Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #83 — Mâverdî Sohbeti: Halife Allah’ın mı, Resûl’ün mü, Halkın mı Halifesi? Şia’nın Allah’ın Halifesi Anlayışının Sahabe’yi Küfre Düşürme Tehlikesi, Hanefî-Mâturîdî vs Eş’arî-Şâfi Çizgisi, Hz. Hüseyin Yezid’e Karşı Siyasî Duruşu, Tarîkatlarda Sorgusuz Şeyh Anlayışının Reddi, Erbakan’a Mehdî Sıfatı Verilmesi, İçtihâd Kapısı Kapatılmadı «İhtiyaç Duyulmuyor», Selefilik İngiliz-Suûdi Üretimi, İslâm Bilime Karşı Değil-Müslüman Lüks Teknoloji Tüketici, Aklın Zevâli (Robert Raleigh) Reddi ve Akıl Kalp Ayağıyla Yürüse Sınırı Aşar

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #83 — Mâverdî Sohbeti: Halife Allah’ın mı,…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Eûzu-Besmele, Tevhid (Eftalu’z-Zikri Lâ İlâhe İllâ’llâh), Helâl Niyâzı; «Yaşım 61 Olmuş Hâlâ Hesap mı Vereceğim Millete?»; Mâverdî’nin «Din Devletin İkiz Kardeşidir» Sözünden Devam — 3. Sayfanın Başında

Edubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftar-ı zikir faleminnehu. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resulallah cemiyen elbiyayyü ve el mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Âmîn. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Âmîn. Böyle gecikmelerimiz oluyor. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Helal etmeyen de söylesin. Ona göre biz de gardımızı alalım. Ne yapacaksak yapalım. Ya ona yapar ise bir şey olsun. Az önce içeride Hakan diyor ki gecikiyoruz diyor. Dedim yaşım 61 olmuş hala daha hesap mı vereceğim millete dedim. Kaç da çıkarsam çıkarım dedim. Baktı deliliğim üstünde sustu. Evet kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Kaldığımız yerde başlangıç olarak Maverdi’nin sözü vardı. اَتْدُونِ وَتْدَوْلَتُوْ تَوْ اَمَانَ لَا يَفْتَرِكَانَ din devletin ikiz kardeşidir. Sözüydü. Oradan devam ediyorduk. Üçüncü sayfanın başındayız şu anda.


İmâm Gazâlî – Mâverdî Çizgisi – Halife İtaati Kur’ân-Sünnet Dâiresinde — Şâfi-Eş’arî Zihniyeti Halife’ye Tam İtaat; Hanefî-Mâturîdî Çizgisi: «Halifeye İtaat Kur’ân-Sünnet Dâiresinde, Aksi Halde Zulüm»; İmâm-ı A’zam ve Hz. Hüseyin Çizgisi

İmam Gazâlî savunduğu İslam yorumu nedeniyle halk nezdinde merkezi iktidarın meşruiyetini sorgulamayı önleyecek, itaati sağlayacak, toplumdan siyasi otoriteye sürekli rıza üretecek ve muhaliflere etkili yanıtlar verecek alim olarak görülür. Önemli ve saraya alınmasının nedeni de tam olarak budur. Şimdi Gazâlî’nin üzerinde böyle söylerler ama Maverdi ile başladık ya, bu Maverdi çizgisindedir. Maverdi çizgisindedir dediğim şey şu. Şafi uleması genel itibariyle eşari zihniyetli ve genel itibariyle bu ta Abbasiler şeyden, Emöviler zamanından gelir, idareye o günkü tabirli siyasi olarak halifeye tam bir itaat sorgulanmaktan, soruşturulmaktan uzak bir halk-halife ilişkisi vardır. Bu Hazret-i Ömer Radıyallahu An Hazretlerinin veata ondan önceki Hazret-i Ebû Bekir Efendimizin ve ondan önce Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin veya Hazret-i Ömer Efendimizden sonra Hazret-i Osman’ın kısmen ama normalde sonra Hazret-i Ali Radıyallahu An Hazretlerinin çizgisinin dışında bir çizgidir.

Bu mesela İslam’da siyasetle alakalı geçen senelerde yine Hakan kardeşin hazırlamış olduğu bir sorular dizisi vardı. Bu sorular dizisinde bunu geniş bir şekilde sohbet ettik. Sohbet şuydu halifeye olan itaat Kur’ân Sünnet dairesindeydi. Eğer halifeye olan itaat Kur’ân Sünnet dairesinde çıkarsa o zaman zulüm oluyordur. Ve Müslümanlar Kur’ân Sünnet dairesindeki bir halifeye veya Kur’ân Sünnet dairesindeki halifenin söylediğini itaat etmekle mükellefte. Bunu unutmayın. Bu çizgi İmam-ı Azam ve İmam-ı Muaturdi çizgisi olarak devam eder. Bu Hazret-i Ali Efendimiz’in oğlu Hz.


Hz. Hüseyin’in Yezîd’e Karşı Siyasî Duruşu — Silahla Değil Aileyle Beraber Karbalâ’ya Gidiş, Şehâdet; Bu Damar Ehlibeyt-İmâm-ı A’zam Üzerinde Yürüdü; İmâm-ı A’zam Emevvîlerin Yıkılmasına Fetvâ Verdi; Hanefîlerde Bu Duruş Çok Önemlidir, Türklere Geçmiştir

Hüseyin Efendimiz’den gelen bir çizgidir bu. Nasıl Hazret-i Hüseyin Efendimiz Yezid’in halife seçilmesine karşı çıkıp siyasi bir, bakın silahlı değil, siyasi bir kalkışma yapmıştır. Orduyla gitmemiştir. Kendi ailesiyle beraber gitmiştir. Savaşmaya gitmemiştir yani. Bu siyasi bir duruştur. Ama Yezid ve Ahvanesi o siyasi bir duruş sergileyen Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i ve yanındaki kadınları çocukları şehit eder. Şimdi bu çizgi, bakın bu bir damar gibidir. Bu damar ilerki zamanlarda hem Ehli Beyt’in üzerinde hem de İmam-ı Azam’ın üzerinde yürür. Mesela İmam-ı Azam, emevlilere ilk baş kaldıran önemli günün önemli din alemidir. Emevlilere baş kaldırır, emevlilerin yıkılmasına fetva veren kimsedir.

Ve İmam-ı Azam’dan itibaren Hanefiler’de bu duruş çok önemlidir. Bu duruşu kaybetmezler ve bu duruş örnekliyorum Türklere de geçmiştir. Ve Türklere de geçtiği için, Türklerde mesela böyle bir şey yoktur. Ama maverdi gibi veyahut da o aşağı mezopotamiyadaki Müslümanların oradaki hassasiyetleri şudur. Emevlilerden sonra halife kim olursa olsun, ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın, merkezi otoriteyi sarsacak, merkezi otoriteyi yıpratacak her şeyi red ederler.


Mâverdî-Gazâlî Tarihî Bağlamı — Aşağı Mezopotamya’daki Şâfi-Eş’arî Hassâsiyet: Halife Kim Olursa Olsun Merkezi Otorite Sarsılmasın; Küçük Beylikler Çağında Halifeye Bağlılık Gevşerse Bölünme-Parçalanma Olur; Adâlet-Güvenlik-Sosyal Hayat-Zenginlik Devletin Devamı İçin Şart; «O Günkü Coğrafyada Doğru, Bugün Eleştiriyoruz»

Şimdi bu böyle emevlilerden Abbasilerden Selçuklulara kadar bu damar gelir. Ve İmam-ı Gazâlî de bu damarın içindedir. Şimdi bunu normalde reddedemeyiz. Tabii biz yalnız o günleri bugünden eleştirel olarak bakıyoruz. O günkü maverdi gibi, gazali gibi veyahut da o aynı ekolde olan insanlar, devlet yıkılırsa millet kalmaz. Veyahut da küçük küçük beylikler var o zamanlar. Kavim beyliği, o kavim beylikleri eğer ki o günkü dille konuşuyorum, halifeye olan itaatlerinde gevşeklik olursa bölünme ve parçalanma olur. Böylece ülke gayrimüslim unsurlar tarafından işgal edilir. Veyahut da talancılar, yağmacılar, eşkıyalar ülkeyi batırırlar. Çünkü bir devletin devamiyeti için adalet, güvenlik, sosyal hayat, zenginlik önemli unsurlardır.

Eğer devletin devamiyeti söz konusu olacaksa, devlet adaleti, güvenliği, zenginliği ve sosyal rahatlığı ve hayatı dizayn etmek zorundadır. Böyle olunca devlet devamiyet kespedebilir. O günkü şartlar içerisinde maverdinin de gazalinin de yaptığı kendi ekseninde, kendi dairesinde, kendi coğrafyasında doğru kabul edilir. Bunları böyle eleştirmekten uzak olduğumdan dolayı değil. düşünün, maverdinin yaşadığı zamanı düşünün. normalde her yerde küçük küçük beylikler veya gazalinin yaşadığı zamanı düşünün. Küçük küçük beylikler var. İslam beyliği bunlar. Eğer bunların halifeye olan merkezi olan bağlılıklarında ve itaatlerinde bir gevşeme söz konusu olursa, devleti kılacak, halk perişan olacak, ortalık perişan olacak.

Bu düşünceyle, bu düşünceyle o maverdi ve gazali çizgisi ve gazaliden sonrası da bu çizgide, bu damarda devam edenler, devlete karşı sisteme karşı herhangi bir kalkışmanın, herhangi bir şeyin olmaması için çok büyük titizlik gösterirler. Gazaliden de vardır bu.


Sufiler İsyankâr Damardan – Ehlibeyt Karşı Duruşu — Nerede Haksızlık Varsa Sufi Karşı Çıkar, Kimden Gelirse Gelsin; Ehlibeyt Sürgün-Zulüm-Şehâdet Görmüş; Saf-Tertemiz Dini Birinci Kanaldan Almışlar; Sistemler Eleştirildiği İçin Onları Hoş Görmemişler; Hanefî Çizgisinin Eş’arîden Ayrışan İçtihat Yöntemleri

Bunların içerisinde isyankâr duranlar bu meselede sufilerdir. Nerede haksızlık varsa karşı duracaklar. Ehlibeyttir, haksızlıklara karşı karşı dururlar. Ehlibeyt damarıdır. Kimden gelirse gelsin haksızlık karşı dururlar. O yüzden tarih boyunca da, İslam tarihi boyunca da acı bir şeydir bu. Ehlibeyt hep sürgün edilmiş, zulmü uğramış, şehit edilmişler ve hiçbir zaman tabiri caizse rahat yüzü görmemişler. Sebebi şu, dedelerinden almış oldukları dini, ilmi diz dize tedrisata devam ediyorlar. Dedelerinden almış olduğu dedim Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin efendimiz. Hazreti Ali efendimizden geçti, Hazreti Ali efendimizden onlara, onlardan, onların çocuklarına, torunlarına aldıkları dini eğitim saf, temiz, birinci kanaldan tertemiz bir şekilde.

Zaten Aziz Şerif de var, size iki şey bırakıyorum. Birisi Kur’ân, Allâh’ın kitabı, birisi de Ehlibeyt’imdir der. Böyle olunca onlar saf bir şekilde dini alıyorlar, dini aldıklarında halife yanlış yaparsa o zaman halifeyi de eleştiriyorlar. Diyorlar ki burada yanlış var, bu sefer halk nezdinde, ehlibeyt sözü kıymetli kendileri kıymetli, ehlibeytin. Böyle olunca sistemlerin hoşuna gitmiyor o ehlibeyt. Bakın sistemlerin hoşuna gitmiyor çünkü sistemler Kur’ân ve Sünnet’in dışında hareket ederse içeride ehlibeytten olan kimseler bunları eleştiriyor, bunları söylüyor. Böyle olunca devletin bütünlüğü, halkın bütünlüğü bozuluyor, imajı veriliyor. Bu aşağı mezopotamya’da da bu daha önemlidir. Mesela emeviler de başlamıştır bu hareket.

Emevilerden abbasilere, abbasilerden sonra devam etmiştir. Mesela İmam-ı Azam’ın tabiri caizse hayallerinin yıkıldığı yer abbasilerin de bir müddet sonra emevilerin duruma düşmesidir. Sonra İmam-ı Azam kalkar, abbasilerin de yıkılması için fetva verir. Onlardan da net bir şekilde Kur’ân ve Sünnet’e dayalı bir idare sistemi göremez çünkü. O yüzden İmam-ı Gazâlî’nin bu yorumu kendi dairesinde, kendi bölgesinde kendince doğru kabul edilebilir. Maverdi’nin çizgisindedir zaten. Her ikisi de Şafi’dir, her ikisi de Eşari’dir. Şimdi bunları böyle söylüyorum mezhepsel takıntımdan dolayı değil. Eşari’de bir akayit zihniyeti vardır, Maaturi’de ayrı bir akayit zihniyeti vardır. Eşari’deki akayit zihniyetiyle Şafi’nin akayit zihniyeti bu meselede mesela Hanbeli’nin veya Maliki’nin akayit zihniyetleri üç aşağı beş yukarı bu noktadadır.

Bunlardan ayrışan İmam-ı Azam ve İmam-ı Maaturi’de ekolidir. O yüzden aralarında bir hayli fark vardır. Nizam-ül Mülk siyasal iktidarın kaynağını ilahi bir güce, Allâh’a ve dine dayandırdığı halde makhi velli, dünyevi ve seküler gerçeklere işaret eder. Nizam-ül Mülk de sonuçta aynı silsilenin insanıdır. Aynı silsilenin insanı olduğu için o da siyasal iktidar kaynağını ilahi olarak bir güce Allâh’a ve dine dayandırır. Mesela bu… Bu işi biraz büyüteyim mi ben ya? Şimdi İslam dünyasında sonradan bir şey gelişir. Bu çok konuşulmamıştır. İslam dünyasında siyasi akımların içerisinde çok konuşulmamıştır. Bunu belki de kardeşler ilk defa duyacaklar şimdi bunu. Mesela Halife’yi İslam dünyasının büyük bir çoğunluğu, büyük bir çoğunluğu, Allâh’ın halifesi olarak görür.


Halife = Allah’ın mı, Resûlullah’ın mı? — İslâm Dünyasında Konuşulmayan Mes’ele; Allah’ın Halifesi Olarak Anlaşılırsa Eleştiri-İtiraz Mümkün Değil; Eğer Resûlullah’ın Halifesi İse Hz. Ömer’in «Şaşarsa Düzelteceğimiz Kılıç» Hadisesi Anlaşılır; Hz. Osman’a Karşı Çıkanların Sahabe-Sıfâtı Aynen Korunur

Buranın altını çizin bir kere. Ve konuşulurken Allâh’ın halifesi olarak konuşulur. Şimdi İslam dünyasında göz ardı edilen bir şey vardır. Halife, yeryüzünde, Allâh’ın halifesi mi, Resûlullâh’ın halifesi mi? Bu konuşulmaz ve tartışılmaz. Şimdi genel itibariyle İslam dünyasında halife değil, genel itibariyle İslam dünyasında halife denilince direkt halifeye atfedilen güç, Allâh’ın halifesi noktasıdır. Böyle olunca siz halifeye itiraz edemezsiniz. Halifeye karşı da duramazsınız. Bu sebep çünkü Allâh’ın halifesidir. Şimdi size başka bir şey söyleyeceğim. Eğer halife Allâh’ın değil de, Resûlullâh’ın halifesi ise iş daha da değişir. Eğer Allâh’ın halifesi ise, Hazret-i Ömer’in yoldan şaşırırsa neyle düzeltirsiniz dediğinde, sahabe kılıcını çekip bununla düzeltiriz diyemezdi.

Çünkü Allâh’ın halifesiydi. Eğer halife Resûlullâh’ın halifesi ise, o zaman sahabe kılıcını çekip, seni bununla düzeltiriz derdi. Şimdi Hazret-i Osman’ın, eğer Allâh’ın halifesi nezdinde görülmüş olsaydı, o zaman Hazret-i Osman efendimiz’i şehit eden, Mısır’dan gelen eşkıyalar, o zaman Allâh’ın halifesini şehit etmiş olacaklardı. O zaman Hazret-i Ali efendimiz’e baş kaldıran, Allâh’ın halifesine baş kaldırmış olacaktı. Böyle bir anlayış olunca, o zaman sahabeler, haşa küfre düşmüş olarak göreceğiz biz. Şimdi bu çizgi, bakın bu çizgiyi takip ettiren, İslam’da bir siyasi bir duruş var. Bu neye, kime ait bu?


Şia’nın Halife Allah’ın Halifesi Anlayışı — «O İmama İtaat Etmeyen Küfre Düşmüş Olur»; Sahabeyi Küfre Düşürme Tehlikesi; Mustafa Efendi’nin Tercihi: Halife Müslüman Halkın Halifesi; Mâverdî-Gazâlî-Nizâm-ül Mülk Çizgisi: Halife’ye Mutlak Otorite Atvet — Sarsılmasın, Eleştirilmesin

Şiaya ait. Bakın, Şia, Allâh’ın halifesi olarak görür. Ve bir kimse, o imama itaat etmezse, baş kaldırırsa küfre düşmüş olur. Burası İslam dünyasının içerisinde, çok konuşulmayan ama velakin, müthiş bir yol ayrımıdır, fikri planda. Şimdi, bunu bile ben çok konuşmak istemem. Konuşmak istemeyişimin sebebi şudur. Toplum bunu, bunu Peygamber’in halifesi olarak görürse, veya, bunu böyle Allâh’ın halifesi, veya Resûlullâh’ın halifesi, diye görmese, bunu Müslüman halkın halifesi olarak görse, iş daha da değişir. Fakat o günkü toplumda, yani, Maverdi, Gazâlî, ondan sonra Nizam-ül Mülk ve sonrası, gelen toplumlarda, halifeye bizim öyle bir güç atvettirmemiz, öyle bir güç elbisesi giydirmemiz gerekir ki, halife sorgulanmasın, halife eleştirilmesin, halifeye karşı herhangi bir, bırak baş kaldırmaya, kaş dayı kalkmasın.

Ki, otorite sarsılmasın. Bakın, otorite sarsılmasın. Halife ne yaptıysa, ne ettiyse, doğru kabul edilsin, asla eleştirilmesin. Peki, bu anlayış, aynı zamanda ne içinde var? Bu anlayış, aynı zamanda, Eminviler zamanında yavaş yavaş, kurulmaya başlanan, tarikat oluşumunun içinde de var. Bu son dönem, Osmanlı’da iyice yerleşir.


Tarikatlarda Sorgusuz Şeyh Anlayışı — Bu Damar Tarikat Oluşumunun İçine de Geçmiş; «Şeyh Asla Sorgulanmaz, Şeyhin Yaptığı Her Şeyde Hikmet Vardır»; Mustafa Efendi’nin Bu Anlayışı Kırma Çabası: «Şeyh de Günah İşler, Şeyh de Hata Yapar»; Bu Çizgi Hem Siyasî Hem Tarikat Kanalında Sıkıntılı; Maverdîden Önce Başlayan Bu Damar Hâlâ Devam Eder

Bu tarikat anlayışı da nedir? Şeyh asla sorgulanmaz. Şeyhin yaptığı her şeyde hikmet vardır. Ne yaparsa yapsın. Bakın, ne yaparsa yapsın. Biz bunu kırmaya çalışıyoruz şimdi. Biz bunu kırmaya çalışıyoruz şimdi. Diyoruz, yanlış var burada. Şeyh de günah işler. Şeyh de hata yapar. Bakın, bu çizgi, hem siyasi kanalda, hem de tarikat kanalında, sıkıntılı bir kanaldır. Şimdi biz, bu böyle tuhaf gelebilir, bugüne kadar öğrendiklerinizin içerisinde eğer biz halifeyi halkın halifesi olarak görürsek, sıkıntı çıkmayacak. Ama bu normalde dediğim gibi, ta bu maverdiden öncesinden başlar. Maverdi de böyle bir kimlik kişilik bulur. Gazâlî de devam eder. Nizam-ül Mülk de de bu mesele devam eder. Evet, Allâh’ın yönetici, yönetme yetkisini her çağda, halk arasından seçtiği belli kişilere verdiğini ifade eden, Nizam-ül Mülk dolayısıyla Sultan’a itaat etmenin, bir anlamda Allâh’a boyun eğmek anlamına geldiğini ifade ederek, siyasal iktidara güçlü bir teolojik temel sunar.

Evet, bu o gün için doğru olan bir şey, o gün için doğru olan bir şey, o gün için doğru. Ve o gün içinde bu uygulanmış ve bu uygulamanın üzerinde o kadar çok durmuşlar ki, Sultan’a itaat etmeyenin Allâh’a itaat etmediğini beyan etmişler. Tabii yalnız buradaki bir şeyi, bir konuya parmak basmak istiyorum. Âyet-i Kerîme var ya, Allâh’a itaat edin, resümüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Burada sizden olan emir sahiplerine itaat edin noktası, Kur’ân ve Sünnet dairesinde olduğu müddetçe, İmam-ı Azam, İmam-ı Maturidi çizgisi, sizden olan emir sahiplerine itaati, Kur’ân ve Sünnet’e bağlamışlardır. Demişlerdir ki, koşulsuz bir itaat yok, gözü kapalı bir itaat yok, körcesine bir itaat yok, itaat ancak Kur’ân Sünnet dairesinde olduğu müddetçe diye, şerf düşmüşlerdir.

Makgevelli ise iktidarda ilahi bir temel aramaz ve ona kutsallık atfetmez. Burada evet Makgevelli böyle bir şey söyler, ama biz yönetmede, biz yönetmede Kur’ân ve Sünnet disturlarını ararız. Biz yönetimde ve yöneticilerde ilahili, ben kendi için analiz edeyim, kendi nefsimde, biz yöneticilerde ve yönetimde ilahilik aramayız. Benim aradığım yönetimde bellidir. Birinci derecede yönetimde bulunan insanlar adaletli olmak zorundadırlar. o kim olursa olsun, dediğim beş unsur vardı ya, akıl emniyeti, din emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, namus emniyeti, bu emniyetin sağlamaları gerekir, bu emniyetin sağlaması için akıl gerekir, hukuk gerekir, bu emniyetin sağlaması için adalet gerekir, adaletin tecelli etmesi gerekir, bu beş şeyin sağlaması için en önemli şey adalettir gibi.

Evet bunlar olmazsa olmaz. Nizam-ı Mülk ile Makgevelli arasındaki bu fark çok var. Evet bu fark çok önemli. Yalnız bunun ben böyle ortaya buluyormuş gibi olmayayım. Biz yönetimde bir ilahi kutsallık ben kendi nefsim olarak aramam. Yalnız bu damar İslam dünyasında hala da var mıdır? Vardır. Bir müddet önce bunu açık açık dillendirmemi ister misiniz? Evet. Ben şimdi bunu bekliyorum. İslam dünyasında ve ülkemizde bu böyle şeydir. Bu damar çok tazelini korur.


Erbakan’a Mehdî Sıfatı + Cemaatlere Biat Tehdidi — «Erbakan Mehdî, Herkes İtaat Etsin»; «Oy Atmayanların İmanı Sorgulanır, Cahiliye’de Ölmüş Sayılır»; Yakın Dönemdeki Cemaat Liderine Biat Edenlerin Kurtuluşa Erişi İddiası; «Bu Cemaate-Tarikate-Partiye Biat Etmeyenler Kurtuluşa Eremeyecek»; Aynı Zihniyet, Aynı Hata; Bu Çizgi Maverdî’den Önce Başlayan Emevî Düzenidir

Merhum Erbakan onca için Mehdi deniliyordu öyle değil mi? Evet. Ve herkesin. Mehdi’ye itaat etmesi gerektiğini söylüyorlardı. Öyle değil mi? Ve herkesin ona oy atması gerektiğini, oy atmayanların imanlarını sorgulamaları gerektiğini söylüyorlardı. Öyle değil mi? bakın aynı bu düşünce aynı noktaya getiriyor insanları. siz bir siyasi parti kuruyorsunuz ve siyasi partiye oyunuza atmazsanız imanınız tehlikeye giriyor. Veyahta bütün ehli tarikatın bütün ehli İslam’ın o partiye biat etmesi gerektiğine inanılıyor. Ve eğer o biat gerçekleşmezse cahiliye döneminde ölmüş gibi olacaksınız deniliyor. Şimdi bunlar bana da geldiğinden böyle böyle olması gerekir diye bana da geldiklerinden dolayı bunları iyi biliyorum. o siyasi otoriteye siz biat etmezseniz cahiliye döneminde ölmüş gibi olacaksınız.

Veyahta siz o siyasi partiye oy vermezseniz yine bu sefer sizin dininiz dini akideniz doğru olmamış olacak. Bu damar bakın bu damar devam ediyor. Sebep bu damar yöneticileri daha kutsallaştırıyor. Ve o kutsallaştırılmış yöneticiye biat etmeyenler kutsiyetten uzak kalıyor. Bunu aynı zamanda cemaatler de kullanıyor bunu aynı zamanda tarikatlar da kullanıyor. Mesela yakın dönemde böyle bir cemaat vardı. onların cemaatin başındaki hocasına biat edenler kurtuluşa eriyordu. Ona biat etmeyenler kurtuluşa ermiyordu. Bu bakın zihniyet olarak birbirlerini eleştirseler de ikisinin de zihniyeti aynıydı. Değişmedi bir şey. Veyahta şu anda Türkiye’de belli cemaatler ve oluşumlar var. O cemaatlere göre, o oluşumlara göre onun şeyhine biat edenler kurtuluşa erdi.

Veyahta o cemaate intisap edenler kurtuluşa erdi. Veyahta o partiye intisap edenler oy atanlar kurtuluşa erdi. Diğerleri, diğerleri kurtuluşa ermedi bataklığa gitti. Bu günahı kebar işlediler hatta küfrüne fetva veriyorlar. Bakın bu siisile bu yol onu o sana maverdiden önce tekrar söyleyeceğim bu emevilerden itibaren gelen bir siisiledir. Ve ne yazık ki İslam dünyasında otursan konuşsan büyük bir çoğunluğu emevileri istemez ve emevi düzenini ve sistemini kabul etmez. Ama yönetime gelen veya belli bir makama gelen Müslümanlar emevi zihniyetini devam ettirirler. Mesela İslam dünyasında hiç kimse eşarıyı çok böyle önemsemez. İmam mağduriyeti daha fazla önemser ama yönetime gelen veya yönetici konumunda olanlar bir müddet sonra eşarî zihniyetli olurlar.

Veyahut da bu damardan gelenler eğer güzel iyi bir şey olduysa onların başarısıdır. Onlar çok çalışmıştır, çok gayret etmiştir, çok kafa yormuşlardır. Başarı bu böylece olmuştur. O ne yorulmuştur, ne çalışmıştır. Ama bir başarısızlık, bir sıkıntılı bir durum olursa kader böyledir. Onların suçu yoktur. Bakın bu İslam dünyasında bin yıldır bin yıldan fazladır devam eden bir anlayıştır. Bakın İslam dünyasında sıkıntılı bir durumdur bu. yöneticiler ve yönetenler iyi bir şey yaptıklarında çok keskin zekaları, çok akıllılardır, çok çalışkanlardır. Ama velakin bir sıkıntı çıkarsa bu kaderi ilahidir, takdir ilahidir, bunda yapılacak bir şey yoktur. Onların da suçu yoktur. Denilebilir ki Hazret-i Hasan Efendimiz’den sonra Halifeli Sultanlığı kendi iradesiyle bırakan bir kişi dahi yoktur.

Bu hata benimdi, bu kusur benimdi. Ben sultanlıktan ferahat ediyorum diyen Emeviler de yoktur, Abbasiler de yoktur, Selçuklularda da yoktur, Osmanlılarda da yoktur. Emevilerden itibaren, Yezid’den itibaren son Osmanlı Padişahı vahit ettiğine kadar bunlar hiç mi hata işlemediler? Hiç mi yanlışlık yapmadılar? İntresan bir şeydir bu. Bakın bu kadar nettir. Allâh bizi affetsin. Bu tabi bunların hepsi de Mustafa Özba’ya yorumu kabul edilebilir edilmez. Bunların herhangi bir, benim kendi görüşüm, kendi analizim, bu bir kitaba dayanmayan görüş analizler. O yüzden kabul edilir edilmez ayrı bir mesele. Nizam-ı mülk ile makivelli arasındaki bu fark çok önemlidir. Evet. Burada bir şey daha söyleyeyim de buraya geçelim.

Bu siyisiyleyi İslam dünyasının büyük bir çoğunluğu devam ettirmeye çalışıyor her yerde. Bakın her yerde bütün ülkelerde İslam coğrafyasında bunu devam ettiriyorlar. Mesela İslam coğrafyasında Müslümanların lideri konumunda olan bir siyasi partinin veya bir cemaat oluşumunun siz hocasını, hacasını, şeyhini, liderini sorgulayamıyorsunuz. Bakın sorgulayamıyorsunuz, eleştiremiyorsunuz. Veya bir öneri koyamıyorsunuz önüne. Ve buna sıkı sıkı bağlanılıyor. Sebebi şu, dağılmayalım, dağıtmayalım. Daha başka şeyleri de var bunun. Zamanı geldiğinde inşallah onlarda konuşuruz. Peki, İslam’da yorum ve güncelleme yolunun neden kesildiğini, ictihâd kapısının niçin kapatıldığını araştırmayalım mı?


İçtihat Kapısı Niye Kapanmış? — Mustafa Efendi’nin Cevabı: «Aslında Kapatılmadı, İhtiyaç Duyulmuyor»; «İslâm Dünyası Dini Yaşamadığı İçin İçtihada İhtiyaç Yok, Yaşayan Bir Müslüman Otobüse Bindiğinde Abdest Sorgular»; «Güncelleme» Tâbiri Yerine «İçtihâd» Kullanılmalı; Mü’min Dini Yaşıyorsa Yeni Sorularına Cevap Bulmak İster

Bu konuda da ben hep aynı şeyi söylüyorum. Evet zaman zaman ictihâd kapısı daha doğrusu, günün konumuna, durumuna, coğrafyasına göre belli şeylerin yeni yorumlara ihtiyacı var. Kur’ân Sünnet tarihisinde belli meselelere yeniden ictihâd edilmesi gerekli. Ama burada dil önemli, dinin güncelleşmesi deyip de İslam’ın hukukuna, İslam’ın haram-helal çizgisine, İslam’ın ibadetlerine dokunursanız bu güncelleme İslam dünyasında infiale sebep oluyor. Aslında İslam dünyası dinini tam yaşamıyor. İslam dünyası, bunları böyle hani, iştahada ihtiyaç yok, dini bırakmış zaten. Yaşamış olsa ihtiyaç duyacak iştahada. Bakın yaşamış olsa iştahada ihtiyaç duyacak. Ben güncellemeyi kullanmak istemiyorum. İştahadı kullanmak istiyorum.

İslam dünyası dinini yaşasa, yaşamaya çalışsa evet ictihâd lazım olacak. Ama İslam dünyası dini yaşamaktan günden güne uzaklaştıkça ictihâd olmuş olmamış, bir şeyde zorluk varmış yokmuş kimsenin umurunda değil. Sebep ne? Çünkü zorlaşma, ictihâd olmamış, zorlanmıyor yaşamadığı için. Yaşayan bir kimse için zorlanıyor. Mesela bir şafi bayan, dinimi ben yaşayacağım derse toplum içerisinde zorlanır abdest konusunda. otobüse bindi, adamın birisi dokundu abdesti bozuldu. Bakın o eğer o dinimi ben yaşayacağım diyorsa başladı zorlanmaya. O büyü alaracak kendisine. Diyecek ki ben otobüse biniyorum abdestim bozuluyor. bunun bir çıkış yolu yok mu? Bunu ne almamız lazım? Veya hatta çarşıda dolaşıyorsun. gayri ihtiyarı, herkesin elinde bir telefon var.

Yolda giderken de o mesajlarına bakması lazım. Like’lara bakması lazım. Kim onu beğenmiş, kim beğenmemiş bakması lazım. Yolda da yürüyor ya, yolda yürüyorken de onların hepsine bakması lazım. o akılsızı elinde tutması lazım. Kim ondan sonra ne paylaşmış, onu görmesi lazım. Kim nerede yemekmiş, onu instagramdan takip etmesi lazım. Ona kızması lazım. Kim ne kıyafet almış, neyi sergilemiş muhakkak görmesi lazım. E sevgilisi var, üç dört tane. Dostu var, postu var, arkadaşı var. Evli kadın ama olsun iki üç tane daha. Erkek sevgilisi var. Evli adam ama olsun varsın üç dört tane daha sevgilisi var. Hepsinin kırk tane tilkiyi bir kazıya bağlamalı ama kırk tilkinin kuyruklarını birbirine değdirmemesi lazım.

Bunun için o sosyal medyada çok hızlı bir şekilde bulunması lazım. Yolda giderken de bakması lazım. Bakarken de kadınmış, kızmış, çolukmuş, çocukmuş veya kadın bir adama çarpmış hiç önemli değil. Herkes de şimdi, pardon. Dedim görmedin mi dedim, bir seksen dedim enine boyuna. Baktı şimdi kadın öyle. Dedim böyle canım sıkıldı. Telefona bakacağına dedim, etrafına bak da adam gör dedim. Böyle baktı bana. Yürüdüm ben tabii. Yahu telefona bakacağın kadar yola da bak ya. Yola bak. Önüne bak. Yok bizde öyle bir şey yok. Allâh bizi affetsin. Öyle olunca dini bir kaygımız da yok bizim. Dini yaşama kaygımız da yok.


Müslüman Bikini-Maya-Sakız-Telefon Sosyolojisi — Ramazan’da Denize Mayolu Girmek Orucu Bozar mı?; Sakız-İplik-Ayakkabı Üzerinden Soru Sorma Trajedisi; «Hangi Sakız Orucu Bozar?»; Ayakkabıdan Kurban Kesilir Diyenler de Var; Lâik Anayasal Engel: «Lâik Devlet Sisteminin Kanunlarına Aykırı İçtihat Yok»; Diyânet de Lâik Bir Yapı

Haram kaygımız da yok, helal kaygımız da yok. Böyle olunca ihtiyada da ihtiyaç yok. Neye ihtiyaç var? Hocam Ramazan ayında denize girersek denize girdiğimizde oruç bozulur mu? Allâh Allâh. Denize nasıl gireceksin? Bikini maya gireceksin. İyi bikini maya ile denize girip girmemek orucu bozar mı bozmaz mı? Bunu soruyor bana. Meşhur ya Ramazan geliyor şimdi başlarız şimdi. Sakız orucu bozuyor mu? En başta sorulardan birisi bu. Hangi sakız orucu bozar, hangi sakız orucu bozmaz? Bir de bu gider. Nelerden zekat verilir, nelerden verilmez? Bir tane ayakkabı, ayakkabıdan da zekat verilir der çıkar birisi. Pardon ayakkabıdan kurban kesilir der. O da çıkar, onu da gördük. Memlekette hepsini görüyoruz.

Allâh bizi affetsin. O yüzden İslam dünyasında, bakın burası çok önemli. İstihada ihtiyaç duyulmuyor. Çünkü İslam dünyası dinini yaşamıyor. Dinini de fikretmek istemiyor. Uyuşturulmuş vaziyetteyiz. Sadece İslam dünyası mı? Hayır. Bütün dünya insanlığı uyuşturulmuş vaziyette. Hristiyan Hristiyanlığını yaşamıyor. Yahudi Yahudiliğini yaşamıyor. Ateist ateistliğini de yaşamıyor. Onu da bilmiyor zaten. Müslüman da Müslümanlığını yaşamıyor. Bir Hindu Hinduluğunu yaşamıyor. Bir Tavcu Tavculuğunu yaşayamıyor. Evet. Yaşamadığı için, yaşamadığı için o kimse iştihada ihtiyaç duymuyor. Haramı haram bilip uzaklaşmıyor. İşliyor haramı. O yüzden iştihada ihtiyaç yok. Ve zaten İslam dünyasında böyle bir iştihat edebilecek kapasitede kurulmuş bir kurul da yok.

Diyanette bir iştihat kurulu var. Diyanet layık bir yapı. Diyanet layık bir yapı olduğu için layıklığa aykırı bir iştihatta bulunma bir şey. İştihatta bulunması devlet sisteminin anayasa ve kanunlarına aykırı bir iştihatta bulunması mümkün değil. Suç ister yoksa. bir böyle kafası normal çalışmayan Cumhuriyet Savcısı çıkar. Layık devlet sisteminde siz böyle iştihat edemezsiniz. Nasıl böyle iştihat edersiniz der. Siz layık devletin kanunlarına karşı mı çıkıyorsunuz? Der. Diyaneti hallaç mı gibi atar. Öyle savcı çıkar mı, çıkmaz mı bilemem. Bu da ayrı bir tartışma konusu.


Selefilik Akımı – İngiliz-Suûdi 3. Akım Üretimi — Önceden 2 Akım: Şia ve Sünnî; Selefilik İngiliz Üretimi, Suûdi Arabistan Devlet Olarak Destekliyor; Eser-Mısır Sünnî Akımın Başını Çekerken Bozulması; Mısır Üzerinden Sünnî Akımın Türkiye’ye Geçmesi; Sünnî Akımı Kuvvetlendirip İran’la veya Suûdi’yle Savaştırma Plânları; Aklcılığın Çöküşü Reddi: «Kur’ân-Sünnet Dâiresinde Düşünce Kalmadı ki Aklcılığı Sorgulayalım»

O yüzden burada iştihat kapısının niçin kapatıldığını araştırmayalım mı diye soru işareti koymuş. İştihat kapısını kapatan kimse yok. Siyasi iktidarlar da iştihat kapısını kapatmıyor. Tekrar söylüyorum. İştihada ihtihat yok çünkü insanlar dinlerini yaşamıyorlar. İslam’da rasyonel akılcı düşüncenin çöküşüyle selefilik akımının ortaya çıkışını ve güç katılışını ve güç kazanmasını tartışmayalım mı? Evet. Selefilik akımı İngilizlerin kurduğu bir akımdır. İngilizler bunu normalde Suudi Arabistan’ın içerisinde yeşerttiler, büyüttüler. Suudi Arabistan’ın içerisinde yeşertip büyütüp Suudi Arabistan’a selefilik akımının devlet açısından destekleme görevi verdiler. Bakın, üç tane İslam dünyasında kuvvetli akım hale geldi.

Önceden iki taneydi bu. Birisi Şia idi kuvvetli akım olarak birisi de Sünni akımdı. Sünni akım Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra Mısır’a verdiler bu işin sorumluluğunu. Sünni akımın devlet bazında destekleyen ve sorumluluğu İngilizlerin verdiği Mısır’dı. O yüzden Afganiler, o yüzden Mısır Eser Üniversitesi bu işi üzerine almıştı. Ve böylece Sünni akımı körelten, Sünni akımı dejenere eden Sünni akımı bozan Mısır ve Eser oldu. Şimdi, insanlar Mısır’daki bir bozgunluğu gördürünce kendi kendisini toparlamaya çalıştı. O toparlama esnasında üçüncü etkili akımı başlattılar. Suud Arabistan kaynaklı selefilik akımı. Şimdi, Suud Arabistan kaynaklı selefilik akımıyla beraber dünya üzerinde üç tane kuvvetli akım oluştu.

Birisi Şia, birisi Sünni akım, diye nitelendirdiğimiz akım. Öbür üçüncüsü de son 100 yılın veya 50 yılın akımı olan selefilik akımı. Bunların içerisinde parasal gücü orta yere koyan selefilik akımı ile Şia oldu. Bilhassa Hümeyni’den sonra İran, bu Şia akımının çok güçlü bir şekilde hem bölgeye hem dünyaya ihraç etmeye başladı. Buna karşı olarak Amerikan, İngiliz, Yahudi lobisi selefilik akımını kuvvetlendirdiler. Ve selefiliği, İran’ın karşısına çıkardılar. Ve ardından, ve ardından Mısır’dan Sünni akımın otoritesi Mısır’da bitti. Daha ileri götüremedi. Bu sefer yerine göçüyor şimdi Sünni akımın yeri. Orası da neresi? Gitmiş olduğu topraklara geri dönüyor Anadolu. Osmanlı’dan kalan miras. Şimdi Türkiye, bu manada Sünni akımın temsilcisi olma yolunda ilerliyor.

Bunun da arkasında farklı oyunlar var.


Müslümanların Bozulma Süreci — FIS Kuzey Afrika’da Bozuldu; Müslüman Kardeşler Suriye-Irak-Mısır’da Bozuldu; Milli Görüş’le Türkiye’ye Geldi, O da Bozuldu; Sufiler-Şeyhler-Cemaatler-Tarikatlar Hepsi Bozulma İçinde; Kimi Şeyhini Uçurmakla, Kimi Cebini Doldurmakla Meşgul; Siyâsî Oluşumlar Makâm Sahibi Olunca Bozuluyor

Yani Sünni akımı kuvvetlendirip, İran’la da savaştırabilirler. Sünni akımı burada kuvvetlendiriyoruz deyip, Suudi Arabistan’la de savaştırabilirler. Veya Sünni akımı kuvvetlendiriyoruz deyip, herhangi bir İslam dünyasındaki bir akımla da bizi savaştırabilirler. Bunların hepsi de bu kaos sisteminin içerisinde insanların görmesinin zor olduğu konula. Bakın, o zaman şöyle oldu şimdi, İslam’da akılcı düşüncenin çöküşü ile selefilik akımı dediğimizde, İslam’da artık akılcı düşünceyi bırakın, Kur’ân Sünnet dairesindeki düşünce kalmadı ki akılcılığını sorgulayalım. Bakın, tekrar söylüyorum, İslam dünyasında Kur’ân Sünnet dairesindeki bir düşünce kalmadı ki akılcılığını sorgulayalım. E, bu böyle olunca ne oluyor bu sefer?

İnsanlarda bir dağınıklık var, insanlarda bir keşmekeşlik var, insanlarda bir yorgunluk var, insanlarda bir bıkkınlık var, insanlar aslında artık din dahi duymak istemez hale geliyor. Din, günlük, rütel işlerden bir işmiş gibi hükmüne girdi. Düşünebiliyor musunuz? 200 yıldan beri böyle İslam dünyasında nefes olabilecek bir iştihadi akım yok. Nefes olabilecek bir böyle siyasi akım yok. Yok. Bozuluyorlar. Bir şey çıkıyor, bozuluyor. En acı olanı bu. kısaltılmış adı FIS, Kuzey Amerika’da çıktı, bozuldu. Kuzey Afrika’da çıktı, bozuldu. Oradan geldi Müslüman kardeşler oldu, bozuldu. Oradan geldi, Suriye, Sırak dolaştı. Milli görüşün üzerinden Türkiye’ye geldi, Türkiye’de adı milli görüş oldu, o da bozuldu. bu acı bir şey.

Veya Sufilere baktığımızda Sufiler de son Osmanlı’da 150 yıldır bozulma devam ederken son 100 yılda o bozulmaya devam etti. şeyhlere baktık, şeyhler bozulmuş. Cemaatlere baktık, cemaatler bozulmuş. Tarikatlara baktık, tarikatlar bozulmuş.


Tarikatların Bozulması ve İslâm Düşüncesi Tartışması — Şeyhler Bozulmuş, Cemaatler Bozulmuş, Tarikatlar Bozulmuş; «Egemen İslâmcılık» Yok; «İslâm Bilime Karşı Değil»: Hangi Bilime Karşı? 50 Yıl Önce Atom Parçalanmaz Denilen Bilim Şimdi Parçalanılır Diyor; Bilim Kutsallaştırılmaz, Din Bilimle Çatışmaz

Kimisi şeyhini uçurmakla meşgul, kimi şeyhte cebini paralile doldurmakla meşgul, kimi şeyhte sülalesine yetecek mal yapmakla meşgul. Herkes ucundan, kıyından bir şeyler yapmakla meşgul. Bozulma hızla devam ediyor. O siyasi oluşumlara baktığımızda da, onlar da bir yere bir makama geldiklerinde o makamda onlar da bozulma devam ediyor. Veyahut da siyasi olmasa dahi, vay bu İslamiyye bir dini terbiye aldı, tarikat terbiyesi aldı, veyahut da bir cemaat terbiyesi aldı, bir yerde bir amir oldu, memur oldu, bakıyorsunuz o da orada bozuluyor. Bu böyle önlenemez bir şekilde devam ediyor. Öyle olunca, İslami düşünce akılcı mı değil mi, bunun tartışmasına dahi kalmıyor. Bu Mustafa Özbah’ın analizi. bakıyorum, yok, diyorum ki ya nesini tartışacağım? ilahiyatçı bir adam kalkıp da layıklık, layıklık Allâh ne diyor o? layıklık Allâh’ın adıdır.

Efendim? Gizli adıdır, evet. Daha ilerisini söylüyor adam Allâh layıktır diyor. Allâh layıktır diyor. Nesini tartışacaksın şimdi? düşünce koyacak olan bir kurum ne ilahiyat ya ilahiyattan mezun olmuş bir ilahiyatçı ilahiyatı öğretim üyesi mi değil mi bilmiyorum da bu kimse Allâh layıktır diyorsa ya bunu söylenecek bir laf var mı? Nesini tartışacaksın, nesini konuşacaksın? Egemen, İslamcılığın bilim merkezli, bilgi anlayışını neden reddettiğini daha da önemlisi akıl ve bilime karşı niçin savaş açtıklarını sorgulamayalım mı? Aslında egemen İslamcı yok. Egemen bir İslamcılık yok. Bu görüş doğru değil. Bir, ikincisi İslam bilimle tartışmaz, kavga etmez. Hangi bilimden bahsedeceksiniz? Bundan 50 yıl önce atom parçalanmaz denilen bilim şimdi atomun parçalanılır hale geldiğini söylüyorsa biz hangi bilime inanacağız?

Bize dayatılan, bilim diye dayatılan şeyleri 50 yıl sonra kendileri bunu yanlış söylemişiz bu doğru değilmiş derken biz bilimi nasıl kutsallaştıralım?


Bilim-Din Çatışması Algısı Reddi — «İslâm Cebiri Bulan Bizim Cebiri Reddetmemişiz, Şimdi Reddetmeyeceğiz»; «Merih’e Gittiniz Mi? Biz Edemezsiniz mi Dedik?»; Müslümanlar Bilim Adamı Yetiştirmiyor Ama Bu Bilime Karşı Olduğu Anlamına Gelmez; Avrupa Atom-altı Parçacıkları Yeni Buldu, Mustafa Efendi 30 Yıl Önce «Hayali Bulacaklar, Yokluğu, Hiçliği» Dedi

Bilimi kutsallaştırmakla din ayrı kategorilerde birisi dinin karşısında bilimi kutsallaştırıyorsa bizim bilime bakın bilime iman etmemizi istiyorsa o zaman burada bir yanlışlık var bir eksiklik var. Bu doğru bir şey değil. biz neden cebiri bulan cebiri reddetmemişiz de şimdi reddedelim dinin bilimle alakalı bir anlaşmazlığı yok siz gittiniz merihi fethettiniz de biz edemezsiniz mi dedik? Siz atomu parçaladınız da siz parçalayamazsınız mı dedik? Bu doğru bir mantık değil ama islam dünyasının üzerinde hegemanist bir yapı var sanki müslümanlar bilime karşıymış gibi bir duruşları var ikide birde bunu ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar islam sanki bilime karşı kardeş öğrenin ya öğrenin bu kafanıza sokun islam bilime karşı değil ama islam dünyasında bilim insanı yetişmiyor islam bilime karşı değil ama siz sanki islam bilime karşıymış gibi dine ve dindarlara savaş açıyorsunuz biz neden bilime karşı gelelim? bilime karşı gelmiş olsak hepimizden islam dünyasındaki cep telefonu hristiyanlardan fazla yeni yeni çıkan cep telefonlarını en fazla alan islam dünyası en fazla alan islam dünyası bizde eski cep telefonunu ismini de koydular takoz var elinde biz gösteriş meraklısıyız islam dünyası çay kafeye oturduğunda telefonunu koyacak masanın üzerine kafeye oturduğunda arabanın kontak anahtarını koyacak masanın üzerine kafeye oturduğunda saatini gösterecek akıllı saatini islam dünyası bu ne marka bir sürü yeni marka çıkmış pahalı pahalı onu giyecek islam dünyasındaki insanlığa bir ayakkabıya 10 milyar verecek bir kadın çantasına 40 milyar verecek islam dünyası bu neden bilime karşı çıkacakmış değil islam dünyası ayetlere karşı çıkıyor bilime ne karşı çıksın


Müslümanın Lüks Teknoloji Tüketici Olması – Gucci Sosyolojisi — En Pahalı Cep Telefonunu Müslüman Alıyor, En Pahalı Saat-Çanta-Ayakkabı; «Eski Telefon Takoz»; Kafede Telefon-Kontak Anahtar-Akıllı Saat Gösterişi; Kadın Çantasına 40 Milyar, Erkek Saatine 500 Milyar; «Allah Seni Batırsın Bu İslâm Dünyasını»; Müslüman Bilime Karşı Değil, Mustafa Efendi’nin İçten Sızılışı

gucci çanta gucci gözlük gucci ayakkabı giyecek islam dünyasındaki kadın yürüdüğü zaman dolar yürücek örtü gucci tabi erkek yürücek en pahalı takımla takım elbisesi 50 milyar ayakkabısı 50 milyar kolundaki saati 500 milyar öyle yürücek erkeğide gitçe kafeye oturacak havalar, cıvalar, gazlar atacak masaya elinde ne kadar varsa elektronik eşya sonra haval havalı konuşacak yavrum şunu şuradan alın buraya verin şu aradan geldi mi dolarlar buraya gitti mi Allâh seni batırsın bu islam dünyası oturmuş profesörlerde televizyonda işleri güçleri müslümanları eleştirmek biz bilime karşıyız ulan sen atomu buldun da ben mi durdurdum avrupa atom altı parçacıkları yeni keşfetti Mustafa Özbağ 30 yıl önce söyledi atomun alt parçacıkları var en sonunda hayali bulacaksınız dedi islam dünyasında dinleyen mi var bunu yok bizim kardeşlerimiz dahi sonra 20 yıl önce geliyorlar ya kuarkları bulmuşlar gülüyorum içimden ulan bunu 15 yıl önce söyledim ben ne kulana katmadın sağır kulaklı kulağın mı yürürlenmiş senin ben bunu yeni islam olduğumda söyledim dedim geçin bunları atomun altını da geçin onun da altını geçin en sonunda dedim hayali bulacaklar dedim yok yokluğu bulacaklar hiçliği bulacaklar o zaman Allâh anlayacaklar dedim islam dünyası ne bilime karşı çıkacak islam dünyasının bir şeye karşı çıkacak mecali yok bir şeye karşı çıkacak aklı yok bir şeye karşı çıkacak kuran ve sünnet bilgisi yok yok nerede bu islam dünyası yüzyıldır kuranı yasaklıcan sünneti yasaklıcan hadîsleri yasaklıcan fıkıhı yasaklıcan ondan sonra islam dünyasında islam dünyası bir de saldırıcan bir de baskı yapcan üzerlerinde ezecen silindirden geçirir gibi hepsini de bir de dicen ki islam dünyası bilime karşı islam dünyasının kuranı gitmiş elinden ona sahip çıkamamış sünneti çıkmış elinden ona sahip çıkamamış ahlakı gitmiş elinden ona sahip çıkamamış namusu gitmiş elinden ona sahip çıkamamış karşı çıkacak bir şeye mecali mi var sokaklarda yürüdü insanlar kahrolsun şeriat diye karşı mı çıkabildi lezbiyenler yürüdü eşcinseller yürüdü herkes her türlü argoyu konuştu o da benim bu da benim istediğim gibi yaparım dedi ahlakını muhafaza edemedi islam dünyası nereye bilime karşı çıksın ya nereye bilime ya bunu böyle televizyonda profesörlerden dinliyorum ya ya böyle sinirinden çatlayasım geliyor hele bu


Depremde Bilim Adamlarının Müslümanları Suçlaması Reddi — «Bırakalım Dini Bir Kenara» Diyen Profesörler; «Allahsız Kitapsız Dinle Depremi Nereye Bağladın?»; «Bir Müftü Çıkmış Yapmayın mı Demiş?»; Cami-Eczane Lâikliğe Aykırı O Zaman Kapatılmalı; Türkiye’de Müslüman = Yahudi Günah Keçisi: 250 Yıldır Her Şeye Müslümanlar Suçlanıyor; Jeoloji Profesörlerinin Belediye Başkanlarına Briefing Verme Vazifesini Yapmaması

depremde adam geçen gün televizyonda diyor bırakalım dini diyor bir kenara şimdi diyor dini bir kenara bırakalım ulan allahsız kitapsız dinle depremi nereye bağladın ben bağlamıyorum sen nereye bağladın deprem, jeolojik bir olay sismolojinin işi oturun deprem bilimcileri sabahtan akşama kadar kuyu mu kazcanız ne kazacaksanız kazın bulun yapın edin ne yapacaksanız yapın sizi durduran mı var bir müftünün birisi çıktı bunu durdurun mu dedi bir şeyhin birisi çıktı bunu durdurun mu dedi bir velinin birisi çıktı bunu durdurun mu dedi bir velinin birisi çıktı bunu durdurun mu dedi. Allâh’ın işine mi karışıyorsunuz siz dedi koca koca aptal profesörler oturmuşlar din düşmanlığı yapıyorlar biz de dinliyoruz bütün müslümanlar dinliyor sanki depremi müslümanlar yaptı oturdu deprem müslümanların işi şu müslümanlar olmasa depremde olmayacak birisi de çıkıyor diyor ya siz böyle azarsanız Allâh da size böyle azap verir siz böyle azarsanız Allâh da size böyle azap verir her depremde bunu da dinliyoruz her depremde bunu da dinliyoruz ya bırak ya konuşma be ahmak konuşma konuşacak illa ki o da o da cahil o da cahil o da cahil denizde deprem oldu denizdeki depremin suçu ne o zaman denizde depremin suçu ne o zaman ona diyeceğim denizdeki depremin suçu ne ona diyeceğim denizdeki depremin suçu ne hadi yeryüzünde insanlar azdı denizdeki balıklar mı azdı onlar da mı eşcinsel oldu ne oldu onlar da mufuhuşluğun içinde onlar da mufuhuşluğun içinde İslam dünyası nerede neye karşı çıkacağını bilmiyor ki bilime karşı çıksın.

İslam dünyası neyi sorgulayacağını bilmiyor ki bilimi sorgulasın ne yaptınız koyunu koyunu kolanladınız bir şey diyen oldu mu İslam dünyası ayağı mı kalktı kilise dedi ki yapamazsınız haram istiyorsunuz kilise karşı çıktı niye kolonlamaya diyanetten fetva var mı yok ne sarsmıydı o büyük şey evet iyi kilise karşı çıktı İslam dünyasından bir ses mi var böyle bir deney yapamazsınız mı dedi hızda Müslüman alimler topluluğu toplandı da biz şu deneyin yapılmasına karşıyız mı dedi hiç duydunuz mu böyle bir haber 200 yıldır nereden İslam dünyası bilime karşıymış ama bu bir algı böyle İslam dünyasını çökertiyorlar ve biz böyle suçluluk duygusu diyoruz bilime karşıymışız biz Allâh Allâh hangi bilime karşıyız nerede bilim üniversitelerimi kapattık biz üniversitenin birisi bu ülkedeki üniversitelerden birisi ilk yüze girdi de sen nasıl girersin deyip kapısına kilit mi vurduk üniversitelerden birisi bir buluş gerçekleştirdi de biz nasıl bunu gerçekleştiririz deyip adamı görevden mi aldık siyasiler yapmıştır Müslümanlar ayaklanıp o üniversitenin önünde numayiş mi yaptılar ne yaptılar Müslümanlar gidip ot dünün önünde siz bir bilim araştırması yapıyormuşsunuz biz buna karşıyız mı dedik ne yaptık ya haramları helal etti sistem İslam dünyasının sesi çıkmıyor Kur’ân’daki ayetleri tartışıyorlar İslam dünyasının sesi çıkmıyor Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerini inkar ediyor koca profesör diyor ki ben Allâh olsam böyle Ayet-i Kerim’e inzal etmem indirmem diyor.

İslam dünyası sus sus niye karşı çıkacak İslam dünyası ya mecalim mi var şimdi de bakıyorsun oturuyor televizyonda gerçekten suçluluk duygusu duyacağız sanki depremi biz yaptık bırakalım dini Allâh ya canım kardeşim depremi ülkedeki Müslümanlar mı icat etti depremi biz mi yarattık ya siz jeoloji profesörleri toplanıp da gidip bir belediye başkanına gidip bir valiye bir briefing verdiniz mi depremle alakalı randevu istediniz mi bir belediye başkanına, İstanbul belediye başkanı, Bursa belediye başkanı deprem bölgesi en yakın deprem olacak olan yerler öyle diyorlar ya ne diyor. İstanbul eli kulağında iyi, İstanbul’da onca üniversite var eli kulağındaysa bütün jeoloji profesörleri bütün sismoloji ile alakalı ilim adamları toplanıp İstanbul belediye başkanından randevu isteyip ona bir briefing verdiniz mi ilim adamısınız evet size maaş veriyor İstanbul valiliğini bilgilendirdiniz mi şehircilik bakanından randevu isteyip onu bilgilendirdiniz mi bakın biz sismik olarak araştırdık böyle olma ihtimali var bize bir randevu verin biz size bütün bilgilerimizi aktıralım, bütün donelerimizi aktıralım, televizyonda papan gibi aynı şeyleri sayıklıyorlar gidiyorlar, onları ben ne biliyorum ya onları ben ne biliyorum İstanbul dünyasında nereye karşı çıkacak insanlar birileri ha ne var Bursa’da deprem bölgesi değil mi iyi siz duydunuz mu haberlerde Bursa’daki üniversitelerde bu konuyla alakalı profesörler toplanmışlar büyük şehir, küçük şehir, Osman Gazi Yıldırım, Nilüfer böyle bir bilgilendirme olmuş mu en ağır hasar Nilüfer’de olacak en büyük batma Nilüfer’de olacak evet siz Nilüfer’de bunun geoloji mühendisleri de söylüyorlar siz Nilüfer belediye başkanına randevu isteyip bunu yaptınız mı hayır yapmadınız adam bataklıklara bile imar verdi bataklık bildiğiniz bataklık imar verdi adam oraya devasa binalar yaptılar gidip uluda normalde gidip herhangi bir belediyesiz mimarlar odası var ya meşhur meşhur değil mi otocöpe itiraz ediyor konusunun dışındaki herşeye itiraz ediyor iyi itiraz etseydiniz ya bunu şuraya getireceğim ama yarın öbür gün bakın bir şey olsa yine suçlanacak olan ülkedeki Müslümanlar biz Yahudilerin günah keçisi gibiyiz Yahudin anlayışında var ya günahı işler sonra bir tane keçi alırmış çıkarmış dağa keçiyi salıverirmiş dermiş bütün günahları o işledi günah keçisi bu Yahudi günahlardan kurtuldu bu ülkede 250 yıldır sanki Müslümanlar herşeye durduranlar Osmanlı’da da aynı gelişmeyi bu Müslümanlar yüzünden yapamadık biz Hristiyan olalım Hristiyanın bütün kanunu getirdin maddesini getirdin bütün hukukunu getirdin ahlakını herşeyini getirdin ha ne oldu üstünden 100 yıl geçti yine biz suçluyuz ya 100 yıl geçti üzerinden yine biz suçluyuz adam oradan şeyden enkazdan birisini kurtarıyor Allahu Ekber diyor nasıl Allahu Ekber der layık diye karşılık e ki sen çıkar o zaman git sen çıkar televizyondan bunu da söylüyor evet eczanlar da layıklığa aykırır o zaman


Aklın Zevâli (Robert Raleigh) Reddi — «Müslüman Aklının Mühürlenmesi İki Yolla»: 1) İnsan Aklının Sınırlı Olduğu Kabulü, 2) Gerçeğin Bilinmez Olduğu Kabulü; Mustafa Efendi’nin Reddi: «Akıl Kalp Ayağıyla Yürürse Sınırı Aşar»; Batı’nın Mevlânâ-Arabi’ye Sığınması Bu Kalp Eksikliği Sebebiyle; «Sufî’nin Kalbi Her An Yeni Tecelliyâta Açıktır»; Bilinmez Tek Gerçek Allah’ın Zâtıdır, Geri Kalan Her Şey Hakîkatine Ulaşılabilir; Batı Dünyası 100 Yılda Bir Bilim Yenilenir, Bu Sebeble İmân Edilmez Bilime; Hitâm — 5. Sayfadan Devam, El-Fâtihâ

kapatın camiler de aykırır zaten kapatın bir kitap var adı Aklın Zevali yazarı Amerikalı Robert Raleigh şöyle yazmış Müslüman aklının mühürlenmesi ictihâd kapısının mühürlenmesi iki yolla gerçekleşti bir insan aklının gerçeğin bilgisine ulaşma yeteneğinin sınırlılık olmasının kabulü iki gerçeğin bilinmez olduğunun kabulü insan aklı ve bilimin gerçeği tam olarak bilemeyeceği şeklinde dogmanın egemenliydi Robert Raleigh buna İslamın entelektüel intiharı da ben şimdi bununla alakalı ben de buna karşı çıkacağım gerçeğin bilgisine ulaşma yeteneğinin sınırlı olmasının kabulü hiç de öyle değil akıl kalbe bağlı olursa hiçbir zaman hakikatlerden hiçbir zaman hakikat hiç bir zaman hakikat yolu kapanmaz ancak akıl kalp ayağıyla yürüdüğü müddetçe olur bu eğer akıl kalp ayağıyla yürümezse kalbi geri plana atar ise o zaman akıl Hazret-i Mevlânâ’nın dediği gibi çamura kalplanmış eşek gibi olur şu anda batının yaşamış olduğu kısırlık bu batı en büyük kısırlığı yaşıyor şu anda ve o yüzden o kısırlığının çıkış yolunu Arabi’de ve Mevlânâ’da aramaya başladı çünkü akıl eğer ki kalp ayağı olmazsa bir yere kadar gider çünkü akıl kendince sadece ve sadece materyale bakar metafiziye bakmaz oysa kalp metafiziye açıktır batı diliyle konuşuyorum kalp hayale açıktır akıl sadece bildiklerinin üzerinde hayal kurar kalp ise bilinmeyene kulaç atar daha da der kalp bilinmeyene kulaç atar kalp normalde insan içgüdüsel olarak hatta Allâh’ın zatını bile düşünmeye çalışır ya orada dur der din ona bakın kalbin yolu hiçbir zaman bitmez o yüzden aşkın üzerinde iki anlayış vardır bir vuslata vuslata olumlu bakan sonunda vuslata eren bir aşk düşüncesi ama yukarı horasan vari aşk düşüncesinde asla vuslat yoktur hep daha da vardır öyle olunca kalbin yolu bitmez kalbin yolu bitmeyince aklın da işi bitmez kalp koştukça akıl yeni şeyler öğrenir yeni şeyler görür yeni şeyler öğrendikçe gördükçe aklın hiçbir zaman durağını olmaz şu anda insanların aklı ben normal insanlar olarak söylüyorum durağınlaşmış donmuş vaziyette İslam dünyasının da Hristiyan dünyanın da Yahudi dünyasının da aklı donmuş vaziyette çünkü kalp ayakları çalışmıyor kalp ayağı çalışırsa daha da der ve varlığın bütün perdelerinde dolaşmak ister kalp bu manada Haristir daha da’sını daha da’sını daha da’sını ister ve varlığın bütün perdelerini kat etmek ister varlığın bütün perdelerini kat etmek için kalp durmaz akıl onun arkasında koşmaktan yorulur bu şuna benzer bir kimse bilmediklerini rüyada görmeye başladıkça hep daha da’sını daha da’sını ister rüya nereye tecelli eder akla tecelli eder gördüğünüz rüya akla hıfz edilir ve akıl onun üzerinde fıtri olarak düşünmeye başlar akıl bakar ki hiç görmedi bugüne kadar duymadı okumadı bir ayrı bir perdeye geçmiş onu öğrenmek ister onu yargılamak ister onu sorgulamak ister bunun yargılanması o da nedir? ilham olur yeni bilgiler olur o yüzden islamın insan aklının gerçeğinin bilgisine ulaşma yeteninin sınırlı olmasının kabulü biz bu manada bunu görürüz çünkü akıl o sınırı aşabilmesi için kalbi akla ihtiyacı vardır kalbe ihtiyacı vardır ama islam dünyasında bu gerçekleşmediğinden dolayı bu sınırı aşabilmesi için bu gerçekleşmediğinden dolayı batılı araştırmacılar bakıyorlar meseleye akayet ve fıkıh penceresinden bakıyorlar sadece sufi penceresinden bakmıyorlar gelsin bu zat Mustafa Özbağ bunu şatat olarak konuşmuyorum gelsin.

Mustafa Özbağla konuşsun o zaman islamın bu konudaki düşüncesini felsefesini öğrensin kalbi çalışmayan hayal etmeyen kalbi harekete geçmemiş olanların akılları donar kabul ediyorum sadece meseleye fıkıh ve akayet penceresinden bakanlar kalpleri ve akılları donar onlar ezbercidir fıkıh meselelerini akayet meselelerini ezberler biter sufinin kalbi her an yeni perdelere sufinin kalbi her an yeni kalbi her an yeni kalbi her an yeni sufinin kalbi her an yeni tecelliyatlara açık olmalı açık olursa hem dinin özünü kavrar hem varlığın özünü kavrar hem insanlığın özünü kavrar hem de kendisinin varoluşunun özünü kavrar hem de kendisinin varoluşunun özünü kavrar ama kalbi çalışmazsa bu dediği doğru bu noktada kalır gerçeğin bilinmez olduğunun kabulü insan aklı ve bilimin gerçeği tam olarak bilemeyeceği şeklinde doğmanın egemenliğiydi bunu da ben normalde o da kendi inceledi araştırdı dairede kalmış kabul etmiyorum bizim için ulaşılmayacak tek gerçek vardır o da Allâh’ın zatıdır bunun haricinde ilmin de bilginin de hakikatinin de hakikatine ulaşılır biz ulaşamadıysak bizim tembelliğimizdendir bizim kalbimizin çalışmadığındandır bakın İslam’da düşünce İslam’da fikriyat İslam’da bu konudaki bunun kapısı sonuna kadar açıktır bir tek Allâh’ın zatı gerçeğine biz ulaşamayız gerçeği var ne olduğuna ulaşamayız gerçeğinin varlığına inanırız ve onun ne olduğunu söyleyemeyiz Hz.

Muhammed Mustafa söylemediği için Hz. Muhammed Mustafa bundan yasaklandığı için biz de söyleyemeyiz yoksa evet onu akıl idrak edemezler biz onu akılla idrak etmeye çalışmayız yalnız mağlum âyet-i kerimede diyor ki gözünün gördüğünü kalbi yalanlamadı demek ki orada kalp ayağı lazımdır kalp ayağı olmazsa o zaman o yürümez o yüzden bu İslam’ın entelektüel intiharı bu açıdan bakılırsa onun açısından bakılırsa doğru ama bir fakir sufi olarak Mustafa Özbağ açısından bakılırsa doğru değil ben kendi sufiliğim açısından bakılmıyorum ama bu bir şey değil kendi sufiliğim açısından bakıyorum doğru değil ve bir şey daha ilave edeyim konuyu kapattım beşinci sayfadan devam edeceğiz bakın batı dünyası bunu unutmayın bir kenara yazın aynı İslam dünyasını taklit eder her 100 yılda bir size öğrettiklerinin doğru olmadığını önünüze koyalım size bir şey der bu bilimin gerçeği 100 yıl sonra der ki Tiyansın bu böyle değilmiş der oturun bunu analiz edin düşünün bakın onlarda da bunun sebebi şu onlar da hakikatin hakikatini arıyorlar onlar da maddesel olarak maddenin hakikatini arıyorlar onlar da sonunda diyorlar ki evet bu bizim bildiğimiz gibi değilmiş diyorlar şimdi batıda da bilim anlayışına bu manada iman etmiyorlar batılılar da iman etmiyor iman etmiş olsaydı atomun altındaki elementleri bulamamış olacaktır demek ki bu böyleymiş diyeceklerdi bakın bilimin işi kendisine aittir dinin işi de kendisine aittir din bilimin işine burnunu sokmaz hadîs-i şerîf ilim çinde de olsa gidin alın ilim müslümanın yitik malıdır nerede bulsa alır bitti din bu manada bilimle çatışmaz ve savaşmaz da bunu böyle göstermeye çalışanlar islamı bilmediklerinden tanımadıklarından el-Fatiha


KAYNAKÇA

  • el-Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye Ebû’l-Hasen el-Mâverdî (ö. 450/1058); İslâm devlet teorisinin klasik metni; «ed-Dîn ve’d-Devle Tev’emân Lâ Yefterikân» (Din ve devlet ikiz kardeştir, ayrılmaz) sözü.
  • Şâfi-Eş’arî Çizgisinde Halife Otoritesi — İmâm Eş’arî el-İbâne; Bâkıllânî et-Temhîd; İmâm Cüveynî el-Burhân; İmâm Gazâlî İhyâ II (Vilâyet Bâbı). Halife’ye mutlak itaatin şartları, sosyolojik dönemin ihtiyacı; Mâverdî’nin Abbâsî yıkılışına yakın dönemde devletin bütünlüğünü koruma gayreti.
  • Hanefî-Mâturîdî Çizgisinde Halife İtaati — Ebû Hanîfe el-Fıkhu’l-Ekber; İmâm Mâturîdî Te’vîlât; Pezdevî Usûl; Nesefî Tabsiretu’l-Edille: «İtaat Kur’ân-Sünnet dâiresinde, halife şer’a aykırı bir şey emrederse itaat yoktur, çünkü mahlûka tâ‘atte hâlikın isyânı yoktur» (Buhârî Cihâd 108; Müslim İmâra 39).
  • Hz. Hüseyin’in Yezîd’e Karşı Siyasî Duruşu — İbn Sa’d Tabakât VI; Belazurî Ensâbu’l-Eşrâf; Taberî Târîh; Nesefî Telhîsu Tevhîd; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Karbalâ’da silah kullanmaktan kaçınma, ailenin yanına aldığını ve siyasi protesto karakteri vurgusu.
  • İmâm A’zam’ın Emevvîlerin Devrilmesine Fetvâ — Ebû Yûsuf Kitâbu’l-Harâc; Şîbânî el-Câmiu’s-Sağîr; Şâ’rânî el-Mîzân; Hatîb el-Bağdâdî Târîhu Bağdâd XIII; Zehebî Siyer-i A’lâmi’n-Nubelâ. Ebû Hanîfe’nin Zeyd b. Ali kıyâmı (122/740) ve sonra Abbâsî halifesi Mansûr’un kâdılık tekliflerini reddetmesi.
  • Halife Konsepti: Allah’ın mı, Resûl’ün mü, Halkın mı? — Hilafet kavramının çeşitleri: Hilâfetu’llâh (İbnu’l-Arabî Fütûhât; Sühreverdî Avârif tasavvufî te’vîl), Hilâfetu’r-Resûl (Sünnî kelâm geleneği), Hilâfetu’l-Müslimîn (modern tahkîkler: Ebû’l-A’lâ Mevdûdî Hilâfet ve Mülûk; Ali Şeriati Hilâfet ve Vela). Şia İmâmiyye doktrini: 12 İmâmın Allah’ın halifesi olduğu (İbn Bâbeveyh Kitâbu’l-Vesîle).
  • Nizâmü’l-Mülk, Siyâset-nâme Hâce Nizâmü’l-Mülk (1018-1092), Siyer al-Mulûk (Siyâset-nâme); Selçuklu veziri olarak yazdığı devlet-yönetim klasiği; «Allah’ın yönetme yetkisini halk arasından seçtiği belli kişilere verdiği» tezi; Sultan Melik Şah ile beraber yaşadığı Sünnî/Şâfi devlet çizgisinin teorik temeli.
  • Tarikatlarda Sorgusuz Şeyh Anlayışı — Kuşayrî er-Risâle; Sühreverdî Avârifu’l-Ma‘ârif; İmâm Rabbânî Mektûbât; İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye‘de eleştirisi: «Şeyhin sözüne körü körüne uymak yerine, Kur’ân-Sünnet’e uyup uymadığına bakmak»; bu tasavvufî adâbın Mâverdî-Gazâlî damarıyla aynı kökten beslendiğine dair tasavvuf-tarih analizleri.
  • Selefilik-Vahabilik 3. Akım — Necip Fâzıl Kısakürek Doğru Yolun Sapık Kolları; Hayrettin Karaman Mukayeseli İslâm Hukuku III; İslâm Ansiklopedisi (DİA) «Vahabîlik»; Bernard Lewis The Multiple Identities of the Middle East: Suûdi Arabistan kaynaklı 3. akımın İngiliz desteğiyle dünyaya yayılması.
  • Erbakan’a Mehdî Sıfatı — Necmettin Erbakan’ın 1971-1980 arası Milli Selamet Partisi, 1983-1998 Refah Partisi, sonra Saadet Partisi liderliği; bazı çevrelerin Mehdî olarak takdîm etme retoriği; eleştirel: Hayrettin Karaman Erbakan ve Milli Görüş; Cihangir Akşit İslâmcı Siyâsetin Hatâları.
  • Cemaatlere Biat Tehdidi — Müslim İmâra 58: «Kim biatsız ölürse cahiliye ölümüyle ölmüş olur» hadîsinin yanlış kullanımı; sahîh anlamı: Müslüman ümmetinin meşrû siyasi otoritesine itaat, fert bir cemaat-tarikat liderine biat değil. İbn Teymiye Mecmû’u’l-Fetâvâ XXVIII; Hayrettin Karaman İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
  • İçtihat Kapısının Açık Olması — İmâm Suyûtî er-Reddu ‘alâ Men Ehlede ile’l-Ardı; İbn Teymiye Mecmû’u’l-Fetâvâ XX; modern: Hayrettin Karaman Mukayeseli İslâm Hukuku: «İçtihad kapısı kapanmadı, ehliyetli müctehid bulunmuyor»; Mustafa Efendi’nin tahkîki: «Yaşayan Müslüman içtihada ihtiyaç duyar, yaşamayan duymaz».
  • Sünnî Akımın Mısır’dan Türkiye’ye Geçişi — Eş’eri-Mısır geleneği: Cemâlüddîn Afgânî, Muhammed Abduh, Reşîd Rıza ekseninde modernist çizgi; eleştirel inceleme: Necip Fâzıl Kısakürek Tanzîmâttan Sonra İslâmî Kıyâmlar; Mustafa Sabri Efendi Mevkıfu’l-‘Akl; Ahmet Davudoğlu Dînî Tâmir Dâvasında Din Tahripçileri.
  • «Müslüman Aklının Mühürlenmesi» Tezi — Robert Reilly (Robert Raleigh), The Closing of the Muslim Mind: How Intellectual Suicide Created the Modern Islamist Crisis (ISI Books, 2011); Türkçe: Aklın Zevâli. Mu’tezile yenilgisi ve Eş’arî galibiyetinin İslâm akıl-bilimini öldürdüğü oryantalist tezi; Mustafa Efendi’nin eleştirel reddi.
  • «Akıl Kalp Ayağıyla Yürürse Sınırı Aşar» Tezi — İmâm Gazâlî İhyâ III (Acâ’ibu’l-Kalb Bâbı); İbn Arabî Fütûhât Bâb 73; Hâkim Tirmizî Hatmu’l-Evliyâ; Mevlânâ Mesnevî I/3702: «Pâyı istidlâliyân çûbîn buved / Pâyı çûbîn sahtî bî-temkîn buved» (Akıl ehlinin ayağı tahta gibidir, tahta ayak çok dayanıksızdır). Sufî kalbinin akla rehberliği.
  • Atom-Altı Parçacıklar ve Müslüman Tahkîki — Higgs bozonu (2012 keşfi), kuarklar (1968 teorik), gluon, lepton; Aliya İzzetbegoviç Doğu ve Batı Arasında İslâm; Süleyman Hayri Bolay Bilim ve Din: Müslüman düşünce sisteminde atom-altı parçacık (cevher-i ferd) tartışmasının Mu’tezile-Eş’arî dönemindeki tarihçesi.
  • «Ümmet Yahudîlerin Günah Keçisi Gibi» — Levitler 16:8-22 (Azazel’e bırakılan günah keçisi ritueli); Mustafa Efendi’nin tâbiri: 250 yıldır Türkiye’de Müslümanların her sosyal-ekonomik-siyasi sorundan sorumlu tutulması; Hilmi Ziya Ülken Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi; Mehmed Akif İnan Siyâseti Felsefelendirmek.
  • «Vatan Sevgisi İmandandır» Reddedilmesi/Kabul Edilmesi — Aclûnî Keşfu’l-Hafâ I/345 (zayıf isnad); İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye: «Vatan koruması esmâ-i hüsnâ tahkîkinin gereği»; Hilmi Ziya Ülken Türk Tefekkür Tarihi: «Türk-Müslüman bilincinin tarihsel uyumu».

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Makâm, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı