Takvâ: İslâm, Îmân ve Takvâ Ayrımı
Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerîflerinde buyurmuştur ki İslâm bellidir; bir kimse Müslüman olduğunda karşı taraf onun İslâm olduğunu bilir. Îmân ise kalptedir, bilinmez. Takvâ ise göğüs boşluğunun içerisindedir. Peygamber Efendimiz göğüsünü işâret ederek ‘Takvâ buradadır’ buyurmuştur.
İslâm’ın şartları dışa yöneliktir: namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermek. Bir kimse bunları yapıyorsa biz onun İslâm olduğuna hükmederiz. Îmân ise insanın içiyle, kalbiyle alâkalıdır: Allâh’a îmân, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, hayra-şerre, kadere, cennete, cehenneme, hesaba, kitaba inanmak kalple alâkalı bir iştir. Biz dışarıdan bir kimsenin kalbindeki îmâna hükmedemeyiz.
Başkasının Îmânını Yargılamak Hakkında
Sahâbe-i Kirâm’dan birisi savaş esnâsında kelime-i şehâdet getiren bir kimseyi katletmiş, Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ‘Kalbini mi yardın baktın?’ diye buyurarak onu şiddetle uyarmıştır. Çünkü bir kişinin îmâna gelmesi gökteki ve yerdeki bütün ibâdetlerden efdaldir. Peygamber Efendimiz bu hadîsle bir yolu kapatmıştır: başkasının îmânını araştırmayın, derecelendirmeyin, tespit etmeye kalkmayın. Bu kalpteki iş Allâh ile kul arasındadır.
Ehl-i kıbleyi tekfîr etmeyiniz buyurulmuştur. Lâ ilâhe illâllâh Muhammedun Resûlullâh diyen bir kimseyi tekfîr edemeyiz. Bizimle berâber namaz kılan bir kimseye münâfık veya kâfir damgası vuramayız. Kur’ân ve Sünnet noktasında bir şeyi inkâr etmiyorsa ona kâfir veya münâfık diyemeyiz.
Takvâ Elbisesi ve Ma’rifetullâh Yolu
Takvâ bir kimsenin Allâh ile olan münâsebetindeki duruş noktasıdır. Takvâya değişik yollardan ulaşılır: az yemek, az uyumak, az konuşmak, çok hayır hasenât etmek, çok zikretmek, çok namaz kılmak, haramlardan uzak durmak, şüpheli şeylerden uzak durmak. Bütün bu târiflerin hepsinde takvânın kokusunu alırız ve takvâ insanı Allâh’a yaklaştırır, kulu Allâh’a dost eder.
Takvâsız bir ma’rifetullâh düşünmek mümkün değildir. Eğer Allâh’a dostluk peydâ edeceksek, Allâh’a yakınlaşmayı kendimize düstûr edineceksek takvâ ipine sımsıkı sarılmamız lâzımdır. Ehl-i ma’rifetullâh takvâ süsüyle süslenirler, takvâ elbisesiyle elbiselenirler.
Kur’ân ve Sünnet’in Hudûtlarını Bilmek
Her kitap bir emirle gelmiştir. Her emrin bir haddi, bir hudûdu, bir sınırı vardır. Her hudûdun bir sebebi, her sebebin dayandığı bir hikmet vardır ve işte o hikmet ma’rifetullâhtır. Kitâbımızı okurken hudûdunu bilmemiz gerekir ki takvâ elbisesini doğru noktada giyelim.
Burada kitaptan kasıt hem Kur’ân-ı Kerîm’dir hem de Muhammed Mustafâ sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin çıkmış olduğu sünnet ve hidâyet yoludur. Kur’ân-ı Kerîm kitabın yazılı kısmıdır, fiiliyât kısmı ise Muhammed Mustafâ’dır. O kitabın emirlerine dikkat etmeden takvâya ulaşılmaz; takvâ bu mânâda Kur’ân ve Sünnete uymaktır, Allâh’ın çizdiği sınırların içerisinde durmaktır.
Takvânın negatif yönü haramlardan uzak durmaktır. Pozitif yönü ise dinde bulunmayan şeyleri dindenmiş gibi göstermekten, dinde bulunmayan hüküm ve kâideler çıkarmaktan uzak durmaktır. Nice ehl-i tasavvufmuş gibi görünen insanlar bid’atların içerisinde boğulmuşlar, o bid’atlarını sanki Kur’ân ve Sünnetin emriymiş gibi göstermişler; ne yazık ki farkında olmadan sapıklığa hizmet etmişlerdir.
Dış ve İç Uyumu: Gösteriş Tehlikesi
Eğer bir kimsenin kalbinde îmân var ise âzâlarından îmân fışkırır, İslâm fışkırır. Bütün duygu organlarından İslâm fışkırır çünkü kalbinde îmân vardır. Eğer içinde Allâh’a yakınlaşma duygusu var ise takvâ elbisesiyle elbiselenecektir.
Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede takvâ elbisesine bürünenlere hitâben ‘Siz onların yüzüne baktığınızda onları tanırsınız’ buyurmuştur. Çünkü mü’minler Allâh’ın nûruyla bakarlar, ferâsetleri vardır. Haramla helâl bir yerde yürümez, münâfıklıkla mü’minlik bir yerde yürümez. Kalbimizde Allâh var ise orada şeytân yoktur; şeytânın bulunduğu yerde ise hâşâ Allâh yoktur.
Ancak dışı İslâm’a benzemiş ama içi boş olan insanlar da vardır. Sakalı, cübbesi, sarığı çok güzel ama içini süsleyememiş, îmân nûruyla nûrlanmamış, takvâ elbisesiyle elbiselenememiş kimseler. Nefis onları gösterişe, şatafata itmiş, aldatmış, kandırmıştır. Dışı İslâm süsüyle süslü ama içi dünyâ sevgisiyle doludur; ilk gel diyen şeyin peşine gider.
Tövbe ve Kendini Hesâba Çekmek
Takvâ süsüyle süsleneceksek arkamızda çöpür bir şey kalmamalı. Tövbeye çıkarken, pişmanlığımızı ortaya koyarken yüreğimiz elimizde olmalı. İçimizi temizleyerek, yanlışlıklarımızı zikrullâh halkasında yıkayarak Allâh’ın huzûruna gelmeliyiz.
Sübhânallâhi ve bihamdihî derken günâhlarımızı düşüneceğiz: hatâlarımızı, kusûrlarımızı, uzaklıklarımızı, hâinliklerimizi, vefâsızlıklarımızı düşüneceğiz. Elimize, dilimize, gözümüze, kulağımıza, ayağımıza sâhip olamadığımız zamanları hesâba çekeceğiz. Başkasına zarar verirken aslında kendimize zarar verdiğimizi göreceğiz.
Hazret-i Âişe Vâlidemiz ‘Yâ Resûlallâh, geçmiş ve gelecek günâhların bağışlandı, bu tövbe niye?’ dediğinde Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ‘Allâh’ı hakkıyla ibâdet eden, zikreden, tesbîh eden bir kul olmayayım mı?’ buyurmuştur. Ehl-i tasavvuf bu yüzden her gün kendini hesâba çeker, temizler. Ma’rifetullâh’a ulaşmak isteyenler her gün kendilerini temizleyecek, yenileyecek, elbiselerini süsleyecektir.
Cehennem Kendi Amellerimizin Ürünüdür
Allâh zâlim değildir, insanlara bir cehennem oluşturmamıştır. Biz kendi amellerimizle cehennemi ekiyoruz dünyâda. Ateş eken kor toplar, rüzgâr eken fırtına biçer. Namazsız, oruçsuz bir hayât sürerken cennete göz dikmemeliyiz; şeytân aldatmasın. Nûr eken nûr toplar, iyilik eken cennet toplar. Allâh’ın adâleti, hikmeti ve ilmi şaşmaz.
İslâm Garîb Gelmiştir: Garîblik ve Yalnızlık
Takvâya eğer olan kimse dünyâda garîbdir, yalnızdır, anlaşılmaz, kimsesizdir. Herkesin attığı gibi atmaz kalbi, herkesin düşündüğü gibi düşünmez. İnsanların içinde garîbdir, dünyânın içinde garîbdir, hatta meleklerin arasında dahi garîbdir. Ama o ne güzel bir garîbliktir ki Allâh vardır; o ne güzel bir yalnızlıktır ki dostu Allâh’tır.
Cebrâîl aleyhisselâm Peygamber Efendimize demiştir ki: ‘Yâ Muhammed, kimi seversen sev, bir gün ayrılacaksın.’ Bu dünyâ üzerinde kimi ve neyi sevsek ayrılacağız. Ama ayrılmayacaklarımız vardır: Allâh, peygamberler, velîler, sâlihler. Çok sevdiğimiz eşimiz, çocuğumuz, arkadaşımız takvâ noktasında bizimle aynı yerde buluşmayabilir. İslâm garîb gelmiştir ve garîb olarak dönecektir; garîblere müjdeler olsun.
Kurbân Arifesi ve İbâdetin Fazîleti
Kurbân arifesi mübârek günlerden bir gündür. Muhakkak arife gününü oruçlu geçirmeli, çok duâ edip çok tövbe etmeliyiz. Arife günü huccâcın Arafat’a çıktığı, gök semâsının kapılarının açıldığı, duâ ve zikirlerin Allâh katına kadar ulaştığı gündür. O yüzden arife gününü ve gecesini duâ ile, zikirle, oruçla geçirmeli, kendimize iş bırakmadan ibâdetle doldurmalıyız.
Kaynakça
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara Sûresi 2/197 — ‘Azık edininiz; muhakkak ki azıkların en hayırlısı takvâdır’
- Kur’ân-ı Kerîm, el-A’râf Sûresi 7/26 — ‘Takvâ elbisesi ise o daha hayırlıdır’
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Hucurât Sûresi 49/13 — ‘Allâh katında en değerliniz en çok takvâ sâhibi olanınızdır’
- Kur’ân-ı Kerîm, el-Bakara Sûresi 2/273 — ‘Sen onları yüzlerinden tanırsın’ (mü’minlerin ferâseti)
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 8 — Cibrîl hadîsi: İslâm, îmân ve ihsân tanımı
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Birr ve’s-Sıla, Hadîs No: 2564 — ‘Takvâ buradadır’ (göğüs işâretlenerek)
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 96 — Üsâme bin Zeyd’in kelime-i şehâdet getiren kimseyi katletmesi, ‘Kalbini mi yardın?’ uyarısı
- Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Teheccüd, Hadîs No: 1130 — Hz. Âişe’nin sorusu ve Peygamber’in ‘Şükredici bir kul olmayayım mı?’ cevâbı
- Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’s-Sünne, Hadîs No: 4600 — ‘Ehl-i kıbleyi tekfîr etmeyiniz’
- Müsned-i Ahmed, Cilt 5, Hadîs No: 23958 — Cebrâîl’in ‘Kimi seversen sev, bir gün ayrılacaksın’ nasîhati
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’s-Sıyâm, Hadîs No: 1162 — Arefe günü orucunun fazîleti
- Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadîs No: 145 — ‘İslâm garîb başlamıştır, garîb olarak dönecektir; garîblere müjdeler olsun’
Diğer sohbetler: Dergâh Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi
Ek kaynaklar:
- Kur’an-i Kerim: Hucurat 49/14; Bakara 2/177: İslam, iman ve amel bütünlüğü.
- Kur’an-i Kerim: Araf 7/26; Hucurat 49/13: takva elbisesi ve üstünlük ölçüsü.
- Kur’an-i Kerim: Şems 91/7-10; Hadid 57/16: iç-dış uyumu, kalp arınması ve gafletten sakınma.
- Cibril hadisi: Buhari, Iman; Muslim, Iman: İslam, iman ve ihsan mertebeleri.
- Buhari, Iman; Muslim, Iman: imanın tadı, takva ve amel ilişkisi rivayetleri.
- Nevevi, Riyazu’s-Salihin, Takva, İhlas, Güzel Ahlak ve Murakabe bölümleri.
- Kuseyri, er-Risale, iman, ihsan, takva, murakabe ve marifetullah bahisleri.
- Gazzali, Ihyau Ulumi’d-Din, İman, İhlas, Murakabe ve Ahlakın Güzelleştirilmesi bahisleri.
- Ibn Ataullah el-Iskenderi, el-Hikemu’l-Ataiyye, iç-dış uyumu, ihlas ve kulluk hikmetleri.
- Diyanet Kur’an Yolu Tefsiri, Araf 7/26, Hucurat 49/13-14 ve Bakara 2/177 açıklamaları.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Kalb, Tesbîh, Dergâh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı