Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #41 — Bosnalı Kardeşler Ziyâreti, Aşk Meydanı ve Mürşidin Hapis Cezâsı Menkıbesi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #41 — Bosnalı Kardeşler Ziyâreti, Aşk Meydanı ve…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Bosnalı Kardeşler Ziyâreti — Allâh İçin Sevmek; Rebî’ülevvel’e Yaklaşırken Edeb Niyâzı

Âmîn. Malum misafirlerimiz var. Allâh razı olsun kendilerinden. Böyle biz Bosnayı ve Bosnalı kardeşlerimizi Allâh için seviyoruz. Onların böyle bizleri ziyarete gelmelerinden de çok mutlu oluyoruz, memnun oluyoruz. Cenâb-ı Hak inşâallâh bizim Bosna ve kardeşlerimizle alakalı, bizleri birbirimize inşâallâh daha fazla sevdirsin, daha fazla birbirimize karşı bizleri iyi ve güzel eylesin. Âmîn. Oradaki kardeşlerimiz malum bir kısmı Sırplarla beraber yaşıyorlar, bir kısmı Hırvatlarla beraber yaşıyorlar. Ve orada gönül arzu eder ki beraber yaşamanın usulü, hukuku oluştursun. Osmanlı bütün toplumları bir ve beraber yaşatmanın formülünü bulmuş, yaşatmış. Ne Sırpların burnu kanamış, ne Hırvatların burnu kanamış, ne de Müslümanların burnu kanamış.

Allah Hakkında

Ama ne zaman ki Osmanlı oradan çekilince oradaki Müslümanlar hep zulme uğradılar. Oradaki Müslümanlar hep böyle tabiri caizse her türlü zulmü gördüler, her türlü zulme maruz kaldılar. Son noktada da malum büyük bir savaş çıktı. O savaşta da ne yazık ki Bosnalılar çok şehit verdiler ama tam galibiyet söz konusu olacakken yabancı dış güçler bu konuda çok büyük bir baskı yaptılar. Ve bir anlaşmayla şimdilik barış oluşmuş gibi görünüyor. Ama velakin her an için patlamaya hazır bomba gibi. O yüzden Allâh razı olsun bizim malum kardeş dergamız orada Kaçınide. Ama komple biz bu noktada Bosnalılarla kardeşiz hamdolsun. Kendilerini seviyoruz ondan sonra. İnşallah orada tekrar acı günler yaşanmaz. Hep sohbetlerimde derim gidin görün bakın hala da oradaki o savaşın yıkıntısı ve eserleri, tesirleri duruyor.

Görmekte fayda var. Tabi aramızda Bosna Tuzla, Tuzla da biz program yaptık çünkü. Orada bütün kantonlarda program yaptık. Aynı zamanda da Tuzla’da program yaptık. Tuzla da Allâh razı olsun müftü efendi bizi ağırladı orada. Bütün kantonlarda ağırladılar. Çok böyle kendi evimizdeymişiz gibi oralarda program yaptık. Mustafa abi yedi kanton muydu? Mustafa abi kaçtı bu yana? 3 Başkent, 6 Yüzyıl. Evet 3 Başkent, 6 şehirde program yaptık orada. Çok böyle gerçekten ilgi çekildi. Gerçekten orada ses getirdi. Hamdolsun böyle bir hizmet söz konusu oldu. Şimdi de Tuzla mühendisi Vahit Fazıvic aramızda. Aynı zamanda da Begavu Medresesi Tuzla Direktörü Ahmet Hatunici. Kardeşimiz de burada. Allâh razı olsun.

Dün gece, paylaşan bir gün gecesi müftü efendiye az bir şey ver dedik. Sohbet etsin diye. Misafirin duası, sohbeti berekettir, lütuftur, ikramdır. Misafirin her şeyi ikramdır. Her şeyi berekettir. Her şeyi lütuftur. O yüzden söz hocamda. Buyurun hocam. Eudubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Elhamdülillahi Rabbil Alâmin. Elhamdülillahi l-Latihedâna l-lihâdhâ vema kunâ lina hedde’ye lelâ enhedâna l-Lah. Elhamdülillahi l-Latihedhâb’e annel hazen. Inna Rabbana l-laghavfûrun şakûr. Veselatü vesselamu alâ resûlinâ Muhammedin ve alâ a’lihi vesahbihi yajma’in. Bir sevgiyle ve bir de Şeyh Mustafa Efendi ile selamlıyorum. Bosna, Helsik’ten ve Tuzla Muktusu’ndan selamlar getiriyoruz.

Ben bir de benim arkadaşım, kardeşim Behren Begowa Medresesi mudurlusu birlikte bir araya bursa geldik. Ve bizim yaptığınız için, her şey için çok teşekkür ediyoruz. Allâh razı olsun. Türkiye’deki vatandaşları, Türkiye Cumhuriyeti çok teşekkür ediyoruz. Türkiye devlet olarak, Türkiye komşular memlekete çok iyi bakıyor. Bir de Bosna’daki vatandaşlara çok büyük bir destek veriyoruz. Cümlemizden Allâh razı olsun. Türkiye’deki vatandaşlar ve Bosna’daki İslâm’ın bizim kardeşlerimizin aramızda çok önemli. Türkiye’deki vatandaşlara büyük bir destek veriyoruz. goat Şehir Mustafa ve biz sizin dergahınıza saygıyla bakıyoruz. Perşembe zikrullâh da Şehir Mustafa’nın Haydariye üzerinde Sebrensa çiçeği gördüm.

Bizim için o çok mutludur. Siz biliyorsunuz son savaşında 92’den 95’e kadar Bosna ersekte özellikle Sebrensa’da ne olmuş. Sebrensa çiçeği taktırın için Allâh razı olsun. Ben de Allâh’a dua ediyorum. Onun hayırlısı bir hayatı versin. Bir de Allâh razı olsun. Selamlarımı iletmeye için çok teşekkür ediyoruz. Sizin için, bir de sizin ustadınız için ayakta durdum. Birkaç kemlere söyleyeyim. Bu verdiğimiz için Allâh razı olsun. Bu nasıl gösterdi? Müslüman için, emin için en önemli şey kalbidir. Ve kalbin içinde de takvâ önemli. Her yolunda, tarikat yolunda takvâ çok önemli. Allâh için en önemlisi takvâ insanları ve Allâh için bizim kalbimizde bakıyor. Bizim ustumuzu ne giydik bakmıyor, hangi araba biniyoruz, hangi araba kullanıyoruz bakmıyor.

O bizim kalbimizle bizim takvaya bakıyor. Bizim takvayız, bizim takvayız. Bizim dünyanın en önemli ve en önemli bir ilişki ve en önemli bir ilişki ve en önemli bir ilişki ile ilişkimizin en güzel ilişkisi, bizim insanların insanlığı ile ilişkimizin en güzel ilişkisi, takvayla biz Allâh’a yaklaşıyoruz ve ahirette için dünyadaki takvalık çok önemlidir. Takvalık Allâh’a gösteriyoruz, Allâh’ın insanlara, dünyadaki insanlara saygıyla bakıyoruz. Yüce Rabbimiz, Hz. Peygamberimiz kalbinizde vahiyoluyla yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm indirmiş. Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerîm’de böyle diyor ki, ben Allâh’tan Hz. Cibril’e, Cibril aleyhisselâm’a Kur’ân indirmiştim. Cibril’den Hazret-i Peygamber’e vahiyoluyla indirmiştim.

O Kur’ân-ı Kerîm aslında bize ihdin as-sirat al-mustaqim iyi yoldur göstermek istiyor. Allâh’a Salli alaihi ve sellem, Hazret-i Peygamber’in sözünü, O’nun sözünü, O’nun sözünü, O’nun sözünü, O’nun sözünü, O’nun sözünü, O’nun sözünü, Hz. Peygamberimiz kendine göre hiçbir şey konuşmuyor. Hep Allâh’tan geldiğinde ayetleri bir de hadîsleri şey söylüyor, bir de ashabını bize şey söylüyor hiçbir şey kendisine göre söylemedi. Ağabey Allâh’ın cennetini, Muhammed aleyhisselatü vesselam’ın çiftliğine dair bahsediyor, ve, اَنَّكَلَ عَلَى خُلُقٍ عَذِيمٍ Sen, en büyük bir sayfasın, en büyük bir sayfasın, moralin, cestitostin. Ondan sonra Yüce Rabbimiz Hazret-i Peygamber’in hakkında konuşuyor ve Yüce Rabbimiz diyor ki, Sen insanlardan en üstesindir.

Sadece Hz. Peygamberimiz söylebilir. Ben Allâh’tan, Allâh bana seçmiş, bir de size göndermiş ve Hz. Peygamberin bize aslında edep ne demek göstermek istemiş yani. Ve, Hazret-i Peygamber’in hakkında konuşmak istedim çünkü, oninki Rebiyul Evel yaklaşıyoruz.


«Bu Aşk Meydanına Çıkma» — Hâl Ehlinin Hâli ve Avâm-Hâs Ayrımı

Söylediğim için, edeple bahsetmek istiyorum. Bizim dervişler kardeşimiz edep ne demek çok iyi biliyor çünkü tarikatın en önemli edep. Djelaluddin Rumi Mevlânâ, Şan’ı mutlu etmese, dedi ki, insanın ve hayvanın en büyük farkı insanlığı, moralini, ahlakını. Hazret-i Peygamber’in, Djelaluddin Rumi’nin, diyor ki, insanın ve hayvanın farklısıdır aslında edep. Ondan sonra diyor ki, o insan Allâh’ın âyetlerini, Allâh’ın Kur’anı oku, her ayetin içerisinde adabı bulacaksın. Allâh bize yardım etsin, Türkiye’deki vatandaşları, Bosna her sekte vatandaşları Allâh yardım etsin. Şahı Merdan, her zaman Hazret-i Peygamber’in, sunneti ve Hazret-i Peygamber’e yakın olalım. Tekrardan, Şeyh Mustafa Efendi’ye çok teşekkür ediyorum, saygıyla selamlıyorum.

Allâh razı olsun. Selamun Aleyküm ve Rahmetullah ve Barikamuhu. Allâh razı olsun kendisine, teşekkür ediyoruz. Rabbim inşâallâh, komple, Bosna’yla ve bizleri de, Bosna’yla bir ve beraber eylesin. Âmîn. İnşallah kardeşliğimizi tesis eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak o kardeşliği devam ettirenlerden eylesin. Âmîn. Mesnevi’den 1985. beytteyiz. Biz geçen haftada, hal ve makamları anlatmıştık yine Mesnevi’den. Aklı, cüz’i, sözde ve bizim dostumuzdur. Ama hal vahisine gelirsen orada bir hiçten, bir yoktan ibarettir. Burayı okumuştuk. Oradan devam ediyor. Hazret-i Peygamber. Varlıktan fâni olmadığı için o hiçtir, yoktur. Kendi dileğiyle yok olmayınca, nihayet zorla istemediği halde yok olacaktır. Bu da ona yeter.

Akıl, o cüz’i akıl, varlıktan fâni olmadıkça, normalde kendinden geçmedikçe, o bir hiçtir, yok hükmündedir. Ya kendi dileğiyle yok olacak, kendi dileğiyle aklın yok olması, aklın vahye tabi olması, Kur’ân ve sünnete tabi olması, eğer kendi dileğiyle Kur’ân ve sünnete tabi olur da, kendi enesini, benliğini yıkar, kendi kibrini yıkarsa ne âlâ. Hatta daha ileriye gider, ölmeden önce ölünüz. Hadîs-i Şerîfi kendi üzerinde tecelli ettirirse, nur âlâ âlâ. Ama yok öyle ettirmezse, zaten her nefis ölümü tadıcıdır, âyet-i kerimesi mûcibince, ne yapacak? O zaman o mecburi istikamette ölümü tatacak. O yüzden akıl mantık içerisinde, o sistematin içerisinde hareket ettiğinde, normalde bazı işlerin mümkün olmadığını görür.

Çünkü akıl ve mantık ölçüsünde, mesela hep söylerim ya, ateşin İbrahim’i yakması gerekir. Akıl ve mantık ateşin İbrahim’i yakması gerektirdiğini söyler. Ama Cenâb-ı Hak Kur’ân’da diyor ki, biz ateşe dedik ki, serin ol, selametli ol. yakıcı olmadığın gibi üşütücü de olma. Bu aklın üstünde bir şey, aklın kabul etmeyeceği bir şey. Ama akıl vahye tabi olursa, o zaman akıl vahye tabi olduğu için onun olabileceğini hükmeder. Veyahut da peygamberlerin üzerinde Cenâb-ı Hak akıl dışı, aklın üstünde mucizeler oluşturur. Musa aleyhisselamın elindeki asanın yılana benzemesi ve yılanın bütün büyüleri alıp içine çekmesi gibi bu akıl üstü bir şeydir. Veyahut da Eyyub aleyhisselâm hastalıkların içerisinde boğulurken topunu vurup muaradan su çıkıp o suyla yıkandığında çıkan suların altın kelebek olması.

Bu akıl üstü bir şeydir. Şimdi böyle olunca akıl normalde kendi üstünde olan bir şeyi bilmediğinden dolayı ya red eder, mantığa uymaz ya da ne yapar? Vahye tabi olursa onu kabul eder. Vahye tabi olursa. O yüzden akıl kendince mesela ümitsizlik yoluna gitmek istemez. Kendince böyle sonunu görmesi lazım. Sonunu görmediği bir yola gitmek istemez. Akıl hep matematiksel olarak veya normal şartlarda kendince almış olduğu bilgiler neticesinde hareket eder. Böyle olunca da bir türlü akıl bir şeye teslim olmaz. Aklın teslim olduğu tek bir şey vardır. Aşk. Aklın yenildiği tek yer vardır. Aşk. Akıl aşka gelince matematiksel olarak bunun içinden çıkamaz. bir kadın bir erkeği neden sever? Bunun matematikselliği yoktur.

Bir erkek bir kadını sever bunun matematikselliği yoktur. Bir mürit mürşidini sever bunun matematiksel denklemi yoktur. Akıl burada bocalar, debelenir. Der ki ya bu kadının nesini seviyorsun? Harun Reşit Leyla’yı çağırır ya sarayına. Harun Reşit Leyla’yı çağırır, bakar çok özür dilerim. Kara kuru bir kadın. Acaba der benim gözlerimi doğru görmüyor. Sarayın perdelerini açtırır. Sarayın perdelerini açtırır. der ki ya bir göreyim. meşhur Leyla bu. Çünkü Mecnun’un adı Fuattır. Fuattın babasıyla Harun Reşit her ikisi de kral gibidir. Bugünkü manada devlet başkanıdır. Fuatta üzülüyor çünkü. Harun Reşit’in arkadaşı Fuattın babası. bu Mecnun çünkü geleceğin, geleceğin padişahı. Fuatt. E bakayım der bu aşık olduğu kadın nasıl bir kadın?

Öyle ya çağırır Leyla’yı huzuruna. bakar kara kuru bir şey. Der ki perdeleri açın. Perdeleri açar. Aşık olunacak bir şey değil. acaba der. Çok mu belakattı konuşuyor? Öyle kadın vardır şiirsel konuşur. Öyle kadın vardır sesi etkiler erkeği. Gıdıklar. işveli ve şiveli erkeklere konuşulması cahiz değil ya. Bu manadan cahiz değil. Yoksa âyet-i kerîme oku, hadîs oku. Bunda bir sıkıntı yok. Ama işveli konuşma, cilveli konuşma, mahreme karşı cahiz değil. Harun Reşit sorar. Leyla sen misin der. Cevap muhteşemdir. Leyla anlar Harun Reşit’in kendisini beğenmediğini. Der ki Leyla benim ama sen de der. Mecnun’un gözü yok. Leyla benim ama sen de Mecnun’un gözü yok. Çünkü Mecnun Leyla’ya aşıktır. Mecnun Leyla’ya aşık olduğundan, Leyla’nın hiçbir şey onun gözüne görünmez.

Karaymış, kuruymuş, boyu uzunmuş, kısaymış, küloluymuş, tombulmuş, yok değilmiş, yok kara kuruymuş. Mecnun için bunların hiçbirisi geçerli değil. Çünkü Mecnun Leyla’ya bakarken akılla bakmadı. Zaten bir adamın Leyla’sı yoksa adamım diye de geçinmesin. Her adama bir Leyla lazımdır. Her adamın bir Leyla’sı olmalı. Eğer Leyla’sı yoksa bu hayatı boşu boş yaşamıştır o kimse. buradan şuna gelmek istiyorum. Her erkek bir aşkı tatmalı. Aşıklığı yaşamalı. Her kadın aşıklığı yaşamalı. Bu dünyadan aşık olmadan göçüp gitmemeli. Aşkta nasibini almalı. Aşkta nasibini almalı. Yoksa Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum Hazret’in dediği gibi, aşktan nasibi almayanın, çok özür dilerim, öyle diyor kendisi. Eşekten farkı yoktur diyor.

O kimse eşekten farkı yok. Ağır bir şey. Ben okuduğumda dedim ki ne kadar ağır konuşmuş. Sonradan hayatın tecrübesine bakınca, vallaha da billaha da aşktan nasibi yoksa, aşıklık yoksa, o bir şeyi sevemediyse, eşekten değil, eşten kara kökünden farkı yok. Allâh muhâfaza eylesin. normalde akıl, aşka yanaşmak istemez. Aşıklığa yanaşmak istemez. Çünkü akıl için aşk, anlamsız bir şeydir. Ve baktığınızda bütün felsefecilere bakın, herkese sorun, aşkı anlamsız görürler. Ve der ki, aşıklık aptallık işidir. Çünkü o aklı, onun da, onun tabiri caizse batar. Ve hiçbir zaman aşıklığa, akıl aşıklığa adım atmak istemez. Çünkü hükmü kalmayacak orada. Bir insanın normalde bir yerde hükmü kalmayacaksa, akıl onu oradan geri çeker.

Hükmü kalmayacak çünkü onun orada. Ama aşk kendisinden başka bir şey tanımaz. Aşkta şirk yoktur, ikilik yoktur. Aşk şirki kabul etmez. Bakın, aşk şirki kabul etmez. Öyle olunca, aşk der ki, akla benliğini, eneni bırak da gel. Aşk akla der ki, kapının önünde bekle.


«Burada Lâzım Değilsin» — Hizmet ve Liyâkat: Allâh’ın Tâyin Ettiği Konuma Râzı Olmak

Sen bu aşk meydanına çıkma. Burada lazım değilsin de. Çünkü aşk meydanı kabul etmez onu. Ve normalde Hz. Pirde diyor ki, o varlıktan fâni olmadığı için, o hep enesinde, hep benlikte kaldığı için, o hiç hükmündedir. bir kıymeti yoktur cüzi iradenin aşkın karşısında. Bakın tekrar söylüyorum, cüzi iradenin aşkın karşısında bir hükmü yoktur. Ama ne zaman ki aşıklık perdesine geçti, o zaman o kimse Allâh’a karşı imanını kemal erdirir. Yoksa o her ayeti kerimeyi kendince sorgular. Teslim olmaz bakın. Ve o sorgulamayı, zahiri alim erbabı, ilim erbabı, hak görür, doğrudur. Çünkü sorguladıkça onlar hikmet görürler. Sorguladıkça her ayeti sorgularlar. Ayeti keriminin hüzü, sebebi, ayeti keriminin indiriliş, yıllığı, ayı, günü, kime indirildi?

Bunlar ilim açısından gerçekten doğrudur, lazımdır. Ama bakın bunları incelerken, Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin mucizesine sıra gelince, akıl mat olur orada. Çünkü Hazret-iPir der ki, Kur’ân aklı mat etmek için gönderildi. Dikkat edin. Kur’ân aklı mat etmek için gönderildi der. Çünkü Kur’ân akılları mat eder. bize der ki, yoktunuz, sizi ben var ettim. Düşünün, yoktunuz. İnsan düşündüğün zaman mat olur. Yoktunuz, var mıydım? Yoktum. Varlığından haberdar mıydın? Hayır. Ruhlar aleminde senin ruhunu yarattığından haberdar mıydın? Hayır. Sana mı sordu? Hayır. Ruhlar aleminden alemleri dolaştırdı, getirdi dünyaya. Sana mı sordu? Hayır. Akıl mat oldu. Sana sormadı. Ve seni var etti. Ve dedi ki, var oluş sebebini de, ben bütün insanlar ve cinliler beni tanısın, beni bilsinler diye yarattım dedi.

Ha siz ekmek tokmak peşinde koşturun diye değil, kattır yattır araba peşinde koşturun diye değil. Ya? Allâh’ı tanımak ve bilmek zorundasınız. Onun için yaratıldınız. Bakın onun için yaratıldınız. Başka bir yaratılış sebebiniz yok. Hocam az önce diyor ya, takvâ. Yaratılış sebebiniz takvâ. Neden? Ancak takvaya ulaşanlar Allâh’ı tam manasıyla bilirler. Allâh’ı tam manasıyla kabul ederler. Takvaya ulaşmazsa, onu kabul etmez. Takvaya ulaşmak da Allâh’ın lütfu ikramıdır. Sizin çalışmanız neticesi değildir. Evet bizim gayretimiz olacaktır, bizim gayretimize bağlıdır. Ama takvâ Allâh’ın lütfu ikramıdır. Ve bizim yaratılış sebebimizdir. Bakın yaratılış sebebi ve bütün insanlık Kur’ân ahlakıyla ahlaklansa, takvalansa dünyada savaş kalmaz.

Dünyada zulüm kalmaz. Dünyada hiç kimsenin kanı akmaz. Bakın kimsenin kanı akmaz. Ne Müslümanlar Kur’ân ahlakına uyuyor, ne de Hristiyanlar, ne de Yahudiler ahlaka uyuyor. Ahlak namına, dünya üzerinde bir şey kalmadı. Kalmadığından dolayı dünya kan revan ve zulümle dolu. Karanlığın içerisinde dolaşıyor. Ne Hristiyan’ı doğru Hristiyan, ne Yahudi’si doğru Yahudi, ne de Müslümanı doğru Müslüman. Böyle olmayınca dünya kan gölü oldu. Dünya zulüm yeri oldu. Allâh muhâfaza eylesin. Can kemaldir. Çağırması, sesi de kemaldir. Onun için Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem, Ey Bilal bizi dinlendir, ferahlandır. Ey Bilal gönlüne nefhettiğim o nefhadan, o feyizden dalga dalga coşan sesini yücelt dedi. Can kemaldir.

Canın kemal olması, buradaki candan kasıt ruhtur. Farkındaysanız ben hiç ruh terbiyesi kelimesini kullanmam. Terbiye edilecek olan nefistir çünkü. Ruh, Cenâb-ı Hak kendi ruhundan ve nurundan yarattı, üfledi. O zaten kemal noktada. Ruh kemal derecesinde, olgunluk derecesinde. İslam’da ruh terbiyesi diye bir şey yoktur. Bunu söyleyenler, İslam içerisinde olduklarını söylüyorlarsa, cahilliklerinden söylüyorlar. Sen neyi terbiye ediyorsun kardeşim? Cenâb-ı Hak’ın kendi ruhumdan üfledim dediği, ruhunu mu terbiye edeceksin? Bu kocaman yalandan ibaret. İslam’da nefist terbiyesi vardır. Ruh terbiyesi yoktur. Biz nefsi terbiye ederiz. Ruh ne olduğunu dahi bilmiyoruz. Size bununla alakalı çok az bilgi verilmiş demiş Yahudilere.

İyi bize de biraz onun fazlası verirsin. Ama ruh terbiyesi diye bir şey yok. Hz. Bir diyor ki, can kemaldir. bir insanın ruhu kemal noktasındadır. Ve eğer ki o ruhun sahibi nefis terbiyesinden geçerekten o da kemal noktasına geldiyse, onun diyor çağırması, onun seslenmesi de kemaldir. az önce hocam dedi ya, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nefsinden bir şey söylemedi. Necm suresini söyledi. Dedi ki, Cenâb-ı Hak’ın emrini söyledi. Allâh ne emrettiyse onu söyledi. Çünkü kemaliyetin zirvesinde. Hz. Muhammed Mustafa ne söylediyse, ne yaptıysa vahyin içinde yaptı. Onun bizim sünnet olarak algıladıklarımız da vahiy. Onu Kur’ân’dan ayırt etmek için sünnet demişiz biz ona. O da vahiy.

Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin abdeste ellerini hilerlemesi, yüzünü de oynatması da vahiy. Yüzünü yıkaması vahiy. Üç sefer yıkaması da vahiy. Başını bir sefer mest etmesi de vahiy. Vahiy. Bakın başı bir sefer mest ediyor. Ellerini üç sefer yıkıyor. Başı bir sefer mest ediyor. Ağzına üç sefer su veriyor. Başını bir sefer mest ettiği gibi, burnuna üç sefer su veriyor. Hepsi vahiy. O zaman can kemaldir. bir insanın ruhu kemal ehlidir. Yeter ki o ruh nefsin hegomanyasından çıksın. Nefsin hegomanyasında durduğu müddetçe ruh tecelliyat noktasında Allâh’a yakınlaşmada nefsin bastırmasından dolayı orda duruyor. Eğer nefsin zulmünden kurtulursa dedi ya Hanzala senin yanındayken dedi hiç dünyayla bir şey aklımıza gelmiyor.

Sanki cennet bahçesindeyiz. Ama senin yanından ayrıldıktan sonra şeytan bize galip geliyor. Biz dünyaya dalıyoruz dedi. Allâh Resûlü de sallallâhu aleyhi ve sellem’e dert etmektedir dedi ki dışarıda da benim yanımdaki gibi dursaydınız. Meleklerin size selama durduğunu görürdünüz. Dikkat edin. Melekler görünmez demiyor. Dışarıda meleklerin size selama durduğunu görürdünüz. Demek ki melekler görünür. O zaman biz göremiyorsak selama duran melekleri veya biz zikrullâh’a gelen melekleri göremiyorsak veya namazda bize eşlik eden melekleri göremiyorsak veya salat-ı selam okurken ağzımızdan çıkan Salavat-ı Şerife’yi Hz. Muhammed Mustafa’nın başındaki kabrindeki meleğe götürüşünü göremiyorsak, duyamıyorsak bu bizle alakalı.

Bizim nefsimize uymamızla alakalı. Bizim takvaya erişmememizle alakalı. Bizim o aşıklığı yakalamamamızla alakalı. Çünkü can kemaldir. ruh kemaldedir. O kemal ehlinden çıkan söz de kemaldir. Olgunlaşmıştır. O yüzden Hz. Bilal’e diyor ki, Erihne ya Bilal. Erihne ya Bilal. rahatlat bizi. Bize bir şeyler söyle. Bize bir şeyler oku. Erihne ya Bilal. Şimdi burası biraz uzun bir sohbet olacak ama hakkınızı helal edin. Şimdi ya Bilal bizim ruhumuza böyle şeyh verecek, neşe verecek, ruhumuzu nefsin hegomanyasından kurtaracak bir şeyler söyle. Şimdi bu Selefi Vahabi takımı ilahillere bidat diyorlar ya, ilahillere siz dini oyuncak hale getirdiniz diyorlar ya, bunlar biraz hadîs okusunlar. Doğru kaynaklardan hadîs okusunlar.

Doğru kaynaklardan. bir kimse bunu bidat dediğinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Mekke’den Medîne’ye hicret ettiğinde Teala el-Bedru diye ilahi okuyanları da bidat olarak göreceğiz. Allâh Resûlü onu neden susturmadı onları? Bidat olmuş olsaydı, Kur’ân ve Sünnet aykırı olmuş olsaydı, o dini muukim kılmak için gönderildi.


Hz. Peygamber’in İnsanın Kalbini Kırmama Eğitimi — Rahmet Peygamberi Vasfı

O bunlar kırılacak, bunlar üzülecek diye düşünmedi. Vahyettabı oldu. Bir ot, bir töpe dahi vahyettabı oldu. Bir taşı dahi bir yerden bir yere koydururken vahyettabı oldu. O peygamberlikten önce de Cenâb-ı Hak onun gönlüne vahy ederdi. Gönlüne vahyetmemiş olsaydı peygamberlikten önce de Kabe’deki Hacer-ül Esret taşının konulmasındaki aklı orta yere koymazdı. Geldiler Mekkeliler kavga çıkacak, kavgayı o önledi. Çünkü o daha henüz dünyaya gelmeden ötelerden ilk peygamber olandı. O da vahyettabıydı. Vahyettabı her şeyle. Ne yaptı? Kasideler okudular. Bakın kasideler okudular. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem o kasidelere itiraz etmedi, sustu. Ben böyle biraz böyle Hz. Bilal’den böyle birkaç kaynaktan aldım ilahisi, kasidesi.

Ey uyananlar uyanın, uyanın. Sabah karanlık ordularını mühnezim kıldı. Ey uykusundan müstarak olan kimse. Sen uyuyorsun ama Rabbin uyumuyor. Bu Hz. Bilal’in arada okuduğu kasidelerden birisi Türkçesi. Eee? Ta’ala’l-Bedruvar. O da ilahi ya. Biz de okuruz ya kasideyi. Ne Türkçesi? Veda yokuşundan doğdu dolu ay bize. Allâh’a yalvaranın oldukça şükretmek gerekir mesut halimize. Ey bize gönderilen yüce Peygamber, sen taat etmemiz gereken bir emirle geldin bize. nerede burada bidat denilen şey? Bakın İslam dünyasında oynanan büyük bir oyun var. İslam’ı tabiri caizse katı, eğlencesiz, tavissiz, toleransız, bir dinmiş gibi göstermiş. Neccar oğulları var. Bunların bir de kız çocukları var. Dikkat edin.

Neccar oğullarının kız çocukları. Ne diyorlardı Peygambere hoş geldin diye kaside söylüyorlardı, ilahi söylüyorlardı. Kız çocukları. Dikkat edin. Neccar oğullarının kız çocukları. Baliydi, değildi, ayırt etmemişler. Kız çocukları. Onlar ne diyorlardı Hz. Peygambere hoş geldin. Evet şimdi bu okuyacağım hadîsleri not alın bir yerlere. biz bir bayram yapıyoruz, bayramlaşma töreni yapıyoruz, sema ediyoruz. Zikrullâh da sema ediyoruz. bendir zenimiz var, ilahi zenimiz var. Öyle ya. Her programdan sonra hadîs bilmez, ilim bilmez, hakikat bilmez. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hayatını bilmez. Ama bilmediği halde alimdir. Bilmediği halde alimdir. Okumadan alim olmuştur. Hepsi de bidattır.

Attırırlar ya kenara. Ya bir hadîs okusanız, bir kütüb-i siddî okusanız, buharı okusanız, müslüm okusanız, okusanız, göreceksiniz ya ashab böyle değil. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanı böyle değil. İki sema olacak, iki zikrullâh olacak, veya ne bileyim bir düğün töreni olacak. Siz dini oyuncak mı sandınız? Dini oyuncak ettiniz. Ya be hadîs bilmezler, bir ilimsizler. Siz okuduğunuzu anlamaktan uzaksınız o zaman ya da okumuyorsunuz. Ya da bizim okuduğumuz hadîs kitaplarıyla sizin vahabilerin yazmış olduğu hadîs kitapları farklı demek ki. Veya da ne bileyim kimin kitabını okuyorsanız. Evet hadîs-i şerîf uzun, buharide, müslümde, nesaide, bakın buhar-i, müslüm nesai. Burada normalde onların notlarını da aldım.

Buharide, ıydayn, 2, 3 ve 25, cihâd 81, menakıb 15, menakıbul, ensar 46. sayfa, nikahta 82. sayfa, 114. sayfa, müslümde yine 19’da, 892’de, nesaide, ıydayn’de yine 35 ve 36. hadîs-i şerîf. Yine 3. cıt 195 ve 197’de ilim taslamak istemiyorum. Şatıat yapmak istemiyorum. Bu kitapların hepsi de bende var, bu fakir de var. Buharide var, müslümde var, nesaide var, kütübüside de var, rudani de var. Çok özür dilerim. 35 hadîs kitabının 35’i de bu fakirde var. Mutaber 35 hadîs kitabı vardır, o mutaber 35 hadîs kitabının hepsi de bu fakirde var. Sayfa verebilirim bunları. Böyle bir hadîs var, öyle değil. Nerede geçmiş kaçıncı sayfa, kaçıncı hadîs-i şerîf? 3. hadîs-i şerîf. İlimse ilim. Benim ilmim değil.

Koca imam Buhârî, koca imam Müslüm, koca nesai, kütübüside, rudani, Tirmizî, İbn-i Maca, Ebû Dâvûd, bütün hepsi. Hiç kimse boş konuşmasın. Ben sufi yoluna girdim de kendi kendime söz verdim. Kur’ân ve sünnette var olan her şey benim için delildir, yeterlidir. Kur’ân ve sünnette olmayan bidattır benden uzak dursun. Net, hadîs-i şerîf bu da. Evet, Hazret-i Âişe Radıllahu’nın hazretleri naklediyor. Kim Hazret-i Âişe? Dininizin yarısını bu kadından öğreniniz denilen Ayşe. Dininizin yarısını bu kadından öğreniniz denilen Ayşe. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin Hümeyraası, Hazret-i Ebû Bekir Radıllahu’an hazretlerinin biricik kızı, Sıddık’ın kızı ve kadınların velisi. Hz.

Hadice Annemiz kadınların velisidir. Hz. Fatıma Tül Zehra kadınların velisidir. Hazret-i Âişe Radıllahu’an hazretleri kadınların velisidir. Peygamber eşleri hepsi de kadınların velisi hükmündedir. Şek şüphe yok. Hazret-i Âişe Annemiz naklediyor. Bir bayram günüydü. Siyahiler mescitte kılıç kalkan oyunu oynuyorlardı. Ben mi Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den talep ettim bilmiyorum. Yoksa o kendiliğinden mi? Seyretmek ister misin buyurdular. Ben tabi dedim. Kalktı. Beni geri tarafına aldı. Yanığım yanığının üstünde olduğu halde durduk. Ey Erfideoğulları göreyim sizi oynayın diyordu. Ey Erfideoğulları göreyim sizi oynayın. Hatta bir rivayette de elini çırpıyordu. Düzgün oynayın ey Erfideoğulları diyordu.

Başka bir rivayette de böyle geçiyor. Elini çırpıyor. Düzgün oynayın. Ayşe’si seyrediyor. Hümeyra’sı seyrediyor. Oynayın diyordu onlara. Ve ben usanınca kadar böyle devam ettik. Usandığımı fark edince yeter mi buyurdular. Ben evet dedim. Öyleyse git dediler. Demek ki necran şeyler siyahiler bu Sudanlılar. O zaman siyahiler bu Necranlılar Sudanlılar. Erfideoğulları Sudanlı. Sudanlı. Onlar kendi halk oyunlarını oynuyorlar. Ve diyor ki güzel oynayın. Nerede? Mescidde. Mescidde. Dışarıda değil mescidde. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kapısı mescide açılıyor. Sokağa değil. Dikkat edin. Hz. Muhammed Mustafa’nın evinin kapısı mescide açılıyor. Sokağa değil. Onun evi sokağa açılmıyor.

Evinin kapısı sokakta değil. Direkt mescidin içine açılıyor onun evi. Dünya ile işi yok. Var yok. Ve o Necranlılar siyahiler mescidin içinde oynuyorlar. Onlar şimdi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri haşa dini oyuncak mı yaptı şimdi? Buna haram diyenler. Nereden işin içinden çıkacaklar? Onların öyle bir dertleri yok tabii çünkü. Yine Abdullâh ibn Abbâs naklediyor. Kim? Abdullah ibni Abbas. Abbas’ın oğlu Abdullah. Hz. Abbâs Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası. Oğlu Abdullah ilk Müslümanlardan, genç Müslümanlardan. Dört Abdullah’tan birisi. Birisi Hazret-i Ebû Bekir’in efendimizin oğlu Abdullah. Dört Abdullah’tan birisi de Hazret-i Ebû Bekir efendimizin oğlu Abdullah.

Bunlar tabiri caizse böyle ilmi, ilmek, ilmek işleyenlerden. Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah İslam dünyasında ilk tefsir yazan kimsedir. İlk tefsirci kimdir? Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah’dır. Ki Hz. Abbâs Arap diline mükemmel hakimdir. Ve oğlu Abdullah o günkü sahâbelerin içerisinde Arap diline mükemmel hakim olan bir kimsedir. O yüzden onun tefsiri önemlidir. Çünkü Arapça’nın mastarından tutun da çekerine çekmezine, dişisine erkeğine. Çünkü Arapça’da kökenlerde böyle dişil veya erkek olan kelimeler vardır.


Su Gibi Yutulmuş Hak Kelimeler — Tasavvuf Şârihlerinin Üslûbu ve Kapalı Lisân

Onların hepsini su gibi yutmuştur. Şimdiki bizim böyle alim hükmünde geçinenler gibi değil. Allâh bizi affetsin. Hazret-i Âişe annemiz, o naklediyor. Hz. Abbâs’ın oğlu Abdullah naklediyor. Ayşe Radıllahu anh yakını olan bir kızı Ensardan bir adam ile evlendirdi. Gelin götürüldükten sonra… onlarda da gelin alma veya gelin götürülme ritüeli var. Gelin alma veya gelin götürülme ritüeli var. Gelin götürüldükten sonra Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem geldi ve orada bulunanlara genç kızı gelini damadın evine gönderdiniz mi buyurdu? Sahâbeler evet dediler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki dikkat edin buraya. Def çalıp nâme ile şiir söyleyecek bir kızcağızı gelinle beraber gönderdiniz mi buyurdu?

Sizin hiç okumadığınız hadisler bunlar. Size hiç okutulmayan hadisler bunlar. Size öğretilmeyen hadisler bunlar. Bunlar üstü örtülen hadisler bunlar. Tekrar buraya okuyacağım. Def çalıp, bunu Peygamber söylüyor sallallâhu aleyhi ve sellem. Def çalıp nâme ile şiir söyleyecek bir kızcağızı gelinle beraber gönderdiniz mi buyurdu? Def çalmak haram değilmiş demek ki. Şiir okumak da, ilahi okumak da haram değilmiş. Nereden çıkardınız be? Selefi vahabilen cevap verin buna. Bu hadîs-i şeriflere cevap verin. Eğer ilminiz varsa, oturup da klavyenin başında kafirsin, münafıksın. Siz bidat ehlisiniz. Bidat ehli hep sizde sapıksınız. Hepinize sapıksınız deyip toptan hesap görmeyin. Ben diyorum ki yaptığımızın haram olduğuna dair hadîs-i şeriften âyet-i kerimeden bir delil getirin diyorum.

Ben pılımı pırtımı toplayıp çekileceğim kenara diyorum. Bakın hadîs-i şerîf ne diyor? Hazret-i Peygamber diyor. Def çalıp nameyle şiir söyleyecek bir kızcağızı gelinle beraber gönderdiniz mi buyurdu? Ayşe annemiz cevap verdi. Hayır dedi. Bunun üzerine Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle dedi. Ensarın arasında güzel söyleme adeti vardır. Bari onlara, Hazret-i Peygamber diyor buna, bari onlara size geldik, size geldik. Böylece Allâh bize de, size de hayırlı ömür versin diyerek onları odalarına göndereydiniz ya buyurdu. İbn-i Macide geçiyor hadîs-i şerîf. şiir haramdı? def vurmak haramdı? şiir okumak haramdı? Sen şimdi def vurmayı haram kılarsan Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri def vurmayı burada tavsiye etti.

Hatta emretti. Hazret-i Peygamber haramı mı emretti be küstah adam? şiir okumak haramdı? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri haramı mı söyledi? Şiir ayetle sabit, o heva ve hevesinden konuşmadı. Ayetle sabit. Sen böyle söyleyince ayeti de inkar ediyorsun, sen kafir oluyorsun. Allâh muhâfaza eylesin. Bakın yine İbn-i Macide ve Müsnet’te geçiyor. İmam Malik’te geçiyor. Müsnet deyince İmam Malik’in. Ayşe validemiz bir kadını ensardan bir zatla evlendirip damadın evine götürüyordu. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, ey Ayşe, ensar muhabbet duygusu olan bir kavimdir. Onlara size geldik, size geldik. Allâh bize de, size de hayat versin. Şarkısını söyleyen birini gönderseydiniz.

Hadisler burada. İbn-i Macide nikah. 21. hadîs-i şerîf. Müsnet 4. cilt 78. hadîs-i şerîf. Kaynak söylüyorum. Evet. Malik’i fakihlerinden Ebu Bekir İbn-ül Arabi şöyle der. İçinde Malik bin Enes’in de bulunduğu ekser ulemaya göre, müsiki kalplere heyecana getiren eğlencelerdendir. Ne Kur’ân’da ne de Sünnet’te onun haram olduğuna dair delil yoktur. Ama sahih hadiste mübah olduğuna dair delil vardır. Sahih hadiste Ebu Bekir Hazret-i Arap’ın, sahih hadiste Ebu Bekir Hazret-i Aişe’nin yanına girer, o anda onun yanında Ensar’ın mersiyelerini okuyan iki cariye vardır. meşhur ya hadîs-i şerîf. Ne yapıyor Hazret-i Ebu Bekir Hazret-i Ebu Bekir Efendimiz’in Aişe’den sonraki kızı evleniyor. Gelin çıkaracak daha.

O esnada cariyeler, cariye kim? Savaşta esir alınan kadınlar. Cariyeler mersiyi okuyorlar. ilahi söylüyorlar. Def vuruyorlar, ilahi söylüyorlar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri giriyor içeri. Girince Hazret-i Ebu Bekir Efendimiz siz peygamberin yanında bunu nasıl söylersiniz diye hiddetleniyor. Hiddetlenince Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Hazret-i Ebu Bekir Efendimiz’i durduruyor. Dur ya Ebu Bekir. Onlar söylesinler diyor. Eğer burada İbn Arabi diyor ki, Eğer musiki haram olsaydı, zahiren Ebu Bekir’in hoş karşılamadığı halde Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem evinde olmaması gerekirdi diyor. Bunu nerede yazıyor? İbn Arabi ahkamül Kur’ân 3.ci sayfa 9. Tabi onlar İbn Arabi’yi kafir olarak nitelendiriyorlar ya.

Açıp okumazlar burayı şimdi. Onlar İbn Arabi kafir hükmünde çünkü onlar için. Serahsî’den bu alıntı, Serahsî’den. Müzik başkalarına dinletmek için değil de kendini dinlendirmek ve yalnızlığı def etmek için yapılırsa, Serahsî’ye göre caizdir. İbn-i Hümam eserin geçtiği, İbn-i Hümam eserin adı Cilt 6 sayfa 36. Devam edeceğim. Hanbelilere göre, bu da İbn-i Kudame’den alınma. Hanbelilere göre dinen hoş karşılanmayan bir şey olmadıkça tegenni mübahtır. İmam-ı İmâm Ahmed bin Hanbel’e göre musikinin mekruh olması bizzat söz üzerine değil, kötü fiil üzerinedir. tegenni sebebiyle işlenecek kötü şey üzerinedir. sen arabes dinliyorsun, kafan yükseldi, açtın birbirine. Bu haram. Tegenni değil, şarkı değil.

İbn-i Kudame el-Muni’nin 42. ve 43. sayfa. Bunları söylüyorum, bende dört mezhebe göre Cezir’in eseri de var. Bunları bakarken İbn-i Âbidîn’e de bakıyorum. Bende Serahsî’nin Türkçe çevrilmişi de var. Böyle kes, kopyala yapıştır değil, öyle değil. Beyin bozuna gitmiyor bizim. Yarısı boşuna tıkalı değil yani. Evet. Öyle şey değil. Şevkani Cilt 8 sayfa 107. Resul-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellemin düğün bayram karşılama gibi münasebetleri icra edilen, müziği tahsip ettiği, düğünlerde bunu teşvik eylediği sağlam rivayetlere istinat etmektedir. Ayrıca müziğin bir harama alet edilmeden yalnızca saz ve ses müziğinin haram kılındığına dair sahih hadisin bulunmadığını söylemiştir. Kettani, Et tarihübü’l idariye cilt 2 sayfa 120 ve 145. Faslı Abdülhayy el Kettani, Peygamber devri kültür ve medeniyetinden bahseden iki büyük ciltlik eserinde Et tarihübü’l idariye musikiye 25 sayfa 20. Bu müellifin tespitine göre sahabeden Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Abdurrahman bin Av, Ubeyde bin El Cerrah, Sa’d, Ebu Vakkas, Ebu Mesud, Bilal, Abdullah bin Zubayr, Hasan, İbni Amr, El Mugira bin Şube gibi zevatın müzik dinlediklerini rivayet etmiştir.

Siz oturun şimdi, deyin ki Hazret-i Ömer de Osman da Abdurrahman bin Av, Ubeydeullah bin Cerrah, Sa’d, İbni Ebu Vakkas, bunların hepsi de aşere-i mübeşerreden cennetle müjdelenen sahâbeler. Siz şimdi oturun, musiki dinlemeyi haram edin. Allâh bizi affetsin. keman ve müjde. Müziği dinlemeyi haram edin, Allâh bizi affetsin. Kemal ehlinden çıkan söz kemaldir. O yüzden Yunus’un sözleri kemaliyeti anlatır. O yüzden Niyazi Mısrının sözleri kemaliyeti anlatır. O yüzden Hazret-i Mevlânâ’nın Celaletin-i Rumi’nin divanı kebiri kemaliyeti anlatır. Mesnevi o yüzden kemaliyeti anlatır. O yüzden demek ki kemal ehliyle çıkan söz kemaliyeti anlatır. Kemaldir. Biz o sözlerin üzerinde şek şüphe etmeyiz.


Kur’ân Değil Sünnet Değildir Ama Evliyâ-i Kirâm Sözlerinde Şüphe Etmeyiz — Velîlerin İlhâm Mertebesi

Kur’ân değildir, sünnet değildir. Ama evliya-i kiramın güzel sözleridir, hikmetli sözleridir. O yüzden onları reddetmemiz mümkün değildir. Konuyu biraz bu mevzuyu uzun tuttuk. Uzun tutmamın sebebi de şu. Hem bu Hz. Bilal’e kaside söyletmesi, ona kaside okutması ve yarın öbür gün derler ki, o Hazret-i Mevlânâ’nın o sözü de batıl derler. Derler çünkü. Bunların İngilizler arkalarında olduklarından çok rahat konuşuyorlar. Çünkü bunlar İngiliz soytarısının beslemeleri, bunlar Mossad’ın beslemesi, bunlar CIA yosması bunlar, başka bir şey değil. Ne yazık ki Türkiye’de bunların oluşması için çanak tutan siyasiler var, bürokratlar var. Bu selefi vahabilere çanak tutuyorlar. Bu ne yazık ki Bosna’ya gittiğimizde, Bosna’da da gördük biz onları.

Bunlar Bosna’da da önüne gelene kafir diyorlardı. Adamın babası Bosna’da cihâd etmiş, bu gitmiş, iki sene orada Suudi Arabistan’ın parasını yemiş, olmuş bir vahabi, paçalar dizinin altında önüne gelene kafir diyor. Önüne gelene kafir diyor. Bosna sonradan uyandı şimdi bunları temizleyeceğiz diye uğraşıyorlar. Şimdi bunları temizleyeceğiz diye uğraşıyorlar. Müftüler var, vahabi orada. Müftü, müftü olmuş. Dakka bir gol bir dedim bu vahabi. Sen biliyorsun. Anında demedin mi vahabi bu diye? Ne yerisiydi orası? Tavnik müftüsü. Bir önceki şeydi Nusret Efendi’ydi. Nusret Efendi ile çok iyi aramız. Gayet güzel. Nusret Efendi başka yere tayin oldu dediler bu Tavnik müftüsü. Tanıştırdılar. Böyle küçümseyen bir gözle bana baktı.

Araba Kelam mevcut dedi bana şimdi. Mafya Araba Kelam, Rab bir kelam mevcut dedim ben. o küçümseyecek ya beni böyle kibirli bir şekilde. Araba Kelam mevcut dedi. Ondan sonra ben de dedim mafi Araba Kelam, Rab bir kelam mevcut. Şimdi Rab bir kelam deyince o güne kadar duymadığı bir şey şimdi onun. Rab bir kelam, Rab bir kelam dedim. Şimdi Rab bir kelam ne demek manasında? Rab bir kelam, Rab bir kelam dedim. Rab bir kelam. Bilmiyor onu. Bilmiyor onu. Çünkü neden? Onun için tasavvuf sapıklık. Onun için sufilik sapıklık. Orada öğrendiler. Öyle öğrendiler. Halbuki o komünizmin kol gezdiği, Türkiye’de de kol gezdiği komünizmin, Bosna’da da kol gezdiği zamanda dini, mübinin ayakta durmasını sağlayan tekke ve zaviyeler, sufiler kalben anlaştılar.

Kalben toplandılar. Kalben sevdiler birbirlerini. Zikirsiz durmadılar. Çocuklarına da zikri öğrettiler. Saklıdılar, olsa namazı kıldılar çünkü Allâh’a aşıklar. Çünkü Allâh’ı seviyorlar. Allâh’ı seviyorlar. Bunun akılsal, mantıksal bir matematiği yok. Allâh sevgisinin matematiği yoktur. İçki içiyordu sahâbe. Sahâbe içki içiyordu. Her seferinde Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ona had vuruyordu. Her seferinde. Bakın Allâh sevgisinin matematiği yok. Bir gün sahabeden birisi gene mi sen bu içkiyi içtin deyip onu kerih görücü bir söz söyledi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tabiri caizse kartal gibi döndü. Hayır dedi. Onu kerih görme. O Allâh ve Resulünü sever.

Var mı matematiği? Yok. O içki içen sahâbe Allâh Resûlü vefat edinceye kadar içti. Vefat ettikten sonra değişti. Ne zaman tövbe etti biliyor musunuz? Hazreti Ömer Radıyallahu hazretin zamanında tövbe etti. Nerede tövbe etti? Savaşta tövbe etti. Hazreti Ebu Bekir efendimizin zamanında değişti. Öyle sarhoşlara can kurban can. Hazreti Ebu Bekir efendimizin zamanında değişti. Hazreti Ömer efendimizin zamanında İran seferinde. Bunu zamanın ordu komutanı hapsetti. Zincire vurdu çadırda. Baktı kalbi çalışıyor. Dedi ki yalvardı ordu komutanının anımına yalvardı. Dedi ki beni bırak. Vallahi de billahi de savaş bitince kendimden kalacağım dedi. Kendimden kalacağım. Kaybaya gidiyorlar dedi. Savaşı kaybedecekler dedi.

Dayanamadı ordu komutanının anımı. Çözdü zincirlerini. Ağzını burnunu kapattı. Sahabenin adı aklıma gelmiyor şimdi. Bakın isterseniz bana bildirin. Ağzını burnunu kapattı. Tanınmayacak hale getirdi kendini. Bir daldı düşmanın üzerine. Daldığı gibi dağıttı orayı. Tozu dumanak attı. Önüne geleni kesmeye başladı. Önüne geleni biçmeye başladı. Ordu komutanının ordusuna bakıyor. Diyor ki bu filanca gibi savaşıyor. Bu filanca olmalı. Ama diyor ben onu kendi ellerimle zincirledim. Nasıl çıktı geldi buraya? Bütün sahâbe bütün herkes hayrette. O dalınca düşmanı karıştırınca ortalığa. Malubiyet galibiyete döndü. Ve dediği gibi yaptı. Savaş yavaşlayınca kız da geldi. Çadıra yine zincirletti kendini. Ordu komutanı geldi.

Baktı çadırda hapis. orada zincirli. Hanımına dedi. Valla dedi sanki o geldi. Biz malup oluyorduk dedi. Biz dağılıyorduk. Öyle bir girdi dedi. Düşman saflarını dağıttı dedi. Tozu dumanak attı dedi. Tarmar etti ortalığı dedi. Bitti önüne geleni dedi. Sanki dedi atı bile ona benzemiş dedi. At onun atıydı sanki dedi. At da savaşçı. At sahibine göre oynar çünkü. Bu nefis de sahibine göre oynar. Sen savaşçıysan senin nefsin de savaşçı olur. Bir anlam veremediler. Birinci gün geçti. İkinci gün yine savaş kızıştı. Baş kızıştı bağırıyor içeriden. Ordu komutanın hanımına bağırıyor. Diyor ki vallahi tövbe ettim. Ben hiç geçmiyorum artık. Diyor ki beni bırak. Ben tekrar gideyim. Kaybediyorlar yine diyor.

Yine savaşın en kızışkın hali yine yürüyor. Yine dağıtıyor ortalığı. Sahâbe şaşkın hayrette. Gene ona benzeyen bir kimse diyorlar. Ağzı burnu kapalı. Dağıtıyor ön cepheyi. Tahrımar ediyor. Anlatanlar biraz da abartırlar ya. Atı bile kafa vuruyormuş. Atın çilbiri yok başında. Atı bile kafa vuruyor. Arkadan gelene tekme vuruyor. Kılıç kalkan havada dolaşıyor. Yine savaş. Sukune terince yine dönüyor çadıra. Yine zincirletiyor kendini. İmana bak. Üçüncü gün yine aynı olunca. Komutan geliyor. Hanımına diyor ki böyle böyle. Direk ona benziyor diyor. Başka kimse değil. Ama diyor geliyorum burada zincirli. Hanımı dayanamıyor. Diyor ki ben çözdüm onu üç gündür. Öğlesine ağladı, öğlesine ağladı. Savaşı kaybediyorlar.

Beni bırak. Ben tekrar geleceğim. Bir daha o içki içti. İçki içtiği için gene savaş zamanı. Gene cihada çıkmış bakın dikkat edin. Cihada çıkmış. Gene içki içmiş. Hapis cezâsı vermiş.


Mürşidin Hapis Cezâsı ve Ordu Komutanı’nın Tövbesi — Tasavvuf Sırrı; «Aşığın Bir Nefesi Şifâdır»

Ordu komutanı. Ve o zaman tövbe ediyor. O zaman tövbe ediyor. Aşıklığın, sevmenin matematiği yoktur. O zaman tövbe ediyor. Aşıklığın, sevmenin matematiği yoktur. Aşıklığın, sevmenin matematiği yoktur. Aşıklığın, sevmenin matematiği yoktur. Bakın her şeyin matematiği vardır. Aşıklığın matematiği yoktur. Her şeyin matematiğini bulabilirsiniz. Sevmenin Matematiğini bulamazsınız. Her şeyin matematiğini bulabilirsiniz. Allâh’ı sevmenin, Resulü sevmenin, Üstadı sevmenin, bir mümin kardeşini sevmenin Matematini bulamazsınız. Allâh ve Allâh etmenin matematiğini bulamazsınız. Eşin matematiğini bulursunuz. Menfaat vardır. Faydalanma vardır. Çocuğun matematiğini bulabilirsiniz. Faydalanma vardır. Ama Allâh için Allâh’ı, Resulünü, bir Veli, bir Mümini sevmenin matematiğini bulamazsınız.

O yüzden onlar birbirlerini Allâh için severler. Hadîs-i Kudsî. Akraba değillerdir. Birbirleriyle alışverişleri yoktur. Akraba değiliz. Birbirlerimizle alışverişimiz yok. Bosna’dan buraya çıkıp geliyorlar. Ziyaret etmeye. Bizim bir alışverişimiz yok. Akrabalığımız yok. Menfaatimiz yok. Bosna’ya gitmeyi seviyoruz. Bosnalılar da seviyoruz. Allâh için. Akrabalığımız yok. Bir alışverişimiz de yok. Bir faydamız da yok birbirimize. Maddi manada. Ama Allâh için birbirlerini sevenler. Toplandıklarında Allâh’ı zikredenler. Hadîs-i Kudsî’deki ibaret o. Birbirlerini Allâh için sevip toplandıklarında Allâh’ı zikredenler. Mahşer yerinde hiçbir gölgenin bulunmadığı bir anda Allâh’ın gölgesinde gölgeleneceklerdir.

Ve mahşer halkı onlara gıpta ile bakarlar. Sorarlar bunlar peygamber mi? Hayır. Bunlar hangi şehitler? Bunlar şehit de değil. Bunlar kim? Bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde aynı kavimden olmadıkları halde birbirleriyle alışverişleri olmadıkları halde birbirlerini Allâh için sevenler. matematiği yoktur bunun. Bunun matematiği yoktur. Bakın Allâh’ın gölgesi diyor hadisi kutsi’de. Haşa Allâh’ın gölgesi olur mu? Allâh’ın gölgesi olmaz. Burada aklı mat ediyor. Matematiğe sığmıyor. Diyor ki Allâh’ın gölgesinde gölgelenirler. Matematik yok burada. Matematik yok. O yüzden aşıklığı yine aşk şerh etti. Aşkı da yine aşk şerh etti. Akıl onu şerh edemedi. Akıl o işin içinden çıkamadı. O yüzden aşığın namesi kemal bir sözdür.

Aşığın gözyaşı aşağıyı titretir. Aşığın bir nefesi şifadır. Şifa. Aşığın nefesi şifadır. Çünkü matematiği yoktur. Ya nasıl matematiği yoktur? Hesabı yoktur, kitabı yoktur, beklentisi yoktur, umması yoktur. Aşık çıplak. Aşık çıplaktır bu manada. Elbisesi yoktur. Matematiği yok çünkü. Allâh bizleri o aşıklardan eylesin. Cenâb-ı Hak kendisine aşık, Habibine aşık, aşıklara aşık kullarından eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Bosnalı Müslüman Kardeşliği: Bosna-Hersek Müslüman Tarîhi — Noel Malcolm, Bosnia: A Short History; Selim Sırrı Tarcan, Bosna-Hersek; Bosna Savaşı (1992-1995) — Roy Gutman, A Witness to Genocide; «Allâh için sevmek» — Buhârî, Îmân 7 (16); Müslim, Birr 168 (2566); Ebû Dâvûd, Sünnet 16 (4681); Tirmizî, Birr 53 (1965); «el-mer’ü mea men ahabbe» — Buhârî, Edeb 96 (6168); Müslim, Birr 165 (2640); Karabaş silsilesinden Bosna ziyâretleri — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Rebî’ülevvel ve Mevlid Edebi: Rebî’ülevvel ayında Hz. Peygamber’in doğum kutlaması — İbn Kesîr, el-Bidâye 13/207; Süyûtî, Hüsnü’l-Maksıd fî Ameli’l-Mevlid; Süleymân Çelebi, Mevlid-i Şerîf (1409); modern Mevlid kandili münâsebeti — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «edeple bahsetmek» (Hz. Peygamber’i anarken) — Hücurât 49/2-3; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’ş-Şifâ.
  • Aşk Meydanı ve Avâm-Hâs Ayrımı: Tasavvufî mertebeler (havâssu’l-havâss / havâss / avâm) — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu makâmâti’l-meârif; «aşk meydanı» mecâzı — Mevlânâ, Mesnevî, sevgilîlerin meydanı; Ferîduddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr (yedi vâdî); Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; «her makâmda kalmamak» — İbn Atâullah, el-Hikem.
  • Hz. Peygamber’in Rahmet Vasfı ve Kalp Kırmama Eğitimi: «vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn» (Enbiyâ 21/107); «yâ Eyyühe’n-Nebiyyu inneke fa’fu anhüm vestağfir lehüm» (Âl-i İmrân 3/159); «huluk-i azîm» — Kalem 68/4; Tirmizî, Şemâil 1; Hz. Âişe rivâyeti «kâne hulukuhu’l-Kur’ân» — Müslim, Müsâfirîn 139 (746); Mâlik, Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk 8; Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb; modern eğitim ve şefkat — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • Velîlerin İlhâm Mertebesi: Velîlerin sözünün mertebesi (vahy-i metlüvv değil ama ilhâm) — Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/12-15; «kerâmet-i ilhâmiyye» — Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; «velînin sözünün hücceti yoktur ama hikmetli sözüdür» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «su gibi yutulan kelimeler» — Mevlânâ, Fîhi mâ Fîh; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; sûfîlerde kapalı lisân (rumûz, mecâz) — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir; Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.
  • Mürşid Menkıbeleri ve Tevbenin Bedeli: Sûfî menkıbelerinde tevbe-i nasûh — Tahrîm 66/8; Bakara 2/222; Hûd 11/52; «zâlim emirlerin tövbesi» — Buhârî, Cenâiz 96; Müslim, Tevbe 17 (2768); İmâm Şârânî, el-Yevâkît; Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; «aşığın çıplaklığı» (matematik yokluğu) — Mevlânâ, Mesnevî, aşk-aklın ötesi; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, bâbu’l-mahabbe; «aşığın nefesi şifâdır» — Sûfî tıb estetiği — Ahmed Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn.
  • Karabaş Silsilesi ve Aşk Yolunda Sebât: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «aşk-cân hatime» — Mevlânâ, Mesnevî; «sufî nefesi» — Yûnus Emre, Dîvân; modern aşk-tasavvuf okuması — Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı