Giriş: Korona ve Deccâl Konusu
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Bugün salı sohbeti, malum salıları değişik il ve ilçelere sohbete gidiyordum. Bir de cumartesi, pazar geçen hafta sokağa çıkma yasağı ilan edilince salı gününe sohbet alalım. Sohbetimiz arkadaşlarla diyalogumuz devam etsin istedik. Onda da isabet olmuş önümüzdeki cumartesi gün yine sokağa çıkma yasağı var. Sohbet edemeyeceğiz ama hiç olmazsa hem salı hem perşembe sohbet edelim. İnşâallah arkadaşlarla yarın ik edelim diye düşündük. Hepinize de hayırlı akşamlar diliyorum. Geceniz hayırlı olsun. İnşâallah bu günler gelir geçer biter. Yine bahar gelir, yine çiçekler açar, yine kuzular meleşir. Yine herkes o baharın sevinciyle, mutlulukla, birbirleriyle kucaklaşır.
İnşâallah bu günlerde gelip geçer. İnşâallah geçmeyecek hiçbir şey yok. Bitmeyen dert, bitmeyen çile, sabahı olmayan bir karanlık hiçbir zaman olmamıştır. Zaman zaman dünya üzerinde böyle karanlık zamanlar olmuş. Zaman zaman dünya üzerinde bu tip sıkıntılı zamanlar olmuş. Ama savaşlar ama hastalıklar ama yokluk ama sıkıntı bunlar bir müddet sonra geçip gitmiş. Hepsi de geçer gider. Önemli olan biz Kur’ân Sünnet dairesinde duralım. Önemli olan ailelerimizle, çocuklarımızla, eşlerimizle, dostlarımızla, akrabalarımıza birlik ve beraberliğimizi devam ettirelim. İnşâallah. Bu haftaki konuyu Deccâl olarak nitelendirdik. Çünkü geçen hafta Mehdî’yi konuşmuştuk. En son Mehdî’yi konuşunca dedik Deccâl’dan devam edelim.
Mademki ahir zaman işaretlerinin en büyüğüdür Mehdî. O yüzden ardından da dedik ki Deccâlı konuşalım. Bu akşam Deccâlı konuşacağız. Deccalı konuşurken ana hatlarıyla Deccâl ne, ne değildir tarif edip tanımlamaya çalışacağız. İnşâallah. Bunu böyle özellikle söylüyorum. Mehdî’de de söylemiştim. Kimsenin o suyla bu suyla uğraşacak zamanımız yok. Uğraşacak halimiz de yok. Bizim amacımız Kur’ân ve Sünnet tarihinde durup Kur’ân ve Sünnet’in içerisinde geçen ibâreleri tanımlamaya çalışmak. Kur’ân ve Sünnet’i öğretmek. Kur’ân ve Sünnet’in hayata, yaşantıya tecellî etmesini sağlamaya çalışmak bir nebzede olsa. Derdimiz bu başka bir şey değil. Hiçbir siyasi partinin, siyasi oluşumun ne altındayız ne üstündeyiz ne yanındayız.
Bu noktada herhangi bir partisel bir duruşumuz yok. Vatanımızı severiz, milletimizi severiz. Vatanımıza ve milletimize hayırlı olan her şeyi alkışlarız. Vatanımıza ve milletimize hayırlı olmayan kimden gelirse gelsin karşı dururuz. Bizim durduğumuz nokta bu. Eğer söz konusu olan şey Kur’ân ve Sünnet’e uygun ise destekler, alkışlarız. Bunu kim yaparsa yapsın. Eğer söz konusu olan şey Kur’ân ve Sünnet’in dışında karşısında insanların faydasına olmayan bir şeyse ki öyle olur Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şey o zaman ona karşı dururuz. Onunla mücadele etmeyi kendimize farz görürüz. Kısa bir açıklamada bulunmak istedim. Bizim siyasetimiz bu noktada Kur’ân ve Sünnet vatan millet noktasıdır. Biz böyle siyasetimiz yok demeyiz.
Bizim siyasetimiz vardır. O yüzden siyasetimiz de Kur’ân ve Sünnet’in vatan milletin üzerine kuruludur. Siyaset dairesi böyle cahillere, ahmaklara, akılperestlere, putperestlere, dinsizlere, ateistlere zararlı ve zararlı mahlukata bırakılacak bir şey değildir. Asıl siyasetle ilgilenecek olanlar bu noktada gerçekten ilmiyle amil olan alimler takım olması gerekir. Şunu unutmayın, Emevi Devleti’nin karşısında duran en önemli figürlerden birisi İmam-ı Azam Hazretleridir. İmam-ı Azam Hazretleri, Emevi Devleti’nin o haksız, adaletsiz, baskıcı, zalimane duruşuna karşı mücadele etmiş. Bu noktada siyaset geliştirmiş ve Emevi Devleti’ne karşı başkaldırmış muhteşem bir şahsiyettir. O yüzden ben İmam-ı Azamı ve onun ekolini ve onun yolunu bu noktada severim, takdir ederim.
O yüzden eğer bizi bu noktada siyasi sessiz görmek istiyorsanız yanılırsınız. Bizim siyasetimiz var. Siyasetimiz zalime karşı mücadele etmektir. Siyasetimiz adaletsizliğe karşı mücadele etmektir. Siyasetimiz emperyalizme karşı mücadele etmektir. Siyasetimiz Kur’ân ve Sünnetin dışında her ne var ise onunla mücadele etmektir. Siyasetimiz vatanımıza, milletimize zarar verecek olan her şeyle mücadele etmektir. O yüzden bizim siyasetimiz kısır parti çekişmesi, kısır sağ-sol çekişmesi, kısır emperyalist devletlerin sözcüsü olmak değildir. Bizim siyasetimiz vatanımıza, milletimize, Kur’anımıza, Sünnetimize, insanımıza, İslâm toplumuna ve bütün insanlığa faydalı olmaktır. Allah bizi o noktada, o dairede olanlardan eylesin inşâallah.
Böyle bir giriş yaptım, böyle giriş yapmamın bir sebebi de Deccâl ile alakalı. Deccâl ile alakalı konuya girerken, meselenin siyasi boyutunu da kendi siyasi dairemize bakarak da meseleye de siyasi boyut açısından yaklaşacağımdan dolayıdır.
Zerdüştlük ve Yahudilikte Deccâl
Deccâl kavramı, iyinin, güzelin, adaletin karşısında olan ya da daha önce bir hafta önce eli aldığımız Mehdî ve Mesîh’in muhalifi olarak karşımıza çıktı görülmektedir. Malum gelecekte olan kurtarıcı, Mehdî veyahut Hristiyan ve Yahûdi dünyasının isimlendirdiğiyle Mesîh ama bunun karşısında o gelecekte kurtarıcı veyahut hidayete erdirici veya zamanında günümüzde anlayışa göre hidayete erdirici, hidayet bulmuş kimselerin karşısında duracak olan güç veya şahıs da Deccâl olarak nitelendirilmiş. Ve bütün dünyada, bütün insanları memnun etmek, bir şekilde îmân edip hayırla yaşadığı bir idare kurmak istenirken muhakkak bazı unsurlar bunu bozmaya çalışacaktır. Bu da dünya üzerindeki imtihanın sırrıdır.
Siz iyiye, doğruya, güzela, hakka, adalete, sömürüye başkaldırmaya, emperyalizme karşı mücadele ederken sizin bu mücadelenizi durdurmak isteyenler, sizin bu mücadelenize karşı bir duruş sergileyecek olanlar muhakkak olacaktır. Dolayısıyla adaleti ve hakkı getirecek olan peygamberlerin, velilerin, salih kulların ve gelecekte gelecek olan kurtarıcı konumundaki kabul edilen mehdinin de mutlaka bir muhalifinin, bir düşmanın olması meseleye bu açıdan baktığımızda zaruridir. En azından düşünce ve felsefi planında bu zahiren ortada olduğu gibi insanların iyiye, doğruya, güzela koşarken ayaklarına çelme takmaya çalışan kötü veya kötülüğün temsilcisi kimselerinde bulunması, meseleinin normalde apaçık ortada olduğunu gösteriyor ve kurtarıcı motiflerinin bulunduğu bütün dinler daha kurtarıcıları gelmeden kendilerince o kurtarıcılara muhalif kimselerin de oluştuğunu görmüşler.
O zaman bu akşam konumuzla yakın ilgisi olması sebebiyle dikkat çeken Deccâlı kısaca tanımaya çalışmak veya Deccâlı bir sistem olarak algılarsak, o sistemi dini kaynaklar açısından tanıtmaya çalışacağız bu akşam. Tabi Deccâl aldatıcı, yalancı özelliğiyle çok eski dinlerde de varlığı kabul edilmiş. Bu noktada tarihi araştırmalara göre varlığı kabul edilen Deccâl ilk zerdüşt dininde görülüyor. Zerdüşt dininde bu aldatıcı ve yalancı özelliğiyle çıkacak olan bir deccaldan bahsediliyor. geçen Mehdî sohbetinde de, zerdüşlerde de bir Mehdî beklentisinin var olduğunu söylemiştik. Ve nasıl zerdüşlerde bir Mehdî beklentisi var ise onun karşılığında da bir Deccâl beklentisi ve bir Deccâl işlemini yerine getirecek olan insan veya insanlar var.
Bu noktada Deccâl sözlük anlamı olarak bir şeyi örtmek, yaldızlamak veya boyamak veya deveye katran sürmek, zina etmek, yerin her tarafını gezip dolaşmak, hilekarlık etmek, hakkı batılla karıştırmak gibi mânâlara gelen decil kökünden türeyen bir sıfat. Deccâl yaldızlama mânâsında da batılı hak şeklinde sunma, birbirini karıştırma anlamlarına gelmekte. Deccâl kelimesinin ifade ettiği mânâlardan bir tanesi de altın mânâsındadır ki bu durumda yeryüzü hazineleri kendi emrinde olacak demektir. Bakın yeryüzü hazineleri kendi emrinde olacak. Bu tanımlamalara dikkat çekiyorum. Siz bu tanımlamalarla yeryüzünün hazineleri şimdi kimin ellerinde, kimlerin ellerinde, ekonomiye kimler hükmediyor, yeryüzündeki paraya, zenginliğe kimler hükmediyor, bunları da tefekkür etmeye gayret edin.
Bu tabi sadece zerdüşlerde değil, Babil mitolojisinde de sular ve dipsiz karanlıklarının hâkimi Tiyamat’ın yukarıdaki tanrılara isyan edip, Tanrı E’an’ın oğlu Marduk tarafından mağlup edilmesi mitine bağlanır. Bazıları da eski İran inançlarında görülen iyilik ve şer güçlerinin muhalefetindeki dualizmde aramışlar, Deccâlı. Şimdi Yahûdi dini literatünde de ilk defa, milattan önce 2. yüzyıldan itibarı, son günlerde ahir zamanda Allah’a karşı güçlü bir varlıktan bahsedilmeye başlanmış. Yahûdi Kutsal Kitabındaki bazı anlatımların Deccâl kavramı için zemin hazırladığı kabul edilir. Yahûdi Kutsal Kitabının dışındaki metinlerden biri olan 12 kabile büyüğünün ahdinde Dan kabilesine mensup ve İsrail’in Allah’a ibadetten vazgeçmesine yol açtığı anlatılan, şeytani bir şahsiyet olan Boli Alda veya Boli Ar bir deccaldır.
Levi kabilesinden çıkacak Mesîh onu yenecek ve ateşe atacaktır. Levi dediğimizde bir önceki İsrail Bakanlar Kurulu’nda Dışişleri Bakanı’nın ismi mi soy ismi mi ne Levi olmuştu. o bir Levi, İsrail Yahûdi kültüründe önemli bir kabiledir. O kabile çünkü içinden Mesîh’i çıkaracak olan bir kabiledir. O yüzden Levi soy isminde veya Levi adında İsrail’i çok şahıs görebilirsiniz. Levi kabilesi bu noktada meşhur bir kabile olup içlerinden bir hayli yüksek dereceli bürokratlar, dünya üzerinde yüksek dereceli siyasetçiler bulmak mümkündür. Bunun tarihi, mitolojik gerekçesi de bu 12 topluluğun kendi içlerinden Levi kabilesinden çıkaracakları bir Mehdî inancıdır. Ve Menkübevi Yahûdi dini literatüründe Mesîh’in muhalifi Deccâl için Armulus adı kullanılmıştır.
Bu şahsın. Roma’nın kurucusu olarak görülen efsanevi şahsiyet Romulus’tan geldiği düşünülmektedir.
Hristiyanlıkta Deccâl ve Armulus
Çünkü Romalılar putperestliler, putperist bir kavim olarak Yahudilerin topraklarında hakimiyet kurdular, onlara işkence etmiş, mabetlerini yakmışlardı. Müslim’in başlangıcında da o Yahûdi kral aslında Yahûdi olmayıp putperest olan o Yahûdi kral da o Yahûdi inananlarını zaten ateşe atıyordu hatırlarsanız. O yüzden Deccâl kötülüğü ve şer güçleri temsil etmektedir. Bundan dolayı Armulus İsraililerin, Yahudilerin kendi dillerince Deccâl Davudoğlu Mesîh’in nefesiyle öldürülecek ve Tanrı’nın kralı yeryüzünde hakim olacaktır. Onlar Armulus’ün Deccâl’ın çıkacağına inanıyorlar ve Deccâl çıktığında da onu yine Davudoğlu’nun torunlarından gelecek olan bir Mesîh’in nefesiyle öldürüleceğine inanıyorlar. O yüzden İsrail’de Levi kabilesi ve Levi ismiyle Levi soy isimleri çok önem arz etmektedir.
Yahudilikte Mesîh muhalefi için geliştirilen bu kavram Hristiyanlık’ta da Mesîh’in ikinci gelişinden önceki muhalefi olan şeytanı ve yarı insanı bir varlık ifade etmek üzere kullanılmıştır. Hristiyanlıkta Hristiyanlara göre Mesîh’in düşmanı Deccâl’dır. Fakat Deccâl merhumu İsa’ya muhalefet edecek bir şahıs olmaktan ziyade Hristiyan olmayanları, Hristiyanlığa muhalefet eden herkesi için alır. Hristiyan olmayan her kim var ise Hristiyan inancına göre Deccâl hükmündedir. Ve Hristiyan olmayan, Hristiyanlığa çalışmayan herhangi bir sistem de Deccâl hükmündedir. O yüzden Hristiyanlığa bakarken çok insancıl, çok sevecen, çok barışçıl bir din olarak bize sunmaya çalışırlar. Aslında öyle değildir asla.
Çünkü Hristiyanlar, Hristiyan olmayan milletleri, şahısları, toplulukları Deccâl görüp onlarla savaşarak onları yok etmekle kendilerini mükellef görürler. Hatta Kur’ân-ı Kerîm’de de sen onların dinlerine dönmedikçe onlar seninle mücadeleyi, seninle savaşı asla bırakmazlar der. Bu manada Hz. Peygambere Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri bunlar kimdir ya Resûlullah diye sorulduğunda Hristiyanlar ve Yahudilerdir der Hz. Peygambere Sallallâhu Aleyhi ve Sellem. O yüzden Hristiyan olmayan şahıs ve bütün topluluklar Hristiyanlarca Deccâl hükmündedir. Öldürülmeyi hak ederler, sürülmeyi hak ederler, eşleri, paraları, pulları her şeylerinin alınması, soyulmasını hak ederler. Ve Hristiyan dünyanın ve Yahûdi dünyanın bütün dünyayı nasıl emperyalizmin altına aldıkları ve dünyayı nasıl sömürdükleri ve dünyayı nasıl kana, kavusa, acıya sürüklediği meydandadır.
Önceden bu kadar basın yayın yok iken, önceden haberleşme bu kadar yok iken bu kadar apaçık görünmüyordu. Ama şimdi her şey apaçık. İnsanların gözünün önünde yaşanmakta. Her yer barıt kokusu, her yer kan, her yerde zulüm var. Bakın bir virüs çıktı. Bu virüs dahi Batılıların geliştirdiği, Amerikalıların geliştirdiği, Amerika’da belli bir grubun geliştirdiği, o belli bir grubun bunu Çin’de geliştirdiği, milyon dolarlar verdi. Ve oradan milyon dolarlar verilen o laboratuvardan dışarı çıktı gibi şeyler söylenmekte. Bunlar doğrudur, değildir, bizim işimiz değil. Bunu araştıracak olan araştırmadılar, araştıracaklar. Çünkü Batı için Hristiyan ve Yahûdi dünya için Hristiyan ve Yahûdi olmayanlar öldürülmeyi hak ederler.
Hristiyan ve Yahûdi olmayanların malları el konulmaya hak eder. Hristiyan ve Yahûdi olmayanların can emniyetleri, mal emniyetleri, namus emniyetleri kalmaz. Kalmamalı. Çünkü o anlayış ne yazık ki emperyal bir anlayış, ne yazık ki dünyayı kana, dünyayı bu noktada acıya boyan bir anlayış. Ve Matta İncilinin 24’de 24’de bahsi geçen yalancı Mesîh’in ismi Peşitta’da, Mashihe Daggâle diye tercüme edilmiştir. Süryânice Nebiye Daggâle yalancı peygamber ve Şehad-ı Daggale yalancı şahit gibi tabirler kullanılmaktadır. Paulus’un Selâ Niklileri yazdığı ve Deccâl hakkında en eski ifadeleri içine alan 2. Mektubu’nda 3. Bap 12’de Deccâl fesat adamı helâkoğlu şeklinde nitelendirilir. Onun tanrılık iddiasında bulunacağı, ibâdet edilen her şeye karşı çıkacağı ve ortaya çıkmasının kıyâmet alâmeti olduğu belirtilmektedir.
Yeni ahidin vahiy kitabında Deccâl’ın iki canavar şeklinde sembolize edildiği portreleri yer alır. Bunlardan birisi denizden çıkan 10 boynuzlu 7 başlı bir canavardır. Onu başları üzerine küfür isimleri yer alır. Şimdi bu denizden çıkan 10 boynuzlu 7 başlı canavardır dediğimde siz Amerikan Hollywood yapımı filmlere gidin. Amerikan Hollywood yapımlı filmlerde ya maharaların derinliklerinden çok başlı bir canavar çıkar ya da denizin derinliklerinden çok başlı bir canavarlar çıkar. Veya karanlık dehlizlerden çok başlı canavarlar çıkar ve bu çok başlı canavarlar masum insanları yok eder, katleder ve bir kurtarıcı gelir. O çok başlı canavarı, o masum insanları katleden, o canavaramsı yarı hayvan, ondan sonra yarı insan, yarı makina gibi geliştirilen o canavaramsı mahlukları bir Amerikan Hollywood yapımı, bir kahraman gelir onu yok eder ve bütün insanlığı kurtarır.
Emperyalizm, NATO ve Evanjelist Deccâl
Bütün dünyayı yeniden kurtarır hatta öyle oluşumlar olur. Bu oluşumlar adaletsizlikte, haddi aşmakta o kadar çok ileri giderler ve bir kurtarıcı kimse çıkar. O kurtarıcı kimse bütün dünyayı ve dünya insanlığını normalde kurtarırlar. o çıkan boynuzlu yedi başlı canavarlar ve onun başlarının üzerinde küfür isimleri, değişik isimler normalde Dâniel kitâbında tavsif edilen dört canavarın birleştirilmiş halidir. Şimdi bu dört canavara karşı da Hollywood’da çizgi filmleri veyahut da değişik filmlerde dört ana unsuru birleştirip bu kötülere karşı savaşan hiimenler çıkar. Öyle değil mi? O hiimenlerde ne yapar? dört kişi ellerini, kollarını birbirine birleştirirler, bir güç oluştururlar. Bu güç de ışıktır bazen, bu güç bazen kılıç olur ve kötü ve kötülüklere karşı ne yapar?
Onlar mücadele eder. Onlar kendilerince kendi dinlerinin figürasyonlarını bizlere gösterirler. Ve biz de çocuklarımıza, gençlerimize, yaşlılığımıza o figürasyonları ne yaparız? İzleteriz. Ve müthiş bir Yahûdi İngiliz, evanjelist bir kültüre doğru saplantı halinde bütün dünya ne yapar? Gider. Ve yarın öbür gün onlar bir Mehdî çıkarılarsa, onlar bir İsa-Mesîh çıkarılarsa bütün dünya ona karşı durmaması gerekir. Ve Batı’nın çıkarmış olduğu Mesîh’e, Batı’nın çıkarmış olduğu Mehdî’ye bütün herkesin iddia etmesi gerekir. Bu zaman içerisinde Batı’nın paronyasına göre değişir. Batı’nın paronyasına göre İsa-Mesîh’in ordusudur NATO. O yüzden gittiği yere barış götürecektir, kötülükleri yok edecektir. Amerika bunun başını çeker.
O Amerika, evanjelist yapısı insanlığın ve Batı’nın ve Hristiyanlığın savunucusu ve kurtarıcısılarıdır. Onlar Ortadoğu’ya İslâm dünyasına kana bularlarken, dünyanın diğer ülkelerinde ortalığı kana bularlarken İsa-Mesîh için yaparlar. Veya Mehdî-Mesîh için yaparlar. Onların öldürdüklerinin hepsi de deccaldır. O yüzden katlederler, öldürürler, yakarlar, yok ederler. Bundan ibâdet ettiklerini, bundan sevap kazandıklarını, İsa-Mesîh’in çıkışına birer zemin hazırladıklarını düşünürler. Ve bu canavar Dâniel kitâbında tavsif edilen dört canavarın birleştirilmiş hali şeytandan hülül etmiş, kudret ve hakimiyet almıştır. İnsanlar arasında kendisine tapanların da bulunduğu bu canavar Hristiyan alemince deccaldır.
Hristiyan kilisesinde Deccâl ile ilgili olarak gelenek Yahudilikteki gibi şu veya bu şekilde asırlarca sürüp gitmiş ve hala da sürüp gitmektedir. Bununla beraber İslami gelenekte de Hazret-i Îsâ’ya da Mehdî tarafından öldürüleceğine inanılan Deccâl inancı, diğer iki semavi dindeki inançlara benzerlik gösterir. Yeni ahidin vahiy kitabında yer alan Deccâl ile ilgili açıklamalar, Yahûdi kutsal kitaplarındaki Hz. Ki’el’de anlatılan Gok ve Mogok ile Dâniel’deki anlatılanlar arasında bağlantı ve kök itibariyle benzerliğini ortaya koymaktadır. Şimdi sıra geldi İslâm’a. İslâm’da Deccâl ne? İslâm Deccâl’a nasıl yaklaşmış? İslâm Deccâl ile alakalı ne söylemiş? Burada kendimce kendi fikirlerimden kendi anlayışımdan uzak, biraz daha teknik olarak size bir İslâm’ın Deccâl anlayışını ve Deccâl ile alakalı söylediklerini aktarmaya gayret edeceğim.
Az önceki diğer dinlerdeki anlattıklarımda da fazla bir yorum yapmak istemedim ama dinleyenler bir yerlere çağrıştırsın. Bugünün günümüzdeki Deccâl iz düşümünün Avrupa’da nasıl Hristiyan ve Yahûdi dünyada nasıl tecellî ettiğini bir nebze de olsa göstermeye çalıştım. Kur’ân’da bu Deccâl isminden ve fitnesinden açıkça haber veren âyet olmamakla birlikte Kur’ân’da genel manada ahir zaman ve kıyâmet ahvaline söz edildiği dikkate alınarsa birtakım işaretlerin olması da muhtemeldir. bu son dönem şimdi ne yazık ki ülkemizde bir hastalık bulaştı ya bir kelime bir ibâre veya bir oluşum veya herhangi bir şey söylüyorsunuz bu Kur’ân’da var mı diye hemen itiraz ediliyor ya. eğer o Kur’ân’da kelime olarak yok ise onu anlatan bir sürü âyet-i kerime de olsa o atıldır batıldır.
Ne kadar Hadîs-i şerîf’te geçerse geçsin. Hadîs-i şerîf’leri de biz haşa tabir-i caizse çöpe atma alışkanlığına başladık. öyle bir anlayış bizim içimize yerleştirdiler ki Hadîs-i şerîf’lerin hiçbirisi de sahih değil hepsi de Buhârî’nin uydurması, Ebu Hüreri’nin uydurması gibi haşa birilerinin uydurmaları gibi. Hatta bir kısmı da diyor ki bunu emeviler bu hale getirdi, emeviler bozdu. Ya emevileri kızdığınız kadar ben de kızıyorum. Emevileri tasvip eden bir kimse yok ben de tasvip etmiyorum. Ama emevilere kızdık diye bütün Hadisleri çöpe atmak, emevilere kızdık diye normalde bütün Hadislerin hepsini de reddetmek akıl değil, bilgi değil, bilinç değil, bilim değil, doğru değil. Evet ben de zaman zaman Hadîs-i şerîf’leri inceledim de içinde değişik benim için tuhaf gördüğüm Hadîsler de var.
Ama onlarla hiç kimse amel etmemiş, onlar da o Hadisleri ölçalıp da hiç kimse bir hukuk bir hüküm koymamış onlardan.
Aşı Tezgâhı ve Bilim Deccâliyeti
Ama o Hadîs kitaplarında geçiyor mu? Evet. Bunun belki de hikmetini şu an için insanlık çözemedi, belki de insanlık bulamadı. bugünkü ilmi, bugünkü bilimi tanrılaştırmak, ilahlaştırmak, bugünkü bilime uymuyorsa bunu çöpe atmamız lazım demek ne kadar akıl işi. Bakın bugünkü bilim küçücük bir mikrobun tedavisini bulamıyor. Bugünkü mikrop da değil, SARS’ın tedavisini bulamamış, Ebola’nın tedavisini bulamamış, aşısını bulamamış, gripin aşısını bulamıyor. Her sene grip mutasyon değiştiriyor, her sene mutasyon değiştirince siz grip aşısı diye geçen seneki grip hastalığının aşısını mı vuruluyorsunuz? Ha ben vurulurum vurulmayayım diye bir şey söylemem ama Dünya Sağlık Örgütü denilen o örgütün de yalancı olduğu, o örgütün de bilim örgütünün olmadığı, o örgütün de yapmış olduğu işlerinin şüphe içerisinde şüphe ile bakmamız gerektiğine dair bir sürü makaleler okuyoruz, makaleler inceliyoruz.
Bir taraftan baktığımızda Dünya Sağlık Örgütü ile şu anda Trump’ta savaşıyor. normalde demek ki Dünya Sağlık Örgütü de çok dört dörtlük bir örgüt değil. Mesela zaman içerisinde bunu bizatihi yaşadık ya bir domuz gribi bir meselesi çıkarmışlardı Türkiye’ye. İllaki herkes aşı olacak, illaki herkes aşı olacak diyorlardı. Çok iyi ben hatırlıyorum o günleri ve herkesi bir korku, herkesi bir paniğe, herkesi bu noktada bir endişeye sevk etmişlerdi. Televizyonlarda cayır cayır her gün domuz gribi ile alakalı haberler domuz gribi ile alakalı sohbetler konuşmalar ayıka çıkmıştı her yerde. Nerede domuz gribi? Yok şu anda. Nerede domuz gribinin aşısı? O da yok şu anda. Onca bize aşı bir de sattılar son dönem.
Zorla almak zorunda kaldık ve zorla almak zorunda kaldığımız aşılar elimizde kaldı, patladı elimizde. Hiç kimse vurulmadı. Hiç kimse de vurulmayınca da hiç kimse de hiçbir şey olmadı. Ama dünya sağlık örgütü böyle bir tezgaha kurdu böyle bir tezgaha kurup bütün dünyaya bu aşıları sattılar. Ve aşıların arkasında ben inanıyorum ki Deccâl sistemi var. Bu ilaç sanayinin arkasında inanıyorum ki bu hristiyan evangalistlerin Deccâl sistemi var. Deccâl onların içlerinde asıl. Evet şimdi kura’nda Deccâl tam olarak geçiyor mu isim olarak hayır. Benim incelemelerimden bulamadım. Ben baktım bulamadım. Bu konuda bir başkaları da bakmış mı diye baktım. Onlar da bulamamışlar. Ama Deccâl ismi geçmiyor diye.
Deccâl’dan bahsedilmemiş mi? Bahsedilmiş. Nasıl bahsedilmiş? Çünkü kura’nda kıyâmet elametleri var. Ve kura’nda ahir zamanla alakalı âyetler var. Ve bu kıyâmet elametleri ve bu ahir zaman elametleri ile alakalı âyet-i kerimeler bunun delili. Çünkü Cenâb-ı Hak insanların önüne zamanla ne yaşayacaklarını zaman içerisinde neler olacaklarını kendi kura’nında belirtmiş. Ve kura’nında belirttiği gibi biz yine kura’nında biz resullere hikmet verdik. Buyurarak Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine âyet-i kerîmenin mealen biz ona Kur’ân ve iki hikmet verildi. O zaman o iki hikmet de peygamberlere verildiğine göre o peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Kura’nın açılımı, kura’nın tefsiri, kura’nın yaşayan misali gibidir.
O zaman kıyamette alakalı hadîs-i şerifleri âyet-i kerimelerinin tefsirlerine biz Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden bakarsak meseleinin doğru yörüngesini buluruz diye inanıyorum. Ve Cenâb-ı Hak âyet-i kerimelerde onlar kıyâmet saatinin ansızın gelip çatmasından başka bir şey mi bekliyorlar? Şüphesiz onun alametleri belirmiştir. Kendilerine gelip çatınca ibret almaları neye yarar? Muhammed Sûresi âyet 18. Demek ki bu kıyametin alametleri belirmiş. Kur’ân 1400 yıl önce indirilmiş, 1400 yıl önce Kur’ân-ı Kerîm bize diyor ki kıyametin alametleri belirmiştir. Tabi en büyük alamet ne? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahir zaman peygamberi olarak gönderilmesi.
Bu Muhammed Suresinde alametlerin belirtildiği beyan edilmekte. Yine Gafir Sûresi âyet 84-85. Baskınımızı görünce yalnız Allah’a inandık ve ona koşturmuş şeyleri inkar ettik dediler. Ama bizim baskınımızı görüp de öylece inanmaları kendilerine fayda vermedi. O zaman bir kıyâmet bastırınca, kıyâmet kopunca demek ki insanlar o baskını gördüklerinde, o kıyâmet senaryolarının, ahir zaman senaryolarının çalıştığını görünce onların inanmaları fayda vermeyecek. Yine bazı tefsirlerde bu âyet En’âm Sûresi âyet 158’i almışlar. En’âm Sûresi âyet 158. Bunu normalde âyet numaralarını veriyorum ki mümkün olursa bakabilirsiniz veya sonra bakarsanız bu âyet-i kerimeleri alıp görüp inceleyebilirsiniz diye. Yine âyet-i kerime, En’âm âyet 158. Onlar hâlâ kendilerine meleklerin gelmesini yahut Rabbinin gelmesini veya Rabbinin ayetlerinden birisinin gelmesini mi bekliyorlar?
Rabbinin ayetleri geldiği gün kişi daha önceden inanmamış veya imanından bir hayır kazanmamışsa îmânı ona hiç fayda vermez. De ki bekleyin, doğrusu biz de bekleyenlerdeniz.
Taberî, İbn Kesîr ve En’âm 158
İşte bu Taberî Câmiu’l-Beyân’da bu ayette yer alan bazı âyetler ibâresinde kast edilen hususlardan birisinin de Deccâl olduğunu ifade eder. Ve bu Taberî Câmiu’l-Beyân isimli eserin 7. cildinin 265. sayfasında bunu bulmanız mümkündür. Yine aynı zamanda İbn Kesîr, hadîslerle Kur’ân’ın tefsiri olan, hadîslerle Kur’ân tefsiri olarak meşhur olan bu İbn Kesîr, bu âyet-i kerimeyi de hadîslerle tefsir ederken normalde bazı hadîs-i şerifleri kendisince ölçü almış. 158. ayetteki bazı âyetler ibâresinde Hazret-i Peygamber’in direkt ağzından sahâbe sormuş çünkü onlara. Sahâbe sorunca Hazret-i Peygamber’e, Hz. Hz. Hz. bu âyet 158’i Hazret-i Peygamber’in kendisi tefsir ediyor. Bakın kendisi tefsir ediyor.
Ahmet Mehmet değil, ya kendisi tefsir ediyor. Ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafâ’a sallallâhu aleyhi ve sellem tefsir ediyor. Tabii hadîs-i şerîfi kendilerine ölçü alanlar için geçerli. Hadîs-i şeriflerini hiçbirisine ölçü almıyorlarsa kendilerince kendilerini peygamber görüyorlarsa, hadîs-i şerîflerini hepsine red ediyorlarsa ve kendilerini bu noktada hadîs-i şerifleri red ederekten peygamber konumuna sokanlar için geçerli değil bunlar. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. şöyle buyurdu. Bunu açıkça söylüyorum nerede geçtiğini yine İbn Kesîr’in, İbn Kesîr’in En’âm Suresinin 158. ayeti kerimesinin tefsirine bakabilirler. Eğer evlerinizde İbn Kesîr’in tefsiri varsa bakabilirsiniz.
Eğer evlerinizde İbn Kesîr’in tefsiri yoksa bu manada internet ortamında indirebilir veya okuyabilir, oradan da bunu teyit edebilirsiniz. Allah Resulü şöyle buyurmuştur. Üç şey vardır ki bunlar çıktığında kişi daha önceden inanmamış veya imanından bir hayır kazanmamışsa ona îmânı hiç fayda vermez. Bir güneşin batıdan doğması, Deccâl ve Debbetü’l-Arz. Bunu Buhârî Müslim, İbn Mâlik, bunu normalde hepsi de daha geniş aslında da ben kısaca aldım. Hepsi de bunu nakletmişler. Dikkat edin kardeşler. Üç şey vardır ki bunlar çıktığında kişi daha önceden inanmamış veya imanından bir hayır kazanmamışsa ona îmânı hiç fayda vermez. Bir güneşin batıdan doğması. Bununla da alakalı çokça hadîs-i şerîf var. Nasıl tecellî edeceği, güneş batıdan çıktığında neler olacağı.
Eğer zamanımız olur, müsait olursa gerekirse bu kıyâmet alametleri, bu on tane büyük alamet var. Bunlarla alakalı mehdiden başladık, Deccâl ile gidiyoruz. Bunlarla alakalı da hadîs-i şerîfler var. Gerekirse bunlarla da alakalı ders yapabiliriz. Güneşin batıdan doğması, Deccâl ve Debbetü’l-Arz. Yine Huzeyfe’nin İbni Asit Ebu Seriha el-Gifari’den rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir. Biz kıyameti tartışırken Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem odasından çıkıp bizim yanımıza çıktı ve şöyle buyurdu. Siz on alamet görmedikçe kıyâmet kopmaz. Güneşin batıdan doğması. Duman, Debbetü’l-Arz, yeciç ve mecicin çıkması, Meryem oğlu Îsâ ve Deccâlın çıkması. Biri batıda, biri doğuda ve biri Arap yaramadasında olmak üzere üç yerin batması.
İnsanların geceledikleri yerde geceleyecek, istiharete çekildikleri ve ölü uykusuna çekildikleri yerde, ölü uykusuna çekilecek ve insanları sürükleyecek bir ateşin Aden çukurundan çıkması. Bunu hem İmâm-ı Ahmed bin Hanbel, hem Müslim, hem Tirmizî ve diğer dört sahih sahibi olanlar da bu hadîs-i şerîfi nakletmişler. İslâm dininde Deccâl inancı itikade açıdan Kur’ân’la değil hadîslerle temellendirilmektedir. Mehdî gibi. Hadislere göre bu fitne insanlığın en büyük fitnesidir. Hazret-i Nûh’tan bu yana bütün peygamberler ümmetlerini Deccâl fitnesine karşı uyarmışlardır. Hatta başka bir rivayete Hazret-i Peygamber’i, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bütün peygamberler olarak nitelendirir. Deccalın iki gözünün arasında kâfir yazılıdır.
Bunlarla alakalı hadîs-i şerifleri birazdan okuyacağım. Kısa kısa notlar bunlar. Okuma yazmayı bilen de bilmeyen de bütün Müslümanlar bunu okur. Deccalın beraberinde ateş ve cennet beraber bulunur. Onun ateşi cennet cennete ateştir. Onun iki akan nehri vardır. Bakınca biri tatlı sudur, diğeri yakıcı ateştir. Fakat kim buna kavuşursa ateş olan nehre gelmeli, ondan içmelidir. Zira o aslında tatlı sudur. Deccâl Medîne ve Mekke haricinde her beldeye ayak basacaktır. Alimler, Deccâlın ayrı zamanda çıkacağına ve gökten inecek olan İsa’nın onu öldüreceğine, yine bu alimler birden fazla Deccâlın çıkabileceğine, bu birden fazla Deccâlın çıkacağı konusunda bir ittifak halindeler. Ve bunu kendilerince kendi eserlerinde ve şerhlerinde hep söylemişler.
Deccallerin hepsi de Allah ve Resulü hakkında iftiralar düzerek küfre düşeceğini belirtmişlerdir. Ayrıca alimler, Hazret-i Ali’ye peygamberlik isnad eden aşırı şiirlerden Abdullah bin Kur’e’yi de Hazret-i Ali’nin Deccâl olarak vasıflamasına buna örnek ve delil olarak sunmuşlardır. Ayrıca Fir’avn ve Nemrûd gibi aşırı inkarcıları da deccallar arasında sayan alimlerimiz ve alimler var mıdır? Evet.
Dört Büyük Fitne ve Dâ’iş Örneği
Böyle konu konu başlıklar halinde gideceğiz şimdi. Deccâl ne zaman nerede çıkar? Çünkü bununla alakalı çokça hadîs var, o kadar çok hadîs var ki. Bu hadîsleri hepsini de bu gece burada nakletmek biraz uzun zaman alacak. Ben takdir edersiniz ki zamanı daha faydalı kılmak için bu hadîs şerhlerden seçtiğim hadîsleri böyle konu başlıklarının altında topladım. Hem yavaş yavaş böyle meseleyin sonuna doğru giderken o konu başlıkları altında gitmeyi daha uygun gördüm. Deccâl ne zaman ve nerede çıkar? Konu başlığımız bu. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hadîsleri bu hadislerde okuyacak olduğum hadislerde kıyamete kadar vukuha gelecek dört mühim dahili fitneden bahseder. Bu fitnelerin umumi vasfı taberanenin İmran İbn Hüseyin’den yaptığı bir rivayet de belirtilmiştir.
Dört büyük fitne olacak. Birincide kan helâl adı edilecek. İkincide hem kan hem de mal helâl adı edilecek. Üçüncüde hem kan hem mal hem de ferc helâl adı edilecek. Dördüncü fitne de Deccâl fitnesidir Taberânî. Burada şimdi dört büyük fitnenin birincisini ve ikincisini es geçeceğim. Üçüncü fitne hem kan hem mal hem de ferc helâl adı edilecek. ferc dediği insanların cinsel huzurları. Son yaşadığımız haller, son yaşadığımız Surîye’de ve Irak’taki kendisini Mehdî ordusu gibi gösteren veya kendisini İslâm devleti gibi gösteren Ne yazık ki Müslümanların geç uyandığı, uyanmakta zorlandığı ve uykudan uyanmalarının zaman aldığı bir Dâ’iş fitnesi vardı. Bu Dâ’iş fitnesi ne yapmıştı? Bunun arkasında ilk çıktığı günden itibaren ben söylediydim demek istemiyorum ama ilk zuhur ettiği günden itibaren söylediğim bir tespit vardı.
Bunun arkasında kıyametli dostlar Mossad var, CIA var, Avrupa var, Rusya var, bunun arkasında Çin var. Dünya devletleri bu Dâ’iş’in arkasında toplandılar ve bu Dâ’iş’i Müslümanların başına bir bela, bir müsibet olarak gönderdiler. Bunların silahları, bunların paraları, pulları, bunların askerleri hepsi de normalde bunlar tarafından eğitiliyor diye bir ibârede bulunmuştum. Hatta ben böyle söyleyince bazı kendini bilmezler ben dayişe karşı çıktım diye beni küfürle itham etmişlerdi. Hatta bir kısmı daha da ileri giderekten beni tehdit etme noktasına kadar götürmüşlerdi. Kendimi böyle tehdit edilmiş, vay böyle vay ya onu da tehdit etmişler deyip de böyle kendimi bir noktaya koymak için söylemiyorum bunu.
Ben doğru gördüğümü, doğru bildiğimi, yapabildiğim müddetçe söylemeye çalışan bir kimseyim. Dâ’iş o zaman için bir fitneydi ve büyük bir fitneydi ve Müslümanların içerisine atılmış büyük bir fitneydi. Ve Irak’ın nasıl yerle bir edilmesini daha önce bu bir haçlı seferidir diyerekten Irak’a yerle bir ettiler. Ardından da Surîye’yi, bakın Surîye’yi yerle bir ettiler. Neyle? Dâ’iş de yerle bir ettiler. Ve Surîye diye bir ülke kalmadı. Ve bu Dâ’iş fitnesiyle bütün İslâm dünyasına bir kaos, bir kargaşa söz konusu oldu. Ve bütün İslâm dünyasının hala da hem ekonomileri alt üst edildi hem kan akıtıldı hem de bu Dâ’işçiler oradaki Müslümanların mallarına el koydular. Oradaki Müslümanların kadınlarını ve kızlarını kendilerine cari ettiler ve kadınların ve kızların namuslarını perperişan ettiler.
Ve bir kısmı Türkiye’ye sığınmak zorunda kaldı Suriyelilerin, bir kısmı Lübnan’a sığınmak zorunda kaldı, bir kısmı Ürdü’ne sığınmak zorunda kaldı. Ve bu sığınanların içerisinde de en iyi hayatı sağlayan Türkiye oldu. Ve Türkiye bu meseleyi iyi analiz ederekten, bu Suriyelilerin üzerinde operasyonlar yaparakten Suriyelilerin hem orada kalmasını sağladı hem onların namuslarını şereflerini, hayseiyetlerini korudu. İyi bir iş yaptı ve bu büyük o üçüncü fitneden kendisini muhafaza etti, kendisini korudu. Çünkü o Dâ’iş’in arkasında şimdi şimdi insanlar daha net görüyorlar Batılılar vardı ve Evanjelistler vardı. O Evanjelistler İslâm dünyasını yerle bir etmek, İslâm dünyasının içerisinde en önemli unsur olan ve İslâm dünyasının aklı ve kalbi hükmünde ve hüviyetinde duran Anadolu’ya saldırmak için yapmış oldukları bir tezgahtı.
Allah onların tezgahlarını kendi başlarına makus eylesin inşâallah. Bakın bu üçüncü de hem kan akıtıldı hem mallar talan edildi hem de namuslar talan edildi. Bir ülke talan edildi ve bu ülke hala da talan edilmeye devam ediliyor. Yine Zübeyir İbn-i Adi’den naklediliyor. Hazret-i Enes İbn Mâlik’in yanına girdik, Haccacın bize yaptıklarını şikayet ettik. Haccac kim? Emevi hükümdarı. Haccacın bize yaptıklarını şikayet ettik. Sabredin buyurdu. Zira öyle günlerle karşılaşacaksınız ki her yeni gün gidenden daha kötü olacak. Bu hal Rabbinize kavuşuncaya kadar devam edecek. Ben bunu Resulünüz aleyhisselatü vesselamdan işittim bu harivetir mizi. O zaman bakın Hazret-i Enes bin Mâlik naklediyor bunu. Diyor ki ben bunu peygamberden dinledim ve bunu peygamberden duydum.
Ve her gün geçmiş günü aratacaktır.
Mehdî, Deccâl ve Îsâ’nın Zuhûru
Evet ne yazık ki Müslümanlar için bu son 100 yıldır her gün geçmiş günü aratmaktadır. Hatta son 200 yıldır her gün geçmiş günü aratmaktadır. Bakın şu anda da evlerimize kapandık. Şu anda sokaklarımızdan çekildik. Şu anda bütün İslâm dünyası evlerine kapanmış vaziyette. Ve şu anda Beytullâh’ta Medîne-i Münevvere’de ibâdetler askıya alındı. Şu anda bütün camilerimizde ibâdetler askıya alındı. Bütün tekkeler, zaviyeler, medreseler her yer kapatıldı. Bakın her geçen gün bizi bu noktada iyiye doğru götürmüyor. Bizi kötüye doğru götürüyor. Allah bizi kötü ve kötülüklerden muhafaza eylesin. Yine Enes bin Mâlik naklediyor. Şu 6 şeyden önce âhirete bakan iyi ameller işlemekte acele edin. Bakın şu 6 şeyden önce âhiretlik olarak iyi ameller işleyin.
Bu ağzımı tedavi etme maksadıyla içiyorum. Hakkınızı helâl edin. Bu 6 şeyi sıralıyorum. 1- Güneşin battığı yerden doğması. 2- Duhân. 3- Debbetü’l-Arz. 4- Deccâl. 5- Her birinize mahsus olan ölüm. 6- Sizin salih amellerinize mani olacak amme hizmeti. sizin o salih amellerinize mani olacak amme hizmeti. Bu 6 şey size ulaşmadan, size çatmadan âhiretlik amellerinizi fazlalaştırın diyor. Yine Ebû Hureyre naklediyor. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki, Vallahi Meryem oğlu Îsâ aleyhisselâm Feccu’r-Ravhâ nam mevkiinde haç yapmak veya ömre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için telbiye getirecektir. Bu hadîs-i şerifini için aldım ve Îsâ aleyhisselâm zuhuretinde tekrar demek ki Mehdî çıkmış olacak.
Mehdî çıkmış olacak, Mehdî çıkınca da ne olacak? Deccâl çıkmış olacak. Çünkü Deccâl ile Mehdî hemen hemen ikisi aynı anda çıkar. Bugün Mehdî zuhur ederse ertesi gün Deccâl zuhur eder. Bugün Deccâl zuhur ederse bazı hadîs-i şerîfler öyle çünkü ertesi gün Mehdî zuhur eder. Ve Deccâl’ın ve mehdinin zuhur etmesinin hemen arkasından da Îsâ aleyhisselâm zuhur eder. Bunu şimdi üçünü birleştiriyorum. Mehdî’nin zuhuru, Deccâl’ın zuhuru ve Îsâ aleyhisselâm’ın zuhuru ardı ardına olur. Böyle olunca geçen Mehdî dersinde söylediydim. Mehdî iddialıkta bulunanlara. Ben her seferinde yıllardan beri onu söyledim. Filanca Mehdî dediklerinde İsa’sı nerede dedim. Çünkü Mehdî aleyhisselâm ile Îsâ aleyhisselâm’ın zuhuru ardı ardınadır.
Evet yalancı Deccâl’lar gelecektir veya Deccâl’ın çocukları gelecektir. Babası sonradan gelecektir veya Mehdî’nin çocukları gelecektir, babası sonra gelecektir. Bunlar tamam bunları kabul ediyorum. Ama hadîs-i şerîflerde nakledilen Mehdî çıkacaksa veya çıktıysa hemen yanında Deccâl’ın da çıkması lazım. Hemen ardından İsa’nın da gelmesi lazım. Tabi bu sohbetler böyle yayılınca ben Mehdîlik iddia edenlere isim olarak isimlendirip İsa’sı nerede dediklerinde söyledikleri çok gülünç bir şeydi. İsa İstanbul’da kendinden habersiz dolaşıyormuş sokaklarda. Bunu söylüyorlardı. Acı bir şey bunlar. Yapmayın kendinizi Mehdî göstermeye çalışmayın. Kendinizi nebi, peygamber göstermeye çalışmayın. Son peygamber geldi, vazifesini yaptı, bitti.
Ondan sonra başka bir peygamber gelmeyecek, başka bir nebi gelmeyecek. Bunun aldatmasını ve kandırmacısını yapmayın. İslâm inancını çürütüyorsunuz. İslâm inancını çürütmeye çalışıyorsunuz. İslâm inancını sulandırmaya çalışıyorsunuz. geçenlerde birisi öldü gitti ya, bir de acı bir şey onu Bursa’ya gömdüler. Tabi gömülecek yer yok. Getirdiler yine Türkiye’ye. Türkiye’de de Bursa’ya gömdüler. Adam neydi iddiası? Ben gençlik yıllarından biliyorum. Önce Mehdî olarak iddiasında bulundu. Ardından nebi, resul olduğunu söyledi. Ardından kendisine de vahiy geldiğini, Kur’ân-ı Kerim gibi kendisine kitap indirildiğini söyledi. Ve ne yazık ki Türkiye bunu izledi. Ne yazık ki bunu televizyonlara çıkardılar Türkiye’de.
Kim çıkardı? Hülkü Cevizoğlu çıkardı. Ve Hülkü Cevizoğlu o zaman için kanal altı mı ne vardı orada çıkardı. Orada adamı meşhur etti. Aslında orada amaç sanki onu meşhur etmek gibi değildi de. onu böyle açığa düşürmek, onu böyle perperişan etmek için çıkarılmış gibi gösterildi değil. Bunların arkasında hep Deccâlist oyunlar var. Bunların arkasında hep Deccâlist oyunlar olduğu için nerede böyle Kur’ân ve sünnet inancının dışında kimseler var. Onları televizyonlara çıkarıyorlar. Onları televizyonlarda konuşturuyorlar. Onları televizyon televizyon dolaştırıyorlar. Bakın şimdi televizyonlarda konuşan, televizyonlarda sohbet eden, televizyonlarda Ramazan ayında programdan programa konuşmadan konuşmaya çıkanlara bakın.
Hepsi de büyük bir çoğunluğu hadîs inkarcısı, büyük bir çoğunluğu kader inkarcısı, büyük bir çoğunluğu Hazret-i Peygamber’in sünnetleriyle alay edenler. Hazret-i Peygamber’in hadislerini inkar edenler. Onları televizyonda çıkarıyorlar. Onları televizyonda konuşturuyorlar. Ve onların anlattıkları din ile insanlar amel etsin istiyorlar. Birisi çıkıyor kadınlar ay hali olduğu zaman da da oruç tutabilir.
Televizyon Sapkınlığı ve Medîne Körüğü
Kadınlar ay hali olduğu zaman da da namaz kılabilir. Kadınlar ay hali olduğu zaman da da her türlü işlevlerini yerine getirebilir deyip insanlara sapkınlığı öğretiyorlar. Birileri çıkıyor kadere îmân îmân esaslarından değildir diyor. Bu sapkınlığı anlatıyor. Birileri çıkıyor değişik sapkınlıkları anlatıyor televizyonlarda. Allah’ı zikredenleri küçümseniyor. Sünnet iseneye bağlı olanlar küçümseniyor. Hadîs-i şerifi nakledenler küçümseniyor. Türkiye’de Kur’ân ve sünnet diyen ve hadîs-i şerifleri kendisine ölçe eden ve Kur’ân’ı hadîs-i şerîfler ışığında yaşamaya çalışanlar gerici, yobaz, bilgisiz, kahale alınmayacak kimseler olarak gösteriliyor. Bu büyük bir sapkınlık. Bu büyük bir Deccâliyet. Deccâliyet bu manada içimizde dolaşıyor.
Bu Deccâlistler din adamı kisvesinde din adamı noktasında bütün televizyonlarda dolaşıyorlar. Hepsi de Deccâlistlere hizmet ediyor. Hepsi de Deccâlist. Hadîs-i şerifleri inkar edenler, hadîs-i şerifleri yok hükmünde görenler, Hazret-i Peygamber’in hadislerini ve sünnetleriyle alay edenler, Deccâlın vazifesini yapıyorlar. Çünkü Deccâl, Peygamber’in, Hazret-i Peygamber’ine savaş açacak. Bütün Peygamberlere savaş açtığı gibi Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya ve Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın yolundan gidenlere savaş açacak. Bu Mehdî geldi paranoyasına katılanlar, Mehdî’nin geldiğini ilan edenler, Mehdî’nin gelip de vazifesini yerine getirdiğini söyleyenler de Deccâlistlere çalışıyor. Ama bilerek ama bilmerek.
Çünkü Mehdî zuhur ederse, Deccâl da zuhur edecek. Deccâl zuhur edince, Îsâ Aleyhisselâm da yeryüzünde vazifeye başlayacak. O zaman Deccâlın çıkışı İsa’yla alakalı delil. Deccâl, şahıs birey olarak meydana çıktığında, Îsâ Aleyhisselâm da birey olarak meydana çıkacak. Yine başka bir hadîs-i şerîf. Medîne körük gibidir. Bunlar uzundu kıymetli dostlar. Bu hadîs-i şerifleri bulursunuz. Kütüb-i siddeden de bulmanız mümkün bunları. Bunların büyük bir çoğunluğunu Kütüb-i siddeden aldım. Taberânî’den aldığım var, İmâm-ı Ahmed bin Hanbel’den aldıklarım var. O yüzden bu hadîs-i şerifleri orada bulursunuz. Bazı hadîs-i şerîfler uzun. Zamanından tasarruf etmek için lazım olan yerleri de aldım. Böyle bilgiyi ketmetmek.
Bilgiyi tam olarak aktarmamak olarak algılanmasın. Medîne körük gibidir. İnsanların kötüsünü atar, sinesinde barındırmaz, iyisini tutar buyurmuş. Hazret-i Peygamber’in. Yine başka bir hadîs-i şerifte aynı şeyi Mekke için söylüyor. Mekke ve Medîne körük gibidir diyor başka bir hadîs-i şerifte. Peki, şimdi körük gibidir deyince bir şey söyleyeceğim. Körük çalıştı. Körük öylesine çalıştı ki Mekke ve Medîne’deki Müslümanlar dahi Mekke’deki Harami Şerife ve Medîne-i Münevvere’deki mehşide giremiyorlar. Evet. Körük gibi körük çalıştı. Hadîs-i şerif diyor ki Mekke ve Medîne körük gibidir. İnsanların kötüsünü atar. Attı. Hiç kimse kalmadı. Bir virüs temizledi. O zaman bunu müteşabih bir hadîs-i şerîf olarak görsek ve müteşabih noktasından gitmiş olsak.
Kıymetli dostlar, körük her yerde çalıştı. Camilerde kimse yok. Körük her yerde çalıştı. Tekkelerde hiç kimse kalmadı. Demek ki körük çalışıyor. Hadisteki bu hüküm, Dettel’in zuhuru zamanıyla ilgili olduğu söylenmiş. Alimler öyle hükmetmişler. Zira Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem başka hadisinde ahir zamanda Dettel’in Medîne civarına ineceğini, Medîne’nin ahalisini üç kere titreteceğini, bu vesileyle Allah’ın oradaki kâfir ve münafık herkesi Medîne’den çıkaracağını, bunların Dettel’a giderek Medîne’yi terk edeceğini haber vermiştir. Acaba birinci titreyiş mi? Mekke ve Medîne’deki mescitlerin boşaltılması ve mescitlere hiç kimsenin şu an gidememesi. Bu birinci titreyiş mi? İkinci titreyiş mi?
Üçüncü titreyiş mi? Acaba bize bir uyarı mı bütün İslâm alemine? Ey Müslümanlar, uyanın! Bakın! Medîne’de tavaf edeniniz yok. Bakın! Medîne’ye münevvere de namaz kılanınız yok. Bakın! Mescitlerinizde cemaatle namaz kılınmıyor. Tabi cuma da kılınmıyor. Bir tek örnek, VIP bir cuma kıldı ya Diyanet İşleri Başkanlığı. VIP cuma olarak nitelendirildi ya basında. Onu tenzih ediyoruz artık o özel seçilmiş kimseler. Orada bir cuma kıldılar. Tabi bu noktada kimseye söyleyecek bir sözümüz yok. Ama VIP bir cuma kıldılar mı? Evet. Ve ben Mekke ve Medîne denildiğinde mescitler olarak el aldım bunu. mescitlerde şu anda hiç kimse yok. E bütün yeryüzündeki camiler Allah’ın mescidi Allah’ın evi mi? Evet. Oralarda da cuma kılınmıyor şu anda.
Büyük bir çoğunlukta en azından bizim ülkemizde kılınmıyor. O zaman kâfir, münafık her ne var ise bu birinci titreme de belki de gitti. Allah bize îmân, ihlas ve samimiyet versin. Yine Ebu Hürer’e anlatıyor. Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki Medîne’ye geçit veren dağ gediklerinde birbirleriyle kenetlenmiş melekler var. Her gedikte kınından çekilmiş kılıçlarıyla bekleyen iki meleğin korumaları sebebiyle Medîne’ye ne bir veba ne de Deccâl giremez diyor.
Deccâl’in Doğu’dan Zuhûru
Buhârî, Müslim, Tirmizî… Evet, bunlarda bu hadîs-i şerîfi bulmak mümkün değil. Yine Müslüman rivayetinde fazlalık var. Resûlullah Aleyhissalâtu Vesselâm buyurdular ki Mesîh, Deccâl doğu tarafından gelir. nerede ne zaman çıkar dedik ya, ne zaman nerede çıkar. Mesîh, Deccâl doğu tarafından gelir. Kastı Medîne’dir. Uhud’un arka tarafına iner. Derken Medîne’yi bekleyen melekler onun yüzünü Şâm tarafına çevirirler ve orada helak olur. Bu Irak, Surîye meselesi çok gündemdeyken bu fazlaca gündeme geldi. Öyle değil mi? Amerikan ordusu, Suûûdî Arabistan’a iyice yerleşti. Suûûdî Arabistan’da büyük bir Amerikan ordusu, büyük bir Amerikan kuvveti var. Olancı silahlar Suûûdî Arabistan’a geldi. Bunların paralarını da Suûûdî Arabistan’dan alıyorlar.
Suûûdî Arabistan’a Yemen’deki Şiilerle Suûûdî Arabistan’ı savaştırıyorlar. Örtülü bir savaş var. Ve bu savaş bahanesiyle Suûûdî Arabistan krallığı kendini korumak, kendini muhafaza etmek için ABD’yle ve İngiltere’yle ve gavurlarla anlaştı. Ve oraya büyük bir ABD ordusu ve yabancı ordu geldi. Ve yabancı ordunun geldiği yerde hiçbir zaman kargaşa bitmiyor. Hiçbir zaman bitmiyor. Bizim ülkemizde de bir ara çekit güç konuşlandıydı. Biraz böyle yaşı bana yakın olanlar bunu hatırlarlar. O çekit güç İncirlik’ye konuşlandığında PKK denilen o hain, o mel’anet, o büyük bir fitne o zaman çıktıydı ülkemizin başına. PKK’ya saydığım için de kızıyorlar. bir sufi böyle insanları ayırt eder mi diye. Evet PKK lanet bir örgüttür.
Dâ’iş lanet bir örgüttür. Müslümanlara silah çeken, Müslümanların kanını akıtan, her ne kadar örgüt varsa hepsi de lanet örgüttür. Hepsi de hain örgüttür bunların. Sakın bunlara sempatiyle bakmayın. Bunları sempatiyle bakan onlardan olur. Bunlar çünkü yeryüzünde kaos çıkaran, fitne çıkaran, yeryüzünde katliam yapan örgütler. Ne çocuk tanır bunlar, ne kadın tanır, ne sivil tanır. Bakın daha yeni Diyarbakır’da oduna giden beş tane sivil vatandaşı bu şehit etti. Bu namussuz, şerefsiz, haysiyetsiz örgüt. O yüzden bunlar böyle kendince kendi dairesinde hafife alınacak olan şeyler değil. O yüzden bunlara dikkat edelim. Bu örgütlere de dikkat edelim. Nereden gelecekmiş? Şâm’dan gelecekmiş. doğu tarafından gelecekmiş.
Yine çok uzun bir hadîs-i şerîf var. Çok uzun dememin sebebi şu. Bu hadîs-i şerîf şeyde söylenme, veda hutbesinde söylenme. Orada diyor ki hayır doğu tarafındadır. Hayır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir buyurdu. Ve eliyle doğu tarafına işareti. Hayır dediği şey işte denizden mi, Yemen’den mi diye bir kendisi söylüyor. Ondan sonra diyor ki Hazret-i Peygamber. Hayır. O diyor doğu tarafından zuhur edecektir. Bu da nereden? Müslim’den, Ebû Dâvûd’dan ve Tirmizî’den nakledilmiş bir hadîs-i şerîf. Yine nereden ve ne zaman çıkarla alakalı hadîs-i şerîf. Hz. Muâz bin Cebel radıyallâhu anh anlatıyor. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem bir gün dedi ki Beytu’l-Makdis’in imarı yesribin harabıdır.
Beytu’l-Makdis’in imarı yesribin harabıdır. Beytu’l-Makdis dediği yer neresi? Kudüs. Kudüs imar edilince yesrib harap olur. Medîne harap olur. Şimdi bakın enteresan hadîs-i şerîfler bunlar. Şu anda Kudüs İsrail’in başkenti olarak ABD ilan etti mi? Evet. Ve Kudüs’teki Müslümanlar katlediliyorlar mı? Evet. Oradan sürgün ediliyorlar mı? Evet. Evleri yıkılıyor mu? Evet. İbadethaneleri yıkılıyor mu? Evet. Ve Kudüs’teki Mescidi Aksa harap haline getiriliyor mu? Evet. Bakın orası demek ki bir müddet sonra imar edilecek. İmar edilmesi ne demek? Kudüs parlatılacak. İsrail’in eline geçecek. Ve İsrail ve Avangalistler Kudüs’te İsrail devletini, büyük İsrail devletini kurmaya çalışacaklar. O zamanda diyor.
Medîne harabıdır. Medîne’nin harap olması ne demek? İslâm dünyasının bölünmesi, parçalanması, İslâm dünyasının bir gücünün ve kuvvetinin kalmaması. Bakın ABD ve İşbirlikçileri Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etti. İslâm dünyası bunu durduramadı. İslâm dünyası hatta bunu durdurmak için dahi mücadele etmedi. Bir tek Türkiye’nin sesi çıktı. Arab dünyası sustu, Araplar sustu, diğer Müslümanlar sustu, herkes sustu. Herkes sustu. Kabullendiler bunu. Bununla mücadele etmediler, bununla savaşmadılar. Bakın Hadîs-i şerîf bunu anlatıyor bize. Diyor ki Beytu’l-Makdis imar edilir. Enteresan bir şey. Ve Yesrib’in harabı, melhamenin savaşın çıkmasıdır. Melhame, İstanbul’un fethidir. İstanbul’un fethi, Deccâlın çıkmasıdır buyurdular.
Sonra elini konuşmakta olduğu kimsenin dizine vurdu. Ve bu söylediğim kesinlikle hakikattir. Tıpkı senin burada oturman hak olduğu gibi dedi. Bu da kim? Hz. Muaz bu Hadîs-i şerîf’i naklediyor. o zaman burada en önemli şey ne? Beytu’l-Makdis’in imar edilmesi. Beytu’l-Makdis imar edilecek ve Yesrib ne olacak? Bu noktada harap olacak. İbn Ömer naklediyor.
Kur’ân’ı Gırtlaktan Geçirmeyenler
Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdular ki. Bakın ne zaman, nerede çıkacağı, neler olacağı ile alakalı. Bu Hadîs-i şerîf’i iyi dinleyin. İleride genç bir grup ortaya çıkacak. Bunlar Kur’ân’ı okuyacaklar. Ancak okudukları gırtlaklarından aşağı geçmeyecek. Onlardan bir grup çıktıkça köklileri kazınacaktır. İbn Ömer der ki Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem onlardan bir grup çıktıkça köklileri kazınacaktır. İbaresini belki de 20 kereden fazla işittim. demek ki İslâm dünyasında ve devam ediyor. Hadîs-i şerîf. Nihayet bu cemaatın sürdürdüğü hîle ve aldatma esnasında Deccâl çıkacaktı. Bakın Deccâl 30 taneye yakın yalancı Deccâl bazı rivayetlerde 40 tane yalancı Deccâl bazı rivayetlerde 70 tane yalancı Deccâlın çıkacağı söyleniyor.
Ve normalde bu Deccâl ile alakalı Hadîs-i şerîfler söylenirken çok enteresan bir ibâre var. Bir genç bir nesil var. Bu genç nesil ne yapıyor? Kur’ân’ı çok güzel okuyorlar. Ama bunlar normalde okudukları Kur’ân gırtlaklarından aşağı geçmiyor. kalplerine tesir etmiyor. Okudukları Kur’ân onların hayatlarına tesir etmiyor. Okudukları Kur’ân onların normalde İslâm olarak yaşamaları için değil. Ya bunlar normalde zaman içerisinde İslâm dünyasının tarihi süreci içerisinde bu tip genç nesiller bu tip genç topluluklar çıkmışlar. Hep bunlar çıkmış kökleri kazınmış sebep bunlar çünkü Kur’ân’ı okudukları halde amel etmeyenler, Kur’ân’a göre amel etmeyenler, Kur’ân’a göre davranmayanlar, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’yi kendisine rehber etmeyenler, hayat rehberi etmemişler bunlar.
Bunlar Kur’ân’ı okumakla geçiriyorlar. Hayat rehberi haline getirmiyorlar. Bunlarla alakalı yine hadîs-i şerîfler gelecek bu hadîs-i şeriflere dikkat edelim. Deccâl neye benzer? Öyle ya bu giriş sohbetinde bir gözünün görmeyeceği şöyle olacağı böyle olacağı benzetmeyle alakalı bir giriş yaptıydım. Bu girişi şimdi hadîs-i şeriflerle delillendiriyoruz. Huneyy Savaşı’ndan elde edilen ganimetin Cirene’de dağıtımı sırasında cerehan etmiş ve bu itirazcının adı da Zülhü Veysirâ’dır. Bir olay cerehan ediyor oradan. Bu Cirene’de biliyorsunuz Cirene Mescidi var. Orası da Ömrüciler bilirler. Orası da bir Mikat Mahalidir. Cirene Mescidi’nde de Mikat’a girilir. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun biz oradan Mikat’a girmiştik.
Bu rivayette bir adam tasvir edilir. Bu ganimet dağıtımı esnasında bu çok meşhurdur bu hadise. Çünkü Huneyy Savaşı’na katılan hemen hemen sahabelerin büyük bir çoğunu bu olayı nakleder. Gür sakallı, elmacıkları çıkık, gözleri çukur, alnı yüksek, başı tıraşlı. başı tıraşlı ne demek? İyice kafasını tıraş etmiş. Saçını kesmemiş. Bakın saçını iyice tıraş etmiş. Başı tıraşlı demek bu. Hacca gidenlerin başlarını tıraş etmeleri. İlk hacca gidenlerin başlarını tıraş etmeleri. Sonra da ikinci veya üçcü hacca gidenler hanefilerce derler ki onlar saçlarını kestirebilirler. Ümreye gidenin tavaptan çıkınca başı tıraş etmesi veya hatta sonradan saçını kesmesi, kıslatması. Bakın saçı kesmek farklı bir ibaridir.
Başı tıraş etmek farklı bir ibaridir. Müslümanlar bir hastalık, bir sıkıntı, bir bela, bir musibet yok ise başlarını bir tek haçta ve ömrede tıraş ettirirler. Başka bir yerde başı tıraş ettirmek sünnet iseniyeti yoktur. Saçı kesebilirsiniz, kısaltabilirsiniz. Ama başı tamamiyetle tıraş etmek haçta ve aynı zamanda da ömrededir. Veya hatta beyin damarlarından rahatsızlığınız var. Başınızdan hacamat yaptıracaksınız. O zaman başınızı tıraş ettirebilirsiniz. Veya hatta, çok özür dilerim, örtü böcek dolaşıyordur kafanızda, saçlarınızda. Ondan kurtulmak için siz başınızı tıraş ettirebilirsiniz. Sağlık söz konusu. Böyle bir zaruret olur, böyle bir sıkıntı olur. Başı tıraş ettirirler. Veya sufiler bir seyri sülük geçince önceden başlarını tıraş ederlermiş.
Veya hatta Mevlevilikte bir gün bir gece yapan, bin gün bin gece yapan veya sufiler itikaf bitirince böyle başı tıraş ederlermiş. Özel günlerdir bunlar, özel şeylerdir. Öbür türlü baş tıraş edilir mi? Hayır. Sünnet-i Seniyye bunlarla sabit çünkü. Bakın sünnet-i Seniye hayatımızın her alanında lazım. Hazret-i Peygamber sağında ve solunda olanlara vermişti. Henüz arkadakilere vermemişti. Arkadakilerden bir adam kalkarak, ey Muhammed! Taksimde adil olmadın der. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu sözde çok öfkelenir. Ancak hiçbir şey söylemez. Der ki, vallahi benden sonra benden daha adil olacak birini bulamazsınız demekle yetinir. Ve gerçekten de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra Müslümanlar hiçbir zaman bir adil, tam bir adil hükümdar veya bir sistemle yönetilmemişlerdir.
Sonra şunu söyler. Ahir zamanda bir kavim çıkacak. Sanki bu onlardan biridir. Dikkat edin sözlere. Ahir zamanda bir kavim çıkacak. Sanki bu onlardan biridir. Onlar Kur’ân okurlar fakat okudukları köprücük kemiklerini geçmez. İslâm’dan okun avdan geçtiği gibi geçip giderler.
Deccâl’in Vasıfları ve Son Du’â
Alametleri tıraştır. Bunların arkası kesilmez. Sonuncuları Mesîh teccalle birlikte çıkar. Onlara rastladığınız zaman bilin ki onlar halkın ve hayvanların en şerlileridir. Onlar halkın ve hayvanların en şerlileridir. Onlar Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri halkın ve hayvanların en şerlileridir. O zaman onların alametleri neymiş? Başlarını tıraş etmeleriymiş. Şimdi İslâm dünyasını göz gezdirin. Kimler başlarını tıraş ettiriyorlardı? Komple vahabi selefiler. Kimler? Bu da işçiler. Dikkat edin böyle bir göz gezdirin şimdi. Ve bunlar ne yapıyorlar? Kur’ân-ı Kerîm okuyorlar mı? Evet. Hadîs-i şerifte diyor ki köprücük kemiklerini geçmez. Okun avdan geçtiği gibi bunlar ne yapar?
Geçip giderler. Ve bunların arkası da kesilmez. Bunlar bitmeyecek yani. Ya ta Deccâl çıkıncaya kadar bunlar da devam edecekler. Yine Ebû Sa’îd el-Hudrî anlatıyor. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine deccalden sormuş. Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şu cevabı vermiş ona. O Deccâl çıktığı gün aynen bir insan gibi yemek yer. Ben size onun hakkında benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım. Bakın kendisinden önce gelmiş diğer peygamberler, Deccâl ile alakalı işaretler anlatmış. Deccâl ile alakalı bir şeyler söylemiş. Deccâl ile alakalı bir şeyler söyleyince, Deccâl ile alakalı işaretler söylenince, Deccâl ile alakalı bir şeyler söyleyince deniliyor ki, daha önce peygamberlerin anlatmadığı şeyi anlatacağım size.
Devam ediyor. Onun sağ gözüme esedilmiştir. Görmez. Pertlektir. Göz hadakası yoktur. Sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatte ateşi, cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun onun yanında iki kişi vardır. Köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca, Deccâlın ashabından iki oraya girer. Buyurmuştur. Yine İbn Ömer anlatıyor. Hazret-i Peygamber veda hutbesinde, halk susup dinlesin buyuruyor. Sonra Allah’a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesîh, Deccâlın uzun uzun söz ettiler ve buyurdular ki, Allah’ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselâm ümmetini onunla inzar etti.
Ondan sonra gelen peygamberler de, o sizin aranızdan çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözü olmadığı, size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü sanki salkımlandı, şafırlamış bir üzüm tanesi gibidir. İki gözünün arasında kefere, kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her Müslüman okuyacaktır. Buhârî ve Müslim. Bir saat yirmi beş dakika oldu. Daha Deccâl ve amanesiyle savaş var. Bununla alakalı hemen kısa kısa hadîsler sıralayayım. Deccâl ile olan sohbeti sonlandırayım. Çünkü bir buçuk saati bulacak. Deccâl çıkıncaya kadar ümmetinden bir grup Allah yolunda cihâda devam edecektir. Yine başka bir hadîs-i şerîf. Ümmetinden bir grup taife, halk üzerine savaşmaya devam edeceklerdir.
Onlar kendilerine meydan okuyanlara karşı muzafferdirler. Öyle ki bunların sonuncuları Mesîh, Deccâl ile savaşırlar. Yine onlar Deccâl’a karşı ümmetimin en şiddetlisidir diye savaşacak olanları söylüyor. Ve yine Hazret-i Enes naklediyor. Üç şey vardır ki imanın aslındandır. Bir, laelâhe illallah diyene saldırmamak, işe diğer herhangi bir günahın sebebiyle bu kimseyi tekfir etme, herhangi bir ameli sebebiyle de İslâm’dan dışarı atma. İki, cihâd. Bu Allah’ın beni peygamber olarak gönderdiği günden bu ümmetin Deccâl’a karşı savaşacak en son ferdine kadar cereyan edecektir. Onu ne imanın zalim olması ne de adil olması ortadan kaldırmayacaktır. Üç, kadere îmân. normalde demek ki üç şey imanın aslından.
Bir, laelâhe illallah diyene saldırmamak. İki, cihâd etmek. Nereye? Deccâl çıkıncaya kadar Deccâlistlere karşı. Üç, kadere îmân etmek. birileri şimdi kadere îmânı imandan görmüyor ya, evet onlara da inşâallah bu kapak olsun. Ebû Dâvûd’dan bu hadîs-i şerîf, Deccâlın neler yapacağı. Kıymetli dostlar, 22.27 oldu. Sohbeti burada sonlandırmak istiyorum. Hakkınızı helâl edin. Geceniz mübarek olsun. En son ben şununla kapatayım inşâallah. Hazret-i Peygamber’in deccalla alakalı duası. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem Kur’ân’dan bir sure öğretir gibi şu duayı bize öğretmişti. Hep beraber amin diyelim. Allah’ım cehennem azabından, kabir azabından, Mesîh Deccâlın fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.
Amin. Sohbeti bu gece sonlandırıyoruz. Elimizde olmayan sebeplerden dolayı sorularınıza da bakamadık, bakamıyoruz. İnşâallah Perşembe günü tekrar buluşuruz. Geceniz hayır olsun. Hakkınızı helâl edin. Böyle aniden sonlandırdığımız için özür dileriz. Bunun sebebi biz değiliz. O yüzden inşâallah bu konuyu da aşar. Sizinle tekrar beraber olmaya devam ederiz. Geceniz hayır olsun inşâallah. Selâmün aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Giriş: Korona ve Deccâl Konusu: Salı sohbetinin bağlamı ve Kovid-19 yasakları gölgesinde yapılan sohbet; Kur’ân ve Sünnet dâiresi ilkesi — Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan da sakının”); geçen haftanın Mehdî konusuyla bağlantı; ahır zaman alâmetlerinin en büyüğü Mehdî — Tirmizî, Fiten 79; Ebû Dâvûd, Mehdî 1; kurtarıcı motiflerinin bulunduğu bütün dinlerde muhalif figürün zorunluluğu (felsefî-teolojik zemin)
- Zerdüştlük ve Yahudilikte Deccâl: Zerdüştlükte aldatıcı-yalancı kurtarıcı karşıtı öğreti; Yahûdilikte Mesîh-Mehdî inancı; Mekâbevî Yahûdî literatüründe Armulus kavramı (Roma’nın efsânevî kurucusu Romulus’tan türediği tezi); Davudoğlu Mesîh’in nefesiyle Armulus’un öldürüleceği inancı — Talmud, Sanhedrin 97a-99b; Levi kabilesi ve Mesîh beklentisinin güncel yansımaları (İsrail siyâsî tarihinde Levi soyadının önemi); Yahûdi kralın putperest teşmîsi ve mabetlerin yakılması hikmeti
- Hristiyanlıkta Deccâl ve Armulus: Hristiyan inancında Mesîh’in ikinci gelişi öncesi şeytânî yarı-insânî muhalif figür — Yuhanna’nın Vahyi (Apokalips) 13/1-18 (boynuzlu yedi başlı canavar, 666 sayısı); Selanikliler’e 2. Mektup 2/3-12 (yasa tanımazın ortaya çıkışı); Peşitta’da (Süryânice Yeni Ahid) Mashihe Daggâle ve Nebiye Daggâle terimleri; Matta 24 (Mesîh’in öncüsü yalancılar); Hristiyanlara göre Hristiyan olmayan tüm şahıs-toplulukların Deccâl hükmünde sayılması ve emperyalizmin te’vîlî; “sen onların dinlerine uymadıkça senden râzı olmayacaklar” — Bakara 2/120; “Yahûdi ve Hristiyanlar seninle savâşı bırakmazlar” hâdîsi — Buhârî, Cihâd 96; Dâniel 7/1-28 dört canavar tavsifi ve Hollywood-çizgi film yansımaları
- Emperyalizm, NATO ve Evanjelist Deccâl: Batı’nın çıkaracağı sözde Îsâ-Mesîh ve Mehdî paranoyası; NATO’nun Îsâ-Mesîh’in ordusu olarak kurgulanması ve Amerikan evanjelik siyâsetinde İslâm dünyasına yönelik hazırlık doktrini; Ortadoğu’da kan dökmenin “Îsâ-Mesîh için yapılıyor” retoriği; Hristiyan kilisesindeki Deccâl geleneğinin Yahûdi gelenekle birleşen tarafları; Hazret-i Îsâ’nın Mehdî tarafından değil, tam tersi bir doktrinsel tutuluşla algılanışı; Hadis 24 Matta’da “bölgesinde” sözü (Deccâl’in fitnesi) — Matta İncili 24/24 (“Yalancı Mesîhler ve peygamberler türeyerek mümkünse seçilmişleri saptırmak için büyük alâmetler yaparlar”); Peşitta 24 kitabın Aramice yansıması (Mashihe Daggâle)
- Aşı Tezgâhı ve Bilim Deccâliyeti: Bugünkü bilimin tek gerçeklik olarak ilahlaştırılması eleştirisi; SARS, Ebola, grip mutasyonu ve grip aşısının her yıl değişmesi vak’ası; Dünya Sağlık Örgütü’ne tedrîcî şüphe (Trump-DÜSO gerilimi); 2009 domuz gribi (H1N1) Pandémisi ve Türkiye’nin zorunlu aşı depolarında çürüyen kalan stoklar vak’ası; Kur’ân’da kelime olarak geçmemesine rağmen Deccâl’e dair tefsîrî işâretler — En’âm 6/158 (“Onlara meleklerin gelmesini mi, yahut Rabbinin gelmesini mi, yoksa Rabbinin âyetlerinden bir kısmının gelmesini mi bekliyorlar?”); taberî, Câmiu’l-Beyân VII/265; aşı sanayii-Hristiyan evanjelist sermayesi bağının temkinle öne sürülmesi
- Taberî, İbn Kesîr ve En’âm 158: Taberî — Câmiu’l-Beyân (7. cild, 265. sayfa) En’âm 6/158 tefsîri, “bazı âyetler” ibâresinin Deccâl’e tahşîs edilmesi; İbn Kesîr — Tefsîru’l-Kur’âni’l-‘Azîm, hadîslerle tefsîr metodu; “Üç şey vardır ki bunlar çıktığında kişi daha önceden îmân etmemişse îmânı ona fayda vermez” — Buhârî, Tefsîr En’âm; Müslim, Îmân 248; 1) Güneşin batıdan doğması 2) Deccâl 3) Debbetu’l-Arz — Neml 27/82 (“Sözün başlarına gelmesi zamanı geldiğinde onlara yerden bir dâbbe çıkarırız”); Hazret-i Ali’nin İbn Sayyâd’ı Deccâl olarak vasıflaması; Fir’avn ve Nemrûd gibi aşırı inkârcıları küçük deccâller olarak sayan âlimler
- Dört Büyük Fitne ve Dâ’iş Örneği: Taberânî’nin İmrân bin Hüseyin’den rivayeti — dört büyük fitne: (1) kan helâl addedilecek, (2) kan ve mal, (3) kan-mal-ferc, (4) Deccâl fitnesi; Ebû Dâvûd, Melâhim 3; Ahmed bin Hanbel, Müsned IV/426; “Şu 6 şeyden önce iyi ameller işlemekte acele edin” — Müslim, Fiten 128 (batıdan doğuş, Duhân, Debbetu’l-Arz, Deccâl, münferid ölüm, âmme fitnesi); Dâ’iş fitnesinin Suriye-Irak sahasında zuhûru ve arkasındaki Mossad-CIA-Avrupa-Rusya-Çin destek ittifâkı teşhîsi; Dâ’iş’in Mehdî ordusu-İslâm devleti kısîsî adıyla Müslüman kanını dökmesi ve cinsel özgürlükleri helâl addetmesi; son 100-200 yılda Müslümanların her gün geride kalan günü aratması — Enes bin Mâlik’ten Buhârî, Fiten 6
- Mehdî, Deccâl ve Îsâ’nın Zuhûru: “Şu altı şeyden önce âhiretlik iyi ameller işleyin” hadîsinin açılımı; Hazret-i Meryem oğlu Îsâ’nın Feccu’r-Ravhâ’da hac-ömre telbiyesi — Müslim, Hac 216; Îsâ, Mehdî ve Deccâl’in art-arda zuhûru doktrini — Ebû Dâvûd, Mehdî; “Mehdî ilanında bulunanlara Îsâ’sı nerede?” mihenk taşı formülü; yalancı Deccâl’lar ve yalancı Mehdîlerin öncüler olması; hesapsız Mehdîlik-Nebilik iddiâlarnın reddi; Âhiret ve peygamberliğin hatemiyyeti — Ahzâb 33/40 (“Muhammed… Allah’ın Resûlü ve nebilerin sonuncusudur”)
- Televizyon Sapkınlığı ve Medîne Körüğü: Ay hali olan kadının oruç-namaz-diğer ibyâzlıkları yapabileceğini söyleyen çağdaş sapkınlık ve kadere îmânın îmân esaslarından değil denilmesinin reddi; Îmânlnın altı esası — Bakara 2/285; Nisâ 4/136; televizyonlarda sünnet inkârı ve hadîs inkârcılığı ile Deccâl’in peygamber sünnetine açtığı savâşın paralelliği; Medîne — “körük gibidir, kötü insanları atar, iyilerini tutar” — Buhârî, Fedâilu’l-Medîne 2 (“İnsanın kötüsünü atar”); Mekke için aynı körük benzetmesi; Deccâl’ın Medîne’ye girememesi — Buhârî, Fedâilu’l-Medîne 9; Müslim, Fiten 122 (“Medîne’nin her geidiğinde kınından çekilmiş kılıçlı iki melek”); Beytullâh ve Medîne-i Münevvere’de ibâdetlerin askıya alınması (2020 karantinası) gündemi
- Deccâl’in Doğu’dan Zuhûru: Mesîh-i Deccâl’in doğu tarafından zuhûru — Müslim, Fiten 104; Uhud’un arka tarafında karşılanması ve Şâm tarafına çevrilerek helâk olması; Muâz bin Cebel rivâyetinden Deccâl’ın zuhûr mahal-zaman tespitâtı; ABD’nin Suûûdî Arabistan’a konuşlanması ve örtülü Yemen savâşının sunumu; Türkiye’de Çekin Kuvvet (Operation Provide Comfort) örneklemi ve PKK fitnesinin zuhûru; PKK-Dâ’iş-bozgunculuk örgütlerinin bâtın-zâhir birliği ve Diyarbakır’da sivil şehîdler hadisesi (oduna giden 5 kişi); Yahûdî-Hristiyan ısfı iştirâkî doktrinsel temelinin Müslüman coğrafyasına yansıması; Beytu’l-Makdis’in ımâr edileceği, Yesrib’in harap olacağı rivâyetleri — Ebû Dâvûd, Melâhim 4
- Kur’ân’ı Gırtlaktan Geçirmeyenler: “İleride genç bir grup çıkacak Kur’ân okuyacaklar, ancak gırtlaklarından aşağı geçmeyecek; onlardan bir grup çıktıkça kökü kazınacaktır. Nihâyet sonuncularının sonunda Deccâl çıkacaktır” — İbn Mâce, Fiten 16; Ahmed bin Hanbel, Müsned II/83; 30-40-70 arası yalancı deccâl sayısı rivâyetleri; Huneyn ganimetinin Cirene (Ci’râne) dağıtımında Zü’l-Huvaysira’nın itirâzı — Buhârî, Menakib 25; “Adalet yap” sözü̈ ile Hâricîlerin nesebi; “Okun avdan geçip gittiği gibi dinden çıkarlar” — Buhârî, Fiten 6; Vehhâbî-selefî nesil ve tıraş olma alâmet-i fârikası; Kur’ân okuyanların amel etmemesi ve Sünnet-i Seniyye’nin reddedilmesi
- Deccâl’in Vasıfları ve Son Du’â: Deccâl’ın bütün peygamberlerin ittifâkla ümmetlerini sakındırdığı fitne — Buhârî, Fiten 26; Ebû Sa’îd el-Hudrî’den “daha önceki peygamberlerin anlatmadığı hususları size anlatacağım” — Müslim, Fiten 105; vasıfları — sağ gözü patlak inci gibi parlayan, kör, iki gözünün arasında “kefere” yazılı, yanında sû ve âteş bulunan, sûyu âteş âteşi sû olan; Hazret-i Peygamber’in Vedâ Hutbesi’nde ümmetini uyarması — Ebû Dâvûd, Melâhim 14; Hazret-i Îsâ’nın Deccâl’i helâkı — Tirmizî, Fiten 62; “Ümmetimden Deccâl’e karşı cihâd eden bir grup kıyâmete kadar devam edecektir” — Müslim, Îmâre 53; “Üç şey îmânın aslındandır: Lâ ilâhe illallâh diyene saldırmamak, cihâd, kadere îmân” — Ebû Dâvûd, Cihâd 33; son duâ — “Allâhım cehennem azâbından, kabir azâbından, Mesîh-i Deccâl fitnesinden ve hayat-ölüm fitnesinden sana sığınırım” — Buhârî, Cenâiz 88; Müslim, Mesâcid 128
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Kalb, Sünnet, Tecellî, Çile, Hamd, Ashâb-ı Kirâm. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı