Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #026 — Mesnevî 1735. Beyit

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #026 — Mesnevî 1735. Beyit. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Beyit Girisi ve Mesnevî Manasi

Bey, ben varlığı yoklukta buldum. Onun için varlığı yokluğa feda ettim. Hazreti Pir beyin neronlarını yakmaya devam ediyor. Varlığı yoklukta buldum. Yoklukla alakalı böyle felsefik derinliğe girmeyeceğim. ta Yunan filozoflarına kadar gider çünkü yoklukla alakalı meseleler. Yokluğun üzerinde baya baya konuşmuşlar, baya baya incelemeye çalışmışlar. Yoklukla alakalı bir hayli fikir yürütmüşler. Aristodan, Sokrates’ten önce. Öyle olunca tabi normalde yoklukla alakalı herkes bir şeyler söylemiş zamanında. Ben işin o tarafına bakmayacağım hiç. Onları felsefecilere otursunlar, tartışa koysunlar, tartışsınlar. İşin içerisinde tabi kendi girmiş, ondan sonra İbni Sina girmiş, İbni Haldun girmiş, Gazâlî girmiş işin içerisinde.

Onlar normalde bu konuda herkes birbirine cevap vermiş, herkes birbirine bir şeyler söylemiş. Yoklukla alakalı. Ben kısaca yokluk aynı varlık gibi bilinmesi açık, aşikare bir şey. Tabi onu anlayabilmek için varlığın olması lazım, var olması lazım. Var olunca bir şeyin varlığı var ise o zaman yoklu anlaşılır. Eğer bir şey yok ise yokluğun bir anlamı kalmaz, kavram olarak boşluk olur, hiçbir şey olmaz. Ama bir şey mevcut ise o zaman yokluğun kavramı anlaşılır. yokluğun anlaşılabilmesi için varlığın, mevcudun olması gerekir. Tabi bu işin bir de matematik boyutu var. matematik boyutuna da girdiğiniz zaman burada işin sufi boyutu kalkacak ortadan. şimdi hocam da bakıyor orada matematik boyutu da var deyince.

Matematik boyutu da var değil mi hocam? Yoklukla alakalı. Tabi bu böyle yokluk meselesi şey, mesela sıfır değersizmiş gibi görünüyor matematikte ama sıfırın değeri var değil mi hocam? Önüne ve arkasına koyarsan bir rakamın değer kazanıyor. O zaman sıfır değersiz değil. O zaman yokluk dediğimiz şey de aslında gerçek manada varlığın zıddıymış gibi görünüyor, varlığın zıddı da değil. mesela bunu siyah beyaz gibi algılayamazsınız. Mesela siyahın zıttı beyaz, beyazın zıttı siyah dersin. Zıtlar birbirleriyle karşılaştıklarından dolayı birbirine anlaşılır, zıttıklarla alakalı. ona ne diyorlar? Zıttık teorisi mi diyorlar hocam ona? Evet, bunun gibi ama yokluk öyle bir şey değil. bir şey yok ise onun üzerinde fikir yürütmeye gerek yok.

Yok çünkü. Yoksa adı da yok onun. Bakın yoksa adı da yok zaten. Bilinmiyor. Yok çünkü. Yok olunca onun üzerinde fikir üretmek, onun üzerinde herhangi bir fikir yürütmek de mümkün değil. Sana lazım bu ilan. Tamam. Tabii mühendislere lazım. Aslında bu işin bir de mühendislik boyutu var. ben şimdi böyle felsefe yapmayayım artık da bu mevzunun üzerinde gerek yok. O yüzden normalde bir şeyin tabii yokluğun anlaşılabilmesi için mevcut olması lazım. Mevcut ortaya kalkarsa yokluk anlaşılır. Buradaki derdimiz o bizim değil. Bunu koyalım kenara. Buradaki Hz. Piri’nin anlatmak istediği şey. Ben varlığımı yoklukta buldum. Varlığı yoklukta buldum dediğinde varlığı nasıl yoklukta bulur? Bütün varlığını fena ederse varlığını, buradaki varlıktan kastı kendi nefsi.

Eğer nefsini Kur’ân ve Sünnet’e tabi tutarsa, nefsini Allâh’ın sıfatlarında yok ederse, bu sufilikte fena makamıdır. Bir kimse bütün her şeyini Kur’ân ve Sünnet’e göre dizayn eder. Kur’ân ve Sünnet’e dizayn edince bütün üzerindeki fiiliyat Sünnet-i Seniyyeye uygun olur.


Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen

Bütün üzerindeki fiiliyat Sünnet-i Seniyyeye uygun olunca artık kendi nefsinin bir hal ve hareketi kalmaz. Her şey, her şey Sünnet-i Seniyyeye uygun, her şey Allâh’ın onun kalbine indirmiş olduğu ilhama uygun. geçen haftadan dedik ya Allâh kullarıyla konuşur, kullarına ilham eder. Artık o kul, Hazreti Pir bunu yavaş yavaş yukarı doğru çekiyor. Diyor geçen haftaki ders neydi? Allâh dilsiz, dudaksız, harfsiz kuluyla konuşur mu? Konuşur. konuştuğu zaman Allâh o kulun kalbine ilham etmeye başladı. Kulun kalbine ilham edince o kul bütün her şeyini, bütün her şeyini Sünnet-i Seniyyeye uygun hale getirdi. Sünnet-i Seniyyeye uygun hale getirince Allâh’ın emirleri dairesinde yürüyünce artık o nefsinin, o kimsenin kendi nefsinin kendine ait bir sıfatı kalmadı.

Kendine ait bir sıfatı kalmayınca fena haline geldi. Allâh’ta fena olmak, fena fillaha erişmek. Fena fillaha gelince varlığını, varlığını ne yaptı? Yok etti. Artık onun kendi nefsiyle alakalı bir hal, hareket et, söz, tavır yok. Olmadığı anda fena makamında oldu. Ve Hz. İbr o nefsani varlığından sıyrılıp fena halini bulunca diyor ki artık ben varlığı yoklukta buldum. Tersini söylüyor. Varlığı yoklukta buldum. Bu ne demek? Bu da Hz. İbr diyor ki sen fena fillaha geçer, bütün kendi üzerindeki sıfatsal boyutları Peygamber’in sünnetine uygun hale getirirsen yine Allâh’ın sıfatlarında bekah hali yaşarsın. Çünkü tekrar nereye döndü? Yokluktan varlığa döndü. Önce fena haline geçti. Her şeyini feda etti.

Ardından bekah haline geçti. Allâh onu kendi sıfatlarıyla, kendi ilmi ilahisiyle onu süsledi. Ve o her kim nefsani sıfatlarından geçer, Allâh’ın sıfatlarına bürünürse o kimse önce fena halini yakalar, sonra da bekah haline geçer. bekah billah denilen arifi billahların haliyle hallenir. bir kamil mürşidin haliyle hallenmiş olur ki Hz. İbr bunu diyor ki ben varlığımdan geçtim, yok oldum. Ondan sonra da diyor yoklukta varlığı buldum. Padişahların, devam ediyoruz Beyt’e, Padişahların hepsi kendilerine karşı alçalana alçalırlar. Bütün hak kendisine sarhoş olanın sarhoşudur. Padişahlar kendilerine kul olana kul olurlar. Halk umumiyetle kendi yolunda ölenin yolunda ölür. Padişah nasıl ki Padişahlar kendilerine hizmet eden, kendisine koşulsuz itaat eden, kendisini canından fazla seven hizmetçilerini severse veya bir patron yanında çalışan elemanı var.

Saat, dakika, gece, gündüz düşünmeden yanında çalışıyorsa patronun için canı feda ediyorsa her şeyine koşturuyorsa o patron onu sevmez mi? Sever. Bir eş düşünün, eş her şeyine, eşine canı feda edecek hale geldiyse o eş o eşi sevmez mi? Veya hatta bir çocuk anne baba için canı feda edecek hale gelse anne baba o çocuğu sevmez mi? Veya hatta anne baba çocuğu için canı feda edecek hale gelse o çocuk anne babayı sevmez mi? Ve bunun gibi müminler de Allâh’ı çok severlerse Allâh’ı çok severlerse Allâh da onları sever. Bakara âyet 165 müminler ise en çok Allâh’ı severler. O zaman müminlerin Allâh’ı sevmeleri ona iman edip ona itaat etmek, rızasına nail olmak için Allâh’ı her şeye tercih etmeleridir.

O mümin ki Rabbini darlıkta, sıkıntıda, bollukta, ferah anında her şeyde ne yapar?


Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari

Allâh’ı sever ve sevdiklerinin delili de Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulan ey Muhammed de ki, Allâh’ı seviyorsa o kimsenin delili, Allâh’ı sevenin elindeki delil. biz o Allâh’ın sevip sevmediğini buna uyup uymadığına bakacağız. Ve o kimsenin elinde delil bu. Allâh’ı sevenin elinde delil. Allâh’ı seviyorsun elindeki delilinle. Delil göster. Her iddianın delile ihtiyacı vardır. Her iddianın. Allâh’ı sevmenin de, Allâh’ı seviyorum demenin de bir delile ihtiyacı var. O da ne? Âl-i İmrân âyet 31. Ey Muhammed de ki, Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin. Ve günahlarınızı boğuştasın. Allâh affeder ve merhamet eder. Ama burada o kimse Allâh’ı seviyorsa, Allâh’ı seviyorsa Muhammed Mustafa’nın ayak izlerini, Muhammed Mustafa’nın gönül izlerini, Muhammed Mustafa’nın sır izlerini, Muhammed Mustafa’nın ruh izlerini takip etmekle mükellef.

Çünkü seven sevdiğine tabi olacak. Seven sevdiğinin dairesinde duracak. Geri kalan boş laf. Ben seni çok seviyorum. Olur. Ben sigara içiyor muyum? Hayır. Ben gıybet ediyor muyum? Hayır. Sen neden ediyorsun? Ben seni çok seviyorum. İyi. Ben neredeyim? Sohbetteyim. Sen neredesin? Evdesin. Nasıl sevgi bu? Ben neredeyim? Perşembe günü zikrullâh’tayım. Sen neredesin? Evde çay içiyorsun. Nasıl sevgi bu? Seven sevdiğinin peşinden gider. Seven sevdiğinin yörüngesinde gider. Seven sevdiğinin hukukunu çiğnemez. Seven sevdiğinin hükmüne karşı gelmez. Seven sevdiğinin rengine bürünür. Onun haliyle hallenir. Onun haliyle hallenir. Ki maşuk aşığını sevsin. Aşık odur ki maşunun ayak izlerini takip eder. Aşık odur ki maşunun rengine bürünür.

Aşık odur ki baktığı yerde maşukunu görür. Sevdiğini görür. Aşık odur ki sevdiği ne haldese o da o hale geçer. O yüzden Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gitmeyen bir kimsenin Allâh’ı sevme iddiası heva hevesinden ibarettir. Sen padişahı seviyorsan padişaha hainlik edemezsin. Padişahı seviyorsan sen padişaha küstahlık edemezsin. Sen padişahı seviyorsan padişahın dairesinin dışına çıkamazsın. Onun hududunun dışına çıkamazsın. Çıkıyorsan o zaman bu sevgi de yalancılık oluyor. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Allâh sevgi denilen soyut kavramı tâbiri câizse somutlaştırıyor. Onu fiiliyata döküyor. Yoksa sevgi denilen kavram eğer soyuda dökülmezse orta yerde anlaşılmamış, yaşanmamış bir kavram olarak kalacak.

Allâh kendisini seviyorum iddiasında bulunan kimseye diyor ki benim Habibime uy. Bakın Habibime uy. Ey Muhammed de ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uy. O zaman öyle sünnet-i seneyi reddederekten Allâh sevgisi olmaz. Hadisleri reddederekten Allâh sevgisi olmaz. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hukukunu reddederekten Allâh sevgisi olmaz. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet-i seneyesini yaşamadan Allâh sevgisi olmaz. Bu mümkün değil. Allâh cellel celaluhu hadisi kutsu da buyuruyor ki kulum farzları yerine getirmekle bana en sevgili işi yapar, ameli yapar. O zaman farzları yerine getirmeyen bir kimse Allâh’ın sevgisini cezbedemez, celbedemez.

Farzları yerine getirmiyorsan Allâh seni sevmez kardeşim. Allâh kimi seveceğini beyan etmiş. Filiyata koyacaksın. Allâh tövbe edenleri sever, tövbe edeceksin. Allâh zikredenleri sever, zikredeceksin. Allâh cömertleri sever, cömert olacaksın. Allâh kendi yolunda mücadele eden, savaşanları sever.


Nefsin Mertebeleri ve Mucahede

Onun yolunda mücadele edeceksin. Allâh faizcileri sevmez. Şeytan çarpmış gibi topraktan kaldırır onları. O zaman sen kalkıp tefecilik yapmayacaksın. Allâh fuuş yapanları sevmez. O zaman fuuştan uzak duracaksın. Allâh içki içenleri, uyuşturucu kullananları sevmez. O zaman içkiden, uyuşturucudan uzak duracaksın. Allâh kendi emirlerini yerine getirmeyen, emirlerine isyan edenleri sevmez. O zaman Allâh’ın emirlerine isyan etme. Allâh’ın emirleri dairesinde yürü. Allâh rüşvet yiyenleri sevmez. Allâh kayırmacılık yapanları sevmez. Allâh kamu malına zarar verenleri sevmez. Allâh kullarının arasında fitne çıkaranları sevmez. Allâh gıybetçileri sevmez. Allâh dedikoducuları sevmez. Allâh anne babaya asi olanları sevmez.

Allâh eşlerine zulmedenleri sevmez. Allâh çocuklarına zulmedenleri sevmez. Allâh çocuk istismarcılarını sevmez. Allâh kadın istismarcılarını sevmez. Allâh tüm din istismarcılarını sevmez. Allâh dinini geçim yolu yapanları sevmez. Sevmediklerinden bir uzaklaş. Sevmediklerinden uzaklaş. Bakıyorsun. Müşrikleri sevmez, kafirleri sevmez. Müşrikleri benzeyenleri de sevmez. Kafirleri benzeyenleri de sevmez. Kafir adetlerini yerine getirenleri de sevmez. Müşriklerin ayak izlerini takip edenleri sevmez. Kafirlerin ayak izlerini takip edenleri sevmez. Hevah hevesini ilah edinenleri sevmez. sevmez. Şeytanın peşinden koşanları sevmez. Şeytana kendi nefsini satanları sevmez. Heva hevesini ilah edinenleri sevmez.

Allâh Kur’ân ve sünneti seniye dışındaki fikir, düşünce, yaşantı, felsefe, kültür hiçbirisini de sevmez. Allâh eşcinselleri sevmez. Allâh lütileri sevmez. Ne kadar sevmediğin ne varsa ülkemizde var. Sevmediğin ne varsa ülkemizde var. Sevmediğin ne varsa ve Müslüman ülkeyiz biz değil mi? Biz Müslüman ülkeyiz. Allâh’ın ne kadar sevmediği, lanet ettiği ne varsa hepsi de ülkemizde var, hepsi de halkın üzerinde de var. Müslümanım diyenlerin üzerinde de var. Bir eşcinsel, ben Allâh’ı seviyorum diyor. Lanetlik iş yapıyorsun. Diyorum ki yaptığın iş lanetlik. Allâh lanet etsin diyor. Melekler lanet etsin diyor. Hadis-i şerif değil mi diyor. Bakın bu hadisin karcıları var ya ebediyen cehennemde kalacaklar.

Öyle büyük bir fitne ateşi yakıyor ki bunlar. Bunlar kafirlerin borazanı. Bunlar kafir borazanı. Bunlar şeytan borazanı. Bütün insanların dinlerini ifsat ediyor bunlar. Ve namussuz adam, ve şerefsiz adam, ve hayseyefsiz adam, ve dinsiz adam, ve pislik adam. Hiç olmazsa başkalarını zehirleme. Bunlar zehirliyor ortalığı. Hadis-i şeriflerle alay ediyorlar. Ondan sonra çıkıyor bir eşcinsel luti, eşcinsel luti çıkıyor. Bu söyledikleriniz sizin hadîs-i şeriflerde var diyor. Bu sözlerin hadîs olduğu nereden belli? Hadis değil bunlar diyor. Uydurma değil bunlar diyor. Ne diyorlar? Arabın uydurması. Biz susuyoruz bunlara. Oturmuş koca koca profesörler, koca koca din alimiyim diyenler kandil var mı yok mu onu tartışıyor.

Tartıştıkları konu bu son günlerde. Millet de çakı bulmuş çocuk gibi. Hocam kandil den şey var mı? Birisi de çıkmış kandiliniz mübarek olsun. Olmasın diyor. Olmasın lan. Senin kandilin de mübarek olmasın. Hiçbir şeyin olmasın. Adam bunu söylüyor. Hadi bir laf söylesenize eşcinseller hakkında.


Asik-Masuk Iliskisi

Tabii mahkemeye veriyorlar ya eşcinseller. Eşcinseller Müslümanlardan daha cesaretli bu ülkede. Evet. Sen eşcinsel, eşcinselsin sen şöyle’sin böylesin diyemiyorsun. Dediğin anda mahkemeye veriyor seni. Müslümanlar ne yazık ki. Ne yazık ki denizin üzerinde köpük misali. Hiç bir ağırlıkları yok. Hadi faiz yüzde 35. Hadi fuuş serbest her yerde var. Her yerde var. Hadi. Herkes sessiz. Geçen gün birisi haberlerde var ya. Nerede Bağdat Caddesinde bikiniyle geziyor. Polis tutuyor onu. Bütün deniz kenarları bikiniyle gezenlerle o zaman deniz kenarlarına gidip bütün bikiniyle gezenleri toplasanız ya. Mantığa bak. Daha doğrusu mantıksızlığa bak. Bağdat Caddesinde bikiniyle dolaşırsan polis seni alıp götürüyor.

Plajlarda dolaşmak serbest hatta üstsüz, altsız dolaşmak serbest. Hatta bütün gazeteler, basın, yayın, internet filanca fişmanca yerde. Ne oldu? kırmızı bikinisiyle, mavi bikinisiyle poz verdi. Hadi o gazeteyi de kapat. Hadi o internet haberini de kapat. Yolda bikiniyle dolaşanı aldın götürdün ya. Neden aldın götürdün? Kimse bilmiyor. Halkın huzurunu kaçırdı diye, çıplak dolaştı diye herkes dönüp bakıyordu. Ya zaten çıplak dolaşıyor herkes şu anda. Sokaklar dolu, sessiz herkes. Demokrasi var ya. Özgürlük var. İstediğin gibi soyunabilirsin. Ama istediğin gibi aşure dağıtamazsın. İstediğin gibi soyunabilirsin. İstediğin gibi zikredemezsin. İstediğin gibi böyle sanatçı adı altında konserler düzenleyebilirsin.

Pilav dağıtamazsın. Bütün konserlerde yarı çıplak kadınları orada oynatabilirsin. Hiç kimse bir laf söyleyemez. Sen bir kandil kutlarsın. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri doğmuş dersin. Onun bir kandil kutlarsın. Bütün alimi, uleması, diyanetçisi, hıyanetçisi, profesörü, doçenti, bilmem nesi, İslam araştırmacısı, herkes ayağa kalkar. Kandil denilen bir şey yok. Huuş var mı? Ne ayağa kalkmıyorsunuz Huuş için? Faiz için ne ayağa kalkmıyorsunuz? Haramlar için ne ayağa kalkmıyorsunuz? Haramları istemiyoruz diye ne ayağa kalkmıyorsunuz? Edebiyatı güzel. Müşrikli zamanında kadınlar, kızlar diri diri toprağa gömülürdü. Şimdi genel evlerine gömülüyor. Ne ayağa kalkmıyorsunuz?

O zaman için müşrikler kızlarını diri diri gömüyorlardı. Bir sefer ölüyordu o kız. Bir sefer ölüyordu. Şimdi huuuşhaneler, genel evler dolu her gün ölüyor o kadınlar kızlar. Var mı ses çıkara? Yok. Tartışın kandil var mı yok mu diye. Ahmak adamlar. Müminlerin Allâh’ı sevmeleri, onu layık oldukları şekilde bilmeleri, vahdaniyetini ikrar etmeleri, azametini tanımaları, ona hiçbir şeyi ortak koymamaları ile mümkündür. O yüzden müminler yalnızca Allâh’a dayanıp güvenir, bütün işlerinde ona yönelir, istediklerini yalnızca ondan isterler. Ve müminler Allâh’ı sevmenin delili olarak farzları yerine getirirler. Haramlardan uzak dururlar. Nafilerlerle Allâh’a yaklaşırlar. Allâh’ı severler. Siz Allâh’ı annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan, canlarınızdan, gözünüzün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevmekle mükellefsiniz.

O zaman müminliğiniz kemale erer. Rahatınızdan, paranızdan, yumuşak yataklarınızdan fazla seveceksiniz Allâh’ı. Sabah namazına kalkmayıp Allâh sevgisinden bahsetmeyeceksiniz. Sabah namazına kalkacaksınız. Beş vakit namazınızı kılacaksınız ki Allâh’ı sevdiğinizin delili olsun.


Tevhidin Derinligi ve Vahdet

Otuz Ramazan orucunuzu tutacaksınız ki Allâh’ı sevdiğinizin delili olsun. Haramlardan uzak duracaksınız ki Allâh’ı sevdiğinizin delili olsun. Allâh’ın lanetlemiş olduğu işlerden uzak duracaksınız ki Allâh’ı sevdiğinizin delili olsun. Kur’ân’ı okuyup Kur’ân’a tabi olacaksınız ki Allâh’ı sevdiğinizin delili olsun. Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetlerini öğrenip sünnet isenyesini yaşayacaksınız ki Allâh’ı sevdiğinizin delili olsun. Yoksa Allâh’ı seviyorum demen bir kuru iddia’dan öteye geçmez. Bir bedavi Hz. Peygambere gelerek ey Allâh’ın Resulü kıyamet ne zaman dedi. Bu hadîs-i şerîf beni çok ümit var eder. Bu hadîs-i şerîf bütün bu olumsuzluklara rağmen bir nebze olsun bu fakire nefes verir. Bu fakire nefes verir.

Ben derim ki burada nefes alacağımız bir hadîs-i şerîf var. Burada nefes alacağımız tâbiri câizse bir yer var, bir kanal var. Nefes alacağımız. Çünkü bu ahir zamanda gerçekten mümin olmak, mümince yaşamak ve mümince ölmek zor. O yüzden ahir zamanda onlar 10 taneden 1 tane yapacaklar ama kurtuluşa ercekler. Siz diyor 10 taneden 1 tane yerine getiremezseniz yandınız diyor hadîs-i şerifte. Ey Allâh’ın Resulü kıyamet ne zaman diye sordu. Bunun üzerine Hz. Resul sallallâhu aleyhi ve sellem ona onun için ne hazırladın dedi. Buna karşılık bedavi çok namazım orucum yok. Ne var ki ben Allâh’ı ve Resulünü seviyorum dedi. Bu böyle bu hadîs-i şerîf sanki beni anlatıyor. çok namazım orucum yok. Allâh beni affetsin.

Çok ibadetim yok. Çok öyle koşuşturmam yok. Rabbim beni affeylesin inşallah. Bunu ciddi ve samimi söylüyorum böyle tevazu gösterisi gibi algılamayın. var ya böyle çıkarlar hatipler ben sizin en adinizim, yok ben sizin en etnanınızım, yok ben sizin en kötünüzüm filan. Böyle söylerler ya bunu böyle almayın. Allâh beni affetsin. Ben kendi nefsimi biliyorum. Benim öyle geceler boyunca namazım yok. Öyle ardı ardı oruç tutayım böyle bir halim yok. Allâh beni affetsin. Allâh beni affetsin. O yüzden bu hadîs-i şerîfi kendime bir kurtuluş ümidi olarak görüyorum. Çok namazım ve orucum yok. Bakın çok. Farzları yerine getirmiyorum demiyor. Çok yok. Anâ Allâh’ı Resûlü’nü sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ayakları şişinceye kadar namaz kılıyordu.

Öyle uzun secdeler yapıyordu ki Hz. Ayşe annemiz öldü zannediyordu. Nefesi kesiliyordu Allâh Resûlü’nün. Sallâllâhu aleyhi ve sellem. Hafiften böyle ayağına dokunuyordu. öldü mü diye. Başında bekliyordu Hz. Ayşe annemiz. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ibadet ederken o da bekliyordur. Öyle çok uyumuyordu o da. Neden bir gün uyuyakaldı? Uyuyakalınca o da uyuyamadı. Bir baktı ki Allâh Resûlü yok. Gece yarısı. Gece yarısından sonra koştu nerede diye. Hurmalıkta yakaladı onu. Meşhur hurmalık var ya orada onu gördü. elinden kaçırıyor. Elinden kaçırmamak için uyumuyor Hz. Ayşe annemiz. Uyursan elinden kaçırıyor. Hz. Ayşe annemiz. Uyursan elinden kaçırırsın. Uyursan kaybedersin. Uyursan fırsatları değerlendiremezsin.

Uyudun baktın ki gitmiş elinden kaymış gitmiş. Aşıksan, sufisan, dikkat edeceksin. Öyle fazla uykuya kaptırmayacaksın kendini. Bir bakmışsın, yürümüş gitmiş. Ara dur artık İsmail’i sen. Nerede bulacaksın? Bulamazsın, yakalayamazsın. Neden? Uyudun çünkü o uyumadı. Hz.


Sabir, Riza ve Teslimiyet

Ayşe annemiz de uyumuyor. Çok secde kalınca bakıyor öldü mü ölmedi mi diye. Çünkü hanımların içerisinde en kıskanç olanı. En kıskanç olanı. Çok namazım ve orucum yok. Ne var ki ben Allâh ve Resulünü seviyorum dedi. Bunun üzerine Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kişi sevdiğiyle beraberdir buyurdu. Kişi sevdiğiyle beraberdir buyurdu. Bu hadîs-i şerîf beni çok böyle mutlu eder tabir edecek. Ne kadar güzelse ümit var eder beni. Evet çok namazımız yok, çok orucumuz yok. Ama Allâh ve Resulünü sevmeye çalışıyoruz. Allâh ve Resulünü sevme iddiamımız var. Ve inşallah o sevgiye ulaşanlardan oluruz. Sevgi kalbi bir mesele çünkü. Evet fiiliyat ister ama kalbi mür mesele. Allâh bizi sevenlerden eylesin.

Allâh’ın müminleri sevmesi ise onlara nimet vermesi. Onlara sevap vermesi. Onlara affetmesi. Onları kendine dost etmesi. Onları fenafillaha ulaştırması. Onları bekabillaha ulaştırması. Ve normalde Cenâb-ı Hak kulunu sevmesi onun onu hayretten hayrete perdeden perdeye onları geçirmesi. nasıl padişah kendisinin sadık sadık hizmetkarlarını kendisini seven hizmetkarları sevmekten seviyorsa severse Allâh da kendisini seven müminleri öylece sever. Mustafa Özbağ sözü seven sevilir. Seven sevilir. Eğer gerçekten o kimse seviyorsa o sevilir. Ha seviyor muş gibi yapıyor yap o da güzel. Sevemiyorsan seviyormuş gibi yap. hadîs-i şerif var ya ağlıyamazsanız dahi ağlıyormuş gibi yapın diye. Evet bu da güzel.

Bu kadar seviyor. Seviyormuş gibi yap. Oradan o sevgi dairesinde dur. Allâh bizi onlardan eylesin. Avcı onları ansızın avlamak için kuşlara av olmaktadır. Dilberler aşıkları canla başta ararlar. Bütün maşuklar aşıklara avlanmışlardır. avcı aslında ava av olmuştur. Nerede Yusuf ya gözüme göründü az önce. Yusuf! Ava gidiyor musun gene? Gidiyor. Gidiyorsun şimdi nereye gidecekler? Ördek avına. Gidiyor musun ördek avına? Gidiyorsun. Senin dili güdük çıkıyor. Biliyor o hatasını o yüzden. Ava gitti nereye? Ördek avına. Nereye şu ilerideki gölüne? Oraya gidiyorsunuz değil mi? Ulağabat Gölü. Ördek avlayacaklar ya aslında ördeye av oluyorlar. Ne yapıyorlar? Gidiyorlar sazlıkların içerisine kamuflajları atıyorlar üstlerine.

Ottur, çöptür, sazdır, samandır ne varsa orada bekliyorlar sabaha kadar. Akılsız işi. Akıllı işi değil. Soğuk kuş kıyamet. Ellerinde tüfek eldiven. Ne bekliyorlar? Ördek. Peki ördek ne? Av değil mi? Ya sen ava av oldun. Gittin ördeyin peşinden düştün. Ördek bekliyorsun orada. Evet. Ava av oldu farkında. Ava av oldu. Ne yaptı? Av onu kendine çekti. Av onu kendi ayağına getirdi. Av onu ne yaptı? Çepet çevreledi onu. Av onu ne yaptı? Aklını aldı onun. Av onun aklını aldı. Av onu kendine çekti. Ava onu kendine çekti. Av onu cezb etti. Av onu aşık etti. Av kendisi maşık oldu. Av maşık avcı aşık oldu. Ava giderken avlandı. E şimdi dilberler aşıkları canla başla ararlar. kadınların, erkeklerin süslenmeleri kendilerine çeki düzen vermek.

Süslenmeleri hatta tabiatta ki bütün varlıklar o erkeğini veya dişisini cezbetmek için ne hareketler yapıyorlar öyle değil mi? kuşlar, yılanlar, hayvanlar ne vahşice dövüşler yapıyorlar. Belgesellerde izliyorsunuz değil mi? Ne için? Bir kadın için. Orada vahşi bir şekilde öbür erkekleri kovmak için ne büyük vahşetler yaşanıyor.


Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi

Deniz hayvanlarından tut, kara hayvanlarına kadar. Ve hatta Ali Karadağ burada mı? Kraliçe uçunca arkasından bir sürü erkek uçuyor değil mi? Ama o bir sürü erkeğin içinden bir tane seçiyor. Seçtiği de onunla çiftleşir, çiftleşmez ölüyor. Vuslat’a can gidiyor. Ve arı öleceğini biliyor. Arı öleceğini biliyor. Vuslat’ın sonunda arı ölecek. Ölümüne koşuyor. Bakın bütün bu eşler arasındaki cilvelenmeler, eşler arasındaki vahşice hal ve hareketler kendisine bir aşık bulmak için, kendisine bir aşık bulmak için, kendisine bir maşuk bulmak için bütün varlık, bütün varlık, bütün varlık ama aşık ama maşuk statüsünde birbirlerine cilvelenmekte. Böyle olunca, böyle olunca aşıklar maşukların avı hükmüne geçiyor.

Her aşık maşuğun avı hükmünde. Aslında aşıklar maşuku arıyorlar ama aynı zamanda da maşuklar da aşıklarına av oluyor. her iki tarafta birbirine av. Aşık maşuğunu arıyor, maşuğuna av oluyor. Maşuk da aşığını arıyor gerçekten. O da ona av oluyor. aşık maşuğu av, maşuk aşığı av oluyor. O yüzden bütün maşuklar bu manada aşıklara avlanıyorlar. O zaman asıl zor iş kiminmiş? Maşununmuş. sevilenin gerçek manada. Ben hep söylerim, sevilmek büyük vahşettir. Sevmek de vahşettir, sevilmek daha büyük vahşettir. Gerçek manada. 1740. Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur. Çünkü aşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihette maşuktur daha. Maide âyet 54. Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı sever. Ne oldu?

Her iki taraf hem aşık oldu hem maşık oldu. Allâh’ı sevdiği cihette maşık olur. Allâh’ı sever. Ne oldu? Her iki taraf hem aşık oldu hem maşık oldu. Hem aşık oldu hem maşık oldu. Kul mizana çıkarıldı. Mizana çıkarılınca Cenâb-ı Hak onun kulağına eğildi. Dedi ki bu sevapların vardı. Kabul ettim dedi. Kul çok sevindi. O kadar çok sevindi ki kendinden geçti. Sonra bir daha eğildi kulağına. Dedi ki bu günahların da vardı senin. Kul çöktü, üzüldü, üzüldü. Allâh bir daha eğildi kulağının, kulunun kulağına. Dedi ki hepsini de affettim. Kul derin bir nefes aldı. Derin bir nefes aldı. Bir rahatladı. Allâh kulunun kulağına tekrar eğildi. Dedi ki bu affettiğim günahların vardı ya, evet. Onları sevaba çevirdim.

Kul o kadar sevindi, o kadar sevindi. O kadar sevindi dedi ki ben ne güzel Rabb’mişim, sen ne güzel kulmuşsun. Sarhoş oldu, kendinden geçti. Dedi ki ben ne güzel bir Rabb’mişim, sen de ne güzel bir kulmuşsun. Ne oldu? Aşıkla maşuk yer değiştirdi. Allâh da ona tebessüm etti. muhabbet vardır. Bir insanın nefsi neyi severse onun peşinden gider. Neden haz aldı, neden lezzet aldı, onun peşinden gider. Bu nefsin muhabbetidir. Bir de muhabbet vardır, bir de sevmek vardır. Bir de sevmek vardır. Bu bütün sebepleri, bütün vesileleri, hazı, lezzeti, tadı, bütün her şeyin illeti, hastalığı, gamı, kaseveti ne varsa her şeyi masanın üzerinden sıyırıp kenara atıp sırf hakkı hak olduğu için sevmek vardır. Bu gerçek manada sufilerin sevgisidir.

Bu evliya yolunda istenilen hak olan sevgi budur. Allâh’tan bir şey ummadan, hiç kimseden hiçbir şey istemeden, hiçbir şey istemeden. Ve fi sevillillah her şeyi Allâh’ı sevdiği için yapan sevginin hakikatine ulaşır. Ama Allâh’tan korkarak seven benim sözlerim biraz sıkıntılıdır. Allâh’tan korkarak seven, Allâh’tan umut ederek seven çok özür dilerim.


Mursid-i Kamilin Nuru

Kötü bir taklitçidir, kötü bir ameledir o. Kötü bir amele. Böyle hırslı çalışanlar vardır, böyle para hırslı çalışanlar. Akşamüstü olunca ben böyle parayı alayım diye bakar. Parayı alacak gidecek o. Ben bu iş yerine ne katabilirim, buraya ne yapabilirim, buraya daha nasıl güzelleştirebilirim öyle bir derdi yoktur onun. Parayı alacak gidecek o. Allâh’tan ister boyuna, verdiği zaman Allâh’ı sever. Seviyormuş gibi görünür. İnkıta’ya uğrarsa Allâh’a küser. Sen beni nasıl hastedersin? Bir tek beni mi buldun hast edecek? Ben bu kadar iyi insandım, ben mi hasta olmalıydım? Ben bu kadar iyiydim, ben mi belalara maruz kalmalıydım? Ben mi şöyle olmalıydım? Ben namaz kıldım, oruç tuttum da, zikrettim de, sen kalktın bana bunları verdin.

Tiyansın senin gibi Allâh olmaz olsun, haşa. Bu sufilerin istediği Allâh sevgisi değildir. Bu gerçek aşık değildir. Bu taklidi aşıktır. Taklit o taklit kitabından okuyor. Tutuşturmuşlar onu ne bir taklit kitabı, o taklit kitabından okuyor, oradan ders yapıyor. Bütün genelde ders yapanlar taklit kitaplarından ders yaparlar. Ben şimdi burada mesnevî okumaya çalışıyorum. Taklit edecek olursam hazır. Ne Tahirül Mevlevi’nin al şeyini, tercümesini getir burada oku. Taklit Avnikon’un tercümesini al, burada oku. Taklit, onlar da mesnevî şerretmişler. Git bir mesnevî şerhini bul, al getir burada oku. Taklit, taklit. Sufilik taklidi kaldırmaz. Sufilik taklidi kaldırmaz. Aşk taklit istemez. Sevmek taklidi olmaz.

Herkes kendi rengince sever. Herkes kendi dengince sever. Herkes kendince sever. Az çok o onun sevgisidir, gerçeği onun odur. Çünkü hiçbir maşuk taklidi istemez. Hiçbir maşuk, hiçbir maşuk başkasının mektubunu okumak istemez. Der ki sen oku kendi mektubunu. Başkasının şiirini okumak basit iştir. Otur, aşıksan kendin yaz. Aşıksan bir cümle söyle yeter bana. Aşıksan bir bakışın yeter bana. Aşıksan bir süzüşün yeter bana. Başkasının kelimeleriyle gelme. Başkasının sözleriyle gelme. Başkasının tavsiyesiyle gelme. Yok, o gerçek aşıklık değildir. O taklit defterinden okuyor. O taklit defterinden ders yapıyor. Tutuşturuyorlar onun eline bir şey ya. Çık diyorlar bunu oku. Onu okuyor oradan. Onun gönlü onun gönlünden coşan bir şey değil.

Onun ciçinden coşan bir şey değil. Onun kalbi harekete geçmemiş çünkü. O sevmemiş, sevememiş. Aşk onda harekete geçmemiş. Sevgi onda harekete geçmemiş. Geçmiş olsaydı bakışı farklı olurdu. Geçmiş olsaydı dokunuşu farklı olurdu. Geçmiş olsaydı hitabı başka olurdu. Geçmiş olsaydı sözü başka olurdu. Hali başka olurdu. Yürüyüşü başka olurdu. Gelişi başka olurdu. Gidişi başka olurdu. O sevmemiş. O yüzden o… O kalbindeki kimden, gamdan, kasavetten kurtulamamış. O kalbindeki sevgisizliği yoğurup dışarı atamamış. Yüyüp yıkayamamış onu. Kalbinde kötü huylar kalmış. Yüyüp yıkaması lazım, dışarı atması lazım. Atamamış. O yüzden sevmek samimiyettir. Sevmek tahkiktir. Taklit değildir. Tarih boyunca aşıklardan hep kaçmışlardır.

Mecnun’un dostu var mı? Yok. Herkes Mecnun’dan kaçtı. Kimse Mecnun’u evine misafir etmedi. Kimse Mecnun’la dostluk kuramadı. Kimse Muhyiddin İbni Arabi ile dostluk kıramadı. Kimse Hallâc-ı Mansûr ile dostluk kıramadı. Hazret-i Mevlânâ’nın kaç tane dostu vardı? Kaç kişi sabretti Hz. Pire?


Muridin Is Adabi

Abdülkadir Geylânî Hazretlerine kaç kişi sabretti? Olmadı. Neden? Vahşi geldi onlar. Kendilerine vahşi geldi. Olamaz. Böyle sevilemez. Böyle aşık olunamaz dediler. Tırstılar. Yalnız bıraktılar. Her aşık yolunu yalnız yürür. Neden? Çünkü bakar yanındaki der ki ben böyle yapamam. Bu normal değil. Bu kafası kırık bununla. Evet. Haklıdır da kendisi. Allâh bizi muhafaza eylesin. Susuzlar alemde su ararlar. Fakat su da cihanda susuzları arar. Madem ki aşık odur. aşık odur kim? Haşa Allâh. Gerçekte aşık odur. Hz. Pirtel yakıyor. Madem ki aşık odur, sen sus artık. Madem ki o kulağını çekmekte, sen tamamıyla kulak kesil. Kalbine ilham geldi. Dedi ki madem o dedi ki aşk benim. Sus. Aşktan anlamayan, aşkın dokunmadığı, sevmekten nasibi olmayanlara sus.

Konuşma dedi ona. Hz. Pirtel dedi ki sustum. Aşk sana her daim iltifatlarda bulunur. Her dem gönlüne ilhamlar yağdırır. Kulağını sevgiliye ver de dinle Mustafa. Aşıklık sanatı neşe hazinesi sana açılmışsa sus Mustafa’m sus. Ey gönlüm aşıklıkta tahammül gerek. Ayağını sağlam bas Mustafa. Sus dinle. Aşıklık sırları harfe kelama sığmaz. Mustafa sus dinle. Aşıklık belaya koşanların işidir. Aşıklık dünyanın gamını çekenlerin işidir. Aşk kokusundan uzakta olanlar bilmezler. Dinle Mustafa sus. Ah gönlüm aşıklık tuzağına kendi ayaklarınla gittin. Başını eşiğine koydun. Sus dinle. Maşuk bir kez olsun yanını okşasaydı. Bir kez olsun zülfünü gösterseydi. Lal olmuş dudaklarını merhamet edip ıslatsaydı. Ey gönlüm aşıklıkta durmakta metin ol.

Bu aşıklık yolunda meşakatsız bir an yok. Bu aşıklık yolunda meşakatsız bir an yok. Sevgili bana ayrılıkla da eziyet etsen, ey sevgili. Sen ayrılık perdesinden ayrılık perdesine Mustafa’yı atsan böyle eziyet etsen. Beni gamdan gamana atıp acılarla innetsen faydasız. Aşıklıktan tövbe etmem dönmem, sevdamdan vazgeçmem dönmem. Haykırırım dağ taşa insanlar beni dinlemezse seni seviyorum diye. Her an senin sevgini senin aşkına anlatırım. Hem varlığa hem yokluğa. Hazreti Pir devam ediyor. Sel akmaya başlar başlamaz önünü kes. Yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder her tarafı yıkar. Fakat harap olmaktan niye gamlanayım? Harabenin altında padişah hazinesi var. Hazreti Pir kendine diyor, sel akmaya başlar başlamaz önünü kes. bu seli insanlara anlatma.

Yoksa harap olacak her taraf yakılacak yıkılacak insanların düzenleri kaçacak. Sonra diyor ki harap olmaktan neden gamlanayım ki? Neden harap olmaktan çekineyim ki? Harabenin altında padişah hazinesi var diyor. kendisini harap ediyor ya. Diyor ki bende padişah hazinesi var. Bundan sonrası da Mustafa Özbay ayeti. Aşk söyletir, söyledikçe harmanı ateşe verir. Aşıklıktan payı olmayan küfrüme fetva verir. Maşuk aşk gamının hazinesini aşıklara verir. Gönlüm aşk gamında virane daim ilham verir. Elimizde avucumuzda ne varsa maşuğa verdik. Harabat yoluna girdik. Taci tahtı isteyene verdik. Aklı ateşe verdik. Yandı. Hazineyi de yağmaya verdik. Aşkımızın karşılığını beklemeyi de münafıklık bildik. el-Fâtiha.

Allâh. Âmîn. Kim sevdasının karşılığını bekliyorsa sevdasının münafığıdır. Kim aşıklığının karşılığını bekliyorsa aşıklığa en büyük ihanet eden odur. Seviyorum deyip sevgine karşılık bekliyorsan sen sevmekten uzaksın. Sen sevmenin kenarından bile geçmemişsin.


Kalp Alemi ve Ilahi Tecelli

Sevmenin kokusu dahi sana ulaşmamış. Mustafa’ya göre sevmek, maşuğun eşiğine başına koyup okşanmayı dahi beklememektir. Maşuğunun eşiğine aklını, fikrini, gönlünü, kalbini, vücudunu, paranı, pulunu her neyin varsa eşiğine koyup hiçbir şey beklememektir. Ve ebediyen senin yüzüne bakmayacağını bilsen, ebediyen sana kakillerini göstermeyeceğini bilsen, ebediyen bir göğs süzüşü dahi sana bakmayacağını bilsen, ebediyen senin adını sormayacağını bilsen, ebediyen hep ayağının altında durup her gün her an başını ezip geçeceğini bilsen, başını ezip geçmeyi lütuf bil, eşinde, eşiğinde durmayı ikram bil, onu sevebilmeyi büyük ganimet bil, o aşkınla onun kapısında durmayı hazine bil. Hazine bil, hazine bil ve asla aşıklığını kaybetmemek için ayaklarını sıkı tut.

O kapıdan ayrılmamak için gönlünü sıkı tut. Oradan bir an olsun gaflete düşer, uzaklaşırım diye gözünü sıkı tut. Uyursan kaybedersin, uyursan elinden akar gider, uyursan gönlünden akar gider. Uyumak nedir? Gaflettir, gaflet. Uyumak nedir? Heva hevestir. Uyumak nedir? Kendi nefsinin doğrultusunda gitmektir. Uyumak nedir? Şeytanın peşine gitmektir. O yüzden Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki, göz açıp kapayıncaya kadar, beni nefsimin eline bırakma dedi. Onun nefsimin eline bırakma deyişi, günaha düşme korkusu değildi. O günaha düşmeyeceğini biliyordu. O kendisinin korunmuş olduğunu biliyordu. O kendisinin mahfuz olduğunu biliyordu. O kendisinin ta ilk ne zaman yaratıldığı ilmi ilahide olan o başlangıçtan itibaren temiz olduğunu biliyordu.

O ilk yaratıldığı andan itibaren kendisinin peygamber olduğunu biliyordu. Ama o göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsime bırakma deyişi, her an ben seni seyretmek istiyorum. Ben her an senin aşkınla yoğurulup hayretten hayrete geçmek istiyorum. Ben göz açıp kapatıncaya kadar olan zaman zarfında dahi gözümün önünden seni kaybetmekten korkuyorum. Bir an gözümün önünden gidersin diye bu yangınım, bu feryadım ondan. Allâh Resûlü o yüzden dedi, göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsime bırakma. Çünkü aşık, aşıklığından bir an gaflete düşerse, maşûna ihanet etmiş olur. Sebebi şudur, asıl onu maşûk sevmiştir çünkü. Asıl onu padişah sevmiştir, asıl onu aşk sultanı sevmiştir. Asıl seven odur çünkü. O onu sevip dururken, o onu okşeyip dururken, o onu lütfedip ikram edip dururken, aşığın hevâ-hevesine uyması, aşığın nefsine uyması aşka en büyük ihanettir.

Aşka en büyük ihanettir. O yüzden aşık, aşıklığını bilmeli, aşkından vazgeçmemeli. Göz kapaklarına kürdanı takmalı. Bu göz bir an olsun, onu görmekten uzak durmamalı demeli. Ve gözünü kapatmamalı, gözünü her daim açık tutmalı. Gönlünü uyutmamalı, gönlü o maşûn zikrullahıyla hayat bulmalı. Onun aşkıyla coşmalı, onun aşkıyla akmalı, onun aşkıyla yanmalı. Dumanı kilometrelerce ötelerden görünmeli. Öyle yanmalı ki kokusu ahireti sarmalı. Demeli ki ahiret âlemine göçenler bu hangi aşığın yanık kokusudur? Bu hangi aşığın yanık kokusudur ki bize hayat verdi? Bu hangi aşığın yanık kokusudur ki biz o yanık kokusuyla bugün kabir azabından beri olduk? Bu hangi aşığın gönül kokusudur ki biz bugün kabirlerde bayram ettik demeli.

O yüzden aşık, aşıklığını unutmamalı. Aşık, aşıklığından hiç mi hiç taviz vermemeli. Aşıklık süt gibidir, leke kaldırmaz.


Kaynakca ve Referanslar

  • Mevlana ve Mesnevî: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
  • Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
  • Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
  • Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
  • Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
  • Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
  • Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
  • Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
  • Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Ek kaynaklar:

  • Kur’an: Rahman 55/26-27; fanilik ve baki olan Rabbin vechi.
  • Kur’an: Kasas 28/88; Allah’ın vechi dışında her şeyin helak oluşu.
  • Kur’an: Hadid 57/3; Allah’ın evvel, ahir, zahir ve batın oluşu.
  • Kuşeyri, er-Risale, fena, beka ve tevhid bölümleri.
  • Hucviri, Keşfu’l-mahcub, fena ve beka bahisleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı