1. Açılış Niyâzı: Müslümanlara Zulmedenlere Karşı Duâ
Allâh gecenizi hayırlı eylesin; hayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemize ve cümle ümmet-i Muhammed’i; Hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip Hakkı yaşayan, Hakkı tebliğ eden; bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa; nerede Müslümanlara zulmediliyorsa; nerede Müslümanların kanı, nâmusu, şerefi, haysiyeti ve toprakları ayaklar altına alınıyorsa; nerede Müslümanların parası, malı, mülkü çarçur ediliyorsa, bunları yapanlardan Cenâb-ı Hak intikāmımızı alsın. İsrâil’i, ABD’yi, Çin’i, Rusya’yı, Müslümanlara zulmedenleri Cenâb-ı Hak yerli yeksâne eylesin; hepsinin de güçlerini alsın.
Bu emperyalist İsrâil, ABD, Rusya ve diğer emperyal ülkeleri Cenâb-ı Hak yerli yeksâne eylesin.
2. Geçen Haftanın Özeti: Gazâlî’ye Verilen «Bordrolu Din Adamı» Projesi
Geçen haftadan kaldığımız yerden devâm edeceğiz Gazâlî sohbetlerine inşâallâh. Hakan kardeş rahatsızmış, mesaj atmış «gelemeyeceğim» diye. Rabbim şifâ versin inşâallâh.
Bir pasajı geçen hafta okumuştuk; tekrâr inşâallâh okuyalım, buradan devâm edelim. Anadolu’daki İslâm nasıl yavaş yavaş şekilleniyor?
Cüveynî’nin vefâtından sonra Gazâlî, Nizâmülmülk’ün himâyesine girer ve ona birkaç proje verilir: «İlmini Şâfiî fıkhının güçlenmesi için kullan; hem dînen, hem fikren, hem de siyâseten büyük bir tehlike olan Bâtınîliğe karşı bir reddiye yaz.» Gazâlî bunun hakkını verir; bir süre sonra Bağdat’a atanır, ilmî makāmı yükselir, halîfe kadar ünlenir.
Ama bir proje adamıdır; devlet bir icrâat emreder ve o yerine getirir. Bordrolu din adamı olmuştur; daha sonra bunun pişmanlığını duyar ve îtirâf eder. Okuduğumuz pasaj buydu. İnşâallâh bu pasajı böyle adım adım — aynı Mesnevî sohbetlerindeki gibi orada büyük büyük devâm edileceği gibi — burada da, paralel olarak inşâallâh devâm edeceğiz: Anadolu’daki İslâm nasıl yavaş yavaş şekilleniyor?
3. Türklerin İslâm’a Girişi: Emevî Zulmünden Kaçan Ehl-i Beyt Vesîlesiyle
Tabiî, Anadolu’daki İslâm’a gelmezden önce — yânî İslâm henüz dahâ Anadolu’ya gelmeden — Türklerin Müslüman olması bir süreçtir. Türkler normalde Müslüman olduktan sonra, denilebilir ki ilk böyle devlet olarak İslâm’ın kabûl edilişi Sultan Tuğrul Bey zamânındadır. Ama ondan önce Çağrı Bey, Çağrı Bey’den de önce Türkler normalde dahâ Emevîler zamânında yavaş yavaş İslâm olmaya başlamışlardır.
İslâm’a girmelerine en büyük etken: Emevîlerin baskısından ve zulmünden Orta Asya’ya doğru hicret eden Ehl-i Beyt ve Ehl-i Beyt’i sevenlerle İslâm’ı tanımalarıdır.
Türklerin İslâm olması bu açıdan bakacak olursak — yakın târih olarak — Hazret-i Ali radıyallâhu anh Hazretlerinden sonradır. Ama biraz geriye doğru gidersek, yânî Türkler İslâm ile Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri zamânında tanışmışlardır. Biraz dahâ geriye gidersek — bu sosyal medyâda çok tartışıldı, ben bunu böyle söyledim diye; ben tartışılsın diye konuşmadım…
4. Türkler Hz. Nûh’tan İtibâren İslâm Üzere mi? — «Bütün Dinlerin Temelinde İslâm Vardır»
Türkler Hz. Nûh’un oğlundan (Yâfes hattından) îtibâren İslâmdırlar. Çünkü «İslâmdır» derken Muhammedî İslâm noktasında değil; burada inançları, kültürleri, yaşam tarzları, ibâdet şekilleri Hz. Âdem’den îtibâren mevcuttur. Bütün dinlerde — bunu bir yere not alalım — bütün dinlerin temelinde İslâm vardır; sapkın dinlerin temelinde dahi İslâm vardır; sonradan onlar yoldan çıkmıştır.
Şimdi bugünkü Müslümanlar yoldan çıktığı gibi: Bugün Müslümanlara baktığımızda, büyük bir kısmına baktığımızda yaşadıkları ayrıdır, inandıkları ayrıdır. Tabiî Hz. Âdem’den îtibâren Türkler, Hz. Nûh’tan îtibâren bu manâda Müslümandırlar — İslâm üzeredirler. Tabiî zaman içerisinde değişik değişimlere, kültürlerin etkisine girmiştir; bu uzun târîhî bir mes’eledir.
Ama resmî olarak Çağrı Bey zamânından, Çağrı Bey’den önce — hattâ devlet bazında — İslâm olmaya başlarlar. Önceden Türklerde normalde şehir devletleri de vardı. Hân veya hakan, sonradan «sultân» ismini alır; İslâm’dan önce hân, hakan, beydir — devlet başkanı odur, ismi odur, lakabı odur. Normalde baba ölür, baba büyük hân-büyük bey ölür; kaçı varsa, üçü varsa, ülke üçe bölünür. Birkaç şehri elinde bulunduran, bir tâne şehir olan beylikler vardır. O normalde çünkü hânın veya beyin oğulları vardır, oğlanlar belli bölgelerde beylik yaparlar. Bunlar o zaman için şehir devletleridir. Bu normalde Avrupa’da da şehir devletleri vardır; sonradan Bizans’ın çatısı altında toplanırlar. Zaman zaman büyük imparatorluklar kurulur, ama o büyük imparatorluklar yıkıldıktan sonra da Avrupa’da da, Asya’da da küçük şehir devletçikleri ürer hep.
O zaman için Türklerde de meselâ böyle küçük şehir devletçikleri var. «Küçük» dedim; bugünkü Türkiye gibi düşünün, yedi bölge düşünün, yedi beylik düşünün — bunun gibi. Türkiye’nin yedi bölgeye ayrılmasının ayrı târîhî bir geldiği vardır onun.
5. Emevî-Abbâsî Dönemi Anadolu Müslüman Köyleri: Ebû Eyyûb el-Ensârî ve Arap Câmîsi
Türklerin İslâm’la tanışması târih içerisinde böyle devâm ederken Tuğrul Bey zamânında artık devletin dîni İslâm’dır. Ama henüz dahâ o zaman, Anadolu’da tâ Emevîler ve Abbâsîler zamânından kalma küçük küçük Müslüman köyler vardır.
Meselâ Emevîler zamânında Ebû Eyyûb el-Ensârî radıyallâhu anh İstanbul’un fethi için gelinir. Meselâ muhâsarayı (kuşatmayı) kaldırmak için Bizanslarla anlaşma yapılır. Surun dışında hâlâ da Arap Câmîsi vardır ya İstanbul’da — ben yerini bilmiyorum ama ismini biliyorum, Karaköy’de. Meselâ Arap Câmîsi tâ Emevîler zamânından kalmadır.
O zaman için o muhâsarayı kaldırmak için anlaşma yaparlar: «Şu kadar buraya bizim insanımız oturacak, yerleşecek» — bir köy gibi düşünün. Hukukları kendine âid olacak, İslâm hukûku; câmileri olacak, tekkeleri olacak, medreseleri olacak. Bu anlaşmayla muhâsarayı kaldırırlar. Tabiî o Bizanslar ne zaman böyle bir kargaşa çıktı, ilk kılıçtan geçirdikleri kimseler bunlardır; orada konuşlanmış olan Müslümanlardır.
Şimdi öyle olunca Anadolu’ya Türklerin ve Müslümanların gelişi… İslâm olarak Müslümanların gelişi Emevîler zamânındadır.
6. Türklerin Anadolu’ya İslâm Öncesi Geliş Süreci
Ama Türklerin Anadolu’ya gelişi çok eskidir, ırk olarak baktığımızda. Bunlar normalde İslâm öncesi Türkler Anadolu’ya gelirler. İslâm öncesi geliş — bu ayrı bir konuşma, ayrı bir tartışmadır.
Şimdi bizim okullarımızda gerçek târih öğretilmez. Adı «Millî Târih»tir; ama o gerçek târih bizim okullarımızda öğretilmez. Siz târihinizi bilirseniz uyanırsınız. Çünkü ne olduğunuzu — kimliğinizi, kişiliğinizi — görürsünüz. Kimliğinizi-kişiliğinizi görürseniz, birer böyle cihâdçı olur çıkarsınız. Ve hattâ savaşçan bir millet olduğunuzu görürsünüz.
Yânî Türk milleti savaşçan bir millettir, savaşçıdır. Târih boyunca hep savaşmıştır. Hâni Avrupalılar barbar diyorlar ya — Türklerden Avrupalılar hâlâ da korkarlar ve barbar görürler.
7. «Türk Erkeklerinin Yumuşatılması Projesi»: Yüz Elli Yıllık Plân
O yüzden sizi biraz daha böyle ehlîleştirecekler. Alırlarsa o zaman alacaklar Avrupa Birliği’ne. Ama siz bu hâlinizde de iyi değilsiniz; ehlîleşmediniz. Ehlîleşmek için erkeklerin biraz daha kadınlaşması lâzım.
Bakın en büyük proje budur Türklerin üzerindeki. En büyük proje: Türk gençlerinin kadınlaşmasıdır. Bu gizli bir projedir. Böyle jantileşecek, kadınlaşacak, yumuşayacak iyice — var ya bizdeki fenomenler, yumuşak böyle konuşmaları, yumuşak bakımları; böyle göğsünün kıllarını temizlemiş, bütün vücûdunun kıllarını pirip hâk etmiş, tavuk gibi yoldurmuş bir adam düşünün. Dudaklarını patlatmış, yanaklarını botoks yaptırmış — nasıl bir adamsa adam bu! Bakın, bu yüz yıldan beri, yüz elli yıldan beri Türklerin üzerinde uygulanan bir projedir.
Türk erkeklerinin kadınlaşması gerekir. Neden? Kadınlaşan bir erkek hanımına söz geçirmeyecek, hanımının nâmusuna bakmayacak, kızlarının nâmusuna bakmayacak, oğullarının nâmusuna-ahlâkına bakmayacak, mahallenin nâmusuna-ahlâkına bakmayacak, oturduğu şehrin nâmusuna-ahlâkına bakmayacak; işgāle hazır olacak. Savaşacak bir delikanlı olmayacak. «Topraktır, avrattır, anıdır, attır, silâhtır; böyle cihâttır, memleketi korumaktır» — bunlardan uzak duracaksınız. Bunlar sert olaylar, hepsi de. Bu toplum bunun farkında değil.
Kimler fenomen? Yumuşaklar. Kimler öz? Bu toplumun gençleri kimlere özeniyor? Fenomenlere özeniyor — yumuşacık, böyle… Ne tarafa çekersen oraya gidiyor: Uyuşturucu partileri, seks partileri, toplu partiler.
8. «Yumuşak Erkek = İşgāle Açık»: Maço Erkek Yasaklı Dünyâ
Tabiî, ama sen de Müslümansın; sen de yumuşuyorsun. Zâten onlar da parayı görünce âdet ediniyorlar ya — «ümmetim» diyor: Dünyâdan bozulur, kadından bozulur, paradan bozulur, makamdan bozulur — bozuluyorlar. Ama buradaki temel amaç yumuşak erkektir. Farkında mısınız? Kadınlar artık sert erkek istemiyor; adı ne, «maço erkek».
Kadın istediği yere yâkışacak, adamına seslenmeyecek; kız istediği yere yâkışacak, adamına seslenmeyecek; kız eve sevgilisini getirecek, baba ona seslenmeyecek, anne seslenmeyecek. Dahâ böyle «feminen» mi diyorlar yeni dilde — kadınsı erkekler. Ne yapıyor? Avrupa’da meselâ adam kızı, sevgilisini eve getiriyor; baba ona «hoş geldin» diyecek. Tabiî, baba babalık yapmayacak, anne annelik yapmayacak; yumuşacık herkese, sebebi: İşgāle açık olacaksınız.
Her türlü işgāle açık olacaksınız ki — zâten açığız. Dînî olarak, kültürel olarak, ahlâk olarak, âdet-gelenek-örf olarak biz işgāl edilmiş vaziyetteyiz. Ama hâlâ da siz erkeksi takılıyorsunuz; bunların da yontulması lâzım. Şimdi yontulacak ki işgāl edileceksiniz. Öbür türlü işgāl edilemezsiniz: Siz böyle dişinizi, tırnağınızı takar, elinizle adamı boğmaya kalkarsınız. Bunlardan vazgeçmeniz lâzım — nâmus, bundan vazgeçmeniz. «Ne bu, gericilik bu?»
9. Bordrolu Fetvâlar ve «Kaynayan Suda Kurbağa» Metaforu
Yıllardır — ben 65 yaşındayım — televizyonlar yeni moda olduğunda, televizyonlardaki konuşmacılar «hâlâ da kızlık zarını mı konuşuyorsunuz, geri kaldınız» diyorlardı. Buna bakın, bütün her şeyi siz buraya bağlarsınız.
Düşünebiliyor musunuz? Eylül bir kadın, 5 tâne erkek dolaşsa nikâhında bir sıkıntı yok; resmî nikâhı duruyorsa bir problem yok — normâl! Fetvâsı da var Diyânetten. Ne yapacaksın sen? Bunu yutacaksın. «Öyle erkeklik edip nâmus duruşludur budur» düşünmeyeceksin.
En güzel şarkımız ne? «Nâmus belâsı.» Nâmus neymiş? Belâymış. «Düştüm mapustamlarına, nâmus belâsına kardeş.» Nâmus neymiş? Belâymış.
Bunlar yavaş yavaş olan şeylerdir. Birisi sizin ülkenizi işgāle kalkarsa, ritmik olarak cevâp verirsiniz. Bir kurbağa metaforu var ya: Diyor ki kurbağayı kaynayan kazanın içine atarsanız, hızla sıçrayıp çıkar. Ama kurbağayı soğuk bir kazanın içine koy, kazanı altından ısıtmaya başla — bir müddet sonra kurbağa orada haşlanır, ölür; ritmik hareket veremez. Şimdi sizi gâvurlar sizden daha iyi analiz eder.
O yüzden erkeklerin kadınlaşması lâzım biraz daha; biraz daha haramların içine, biraz daha rahatın içerisine, biraz daha lüksün içine girmesi lâzım ki işgāle açık olasınız. Dîn olarak da bozulmanız lâzım, ahlâk olarak da bozulmanız lâzım. Hakan da gelmiş — hoş geldin, görmedim ya.
10. Sultan Tuğrul Bey Zamânında Devletin Resmî Dîni: İslâm
Normalde meselâ örnekliyorum, bu konuya girmeyecektim ama bakın: Bir ağabey elini-kolunu sallayarak gidiyor, bir yeri işgāl ediyor. Ben yıllardır diyorum ya: «Yarın öbür gün seni işgāl etmeyeceğine ne ma’lûm?»
Şimdi mevzûyu toparlayalım. Türkler savaşçı bir millet; ve Sultan Tuğrul Bey zamânında ne yapıyor? İşte İslâm’ı devlet dîni olarak kabûl ediyorlar. Ve o zaman için Selçuklular İran’da, Irâk’ta — bugün coğrafya olarak isimlendirilen bölgede hâkim güçtür. [Ses kaydı bu noktada kesilmiştir.]
Kaynakça
Hadîs-i Şerîf — Konstantîniye Müjdesi: «Konstantîniye elbette fethedilecektir; onu fetheden kumandân ne güzel kumandân, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.» — Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/335; Hâkim, Müstedrek, IV/422
Şahsiyet — Ebû Eyyûb el-Ensârî: Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Medîne’ye hicret ettiğinde devesini ilk çöktüğü hâne sâhibi; H. 49 / M. 669 yılında Emevî hânedanının ilk İstanbul kuşatması esnâsında — çok yaşlı olmasına rağmen — orduya katılmış, kuşatma sırasında vefât ederek surlar dibine defnedilmiştir. Türbesi Eyüp Sultân semtindedir. — İbn Sa’d, et-Tabakātü’l-Kübrâ; İbn Hacer, el-İsâbe
Tarihî Yapı — Galata Arap Câmîsi: İstanbul Karaköy/Galata’daki Arap Câmîsi (eskiden Domenikan Kilisesi), Emevî dönemi (h. 99-101 / m. 717-718) İstanbul kuşatması sırasında bölgede yerleşen Arap-Müslüman cemâate atfedilir; şehrin en eski İslâmî yapı izlerinden biri kabûl edilir. — S. Eyice, İstanbul Câmîleri ve Diğer Eski Eserleri
Tarihî Bağlam — Türklerin Müslüman Oluş Süreci: Talas Savaşı (751) sonrası Karahanlı Hükümdârı Satuk Buğra Hân’ın H. 333/M. 945’te İslâm’ı kabûlü; Karahanlıların ilk Müslüman Türk devleti olması; Selçuklu Tuğrul Bey (1038-1063) ile devletin resmî dîninin İslâm olması. — İ. Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü; Z. V. Togan, Umûmî Türk Tarihine Giriş
Tasavvuf Bağlamı: Türklerin İslâm’a girişinde Ehl-i Beyt sevgisinin ve Emevî zulmünden Orta Asya’ya hicret eden Ali-Hüseyin sülâlesinin rolü; Hoca Ahmed Yesevî (ö. 1166) silsilesi yoluyla Anadolu’ya gelen Türk-İslâm tasavvuf hattının arkaplanı. — F. Köprülü, Türk Edebiyâtında İlk Mutasavvıflar
Eser — Sahâbe Şehâdetleri: İstanbul kuşatmasında şehîd düşen sahâbîler ve sonraki dönemde Anadolu içlerine seriyye olarak gelen Müslüman müfrezelerinin târîhî kayıtları. — Halîfe b. Hayyât, Târîh; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Gazâlî’den Sorular» konferans serisinin 3. dersinden derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube