1. Bölüm
Enzu. Billahi’müne şeytan. Nur-Racim. Bismillahi r-Rahmani r-Rahim. Evtara zikir fa’lamen nâ hûl. Laaaaaaaaaaaaaa. Selamun. Aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle hümmeti. Muhammed’e hakkı, hak batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip, hakkı yaşayan ve tebliğ eden batılı, batıl bilip batıla karşı cihadeden kullarından eylesin. Nerede. Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa. Nerede. Müslümanların kanın namusu, şerefi, hayseyeti toprakları, ayaklar altına alınıyorsa. Cenab-ı. Hak hepsinde kahripere şan eylesin. Bunları yapanlardan, Müslümanların intikamlarını alsın. İsrail’i yerli, eksihan eylesin. Destekçilerin de yerli, eksihan eylesin.
İslam-ı. Fahidar eylesin. Müslümanları bir ve beraber eylesin. Yünahlarımıza affeylesin. Fatalarımızı, kusurlarımıza affeylesin. Cümlemize hidayet nasip eylesin. Cümlemize afiyet nasip eylesin. Her türlü belada müsibetten sıkıntıdan şerden bizleri muhafaza eylesin. Kötülük yapmak isteyenlere fırsat vermesin. Evet, gazaleden kaldığımız yerden devam edeceğiz. Geçen hafta mağverdenin sözünü işlemiştik. Mağverde diyordu ki din ve devlet kardeşti. Şimdi bunu sadece mağverdenin üzerine dizayn edersek sanki. Müslümanlarda bu böyleymiş gibi algılanır. Geçen hafta vakit kalmadığından hani. Hristiyan dünyasına veya da diğer dinler ile alakalı durum ne ona çok değinmeye zaman kalmamıştı mağverde bunu böyle söylerken mesela . Aristoteles’nun.
İskender’e yazdığı. Mektubu burada hemen bir kısa bir bölüm aldım onu da görelim ki bu sadece. İslam dünyasının ait bir şey değil geçen hafta az bir şey. Hristiyan dünyasına da bahsettik ya dedik onlar da imcile önünde imcile el basarak yemin ediyorlar diye burası böyle ilginizi çekecek şimdi. Aristoteles deyince tabii. Yunan felsefesinin piiri şimdi hani. Yunan felsefesine baktığınızda bize nasıl anlatırlar çok demokrat öyle değil mi çok layık öyle değil mi böyle güzelleme yaparlar yaptıkça da yaparlar. İskender’in . Aristoteles’nun. İskender’e yazdığı. Mektubu iyi dinleyin. Aristoteles’nun. İskender’e yazmış olduğu mektuptan bir pasaj size şöyle demiştir dini devletin temelikal. Aristoteles’ya gönderiyor bunu.
İskender’e. İskender kim tarihte en fazla geografi yerlerde imparatorluk kurmuş hepimizin ayakta alkışladığı büyük. İskender kanuniyesiz büyük kanuni demezseniz örnek çünkü tarihimizde barışık bir ülke toplum olmaktan çıktık çünkü o büyük. İskender. Bakın, ona da ne yazıyor. Aristoteles, dini devletin temelikl. Kim sana muhalefet ederse o senin devletinin düşmanıdır. Hangi devlet başkanı, devletini dine hizmetçi kılarsa o devlet başkanını daha layıktır. Hangi devlet başkanı da dinini devletine hizmetçi yaparsa devlet onun için afettir. Dini korumak için iktidarı, devleti kullan. Dinini korumak için devleti iktidarı kullan. Ancak iktidarı korumak için dini kullanma. Meşhur. Aristoteles’nun meşhur büyük.
2. Bölüm
İskender’e yazmış olduğu mektup. o. Yunan fesifesinin, çok humanist görmüyor, öyle o çok insalcıl görünen. Aristoteles’nun. İskender’e yazmış olduğu mektup. diyor ki, dini devletin temelikl. din ne oluyor bu sefer? İskender’de devletin temeli oluyor. bugün. Hristiyan dünyasında devletin temeli. Hristiyanlıktır. Bütün devletler, bütün devletleri. Hristiyanlarda. Hristiyanlıktır. Dünya üzerinde hiçbir devlet yoktur ki temeli din olmasın. İslam demiyorum bakın. Dünya üzerinde hiçbir devlet yoktur ki temelinde din olmasın. Bütün devletlerin temellerinde din var. O dinle devlet iç iç eder. Dinle devlet iç iç eder. Ama derseniz ki devletler dini kullanırlar kabul eder. Ve bütün devletler dini kullanırlar.
Devlet başkanları da dini kendilerini basamak ederler. Bunlar ayrı tartışma konu, ayrı tartışma konu. Devam ediyoruz. Geçen haftadan kaldığımız yerden. Yine geldik aynı yere. Bir alıntı daha yapalım. Devlet formal hukuk demektir. İslam kültüründe hukuk ise hukıktır. Diğer mezheplere göre fıkı Sünnî mezheplerde en gelişkin biçimi olmuştur. Dolayısıyla hanedanın parantez içerisinde. Selçuklu Sünnî Hanefî mezhebini tercih etmesinde bir inanç tercihinden söz edilebileceği gibi devlet olarak örgütlenmenin getirdiği bir ihtiyaçtan kaynaklandığı hatta bu ihtiyacın zorunlu olduğu da belirtilmelidir. İşte. Nizami. Mürk’te bu kritik mücadele de ve yeniden yapılanma döneminde kendisine destek olacak. Dönemin ihtiyacı olan.
İslâmî yorumu üretecek. Daha dönemlisi bir teorisyen olarak yeni bir dönemin kapılarını açacak. yeni bir dönemin kapılarını açacak imam o gazalayı keşfeler. Tırnak içerisinde alıntı normalde bir yerden bunun soruyu soran. Hakan alıntı yapmış. Devlet baştan böyle madde madde inşallah gidebilirsin. Hoş geldin. Sordum az önce geldim mi dedim henüz gelmedi derler. Yerim geldi geldiğinde çok sevindim. Böyle senin muhatap alıyorum ya daha çok hoşuma gidiyor. Devlet formel hukuk olarak. İslam ve fıkı hayrı. Bunları normalde böyle adım adım gidersek meseleyi daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ben kendim öyle anlamaya çalıştım. Devlet malum bir kanun olan yazılı genellere bilinir. Uygulana bilinir sürekli isteyen bir yapı.
Bir toprağın üzerine bu teknik konulara girmedim çünkü konu fıkıhla hukukla alakalı. Devlet için bir toprak lazım. normalde değişik, unsurlar lazım. Daha var. Ama buradaki soru formatına göre yazılı, neyin ne olduğu yazılı. Genellene bilinir bir ve aynı zamanda da uygulana bilinir sürekli isteyen. Bir yapı. En önemli şeyi sürekli isteyen bir yapı. Ve en önemlisi bu kanunlar genele hitap etmeli ve uygulana bilmeli. Bu konuda hem fikiriz değil mi? Evet. Ben çünkü bu formata göre gitmek istedim. Tabii burada. İstanbul. Fıkı’ı, İstanbul. Fıkı’ı deyince de söz konusu olan sünney fıkıh dediğimiz fıkıh liter türü giriyor. Şimdi bunu biraz daha böyle geriye doğru bunu algılamamız için biraz daha geriye gideceğiz.
3. Bölüm
Biraz daha geriye gittiğimizde yani. Hazreti. Peygamber, sallallâhu aleyhi ve sellem. Hazretleri işte. Hazreti. Ebubekür, Ömer. Osman. Ali, radıyallâhu anh. Hazretleri ardından 6 aylık dönemde. Hazreti. Hasan. Efendimiz’in o halîfelik dönemlerinde sünney fıkıh diye bir algı yok. burada sonradan bu sünney fıkıh oluşunun şeyi karşılık var çünkü. Neye karşılık sünney fıkıh? Şiha’ya karşı. Neye karşı? Mütezile’ye karşı, Harici’ye karşı yani. İslam dünyası büyümeye başladıkça değişik topluluklar, değişik inançlar, değişik kavimler oluşmaya başlıyor. Şimdi o güne kadar mesela işte. Yahudiler, Yahudilik ve dini bir ırkın üzerine kurulu, ırk üzerine kurulu. Genel olarak. Hazreti. Peygamber zamanında, sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında, öbür bölgedeki devletler genelde şehir devletleri.
Hazreti. Peygamber zamanında söylüyorum. Şimdi. İslam toprakları genişledikçe değişik kavimler, değişik dinler, değişik felsefi boyutlar, değişik adet gelenek, görenekler giriyor işin içerisine. Ve fıkıh olarak kanun olarak baktığımızda. Hazreti. Peygamber salırlar ve sellem hazretlerinin döneminde böyle bir problem yok. kafirler soru soruyor, ayeti kerimeliyor, Müslümanlar soru soruyor, hadîs-i şerhler irade ediliyor. Ve insanlar hemen danışacağı, hemen konuşacağı, hemen sorabileceği mekanizma hazır. O yüzden sufilikte mührit-mürşid ilişkisi hemen sorabileceği mekanizma hazır olmalı. Hemen sorabilmeli, hemen cevabını alabilmeli. Bu. Peygamberi metoddur. Tabi. Peygamber salırlar ve sellem hazretlerinin döneminde sünnif fıkı, şia fıkı, mütezleydi, hariciydi, sonra şianın ismaliyesiydi, batıniydi, böyle bir problem yok ortalıkta.
Bir tek. Peygamber var, Kur’ân var, Sünnet-i. Seniyye var. sahabenin içerisinde fakih olanlar var, bakın fakih olanlar var. Ama bunlar kendince büreysel mezhep olarak audulebiliriz. Ama bunlar ismi konulmuş bir mezhep değil. Ama bunun da yolu kimden açılıyor? Yine. Hazreti. Peygamberden açılıyor. Malum muazı, normalde yemeğine göndereceğiz zaman, bakın bu hadise fıkıın icazeti açısından, fıkıın icazeti açısından çok önemli. Muazı yemeğine göndereceğiz zaman soruyor, ey muaz, sen nasıl hükmetecekse? Cevap şu, Kur’ân ile ya. Resûlullâh, bulamazsan diyor. Bakın daha o zaman. Hazreti. Peygamber salırlar ve sellem hazretlerinin dilinden çıkan bir mesele bu. Bulamazsan, Kur’ân’da bir şey bulamadı.
Bu. Kur’ân’ın. eksikliği değil. Senin sünnetinle yaratsın ona. Bulamazsan ona da diyor. Bulamazsan o zaman diyor ki kendi reyimle iştahat ederim diye cevap verdim. Kendi reyimle iştahat ederim diye cevap verdim. Bunun üzerine. Allâh. Resulü, nebisini razı olduğu şeyde başarılı kılan. Allâh’a hamd olsun dedi. Şimdi bu. İslam dünyasında. Hazreti. Peygamber, Salulü. Vesselam. Hazretlerinin kendi zamanında direk iştahat kapısının aralandığı yerdir. Hazreti. Peygamber sağdır ve. Hazreti. Peygamber görevinin başındadır. Hani. Peygamberlik ve. Devlet. Başkanı olarak ve. Hazreti. Peygamber kendi ağzından musabın muazzın kendi reyiyle iştahat etmesini kabul eder. Bunu böyle bir kenara alın, not alın bunu.
4. Bölüm
Ardından tabii. Hazreti. Peygamber, Hazreti. Ebu. Bekir, Ömer, Osman, mesela. Hazreti. Ömer efendimizin, Hazreti. Ebu. Bekir efendimizin kendi zamanlarında iştahatları vardır. Mesela. Hazreti. Ebu. Bekir efendimizin ilk iştahadı nedir? Zekat vermeyi reddeden yalancı. Peygamber’e savaş açmaktır. Müselleme türk ezdaba. Mesela ordu. Hazreti. Peygamber efendimiz zamanında savaşa gidecektir. Hastalığından dolayı bir türlü gidemez. Ve o ordu orada dururken, cihada gidecek ama önce. Müselleme türk ezdabın üzerine gider. İştahat eder. Hazreti. Ebu. Bekir efendimiz. Der ki. Peygamberin zamanında ne nasıl oluyorsa öyle olacak. Kim bundan bir adım geri çıkar, bundan dışarı çıkarsa ben ona cihâd ilan ederim der.
Bunu da. Hazreti. Ömer efendimiz’e karşı der. Hazreti. Ömer efendimiz bunu der ki sen lâ ilâhe illâllah diyen kimseyi mi? Savaş ilan ediyorsun. Ona mı katlediyorsun? Bu da der ki vallahi kim bundan bir adım ayrılırsa ona cihâd edenler. Bakın bunlar iştahattır hep. Bunun hukuk açısından baktığımızda iştahattır. O yüzden bunları şimdi geçeceğim. Hani. Hazreti. Ömer efendimizin iştahattarı vardır. Hazreti. Osman efendimizin vardır. Hazreti. Ali efendimizin daha fazladır bu konuda iştahattır. Ama emeveleri gelinceye kadar böyle bir orta yerde düzenli bir hukuk yok. Hep böyle sahâbelerin ağzından çıkan ve sahâbelerin. Hazreti. Peygamberden duydukları ve o zamana kadar devlet, İslâm devletin en önemli vazifesi cihâd etmektir.
Dini yaymaktır ve cihâd etmektir. Devlet, dine hizmet etmektedir. Ne zamana kadar emevelere kadar. Hazreti. Ali radıyallâhu anh. Hazretleri şehid olur. Hazreti. Hasan efendimiz. Altaylık bir halîfe dönemi var. Sonra. Muavviyye adına. Halifelikten. Hazreti. Hasan efendimiz çekilir. Muavviyye döneminde çok böyle bir sıkıntılı bir durum yoktur. Ama. Muavviyye ne zamanki oğluna. Halifeli bırakır sıkıntılar başlıyor. Şimdi burada. İslâm devlet hukuku veya fıkıhı dediğimizde. Hazreti. Ali radıyallâhu anh. Hazretleri zamanında fıkıh ekolleri iki ayırılır. Bunu da beyan etmek zorundayız. Bir ekolli. Medine’yi münevere de kalır. Bunlar. Medine’yi münevereden çıkmayanlardır. Mesela. İmam. Malik bunlardan birisidir.
İmam. Malik mesela. Muvattası o yüzden sadece. Hicaz bölgesindeki. Müslümanlara yönelikler ve. Medine alimleri, fıkıhları. Medine’yi münevere de. Hicaz bölgesinde kalıp onlar dışarı çok çıkmamışlardır. Mesela tarihçiler derler ki veda haccında yaklaşık 12 bin. Sahâbe vardı. Bunun 10 mini. Hicaz bölgesinde kaldı. Bunun 2000 tanesi yaklaşık dünyanın değişik bölgelerine hicret ettiler derler. Şimdi Sünnî fıkı hak geleceğiz ya o yüzden bunun temelini atalım. Sünnî fıkı diye nitelendirdimiz, Hanefî fıkı olarak nitelendirdimiz. Fıkı küfede nüvesi, özü, merkezi küfedir. Neden küfedir? Hazret-i Ali radıyallâhu anh. Hazretleri halîfe olunca küfeye yerleşir. Devletin merkezi de küfe olur. Küfe olunca.
5. Bölüm
Hazret-i Ali. Efendimizin etrafında tabiri caizse sahabenin şeyini, kelimemi aff buyurun. Olurları, alimleri. Hazret-i Ali. Efendimizin yanına gider. Mesela bunlardan birisi. İbni. Mesut küfeye yerleşir. Ve orada hakimlik yapar, orada müftülük yapar, kadılık yapar ve normalde. Hazret-i Ali. Efendimiz oraya intikal etmezden önce. İbni. Mesut’tan başka dikkat edin isimlere. Sağat. İbni. Vakkas, Ammar bir. Yasin, Ebu. Musa el-Eş‘arî, Muurime bin. Şubeh, Enes bin. Malik, Hüzeyfe tul-Yaman, İmran bin. Hüseyin gibi sahabiler. Bunlar böyle fıkıhta, tefsirde, kelamda, hadiste çok önemli sahâbeler. Bunlar normalde. Hazret-i Ali. Efendimiz de beraber, hatta. İbn. Abbas. Hani. Hazret-i Abbas’ın oğlu, İbn.
Abbas. Bunların hepsi de ne yaparlar? Küfeye yerleşirler. Küfe nerededir? Irakladır. Böyle olunca, bu sahâbeler ve onunların yetiştirdiği tabi, kendilerini medine fıkıhtçılarıyla deng saymışlardır. Medine de kalan fıkıhtçılar var. Bunları da yok saymak mümkün değil. Ama normalde bu sahâbeler bu. Irâk’a göçen küfe sahabeleri var. Onların yetiştirdiği talebeler birçok konuda medine fıkıhtçılarının yolundan değil kendi reylerini kullanmışlardır. Bu böyle tabiri caizse. İslam dünyasında önemli bir olgu ve adımdır bu. Şimdi bütün toplumsal hayatı kuşakması lazım. O fıkıh dairesinin veya olgusunun normal tabi bu böyle bunları. İslam dünyasında dönem dönem değerlendirmek gerekir aslında. Mesela. Hazreti.
Peygamber dönemini bir dönem, ondan sonra. Hazreti. Öbüvekür. Ömer. Osman. Ali bir dönem, sonra. Emevileri bir dönem, Abbasileri bir dönem, Selçukluları bir dönem ve sonra. Moğol istilasından sonra örnekliyorum bunu. Mecelleden sonraki dönem bugün geldiğimiz noktada son 100 yıllık dönem. Bunların hepsi de mesela şu anda örnekliyorum, diyanet önceden bu kadar fetva yayınlamıyordu. Bu son denen çatır çatır fetva yayınlıyor. bunlar normalde dönemsel dönemsel irdelenmesi dönemsel dönemsel konuşulması lazım. Burada tabi en önemlisi. Hazreti. Peygamber, Salulullah ve. Selam. Hazretleri’nin devri normalde vahye dayanan ve aynı zamanda vahyin denetimin altında olan bir dönem, o dönem. Tabi kaynak, merkez, o dönem.
O yüzden normalde. İslam’ı din, bugün size din olarak. İslam’ı seçtim ve dininizi tamamladım. Bu mesele de bir sıkıntı yok. O yüzden sonraki dönemlere o dönem ışık tut. Şimdi neden Sünnî fıkıh daha gelişkin, şimdi oraya gelelim. Şimdi Sünnî böyle bir bunu ırçılık gibi algılanmasın, hakkını zelal edin baştan söyleyeyim ama bu gözden, Sünnî fıkıhı neden daha gelişkin, bu tarihsel bir tespit, tarihsel bir gözden ve tarihsel bir doğrup. Sünnî fıkıhın daha gelişkin olması. Çünkü Sünnî fıkı icma dediniz topluluk ve kıyas mekanizmalarını kurmuş ve bunları devamlı olarak çalıştırmış. Bu benim kendi şahsi düşüncem, ne zamana kadar son 300 yıla kadar. Osmanlıdaki son 200 yılı ve. Cumhuriyet döneminde için alıyorum.
6. Bölüm
Son 300 yıl bu mekanizma icma ve kıyas o eski günlerini, parlak günlerini kaybetmiş. Tabi normalde Sünnî fıkıhın en önemli özelliklerinden birisi devamlılık ve düzendir. Sünnî fıkıh devamlılığı getirir, aynı zamanda bir düzen içerisinde götürür onu. O düzeni kendi içerisinde kendi disiplinleriyle oluşturmuştur. Ve normalde Sünnî fıkıh genel olarak siyasi otoriteyle çatışmadan siyasi otoriteyi dizayn etmeye çalışır. Çatışmacı değildir, çatışmadan dizayn etmeye çalışır. Sünnî fıkıhın benimce tespit ettiğim en önemli özelliklerinden birisi budur. Mesela hala da. Anadolu insanı devletle çatışmaz. Devletle çatışanı kerih görür. Bakın devletle çatışmaz, devletle çatışanı kerih görür. Anadolu. İslam’ı dediğimiz bu ta normalde.
Selçuklullardan itibar. Turulşahtan gelir bu. Şimdi böyle olunca o otoriteyle çatışmadan işlerini yürüdüme bir düzen içerisinde. Ve özellikle. Hanefiler. Hanefiler. İmam-ı. Azam’ın öğretisiyle daha fazla akıl yürütürler. muhazbince böyle dedi ya neyle hükmede çeksin kendi müjdad ederim dedi. İmam-ı. Azam bunu kendisine örnek alır. Hatta meşhurdur sözü. Biz bir meselede. Kur’ân’a bakarız. Bulamazsak sünneti seneye bakarız. Bakın orada sahabeyi bile söylemez. Bulamazsak ben kendim rey sahibiyim, iştahat ederim diyor. Sahabeyi bile karıştırmıyor. ashaba bakarız demiyor. Kur’ân’a bakarım sünneti seneye bakarım. Bulamazsam. İmam-ı. Azam’ın sözüdür bu. Kendim iştahat ederim diyor. Bu tabii. İmam-ı.
Azam’ın hocası da. İmam-ı. Cafer’in de aynı sözü var. Aynı zamanda küfe alimlerinden birkaç tane davucalar var. Onlar da aynı şeyi söylüyor. Ve. Hanefiler o günkü. İslam tırnak içerisinde. İslam devletlerinin pratikleriyle uyumludur. Ve halkın pratikleriyle de uyumludur. Halkın pratikleriyle de uyumludur. Bazen örneklerim ya ben bayındım. Bizim orada zeytin toplandı mı toplandı. Toplandıktan sonra zeytin sahibi çıktı değil mi tarladan. Başak deriz biz ona. Başak toplamak servestir orada caizdir bir de. Haram değildir o. Fetvası da vardır bunun. Pamuk ekelilerden önceden pamuk toplandı. Bir kat toplandı, iki kat toplandı, üç kat toplandı. Bitti. Birileri tarlaya girer, başak yapar oradan. Başak toplar.
Bunlar yöresel fıkıktır mesela. Hanefiler bu yöresel fıkları açıktır. Mesela bir kimsenin muhtarın elmaacı var. Muhtarın elmaacı. Yola böyle sarkmış. Muhtar diyecek ki şimdi ben de öyle bir elma acı yok kimse ağzını sülmem, sulandırmasın köye girini vuruyoruz diyorlar çünkü. Mesela böyle kendi sınırının dışına elma acının dalları sarkmış. Yola ondan alabilirsin. Yandı. Muhtar şimdi. Bu diyor. Resel fıkıktır. Hanefiler bunlara açıktır. Şimdi o yüzden Hanefî fıkığı sadece inançla alakalı değildir. Aynı zamanda da bir yönetim tekniği koyar ortaya. Hanefî fıkığı devletsiz değildir. Devlet Hanefî fıkığısız olamaz. O noktadadır. Şimdi böyle olunca normalde mesela hanefiler bir illete bağlı bir hikmete bağlı olduğu bilinen hükümler illet ve hikmetin değiştiği zaman o hükmete değiştirirler.
7. Bölüm
Orada saplan talimde kalmazlar. Bir illet var hastalık var bir problem var o illete bağlı bir hüküm geliştirdiler hükmettiler. Ama o illetin durumu vaziyeti değişti değişince hükmete değiştiriler. Orada sabit kalmazlar. Hanefilerin bugünkü hanefileri söylemiyorum o bunlara. Eskiye doğru gidiyor eskiden bahsediyor. O yüzden normalde böyle kamudüzenini korumak. İstanbul. Devleti’nde. Kamudüzenini korumak hak ve adaleti gerçekleştirmek, zaruretleri gidermek maksadıyla bazı hükümlerin uygulanmasını eskiye dalırlar. Bu çok radikaldir bundan. siz diyeceksiniz ki ya bir hükmü nasıl eskiye alırlar asal alırlar. Mesela buna da örnek olarak. Hazret-i. Ömer radıyallâhu anh. Hazretlerinin. Kur’ân’la sabit olan gayr-i müslümlere devletten zekat verilmesinin hükmünü.
Hazret-i. Ömer. Efendimiz kendi zamanında kaldırmıştır. İslam güçleştiğini kuvvetlendi. İslam’ın buğıtıp gayr-i müslümlerinin kuvvetine ihtiyacı yoktur deyip onlara zekat dağıtırmasını kaldırır. Hazret-i. Ömer. Efendimiz. Bakın dikkat edin. Kur’ân’da ayetle sabit olan bir şeyi kaldırır. Buranın altını çizelim. Kur’ân’la sabittir zekat ayetinde ona normalde dil öyledir ya müellefil kulüba derler. gayr-i müslüm insanlara gönlünü. İslam’a ısındırmak için onlara zekat vermek. Hazret-i. Ömer radıyallâhu anh. Hazretleri kendi sağlığında halifelinde bu âyet-i keriminin hükmünü taviriciyse kaldırır. Der ki şimdi buna ihtiyaç yok ve zekat gelilenin bunlara herhangi bir şey verilmesine gerek de yok da.
Şimdi bu bakın bir hükmü kaldırıyor. Kaldırıyor derken işlemez hale getiriyor. Mesela şimdi bir tartışma var öyle değil mi? Örnek diyorum. bir erkek bir kadına 3 talakla boş dedi 3 talak bir talak mı sayılacak yoksa 3 talak 3 talak mı sayılacak. Bakın tartışma var. Şimdi neden tartışma var? Bazı adı işlevlerde 3 talak bir talak saydırmış. Bazı adı işlevlerde 3 talak bir talak saydırmış. 3 talak bir sefer de vermeye kabul etmemiş. Mesela. Hazret-i. Ömer radıyallâhu anh. Hazretleri 3 talak bir sefer de veren bir kimsenin 3 talakta boş olduğuna yükmemiş. 3 talak bir talak saymamış. Bu normalde bakın bir iş dağıttır. Evlilik kurumunu korumak amacıyla böyle gelgitler yaşanmasın diye o normalde bir talakta verilen bir şey 3 talak olarak.
Bir talakta 3 sefer verdiyse boşsun demiş. Ama mesela hadîs kitaplarından okuyorum ben de. sahabeden bir kimse hanımının 3 talakta boşadı. Geldi. Allâh. Resulü yanına dedi ki 3 talak boşadım. Bir sefer dedi evet öyle boşam olmaz dedi. Döndürdü onu geri. Sen dedi, şimdi temizlik müddeti bekleyeceksin, bir talak sonra boşayacaksın, yine bir temizlik dönemini bekleyeceksin, bir talak daha boşayacaksın, sonra bir temizlik dönemini daha bekleyeceksin, yine sonra boşayacaksın dedi. Ama mesela küfe imamları, reis ayetleri bunu kabul etmediler. Dediler ki, evlilik ciddiyet isteyen bir kimse bir kadını, bir talakta, bir sefer de boşadıysa boşamıştır dediler imama azam da bunun içinde. Şimdi normalde mesela bir kimse öldürülüyor, aklıma gelenleri söylüyorum.
8. Bölüm
Bir kimseyi öldürüyor haksız yere, haksız yere öldürünce diyet ödecek. Diyet ödeyeceğiz ama nereden hesaplanacak? Deve hesabından hesaplanacak ya. O zaman için bir deve bilmezsiniz. Ve ha o idi diyelim. Bir ara deve fiyatları çok yükselmiş, deve fiyatları çok yükselince deve’nin fiyatını bir yere bağlamışlar. Demişler ki bu kadar yüksek diyet ödenmez, bu diyetler yüksek deve fiyatları yükselince bunu demişler, bir noktaya bağlayalım, bir seviyeye bağlayalım demişler. Bunun gibi mesela yine bu. Hazreti. Ömer efendimizin iştahatlarından birisidir. Mesela bir kimse arabasını aldı, getirdi, cevget ustaya getirdi, koydu. Cevdet ustada araba tamir olacak. O esnada. Cevdet ustanın dükkanında arabada bir hasar oluştu, dükkanda oluştu.
Bu. Hazreti. Ömer efendimizin iştahadadır. Cevdet o hasarı ödemek zorunda. Evet bunlar böyle o güne kadar olan fıkıh literatörlerinde, kanun literatörlerinde olmayan şeyler. O yüzden böyle hanefiler, hanefiler kendilerince toplumun ihtiyacına bakıp, toplumun ihtiyacına bakıp, bölgenin ihtiyacına bakıp, bölgedeki hastalıklara, illetlere çözüm üretebilmişler. Ben bu konuda çok muzdaribim, şöyle muzdaribim, ne yazık ki biz 300 yıldan beri aslında. Hakan kardeş bu. İslam’da iştahadı konuşacağız dediği de. Ben bekliyorum onun bu konudaki çalışmalarını. Çok önemli bir konu, çok titizlikle davranması lazım. Bu iştahat mekanizması işlevini yitirmiş. Bakın işlevini yitirmiş. Şimdi. Selçuklu’nun tercihi inanç mı, zorunluluk mu dediğimizde bu tercih hem inançtan kaynaklanıyor, hem de devlet olarak örgütlenmenin zorunluğu ihtiyacı olarak var bizde.
Şimdi. Selçuklu’nun başlangıç noktasında baktığımızda nereye kadar inelim, Tuğru. Şah’a inelim, Tuğru. Şah’la beraber iki tane daha kardeşi var. Bunlar normalde şehir beylikleri, öyle diyelim o zaman normalde bir halîfe var. Abbasilerin içerisinde o halîfe, ne yazık ki önemini yitirmiş ağırlığını kaybetmiş ve orada da emevilerden sonra abbasiler çok zayıf bir devlet talimdeler. Bölük pörçükler etrafta bir çok böyle küçücük küçücük devletçikler oluşmuş. Dığlık bir şeyde ve her yıl o devletçiklerin arasında savaş var. Bitmek, tükenmek bilmeyen savaşların içerisinde o bölgede hani. Tuğru. Şah dedemizde. Türkler o. Türklerin içerisinde komple araba olmayan bütün ırklar. Türk orada araba olmayan.
Yahudiler var, bu bölgede arablar var, arablar var, ee. Şia var. Mesela bir. Fatım’ı devleti kurumuş, bir. Haşhaşiler var, Abbasiden kalanlar var, farklı farklı küçük devletçikler var, devletçikler var. Tuğruşah ve kardeşleri de bu küçük devletçiklerin başında bir kardeşinde birkaç tane şehir var, bir kardeşinde birkaç tane şehir var, Tuğruşah’ta da birkaç tane şehir var. Ama o kardeşlerin hepsi de. Tuğruşah’a bağlı. Daha henüz. Halifeden yani. Abbası. Halifeden. Tuğ ve. Sancak alınmamış ve. Tuğruşah savaştan savaşa seferden sefere koşuyor. Coğrafya çok güluslu, çok dinli, çok güluslu, çok dinli ve sürekli savaşan bir ırk var. Türkler bunu da böyle şimdi beyan edeceğim, yanlış anlaşılmasın. burada.
9. Bölüm
Kürtler de var dediniz de, Kürtler. Türkmen boyu. Onlar da. Türk, onlara siz ayrı bir kavim siz diyen. İngiliz’den. Orada çünkü başka bir kavim yok. Yahudiler var, Hristiyanlar var, Bizanslar var bizansların farklı farklı. Hristiyanların kolları var. Şuryaliler katollikler gibi müjde-i ezidiler var, şeytana tapanlar var, farklı farklı orada inanışlar var. Ama bir tarafta da persilerden kalıntılar var ve aynı zamanda da. Şia başlıyor yavaş yavaş. İsmaliye takımı var, Batı’nın takımı var, örneğin bunlar caferirlikten ayrı. Şia ile caferirli ayırın. Mesela caferirlerle. Batı’nileri ayırın. Caferirlerle. İsmaliye ayırın. Caferirlerle. Batı’nileri ayırın. Böyle bir de hariciler var bölgede mütezile var bölgede kaderliyeciler var bölgede cebriyeciler var bölgede hepsi de bunların.
Bakın bu kadar böyle bütün her şeyin birbirine karıştığı iç içe girdiği bir coğraf ya. Selçuklu’nun yavaş yavaş selçuklu olmaya başladığı zamanlarda. Şimdi böyle bir toprakların üzerinde coğrafya geniş çok uluslu, çok dinli, çok mezhepli, çok meşrepli bir ülke. Böyle olunca orada kesizin hukuk sisteminiz esnek ama disiplinli olmak zorunda. Bu tabirimi de hoş görün ama esnek ama disiplinli olmak zorunda. Aynı zamanda merkezi meşruu, iğeti tutmak zorundalar. bir merkezi yetçilik olması lazım, devletin bir merkezi olması lazım ve devlet o merkezden yönetilmesi lazım. Öyle olunca bu hem dini olarak birçok mezhep meşrep var hem de birçok irli ve ufaklı devlet var. Burada fitne o zaman için tabircaiz de bulgur gibi kaynı o boyuna bu fitneyi de bastıracak ideolojin olması gerekiyor.
Ve. Afık’ın olması, kelamının olması gerekiyor, felsefenin de olması gerekiyor. Bahtini dediniz de felsefe var işin içerisinde. Ve o dönemde bir de. Sokrat’tan, Aristoteles’dan, Yunan felsefesinden, Avrupa’dan habire çeviriler yapılıyor. Bu çeviriler yapılırken de hiç analiz edilmeden, gözden geçirilmeden kitap haline getirilip millete okuduluyor. bu ne kadar doğrudur ne kadar değildir o yüzden normalde bunu da uygulamıyor. Selçuklular kendilerince tabircai ise sünniler tuğru şah döneminde. İslam dini devlet dini hükmüne geliyor. Nasıl. Bizans. Hristiyanlığı devlet dini haline getirdiyse önceden. Hristiyanlar zulüm altında, kimin zulüm altında. Yahudilerin zulm altında. O yüzden dağların tepesine kiliseler yapıyorlar çünkü.
Yahudiler onları siz kafirisini deyip katlediyorlar. Hristiyanlar ne yapsınlar yerin altında mağaralar yapıyorlar kiliseler yapıyorlar dağların enzirmesine kiliseler yapıyorlar çünkü bir. Yahudi zulmü var. Hristiyanların üzerinde. E İsa’yı da zaten. Yahudiler o hale getirdiler, çarmıha geldiler. Şimdi onlardan ortak evangelistler çıktı, Yahudi-Hristiyan ortaklığı bu. Aslında. Yahudi ve. Hristiyanlar en büyük düşmandır birbirlerine. Ama. Müslümanlara karşı onlar şimdi birleştiler. Öyle olunca çok ırklı, çok dinli, çok felsefeli bir coğrafya. Öyle bir coğrafya ki bakın ona kaşkardan egadalarına kadar ve aral göründen, kafkasya’dan, yemen ve adene kadar uzanan bir devlet. Bir imparatorluk, böyle olunca anonsana kara hanlılar bile.
10. Bölüm
Selçuklulara bağlı. Kara hanlılar dediğinizde onlar da büyük bir. Türk. Devleti. Onlar da. Selçuklulara bağlı. Öyle olunca en zirve noktası. Melik. Şah dönemidir. Melik. Şah döneminde bütün. Avrupa’lı tarihçiler bunun destekler bir adalet devridir. Bakın adalet devridir. Avrupa’lı tarihçiler. Selçuklu. Devleti’nin. Melik. Şah dönemini derler ki bir adalet devleti. Hatta ermeniler bile. Selçuklunun adaletinden memnundur. Bütün. Selçuklu topraklarında yaşayan hangi dinemensiz olursa olsun hangi millete hangi ırk amensiz olursa olsun hepsi de. Melik. Şah döneminde güvendedir. Mutludur. Hepsi de normalde taviricay ise can güvenlikleri, mal güvenlikleri, din güvenlikleri eman altındadır. Zaten. Melik.
Şah öldüğünde bölge insanının hepsi de üzülür. Ve. Devletin teşkilatı. Melik. Şah döneminde. Nizamül mülke veriyoruz. Şimdi. Nizamül mülke geliyoruz. Tabi. Nizamül mülk çok gayretli bir kimsedir. Âlim bir kimsedir. Normalde ilmi ve kültürel faaliyetleri zirvede bir kimsedir. Ve. Nizâmiye medreselerini kurar. Nizâmiye medreseleri dünya çapında şöhrete kavuşur. Hem ahlaki noktada hem devlet yönetiminde hem iklisadi noktada hem de normalde ticari hayat açısından muhteşem gelişmeler olur. Muhteşem gelişmeler olur. O yüzden hani. Nizamül mülkün. devlet açısından siyaset namesi gerçekten bütün devlet insanlarının ve devlet adamınlarının okuması ve uygulaması gereken bir şeydir. Ben bazı bölümlerini zaman zaman göz gezdiriyorum, zaman buldukça gerçekten o zamandan bu zamana ışık tutan bir siyaset namesi var.
O yüzden sadece vizir olarak görmek mümkün değil bir devlet kurucusudur. Nizamül mülk. Devlet kurucusudur. Ve normalde. Nizamül mülkün diğer vizirlerden ayıran en önemli özelliği. devlet gücüyle tabirimi hoş görün ideolojiyi iç içe yaşatmasıdır. Ideoloji nedir? Devletin bir ideolojisi bir hedefi olmalı. Ve. Nizamül mülk bunun ikisini harmanlamış bunun ikisini birleştirmiş bir insandır ve. Nizâmiye medreselerini devleştirerekten akçeli hale getirerekten devletin memurları vardır orada bu noktada. ilmi komusal alana yaymak ve normalde. kılıcın yetmediği çünkü kılıç yetmez kılıcın yetmediği yerde zihinle, ahlakla, fikirler insanları yönetmeye çalışır. Nizamül mülkün felsefesi budur. Yani. Nizamül mülk de sadece devletin gücünü kullanıp insanları yönetmek yoktur.
İşin içerisine ilim girer, irfan girer. Ahlak girer, işin içerisine insanların bireysel özgürlükleri girer girer. sadece devletin kılıç zoruyla bir şey yaptırması söz konusu değil. E geldik şimdi Gazâlî’nin keşfi tesadüfü mü yoksa bir stratejik bir seçim mi? Gazâlî’nin keşfi, Gazâlî’nin bir ilmi derinliği var. Bunu yok saymak mümkün değil. Ama. Gazâlî’de en önemli olgularından birisi kriz dönemlerinde devletle, dini ve din darları. bir araya getirip düzeni meşrulaştıran bir kimsedir. Bunlar tartışmaya açıktır. diyeceksiniz ki ya düzeni meşrulaştırıyor. Evet meşrulaştırmış. Bugünden biz o güne baktığımızda eksik yönlerini görebiliriz. Ama devletin içeriden. Fatimiler var. İçeride. Bahatiniler var.
11. Bölüm
İçeride. İsmailiyeler var. İçeride. Haşhaşiler var. Dışarıda. Batı’da. Bizans var. Şia var bir tarafta. Bir tarafta apasiden kalıntılar var. Biraz daha böyle. Selçukluların güney doğusuna doğru gittiğimizde. Selçuklu’nun dışarıda da içeride de uğraştı, savaştı, çok alan var. Öyle olunca o kriz döneminde devleti meşrulaştıran meşruu yete çeken ilmiyle felsefeyi sınırlayan yok eden değil ilmiyle felsefeyi sınırlayan batimileri etkisiz hale getiren. Şimdi mesele yanlış anlaşılmasın diye kelimeyi yuttum ama yutmayayım. Sünniliği biraz da ortodokslaştıran. ortodoklaştıran. sistemleştiren bir Gazâlî bunu normalde ben eleştiriya açık bir insanımdır. Çünkü o zaman için. Selçuklular bunu hep söylerim kendi içimdedir.
İslam dininin ayakta durmasının en büyük etkenlerden birisidir. Ben hala da derim. İslam şu anda bir fikri planla mesebeyi planla hayat felsefi planla ayakta duruyorsa. Selçuklulara. dua etmek gerekir. Çünkü o günkü abbasilere baktığınızda emevilerden sonra emevi ve abbasi ikisini bir nitelendirdiğinizde ne yazık ki. İslam dünyasının elli tutulur bir tarafı kalmamıştır. Etkisiz yetkisiz gücü kuvvet olmayan çok özür dilerim ama maskot gibi duran bir halîfe. baskılara direnemeyen ordusu olmayan gücü olmayan bir halîfe var mısın. Devlet başkanı ayrı, halîfe ayrı arada bazen çatışıyorlar ve. İslam dünyası içinde yükselen bağıt-ı milliye, içinde yükseliyen. İsmaliye’ye içinde yükselen haşhaşiliye, içinde yükselen faat-ı milliye bunlarla baş edemez halde.
Dışarıda. Bizans iki de burada saldırıyor. Seferlerin var bir çok ufak tefek. Aşağıda yukarıda, yanda, sağda, solda mesela habire savaşan bir salçuklu var ve her şeyiyle bütün o gün için, bütün dış etkenler. İslam’ı boğmak için mücadele ediyorlar. Buna bir de o günün caferilerle şikayı ayırıyorum tekrar. O günün bir kısım şiha örgütlenmeleri de bunların içerisinde. Böyle olunca ben hala da derim ki. İslam salçuklullardan. Osmanlılara geçerken. İslam dünyası salçuklullara çok şey borçlu. dolayısıyla. Türklere. Bakın dolayısıyla. Türklere. O yüzden şu anda. İslam dünyası. İslam olarak. Müslümanlar olarak hala da adı anılıyorsa bunda selçukluların payı çok fazla. Tabii Gazâlî bu manada bir taraftan filozoflara cevap verirken, bir taraftan da itaat konusunda, bir taraftan da ahlaki konularda siyasetçilere eklemler yapar.
Halka da bu noktada öğretiler içerisindedir. O yüzden. Sünnî. Fıkı burada hem ahlaki kendi içerisinde içselleştirir hem de devlet düzeni açısından devlette de içselleştirir. Din ve devlet kardeşdir kuramı o zaman büyük selçukluluğunuzu zamanında oturur ve yerleşir. Nizâmülmülk de başlar, gazaliyle devam eder. Mesela Nizâmülmülk’ün siyaset namesinden size şimdi yine bir parara fokuyun. Padişahlar da olmazsa olmaz şey pirupak, perfemiz dindir. Zira din ve hükümdar birbirlerinin kardeşi gibidir. Hükümdarın vatanında bir kargaşa baş gösterince dinde bundan zarar görerek bozgunculara ve dini eğrilere gündoğa. Keza dinde bir fesat vücuda gelirse memlekette nizam kalmaz ve dahi mayası bozuklar palazlanarak padişahın itibarını sarsarlar.
12. Bölüm
Kalpler kararır, sapkınlık ayyuka çıka ve asiler galabe çala. Nizami mülkün siyaset namesinin sekizinci faslında bu. Nizami mülkün düşüncesi budur. Bu düşünceyle Nizâmülmülk din ve devletin ayrılmasının mümkün olmadığını, ayrılamayacağını, ayrıldığı takdirde ülkede karışıklıkların çıkacağını emniyet ve asayişin ortadan kalkacağına inir. Ve yine Gazâlî, onun devamı olan Gazâlî de din ve devletin ayrılmaması gerektiğini söyler. Şimdi de gazaliden alıntı. Din ve devlet ikisi kardeşdir. Din esas devlet koruyucudur. Esası temeli bulunmayan bir bina yıkılmaya mahkum olduğu gibi muhafızı bulunmayan şeyler de yok olmaya mahkumdur. Dünya düzeni için hükümdarın varlığı zorun olduğu gibi ahiret saadetini kazanmak için de din zorunludur.
İnsanlar çeşitli sınıflarıyla, içinde bulundukları muhtelif durumlarıyla, arzularıyla ve birbirine aykırı görüşleriyle baş başa bırakılsalardı ve aralarında görüşüne hürmet ve itaat edilen ve onları bir fikir etrafında toplayabilecek güçte bir kimse bulunmasaydı şüphesiz hepsi de en son ferdine kadar helak olurdu. Bu hastalığın ilacı ise ancak bu dağınık ve birbirine aykırı fikirleri bir araya getirebilecek çeşitlik görüşlere sahip. insanları bir fikir etrafında toplayabilecek güce, kudrete sahip ve kendisine itaat edilen bir sultanın varlığıdır. Bu da bize gösteriyor ki dünya düzeni için sultanın varlığı ve din düzeni için dünya düzeni zorunlu olduğu gibi ahiret saadetini kazanmak için de din düzeni zorunludur.
Bu da gazal eder. Şimdi siz buna diyebilirsiniz ki ya böyle bir şey olabilir mi şimdi? Buradan gazaleyi bu konuda elistirmek basit. Evet çok basit. Ama o günkü coğrafya da devletin o günkü durumunda ve içeride ve dışarıdaki etkenlere baktığımızda o zaman Gazâlî’ye hak verir insan. Gazâlî o yüzden dinle devletin kardeşinin bir zorunluluk olduğunu hem dünyevi hem de uhrevi mutluluğun böyle bir kardeşi gerektirdiğini ifade eder. Hem nizaml-ül mülkün yaşadığı dönemde hem de Gazâlî’nin yaşadığı dönemde batinilik, haşarşilik ve bazı felsefi akımlar dinin özürüne zarar vermeye başlamıştır. Toplumda huzursuz diye neden olmuştur. Toplum huzursuz ve normalde bu sebeple din için devlet devlet içinde din olmaz olmaz olarak görülmüştür o gün için.
Haşarşi belasından kurtulmak hem devletin hem de dinin birlikleri için zorunu hale gelmiştir. Böyle olunca. Türk-İslam toplumunun bütünlüğünün bozulmaması için din ve devlet arasındaki bağı ilk dönemlerde olduğu şeklini getirmek için gayret etmişler. Dinin ve devletin de idareisinin aynı liderde olması gerektiğini ifade etmişler. Ben kendimce bu tespitleri yaptıktan sonra diyorum ki kendimce o gün için doğru yapmışlar. Bakın din ve devletin bir merkezde olması. Zaten. Tuğruşa’dan sonra. Melisya. Halifeli’de alır. Tuğruşa. Halîfe’ye normalde kendi kız kardeşini verir, evlendirir ve tablicaysa. Halîfe. Maskot halinde der. Yani. Tuğruşa’nın emrinde gibidir. Böyle olunca gazaliyle beraber bunlar negatif yönleri.
13. Bölüm
Bunları da konuşmazsam haksızlık yapacağımı inanırım. İlmi çoğulculuk diye nitelendirildiğimiz bugün için. İlmi çoğulculuk daralır. Bunu bir böyle özeleştiri gibi alalım. Gazâlî ile beraber mesela meslepler arasındaki sınırlar sertleşir biraz. Bunlar benim negatif olarak tespit ettiğim şeyler. Sorgulama biraz kalkar ortadan, sorgulamanın yerine iç disipli de alır. Bunlar dönemin getirdiği o dönemin getirdiği sıkıntılardan kaynaklanır. Ama mesela o sıkıntılara rağmen bu biraz hayalperestik gibi algılanabilir. Ben mesela ilmi çoğulculuğun daralmasını çok gönlüm arzu etmezdi. o ilmi çoğulculuk oysa daha iyiye, daha ileriye, daha güzel’e götürebilecek bir şeydi. Ve hatta meslepler arasındaki keskin sınırlar çizgiler bazı şeyleri yönetmekte zorlandırdığına inanıyor.
Mesela şu anda da o keskin çizgilerin olduğuna inanıyor. Bu. İslam dünyasının en büyük hastalıklarda. Bu hastalıklar devam ediyor. Bir, biz ilmi çoğuculuktan uzağız, ilmi çoğuculuktan ama, heva ve evesten değil, nefsin öngörülerinden değil. İlmi çoğuculuk dediğim bir şey de gerçekten ilim noktasında bir şey getiriyorlar orta yere. Biz şu anda da. İslam dünyası bu noktada çok kısır. Şu anda da çok kısır. Mesela dedim ya Gazâlî ortodokslaştı biraz gazaliden sonra dedim. Evet şu anda ortodoksluğun tam göbeğindeyiz biz. Şu anda mesela. İslam dünyası bir kadının bu çok acı şeyler bunlar. Bir kadının tek başına seyahatini halledebilmiş değil. Mesela burada ortodoksluk bir noktadayız. Bunu bazen örnek diyorum ya eski şehirde üniversitede konferanstayım.
Kızlara sordum kızlar hanginiz buraya dedim babanız getirdi. yaklaşık o salon bin kişilik vardı herhalde değil mi? O sohbete gelen var mı eski şehre gelin var mıydı bin kişilik daha mı fazlaydı? Evet kocaman bir salondu çünkü iki tane kız kaldırdı bizi babamız getirdi diye. Geri kalan kızların hepsi de bindi otobüse geldi. Şimdi yukarıda bayan kardeşler burası dışından gelen bin dilerotobüse geldiler. Hanefiye göre haram işlediler bakın biz bunu kıramıyoruz şimdi. Ha ben kırıyorum ben nasıl kırıyorum diyorum ki bu konuda şu hadîs var şu olay var. Yol güvendeniz varsa gidebilirsiniz diyorum ama o kitaplarda o iştahı duruyor mu duruyor. Kadın ömreye gidecek tek başına ömre olmaz diyorlar ona. Gidemezsin yol güvenliği varsa gidebilirsin diyorum adı işleri var öyle bir zaman gelecek ki filan ciğerden bir kadın tek başına buraya beytullah ha.
Tavafa gelecek hadce gelecek diyor burada söz konusu olan yol güvenliği varsa siz seyahat edebilirsiniz diyorum. Ama mesela o Sünnî kesimdeki veya şiada da bu ortodoksluk var. Yani. İslam dünyasının şu anda bütün mezheplerinde ortodoksluk var. Hâlâ da biz şafilerde kadın erkeğe dokunda abdesti bozuldu mu bozulmadı mı bunu tartışıyoruz. Ama bu normalde evet Gazâlî nizam ümumlük ve gazaliyle bir fayda sallanmış o zaman için o fayda ne. kısa zamanda bir devlet ve millet arasında bir istikrar oluşmuş ama uzun vadede kabul edilir edilmez. Uzun vadede benim nazarımda. Allâh beni affesin bu hem fıkıhta hem böyle bilhassa fıkıhta bir durgunluk yaşanmış. Biz o durgunluğu hâlâ da yaşıyoruz bu ama gazaliyle başlayan bir durum değil bu.
14. Bölüm
Bu normalde gazaliden sonra devam eden bir durum. siz o gün için kriz yönetmek için belirli kaydeler kurallar koyuyorsunuz o kriz dönemi bitiyor. Kriz dönemi bitikten sonra da o kral ve kaydelere devletler kendi devlet başkanları kendi makamlarını korumak için kriz dönemindeki kurallı ve kanunları kendi heva ve veslerine kullanıyorlar. Oysa o kriz döneminde o krizi aşmak için o günkü olaylara minhasır verilen fetvalardı veya durumdu. O hâl geçtikten sonra olağanüstü bir hâl diyoruz ya o olağanüstü hâl geçtikten sonra onların değişime dönüşüme tabi tutulması gerekiyordu ama değişime dönüşüme tabi tutulmuyor devam ediliyor. Hâlbuki o kriz kalmamış o kriz kalmadı hâlde neden o kriz varmış gibi davranılıyor.
Bu da devlet birokrasisinin ve devletliği yöneten kimsenin işine geliyor. O zaman biz o duruma baktığımızda tarihsel olarak doğru, ben tarihsel olarak doğru görüyoruz. bunda bir sıkıntı yok. Devlet yapısı açısından da isabetli görüyoruz. Yine bunda da bir sıkıntı yok. Ve tarafsız da değil o zaman için bu yapı. Bunun tarafsız da görmüyoruz. devletin ihtiyaçlarını merkezi alan, biraz insanların düşünce özgürlüğünü kısıtlayan bir yapı var. O gün için geçerli ama bunda bir sıkıntı yok. O gün için geçerli. bu şuna benziyor. 12-50 döneminde böyle adı sıkı yönetim olarak konulmuş. Ama sıkı yönetim delilen şeyin, sıkı yönetimler devleti korumak için vardı. Sıkı yönetimler halkı korumak için değildir.
Devlet otomatikman kendini korumak için sıkı yönetimi ilan eder. Halkı korumak için değil. Ve sonra sıkı yönetimin arkasından bir ihtilal olur. devletin içerisindeki bir güç ihtilal eder. İhtilal yaptıktan sonra yine devleti korumak için yeni bir anayasa çıkarır. Aslında o kriz yoktur artık. O tehlikeler yoktur. Ama o anayasa orada kalır. Şimdiki olduğu gibi. Şimdiki olduğu gibi. Nedir? 12-50’lerin yaptığı bir anayasadır. 12-50’lere ülkücüler karşıdır. Solcular karşıdır. Komünistler karşıdır. İslamcı veya dinci adına ne derseniz değil. İslâmî cemaatler ve cemiyetler karşıdır. Ama hiç kimse değiştiremez. 60 ihtilalinde değiştiremedikleri gibi. 12-50 ihtilalinde bir anayasa olur. Yine hiç kimse değiştiremez.
Bu tipik bir ortodoksî bir durumdur. Aynı şey gazaliden sonra da söz konusudur. O yüzden evet onların normalde yaşadığı zaman dinle milletin birlikteli, dini kurumların oturması, yerleşmesi, toplumun bütünlüğünün bozulmaması. bu tip krizlerin aşılmasında, nizami büyük ve Gazâlî felsefesi işlevini yapmış, yerine getirmiş. Devlete bir düzen lazımdı. Devlet düzeni oturtturmuş. Normalde bir otorite lazımdı. Otorite oturmuş. Bunlara uygun cevabı veren Gazâlî olmuş. Felsefeyi. Kur’ân sünnet bilgisiyle çepe çevre sarmış. Tabircaisi onun çevresini oluşturmuş. Çünkü tehafidle bunu yapmış. Tehafid yazılmasaydı, İslam dünyası felsefecilerin boğuntusuna uğrardı. Gazâlî ile beraber Sünnî din anlayışı ve yaşantısı sistemleşmiş.
15. Bölüm
Ahlakı, fıkıhı, akaydi, siyaseti birleştirmiş Gazâlî. Ama Gazâlî’nin bence en önemli hizmetlerinden birisi hizmet olarak nitelendiriyorum onu. Tasavvufu, sufiliği meşru ulaştırmış. Ve meşru ulaştırırken onu da. Kur’ân ve sünnete bağlamış. Devleti ahlakileştirmiş. Devleti ahlakileştirmiş. devlet ahlaksızlıktan kurtulmuş. Devlet ahlaklı olursa toplum ahlaklı olur. Devlet ahlaksız olursa toplumda siz ahlakı oturtturamazsınız. Devlet rüşvet alırsa. Bu insanlar işlerini görmek için rüşvet verirler, devlet rüşvet almazsa insanlar rüşvet veremezler. Ahli akilik devlette başla. Gazâlî bunu. Nizami. Müpen sonra bunu oturtturmuş yerleştirmiş. Siyasetçileri dinle erdemleştirmiş. Devlet başkanları ve hatta siyasetçiler devleti idare eden bürokratlar erdenli insanlar haline gelmiş.
Ya fitneyi durdurmuşlar felsefik olarak. Normalde gazalin tesbidettikleri bunların en önemli özelliklerinden birisi devleti zorbalıktan çıkarmış ahlakileştirince. Gazâlî’nin yönteminde devletin zorbalığı yok. Zorbalığı olmayınca devlette kırılganlık diyor. Çünkü zorba devletlerde kırılganlık var. Mesela o appasilerde zorbalık var kırılganlık yaşıyorlar. Memlüklerde zorbalık var kırılganlık yaşıyorlar. Mesela emevelilerin son kısmında. Yezitten sonra zorbalık var kırılganlık yaşıyorlar. Eğer devlet zorba olunca çünkü kırılganlıklar fazla olur. Zorba bir devlet var. Devlet kendi felsefesini kendi inancını veya kendi durumunu halka zorla kabul ettirirse kırılganlık olur. bir taraftan devlet çatırdamaya başla.
En önemli zorba devletlerin çektiği sıkıntı budur. Eskiden de yeniden de. O zaman Gazâlî’ye baktığımızda Gazâlî bazı meselelerde engelleyici gibi değil, dengeleyici gibi durur kendi zamanında. Devlet de farklı ilişkisini dengeleyen devlete sınır çizen, devlete sınır çizen. Ferde de sınır çizen bir olguya sahiptir Gazâlî. Bence böyle olunca daha böyle kendi zamanında devletle milleti barıştıran âlim, devletçi, topluma faydalı son dönemde sûfî bir kimsedir. Son dönemde sûfî bir kimsedir. Kendi zamanında kendince o günkü şaklarda ihtiyacı binaen ben bunu bir ilahi el yordamıyla olduğuna inanıyorum. Çünkü. Müslümanların bir çatının altında ayakta durması gerekiyordu. Cenab-ı. Hak bu küfe alimlerinin terbiyesini almış.
Bir topluluğun içerisinde bunları çıkarmış. Evet. Anadolu’daki. İslam nasıl yavaş yavaş şekilleniyor. Evet güveninin vefatından sonra Gazâlî nizamün mülk imanesine girer ve ona birkaç proje verilir. İlminiz hafi fıkhın güçlenmesi için kullan. Hem dinlen hem fikren hem de siyasetten büyük bir tehlikeli olan, tehlikeli olan batı mille karşı bir reddiye yaz. Gazâlî bunun hakkını verir. Bir süre sonra. Bağdat atanır. En üst ilmi makam olur. Halîfe kadar ünlenir. Ama bir proje adamıdır. Devlet bürokrasisi emreder ve yerine getirir. Borduroğlu din adam olmuştur. Daha sonra bunun pişmanını duyar ve itiraf eder. Evet buradan inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Anadolu’daki. İslam’a gireceğiz ve Gazâlî’nin üzerindeki bu tip eleştirilere de cevap vermek değil derdiniz.
16. Bölüm
Bu noktada Gazâlî kendini ne minhasır kendi zamanından bakabildiğimiz kadar bakıyoruz. Herkesin olduğu gibi Gazâlî’nin de olumlu yöntere var, olumsuz yöntere var. Hata yaptığı yerler var, yapmadığı yerler var. Hepimiz için geçerli bu. Hepimizin geçerli. O yüzden Gazâlî eleştirilecekse de eleştirilmesi gerekir ki dersi çıkaralım. Bugün de dersi çıkaralım. Bu konuda ben Gazâlî eleştirenlere reddiye yapma noktasında değilim. Böyle de algılanmasın mesela. Bunu böyle algılarsak da bu sefer hakkını yemiş oluruz. Eleştirenler. Yok biz bu noktada bir. İslam âlimidir. Son denen sûfî’dir. Herkes gibi eksiklikleri ve fazlalıkları vardır. Herkes gibi yanlışlıkları var. Mesela devlet tarafından atanması, devletten akçı alması.
Mesela. İmam-ı. Azam’ın uyguladığı bir şey değildir. Ölmek. İmam-ı. Muhammed’in yolu da değildir. Mesela. Serah’sinin yolu da değildir. Şimdi böyle baktığımızda bu açıdan baktığımızda sen din âlimi sen devletten maaş almaman lazım. Ama sen devlet memursan devletten maaş alabilirsin. Bu ayrılıyor mesela. O zaman Gazâlî’ye bakarken bir din âlimli tarafından bakacağız. Bir de devlet memurlu tarafından bakacağız o zaman. Mesela devlet sana maaş veriyor. Ne diyor? cümâda günleri bu hütbeye okuyun diyor. O hütbeye okuyorsun orada. O hütbe topluma faydalı mı? Değil mi? Nereye kadar faydalı? Nereye kadar faydası? Zirdeleyemiyorsun. Bugünkü sistem bu. Normalde çarşının içerisinde cami var. Çarşının içerisindeki cami örnek diyorum.
Beraber gittik ya seninle cümâya. Bursa. Gazın fetvasını okuyor camide. Bir hafta önce de ne oldu? Organ. Boğışı ile alakalı okuyordu. Ben oturduğum yerden bağırdım. Dedim öldüğüne kim hükmü ediyor? İmam böyle gözünün o üstünden baktı. Mustafa. Özva döndü cemaat bize veriyorlar. Biz de okuyoruz. Beraber dik değil mi seninle? Tabi oğlu da diyor ki sen burada bari rahat durdu ya ona. Bir daha senden cümâya gelmeyeceğim diyor. İyi haftasına yine aynı camiye gittik. İmam ne okuyor? Bursa. Gazlı. Lo dos gelecekmiş. Lo dos gelecek için bacalarınızı temizleyin. Ben tam gene müdahale edeceğim. Bir şey diyeceğim. Oradan baktı sevgili cemaat diyeceksiniz ki dedi biz. Bursa. Gazlı alakalı ne okuyoruz burada?
Biz ev gönderiyorlar biz okuyoruz dedi gene. Şimdi bundan kıyasladığınızda baktığınızda orta araban başka bir şey çıkıyor. Gazaleye de baktığımızda devletin elemanı. Aççeli elemanı. devletin bürokratı. Ha doğru yaptıkları var, eğri yaptıkları var, kısa yaptıkları vardır, uzun yaptıkları var. Ama buranın altını çizelim devletin elemanı. Ha devlet kötüdür, iyidir, doğrudur, yanlıştır orasına bakmıyorum. O ayrı bir mesele. Rabbim bizi affeylesin inşallah. Allâh izin verirse inşallah önümüzdeki hafta az önce okuduğum bölümden devam edeceğiz inşallah. Allâh izin verirse. Al-Fatiha ma salamu ala. Âmîn.
Kaynakça
İmâm Gazâlî Sohbetleri 8/14 — Mustafa Özbağ Efendi’nin “Gazâlî’den Sorular” konferans serisinden.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Sünnet, Halife, Hamd, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı