Karabaş-i Veli Tekkesi 2016

7. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hadîs İnkârcılığına Cevap, Anne-Baba Hukûku ve Tövbenin Kabûlü

Câsiye Sûresi 6. Âyet Üzerine

Bu sohbet, bir kardeşin geçen haftaki derste söz konusu olan Câsiye Sûresi 6. âyetin “Allah’ın âyetlerinden sonra hadîslere mi inanacaklar?” şeklinde anlaşıldığına dair bir iddiâ üzerine devam etmiştir. Tefsîr-i Taberî’de ve Hadîslerle Kur’ân Tefsîri’nde âyetin asıl mânâsı şudur: “Ey Muhammed, işte bunlar sana hak olarak açıkladığımız Allah’ın âyet ve delilleridir. Allah’ın sözünden ve âyetlerinden başka hangi söze inanacaklar?”

Âyet Mekke’de nâzil olmuştur. Mekke âyetleri Allah’ın varlığı, birliği, tekliği ve insanları şirkten kurtarmakla alâkalıdır. İslâm hukûku henüz oluşmamıştı; hukûk ve muâmelât âyetleri Medîne’de nâzil olmuştur. Bu âyet müşriklere hitâb eder: “Bu müşrikler Allah’ın sözünden başka neye inanırlar?” Ardından gelen âyetlerde “Yalancı günahkârın vay hâline” ve “Allah’ın âyetleri okunduğu hâlde büyüklük taslayanlar” ifâdeleri vardır.


Hadîs İnkârcılarının Durumu

Onlar Allah’ın âyetlerini yalanlıyor, yalanladığı gibi günâha giriyor. Kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğu hâlde büyüklük taslayıp direniyorlar. Kendilerini kâf dağında görüyorlar, hikmet sâhibi, ilim sâhibi görüyorlar. Kendilerini Kur’ân’dan ve Hz. Muhammed Mustafa’dan üstün görüyorlar.

Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünnetine tâbi olmaya karşı büyüklük taslıyorlar — akıllarını ilâhlaştırdıkları için. Akıllarını ilâhlaştırdıklarından âyetlere de kendi kafalarına göre mânâ vermeye çalışıyorlar. İstiyorlar ki Sünneti reddettikleri hâlde Kur’ân’ı kendi akıllarına göre yorumlasınlar, biz de onların yorumunu kabûl edelim. Hz. Muhammed Mustafa’nın aklını, ashâbın aklını, tâbiînin aklını kenara atacağız da bu hadîs inkârcılarının aklına tâbi olacağız!


Askerlikteki İtâat Örneği

Kur’ân apaçık: “Peygamber’e itâat edin.” Bundan daha açık ne var? Askerlikte de “komutan ne derse odur” mantığı vardır. Komutan yat dese İslâm hukûkuna göre yatılmaz diyor muyuz? Hayır — yat yatıyoruz, kalk kalkıyoruz. İslâm hukûkunda komutan ancak harâmı emrederse itâat edilmez. “İtâat mâruftadır” kâidesi İslâm’ın esâsıdır.

Amasya’daki çavuş tâlimgâhında bir asker ağaca selâm veriyordu — selâm vermeyen cezâ almıştı. Ben çavuş tâlimgâhındaki tek ortaokul mezûnuydum; geri kalanlar hep lise, üniversite terk. Kumandan beni “uyanık gibi benziyorsun” diye çavuş tâlimgâhına seçti. Asker itâat eder, bu en doğalıdır. Peygamber’e itâat de bunun gibidir, öyle olacaktır. Başka bir âyet Medîne’de gelip “Artık itâat gereğinde kalmadı” demedi — itâat edeceksiniz.


“Kur’ân’da Yok” Mantığının Absürdlüğü

Hadîs inkârcıları diyor ki “Semâ Kur’ân’da yok, bid’at.” İyi kardeşim — uçak da yok, otomobîl de yok, telefon da yok. Elma da yok, armut da yok, ıspanak da yok, karnabahar da yok, salatalık da yok, domates de yok. Hiçbirini yeme o zaman.

Kur’ân’da 50 katlı bina yok — yıkın hepsini. Köprüler yok — yıkın. Hastâne yok, postahâne yok, buzdolabı yok, televizyon yok. Atın hepsini evlerinizden! Senin mantığın bu. İlkokul çocuklarında dahî yok bu akıl seviyesi; onlar akıllı telefonu oynatıyor, sen bunu oynatacak seviyede değilsin. Din, Kur’ân, Sünnet ve imamların içtihâdıdır.

Adamın biri “Sakal bırakmak Kur’ân’da var mı?” diye sordu. Dedim: “Yok. Ama kesin diye de yok. Sen neye göre kestin?” Taklît etmiş. “Sen kimi taklît ettin? Sokaktan geçen bir kimseyi mi? Ben Peygamber’i taklît ettim.” “Siz çok zekisiniz” dedi. “Sana göre zekiyim” dedim. “Sen hadîsleri reddediyorsun — işine gelmeyince ‘sahîh değil’ diyorsun, sıkışınca hadîse tutunuyorsun. Bu yanar-döneklik.”


İlim Ehli ve Hâl Ehli Farkı

Hâl ehli demek yaşayan insan demektir. İlim ehli abdest almayı bilebilir ama almayabilir; hâl ehli bilince alır. Yaşantıya yansımayan ilim boş bir yüktür. Peygamber Efendimiz “kitâp yüklü merkep gibi” ifâdesini bu mânâda kullanmıştır.


16 Yaşında Kızın Aşkı

“Ben 16 yaşında bir kızım, birine çok âşık oldum, ne yapabilirim?” sorusuna cevap: Git evine otur onu. Âşıksan anneye-babaya söyle. “Anne baba, ben buna çok âşığım, beni bundan evlendirin.” Âilesine de söyleyin “Ben bununla evleneceğim.” Âilen izin vermezse ısrâr et, ağla, yemeden içmeden kesil. Daha olmadı gidip âşık olduğun kimsenin kapısının önüne yat. Kovsalar bile gitme. Aşkın hâlleri böyledir — tuhaf değil mi?


Anne-Baba Arkadaş Değildir

“Anneniz arkadaşınız değildir” — bu nokta önemlidir. Anne annedir, baba babadır, çocuk çocuktur. “Biz oğlumuzla arkadaş gibiyiz, tokuştururuz” yanlıştır. Yeni çıkan psikoloji akımları “çocuğunla arkadaş ol” diyor — bunlar Avrupa’dan Freud okuyarak gelen fikirler. Fıtrata aykırıdır.

Annelik duygusu ile arkadaşlık duygusu aynı değildir. Çocuğun ateşlendiğinde baş ucunda sabahlayan annedir — arkadaş değil. Üç gün, beş gün çocuğun başında nöbet tutan kim? Anne. Çocuğuyla alâkalı bir mes’elede şâhân gibi duran kim? Baba. Ne arkadaşın peşine düşer onun? Hiç arkadaş onun peşine düşmez. Bir babanın ne yapması gerekiyorsa babalık yapacak; bir annenin ne yapması gerekiyorsa annelik yapacak. Dede dededir, nene nenedir. Çocuklar dedeyi dede bilecek, gidecek elinden öpecek, saygıda kusur etmeyecek.

Çocukların sırrı âileden dışarı çıkmamalı. Anneler çocuklarının açıklarını, hatâlarını, kusurlarını, yanlışlıklarını yakın komşu-arkadaş-dost olarak bildikleri kimselere aktarmamalı. Bir kadın evinin içindeki her hangi bir şeyi hiç kimseye aktarmayacak. Çocukla ilgili bir mes’eleyi anne annesine değil, babasına götürecek. Çünkü anne duygularıyla davranır — “vay öyle mi, kör olasıca dâmat da başımın belâsı” diye; baba ise hukuku koyar ortaya, meseleyi Kur’ân-sünnet dâiresinde değerlendirir.


Anne-Babaya Üf Bile Demeyeceksin

Âyet-i kerîme: “Onlara üf bile demeyiniz” (İsrâ 17:23). Anne-baba bir şey söylediğinde beğenmeseniz bile sesinizi yükseltmeyeceksiniz. Rahmetli annemle bir olay yaşamıştım: Gece saat ikide aradı, ne olduğunu anlamak için gece yarısı 430 km yola çıktım. Sabah namazından sonra oradaydım. “Anne, telefon çalıyor cevap vermiyor — bilerek arıyorsun değil mi?” dedi. “Evet.” Annem diyor ki “Senin gelmen için yaptım.” Elhamdülillâh “evet anne”. Üf yok. Ne sebeple, ne gerekçeyle olduğu önemli değil — sen geleceksin.

Hacı Mehmet’in babası da aynı. Gece saat yarım-birde ziyâretteyken annesi telefon ediyor: “Baban çağırıyor.” Hacı Mehmet tık kapatıyor telefonu. “Haydi selâmün aleyküm, biz kalkıyoruz.” Kalkıyoruz. Saat önemli değil, niye olduğu önemli değil. Gidiyorum. Babası “Ovuştur ayağımı” diyor, ovuşturuyor. “Öbür ayağımı da ov.” Ovuyor. “Sırtımı ov.” Ovuyor. İki saat. Sonra “Haydi git şimdi.” Tek kelime yok. Üf demek yok. Anne annedir, baba babadır. Bitti.


Tövbenin Kabûlü ve Tavuk Tövbesi

“Tövbemizin kabul olduğunu nasıl anlarız?” O günâhı bir daha işlemediysen tövben kabul olmuştur. Her tövbe kabul edilir. Tövbe edenin tövbesini Allah reddetmez. Ama o kimse yine o günâha dönerse, yine tövbe ederse, Allah yine kabul eder. Sonsuz bin kez işlesen, bin kez tövbe etsen Allah yine kabul eder.

Ama seninki “tavuk tövbesi” olmasın. Allah affetmekten usanmaz ama sen günâhtan usan. Tavuk nedir? Rahmetli Şeyh Efendim Abdullah Gürbüz Efendi anlatırdı: “Tavuk karnı acıkınca necâsete gider, yedikten sonra gagasını yere sürter ‘Yâ Rabbi bir daha yemeyeceğim’ diye. Karnı acıkınca yine gider.” İnsanın tövbesi de harâmı görünceye kadarsa — işte bu tavuk tövbesidir.


“Tanrı” Kelimesini Kullanmak

Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Kerîm’de kendisini “Tanrı” olarak değil “Allah” olarak isimlendirmiştir. Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ın zât-ı ulûhiyetinden bahsederken “Tanrı” derse eksiklik olur. Allah = Tanrı değildir. Rahmân = Allah’tır, Rahîm = Allah’tır, Semî = Allah’tır. Allah’ın sonsuz-sayısız isimleri ve sıfatları vardır. Tirmizî’deki 99 isim, sahâbelerin Efendimiz’in ağzından o âna kadar tespit ettikleridir — bu 99’a bağlı kalmak mümkün değildir; Kur’ân’da 100’ün üzerinde hatta 130-136’ya kadar ulaşan isimler çıkarılmıştır.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • “Allah’ın âyetlerinden başka hangi söze inanırlar?” — Câsiye Sûresi, 45:6
  • “Peygamber’e itâat edin” — Nisâ Sûresi, 4:80
  • “Ana-babanıza üf bile demeyiniz” — İsrâ Sûresi, 17:23
  • “Allah’ı otururken, yatarken, yanlarınızın üzerinde zikredin” — Nisâ Sûresi, 4:103

Hadîs ve Tefsîr Kaynakları

  • Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân — Câsiye Sûresi tefsîri
  • İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm — Câsiye Sûresi tefsîri
  • Hadîslerle Kur’ân Tefsîri (Diyânet) — Câsiye 6
  • İtâat-ı mâruf prensibi — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Ahkâm

Tasavvufî Kaynaklar

  • İlim-hâl ayrımı — İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Kitâbu’l-İlm
  • Tavuk tövbesi kıssası — Abdullah Gürbüz Efendi Hazretleri’nin tavsiyeleri
  • Anne-baba hukûku — İmam Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn, Bâbu Birri’l-Vâlideyn

Sohbetin Özeti

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, Câsiye Sûresi 6. âyetin hadîs inkârcılarının iddiâ ettiği gibi “hadîslere inanmayın” mânâsında olmadığını — müşriklere hitâb ettiğini — ortaya koymuş; akıllarını ilâhlaştıranların Sünnet-i Resûlullâh’a tâbi olamayacağını, “Kur’ân’da yok” mantığının absürdlüğünü (elma da yok, uçak da yok), ilim ve hâl ayrımını, 16 yaşındaki bir kızın âşık olması hâlinde âilenin derhâl nikâh kıymasının yolunu, anne-babanın arkadaş olamayacağını, anne-babaya “üf” dahi demeyeceğimizi, tövbenin kabûl olduğunun o günâhı tekrar işlememekle anlaşılacağını ve “Tanrı” kelimesinin Allah’ın zâtı için eksik kalacağını ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: hadîs inkârcılarıyla Kur’ân’ın dilinde münâzara yapılamaz; Sünnet-i Resûlullâh’a tâbi olmak farzdır; anne-baba arkadaş değildir, onlara itâat ve saygı mutlaktır.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.