1. Açılış Niyâzı: «İsrâil’i ve Destekçilerini Yerli Yeksâne Eyle»
Allâh gecenize hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin; ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip Hakkı yaşayan ve söyleyen ve haykıran; bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara zulmediliyorsa, nerede Müslümanların kanı, nâmûsu, şerefi, haysiyeti ayaklar altına alınıyorsa, nerede insanlara zulmediliyorsa, nerede insanların hakkı-hukûku çiğneniyorsa — bunları yapanların hepsinden Allâh’ın intikāmını muzâ’af eylesin. İsrâil’i ve destekçilerini yerle yeksân eylesin. Bütün ümmet-i Muhammed’e özgürlük nasîb eylesin. Âmîn.
2. Yeni Sohbet Konusu: «İmâm Gazâlî» — İctihâttan Sonra İmâm Gazâlî
Bugün yeni bir sohbet konusu başlayacak bizim. «Hakan kardeş, neydi konu, ictihâd mıydı? İmâm Gazâlî, eyvallâh — konu İmâm Gazâlî’ymiş. Daha önce ictihâdla alâkalı bir çalışmayla çöngedeydin, o devâm ediyor o zaman.»
Evet, ma’lûm Nefes 1-2-3-4 nefes serisinin soruları. Hakan kardeş hazırladı, ardından İslâm’da siyâsetle alâkalı bir soru manzûmesi dâhildi — onun da Hakan kardeşle alâkalıydı.
Şimdi de konu İmâm Gazâlî’ymiş, inşâallâh Gazâlî’yi konuşacağız. Gazâlî sayfa, yaklaşık altı-yedi-sekiz-dokuz sayfa, dokuz sayfa var, sekiz sayfa. İnşâallâh bu akşam — o yüzden Mesnevî sohbeti yok. Gündüz bana mesaj çekmişti, «biraz gecikeceğim» diye; ben de «beklerim» dedim. İnşâallâh biz şimdi Gazâlî’yi ucundan başlayalım.
3. «Şüphe Duymayan Hakîkati Bulamaz»: İmâm Gazâlî’nin Meşhûr Sözü
«Şüphe duymayan hakîkati bulamaz» — İmâm Gazâlî. Konu hemen belli oldu: Gazâlî. Bu defa soruyu uzun tutmayıp hemen konuya geçelim.
«Şüphe duymayan hakîkati bulamaz.» Önce şüpheden başlamamız lâzım. Şüpheye baktığımızda çok kısım kısımdır da şüphe. Ama bir kimse hakîkat arayıcısıysa, o kimse muhakkak şüphe üzerinde yürümesi gerekir.
4. İlmî Şüphe vs. Dînî Şüphe: «İlmî Şüphe İnsanı Hakîkate Yönlendirir»
Bir ilmî şüphe vardır. İlmî şüphe insanı araştırmaya ve insanı hakîkate doğru yönlendirir. Siz her bulduğunuz «bu gerçek» dediğiniz, «bu hakîkat» dediğiniz şeyin üzerinde şüphe edersiniz; onun dahasına bakarsınız, daha dahasına bakarsınız. Biz buna «ilmî şüphe» diyoruz.
Bir kimse örneğin herhangi bir konuda şüpheye düşebilir. O şüphesini izâle etmek için araştırmaya başlar. Kesin o konuda kalbi mutmain oluncaya kadar araştırır; kalbi mutmain olsa dahi ilmî şüphe sâhibi yeniden «Belki bunun dahâ gerçeği başka türlü olabilir» diyerek tekrâr araştırmaya devâm eder.
5. Dînî Şüphecilik: «Allâh’ın Varlığı, Hadîs Sahihliği» Üzerinde Şüphe
Bir de şüphe vardır: Meselâ dînî terminoloji olarak vahiyle Allâh’ın varlığı ile alâkalı şüpheye düşer; meselâ bununla alâkalı araştırmaya gider. Meselâ hadîslerle alâkalı şüpheye düşer; bununla alâkalı araştırmaya başlar. Bu tırnak içerisinde «dînî şüphecilik».
Bu da normalde o kimsenin kendince hakîkati bulmaya, gerçeği bulmaya fayda sağlar. Her şüphe — her şüphe psikolojik bir takıntı değil ise — insanı doğruya, doğrunun doğrusuna, onun da doğrusuna götürebilir.
O yüzden şüpheciliğe şüpheyle yaklaşmamak lâzım, veya şüpheciliğe kötü gözle bakmamak lâzım. Aslında her düşünen insan biraz şüpheci olması gerekir. O şüphesini izâle etmek için bu seferde çalışması, gayret etmesi, mücâdele etmesi, o konuda araştırması gerekir.
6. «Her Şüphe İnsanı Hakîkate Götüren Bir Binek Gibidir»
O yüzden hemen hemen ben böyle tanımlayabilirim bunu: Her şüphe insanı hakîkate götüren bir binek gibidir. Eğer şüphe senin bineğin olursa, sen onun kölesi olursun; o seni yönlendirir.
Yok, şüphe bu noktada senin bineğin olmaz da sen onu binek gibi kullanırsan, seni hakîkate götürür. Bizim toplumumuzda genel olarak insanlar şüphenin kölesidir. Şüphe ne yazık ki onun bineğidir. Bu insanı helâka götürür.
Meselâ adam oturduğu yerden eşinden şüphe duyar; oturduğu yerden çoluğundan-çocuğundan şüphe duyar; oturduğu yerden yanındaki çalışanlardan şüphe duyar. Bu o insanın psikolojisini bozar.
7. Cemâate Yer Açma: «Kapının Ağzını Boşaltın»
Bu sefer o yanaşın biraz dahâ. Dahâ buraya bu kadar da insan gelir. Kapının ağzını açın çünkü bayanlar geliyor. Gel yaklaş, böyle yaklaş, yanaş. Gel yanaş, kımılda bakalım, kımılda. Gel yanaş. Bir kalkın ayağı. Bismillâh.
Bayanlar değil — yanaşın böyle şimdi. Boşaltın kapının ağzını, iyice yanaşın, sıkıştırın bakayım. Şimdi herkes bulunduğu yerde otursun. Kapının ağzı açık olsun her daim. Cuma cemaat olmayın hemen farzını kılıp gidecek ya — o böyle en dışarıda. Ön taraf boş, o da en dışarıda kılacak gidecek. Öyle olmayan insanlar.
8. Şüphenin İki Yüzü: «Nefsî Şüphe Helâka Götürür, İlmî Şüphe Hakîkate»
Şimdi o zaman şüpheye bakarken, bir şüphe mes’elesine bakarken: Eğer şüphe nefistense, o zaman o senin nefsi nereye götürmek istiyorsa nereye götürüyor. Şüpheye sen şüphenin askeri oldun. Yok, şüphe senin askerinse, o zaman seni hakîkate götürür.
İki: Şüpheye bakarken iki vecheden bakacağız. Şüphe o zaman normalde bizim askerimizse, biz onun tepesine binelim; bizi hakîkate götürsün. Yok, şüphe bizim tepemize binerse, bu nefsâne oluyor; bu ilmî olmuyor. O zaman o bizi nereye sürüklüyorsa oraya gideceğiz; onun da sonu, Allâh muhâfaza eylesin, helâktır.
Evet, «Şüphe duymayan hakîkati bulamaz.» Bunu zâten her ilim ehli, her hakîkat arayıcısı bunu kabûl eder; ancak körce âileler bunu kabûl etmez. Allâh bizi iyi eylesin.
9. «İmâm Gazâlî Nasıl Biliriz?»: Bir Şahsı Kendi Zamânına Göre Değerlendirmek
«İmâm Gazâlî nasıl biliriz?» Gazâlî’nin üzerine çok araştırma yapılmıştır. Notunda maddeler var da ben böyle direkt gireyim konuya. Gazâlî’nin üzerine çok araştırmalar yapılmıştır; birçok tezler yapılmıştır.
Böyle dosentlik tezi, bitirme tezi, şu tezi, bu tezi… «Gazâlî’de şu», «Gazâlî’de bu», «Gazâlî’de şu» diye çok tezler yapılmıştır.
Bir kimseyi değerlendirirken kendi zamânına göre değerlendirmemiz gerekir. Bir şahsı değerlendireceğiz ya, kendi zamânına göre, kendi zamandaşlarına göre değerlendirmemiz lâzım. Şimdi biz buradan bakınca Gazâlî’yi değerlendirmemiz farklı olur.
10. «Mustafa Özbağ’ı 50 Yıl Sonra Değerlendirmek Boş»: Çağdaşlarına Bakmak Lâzım
Meselâ işte Mustafa Özbağ yaşadı, öldü. Mustafa Özbağ’ın zamânında Mustafa Özbağ’ı değerlendirmek lâzım. Neler yaşadı, neler gördü, neler yaptı, hangi ortamda büyüdü, hangi ortamda İslâm’ın çalışmaları yaptı — o zamanda değerlendirmek lâzım.
Bundan 50 yıl sonra Mustafa Özbağ’ı değerlendirmek boş. Kendi zamânında ne oldu, ne yaşadı, ne gibi hâllerden geçti, hangi cenderelerden geçti — buna bakmak lâzım. Bir de çağdaşlarına bakmak lâzım.
Birileri trilyonları paylaşırken o ne yaptı? Birileri makam arabalarında dolaşırken o nerede dolaştı? Birileri değişik devlet kurumlarına, belediyelere, onlara-bunlara yamalık yapıp kendisine nasıl bir hayât kurdu? Bunlara bakmak lâzım.
Dîni geçim kaynağı mı yaptı? Kendi zamandaşları geçim kaynağı yaparken o ne yaptı? Kendi zamandaşları âyet-i, hadîsleri kaydırırken, hoplatırken, zıplatırken o ne yaptı? Böyle değerlendirmek lâzım.
11. Gazâlî’nin Zamânının Büyük Tartışması: «Kur’ân Mahlûk mu, Değil mi?»
Gazâlî’yi değerlendireceksek Gazâlî’nin zamânını bilmemiz lâzım. Meselâ Gazâlî’nin zamânındaki en büyük tartışmalardan birisi: «Kur’ân mahlûk mudur, değil midir?» — örnek. En büyük tartışma budur Gazâlî’nin zamânında.
Gazâlî’nin zamânındaki büyük tartışmalardan birisi: O zaman için normalde İslâm dünyâsı yeni kapılarını dış dünyâya açmıştır. Örnekliyorum: Aristoteles’in, Sokrates’in, Eflâtun’un bütün kitapları çevrilip İslâm dünyâsında okutulmaya-öğretilmeye başlamıştır.
Gazâlî o zaman Sokrates’in, Eflâtun’un, Aristoteles’in bu noktadaki kendi felsefesine cevâb verme noktasındadır. Örnek.
12. Gazâlî’ye Hangi Açıdan Bakacağız? — Felsefe, Kelâm, Hadîs, Siyâset
Gazâlî’ye nereden bakacağız o zaman? Felsefî açıdan mı bakacağız Gazâlî’ye? Gazâlî’ye kelâm açısından mı bakacağız? Gazâlî’ye hadîs açısından mı bakacağız? Çünkü Gazâlî’nin zamânında da normalde hadîs gibi algılanan sözler ortalıkta dolaşmaktadır.
Meselâ Gazâlî’nin zamânında tâbir-i câizse bir üniversite seviyesinde bir çalışma yoktur. Hemen hemen Gazâlî o zaman için — devlet onun bir üniversite kurmasını ve başına da geçirilmesini ister. Neye karşı devlet ona bir üniversite kurup başına geçirtirdi? O zaman Gazâlî’ye baktığımızda — o zaman siyâsî olarak baktığımızda — devletin bir yamığıdır.
13. Mevcut Devleti Tartışmak Gerekir: «Selçluklu İslâm’ın Hangi Noktasında?»
Mevcut devleti tartışmamız lâzım o zaman. Onun bağlı bulunduğu devleti tartışmamız lâzım. Bağlı bulunduğu devlet ne kadar İslâm, ne kadar değil? İslâm’ın hangi noktasında duruyor?
Fıkhı, kelâmı, siyâseti olarak nerede duruyor? Buna da bakmamız lâzım.
14. «Anadolu İnsanı Gazâlî’ye İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn’den Bakar»
Ama normalde şimdi halk olarak biz Gazâlî’ye bakarken, meselâ Anadolu insanı Gazâlî’nin en meşhur İhyâ‘sına bakar — İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn‘e bakar. İhyâ-yı Ulûmi’d-Dîn‘e bakarak Gazâlî’yi yorumlar.
Peki ama Gazâlî bir önceki Gazâlî — kendisini inkâr eder. Nasıl inkâr eder? Emevî Câmîsi’nin minâresinin içerisine kendisini kapatır; iki yıl orada inzivâ eder. İki yıllık inzivâdan sonra «Bugüne kadar yazdığım bütün kitapları inkâr ediyorum, reddediyorum» der.
İhyâ’yı ondan sonra yazar. Şimdi o zaman İhyâ’yı yazdığı zamânki Gazâlî ile İhyâ’dan önceki Gazâlî’nin arasında fark var.
15. «İnsanın Doğasına Aykırı Bir Şey Değil»: Kemâle Yürüyüş ve Olgunlaşma
Ama insanın normalde doğasına aykırı bir şey değil mi? Aynı şeyi İmâm-ı A’zam der ki «Son iki yılım olmasaydı…» O zaman İmâm-ı A’zam’ın önceki hayâtı ile son iki yıllık hayâtı — demek ki bir fark var.
İnsan bu değişkenlik gösterir; insan bu değişim gösterir; insan bu kemâle ermeye muhtedirdir. İnsan buna uygun yaratılmıştır. Bugün için kemâl noktası farklı; 20 yıl sonra kemâl noktası farklıdır o kimsenin — eğer ki Sünnet-i Seniyye üzerine gidiyorsa.
Çünkü «Günü gününü müsâvî olan zarardadır» hadîs-i şerîfi mûcibince, insan kemâlâta doğru yol yürürse, o kimse olgunlaştıkça olgunlaşır. İnsanın fıtratı buna uygun, bunun için yaratılmış. Çünkü o kemâl noktasında yürüme-olgunlaşma noktasında yürüme, o yaratılışı fıtratıdır.
16. Gazâlî’nin Çok Yönlülüğü: Arabî’nin Kör ve Fil Metaforu
O yüzden Gazâlî dediğimizde çok yönlü bir Gazâlî çıkar önümüze. Bu biraz da Muhyiddîn-i Arabî’nin «Kör ve Fil» metaforuna benzer.
Getir bir tâne köre, körü filin bacağından tuttur; «Fil neye benzer?» deyince «Sütuna benzer» der. İşte hortumundan tutturursan, «hortuma benzer» der. Onun sonra kulağını tutturursan, «kepçeye benzer» der. Göğsünden tutturursan, der ki «tepsiye benzer.»
Arabî bunu normalde Allâh’ı bilmek ile alâkalı bu metaforu koyar. O zaman bir kimseye bakarken «Biz her hangi bir kimseye bakıyoruz, onu bakarken biz kendimizce, kendi algımızda onu biz değerlendiririz. Kendi algımızda, kendi bilgimizde biz onu değerlendiririz. Algımız ve bilgimiz o kimsenin üzerine aslında bizim tanrımız olur, ilâhımız var, ilâhımız olur. Allâh bizi affetsin.»
17. Soru Manzûmesi: «İmâm Gazâlî Nasıl Biliriz?» — Aklın Üzerine Beton Döken mi?
«İmâm Gazâlî nasıl biliriz?» — soru işâreti devâm etmiş. Soruyu soran kardeş diyor:
«İslâm’da aklın üzerine beton döken, özgür düşünceyi bitiren, felsefeye neredeyse düşman olan, nakilciliği hediye eden bir mi? Yoksa Sünnî İslâm dünyâsının düşüncesinin en büyük mimarlarından, İslâm’a dâir tüm kitaplar yok ol…» [Soru burada kesilmiş; sonraki dersi (bu serinin son dersi) Gazâlî Sohbetleri 12-13’te bu sorunun cevâbı verilmiştir.]
Kaynakça
Eser: İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn — «Bütün kitaplar yok olsa İhyâ kalsa yeter» dedirtmiş 40 kitablık dînî ilimler külliyâtı — Bağdat’tan ayrılıp Şâm’da iki yıllık inzivâdan sonra kaleme alınmıştır
Eser: İmâm Gazâlî, el-Munkızü mine’d-Dalâl (Dalâletten Kurtuluş) — Otobiyografik eser: Şüphe — ilmî şüphe ile sistematik epistemolojik kuşku üzerinden hakîkate ulaşma yolculuğu
Felsefî Konu — Halku’l-Kur’ân Tartışması: 9. yüzyılda Mu’tezile mektebinin «Kur’ân mahlûktur» tezi ile Ehl-i Sünnet’in «Kur’ân kelâm-ı kadîmdir, mahlûk değildir» tezi arasındaki kelâm tartışması. Halîfe el-Me’mûn döneminde «Mihne» (engizisyon) uygulanmış; Ahmed b. Hanbel bu tartışmada işkenceye uğramıştır. — Eş’arî, el-İbâne; W. Madelung, Religious Schools and Sects in Medieval Islam
Felsefî Konum — Şüphe ve Hakîkat: Gazâlî’nin el-Munkız‘da geliştirdiği «Sistematik şüphe» — kendisinden 600 yıl önce Descartes’ın «cogito ergo sum»una benzer şekilde, duyu ve aklın aldatıcılığını sorgulayıp Hâkk’ın kalbî apaçıklığında (zarûrî bilgi) durulmasına ulaşan epistemolojik yöntem. — F. Köprülü-A. Aydın, Felsefe Yapısı: İslâm-Batı Hattı
Hadîs-i Şerîf — Günü Gününe Eşit Olanın Zararı: «İki günü birbirine eşit olan zarardadır.» — ed-Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, no. 7378; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V/259
Eser — Muhyiddîn-i Arabî: Muhyiddîn-i Arabî (1165-1240), Fütûhâtü’l-Mekkiyye; Fusûsu’l-Hikem — Gazâlî’den iktibâslarla devâm eden tasavvufî silsilenin «kör ve fil» metaforu örneği — Allâh’ın bilinmesinin nisbîliği üzerine. — Klasik tasavvuf metni; M. Chodkiewicz, An Ocean Without Shore
Tarihî Olay — Gazâlî’nin Bağdat’tan Ayrılması: Hicrî 488 / m. 1095 — Gazâlî, Nizâmiye Medresesi’nin baş müderrisliğini bırakıp Şâm’a uzlete çekildi. Şâm Emevî Câmîsi’nin minâresinde iki yılı aşkın bir inzivâ; ardından Kudüs, Mekke, Medîne ziyâretleri ve memleketi Tûs’a (Horasan) dönüş. — Sübkî, Tabakātü’ş-Şâfiiyye, IV/110; W. M. Watt, Muslim Intellectual: A Study of al-Ghazālī
Tasavvufî İlke — Kemâle Doğru Yürüyüş: Sûfî psikolojisinde «tekâmül» (mânevî olgunlaşma): Her gün bir önceki günden bir adım ileri olmak. İmâm-ı A’zam’ın «Son iki yılım olmasaydı, ben helâk olurdum» sözü; tasavvufun «ilmi ledünnî» yoluyla en son aşamada kazanılan bilginin önceki ilmi aşması. — Ebû Hanîfe nakli; el-Kuşeyrî, er-Risâle
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Gazâlî’den Sorular» konferans serisinin 14. dersinden (serinin son dersi) tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
- Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
- Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
- Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
- Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
- İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.