Âdem’in Sırrı, Meleklerin Körlüğü ve Güzel Ahlâk
Mustafa Özbağ Efendi bu sohbetinde, Muhyiddîn İbn Arabî Hazretleri’nin Fusûsu’l-Hikem’inden Âdem faslını ele alarak meleklerin insana göre konumunu, Allâh’ın sıfatlarının Âdem’e tecellîsini, kader ve cebr meselesini, kabristan ziyâreti âdâbını ve edeb ile güzel ahlâkın hayâtî önemini işlemektedir.
Fusûsu’l-Hikem: Âdem’in Yaratılışı ve Meleklerin Körlüğü
İbn Arabî Hazretleri, Fusûsu’l-Hikem’in Âdem faslında meleklerin halîfenin yaratılışındaki sırra eremediklerini anlatır. Melekler kör değildir ama âmâdırlar — sadece kendilerine verilen kadar bilirler. Her melek grubunun tek bir görev noktası vardır ve Allâh’ı yalnızca o görevden tanırlar. Bir bölük melek devamlı “Subhân” ismiyle zikreder ve yalnızca o isme vâkıftır.
Cenâb-ı Hak, Âdem’i kendi sûretinde yaratıp bütün esmâ-i sıfatlarını, zâtî sıfatlarını, subûtî sıfatlarını ona vahyedince Âdem âmâlıktan kurtuldu. Allâh’ın sıfatları nasıl sonsuzsa, Âdem’in sıfatları da sonsuzlaştı. Allâh nasıl ebedîyse, Âdem de sıfatsal olarak ebedîleşti. Ancak Âdem’in başlangıcı vardır, Allâh’ın yoktur. Ve hiçbir zaman Âdem’in ilmi Allâh’ın ilmini geçmez.
Tecellî ve Ebedîlik Meselesi
Efendi Hazretleri kritik bir fark koyar: Allâh kendi sıfatlarını bir şey üzerinde tecellî ettirir — tecellî sıfatsal olarak ebedîdir, ama tecellî ettiği yer noktasında ebedîlik yoktur. Cenâb-ı Hak Tûr-i Sînâ’ya tecellî etti; tecellî noktasında ebedî, ama tecellî ettiği dağ noktasında değildir. Aynı şekilde Âdem’de de tecellî sıfatsal ebedîdir ama Âdem’in kendisi değil.
Kader, Cebr ve Mücâhede
“Yolumuzda mücâhede edenlere yolumuzu açarız” (Ankebût 69) âyeti, insanın irâdesinin aktif olduğunu gösterir. Eğer her şey önceden kesinleşmiş olsaydı, Allâh “Ben istediğimi cennetlik, istediğimi cehennemlik yaptım, siz ne yaparsanız yapın” derdi. Ama öyle dememiş, mücâhede edene yol açılacağını söylemiştir.
Bu noktada hem cebriyyeye düşenlerin hem de bazı sûfîlerin “sana ne takdîr edildiyse o” diye ellerini bırakanların hatâsı açığa çıkar. Allâh’ın “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” emri boşuna mıdır? “Münâfıkların Allâh’ı az zikretmeleri” uyarısı boşuna mıdır? Mâdem cennetlikler ve cehennemlikler belliyse, bu emirlerin ne anlamı kalır? Dolayısıyla kul, irâdesini kullanarak mücâhede etmeli, zikretmeli, yolunda yürümelidir.
Kabristan Ziyâreti Âdâbı
Kabristana girildiğinde üç kez “Esselâmü aleyküm yâ ehl-i kubûr” denir. Eğer kabirdekilerden cevap alınırsa — ki bu ancak gönül ehline nasîb olur — o zât cennetlik demektir. Cehennemlik olan kabirdeki, sûretini gösterir ama seninle konuşamaz.
Hz. Peygamber “İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar” buyurmuştur. Kabristana gidip de selâm alan yoksa, ehl-i dünyâsın demektir. Yalanı söyledin, gıybeti ettin, namazı terk ettin, orucu terk ettin — kabristanda ne işin var? Kabristana gidiyorsan ölümü tefekkür et, edeb ile git, tövbe ile git, zikir ile git.
Edepsizlik Sadece Kişiyi Değil Dünyâyı Yakar
Hz. Mevlânâ “Edepsiz yalnız kendine kötülük etmez, bütün dünyâyı ateşe verir” buyurmuştur. Efendi Hazretleri bunu somutlaştırır: İçiyor, kendine içiyor denir — hayır, sonra tecâvüz eder. Kumar oynuyor, kendine oynuyor denir — hayır, sonra karısını kızını satar. Zinâ ediyor, kendine ziyân denir — hayır, bütün toplumun ahlâkı aşağıya gider.
Hz. Peygamber “Sen en güzel ahlâk üzerinesin” (Kalem 4) âyetiyle nitelenmiştir. Sahâbelerin büyük çoğunluğu bunu edebe bağlamıştır. O hâlde ahlâkımızı Muhammed Mustafâ’nın ahlâkına bezendirmemiz lâzımdır. “Kimin ahlâkı güzelse o kurtuluşa erer. Güzel ahlâklı olan kimse namâz kılıp oruç tutanın seviyesindedir.”
Sûfîlik etrafa hiç zarar vermemektir. Mü’minlik etrafa hiç zarar vermemektir. Elinden, dilinden, kulağından, ayağından harâm çıkmasın — ahlâkın birinci kategorisi budur.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Bakara Sûresi 30-33 — Âdem’e isimlerin öğretilmesi ve meleklerin secde etmesi
- Ankebût Sûresi 69 — “Yolumuzda mücâhede edenlere muhakkak yollarımızı gösteririz.”
- Bakara Sûresi 152 — “Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim.”
- Nisâ Sûresi 142 — “Münâfıkların Allâh’ı az zikretmeleri”
- Kalem Sûresi 4 — “Sen muhakkak yüce bir ahlâk üzeresin.”
- A’râf Sûresi 143 — Allâh’ın Tûr-i Sînâ’ya tecellîsi
Hadîs-i Şerîfler
- “İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.” (Hz. Ali’den rivâyet, Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, II/312)
- “Ölmeden önce ölünüz.” (Hz. Ömer’e nisbet edilen meşhûr söz)
- “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (Muvatta, Hüsnü’l-Hulk, 8)
- “Kıyâmet gününde mîzânda en ağır basacak şey güzel ahlâktır.” (Ebû Dâvud, Edeb, 7; Tirmizî, Birr, 62)
Tasavvufî Kaynaklar
- Muhyiddîn İbn Arabî — Fusûsu’l-Hikem, Âdem Faslı (Meleklerin körlüğü, Allâh’ın sıfatlarının Âdem’e tecellîsi)
- Muhyiddîn İbn Arabî — Fusûsu’l-Hikem (Tecellî, ebedîlik ve halîfe kavramları)
- Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî-i Şerîf (Edepsiz dünyâyı ateşe verir)
- İmâm Gazâlî — İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbü’l-Edeb (Güzel ahlâkın mertebeleri)
Fıkhî Kaynaklar
- İmâm Mâtürîdî — Kitâbü’t-Tevhîd (Kader, cebr ve irâde meselesi)
- Müslim, Cenâiz, 104 — Kabristan ziyâreti âdâbı
Sohbetin Özü
Âdem, Allâh’ın bütün sıfatlarının tecellî ettiği halîfe olarak meleklerden üstündür — melekler sadece kendi görev noktalarından bilir, Âdem ise bütün isimleri öğrenmiştir. Kader cebr değildir; Allâh mücâhede edene yol açacağını va’d etmiştir. Kabristana edeb ile git, tövbe ile git — selâm alan yoksa henüz ehl-i dünyânın demektir. Edepsizlik sadece kişiye değil bütün dünyâya zarar verir. Sûfîlik ve mü’minlik etrafa hiç zarar vermemektir; ahlâkın birinci sınıfı elinden-dilinden harâm çıkmaması, ikinci sınıfı insanlara faydalı olmaktır.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı