Helâl Kazanç (Oyun Geliştirme), Şehir Tercihi ve Müminin Dünyâ Sorumluluğu: Akl-ı Dünyevî Dengesi
en oyun geliştirerek para kazanmak istiyorum ama oyunlardan gelecek para helâl mı merak ediyorum. Oyun yaparak para kazanmaktan custom sponsorluklar ve oyun içindeki reklam gelirleri sıkıntı yok. Yapabilirsin inşâallâh. Selâmün aleyküm. Babaeski, Denizli, Bursa, İzmit bu dört şehirden sizce hangisi daha yaşanabilecek bir yerdir? Maddî-mânevî olarak. Malum İstanbul artık yaşanabilecek gibi değil. İlk olarak gönlümüz tabi Bursa ama hem maddî hem mânevî olarak görüşlerinizi almak isteriz. Hakkınızı helâl edin. Helal olsun. Bu konuda normalde bu dört şey, Babaeski’yi bilmiyorum. Bilmiyorum. Hiç görmedim. Denizli’yi gördüm. Denizli orada da tekstil üzerine sanayisini biliyorum. Bursa malum. İzmit’i de biliyorum.
İzmit de normalde güzel bir yer. Bunların hepsinde de Babaeski’yi tanımadığımdan bir şey diyemem. Önemli olan sizin gittiğiniz yerdeki yaşam standardınız, hayat standardınız. O önemli. Ama evet İstanbul gerçekten yaşanabilecek bir yer gibi gelmiyor bana. Beni normalde gerçekten o kalabalık, o böyle insanların bir taraftan bir tarafa akması yoruyor insanı. Ama orada yaşayanlar bu konuda şey, İstanbul’da yaşayanlar İstanbul’dan memnun hiç, İstanbul’da boşaltmaya hiç, İstanbul’dan başka bir yere gitmeyi düşünmüyorlar. Ticaret açısından düşünülürse İstanbul ticaret yeri ama bir şey diyemeyiz. Hür arkadaşlar istediği yere yerleşebilirler. Akıl ve zihinsel düşüncelerimiz bizi sürekli dünyevî ve nefsânî işlerle oyalamakta.
Gözümüzün görmediği her şeye şüpheli yaklaşmamızı sağlıyor. Kalbi ve hissi duygularımızı nasıl sağlamlaştırabiliriz, nasıl hareket edebiliriz? Bu, normalde bir kimse bir işi bıraktığında öbür diğer işine devam edecek. Mesela günlük işleri olanlar. Bu normalde bazen bu mesele yanlış anlaşılıyor bir kısım yerlerde. Gündüz bir kimsenin işi var ama dükkanı var ama bir mesleği var ama memur, işçi, fabrikada çalışıyor her neyse. O kimse günlük işini bitirdikten sonra Allâh’a yönelip bu konuda Allâh’la olan iştigâlini arttıracak. Bu, normalde bugünün insanlar için bu sıkıntılı. Normalde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in üzerinden Cenâb-ı Hak diyor ki Cenâb-ı Hak diyor ki sen işlerini bitirdikten sonra tam manasıyla Rabbine yönel.
Bu normalde bizim kendi standardımızda bir sûfî standardı. Bir kimse günlük işleri var. Günlük işlerini bir tamam yaparken gün içerisinde namazında kılacak. Devamını zikretmeye çalışacak. İşi bitti. Günlük işini bitirdi. Günlük işini bitirince hevâ-hevese dalmayacak. O kimse Allâh’ı zikirle kendisini tam anlamıyla ibadete ayıracak. Burada Ümmet-i Muhammed’in sıkıntısı bu. normalde Ümmet-i Muhammed ne yazık ki dengeyi kurmakta zorluk çekiyor. Kimisi dünya, dünyevî işlerini terk ediyor. Dünyayı boşluyor. Dünyayı boşluyunca da bu sefer o kimsenin hem dünyası harap oluyor hem ahireti harap oluyor. Dünyayı boşlamak doğru değil. Bakın dünyayı boşlamak doğru değil. Ama dünyayı ilahlaştırmak, dünyaya tapınmak da doğru değil.
Bu ikisini ayırt etmekte fayda var. biz kendimizce bazen arkadaşlar diyorum ya arkadaşlar, dünyanız önemli. nasıl dünyanın önemli? Sorumluluğun var. Ailem var, çocuklarım var, kendi hayatının sorumluluğu var.
Müslümâna Dilenme Yasağı, Zekât Farzı, Çalışma Mecburiyeti ve Allâh’ı Unutmama
Bir mü’min dilenci gibi bir şekilde dilenci olmaz. Bir mü’min dilenmez. İslâm dilenmeyi harâm kıldı. Mü’min dilenmeyecekse o zaman çalışacak. Ve zekât farz. Her Müslümân zekât verebilir hale gelecek. Zekat verebilir farzı işecek ya. Nasıl namaz varsa zekât vermek de farz. Nasıl oruç varsa zekât vermek de farz. Orada bir ibare düşmüşler. nisâb miktarı zengin olana farz diye eyvallâh. Ama her Müslümân nisâb miktarı maddi konuma ulaşması lazım. Çünkü mü’min, Müslümân bu manada dilenci olmayacak. Bakın bir Müslümân zengin olmak için mücadele etmez. Ama bir Müslümân dilenmemek için mücadele eder. Bir Müslümân evini, eşini, aşını, çocuklarını daha iyi eğitmek, daha iyi eğitmek, daha böyle makul derecede yaşatmak için, erkekler için söylüyorum, çalışması gerekir.
Ve bu onun üzerine bir sorumluluktur. Bakın bir sorumluluktur. Böyle biz sufiyiz, çalışmayız. Yok haşa Allâh’a tevekkül ederiz. Bunlar doğru İslâm anlayışı değil. Doğru sûfî anlayışı da değil. Sufî başındaki sarıkla, üstündeki cübbeyle veya haydariye’yle dilenmez. Sufî dergâhı, şeyhini, tekkesini konuşarak da dilenmez. Yok böyle bir sûfîlik. Bakın dilenmez. Dini istismar etmez, yolunu istismar etmez, şeyhini istismar etmez. İslâm dilenmeyi yasaklamış. Ne olursa olsun. İsteme kardeşim ya. Ben bizim kardeşlere de diyorum, cebinizde varsa harcayın, yoksa yapmayın kardeşim. Dilenmeyin. Şimdi bunun için çalışması lazım o kimsenin. Mücadele etmesi lazım, gayret etmesi lazım. Evet kazancın da bir kısmını Allâh yolunda harcaması lazım.
Eyvallâh. Çoluğunun çocuğunun evinin rızkını ayırıp, onların normalde ihtiyaçlarını ayırıp veyahut da gözetip evet bir kısmında Allâh yolunda harcaması lazım. E bunun için de o kimsenin çalışması lazım. Bir iş yapması lazım. Ben bazen diyorum ya, ben gidip bir yerde çalışmam, kendi işimi kurarım. Bunu söylerken şevk olsun diye söylüyorum. Git bir fabrikada asker ücretle çalış, ömür boyu çalış. Çalışmam. Ben bu yaşın sahibiyim yine çalışmam. Git kendi işini kur, ufak da olsa bir ticaret yap, bir şey yap, gayret et, çalış, mücadele et. Allâh yolunu açar. Ama öbür türlü bu memurlar filan bu tip iş yapanlar veya iyi bir yerde, iyi bir konumda çalışanlar sözün meclisten dışarı. Asker ücret kaç para? 11 bin lira mı?
Kaç? 11,5. Bir koskoca delikanlı adam 11,5 liraya çalışır mı ya bütün ay? Örnek. Ama o kimse kendince bunu hedef görmeli. O hedefe doğru koşmalı çalışmalı. Ama normalde bunları yaparken de tâbiri câizse Allâh’ı gözetecek. Onu unutmak yok. Allâh’ı unutanlardan olmayacak. Allâh’ı zikredecek. Ne iş yapıyorsan yap. Allâh’ı unutanlardan olma. Allâh’ı zikret. Nerede olursan ol. Allâh’ı zikret. Allâh’ı unutanlardan olma. Nerede? Ne iş yapıyorsan yap. Ama Allâh’ı unutma. Rabbim onlardan eylesin. Âmîn. Rüya ya da hal insanın zihninde kendisinin yapabileceği bir şey midir? Normalde bir kimse bir şeyden çok etkilenirse onun rüyasını veya halini görür. Normalde bir şeyde çok böyle düşünürse, tefekkür ederse onun üzerinde onun da rüyasını, halini görebilir.
Tabii bu hal kendi iradesiyle gördüğüm zannederekten gördüğü şeydir. Rüyada etkilenmeye açıktır. Rüyada insanlar etkilemeye bilirler. Bu var. Namaz kılmayı, zikretmeyi ve ibadetleri bize sevdirecek bir amel ya da duâ var mıdır? Kendimiz ya da bir başkası için bunları Allâh’tan isteyebilir miyiz? Evet, Allâh’tan hayırlı amel isteyin, Allâh’a yalvarın, yakarın, Allâh’ı zikredin, Allâh’tan bu konuda namazla, sabırla Allâh’tan yardım dileyin diyor Âyet-i Kerîme’de.
Rüyâ-Hâl Etkilenmesi, İbâdetleri Sevdirecek Duâ ve Sufi Disiplinin İksîr Sırrı
Çünkü normalde sabır olursa bir kimse ibadetlerde sabır gösterir. Çünkü namaz bitmiyor, zikrullâh bitmiyor, ders bitmiyor, devamlı her gün vird var. Öyle olunca devam eden ibadetlerde insanlar nefislerini uyarlar. Mesela namaz beş vakit insan nefsine uyar. Bir de virdler var, günlük zikirler bitmiyor. O da nefsine uydurur insanı. Onda da insan tembellik yapar ki bütün büyük bir çoğunluk kardeşler, arkadaşlar o tembelliği yapıyorlar ne yazık ki. Sonra dönüyorlar tekrar çekeceğiz diye uğraşıyorlar. yarın veya ertesi gün çekeriz, tamamlarız diyorlar. Ertesi gün oluyor, gene olmuyor, ertesi gün oluyor, gene olmuyor. Sonra bir bırakıyorlar, diyorlar ki tevbe ettik tamam, sil baştan yeniden başlayacağız.
Bir gün, iki gün kendilerini disiplin ediyorlar. Üçüncü gün disiplin gene bozuluyor veya dördüncü gün veya beşinci gün gene salıyorlar yakasına. Arkadaşların büyük bir çoğunluğunda var bu. Bende yok diyenler çok az. Bazen arkadaşlara diyorum ya ben Şeyh Efendi’nin 18 yıl boyunca ben 18 yıl boyunca onun dersini kaçırdım ben hatırlamıyorum. Çekmediğim günü. Ben Şeyh Efendi bir şey söyleyip de yapmadığımı hatırlamıyorum. Bunları öldükten sonra düşündüm hep. Dedim yapmadığım bir şey değil. Ama Bunları öldükten sonra düşündüm hep. Dedim yap deyip de yapmadığım var mı böyle kendi kendime bir şey emretmiş Mustafâ Efendi bunu böyle yap demiş. Yapmadığım var mı diye baktım öyle öldükten sonra. Sonra kendi kendime Allâh Allâh dedim yapmadığımız bir şey kalmamış dedim.
Veya virtleri çekmediğimiz bir gün hatırlamıyorum. Sufilik disiplin ister. O disiplini sağlamazsa başka yerlerde yalpalar dervîş. O günlük virdini, günlük namazını tam anlamıyla yapmazsa yalpalar. O yalpaladığı zaman da kendini toparlayamaz. O yalpalamayı yaşar çünkü. O normalde ne yaparsa yapacak. Günlük namazlarını terk etmeyecek. Günlük virdini terk etmeyecek. O böyle iksîr gibidir. Bir insanı bağlar zincir gibidir. Sen namazı hiç bırakmazsın o seni o da seni bırakmaz. Sen günlük namazını terk etmeyecek. Sen namazı hiç bırakmazsın o seni o da seni bırakmaz. Sen günlük virdini hiç bırakmazsın o da seni bırakmaz. Bak o da seni bırakmaz. İnsanın günlük virdi böyle ona Cenâb-ı Hak şahs-ı mâneviyât katar.
Surete bürünür. vird vird sûrete bürünür, çektiğin tevhîd sûrete bürünür öyle bir hal olur çekmediğinde bakar öyle mahzun mahzun sana sen yapmadın bugün verdiğini diye veyahut da sen namazı böyle gevşetirsin bakar mahzun mahzun sana sen namazı kılmadın diye o hale gelmeniz gerekir o hale doğru yürümeniz gerekir o zaman o virdin ehemmiyetini görür çalışıyorsun iş yerin var ne yapıyorsan yap sabah namazına kalk virtini çek öylesi yürü veya virtini çekerekten git hiç bir şey yapamıyorsun sabahleyin namazdan sonra işe giderken gelip giderken bağışlamanı yap da git bağışlamanı bari yap otur bağışlamanı yap veya yolda bağışlamanı yap bağlantıyı kur ilintiyi kur sabahtan daha namaza kalk namazı kalktığın bir yere gideceksin işin var erken dükkan açıyorsun ve hatta servise biniyorsun hiç sıkıntı değil sabahleyin bağışlamaları yap namazdan sonra çekebildiğin yere kadar işe gidene kadar çek evet onu bırakma onu kendine disiplin et namaz kendine disiplin et namazı kaçırma vaktini zamanında kılamıyor mu vaktini bari kaçırma vaktini de kaçırıyor şu iki şeye ayret ederim bir bir kimse günlük virdini çekmeden nasıl uyur nasıl rahat eder bunu hayret ederim iki bir kimse
Virt-Namâz Terk Etmeme: Toptancı Kafa Yanlışı, Tevbe Döngüsü ve Yalpalama Sırrı
göz göre göre namazı nasıl kılmaz kılmaz dedim terk etmek değil öğlen okunmuş göz göre göre öğleyi nasıl kılmaz ikindi geçer ikindi kılmaz akşam geçer akşamı kılmaz sonra eve gidince gece hepsini bir toptancı kafasıyla kılacağım diye uğraşır bunu yemin ediyorum anlayamam ya bir dervişin üzerinde böyle hayretle bakıyorum diyorum Allâh Allâh diyorum ya adam diyorum sabah namazı da dahil sabah öğlen ikindi akşam kılmamış yastığından sonra eve gidince Allâh abdest her birinin farzlarını kıl diyorum şükür şükür hiç olmazsa kıldırır gene diyorum ben gece kıldı gece kıldı bunu nasıl bir kimsenin ciğeri yanmaz nasıl canı acımaz bunu hayret ediyorum veya o günlük virdini çekmeden yattı nasıl uyudu hayret ediyorum ben sonra bazen diyorum o an diyorum ya bizim diyorum ayağımızı böyle dokundunuz kadar kalk dersini yapmadın bir tek bize mi diyorum ya herhalde bize lü var ne bileyim bizim dervişliğimiz öyleydi yorgun düşmüşüz bir gün böyle ayağımı da uzatmışım bir dersi bir de sonra kalkacağım dersimi çekeceğim valla tekmeyi yedik ayağımın altına nasıl bir zıpladım dersini çekmeden sen yattın diye zıplayışım o zıplayış bunu anlayamıyorum ben anlamakta güçlük çekiyorum Allâh bizi affetsin veyahut da orada il ilçe önemli değil bir yerde orada dersi var oranın ana dersi bir dervîş evde otururdu derse nasıl gitmez buna da adam veremiyorum buna anlam veremiyorum buna kafam basmıyor yıllardan beri ben bunu anlayamıyorum benim anlayamadığım böyle bazı meseleler var nasıl adam rahat ediyor tamam adam Bursa da şimdi öyle değil mi sohbeti de dinliyordur şimdi oturmuş eve oh koltuğa hatun çayı da getir dedi oh çay da geliyor tamam vay be efendi ne konuşuyor be sen neredesin evde bunu anlayamıyorum ben evde bunu anlayamıyorum ben mesela biz anlayamadığım şeylerden birisi Şeyh Efendi hazretleriyle Allâh rahmet eylesin diyelim ki nereye gittik x bir şehre gittik değil mi oradaki dervîşlerin derse gelmeyişini anlayamazdım ben Allâh Allâh ya senin şeyhin gelmiş intisâb etmişsin söz vermişsin bağlanmışsın o şeyh kalkmış o yaşına rağmen onca kilometre gelmiş oradaki dervişleri demiş ki iki kelime anlatalım biz zikrullâh yapalım hiç olmazsa onların maneviyatları artsın demiş onca kilometre gelmiş oradaki dervîşler gelmiyor ben böyle hayret ederdim oranın zâkiri ne derdim söylemedin mi haber vermedin mi çünkü Şeyh Efendi’yle bir yere gideceğiz Mustafâ efendi oğlum şuradan şuraya gideceğiz buradan buraya gideceğiz bana söylüyor ben o bana söyleyince şuradan şuraya gideceğiz nereye gideceğiz örnekliyorum şimdi ben böyle kendi şehirlerimizden söyleyelim de şimdi oradaki o şehirlerdeki dervîşler zâkirler benden çabuk alınıyorlar ya eski dervîşler eski zâkirler benden çabuk alınıyorlar ne yapma bu konuyu konuştu şimdi ne yapma bunu söyledi gibisinden örneğin Şeyh Efendi Çanakkale’ye gidecek Çanakkale’den İzmir’e İzmir’den Bayındır’a gidecek örnekliyorum bunu şimdi Bayındır’dan Nazilli’ye geçecek değil mi ben sırayla arıyorum hepsinde bak diyorum şu gün Çanakkale’ye geleceğiz şu gün İzmir’e geleceğiz şu gün Bayındır’a geleceğiz şu gün Nazilli’ye geleceğiz ona göre işlerinizi dervîşlere hazırlayın ona göre haber verin Allâh’ım mesela tanıyorum ya oradaki dervişleri bakıyorum aaa yok zâkir ediyorum ya söylemedim mi insanlara tebliğ etmedim mi ettik abi ya burası böyle Allâh Allâh nasıl burası böyle ya böyle abi burası burası ilk önceleri öyleydi Bayındır’a benzemiyor sonraları şöyle burası Ödemiş’e benzemiyor sonra şu
Mürşid’e Bağlılık: Mesâfe-Hava Tanımayan Yolculuk Adâbı ve Karda Sohbet’e Gitme Cesâreti
Döndür muhabbet burası Bursa’ya benzemiyor muhabbet bu onların orası özel oradaki dervîşler de özel sıkıntıya gelemiyorlar strese gelemiyorlar Şeyh Efendi gelmiş Allâh razı olsun gelmiş ya senin şehrine gelmiş Allâh razı olsun nasipse geliriz cânım tabi harekette bu ben bunu da anlayamazdım hiç hâlâ da anlayamadım şeyler var tabi Rabbim anlaştırsın inşâallâh o yüzden kısaca kendinizi disiplin edeceksiniz bunun yolu bu öyle Allâh’tan yardım dileceksiniz Allâh’a yalvaracaksınız Allâh’a söz verceksiniz diyeceksiniz ki ben beş vakit namazımı kılmaya söz verdim günlük virdimi çekmeye söz verdim ben şehrimde kazamda köyümde mahallemde ana derse gitmeye söz verdim muhakkak ki ben o ana derse gideceğim oradaki o zikrullâh’a katılacağım bu sözü o kimse verecek ve kendini disiplin edecek kar yağmış yağmur yağmış yok doluymuş yok yollar kapalıymış yok bu havada çıkılmazmış yok bu havada gidilmezmiş bunları unutacak ben ilk İstanbul’a giderken böyle hava kar buz İstanbullular şimdi benden şunu bekliyorlarmış hava çok karlı gelemeyeceğim inceden soruyorlar ne yapacaksın bu cuma geleceğim evet geleceğim yok ortalık çok karlı da he olsun sıkıntı yok ben şimdi sıkıntı yok kar yağsın ve hatta İstanbul’da şöyle bir şey var haberlerde dinliyorlar örnekliyorum Cuma gün geçeceğim ya Cuma gün müthiş bir kar yağışı bekleniyor hemen cesaretli olan birkaç kişi arıyordu beni selamünaleyküm selam Cuma gün çok kuvvetli kar yağışı bekleniyormuş da gelecek misin? he geleceğim diyorum ben kar yağarsa yağsın yolda kalmamış insan değilim geleceğim dedim ben onlar böyle şoku atlatamıyorlardı ilk zamanlar sonra alıştılar bir problem yok ondan sonra dediler ki bu adamdan kurtuluş yok kar buz yağmur çamur geliyor bir şey daha söyleyeyim Yunak’a gidiyorum ben ortalık kar tabi ondan sonra Yunak bayan zâkiresi’si aradı ondan sonra dedi erken aramayayım dedim ortalık kar yollar kapalı diyorlar dedi ben dedim eskişehire geldim buradan dedim geri dönmem ben de geri dönme adeti yok dedim o zaman da şey var Allâh affetsin marka reklamı gibi olacak şöyle bir şey oldu Eskişehir’den döndüm o Elmadağ yoluna ana yoldan Ankara yolundan orada çatraktan bir müddet gittim trafik yolu kapatmış ben 3 kilometre sen de 5 kilometre yolda arabaları sağa çektirmiş hepsini böyle bir bakındım ne yapacağım ne edeceğim diye o an dedim ben Allâh’a zikre gidiyorum sohbete gidiyorum herkes beni bekliyor attım kendimi sola zaten o arabada kar buz arabası çatır çutur çatır çatır konvoyun başına geldim polis işaret ediyor gelme diye ben gittim tabi yanına kadar yanaştım dedi ya sen dedi ne yapıyorsun bu araba bu yolda gitmeyecek bu havada gitmeyecek ne zaman gidecek dedim ya öyle arabaya baktı bu dedi 4 çarpı değil mi dedi evet dedim ben üstündekiler kar lasti mi kar lasti dedim ya dedi yolda dedi araba dedi grider temizlik yapıyor ulaşamıyoruz ona da söyle dedi bizden bir haberleşsin yol açık mı kapalı mı dedi onu söylesin dedi bak dedim ben vazifeliyim vazifeye geldim dedim o vazifeyi yaparım anlatsana yürüdüm gittim bu sefer griderci el sallıyor gelme diye selektör ediyor gittim sen dedim ne gelme diyorsun dedim ben ben vazifeliyim polis arabası polisler dedim senden haber bekliyor haberleşemiyor musunuz dedim telefonlarınız ne olduysa haber bekliyor yol açık mı kapalı mı hacı sen nereye gidiyorsun dedi yunığa gidiyorum dedi ben yunığa gidiyorum sakın girme o yola dedi iki gündür boyuna yolda kalanları dedi kurtarmaya çalışıyoruz dedi valla telefon açarsan dedi senin için dedi gelmem bak göz
Misâfir Kabul Disiplini (Ders Günü Korunur), Fâtır 35/28 ve Feraset Hadîsi
göre göre giliyorum sorarım dedi şöyle bir adam mı böyle bir araba mı diye sorarım gelmem ben ararsam gelme dedim ondan sonra gerçekten de öyle yanma kenardan o böyle karları küreye küreye araba boyuna gelmiş karlar ama gittim elhamdülillah sohbeti de zikrullâhı da yaptık döndük Cenâb-ı Hakk’a hamdü senâ olsun disiplin edeceksiniz kendinizi karmış buzmuş yorgunlukmuş argınlıkmuş yok hanımın ondan sonra teyzesinin dünürünün kız kardeşinin kardeşi veya gelini gelmiş bu gece ulan perşembeden başka gün mü yok bir de bu var yok dünürün bilmem kesinin bilmem nesi gelecekmiş ulan Perşembe günü mü buluyorsunuz bunların hepsi de tezgah erkekler diyeceksiniz ki Perşembe günü örneğin bursalılar için diyorum Perşembe günü ben misafir kabul etmiyorum benim dersim var Cumartesi günü ben misafir kabul etmiyorum benim dersim var mesela örnekleyorum İzmit ne gün Cemil?
Salı cuma İzmittekiler diyecek ki Salı ve Cuma günü biz misafir kabul etmiyoruz ne dersimiz var örnek bunu tutturacak disiplin olarak erkekler bunu tutturunca kadınların boşanma hakkı doğar mı buradan doğmaz merak etmeyin boşanmazlar bundan dolayı Allâh bizi affetsin inşâallâh kulları içinden ancak âlim olanlar Allâh’a derin saygı duyarlar Fâtır 35/28 buradaki saygının manası nedir? Allâh’tan korkmak Allâh’ı sevmek o yüzden normalde Cenâb-ı Hak tabi buradaki alimden kasıt da ne ona da bakmak lazım âlim var ilmiyle amel etmiyor o o âlimler helâk oldu ilmiyle amel edenler müstesna ilmiyle amel edenler de helâk oldu samimi olanlar ihlaslı olanlar müstesna önemli olan samîmî olmak samîmîyseniz ihlâslıysanız o zaman tamam bir hadiste Allâh kime hayır dilerse onu dinde kavrayışlı kılar Muhterem, kavrayışlı olma durumu nedir ve tek tek Allâh’ın dilemesi ile mi olur cüz’î irâde yok mudur burada normalde kavrayışlı demiyor kavrayış denince buradaki manayı kısıtlamış olursunuz o normalde onu ferâsetli kılar kavramak akılla alakalıdır çünkü ferâset ise kalpli alakalıdır o kimse normalde kim Allâh’a hakkıyla Allâh’tan korkar hakkıyla Allâh’tan korkar Allâh’ı zikreder Allâh’ı zikreder Allâh’a ibadet ederse Cenâb-ı Hak ona onu dinde ferâsetli kılar dinde ferâsetli kılınması o kimsenin dinde ferâsetli kılınması maddi manevi ilme sahip olması onun kalbine Allâh’ın doğru ilhâm etmesi kalbine doğru ilhâm etmesi Allâh’ın diniyle ilhâm etmesi Allâh’ın dilemesi evet Allâh dilemedikçe siz dileyemezsiniz o yüzden Allâh böyle bir şey dilesin diye de duâ etseniz Allâh bizi onlardan eylesin üç ehlas bir Fâtihâ-i Şerîfe Allâh’ın himmetlerini şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme Ya Rabbi Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Helâl Kazanç ve Ticâret Adâbı: Bakara 2/275 («Allâh alış-verişi helâl, ribâyı harâm kıldı»); Nisâ 4/29 («Mallarınızı bâtıl yollarla yemeyin, ancak rızâya dayalı ticâret müstesnâ»); Mâide 5/87-88 (helâl-tayyibât); Buhârî, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkât 100; İmâm Gazâlî, İhyâ II, kitâbu’l-helâl ve’l-harâm; Mehmed Görmez, Çağdaş İktisâdî Hayatta Helâl-Harâm Meseleleri.
- Müslümâna Dilenme Yasağı: Buhârî, Zekât 50, 53 («Üstteki el alttaki elden hayırlıdır»); Müslim, Zekât 95-110; Ebû Dâvûd, Zekât 23-25; Tirmizî, Zekât 38; Nesâî, Zekât 80-93 («Sizden biriniz odun toplayıp sırtında taşıyıp satması, dilenmesinden hayırlıdır»); İmâm Gazâlî, İhyâ III, kitâbu zemmi’l-buhl ve hubbi’l-mâl.
- Zekâtın Farziyeti ve Nisâb: Bakara 2/43, 2/110, 2/177, 2/277; Tevbe 9/60 (zekâtın sarf yerleri); Buhârî, Zekât 1, 4, 38; Müslim, Zekât 1-12; Ebû Dâvûd, Zekât 1-5; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, kitâbu’z-zekât; Mevkûfâtî, Şerh-i Mültekâ, zekât bâbı; Diyânet İlmihâli, zekât bölümü.
- Çalışmanın Sorumluluğu ve Âile Geçimi: Mülk 67/15 («Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur, onun omuzlarında yürüyün ve rızkından yiyin»); Cum’a 62/10 («Namâz kılınınca yeryüzüne dağılın ve Allâh’ın lütfundan isteyin»); Tahrîm 66/6 («Kendinizi ve âilenizi ateşten koruyun»); Buhârî, Nikâh 1, Nafakât 1; Müslim, Nikâh 1; Ebû Dâvûd, Edeb 11.
- Allâh’ı Unutmama ve Devamlı Zikir: Ahzâb 33/41-42 («Ey îmân edenler! Allâh’ı çok çok zikredin ve O’nu sabah-akşam tesbîh edin»); Ra’d 13/28 («Kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzûra erer»); Cum’a 62/10; Haşr 59/19 («Allâh’ı unutup da Allâh’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın»); A’râf 7/205 («Sabah-akşam içinden yalvararak ve korkarak Rabbini an»).
- Sabır-Namâzla Yardım Dilemek: Bakara 2/45-46 («Sabır ve namâzla yardım dileyin; bu, Allâh’a huşû ile saygı duyanlardan başkasına ağır gelir»); Bakara 2/153 («Ey îmân edenler! Sabır ve namâzla yardım dileyin, şüphesiz Allâh sabredenlerle berâberdir»); Âl-i İmrân 3/200; İmâm Gazâlî, İhyâ IV, kitâbu’s-sabr ve’ş-şükr.
- Vird (Evrâd-ı Şerîfe) ve Sûfî Disiplini: Suhreverdî, Avârifu’l-Ma’ârif, kitâbu’l-evrâd; İmâm Şâzilî, Hizbu’l-Bahr; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Mecmûatü’l-Ahzâb; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîru’l-Kulûb, evrâd-ı tarîkat bahsi; Klasik Halvetiyye-Şâbâniyye virdleri — Mustafa Özbağ Efendi, Vird-i Settâr ve Vird-i Ettâr.
- Namâzın Vakti ve Terk Edilmemesi: Nisâ 4/103 («Namâz mü’minlere belirli vakitlerde farz kılınmıştır»); Mâ’ûn 107/4-5 («Vay namâz kılanların hâline ki onlar namâzlarından gâfildirler»); Müddessir 74/42-43 («Sizi cehenneme sürükleyen nedir? — Biz namâz kılanlardan değildik»); Buhârî, Mevâkıt 1; Müslim, Mesâcid 31, 34, 35; Tirmizî, Salât 1.
- Mürşid-i Kâmile Bağlılık ve Sohbet Edebi: Tevbe 9/119 («Sâdıklarla berâber olun»); Furkân 25/27-29 («Keşke filânı dost edinmeseydim»); Kehf 18/28 («Kendisi ile berâber sabreden kimselerden uzaklaştırma gözlerini»); Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146; İmâm Rabbânî, Mektûbât, mürşid-i kâmile bağlanma bahsi; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri, Halvetiyye Bâbı.
- Vatan Sevgisi ve Yolculuk Meşakkati: «Hubbu’l-vatan mine’l-îmân» — Sehâvî, el-Makâsıdü’l-Hasene 386; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ 1/345; Yolculuk Edebi: Buhârî, Cihâd 136; Ebû Dâvûd, Cihâd 80; Tirmizî, Daavât 41; İmâm Gazâlî, İhyâ II, kitâbu âdâbi’s-sefer.
- Misâfir Kabûlü ve Vakit Tasarrufu: Buhârî, Edeb 31, 85; Müslim, Îmân 74; Tirmizî, Birr 43; Asr 103/1-3 («Asra yemîn olsun ki, insan gerçekten ziyân içindedir»); Münâfikûn 63/9 («Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allâh’ın zikrinden alıkoymasın»); Tâhir İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, vakit ehemmiyeti.
- Fâtır 35/28 — Âlimin Allâh’tan Saygısı: Fâtır 35/28 («Allâh’a kullarından ancak âlimler hakkıyla saygı duyar»); Mücâdele 58/11 («Allâh sizden îmân edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derece derece yükseltir»); Zümer 39/9 («Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?»); Tirmizî, İlim 19; İbn Mâce, Mukaddime 17 («Âlimler peygamberlerin vârisleridir»); İmâm Gazâlî, İhyâ I, kitâbu’l-ilim.
- Ferâset Hadîsi ve İlhâm: Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 15 («Mü’minin ferâsetinden sakının, çünkü o Allâh’ın nûru ile bakar»); Buhârî, İlim 13 («Allâh kime hayır dilerse onu dinde ferasetli kılar»); Müslim, Zekât 100; Tahâvî, Şerhu Müşkilü’l-Âsâr; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn, makâm-ı ferâset; Sülemî, Hakâiku’t-Tefsîr, ilhâm-vahiy farkı.
- Cüz’î-Küllî İrâde: İnsan 76/29-30 («Bu bir öğüttür. Dileyen Rabbine bir yol tutar. Sizler dilemezsiniz, ancak Allâh diler»); Tekvîr 81/27-29 («Sizler dilemezsiniz, ancak Âlemlerin Rabbi olan Allâh diler»); Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, cüz’î-küllî irâde bahsi; Sa’düddîn Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; Beyâzîzâde Ahmed Efendi, İşârâtü’l-Merâm.
- Mustafa Özbağ Efendi Silsilesi: Çorumlu Hacı Mustafâ Anvârî Efendi; Nevşehirli Hacı Abdullâh Gürbüz Efendi; Hacı Haydar Baba; Hacı Bekîr Baba; Bayındırlı Hacı Mustafâ Özbağ Efendi (mürşid-i kâmil); Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, Halvetiyye-Karabâşiyye babı; Yusuf Sünbül Sinân, Risâle-i Tahkîkıyye.
Ek kaynaklar:
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.
- Hucviri, Keşfu’l-Mahcub, velayet, mürşidlik ve tasavvufi terbiye bahisleri.
- Sühreverdi, Avarifü’l-Maarif, sohbet, zikir ve şeyh-mürid adabı bahisleri.
- İbn Ataullah el-İskenderi, el-Hikemü’l-Ataiyye, tevhid, teslimiyet ve kalp hikmetleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi ve tasavvuf adabı bölümleri.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı