1. «Ben Sınır Tanımam»: Mustafa Özbağ Efendi’nin Düşünce Hürriyeti
Ben sınır tanımam. Ben istediğim gibi düşüncemi çalıştırabilirim, bilgim dâiresinde. Ama Gazâlî’ye baktığımızda — Gazâlî’ye baktığımızda — normalde ben oturup İhyâ‘yı komple okumuş bir kimse değilim. İhyâ’nın içerisinde baktığım zaman üç-beş mes’eleye bakmışımdır.
Ama diyeceksiniz ki «Sen, Gazâlî uzmanı değilsin» — ama velâkin ben bildiğim kadarıyla Gazâlî’nin özgür düşünceye kilit vurduğuna dâir bir ibâreye rastlamadım. Belki de gelecek sayfalarda onunla alâkalı böyle bir şeye tespit edildiyse, onun da üzerinde analiz edeceğiz.
2. «Felsefeye Düşman Olan Ben, Gazâlî’yi Felsefe Düşmanı Olarak Görmüyorum»
Felsefeye neredeyse düşman olan ben, Gazâlî’yi felsefe düşmanı olarak da görmüyorum. Neden görmüyorum? Felsefeye düşman olmuş olsa, oturup da Tehâfütü’l-Felâsife‘yi yazmazdı. Felsefecilere cevâb olarak Gazâlî’nin meşhur Tehâfütü’l-Felâsife’si vardır.
Yânî Türkiye’deki felsefecilerin dahâ zor anlayacağını zannediyorum onu. Benim diyen felsefecinin Tehâfütü’l-Felâsife’nin içerisinden çıkması zordur. Felsefecilere cevâb diye. Sonradan bir eser dahâ duydum — bu geçenlerde bir kardeş yazmış bana, Felsefecilere Cevâba Cevâb diye bir eser. Bakmadım ona hiç.
Ama o günlerde Gazâlî’nin zamânında, sonuç olarak eski Yunan Aristokrasisinin felsefesini çöpe atmıştır Gazâlî. Belki de Gazâlî belki de «dedi» bunu — normalde o zaman için Yunan felsefecilerine cevâb verirken çok sert usûplar kullandı.
3. «Düşman Olarak Görseydi Reddederdi, Cevâb Yazmazdı» — Selefini Tâkip Etmiş
Felsefe düşmanı olarak görülebilir, ama düşman olmuş olsa kökten reddederdi, cevâb yazmazdı; cevâb yazmış.
Aslında bakarsan o da selefini takip etmiş. Selefî kim — kendi sonuç îtibâriyle bir kimse bir şeye cevâb verecekse, onu düşman hissiyle yaklaşıp çinleyerek (kinleyerek) ona cevâb veremez. Onunla iletişim kurması lâzım. İletişim kurarak tam anlayıp ona öyle cevâb vermesi lâzım.
4. «Nakilciliği Hediye Eden Birim»: Bütün Dinlerin Özü Nakildir
Nakilciliği hediye eden birime bakacak olursanız, bütün dînler nakil üzerine kuruludur. Nakli reddetmeniz mümkün değildir. Nakli reddederseniz dînin özü-mezi kalmaz; hepsinde reddetmeniz gerekir. Çünkü bütün dînler nakilden ibârettir.
İlâhî kitap olarak nitelendirdiğimiz Kur’ân, İncîl, Tevrât, Zebûr veya diğer peygamberlere gelen sayfaların hepsi de nakilden ibârettir. Nakilden — yânî Allâh gökyüzüne bir kitap indirmemiştir. Veya «Falânca mağaraya bir kitap koydum, gidin oradan alın, ona tâbi olun» dememiştir.
Peygamberlerin kalbine vahiy gelmiştir, Cebrâîl aleyhisselâm tarafından. Ve peygamberler de gelen vahyi inananlara nakletmişlerdir.
5. «Bütün Dinlerin Özü Nakildir»: Felsefe Bile Nakli Reddedemez
O yüzden bütün dînlerin özüdür nakilcilik. Siz Kur’ân’da bir nakildir. Bakın Kur’ân’da nakildir. Siz o yüzden, söz konusu olan dîn ise, nakli inkâr edemezsiniz.
Hattâ söz konusu olan felsefe ise, siz yine nakli inkâr edemezsiniz. Bakın, felsefe ise, yine nakli inkâr edemezsiniz.
Ve geriye doğru döndüğümüzde, yazının ne zaman bulunduğunu bilmiyoruz târihsel olarak. Çünkü Âdem aleyhisselâm yeryüzüne indirildiğinde yazmayı, okumayı biliyordu. Câhil değildi; ve elinde on emirle indirildi, sayfayla indirildi.
O yüzden Âdem aleyhisselâm okuması-yazması olmayan câhil bir insan değildi. Eşyânın hakîkatine vâkıftı; varlığın hakîkatine vâkıftı. Öyle olunca o da nakilden ibârettir. Bütün dînler nakilden ibârettir. Nakli inkâr etmemiz mümkün değil.
6. Sünnî İslâm Düşüncesinin «En Büyük Mimarları»: Yüksek Kapasiteli Şahsiyetler
Yoksa Sünnî İslâm dünyâsının düşüncesinin en büyük mimarları… Mimarları mı? Öyle değil mi, mimarları mı? Normalde şimdi İslâm dünyâsında bu tip yüksek kapasiteli insanlar zaman zaman çıkmıştır.
Aslında bu açıdan bakarsan bu da hadîs-i şerîfte mevcuttur. Her yüzyılda bir ne gelir? Müceddid gelir. Müceddid nedir? Dîni, anlayışı yenileyen. Bu İslâm’ın fıtratında, doğasında var olan bir şeydir.
O yüzden gâh u zamân böyle dahâ yüksek kapasiteli insanlar çıkar, âlimler çıkar, üstâdlar çıkar. Bunlar dînin yeniden anlaşılması veya yeniden idrâk edilmesi, veya hattâ kendi zamanlarındaki hastalıklara cevâb verme açısından önemli bir şeydir. Gazâlî de bu şahsiyetlerden birisidir.
7. «Gazâlî En Büyük Mimarlardan Birisidir, Ama Tek Değildir»
O yüzden en büyük mimarlardan birisi olarak tanımlayabiliriz. Ama «en büyük mimarı» dersek o öyle değil. Çünkü her şahıs kendi zamânında değerlidir, kendi zamânında.
Sebep, çünkü insanların algısı değişir, insanların kemâl derecesi değişir, insanların bilgi derecesi değişir. Böyle olunca, geçmişteki bir kimsenin bilgisi bugünün insanına göre köhneleşmiş, değerini yitirmiş olarak görebiliriz.
8. «İslâm’da Değişmeyen Bir Tek Hukuktur» — Müteşâbih Âyetler ve İctihâtlar Değişir
Çünkü İslâm’da değişmeyen bir tek hukuktur. Hukuk, İslâm’da hukuk değişmez. Diğer müteşâbih âyetlerde — alındığı anlayış — hepsi de değişmeye hazırdır. Aslında da değişmesi gerekir.
Meselâ ictihâtların da değişmesi gerekir. İctihâtların da yeniden ictihâda ihtiyâcı vardır. Bunun altını çizerekten söylüyorum. Ama müteşâbih algıların da değişmesi gerekir.
Ki İslâm bu konuda kendisini yenileyen bir dîndir. Neyle yeniler? Yüksek kapasitedeki âlimlerle, sûfîlerle ne yapar? İslâmî düşünce kendisini yeniler.
9. «Bütün Kitaplar Yok Olsa İhyâ Kalsa Yeter»: «Gazâlîciler Takımı»
İslâm’a dâir tüm kitaplar yok olsa, geriye bir İhyâ kalsa yeterlidir — dedirtecek kadar âlim birimi. Bu da normalde zaman zaman ibâre değişik yerlerde okuyorum bunu.
Böyle bir «Gazâlîciler takımı» vardır İslâm dünyâsında. Bunlar böyle zaman zaman bunu söylerler: «Bütün kitaplar yok olsa, İhyâ bütün her şeye yeter» diye.
Böyle İhyâ statüsünde İslâm dünyâsında çok kitap vardır. Bakın çok kitap vardır. O yüzden bunu sâdece Gazâlî’nin üzerine oturtturmak, diğer âlim, diğer fâzıl, diğer kemâlermiş insanlara haksızlık yapılmış olur. O yüzden İslâm dünyâsında zaman zaman böyle parlak insanlar çıkmış.
10. «Kalbi Parlak, Aklı Parlak, Fikri Parlak, Zikri Parlak»: Müceddidlerin Vasfı
Kalbi parlak, aklı parlak, fikri parlak, zikri parlak. Bunlar günün hastalıklarına devâ sunmuşlar. Eyvallâh.
11. Gazâlî Öğretisinin İdeolojik Aygıt Olması ve «Selçluklunun Atadığı Rektör» Tanımı
İmâm Gazâlî öğretisinin İslâm toplumlarındaki egemen sınıf ve güçlerin elinde nasıl bir ideolojik yönetim aygıtı hâline geldiği; ve bir üst yapı kurumu olarak ideolojinin doğu İslâm toplumlarında devletin, toplumun ve ekonominin gelişimi üzerinde nasıl bir rol oynamıştır.
Şimdi bu sohbetin başında demiştim, hâni: Gazâlî sonuç olarak devletin atadığı bir profesör gibidir. Bugün normalde meselâ devlet bir rektör atıyor ya bir üniversiteye — Gazâlî de Selçuklu tarafından atanmış bir rektördür. Selçuklu… [Sohbet bu noktada kesilmiştir.]
Kaynakça
Eser: İmâm Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn (Dînî İlimlerin İhyâsı) — «Bütün kitaplar yok olsa İhyâ kalsa yeter» dedirtmiş 40 kitablık külliyât; akāid, fıkıh, ahlâk, tasavvuf sentezi
Eser: İmâm Gazâlî, Tehâfütü’l-Felâsife (Filozofların Tutarsızlığı) — Eski Yunan Aristokratik felsefenin İslâmî açıdan tutarsız 20 mes’elede çürütülmesi
Eser — Tehâfüt Geleneği: İbn Rüşd, Tehâfütü’t-Tehâfüt (Tutarsızlığın Tutarsızlığı, 1180); Hocazâde, Tehâfüt (15. yy Osmanlı kelâmı); Sadrüddînzâde et-Tâvilî, Tehâfüt şerhleri — Felsefe-Kelâm tartışmasının yüzyıllar boyu sürmesi
Hadîs-i Şerîf — Müceddidler: «Allâh her yüzyılın başında bu ümmete dînî işlerini yenileyecek (yeniden ihyâ edecek) bir müceddid gönderir.» — Ebû Dâvûd, Melâhim, no. 4291; Hâkim, Müstedrek, IV/522
Felsefî Konum — Akıl ve Nakil: İslâm kelâm tarihinde «akıl» (re’y / kıyâs / mantık) ile «nakil» (Kur’ân-Sünnet-İcmâ) arasındaki denge tartışması. Mu’tezile aklı önceler, Hanbelî mektep nakli önceler; Eş’arî-Mâtürîdî kelâmı ikisini dengeler. Gazâlî her ikisinin de gerekli olduğu tezini geliştirir. — M. Watt, Islamic Philosophy and Theology; T. İzutsu, The Concept of Belief in Islamic Theology
Akāid — Vahiy ve Nakil Zinciri: Hz. Âdem’den îtibâren her peygamberin Cebrâîl aleyhisselâm vâsıtasıyla aldığı vahyi kavmine bildirmesi; ümmetinin de bu nakli ezberle, yazıyla, ameliyle sonraki nesillere taşıması — dînin temel epistemolojik yapısı. — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; el-Mâtürîdî, et-Tevhîd
Tarihî Şahsiyet — Hz. Âdem Aleyhisselâm: İlk insan ve ilk peygamber. İslâmî inançta Cennet’ten yeryüzüne indirilirken on emirle ve sayfayla indirilmiş, ümmî câhil olarak değil, eşyânın hakîkatine vâkıf âlim bir kimse olarak yaratılmış olduğu kabûl edilir («Allâh Âdem’e bütün isimleri öğretti» — Bakara 2/31). — İbn Kesîr, Kasasü’l-Enbiyâ
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Gazâlî’den Sorular» konferans serisinin 12. dersinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube
Ek kaynaklar:
- Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
- Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
- Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
- Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
- Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
- Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
- İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.