Nasihat Gundemi
Ondan başka ilah yoktur. O halde sen sadece onu vekil edin. Evet. Bu malum Rabbinin adını zikret. Her şeyi bırakıp yalnızca ona yönel. Biz bu âyet-i kerimeye baktığımızda bir kimsenin herhangi bir şeyi kendisine rabdetmesi, herhangi bir şey takılması, herhangi bir şey ilintisini ileri dereceye götürmesi mümkün değil. bu sufilikte tevhid vardır, tecrit vardır ya. Bu resmen bunu bize anlatıyor. kendisini Allâh’tan gayrı her şeyden tecrid et, uzaklaş, ayır. Bu konuda disiplinli ol. o tecridi çünkü sadece ona yönel denilince bu böyle her şeydi bırak. Bir de her şeyi bırak. Allâh’tan başkasını sevme. Allâh’tan başka bir şeye gönül verme. Allâh’tan başka bir şeyin peşine düşme. Senin kalbinde sadece Allâh’ın zikri olsun.
Sadece Allâh’ın sevgisi olsun. Hakkın dışında olan her şeyden sıyrıl. Cenâb-ı Hak’ın birliğini tefekkür et. Allâh’ın her şeyde sıfatlarının tecelliyatını tefekkür et. Ve ona benzer hiçbir şeyin olmadığını idrak et. Onun sıfatlarının hiçbir şeye benzemediğini tefekkür et, idrak et. Ve sıyrıl. Masanın üzerinde bir sürü… Masayı kalbin gibi gör. Masanın üzerinde bir sürü şey doldurmuşsun. Bütün her şeyi elinden tersinden at. Sadece kalbinde o kalsın. Onun zikrini kalbine oturtturmaya, onun muhabbetini, onun sevgisini içine koymaya gayret et. Yoksa Allâh’la beraber bir şeyleri sever. Allâh’la beraber bir şeyleri eş tutarsan küfre düşersin. O vahdaniyeti, o tevhidi kurgulayamazsın. O tevhide ulaşamazsın.
Allâh muhâfaza eylesin. Ve her şeyinle ona yönel günlük bir işin varsa işini yap. Bu işine engel değil. Ama işini bitirir bitirmez ona yönel. Namazını kaçırma. Hiçbir iş senin namazının önüne geçmesin. Hiçbir iş, hiçbir meşgale senin zikrinin önüne geçmesin. Hiçbir meşgale senin cemaatle olan zikrinin önüne geçmesin. Eğer önüne geçen bir şey olursa Allâh muhâfaza eylesin. Sen burada sıkıntı yaşarsın. Buraya öyle yazmışım. Kardeşler kalbinizi Allâh’a yöneltin demişim. Evet kalbinizi Allâh’a yöneltin. O size şah damarınızdan daha yakın. O bütün hücrelerinizin, hücrelerinizi kendi nuruyla kaplamış vaziyette. Sen istesen de istemesen de için dışın onun nuruyla dolu. Gönü’nde, doğunun da, batının da, yerin de, göğün de Rabbi O.
Ondan başka bir ilah yok. O yüzden sen istesen de istemesen de bütün mükavanatı o nuruyla doldurmuş. Sen ondan başka bir tarafa kafanı, gönlünü çevirme. O bütün her şeyiyle, ilmiyle, kudretiyle, kuvvetiyle bütün her şeyi çepe çevre sarmış. Sen bunu görmekten uzaksın. Bunu anlamaktan uzaksın. Sanki Allâh senden çok uzakmış gibi davranıyorsun. Sanki o hesabı, kitabı vermeyecekmişin gibi davranıyorsun. Değil, sufilik bu değil. Sufilik ne? Sufilik her daim, her meselede, her şeyde Allâh’ı gözetmek. Allâh’ı gözetmek ne? Birinci derecede onun hukukunu gözetmek. Haramını, helalını gözetmek. Farzlarını gözetmek. Yapmakla mükellef olduklarını gözetmek. Kalbine başka bir şeyin sevgisi gelmemesi lazım.
Mal sevgisi, dünya sevgisi, oraya oturmaması lazım. Eğer sen Allâh’ı zikreder, Allâh’ı seversen merak etme. Dünya senin peşinden gelir. Dünya senin önüne zelil bir şekilde gelir. Sen dünyayı sever, dünyanın peşinden gidersen, dünyayı yakalayamazsın. Hiçbir zaman. Sen Allâh’ın peşinden yürü. Allâh’a olan ihlasını, samimiyetini kavi tut. Allâh’ın haramlarından uzak dur. Allâh’ın farzlarına sımsıkı yapış. Daim olarak Allâh’ı zikretmeye çalış. Din bu manada samimiyettir. Sen dininde samimi ol. Sufilik samimiyettir. Sufilik yolunda sen samimi ol. Samimiyet nedir? Din-i istismar etmemektir.
Kuranin Emri ve Sunnetin Isigi
Sen din-i istismar etme. Makama, mevkiye çevirme dinini. Paraya, pula çevirme dinini. Veyahut da sen dinini siyasete çevirme. Sen dinini dünyevi şeylere çevirme. Dinini üç beş kuruş pahaya, üç beş makama satma. Ve kendi duygularını da, kendi imanını da heder etme. Din bu konuda böyle yapılacak bir sistem değil. Böyle yapılacak bir inanç sistemi değil. Sen dinden makam kazanırsan, dinden mevki kazanırsan, dinden sen kendince cebini doldurursan, din-i istismar edip de bir şeyler yaparsan, ahiretin heba olur. O zaman sen de münafıklık olur. Allâh’ın sevgisi ikinci bir şeyi yanına istemez. Allâh şirki haram etti. Allâh’ı sev, Habibini sev, Allâh’ı sevenleri sev, Habibini sevenleri sev. Dünyayı seversin diye Allâh sana kalp yaratmadı.
Sen dünyaya aşık olasın diye Allâh sana kalp yaratmadı. Allâh kalbine manevi bir akıl verdi. Kalbine manevi bir göz verdi. Kalbine manevi bir kulak verdi. Kalbine manevi bir dil verdi. Nasıl yukarıdaki beynine göz, kulak, dil, hepsini de ona dokunma duygusu, hepsini ona bağladıysa, manevi olarak da, Cenâb-ı Hak manevi bir kalbin içerisine manevi bir akıl. Ben ona kalbi akıl diyorum ya, manevi bir akıl verdi sana. O manevi akla uy. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya, size dedi, mühtiler fetva verirse de siz kalbinize danışın. Neden? Eğer o kalpte zikrullâh var ise, o kalpte din var ise, o kalpte ahlak var ise, o kalpte Kur’ân ve Sünnet var ise, o kalp çalışır.
İman edenin kalbi çalışır. Aynen beyin gibi çalışır. Aynen akıl gibi çalışır. Onun da içinde kendine ait akıl vardır. biz ona ferahsat nuru diyoruz ya, o zikrullâh ile harekete geçiyor. O takvâ ile harekete geçiyor. O haramlardan uzak durmakla harekete geçiyor. O böyle kendinden harekete geçmesi, iman ile, İslam ile, ihsan ile, o samimiyet ile, ihlas ile harekete geçiyor. O zikrullâh ile harekete geçiyor. Kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur dediği şey o. Senin kalbinde manevi bir akıl var. Bunu normalde ilim ehli kabul eder etmez. İlim ehli bunu bilir bilmez. Ama manevi bir akıl var kalbin içerisinde. Aynen beynimizdeki akıl gibi. Zâkiri akıl gibi kalbimizde de manevi bir akıl var. Kalbimizde bu bizim. o her şeyi bırak, Rabbinin adını zikret.
Kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Birbirine bitiştirdiğimizde, o kalbin içerisindeki o ferahsat nuru, zikrullâh ile, haramlardan uzak durma ile, üstadına muhabbet etme, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini sevme, Allâh’a aşık olma ile, o kalpteki nurlar çalışacak, o ferahsat nuru harekete geçecek, o kalbin içerisindeki, o zannetmeyin onun böyle zahiri bir tecelliyatı yok. Kalbin içerisinde de küçücük küçücük zerrecikler var. O böyle küçücük o zerrecikler kalbin içerisinde duruyor. O kalbin de kendine göre, aklı kendine göre normalde mantığı, kendine göre bir hafızası var. Kalp hıfseder. Uyurken gözün gördüğün rüyayı kalp hıfseder. Ondan sonra beynin aklına gönderir. Eğer o rüya salih bir rüyaysa, bakın kalp hıfseder o esnada.
Çünkü ruhun en böyle tecelliyat merkezi, merkezi kalptir, başka bir yer değildir. Ruhun tecelliyat merkezi, tamamiyetle kalptir. Allâh da kalbe tecelli eder. Allâh kalbe tecelli eder. O zaman Allâh o kalbe, o gönülle tecelli edecekse, o gönülde kir, pas kalmaması lazım. Rabbinin adını zikret. Doğunun da batının da, yerin de göğün de, bütün alemlerin, bütün perdelerin Rabbi Allâh’tır. Ondan başka da ilah yoktur. La ilâhe ille hu. Bir de derler ki bu hu ismin şerifini nereden buluyorsunuz? Kur’ân’dan buluyoruz.
Nefsi Kontrol Etme Sanati
O doğunun da batında, o hu, o zamirdir. Ne zamirdir? O direk, direk, o vahtaniyeti bildirir. Direk zat zamirdir. Hu, o dediğinde o zat kastedilir. Zat, Allâh’ın zatı kastedilir. O yüzden kalbini ondan başka bir şeyle doldurma. Rabbinin adını zikret. Ve başka şeylerle işini, alakanı kes. Sakın ha, masivaya düşme. Boşluğa düşme. Boşluğa düşme. Çünkü zikrullâh’a devam edenlerin araları Allâh’la hoştur. Güzeldir, muhabbetlidir. Çünkü Allâh’ı zikredenler gerçekte Allâh’la konuşurlar. Allâh’la sohbet ederler. Ayet-i kerimede kim Allâh’ı zikrederse, Allâh da onu zikreder buyurdu. O yüzden sen zikrullâh ettikçe, Rabbinin adını andıkça, o da seni anıyor. O da seni dillendiriyor. Hatta başka bir hadisi kutsi de ne diyor?
Ben onu daha bir cemaat içinde beni anarsa, ben daha yüksek bir cemaat içerisinde onu anarım. Cemaatle zikrullâh yaptın. Birazdan burada cemaatle zikrullâh yapacağız. Allâh daha büyük bir cemaatin içerisinde, daha faziletlilerin, daha erdemlilerin, daha yüksek derecelerin içinde seni zikredecek. Şöyle tefekkür ederim ben bazen. Evet biz burada zikrullâh yapacağız ama Cenâb-ı Hak bizi peygamberlerine zikredecek. Bizi peygamberlerine tanıtacak. Bizi gökteki meleklerine tanıtacak. Bizi kendi dostlarına tanıtacak. Diyecek ki ahir zaman ümmetinden, dünya o kadar onları sarmışken, nefis o kadar onları sarmışken, hevâ heves o kadar onları sarmışken, hadîsleri inkâr edenler, ayetleri inkâr edenler, peygamberi inkâr edenler, peygamberleri inkâr edenler etraflarını sarmışken, her türlü haksızlık, hukuksuzluk, her türlü namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, hırsızlık, her türlü düzenbazlık etraflarını sarmışken ve herkes dini istismar ederken, herkes sufili, dervişli istismar ederken onlar öyle bir topluluk ki onlar birbirleriyle akraba olmadıkları halde Allâh için birbirlerini severler, toplandıklarında beni zikrederler ve aralarında maddi menfaatler yoktur.
Onlar makam için, mevki için, siyaset için, oy için, parti için, belediyede iş bulmak için, devlette bir yerde atanmak için toplanıp zikrullâh yapmazlar. Ya onlar fi’se bi’lillah Allâh için Allâh’ı zikrederler. Onları ne ahiret korkuları vardır, ne dünya korkuları, ne cehennem korkusundan dolayı toplanırlar, ne de cennet sevdasından dolayı toplanırlar, ne kadın sevdasından toplanırlar, ben oraya gideyim muhakkak bir kadınla oradan evlenirim, ne de ben oraya gideyim bir erkekle evlenirim, ne de ben oraya gideyim benim işim orada düzelir, ne de ben oraya gittiğimde şöyle olur böyle olur, dünyavi menfaatler olmadan, ahiret menfaatleri olmadan onlar sırf Allâh’ı zikretmek için toplanan bir topluluk ve Allâh için birbirlerini seven, Allâh için birbirlerini seven, biz sufiyiz deyip de birbirini ötelemeyen, birbirini itelemeyen, biz sufiyiz deyip de insanların üzerine baskı kurmayan, bir sufiyiz deyip de bir başkasının cebindekine elini uzatmayan, bir sufiyiz deyip ona mal satmaya çalışan, ondan mal almaya çalışan değil, ya sırf fî sebilillah Allâh için toplananlar, Allâh sizi böyle toplananların arasında, benim tefekkürüm bu, orada diyecek ki bütün bu hendekleri atlayıp, bütün bu engelleri atlayıp onlar toplandılar Allâh’ı zikrettiler.
Bu muhteşemmişe, bu benim kendi tefekkürüm, bu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, diğer peygambere üstünlüğü gibi ümmetinin de diğer ümmetlere üstünlüğünü gösteren bir şey. Ve bundan Hz. Muhammed Mustafa’nın da memnun kalacağını, Hz. Muhammed Mustafa’nın da öbür peygamberlerin yanında şanını yükselteceği, öbür ümmetlerin içerisinde de bu ümmetin şanının yükseleceğine inanıyorum.
Dervisin Yol Haritasi
Çünkü diyor ki beni bir cemaat içinde zikrullâh zikreder, beni bir cemaat içinde anarsanız ben daha yüce bir cemaat içinde sizleri anarım. Allâh’ı zikret, Rabbini zikret, ondan başka ilah yok ve her şeyden kesit tecrid ol. Allâh’ın zikriyle sükunet bul, Allâh’ın zikriyle. Sonra Allâh’la sükunet bul. Allâh’ın zikriyle sükunet ayrıdır, Allâh’la sükunet ayrıdır. Allâh’ın zikriyle sükunet perdesine ayağını at, sonra Allâh’la sükun bul. Çünkü Allâh’ın Allâh’la sükun bulmak, Allâh’la oturup haşa Allâh’la konuşmak, Allâh’la muhabbet etmektir. Gönlünü Allâh’a aç, o kirli yerlere gelmez. Padişah temiz yere tecelli eder. Padişah kirli bir kalbe tecelli etmez. Kalbinde kim varsa, kalbinde gıybet varsa, dedikodu varsa, kalbinde haram kokular var ise, kalbinde haramın ayak izleri var ise, Rabbin oraya tecelli etmez.
O yüzden ihmal etme, günahlarına tövbe et. Her gün kalbini tövbeyle temizle. Subhanallah ve bi hamdihi, Subhanallahil azim ve bi hamdihi estağfurullahil azim diyerek kalbini parlat. Ve tabiri caizse Allâh’la konuş. Ya Rabbi tövbemi ettim, şimdi seni zikretcem. Ben seni seninle zikretmek isterim. O temiz kalbe sen tecelli et. Beni affet, beni affet ki o kalbe tecelliyetinin kokusu gelsin. Beni affet ki o sıfatsızlarının tecelliyeti gelsin. Beni affet ki senin sıfatlarının nasıl çalıştığını ben aşina olayım. Beni affet ki ben marifet nurunla nurlanayım. Beni affet ki ben feraset nuruyla nurlanayım. Beni affet ki ben zikrullahın nuruyla nurlanayım. Beni affet ki ben senin dilinle dilleneyim. Beni affet ki ben senin duyacak kulak nasip eyle.
Beni affet ki benim kalbimin kulağı, benim kalbimin gözü, benim kalbimin dili, benim kalbimin hissiyatı çalışsın. Ben o kalbimdeki senin nurunla gören, senin nurunla işiten, senin nurunla seninle konuşanlardan olayım. Affet ki cümlemizi biz bu hallerle hallenelim. Affet ki biz senin dostun olalım. Affet ki biz senin velilerinden olalım. Affet ki biz senin evliyalarından olalım. Affet ki biz bu dünyanın garipleriyiz. Sen bizim başımızı okşa, sen bizim sakalımızı okşa, sen bizim gönlümüzü okşa, sen bizim elimizden tut, sen bizim gözümüzden tut, sen bizim kulağımızdan tut, sen bizim gönlümüze tecelli et ki bizim gönlümüz başka bir şeylere kaymasın. Sen bizim elimizden tut ki biz başka yerlere savrulmayalım.
Sen bizim ayağımızdan tut ki bizim ayağımız sırf sana doğru gelsin. böyle olunca sen iyilikten ile iyiliğe koşarsın. Böyle olunca sen zikrullâh’tan zikrullâh’a koşarsın. O merhamet edince, o rahmet edince, o lütfedince, o ikram edince o senin elinden tutarsa, o senin gönlünden tutarsa seni zikrinle hemal eder, seni marifetullah’ınla hemal eder, seni kendi nurunla hemal eder, seni kendi yoluyla yollandırır, seni kendine doğru çeker tabiri caizse. Ama sen nankörlük edip, ben nankörlük edip, onu unutursak, ona sırtımızı dönersek, onu kalbimize kapatırsak, onun olan ilişkimizi, onun olan ilintimizi günah kebahillerle veya gaflete dalarak, veya heva hevesi dalarak, veya birisine zulmederekten, birisine haksızlık yaparak, eğer biz onunla olan ilintimizi kesersek, biz o zaman yine orta yerde çırılçıplak kalırız.
Rabbim bize öyle olmaktan muhafaza eylesin. O yüzden kimsenin hakkına, hukukuna girmeyen, kimsenin hakkını, hukukunu rencide etmeyenlerden eylesin. Eşleriyle iyi geçinen, çocukları ile iyi geçinen, akrabaları ile iyi geçiren, derviş kardeşleriyle iyi geçinen kullarından eylesin.
Ic Alemde Mucahede
Etrafımızdaki insanlara eziyet veren, etrafımızdaki insanlara zulmeden, etrafımızdaki insanların gıybetini, dedikodusunu yapan, etrafımızdaki insanlara normalde ağıza alınmayacak küfürler yapanlardan eylemesin. Bizi olduğumuz gibi görünenlerden, göründüğümüz gibi olanlardan eylesin. Kalbimizi sufi kalbi haline getirsin. Kalbimizi sufi kalbi haline getirsin ki, o kalp ile biz Allâh’a kurbiyet, Allâh’a yakınlık sağlayalım. O kalpte dünya sevgisi, dünyaya bağlılık olmasın inşallah. Rabbim inşallah komple bizi bu hâlle fenaya ulaşanlardan eylesin. Fenaya ulaşanlar halkın içerisinde vahşi gibi görünürler, deli gibi görünürler. Neden? Onlar Allâh’ta fâni olmuşlardır. Allâh’ta o kalp eğer ki sufi kalbi olunca, o Allâh’a fenâfillah makamına ulaşır.
Fenâfillah makamına ulaşınca o kalp başkasına yabancı olur. O kalbin sahibi de Allâh’ın dostlarıyla dost, habibiyle dost, Allâh’ın velilerine dost, Allâh düşmanlarına düşman olur. Heva hevesine düşenler onlara bakınca düşman olur. Nefsine düşenler ona bakınca düşman olur. Kâfirler ona bakınca düşman olur. Bazıları der ya herkes seni sever. Sevmez canım kardeşim sevmez. Sen Allâh’a çok mûki bir mûti bir derviş olursan, sen haramlardan uzak durursan, haramzadeler seni sevmez. Sen haramlardan uzak durursan, haramla iştigal edenler seni sevmez. Kâfirler seni sevmez. Münafıklar seni sevmez. Her gün fıskın içinde, günah-ı keballerin içerisinde yüzenler seni sevmez. İmanın hakikatine vardıysan, imanın hakikatine vardıysan ve sen imanda vahdeti bulduysan, seni kâfirler sevmez.
Seni münafıklar sevmez. Seni mürtetler sevmez. Seni Müslümanmış gibi olanlar sevmezler. Ağlanmayın. Hazreti Peygamberi müşrikler sevdi mi? Hazreti Peygamberi Yahudiler sevdi mi? Hazreti Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin Hristiyanlar sevdi mi? Hazreti Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin münafıklar sevdi mi? Hayır. Sevmedi. Ne dedi? Ne dedi. Allâh? Sen onların dinlerine dönmedikçe onlar seni kabul etmezler dedi. Eğer kâfirler seni kabul ediyorsa, münafıklar seni kabul ediyorsa, mürtetler seni kabul ediyorsa, bil ki sen imanın hakikatine ulaşmadın. Sen münafıkın ta kendisisin. Neden? Sen çünkü içki haramdır dedin de içkiciler seni sevmez. Faiz haram dedin de faizciler seni sevmez.
Rüşvet haram dedin de rüşvetçiler seni sevmez. Sen dininizi siyasete basamak etmeyin dedin de dinini siyasete basamak edenler seni sevmez. Dinden geçinmeyen dedin de dinden geçinenler seni sevmez. Dinini paraya çevirmeyin dedin de dinini paraya çevirenler seni sevmez. İstemeyin, dilenmeyin. Müslüman dilenmez. Dilenmek haram edildi. Yasaklandı Müslümana. İstemeyin deyince hayatlarını Müslümanların cebine gözünü dikerekten hatta elini Müslümanların cebinden iş çıkarmayanlar seni sevmezler. Allâh seni cami yaptırmakla mükellef kılmadı. Arz bütün Müslümanlara mescit. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin ihtişamlı mescidi yoktu. Yağmur yağdığında namaz kıldığı yer ıslanır. Her tarafı çamur olurdu.
Öyle çıkardı mescitten. Cami yaptıracağız diye sen kapı kapı para toplayamazsın. Camileri ticarethaneye çeviremezsin. Camilerin altına da dükkan yapıyorlar. Camilerin altına da alışveriş merkezleri kuruyorlar. Yukarıda dünyayı unutun diyecek aşağıda dünya. Ondan sonra yönetim kurulu kira parası yüzünden kavga çıkarıyor birbiriyle. Oraya yönetim kuruyorlar yönetimin arasında bir kavga çıkıyor bir görültü çıkıyor. Neden? Caminin altında dükkana kiraya vermişler. Bırakın diyorum Kur’ân kursu yapın oraya bakıyorlar gözümün içine. Ne yapmaya geldiniz dedim kavga ettik.
Heva-Heves ve Ayip
Kavga etmişsiniz çıkarın kiracı. Kur’ân kursu yapın dedim. İmamo dedim geç her gece orada dedim insanlara fıkıh öğret dinini öğret. Yok dünya sarmış Müslümanları. Her tarafını sarmış Müslümanların. Dünyaya aşık olmuş Müslüman. Gösterişe aşık olmuş. Modaya aşık olmuş. Lükse aşık olmuş. Lüks lüks. Edebiyatı güzel Müslümanların. Edebiyatı güzel. Peygamber karnına üç tane taş bağladı aç kaldı diye. Kim aç kaldı Allâh adına? Kim aç kaldı? Hiç kimse aç kalmadı. Herkes yutuyor. Herkes yutuyor. Herkes harcıyor. Daha lüksüne. Daha lüksüne. Moda denilen o kapitalist sistemin vahşetinin altında eziliyor. Şimdi moda bu. Şimdi trend bu. Gidiyor. Müslümanlar en lüks restoranlarda yemek yiyor. En lüks otellerde kalıyorlar.
En lüks tatil beldelerinden gidiyorlar. Ne bunlar Müslümanlar? En lüks arabalara biniyorlar. Ne? Onlara da dünya onlara helal değil mi? Bir araba 20 trilyon, 30 trilyon, 40 trilyon, 50 trilyon, 100 trilyon. İçinden örtülü bir hanımefendi çıkıyor. Dolar yürüyor Müslümanlar yürürken şimdi. Ayakkabısı dolar, gömleği dolar, ceketi dolar, pantolonu dolar. Dolar yürüyor. Nereden edindiniz bunları? Bundan 20 yıl önce kafanız çalışmıyor muydu? Şimdi mi kafanız çalıştı? Bundan 20 yıl önce öyle değildiniz. Ne oldu? İktidara geldiniz. İktidara geldiniz. Hangi parayla bunları kazandınız? Hangi rüşvetle aldınız? Hangi kayırmacılıkla aldınız? Hangi malı peşkeş çektiniz? Hangi kamu malını kendinize peşkeş çektiniz?
Hangi vergileri affettirdiniz? Kimin kanına girdiniz? Kimi tecavüz ettiniz? Hangi devlet malını peşkeş çektiniz? Nereden? Cevap veremez hiç kimse. Cevap veremez. Müslümanlardaki bu lüks sarhoştu, dünya sarhoştu. Müslümanlardaki gösteriş sarhoştu. Sarhoş. Dünya sarhoşu. içkiliyken namaza yaklaşmayınız. Neden? Sarhoş. Aklı yerinde değil. Dünya sarhoşunu ne yapacağız? O nasıl namaza yaklaşacak? Lüks sarhoşluğunu ne yapacağız? Gösteriş sarhoşluğunu ne yapacağız? Şatafat sarhoşluğunu ne yapacağız? Desinler sarhoşluğunu ne yapacağız? Rüşvet sarhoşluğunu ne yapacağız? Haram sarhoşluğunu ne yapacağız? Bir tek içki içmek mi haram? Dünya sarhoşluğunun yanında içki daha az. Sakın içmeyin de daha azmış deyip.
Rüşvet sarhoşluğunun yanında içki sarhoşluğu hiçbir şey değil. Hiçbir şey değil. Kamumanının yemenin sarhoşluğunun yanında içki içmenin sarhoşluğu hiçbir şey değil. İhale de yolsuzluk yapmanın sarhoşluğunun yanında içki sarhoşluğunun hesamesi olmaz. Adam oturur bir 70’lik içer, devrilir. İkinci 70’liği içemez. O da iyi içki içen. Hadi ikinciden bir kısım daha içsin. İçemez de içsin hadi. Adam 3 tane 35’lik içsin ya. Yıkılır adam sonuçta uyur. Rüşvet sarhoşluğu ver Allâh ver. Ye Allâh ye. Doymak bilmiyor. Kamu malını peşkeş çekmek doymak bilmiyor. Bilmiyor. O yüzden Kur’ân ve Sünnete sımsıkı sahip olan sufiler sevilmezler. İmanın hakikatine ermiş olan bir sufi ancak imanın hakikatine ermiş olanları sever.
Ancak onu müminler sever. Mümin olanlar sever. Mümini mümin sever. Kafir mümini sevmez. Münafık mümini sevmez. Rüşvetçi mümini sevmez. Alevereci, dalevereci mümini sevmez. o fena haline gelen sufi, kafiri korkutur, münafığı korkutur, mürteti korkutur, fası korkutur. Fası korkutur. Ondan uzak dururlar. Hatta bazı kardeşlerimize dedikleri gibi bizi onunla aynı karaya getirme derler. Bizi yan yana getirme derler. Neden? Çünkü müminden korkar gayri mümin olanlar. Ondan böyle tırsarlar. Çünkü onun o münafıklık duygusu ona korku verir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya, dedi ki hiçbir peygambere verilmeyen bir özellik bana verildi.
Kardes Hukuku ve Musamaha
Dedi ki kafirler benden dedi kilometrelerce uzak olsalar da korkarlar. Onların dedi kalbine korku verildi. Kardeşler eğer ki ümmet-i Muhammed tam manasıyla imanın kemaline erse, kafirler korkar ümmet-i Muhammed’den. Şimdi neden korkmuyorlar? Bizim imanımız kemale ermedi. Biz imanda hakikate ulaşmadık. O yüzden korkmuyorlar. İstedikleri gibi bizi şamar oğlanına çeviriyorlar. İstedikleri gibi. İstedikleri gibi bizi ütüyorlar. İstedikleri gibi bizi sömürüyorlar. İstedikleri gibi bizi bize tecavüz ediyorlar. İstedikleri zaman kanımıza katıyorlar. İstedikleri zaman şanımızı, şerefimizi, hayziyetimizi, namusumuzu iki paralık ediyorlar. İstedikleri zaman bizim paramızı pul ediyorlar. İstedikleri zaman bizden mahallenin Kabadayası’nın rüşvet şey aldığı gibi hara çalıyorlar.
Hem de bizdenmiş gibi görünenleri kullanarak yapıyorlar. O yüzden fena fillaha gelen bir sufi’yi hiç kimse sevmez. Sonra ne? Beka villan. Beka hali ise bekahali. Ancak müminlere eminlik verir. Beka hali müminlere bir selametlik verir. Çünkü fena haline ulaşan bir mümin bir sufi başında üstadık olmasa dahi, olmasa dahi, onu zamanın piri, zamanın kutbu, onu nasibi, çünkü o hale geleni bekahali de tecelli eder. Onu bekahali ile ne yapar? Beka hali ile ne yapar? Tatlandırır. Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hatta bizatihi ona ders verip, onu bekahali ile hallendirir. Veyahut da İsa aleyhisselamı görevlendirip, onu bekahali ile hallendirir ki, o müminlere ferahlık verir. O sufilere eminlik verir.
O sufilere bir dinginlik verir. Sufiler onu gördüklerinde bir dinginliğe ulaşırlar. dedi ya onları gördüğünüzde, onları gördüğünüzde, sanki Allâh’ı görmüş gibi olursunuz. Onlar temiz yüzlülerdir. Onları gördüğünüzde Allâh hatırınıza gelir. Onların sohbetinde Allâh’ın sohbetine oturmuş gibi olursunuz. Demiş ya büyükler, o hale gelir. O hale gelen sufi, kalbi parlattı, kalbi tenvir etti, kalbinin bağlarını kesti, artık o fena haline ulaştı, ondan sonra da bekahali ile hallendi. O artık Allâh’ın hakkın kapısında perişan bir vaziyette boynu büküktürür. Ama o iyilik meydanında koşuşturur durur. O cihâd meydanında gözü pektir. O iyilik meydanında gözü pektir. O hakkı ve hakikati anlatmakta gözü pektir.
Onun gözüne korku inmez. Onun kalbi Allâh’la hemhal olduğundan dolayı onun kalbine Allâh’tan başka hiçbir şeyin korkusu gelmez. O korkuyu tanımaz bu manada. Bu manada. O çünkü kalbini ona yastadı, kalbini ona dayadı. Ve sufilik bir ağaç ise bunun üç tane ana dalı vardır. Sufilik bir ağaca benzettir. Bunun üç ana dalı vardır. Bir, normalde o kimsenin tevhid etme, tecrit etme, tefrid etme Arapça kelimeleri. Tevhid nedir? Tevhid’in manası imanına zerrece şirk bulaşmamasıdır. Tevhid budur. Onun imanına zerrece şirk bulaşmayacak. Şirkten uzak duracak. Tecrid’in manası nedir? İhlasdır. Ve sebeplere takılı kalmaktan kurtulmak bütün fiiliyatları haktan bilmektir. Bu nedir? Bu da tecriddir. Ardından ne gidiyor?
Ardından da tevhid. Tevhid’in manası nedir? Her hal ve olay karşısında Allâh’tan başkasından yüz çevirip Allâh’a her halde ve her şeyde rahm olmaktır. Her şeyde. Ve tevhid, tevhid yol, iz, işaret, kelam, lafız olmaksızın, dilsiz, dudaksız, kulaksız, yönsüz, göçsüz her şeyde, her şeyde onu seyretmek ve ona bağlanmaktır. Tevhid. Her şeyde ona bağlanmaktır. bu hale gelince bir derviş o zaman fenayı yakalar. Bu hale gelmedikçe ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin, tevhid, tecrid, tevhid. Tevhid.
Takvaya Cagri
Evet. Tevhid’in ana kaideleri vardır. Ana kaideleri. Tevhid’in. Her şeyde Allâh’ı gözetmek. Allâh’tan ayrılmaktan korkmak. Her şeyde Allâh’ı gözetmek. Sevgisi kabaran kimse, Allâh’ın cehenneminden korkusu kalmaz. Ona ayrılık korkusu, ayrılık gamı oturur, yerleşir. Bir şartı kulluk vazifelerini bir tamam yerine getirmektir. Böyle yeni sufiler oluştu ya böyle namazsız, oruçsuz, zikirsiz, fikirsiz. Böyle seviyoruz biz filan. Yok. Yalancı onlar. Onlar yol kesici. Onlar böyle buna inandılarsa küfür ehli. Kafir onlar. Buna inanarak söylüyorsa Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Bir şartı tüm varlığınla Allâh’ın emirlerini boyuna yersin. Tüm varlığınla. Bir, zahiri emirleridir ki bellidir. Şeriat-ı karadır.
İki, bahtını emirlerdir ki kalbine gelen ilham ve tecelliyattır. Ver malını verirsin. İmanın kemale erdiyse o hale gelirsin. Malın sana ait olmadığını bilirsin. Hiçbir şeyin sana ait olmadığını bilirsin. Ve hiçbir şey benim diye sahiplenmezsin. Sözlerinde, davranışlarında, niyetinde hiçbir dünya menfaat gözetmeksizsin. Gözetmezsin. Hiçbir şekilde Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Her anında Allâh’ın sana şah damarından daha yakın olduğunu idrak edip o tefekkürde yaşarsın. Bu hale geldiysen evet, sen o zaman gerçek bir sufi oldun. Allâh bizi onlardan eylesin. Rabbim bizi bu yolda müstakim eylesin. Bu yolda tahkim eylesin. Bu yolda sabit eylesin. Bu yolda bizim son nefesimize kadar bizleri bu yolda eylesin.
Son nefesimizde kendisini göre göre nefesini verenlerden eylesin. Kendisiyle konuşa konuşa nefesini verenlerden eylesin. Kendisiyle hemhal ola ola bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. Ecmayin. Üç İhlas, bir Fatiha, şerife. La ilâhe illallah. Âmîn. emmimlerimizin imamı İmam-ı Azam-ı Eban-ı İhfey-i İmam-ı Şaf-ı İmam-ı Ali-i İmam-ı Muhammed-i İmam-ı Atürk-ü İmam-ı Eşar-ı İmam-ı Buhari-i İmam-ı Tirmizi, İmam-ı Müslüman-ı Davut-ı İmam-ı Yüme-i İhme-i Hazretlerinin onları ayır ayır ederek vasilele ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Şefaat ve iz, bereket ümmetlerin üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç ilhas, bir Fatiha şerife. Âmîn. Âmîn ve selam. Estağfirullahil azim. Estağfurullah’ın azim. Ya malkel mülkün gadim.
Estağfurullah’ın azim. Ya malkel mülkün gadim. Estağfurullah’ın azim. Estağfurullah aman ya Rabbi. Min kulli zemmin tövbe ya Rabbi. Estağfurullah aman ya Rabbi. Min kulli zemmin tövbe ya Rabbi. Estağfurullah aman ya Rabbi. Estağfurullah tüptül Allâh. Ve leheytu kalbi en ma si vallah. Estağfurullah tüptül Allâh. Ve leheytu kalbi en ma si vallah. Estağfurullah tüptül Allâh. Estağfurullah tüptül Allâh. Ve leheytu kalbi en ma si vallah. Estağfurullah tüptül Allâh. Ve leheytu kalbi en ma si vallah. Estağfurullah tüptül Allâh. Estağfurullah tüptül Allâh. Ve leheytu kalbi en ma si vallah. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.
Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Rahman, Ya Rahim, Ya Allâh Ya Malik, Ya Kudüs, Ya Allâh Ya Hennan, Ya Mennan, Ya Allâh Ya Deyan, Ya Burhan, Ya Allâh Ya Settar, Ya Gaffar, Ya Allâh Ya Rabbi, Settar ismi şerifine inanıyoruz. Ümmet-i Muhammed’in atallarını, kusurlarını, günahlarını setreyle Ya Rabbi. Âmîn Ya Bari ismi şerifine inanıyoruz. Ümmet-i Muhammed’in atallarını, kusurlarını, günahlarını affu mağfureteyle Ya Rabbi.
Kaynakca ve Referanslar
- Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
- Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
- Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
- Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
- Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
- Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
- Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
- Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
- Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
- Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı