazım efendisi teşekkür eder. Tabii bu arada bu organizasyonun da önemli bize hizmet eden Kazım Bey ve arkadaşlarımın da ayrıca teşekkür ederler. Teşekkür ederim. Aklına bugün tanıştık kendisiyle. Eee bize bu konuda ev sahipliği yaptı. Huzurlarınızda çok teşekkür ediyorum. Ve hizmetlerinin devamını diliyorum. Çekilin. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Selamünaleyküm. Selamünaleyküm. Kapını da çevirsen. Hatay yapmamak için.
Allah gecenizi hayırlı evvelse. Cenab-ı Hak bütün ömrünüze hayırlı evvelsin inşallah. Citan, hayat, ne kadar bitmezse hayrol.
2. Allah’ın Peygamberler ve Hikmet Ehli Göndermesi: Gökteki Yıldızlar Metâforu, Hikmet Ehlinin Elinde Silah Değil Bir Elde Allah Aşkı Bir Elde İnsan Sevgisi
Allah insanları dünyada başıboş bırakmamıştır. Insanlara yol gösterici olarak peygamberler göndermiştir. da o peygamberlere bir büyük bir kısmına da kitap göndermiştir. Kitapla beraber onlara da hikmet vermiştir. O peygamberlerin vazifesi insanlara kitabı ve hikmeti öğretmektir. Adem’den Hazreti Muhammed’in Mustafa’ya salallahu aleyhi ve ve sellem’e kadar bütün peygamberlere iman ederiz. Bu noktada imanımızdan şekil bir şüphemiz olmaz.
Peygamberlerin zamanları uzadığında peygamberlerin vazifesini yerine getirecek hikmet ehli insanlar göndermiştir. Bu hikmet ehli insanlar peygamberlerin bir şekilde vazifesini yapmıştır. Ve insanlara onlar peygamberlerin yolunu göstermişlerdir. Ve peygamberlerin genel olarak hikmetini onlara anlatmışlar. Bu insanlar insanların içerisinde gökteki yıldızlar gibidir. Bu nasıl ki gökteki yıldızlara bakarak insanlar yollarını bulurlarsa karanlıkta kalanlar.
bu insanlar da insanların önünde karanlıkta kalmış olan insanlara yol gösterir. Bu hikmet ehli insanların ellerinde silah yoktur. Bunların ellerinde tank top tüfek yoktur. Bunların ellerinde bir elinde Allah aşkı. Bir elinde de insan sevgisi var. Eğer Allah aşkı olmaz sadece insan sevgisi olursa yine yol şaşar. Bu ikisi de bir kimsede toplanması gerekir.
3. Hz. Mevlânâ’nın 800 Yıl Sonra Avrupa’ya Nefes Olması: Batı’nın Felsefî Çıkmazı, Londra-New York-Almanya’da Mesnevî ve İbn Arabî’nin Okunması, Bursa’daki 450 Yıllık Tekkeyi İnceleyen Avrupalı Eğitimciler
Bizim medeniyetimize temel teşkil eden zatlardan önemli kimselerden birisi de Hz. Mevlânâ. Hz. Mevlânâ Celalettin Rum’a bu noktada 800 eylül sonra dahi Avrupa’daki entel ve tel kesime nefes olmaktadır. Çünkü Batıl felsefi olarak çıkmaz sokaktadır. Bu felsefi çıkmazlığını bir türlü aşamamaktadır. Aşağılmadığı için ne yazık ki doluya istemeyerekten doluya yönelir. Zatı ve ülkeler de istiklalar.
Londra üniversitesinde, New York’ta, Almanya’da, Batı’nın önemli merkezlerinde artık Muhyiddin İbn Arabi, Hz. Mevlânâ’nın mesnevisi okuyup araştırılmaktadır. Çünkü kendilerince kendi kaynaklarında çıkış noktası kalmamıştır. Bizim Bursa’da bulunduğumuz tekne yaklaşık 450 yıllık Avrupa’dan eğitimciler, gruplar halinde gelip nasıl eğitim yapıyorsunuz, nasıl eğitim veriyorsunuz diye bizi inceliyorlar.
4. Teknoloji ve Zenginliğin Mutmaîniyete Yetmeyişi: Kalplerdeki Boşluk, Râbi’a el-Adeviyye’nin Aşkı, Mevlânâ’nın “Aşktan Nasîbi Olmayanın Eşekten Farkı Yoktur” Sözü ve Kodaman Şehirlere Atılan Atom Bombaları
O teknolojileri, o zenginlikleri insanları eğitmeye yetmiyor. Sizin teknolojik olarak her şeye sahip olabilirsiniz. Ama kalpler mutmain olmazsa mutmain razı olmaktır. Evet. Hiçbir şeyden tatılmaz insan Bu preventatifyourlet 수가. Doğru olan maneviyaktır. Sufiliktir. Zato o da mozde se svoj dušu, kako treba da porajatje, toz dozrojo mi sufi, a sufi mozde toj diş.
Eğer insandan bu manevi doyuma ulaşmazlarsa, ako insani ne mozde maneviyatem toz do uzme sebe, bütün teknolojiyi onun eline verseniz, çitak teknoloji batayte ne dogrupe, o yine doyumsuz olacaktır. Ve bütün teknolojiyi bir bir zamanın içerisinde tükettiğinde, yine moksuz olacaktır. Ve insanların büyük güç olduğu şu anda moksuz. Zato sako zivotu ne kokur mu di insanı mi eski zato dolu.
Ekonomik olarak rahatlar, ima ekonomi ima para, teknolojik olarak öndeler, za teknolojisi naprije, çok güzel yolları var, ima dobra kulta, çok güzel arabalar var, ima dobra kaliteli auto, çok iyi alışveriş merkezleri var, ima dobra turistli center, çok güzel kıyafetler var, ima dobra kostüm obje, belki de dünyam olarak her şeye sahibiz, za zunjeristli kadeneş ima juruku sveh, ama kalplerdeki boşlukta oluyor, kalpler hala da boş ve bir kadını sevemiyoruz, bir erkeği sevemiyoruz, anne babayı sevemiyoruz, arkadaşlarımızı sevemiyoruz, sevgilerimiz bir hamburger kadar yiyoruz unutuyoruz, ertesi güne bir şey kalmıyor, hatta 10 dakika sonrasında bir şey kalmıyor, oysa sevmek öyle olmamalıydı, aşk böyle olmamalıydı, aşk Rabia’nın aşkı gibi olmalıydı, Rabia’dır, Rabia’dır, diyordu ki, ona diyor ki, ey sevgili, yanındayken bile hasretim sana, şimdi kimse yanındayken hasret değil, aynı evi paylaşanlar birbirlerinden çok uzaklar, aynı yüzüğü takanlar birbirlerinden çok uzaklar, aynı dili konuşanlar birbirlerinden çok uzaklar, seni seviyorum demek sadece cümlede edebiyat olarak kalmış, biz artık seni seviyorum sözünün yalanını bile duymayı çok istiyoruz, ve insanlar aşktan çok uzaklar, Hz.
Mevlânâ Celalettin Rumi’ye, aşktan nasibi olmayanın, eşekten farkı yokturlar, ben bu sözü okuduğumda bana çok ağır gelmişti, ama zaman içerisinde insanların aşksızlığını ve sevgisizliğini görünce, dedim ki, ey büyük insan, gerçekten sen edepli konuşmuşsun, tez rek o istinayıza edepli diye, eşek bile olamaz, eşeğin bile yılda bir sefer aşkı kalayana gelir, onun aşkı kendincidir ama, öyle açsız insanlarla karşılaştım ki, onlara eşek demek eşeklere hakaret olurdu, o yüzden insanlığın başına bela olan kimseler, aşktan seyreden az olmayan insanlar, bugün insanların üzerine atom bomba satılıyorsa, ve kodaman şehirler insanları ile, yeşilleri ile, hayvanları ile, bu bomba, bu kodaman şehirlerin insanları, bu insanların asla ve asla hiç sevgi yoktur, Kur’ân’ın deyinle gözleri kördür, kalplerim yürür, bu, burbitle�장cem Wr”, bu 받고 insanlëlik kepada insanları aç, o erdenleri yakalayamazsa, insanlığın cartoonsları telikeredir,
5. Semâ’nın Mânâsı ve Kapanış: Allah’ta Fenâ Olmak, Az Aşık-Çok Çoğa Bedel Prensibi ve Semâ Davet-i Şerîfesi
Sema Erdemli insanları kendinden geçerek Allah’ta fena olmaları halidir. Allah’ta fena olan kimsede kendinden eser yoktur. Gönlüm az eder ki bütün insanlar bundan nasiplensinler. Ama ne yazık ki tarih boyunca bu Erdemlilik’ten nasip olanlar çok az olmuştur. O yüzden azlığınızdan dolayı herhangi bir üzüntü yaşamayın. Ne kadar azlar vardır ki, ne kadar çoklara bedelmiş. Biz şimdi biraz birazdan Sema’yı icra edeceğiz. Sema’da buluşmak üzere geceniz hayır olsun. Hayırlı geceler.
Kaynakça ve Referanslar
- Bijeljina — Bosna-Hersek (Republika Srpska) ve Balkanlarda Mevlevî-Kâdirî tarîkat geleneği: Safvet-beg Bašagić, Bošnjaci i Hercegovci u Islamskoj Književnosti; Muhamed Hadžijahić, Porijeklo bosanskih muslimana; Adnan Kadrić, Mostarski Divan Derviš-Paše Bajezidagića; Tayyib Okiç, Bosna’da Türk Tasavvuf Edebiyatı
- Mesûdiyye Tekkesi (Bijeljina) ve Bosna tekkelerinin kardeşlik bağları: Džemal Ćehajić, Derviški Redovi u Jugoslovenskim Zemljama (Sarajevo, 1986); Ines Aščerić-Todd, Dervishes and Islam in Bosnia (Brill, 2015); Tarîkat-ı Aliyye-i Kâdiriyye silsileleri
- “Peygamberler gökteki yıldızlar gibidir, onlara bakarak yol bulursunuz” hadîs-i şerîf metinleri ve ulemânın vârisliği: “Ulemâ verasetü’l-enbiyâ” — Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19; İbn Mâce, Mukaddime 17; “Ashâbî ke’n-nücûm” rivâyeti — Abdulber, Câmi’u Beyâni’l-İlm; İbn Abdülber, et-Temhîd
- Allah insanı başıboş bırakmadı — “Eyahsebü’l-insânü en yütreke südâ”: Kıyâme 75/36; Mü’minûn 23/115; Tîn 95/4-8; Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr tefsîrleri; Elmalılı, Hak Dîni Kur’ân Dili
- Peygamberlere kitap ve hikmetin verilmesi: Âl-i İmrân 3/164; Bakara 2/129, 151; Cum’a 62/2; Nahl 16/125 (“el-Hikmeti ve’l-Mev’izati’l-Hasene”); İsfahânî, el-Müfredât “Hikmet” maddesi
- Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin 21. yüzyılda Batı’da yaygınlığı — Londra, New York, Almanya’da akademik ilgi: Franklin D. Lewis, Rumi: Past and Present, East and West (Oneworld, 2008); Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; William C. Chittick, The Sufi Path of Love
- Muhyiddîn İbn Arabî’nin Batı akademisindeki yeri — Ibn ‘Arabi Society (Oxford): Muhyiddin Ibn ‘Arabi Society yayınları; Claude Addas, Ibn ‘Arabî ou La quête du Soufre Rouge; Michel Chodkiewicz, Le Sceau des saints; Stephen Hirtenstein, The Unlimited Mercifier
- Bursa Karabaş-ı Velî Tekkesi — 450 yıllık Celvetiyye-Cerrâhiyye-Kâdiriyye silsileleri: Mustafa Kara, Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler; Ramazan Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yüzyıl); Bursa Şer’iyye Sicilleri tekke kayıtları
- Kalbin mutmain olması — “Elâ bi-zikrillâhi tatma’innü’l-kulûb”: Ra’d 13/28; Fecr 89/27-30; Bakara 2/260; Nûh 71/13; Gazzâlî, İhyâ III “Zikir ve Düâ” kitâbı
- Râbi’a el-Adeviyye el-Kaysiyye (ö. 185/801) ve ilâhî aşk: Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (çev. Süleyman Uludağ); Margaret Smith, Rabi’a The Mystic (Cambridge, 1928); Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam
- “Aşktan nasîbi olmayanın eşekten farkı yoktur” — Mesnevî’de aşk ve kaba tabiat: Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf I/3700-3750; V/2008-2020; Abdülbâki Gölpınarlı şerhleri
- Kalplerin mühürlenmesi — “Hatemallâhu alâ kulûbihim”: Bakara 2/7, 10, 18; A’râf 7/179; Hac 22/46; Muhammed 47/24; İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn
- Semâ’ın mânâsı ve Allah’ta fenâ — Mevlevî semâsının şer’î dayanağı: Ahmed Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn; Sultan Veled, İbtidânâme; İsmâil Ankaravî, Hüccetü’s-Semâ; Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik
- Fenâ fillâh ve bekâ billâh — sûfî makâmâtının nihâyeti: Kuşeyrî, er-Risâle; Serrâc, el-Lüma’; İbn Arabî, Fütûhât II/512-529; Abdülkerîm Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil
- “Az da olsa çoklara bedel” — “Kem min fietin kalîletin ğalebet fieten kesîraten”: Bakara 2/249 (Tâlût ve Câlût kıssasında); Tirmizî, Fiten 10; gâriblerin fazîleti (tûbâ lil-ğurabâ) Müslim, Îmân 232
- Balkanlarda Mevlevîlik ve tekke edebiyatı: Nathalie Clayer, Mystiques, État et société; Machiel Kiel, Studies on the Ottoman Architecture of the Balkans; Ines Aščerić-Todd ve Džemal Ćehajić a.g.e.