Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

10. Dergâh Sohbeti — Tevhîdi Bırakmamak, Kulluk ve Gıybet Sınırları

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 10. Dergâh Sohbeti — Tevhîdi Bırakmamak, Kulluk ve Gıybet…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Cenab-ı Hakk’ın rızası hayır etsin. Allâh’ın rızası hayır vermesin. Babim ben AK Parti’ye koyuverdim diye, bana sen ne Yahudi’ymişsin dedi. Ben de çok üzüldüm, onun için dua eder misin? Onun için dua etmemiz için, ondan önce tecrüb-i imana ihtiyar. Mü’min bir kimseye sen ne Yahudi’ymişsin denirsen, mü’min bir kimseyi küfürle itham eden kimse küfürle düşer. Kim, lel lehe galah muhammadan Resûlullâh diyen bir kimseyi küfürle itham ederse kendisi küfürle düşmüş olur. Evliyse tecrüb-i imana ihtiyar. Evli değilse tecrüb-i imana meseleyi kurtarır. O yüzden böyle tecrüb-i iman etmedikçe onun dua geçmez. Gıybet, dinlenerek gıybet değil. Günahkar kimseler ve sağlık kimselere yapılan gıybetler ne olur.

Gıybetin şeritleri var mı? Gıybet, bir kimsenin, mü’min bir kimsenin hoşuna gitmeyecek bir şeyi arkasından konuşmak gıybetdir. Bir kimsenin arkasından konuşup hoşuna gitmeyecek o kimsenin öyle bir gıybet. Bir kimse üzerinde eğer günah-i kebairi var ise o günah-i kebairi terk etmiyorsa onunla meşhur olursa onunla tanındıysa onun öyle söylenmesinde bir beis yoktur. Meyhanecinin meyhaneci filanca dendiği gibi var çalıştıranın varcı filanca dendiği gibi veyahut da mü’minlerden faiz alanın faizci filanca dendiği gibi ahlaksızlık, eşkara ahlaksızlık yapanın o ahlaksızlıklar tanınması gibi bundan gıybet olmaz. Veya bir kimsenin herhangi bir mesleği var, mesleğiyle tanınıyor. Demek ki ahmet, ver ve rahmet bu böyle de tanınmasında tabi bir beis yok.

Ama öbür gün mü’min bir kimsenin hoşuna gitmeyecek ona bir yakal takılması hoşuna gitmeyecek arkasından laf konuşulması gıybet olur. Eğer konuşmak isteyenler varsa sohbetten sonra konuşabilirler veyahut da dışarı çıkıp konuşabilirler. Bu sözü yeterli. Birbirinize şişt yapmayın. Kimse kimseye müdahale etmesin. Yanındaki kimse konuşmaz ise hiç kimse konuşmaz. Sohbet adavundandır. Bir kimse sohbete gittiğinde buranın adavudur bu. Buraya gelecek olan kardeşler burada sohbet başladığında yanındaki insanlarla sohbeti keserler. Eğer yeni gelmişse o kimse muhakkak bir şeyler soracaktır. Sohbetten sonra konuşalım deyip tatlı bir şekilde konuşulduğu mesele biter. Eğer konuşmaya devam edilirse buranın adav ve erkanına uyulmamış olur.

Hakkınızı helal edin. Biz hiç kimseye bu noktada kılıç gibi durma noktasında değiliz. İnsanların, hür insanların hür bireylerin birbirlerine müdahale etmesini de uyumu ve olgun bir hareket olarak görmüyor. Bir kimse çok affedersiniz dürtüklemeyle gitmez. Tasavvuf, tasavvuf, kalbe doğan bir güneş gibidir. O kimsenin kalbine doğduysa bir daha bakmaz. Bir kimsenin kalbine doğmadıysa ona da söyleyecek bir laf yoktur. Allâh bizi affetsin. Değer ilahe illallah ağzıma yapıştır. Konuşmadığım her an durmak sözünü söylüyorum. Ama boş muhabbetlerde her yerde söylüyorum. Akıl, kalp başka yerlerde duruyor. Dili söylesin. Dik alışmadıktan sonra kalp alırmaz. Devamlı zikri kendinize şiar edin. Bizim yolumuz farzları yerine getirip nafilelerle Allâh’a yaklaşmaktır.


2. Bölüm

Allâh’a yaklaşmada bir en büyük tutunacağımız din tutunacağımız imt Allâh’ı zikredir. Bakın tekrar söylüyorum. Bizim yolumuz farzları yerine getirip nafilelerle Allâh’a yaklaşmıyoruz. Allâh’a yaklaşmada tutunacağımız en önemli ip Allâh’ı zikredir. Bunu kendinize devam et kesmettireceksiniz. Devamlı. Devamlı Allâh’ı zikredeceksiniz. Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe illâllah’dır. Lâ ilâhe illâllah’a devam edeceksiniz. Hangi esmayı alırsanız alın. Hangi esmayı size verirlerse versinler. Siz hangi esmadasınız sizler derlerse desinler tevhidi bırakmayacaksınız. Deseler ki size bu gece seni uçarken gördük. Sen kendine yediye değil yetmiş bine kopyalandığını görsen deseler ki burası son makam. Bundan sonra çıkacak olduğu makam yok.

Tevhide devam et. Zikrullah’a devam et. Ve zikrullahın tevhidi olsun. Hangi esmaya geldiğinin önemli değil. Hangi hale ulaştığın önemli değil. Önemli, önemli değil. Hangi noktada olduğun önemli değil. İnsanların yanıldıkları insanların yenildikleri, insanların gaflete düştükleri, nefsine uydukları tek nokta vardır. Onları derler ki sen şu makamdasın o kendisini bir şey zanneder. Veya sen şu esmayı altı dediğinizde kendinizi bir şey zannetmeyin. Tevhide devam edin. En büyük, en güzel, en hakiki, en hakiki, en az makam, kulluk makamındır. Biz hakkıyla sana kulluk edemedik ya Mahmut diye bir peygamber ümmetiyiz. Bunu aklınızın ucundan çıkarmayacaksınız. Bunu kalbinizden çıkarmayacaksınız. Gün gelecek, gökleri seyran edeceksiniz.

Gün gelecek, aşağıdayı seyran edeceksiniz. Gün gelecek, cenneti cehennemi sak avucunuzun içindeymiş gibi göreceksiniz. Gün gelecek, aşağıdaki meleklerle beraber Allâh’ı zikredeceksiniz. Gün gelecek, peygamberler mihmandarınız olacak, önünüze düşsekler, elinizden düşecekler, bütün semayı size ziyaret ettirecekler, gösterecekler, siz lâ ilâhe illâllah demekten vazgeçmeyeceksiniz. Ve sizde belki de bundan sonra şu esmayı çek de diyen peygamber olacak. Veya da bundan sonra şu esmayı çek diyen melekler de olacak. Onların hatırına 100 tane, 200 tane, 300 tane neyse o esmayı çekseniz lâ ilâhe illâllah’dan geri dönmek yok. Ona devam edeceksiniz. Allâh bizi muhafaza etmesin. Her esma alış insanda makam sevdasını buluşturur.

O makam sevdasını da insanın tövbüye tövüştüren o makam sevdasını bu noktada insanın gönlünden, kalbinden yok eden şey kulluktur. Diyeceksiniz ki ben Allâh’ın kutluğunu Resulünün Habibi’nin ünediyim. Bize tevhidden başka bir şey yakışmaz. Tevhide devam edeceksiniz. Allâh muhafaza eylesin. Hep görülmüştür. Kendi esmaları aldıklarından sonra yıkılıp tutmuşlardır. Belli bir noktaya geldiklerinden dolayı yıkılıp tutmuşlardır. Şöyle düşünmeyin. Bana bir şey olmaz. Şöyle düşünmeyin. Bize bir şey olmaz. Şöyle düşünmeyin. Biz dervişiz. Biz yıkılmayız. Şöyle düşünmeyin. Bizim öyle bir istabımız var ki biz yıkılmayız. Herkes yıkılır. Herkes yıkılır. Herkes yıkılır. Tarih yıkılanlarla dolanır. Ama herkes de yıkıldığı yerden kalkar.


3. Bölüm

Tarih yıkıldığı yerden kalkanlarla dolanır. Sakın yıkılan diye düşünmeyin. Sakın yıkıldığın anda da kalkamam diye düşünmeyin. Sen dervide sık sık yakış. Sık sık yakış. Bir ayağını Kur’ân ve Sünnet’e sabit bağla. Öbür ayağınla nafilelere sabit bağla. Bir elinle sakın ha zikrullahı terk etme. Bir elinle de sakın ha o velileri o nevililerin yolunu terk etme. Tabi olmakla biat etmiş aynı şeyler. Aynı şeyler. Bunları dünyalık ve adaletlik konularında sizin gözünüzde açıklanmasınız. Dünyalık biat edenler dünyalıklarını bulurlar. Dünyalık biat nedir? ki dersiniz bir iş yerine, iş yerine çalışacaksınızı iş yerindeki şartları kabul ettiğinize dair Söyleteşmeyi imza atarsanız o iş yerine iş noktasında biat etmenizi gösterir.

Devlet başkanı vardır. Devlet başkanı biat da okuyordur. Bir dercenin devlet başkanını biat ederseniz devlet olarak bir kimseye veya bir sisteme biat etmiş olursunuz. Bu manada ahiretlik veya dünyalık olarak ayrılmış tasavvufî manada da bir üstada gidersiniz, üstada biat edersiniz, üstada biat etmişseniz onun çizdiği görüntüde Kur’ân ve Sünnet adresine yürümeye söz vermiş olursunuz. Margarin yağlarda domuz yağı katkısı var mı? İmalatçısı değilim ki. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri takma, şüphelileri terk etmektir demiş. Ben de yemiyorum. İçinde değil o yalı var mı, bu yalı var mı diye düşüncemi yememek daha iyi. Endüstriyel endüstriyel olan hiçbir gıdayı yemeyin. Endüstriyel hiçbir gıda yemeyin.

Bu sünnet tavsiyem. Bir emir değil. Endüstriyel hiçbir şey yemeyin. Çok affedersiniz bir tane soğan oradan bildiniz kuru soğan. Ekmeğin arasına koyun yiyin. Endüstriyel en güzel gıdayı da yemeye. Hem vallahi de hem billahi de hem fillahi de o kuru soğan o endüstriyel gıdadan daha natürel, daha iyi, daha sağlıklı daha şifa. Yemeyin margarin. Erkekler evlerinizde margarin almayın. Yemeği versinler bir şey olmaz eksilmez. Eksilmez. Sana yağmış, taman yağmış. Yok bu hünkarın çıkardığı bizim yağmış. Yok sizin yağmış. Endüstriyel değil mi? Ben komple komplesini yemiyorum. Bir evde endüstriyel bir gıda varsa oraya da söyleyin biz endüstriyel gıdayı yemiyoruz. Söyleyin. Ben açıkça söylüyorum yemiyorum diyorum.

Yemiyorum. Bir şeyim de eksilmiyor. Endüstriyel yağlar, endüstriyel gıdalar konserveler yemiyorum. Dışarıdan sucuktu, salandu, sosis yemiyorum kardeşler. Yemiyorum beni ilgilendirmiyor. Bunu soruyorlar margarin içerisinde dolu dağmış. Bana ne varsa var. Yeme at kenarı. Yemiyorum. Endüstriyel içecekler içmeyin. Kolaydı, fantaydı. ne bileyim pepsiydi, pepsiydi. İçme kardeşim. Git ayran iç. Git süt iç. Git yoğurt iç. Git su iç. Evet. Allâh bizi affetsin. Dili kalbe indirmek nasıl olur? Başlarsınız zikrullaha Lâ ilâhe illâllah, la ilaha illallah, la ilaha illallah. Bu göğüs borçluğunuzdan da bir ses gündüne başlarsınız. İki ses olur. Lâ ilâhe illâllah. İki tane zikreden vardır. Din ayrı, kalp ayrı.


4. Bölüm

Din susar artık orada. Çünkü o has verir, tat verir, meslek verir. İçeriden böyle hücrelerine doğru akar. Öyle bir sıcaklık buluşur, böyle bir kutluluk buluşur. Bütün göğüs borçluğundan bütün vücuduna tevhid akar sanki. Tatlı tatlı. İnsanı böyle bir ayrı bir zevkhanenin içerisine atar. Ayrı bir hayat yok. Ayrı bir yaşamdır. Gündüz gece hiç önemli değil. Bunu yakalamak için zikrullaha devam edecek o kimse. Gönülde artık tevhid başladı. Lâ ilâhe illâllah, la ilaha illallah, la ilaha illallah. O böyle bir heyecan kasır kasır. Heyecan kasır kasır. Durduğunuz yerde durdurmaz sizi. Kah ağlatır, kah güldürür, kah hüzünlendirir, kah uçurur, kah yürütür, kah koşup durur. Halden hale katır. Halden hale.

Yaşlanırsınız asıl bir kenara. O devam eder. Ama arabada yakalar sizi. Ama otobüste yakalar. Ama yürürken yakalar. Ama zikrullahda yakalar. Ama yatakta yakalar. Ama gece uyurken yakalar. Bir yerde yakalar. Ama secdede yakalar. Zikrullaha devam edecek. Bugünkü ehli tasavvunun en büyük eksikli zikrullaha devamiyet arz etmemesi. İçinize yerleştirmemeniz o. Eğer içinize yerleştirirseniz, ooo nur ala nur. Onu dinlersiniz zaten. Artık akıl kalbi dinlemeye başlar. Akıl o sesi duyar. Akıl o sesi duyar. Artık din susar. Ya kalbin dili konuşur. O zikrullaha devam eder. Ve an gelir, bir bakarsın ki orada buradan bir şey bak. İlk önce o zikrullah ediyor zannedersin. Ve bakarsın o zikrullah ediyor mu şimdi gelir sana.

Doğru yoldasın, devam et. Yemin derviş olma, yolunda maç izlemek, müzik dinlemek gibi dünyalı şeyler engel olur. Olur. Eğer onlar senin kalbini meşgul ediyorsa ki eder, onlar senin gönlünü başka noktada meşgul ediyorsa ki eder, o zaman senin kalbine zikrullah ilmesine engel olur. Bu şeye benzer. Bir dervişin annesi Geylana Hazretleriyle evladı için görüşmeye gelmiş. Demişler ki, Üstad yemek yiyor, yemeğini bitirsin öylesi görüşüyor. Yok demiş, görüşeceğim İlahi Teviz. İçeri girdi, bir bakmış ki, Abdülkadir Geylana Hazretleri bir tavuk kızartılmış, katıl katıl onu yiyor. Vay Demir. Biz de evladı senin yanında göndermek, Üstad diye demiş. Bizimki açlıktan demiş, rengi sarazlısı oldun, zayıfladı, gitti kalbim demiş.

Sen burada demiş, sevinmişsin, katıl katıl tavuk yiyorsun. Üstad mübarek hiç bulmamış sistemini, katıl katıl tavuğu yemiş, kemiklerini de bir tabağın içine toplamış. Kadın hamur eleştiriyor tabi orada. az yiyin diyorsunuz, ses çok yiyorsunuz. yağlı yemekler yenmez mi? Siz yiyorsunuz. et yenmez mi? Siz neden yiyorsunuz? Vay benim evladım kırıldı gitti, sarazı bozardı gitti buna. Yemek bitince mübarek tabağın içindeki kemiklere kültür mü izniyle gitmiş. Pır bir tavuk almış, yediği tavuk. Demiş kış, tavuğu al, yürü. Tavuk yürümüş gitmiş, kadın aile de duruyor. Demiş ki senin oğlan da bu hale geldiğinde yesin demiş. Şimdi aç duracak. Şimdi rengi sarılacak soğuyacak ya bu hale gelince o da yemeğini yesin.


5. Bölüm

O zaman demiş yiyiniz içiniz israf etmeyiniz, yürü. Âyet-i kerime var, evet. Ne zaman? O zaman. O zamana kadar o oruca devam edecek. O zamana kadar o riyazata devam edecek. Evet, riyazata devam. Riyazata devam. Kendi kendinize şöyle düşünmeyin. Bize bir şey olmaz ya, biz bunu da seyrederiz. Hayır, olur. Allâh muhafaza eylesin. Kişi nefsini nasıl terbiye eder? Yirmi yıl ona çalışmışım, şimdi dönünce zorlandım. Ah nefis, yirmi yıl ne? İnsan ömrünü bir noktaya getirir ki ömrünü heba eder nefis. Döndüğün zaman da seni perişan eder. Döndüğün zaman da seni perişan eder. Bunun yolu Muhammed Mustafa’nın hidayetine tabi olmaktır. Nefis de bir cadenin yolu Muhammed Mustafa’nın hidayetine tabi olmaktır.

Muhammed Mustafa’nın hidayeti demek onun öğretisine, onun dinletisine, onun bilgisine, onun sözüne tabi olmaktır. Kim ki Muhammed Mustafa’nın hidayetine tabi olmadı, o nefsiyle mücadele etmedi. Kim ki nefsiyle mücadele etmedi, onu tanımadı. Onu tanımadı Rabbisini de tanımadı. Rabbisini de tanımadı. Nefis de biz mücadele eder ki onunla savaş olarak arzulanıyor. Nefis de mücadele onu tanımaktan geçer. Nefis de mücadele onu bilmekten geçer. Onu tanımak, onu bilmek, onunla körü körüne savaşmaktan evladır. İnsanlar nefisleriyle körü körüne savaşıyorlar. Veya orada savaştıklarını zannediyorlar. Yenilginin içindeler. Siz eğer düşmanı tanımazsanız, düşmana karşı garip gelemezsiniz. Siz karşınızdaki tehlikenin ne olduğunu tanımazsanız ona yenilirsiniz.

Karşınızdaki gücün, kuvvetin, kudretin hangi noktada olduğunu bilmezseniz, tanımazsanız ona yenilirseniz. Ehli Tasavvuf’un en büyük yanıldığı noktalardan birisi bu. Bize, bize, bütün Ehli Tasavvuf’a, bütün İslam dünyasının içerisindeki Ehli Tarikata, Ehli Tasavvuf’a eksik bilgi veriyor. Eksik bilgi şu. Nefis de savaşacaksınız deniyor, doyur. Tanımadığınız bir düşmana nasıl savaşırsınız? Tanımadığınız bir kuvvetle nasıl savaşırsınız? Tanımadığınız bir güçle nasıl savaşırsınız onu alt edersiniz? Hayır. Bunun hüküm değil. O yüzden Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, nefsini bile Rabbini bildi. Nefsinizi tanıyın. Ben derslerde sevdiklerinizi alt alta koyun. Beğendiklerinizi alt alta koyun.

Muhabbetlerinizi alt alta koyun. Kimliğinizi tanıyın. Kendinizi tanıyın. Siz neyi seviyorsanız osunuz çünkü. İnsanlar sevdiklerini, insanlar muhabbet ettiklerini, aşık ol dediklerini, beğendiklerini tanımlayamıyorlarsa ve alt alta koyup da ben neleri beğeniyorum, ben neleri beğeniyorum diyemiyorsa ben nelere muhabbet besliyorum, nelere muhabbet besleniyorum diyorsa, ben neleri seviyorum, neleri sevmiyorum diye kendisini tanımlayamıyorsa vallahi de billahi de Nefis de mücadele etmiyor. En büyük yanılgı burada. En büyük yanılgı burada. Yanılgımız burada. Gerildiğimiz yer burası. Evet namazımızı kılıyoruz. Oyuncumuzu tutuyoruz. Evet zikrullaha geliyoruz. Zikrimizi yapıyoruz. Çok güzel. Ahlakımızı güzelleştirmeye çalışıyoruz.


6. Bölüm

Çok güzel. Beğenilerimiz nereden? Beğenilerimiz gönlümüzde karanlıkta dolaşan gizli şirkin ayakları muhabbetimiz, kalbimizin karanlık deryasında dolaşan gizli şirkimiz Neye muhabbet bekledik? Neyi beğendik? Neyi sevdik? Neyin uğruna yollara düştük? Neyin uğruna göz yaşımıza akıttık? Neyin uğruna sabahlara kadar bekledik? Neyin uğruna göz kapaklarımıza kürdan takıp kirliklerimizi yummadık? Neyin uğruna uykusuz kaldık? Neyin uğruna neyimizi terk ettik? Neyi terk ettik? Bu nefsi tanımlamada, nefsimizi bilmeden elimizde bir göstergi olacak. Nefsinizle mücadele edecekseniz önce onu tanıyın. Onu tanımak için beğenilerinizi koyun ortaya. Onu tanımak için muhabbetlerinizi koyun ortaya. Bakın beğeniyle muhabbeti ayırıyorum.

Evet. Muhabbetle sevdiklerinizi ayırıyorum. Evet. Neyi seviyorsunuz? Bana sevdiğiniz bir tek bir şey gösterin. Bana sevdiğiniz bir şey gösterin kardeşler. Bana hayatınızı alt üst eden sevgimizi ve sevgilimizi gösterin. Bu isterse kadın olsun. Lütfen hayatınızın altını üstünü getiren hayatınızı karıştıran, ruh dünyanızda dengeleri bozan, kalbinizin atışlarını hızlandıran veya yavaşlatan, ruhunuzun derinliklerinden uygulayan sevdiğiniz bir şey söyleyin. Sizi kendinizden geçirin. Tabiri caizse, kıçınızın üzerinde oturtunra bir şey söyleyin bana. Bir şey söyleyin bana. Deyin ki ben şunu sevdim. Bunu sevdiğim için şunu gözüme görmedim. Bunu sevdim. Elimi terk ettim. Bunu sevdim. Yolumu terk ettim.

Bunu sevdim. Aşını terk ettim. Bunu sevdim. Kendimi terk ettim. Bunu sevdim. Dünyayı terk ettim. Ahireti terk ettim. Bunu sevdim. Buna bir şey verdim. Sevmeyen nefsini tanımlayamazsın. Sevmeyen nefsini bilemezsin. Sevmeyi bıraktın. Muhabbet beslemeyen nefsini tanımlayamazsın. Gelin. Kendimize çekil düzen verin. Önce muhabbet besleyin. Sevgiyle muhabbet besleyin. Muhabbet besleyin. Bir işini özleyin. Bir şeye hasret çekin. Burnunuzun direği ısınlasın. Gözünüzden yaşatsın. Evet. Burnunuzdan sarga sürü kalksın. Bir şeyin hasretini çekin. Özlemini çekin. Bir şeye yanın. Ciğerinizden yanık kokusu gelsin. Evet. Hasret kokusu gelsin. Evet. Bir şeye yanın. Geceniz acemine ulaşsın. Gözünüz nura ulaşsın.

Bir şeyi sevin. Bir şeye yanın. Yazın hasret mektuplarını. Mektuplarınızın içine vur ve yakın. Şarkılar yap şunlar. Ya mektubunun ucunu yakmış diye. Evet. Bir şeye sevin ve yazın. Ne yazın? Sevgini bana namı göndermiş diye. Sevmiyorsanız nefsinizi tanımlayamazsınız. Muhabbet beslemiyorsanız nefsinizi tanımlayamazsınız. Dilemezsiniz. Evet. Bir şeyi sevin. Bir şeye hasret çekin. Ve sevginizi rüyamıza görürsünüz. Sevginizi kalbinizde görürsünüz. Sevdiğinizi ciğerinizde görürsünüz. Sevginizi tamamınızda görürsünüz. Sevginizin hayaliyle yatar sevginizin hayaliyle uyanırsınız. Yine sevginizin hayaliyle uyumak için gecenin olmasını beklersiniz. Eğer böyle değilse siz nefsinizi tanımlayabilirsiniz. O yüzden tanımadığınız, bilmediğiniz bir şeyle bir yılda kürek çekersiniz.


7. Bölüm

Kendi kendinizi nefsinizle mücadele ettiğinizi zannedersiniz. Evet. Namaz, abdest, oruç, haramlardan uzak durmak. İnsanın zahiri noktada nefisle mücadeledir. Ehli tasavvuf bunu bahsetmez nefisten mücadele eder. Ben bundan bahsetmiyorum size. Ben namaz, abdest, oruç, haramlardan uzak durmaktır. Bu nefsin nefisle mücadele edilir veyahut da bu normalde yapılması gereken bir şey. Benim söylediğim kalbim bir şey. İtse, itse. Asıl ümmetimin gizli şirkinden korkarım dediği şey benim söylediğim şey. Benim söylediğim şey o gizli şirkle alakalı. O insanın kalbinin tehlizlerinde karanlıkta karıncanın yürüyüşü gibidir. Sessiz, derinden fark edemezsiniz. Bunu meydana çıkartacak olan şey sevgidir, aşktır, muhabbettir.

Çünkü kalbin namazı olur. Allâh bize affetsin. Hazreti Mevlânâ Efendimiz’in ilk aşk ve sema edişini kısaca anlatır mısınız? Anlatsan ne olacak ki? Rivayet edilir. Çarşıda giderken sema ettiğinden dahil. Rivayet edilir. Bununla alakalı bir sürü de değişik rivayetler vardır. Muhakkak. Ama elin tasavvuf kendi içerisinde bir aşkını ve bu muhabbetini, dişlerini vurma lütfü edilir sema. Hazreti Mevlânâ ile başlayan bir şey değil. Saçımıza boya yapmak günah mı? boya eğer ki natura değilse, plastikse halkına su geçiririz. Abdestleriniz tutmaz. Halk dilinde karabasan diye bilinen şey yaptığında duygulayabilirsiniz. Bir de emeklili, durumu iyidir, çalışması uygun mu? Bu kadar işsiz insan varken sizin görüşünüz nedir?

Ya ne alakası var? İşsizlik diye bir şey yok ki. İnsanlar iş beğenmiyor. İnsanlar iş beğenmiyor. Bugün bir arkadaş geldi bir yerde müdür sohbet ediyoruz, eleman alacağız diyor, geliyor adamlar görüşüyoruz diyor, daha kapıdan diyor, daha işe başlamadan önce diyor iki milyar maaş istiyorum. Diyor, senin işe ihtiyacın yok mu var ya neden iki milyar istiyorsun? bir milyardan başka, bir iki yüz elli’den başka iki milyardan başlayacağım diyor. İnsanlar iş beğenmiyor var şimdi. İşsizlik diye bir şey yok ki. Parayı beğenmiyor, işi beğenmiyor. Bakıyor, parayı beğenmiyor, işi beğenmiyor. kimcek o iki milyar maaşla çalışacak, beş yüz lira çalışmıyor. Diyor ki bunlar size sömürü yok, beş yüz lira çalışılmaz.

İşe ihtiyacın yok senin. İşe ihtiyacın yok. Birisi de çalışıyor, emekli çalışıyor. Ne yapacağız? Adamı çalışmıyor mu diyeceğiz? Allâh bizi affetsin. Tembelliği şiar edinmişiz insanlık olarak. Tembelliği şiar edinmişiz. İstirahı şiar edinmişiz. Yetinmemeyi deyip, kanaatsizliği şiar edinmişiz. Dökmeyi, atmayı, dökmeyi, atmayı şiar edinmişiz. Havre alacak, yiyecek, giyecek, gezecek, harcayacak, ödemeyecek hiç. Çalışmayacak. Ona uygun bir iş yok. Ona uygun bir iş yok. Ya üniversite mezunu, ya kariyerinin işi değil. Yanışamayız bunu. Ya öyle bir mi çalışacak o? Ben böyle söyleyince acı geliyor insanlara. Ertesi gün kimisi beyi çekiyor, kimisi mesaj çekiyor bana. Genelde şimdi beyi çekiyorlar artık.


8. Bölüm

İsimleri, soy isimleri belli olmuyor ya. siz ne o? Işi olmayan dermiş, istemiyorum diyorsunuz. Şimdi işsizlik var. Ya ne alakası var kardeşim? Evet, işi olmayan dermiş, istemiyorum. Tembel dermiş, istemiyorum. Git çalış kardeşim. Madem üstadını dinle, bin liraya çalışacağım diye uğraşma. Üstad dedi ki, işi olmayan dermiş istemiyorum. Git dokuz yüz liraya çalış. Git sekiz yüz liraya çalış. Çalış ama. Git altı yüz liraya çalış. Git çalış. Git beş yüz liraya çalış. Git çalış kardeşim. Çalış ya. Çalış biraz. Ben şimdi iş yok diyenlerden kurtuldum. İşim yok diye de gidiyorum, git diyorum Cevdet usta da iş var, selam söyle, anlamıyorum. Git yanında çalış. Çalışarken duruyor. Ya git çalış kardeşim.

Ya anı sallanırken Cevdet’in kabusunu da değerlendiriyor. Tabii geldik çalışmaya. İşimden demesi değil. Evet, git çalış sen. Bir yerde git çalış. Az önce orada yedi yüz lira çalışan işçisi var. Sen git ben kardeşimden çalış. İş istemiyorum. Kaç paramağını aç? Altı yüz lira istiyor musun? Beş yüz lira istiyor musun? Ne yapacaksın sen? Git çalış. Kim temelilik yapacak ki? Kim dükkan dükkanı dolaşacak ki? Kim haytalık yapacak ki? Kim kazınma yendisi yapacak ki? Kim gidip dükkanlarda dervişlik tahsil edecek ki? Gidecek bir dükkana dervişlik tahsil edecek orada. Gidecek bir dükkana dervişlik anlatacak. Gidecek bir dükkana bir de iş yapıyormuş. Kim iş arıyor? Yok kardeşim. İstemiyorum. Hayır. Gelir misin dervişlik de anlatmayın.

Evet, buna çok samimi söylüyorum. Sen çalış kardeşim. Git iş yap sen. Temellik yok. Haylazlık yok. Boş gezmek yok. Adam otuz yaşına gelmiş evlendin mi? Nasıl evleneyim efendim? Bu zamanda nasıl hanım bakıyor? Ulan hanım bakamayacak mı lan adamın bu dergahda ne işi var? Çeksin gitsin buradan. Bakın çok açık lan. Hanım bakamayacak mı lan? Bir adam fısırıp hiçbir işe yaramaz bir adamdır. Hiçbir işe yaramaz adamdır. Desek ki ben evlenmeyi düşünmüyorum şu anda tamam. Eyvallâh söz ekranım yok. Ya nasıl geçineceğim? Hangi parayla bakacağım diyor. Allâh iyiliğini versin senin. Fısırıklık. Hayra binmezlik, yoğun bilmezlik, tembellik. Yok böyle bir şey. Şöyle düşünebilirsin. Şimdi at orman sen tabi. Senin işin güzel.

Ne alakası var? Ben iki hafta boş gezdim hatırlamıyorum. İki hafta boş gezdim hatırlamıyorum ben. Ben hala da işlerimin başındayım. Gül geliyor sabaha karşı dönüyorum ben sabaha karşı. Gidiyorum dükkanda yapıyorum bazen. Ulan diyorum ya. İşkolütmüştür gibi geldi Mustafa Özgür kendine diyorum ya. Git yapma orman bir şekilde diyorum sabahleyin eve gelirsin diyorum. Hayır o tembellik yok. Tembellik yok. Allâh bize affetsin. Tolksakal bırakmak fena mı? Ben duydum ki 100 Müslüman öldüren Bizanslı şövalyeler bırakıyormuş ve ben ben böyle bir şey duymadım ama onu biliyoruz. O yüzden sünnet olmayan bir şey bırakmakta çok uygun değil. Birisi bırakıyormuş ona da söyleyecek bir lafım yok. Ama sünnet olmadı kesin.

Hakkınızı helal edin. Zaman kalmadı. Saat 10. Ve cihaz kubası. Âmîn.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Muhabbet, Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı