Pazartesi, 29 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
İmam Gazâlî Sohbetleri ·

Nizâmiye Medreseleri | Gazâlî Sohbetleri 9

Selçuklu Devleti'nde siyasal, ideolojik ve toplumsal bakımdan dirlik ve düzeni sağlamaya çalışan Nizamül Mülkta Bağdat olmak üzere ülkenin belli başlı bütün kentlerine medreseler kurar. Nizamiye Medre...


1. Türk Devlet Anlayışı: «Devlet Tebaasına Dîn Dayatmaz»

Devlet, Tanrı değildir hiçbir zaman. Devlet insanlarına, dîn dayatamaz. Normalde Türkiye devlet sisteminde devlet kendi tebaasına dîn dayatmaz; hukuk koyar ortaya. Aslında «Türk» demek hukuk demektir.

Biraz milliyetçilik nâmûsum kabarıyor herhalde. Öyle görebilirsiniz; hiç önemli değil. Ben milliyetçi bir insanımdır; bunu da inkâr etmem. Evet ben milletimi severim. Ben «en üstün Türk ırkı» diyenlerden değilim. Yok. Türk demek hukuk demektir, adâlet demektir; insanlık demektir, zâlime kafa kaldıran-baş kaldıran demektir; haksızın değil, haklının yanında durmaktır.


2. Türkler Tek Tanrılıdır ve İslâm’ı Çok Rahat Kabûl Etmişlerdir

Türkler hiçbir zaman çok tanrılı bir dîne sâhip olmamışlardır; tek tanrılı dîne sâhiplerdir. Ve Türkler Hz. Nûh oğlundan (Yâfes hattından) îtibâren Müslümandırlar. Evet, yarın sosyal medyâda beni taşlayacaklar; hiç umurumda değil.

Türkler hiçbir zaman çok tanrılı inanışa sâhip değildirler; tek tanrılıdırlar. Ve var olduğundan îtibâren Müslümandır Türkler. O yüzden İslâm’ı çok rahat kabûl ederler.

Meselâ Boşnaklar Türk’tür, Pomaklar Türk’tür, Bulgarlar Türk’tür, Macarlar Türk’tür. Onlar Hazar denizinin üstünden gidenlerdir. Avrupa’ya gidenler, altından gelenler Anadolu’ya gelir. Bunlar çok eski târihlerde yürümüşlerdir. Dünyâ târihi Türk medeniyetiyle kurulmuştur. Müslüman demek Türk demektir, Türk demek Müslüman demektir, kısacası.


3. «Hiçbir Türk Kavmi Kendi Kızını Diri Diri Gömmedi»: Arap Câhiliyesi

Anlam derler ya «Peygamber neden Araplara gönderildi?» En çirkef millet Araplardır o zaman için; en câhil varlık onlardı. O yüzden Cenâb-ı Hak Peygamber’i Araplara gönderdi.

Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz kendi kızını diri diri gömen — Araplar diri diri gömerdi. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz, kadını doğuracağı zaman çöle süren — Araplar kadınları doğuracağı zaman çöle sürerlerdi. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz, kadını ay hâli olduğu zaman çadırdan dışarı atan — Araplar çadırdan dışarı atarlardı. Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz, kadını pazarda satan — kendi eşini pazarlayan hiçbir Türk kavmi göremezsiniz.

Kim pazarlar? Araplar pazarlar; İngilizler pazarlar. 1800’lere kadar, 1900’lere kadar İngilizler kendi eşlerini pazarda satarlardı («wife sale» âdeti). Hiçbir Türk kavmi göremezsiniz eşini pazarda satan. Siz «Batıcı» diye — sizleri kastetmiyorum — «Batıcı» deyip İngilizlerin kuyruğu oldu insanlar. Kim bu İngilizler? Kendi eşlerini pazara çıkarıp satanlar. Kendi eşini satan insandır İngilizler; seni-beni hâydi-hâydi-âciz satar zâten.


4. Gazâlî Tipik Bir Türk-Devletçi: «Damarlarımızda Devletçilik Vardır»

Mevzûyu dağıttım, kâlayan’a geldim — hakkınızı helâl edin. Şimdi o yüzden Gazâlî tipik bir Türk’tür. Gazâlî aynı zamanda da bu — kronik hastalık olarak değil, genetik genel — bir devletçidir.

Aslında hepinizin damarlarında devletçilik vardır; benim de vardır. Devlet bizim bu ensemizde boza pişirse, dahâ biz devlet düşmanlığı yapmayız. Yapmayız. Biz bir şey olsa, yalın ayak başı kabak, baldırı çıplak en önde yürüyecek olan biziz; genel olarak biziz, başkası değil. Bunun örnekleri de görüldü.


5. 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi: Dergâhın Tutumu

Ben mut toplulukla mutluyum, gururluyum. Sonuçta bir kargaşa çıktı (15 Temmuz 2016 darbe gecesi). Biz Cumhurbaşkanı’nın sözüne bile bakmadık; herkesden önce biz toplandık ve darbeye karşı geldik. O yüzden de darbelere mâruz kaldık.

Bunun da altını çizin: Biz meydandayken bâzı AK Parti milletvekilleri gözlerini uçturdu uçturdu… Biz meydanı terk ederken onlar yeni geliyorlardı. Beklediler darbe ne tarafa evrilecek diye, beklediler.

Neyse — o yüzden bizim damarlarımızda devletçilik vardır; biz devlete ihânet etmeyiz. Bu bizim genetiğimizdir, bunu reddedemeyiz. Bununla da ben savaşmam zâten. Ben devletçi bir insanımdır. Devletin bozuk çarkları vardır, yönetimsel problemleri vardır, vardır da vardır — ama yine de devletçi bir insanımdır. Allâh bizi affetsin.


6. Nizâmiye Medreseleri: İslâm Dünyâsında İlk Devlet Eğitim Kurumu

Selçuklu Devleti’nde siyâsal, ideolojik ve toplumsal bakımdan devamlılık ve düzeni sağlamaya çalışan Nizâmülmülk, başta Bağdat olmak üzere ülkenin belli başlı bütün kentlerine medreseler kurar.

Nizâmiye Medreseleri adı verilen bu okullar — bakın buranın altı çizili — İslâm dünyâsında devlet eliyle yapılan, devlet bütçesiyle eğitim veren, müfredâtı devlet tarafından belirlenen ilk eğitim kurumlardır.

Doğrudur. Bu, normalde Nizâmiye Medreseleri ilk defa İslâm dünyâsında devlet eliyle kurulan üniversitelerdir. Bunların akçeleri devlettendir, müfredâtları da devlettendir; hepsine de katılıyorum.


7. «Devlet, Tebaa’nın Dînini ve Aklını Korumakla Mükelleftir»

Selçuklu — şimdi devlet yönetmek, çok özür dilerim, kümes yönetmek gibi değildir. O gün için devleti yönetenler, insanların sapkın düşüncelere ve fikirlere batıp gitmesin, sapkınlıklara kendini fedâ etmesin diye devlet bu çalışmaları yapmıştır.

Ben karşı değilim bunlara. Çünkü devlet tebaasının dînini ve aklını korumakla mükelleftir; o yüzden eğitim vermekle mükelleftir. Ha içerikleri tartışılabilir — bu da ayrı bir mes’eledir. İnşâallâh önümüzdeki haftada buradan devâm edeceğiz.


8. Hakan Kardeş’in Soru-Cevap Çalışması: «Nefes» Serisi Kitaplar

Bir kalem getirirseniz şuraya «devâm» diye yazayım. «Sorulara ilâve bir şey edecek misin, sorular kalacak mı, Hakan?» «Kalmasın. Yok, bugünkü konuşmalarınızın üzerine bir soru manzûmesi yaparsanız tekrâr önümüzdeki haftada o soru manzûmelerinin üzerinden gidebiliriz. İllâki benim analîzim doğru diye bir derdimiz yok.»

Ben yeniden Hakan kardeşe teşekkür ediyorum. Bayağı uzun zaman oldu, böyle soru hazırlamıyordu. Hattâ ben biraz böyle sorma noktasındaydım: «Bu ara hiç soru gelmiyor, bizi bu konuda heyecanlandırmıyorsun» dedim, hattâ «ümîdimi kestim» dedim. O bana diyordu ki: «Öyle bir sorular hazırlıyorum, koltuktan kalkınca başın tavana vuracak» diyordu. Henüz daha başımız tavana vurmadı. Ama bir hayra vesîle oldu; Allâh râzı olsun kendisinden.

Bizim «Nefes 1-2-3-4» çıkıyor mu? Üçte mi kaldık? Dördü işte atlamayacağız. Tamam, inşâallâh «Nefes 1-2-3» tabiî Hakan kardeşin sorularıyla vücûd buldu. Bir de «İslâm’da Siyâset» — o da Hakan kardeşin sorularıyla vücûd buldu, kitapları da bastırdık. Bir tek herhâlde «Mesnevî» kaldı galiba, değil mi? Mesnevî de basıldı mı? Basımda. İnşâallâh o da bitince başlayacağız yavaş yavaş kardeşlere sunmaya. Onun da bitmesini bekliyoruz. Allâh’tan bir şey gelmezse, inşâallâh hayırlı vakitte bütün kardeşler okumayı nasîb eylesin. İnşâallâh faydalı olur, inşâallâh faydalanırlar. el-Fâtihâ. Âmîn.


9. Nizâmiye Medreselerinin İyi Niyetle Başlayıp Sonra Bozulması

Nizâmiye Medreseleri başlangıç olarak, amaç olarak çok yerinde; ama ne yazık ki sonradan işlevlerini yitirmişler. Başka şeyler girmiş işin içerisine. Başka şeyler işin içerisine girince, bunu önümüzdeki haftada giriş yapacağım — Nizâmiye Medreseleriyle alâkalı. Başlangıcı çok iyi niyetli, iyi niyetle yola çıkılmış.

Ama ne yazık ki — İslâm dünyâsındaki iyi niyetle yola çıkıp sonra yolda bozulma hastalığı — onlara da bulaşmış. Bunu önümüzdeki haftaya sakladım. Şimdi oradaki Nizâmiye Medreselerini önümüzdeki haftada biraz böyle analiz edeceğim ki günümüze ışık tutsun diye analiz edeceğim.


10. «Yola Müceyyet Çıkıp Müteahhit, Densiz Olmak»: İslâm Dünyâsının Kronik Hastalığı

Çünkü yola çıkarken herkes Kur’ân-Sünnet, vatan-millet diye yola çıkıyor. Başlangıç olarak çok güzel, benim tâbirimle «müceyyet» (tertemiz) olarak yola çıkıyor. Yolda sonra «müteahhit» oluyor, sonra «it» oluyor, sonra densiz olup çıkıyor. Bu İslâm dünyâsında kronik hastalıktır bu.

Makâmı, mevkîi, parayı görünce değişiyorlar. Nizâmiye Medreselerinin sonradan böyle bir yörüngesinden çıkıp — fayda sağlaması gereken bir hareket iken — sonra senin dediğin noktaya geliyor. Burası açılıma, değişime açık bir topluluk olmaktan çıkıyor.


11. Devlet Hegemonyası ve Siyâsal İslâm’ın Muâviye’den Başlaması

O zaman işte İslâm dünyâsına zarar veriyorlar; İslâm düşünce sistemine, İslâm fıkıh sistemine bunlar zarar veriyor. İşlevsel olarak kendilerini geliştirip-değiştirip-derinleştirip-yükseltmeleri gerekirken, bağnaz bir şekilde kalıyorlar. Kalınca da o zaman her şey körleşiyor.

Bu, normalde devlet anlayışında da çıkıyor: Devlet ayrı, başındaki hükümdâr ayrı; devleti idâre edenler ayrı. Bu sefer iş, devletin kendi içerisindeki doğru çizgisini de aşıyor. Bunu devleti yönetenler yapıyor. Devleti yönetenler bu sefer medreseleri kendi otoritelerinin altına alıyorlar — hegemonyalarına alıyorlar.

O siyâsal İslâm öncesinden var. Siyâsal İslâm’ın başladığı yer Muâviye’dir; Muâviye’den başlıyor. Selâmün aleyküm.


Kaynakça

Tarihî Bağlam — Nizâmiye Medreseleri: Nizâmülmülk tarafından h. 459/m. 1067’den îtibâren Bağdat, Nîşâbur, Belh, Herât, Isfahân, Basra, Musul ve diğer Selçuklu şehirlerinde kurulan medrese ağı. İslâm dünyâsında devlet bütçesiyle kurulan ve müfredâtı merkezî olarak belirlenen ilk yüksek öğretim kurumları; Sünnî-Eş’arî kelâm ve Şâfiî fıkıh ağırlıklı. — G. Makdisi, The Rise of Colleges: Institutions of Learning in Islam and the West

Eser: Nizâmülmülk, Siyâsetnâme — Selçuklu vezirinin devlet idâresi rehberi — Devlet-Medrese-Âlim ilişkisinin teorize edilmesi

Tarihî Olay — 15 Temmuz 2016: FETÖ’cü bir grup tarafından yapılan askerî darbe girişimi; halkın sokaklara çıkmasıyla bastırıldı. Sohbette zikredilen «bir kargaşa çıktı, biz Cumhurbaşkanı’nın sözüne bile bakmadık, herkesden önce biz toplandık ve darbeye karşı geldik» ifâdesi bu olaya işaret eder. — Güncel siyâsî olay

Şahsiyet — Hakan Kardeş: Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerine sıkça katılan, soru-cevap formatında «Nefes 1-2-3», «İslâm’da Siyâset», «Mesnevî» gibi kitap projelerinin sorularını hazırlayan, sol kökenli ve devamlı sûfîlik mes’elelerini sorgulayan bir muhâtap. — Karabaş-ı Velî dergâhı sözlü gelenek

Târîhî Bağlam — İngiliz «Wife Sale» Âdeti (1700-1900): Endüstri Devrimi öncesi İngiltere kırsalında, kanûnî boşanma masraflarını karşılayamayan kocaların eşlerini bir pazar yerinde — boyunlarına ip bağlayarak — yüksek teklîfe satması âdeti. Resmî olarak yasak değildi; 1913’e kadar son örnekleri kayıtlıdır. — S. P. Menefee, Wives for Sale: An Ethnographic Study of British Popular Divorce, Oxford 1981

Câhiliye Âdeti — Kız Çocuklarını Diri Diri Gömme («Veʾde»): Câhiliye Araplarında doğan kız çocuklarını utanç vesîle saydıkları için diri diri gömme âdeti. Kur’ân-ı Kerîm bunu açıkça yasaklamış ve kınamıştır: «Diri diri gömülen kız çocuğuna sorulduğunda hangi günâhından dolayı öldürüldüğünü…» (Tekvîr 81/8-9). — M. Hamîdullâh, İslâm Peygamberi, I/27-32

Tarihî Bağlam — Siyâsal İslâm’ın Başlangıcı: Muâviye b. Ebî Süfyân (sal. 661-680) — Hz. Ali’nin şehâdetinden sonra Şâm’da kurduğu Emevî hilâfetiyle halîfeliği saltanata dönüştürmüş; oğlu Yezîd’i veliahd tâyin ederek seçim yerine vâkıâya dayalı vârise geçiş prensibini kurmuştur. «Siyâsal İslâm Muâviye’den başlar» tezi bu hâdiseye dayanır. — M. Ebû Zehrâ, İslâm Târihi; T. Câbirî, İslâm’da Siyâsî Akıl

Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin «Gazâlî’den Sorular» konferans serisinin 9. dersinden derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube

Ek kaynaklar:

  • Kur’an-ı Kerim, Nahl 16/125; hikmet ve güzel öğütle davet ilkesi.
  • Kur’an-ı Kerim, Ahzab 33/21; Resulullah’ta güzel örnek oluşu.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, takva, ihlas ve güzel ahlak bölümleri.
  • İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi, ahlak ve ihlas bölümleri.
  • Buhari, İman ve Rikak bölümleri, niyet, ihlas ve ahlak rivayetleri.
  • Müslim, Birr ve Sıla bölümü, güzel ahlak ve kardeşlik rivayetleri.
  • Tirmizi, Birr ve Sıla, zühd ve deavat bölümleri.
  • Nevevi, Riyazü’s-Salihin, ihlas, takva, zikir ve güzel ahlak bölümleri.
  • İbn Hacer el-Askalani, Fethu’l-Bari, ilgili Buhari rivayetlerinin şerhi.
  • Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.