1. «Akla Karşı Olmak Fıtrata Karşı Olmaktır»: Gazâlî Aklın Üzerine Beton Dökmedi
«Bütün kitaplar yok olsa, geriye bir İhyâ kalsa yeterlidir» dedirtecek kadar âlim biridir. Hepsine de evet, hepsine de hayır; hepsine de evet, hepsine de hayır.
İslâm’da aklın üzerine beton döken? Normalde Gazâlî aslında akıl-perestliği — akıl-perestliğe karşıdır Gazâlî. Veya bir İslâm âlimi, bir sûfî, bir İslâm âlimi akla karşı gelmesi mümkün değildir.
Akla karşı olmak insanın fıtratına karşı olmaktır. Akla karşı olmak dînin özüne karşı olmaktır; dînin fıtratına karşı olmaktır. Bu mümkün değildir.
2. Bâzı Sûfîlerin Aklı Nakilden Aşağı Tutması Akıl Öldürmek Değildir
Meselâ bir kısım sûfîlerin aklı nakilden, akildan aşağı tutması akıl öldürmek değildir. Çünkü inanç söz konusuysa, nakil öndedir; akıl önde değildir.
Akıl nakli anlamak için vardır; akıl nakli yaşamak için vardır; akıl nakli analîz etmek için vardır; akıl nakilden ictihâd çıkarmak için vardır. Akılsız ictihâd, ictihâd değildir. O nakli anlayacak olan, vahyi anlayacak olan — çünkü vahyi akıl sâhiblerinedir, düşünene, idrâk edene, araştıranadır vahy.
3. Vahyi Akıl Süzgecinden Geçirmek: «İnsanların %99’u Düz Akıl Sâhibidir»
Meselâ düz akıl sâhibi vahyi anlamakta zorluk çeker. Ve bütün inanç sâhiblerinin yüzde doksan dokuzu düz akıl sâhibidir. Taklitçidir; taklitçi değildir [hatâlı söyledim, taklitçidir].
Hz. Âdem’den beri inanç sâhiblerinin büyük bir çoğunluğu vahyi analîz etmekten uzaktırlar. Vahyiden ictihâd çıkarmaktan uzaktırlar; vahyin gerçek manâsını anlamaktan uzaktırlar. Bu Hz. Âdem’den îtibâren bütün inanç sâhiblerinin en büyük handikapıdır.
O yüzden insanların büyük bir çoğunluğu da îmânın hakîkatine ulaşamamış olurlar. Dikkat edin, «îmân etmemişlerdir» demiyorum — «îmânın hakîkatine ulaşmamışlardır.» Çünkü insanlar vahyi, kalbî akıl ve mevcut akıl süzgecinden geçirmemişlerdir.
4. «Peygamberlerin En Büyük Savaşı Dîn Sâhipleriyledir»: Dîn Zâlimlerin Payandası
Ve peygamberlerin en büyük savaşları dîn sâhibleriyledir. Bakın, dîn sâhibleri — çünkü dîn Allâh’ındır, dîn Allâh’ındır. Ama dîn insanları kolay yönetmek için zâlimlerin bir payandası hâline gelir.
Akletme, vahyi akıl süzgecinden geçirmeyen, akıl süzgecinde algılamayan, zâten kalpleri çalışmamış-körleşmiş insanların akılları da çalışmazsa, bu sefer vahyi anlamaktan, vahyi analîz etmekten, vahyi yaşamaktan uzak kalırlar.
5. Aklın Emniyetini Ortadan Kaldıran Dîn İstismarcıları
Bu sefer o insanların önüne dîni istismâr eden değişik görüntüde insanlar çıkar; ve o insanların aklın emniyetini ortadan kaldırır. Ve o insanlar doğru düşünemez, doğru akledemez hâle gelirler.
Şimdi Gazâlî’ye baktığımızda, Gazâlî aklın üzerine beton dökmez. Gazâlî mevcut kendi zamânındaki insanların ilerisinde konuşmalar yapar.
6. Muhyiddîn-i Arabî Silsilesi: Arabî → Gazâlî → Kindî → İmâm-ı A’zam
Tirmizî gibi, Arabî gibi — bu size şimdi tuhaf gelebilir. Siz Gazâlî’ye Arabî cihetinden bakmazsınız. Meselâ Muhyiddîn-i Arabî’nin manevî silsilesine baktığınızda, Arabî’de Gazâlî’nin çok büyük etkisi vardır. Bütün herkese tuhaf gelir şimdi bu. Bu soruyu soranın da tuhaf geliyor şimdi.
Meselâ Arabî’nin Fusûs‘unda, Fütûhât‘ında — bilhassa Fütûhât‘ında — Gazâlî’den çok alıntı vardır. O çizgi: Arabî, Gazâlî, Gazâlî’den önce Kindî — onu bir silsiledir o.
Meselâ o böyle bir zincirin halkaları gibidir. Zincirin halkalarına baktığınızda siz Arabî’ye gittiniz mi, arkasında Gazâlî’ye gittiniz mi, arkasında Kindî’ye gittiniz mi, Kindî’ye gittiniz mi Selefî görürsünüz. Ama selefin en büyük imâmı kimdir? İmâm-ı A’zam’dır. Mevcut devlet sistemi onu şehîd etmiştir. Şehîd eden devlet, kendisini İslâm olarak gösterir.
7. «Aklın Üzerine Beton Döken Bir Kimse Olarak Görmüyorum Gazâlî’yi»: Kıskançlık Tespiti
Şimdi Gazâlî’ye baktığımızda İslâm’da aklın üzerine beton döken bir kimse olarak görmüyorum. Ama normalde bunu böyle gören insanlar var mı İslâm dünyâsında? Evet.
Bunu biraz kıskançlık olarak görüyorum; Gazâlî’yi anlayamamak olarak görüyorum. Meselâ evet bütün İslâm ulemâsı hemfikirdir bu konuda: Vahyi aklın önünde tutarlar. Tikkâ dediniz, vahyi aklın önünde tutarlar. Bu noktada siz hangi İslâm âlimine, sûfîsine giderseniz gidin, vahyi önde tutacaktır.
8. «Bağnazca Vahye Önde Tutmak»: Allâh’ın İnsan Gibi Eli Olduğunu Düşünenler
Yalnız bu vahyi önde tutmak, bir kısmında — çok özür dilerim, bunu parantez içerisinde, bunu başka türlü kelime bulamıyorum — bağnazca vahyi önde tutar.
Bağnazca vahyi önde tutanlara örnek: Allâh’ın insan gibi eli olduğunu düşünenler vardır, örnek. Bu bağnazca vahyi önde tutmaktır.
Bunun gibi. O yüzden ben normalde vahiy her zaman için aklın önündedir. O esnâda senin aklın vahyi anlamakta, analîz etmekte, onu böyle çözümlemekte, onun normalde ne manâya geldiğini anlamakta zorluk çekebilirsin.
9. Kur’ân’ın Zâhir ve Bâtın Yüzü: «Sizin Bildiğiniz Noktada Değildir Hiçbir Zaman»
Çünkü vahyi — yânî Kur’ân — sizin bildiğiniz noktada değildir hiçbir zaman. Yânî Kur’ân’ın âyetlerin bir görünen yüzü vardır. Hadîs de sâbittir bu. Bir de görünmeyen bâtınî yüzü vardır.
O yüzden bir kimse Kur’ân âyetlerinin bâtınî yüzünü göremezse, bâtınî tefsîrini bilmiyorsa, o kimse Kur’ân âyetlerine bakarken zâhirde kalır. Zâhirde de kalınca, tâbirimi tekrâr hoş görün, bağnazca kalır orada. Bir bağnazlık görürsünüz orada. Bunda hemfikrim.
Ama Kur’ân’ın bir zâhirî, bir bâtınî olduğunu; Kur’ân âyetlerinin farklı farklı cihetlerinin, farklı farklı derinliklerinin, farklı farklı yüksekliklerinin — bakın, farklı farklı yüksekliklerinin — bir kelimenin çok farklı manâlar içerdiğini bilmeyen bir kimse, evet Kur’ân âyetlerine sâdece zâhirî noktadan bakar. Bu bâzı noktalarda bağnazlık çıkar ortaya.
10. «Gerçek Kur’ân Ehli Aklının Üzerine Beton Dökmez»
Ve o bağnazlığı görenin akıl sâhibi der ki: «Bunlar derinler, böyleler; haklılar mı haklılar.» Ama ama hiçbir zaman gerçek Kur’ân ehli — gerçek Kur’ân ehli aklının üzerine beton dökmez. Bu mümkün değil.
Siz herhangi bir âyet-i kerîme’nin bâtınî vechesine baksanız, o yine onun üzerinde bu derinleşmek ister. Artık bu şüphedicilikten çıkar; derinleştikçe, derinleştikçe yükselmek ister; yükseldikçe genişlemek ister.
O zaman o derinleşmeyi, o yükselmeyi, o genişlemeyi algılayacak olan, idrâk edecek olan kalbî akıldan sonra mevcut akıldır. Çünkü kalbî akıl, almış olduğu bütün bilgiyi — bütün bilgiyi, ilhâm dâhil buna — mevcut akla hıfzettirir; ve mevcut akla onu tâlim ettirir. Öyle olunca bir kimsenin normalde bu aklı reddetmesi mümkün değildir.
11. Sûfî Aklı: «Kalbî Akıl Mevcut Aklı Besler, Her Daim Çalışmadadır»
Hattâ o akıl o süzgeçleri toplar, o vahyin tecellîyâtlarını toplar, ilhâmın tecellîyâtlarını toplar; komediyen bir resim çizer. O resmi çizerken de aklıyla çizer; analîz eder. Analîz ettikten sonra tekrâr bir soru işâreti koyar: «Acabâ mıdır?»
«Acabâ» dedikçe yeni bilgiler gelir, çünkü o kimse — bu sûfî aklıdır. Bunu da kenara not edeyim: Bu sûfî aklıdır. Çünkü bütün hâl geçicidir; hâlin de içinde derinliği vardır, sen o hâlde takılı kalamazsın.
Bütün ilhâmlar geçicidir; ilhâmın da bir derinliği vardır. Gelen her ilhâmı sen alır kabûl edersin; ama seni o başka bir perdeye götürür. Sen onu başka bir perdede, başka bir şekilde tekrâr tecellîyâtına râm olursun. Bu sûfî aklıdır; bu sûfî kalbidir.
O zaman sûfî kalbi ve sûfî aklı her daim çalışmadadır. Her daim o işlemektedir. Her daim çalışmada, işlemekte olduğu için, birbirlerini de — kalbî akıl normâl aklı beslediği için — her daim çalışırlar, her daim yeni resimler çizerler, bozarlar.
12. Özgür Düşüncenin Tek Sınırı: «Allâh’ın Zâtını Tefekkür»
Böyle olunca normalde İslâm’da sûfî cebhesinden mes’eleye bakıldığında, İslâm’da aklın üzerine dökülmüş bir beton veya beton döken bir kimse olarak göremiyorum Gazâlî’yi.
İkincisi: «Özgür düşünceyi bitiren» — özgür düşünceden anlayacağımız şey nedir? Biz özgür düşünce olarak anlayacağımız şeye bakmamız lâzım. Özgür düşünceden ne anlamalıyız?
Meselâ ben özgür düşüncenin sınırlandığı yeri bir tek Allâh’ın zâtını tefekkür olarak görürüm. Bizim sınırımız Allâh’ın zâtını tefekkür etmekte kalır. Öbür türlü biz normalde özgür düşünce noktasında kendimce başka bir… [Ses kaydı bu noktada kesilmiştir.]
Kaynakça
Hadîs-i Şerîf — Allâh’ın Zâtını Tefekkür Yasağı: «Allâh’ın yarattıkları üzerinde tefekkür edin; Allâh’ın zâtı üzerinde tefekkür etmeyin. Çünkü siz Allâh’ın azametine güç yetiremezsiniz.» — Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, no. 119; Ebû Nuaym, Hilye, VI/67
Hadîs-i Şerîf — Müceddidler: «Allâh her yüzyılın başında bu ümmete dînî işlerini yenileyecek bir müceddid gönderir.» — Ebû Dâvûd, Melâhim, no. 4291
Eser — Kur’ân’ın Zâhir-Bâtın İlmi: İmâm Gazâlî, Cevâhirü’l-Kur’ân — Kur’ân âyetlerinin bâtınî manâ tabakaları; Muhyiddîn-i Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsu’l-Hikem — Gazâlî’den iktibâslarla devâm eden tasavvufî tefsîr geleneği — Bâtınî tefsîr külliyâtı
Hadîs-i Şerîf — Kur’ân’ın Zâhir ve Bâtınî: «Kur’ân’ın bir zâhirî vardır, bir de bâtınî vardır; bâtınînin de bâtınîsi vardır, yedi bâtınâ kadar.» — İbn Hibbân, Sahîh, no. 75; Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr
Felsefî Çizgi — Kindî, Gazâlî, Arabî Silsilesi: Ya’kûb b. İshâk el-Kindî (vefat h. 256 / m. 873) — İlk Müslüman filozof, Mu’tezile etkisinde Yunan felsefesini İslâm akāidiyle uzlaştırma denemesi. Gazâlî’nin Tehâfütü’l-Felâsife’sinde Fârâbî-İbn Sînâ üzerinden eleştirildi. Muhyiddîn-i Arabî’nin Fütûhât’ında Gazâlî kavram dünyâsından izler bulunur. — H. Z. Ülken, İslâm Felsefesi Tarihi
Tarihî Olay — İmâm-ı A’zam’ın Şehâdeti: Halîfe Ebû Ca’fer el-Mansûr’un kadılık teklîfini reddeden İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, hapsedilip kırbaçlanarak h. 150 (m. 767) yılında Bağdat hapishânesinde vefât etti. Bâzı kaynaklara göre zehirletildi. «Devlet sistemi tarafından şehîd edilen âlim» tipinin klasik örneği. — Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, XIII/367
Tasavvuf İlmi — Kalbî Akıl ve Mevcut Akıl: Sûfî psikolojisinde iki akıl tabakası: 1) Mevcut akıl (akl-ı meâş, akl-ı cüz’î) — duyu ve kavramlarla işleyen mantıkî akıl; 2) Kalbî akıl (akl-ı küllî, akl-ı kalb) — vahyi-ilhâmı doğrudan alabilen rûhî mertebe. Hakkı Bursevî, Cüneyd-i Bağdâdî hattında işlenen mesele. — İ. Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân; A. Schimmel, İslâm’ın Mistik Boyutları
Sûfî Kavramı — Hâl ve Tecelliyâtın Geçiciliği: Tasavvuf yolunda her hâl (sekr, sahv, mahabbet, havf, recâ, kabz, bast vb.) geçicidir; sâlik bir hâlde takılı kalmaz, daha derin tecellîlere geçer. «Vakit-hâl-makām» üçlüsünün dinamik anlayışı. — Kuşeyrî, Risâle; A. Süleyman Erbânî, Tasavvuf Terimleri
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Gazâlî’den Sorular» konferans serisinin 13. dersinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube