Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 57. sohbet-i şerîfinde dört ana eksen üzerinde durmuştur. İlk bölümde aşk eteğini açan kimsenin Cenab-ı Hak’tan doluluğu alacağını ve nur saçıcısını bulanın yüzyünü Allah’tan başkasından çevirdiğini; Hz. Mevlânâ’nın ‘bu âlem aksi sedadır’ sözüyle varlığın eko-sistemi; ve milyonlarca cüzün tek bir noktada toplandığını anlattı. İkinci bölümde dervişlerin ‘biz canlıyız’ ilkesini, tövbe–zikir–ahlak üçlüsünü ve insanlara zarar vermemenin aşlı sufiði koşulu olduğunu; cüzlerin küle dönüşü ve insan-ı kamil hakikatini işledi. Üçüncü bölümde aşıkların dil-huyu-bakış paralelliğini, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e soru soranların halöşlerişünü, akşamcı–sabahcı benzetmesiyle kım birbirini sevdiğini; sosyal medya yayın politikasını ve ‘tutuştur balık değil balık tutmayı öğret’ ilkesini ortaya koydu. Son bölümde zikrullah esnasında haller görmenin cin işi olduğunu söyleyenlere Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir örnekleriyle cevap verdi; kuaför sohbetinden Hz. Peygamber’in saç sünnetini aktardı.
Aşk Eteği, Nur Saçıcısı, Rahmet ve Varlığın Aksi Seda Sırrı
Destur. Allah razı olsun. Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşaAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaAllah. Allah razı olsun. Ya Hak, Ya Hak. Hoşça kalın. Bir önceki sohbetimizde devletliler onunla eteklerini doldurmuşlardır. O nur saçıcısını bulan yüzünü Allah’ın gayrısından çevirmiştir. Onu okumuşuz. Kimin aşk eteği yoksa o nur saçıcısında nasipsiz kalmıştır. Cüzlerin yüzü küle doğrudur. Bülbüllerin aşkı güledir. Cenab-ı Hak nurunu saçtı. Cenab-ı Hak nurunu saçınca kim aşıklık yolunda bir payesi var ise o tabir-i caizse mana eteğini açtı, doldurdu. Allah’ın nuruyla nurlandı. Cenab-ı Hak hidayetini bütün insanlara açar. Allah’ın hidayeti bütün insanlara açıktır. Allah’ın tövbe kapısı bütün insanlara açıktır. Kıyamet kopuncaya kadar hidayet kapısı ve tövbe kapısı her daim açıktır. Kim tövbe eder geri dönerse Allah onun tövbesini kabul eder.
Kim af dilerse Cenab-ı Hak ona mağfiret eder. Cenab-ı Hak hidayet kapısını da bütün insanlara açmıştır. Kim hidayet olmak isterse Cenab-ı Hak’ın yüzünü döndürürse Allah ona hidayet eder. Kim aşık olmak isterse Allah onun kapısını açar. Kim ne tarafa dönmek isterse Cenab-ı Hak onu o taraftan nasiplendirir. Kim Allah’ı unutursa Allah da onu unutur. Kim Allah’a sırtını dönerse Allah da ona sırtını döner. Kim Allah’tan bir adım uzaklaşırsa Allah da ondan bir adım uzaklaşır. Allah’ın uzaklaşması bir adımdır. Ama kim Allah’a bir adım yaklaşırsa Allah ona on adım yaklaşır. Çünkü onun rahmeti her şeyini sarmıştır. O yüzden bir kimse eğer aşk eteğini açarsa Cenab-ı Hak onun aşk eteğini doldurur. Cenab-ı Hak’ın nuru bu noktada ancak müşriklere isabet etmez. Husisi nuru iman etmeyenlere husisi olarak onlara gitmez.
Öbür türlü Cenab-ı Hak nurunu bütün her tarafa saçmıştır. Nurunu her tarafa yaymıştır. Herkes için hidayet kapısı açıktır. Herkes için o nur saçıcısı nurunu saçmıştır. Ancak nankör olanlar, aptal olanlar o nur saçıcının nurundan nasiptar olmazlar. Ancak nankör olanlar, aptal olanlar o hidayet kapısını görmez veya hidayet kapısına sırtını dönerler. Bunlar insanların aptalları ve nankörleridir. Nankörler ancak hidayete ulaşamazlar. Sebep nankördür çünkü o. Aptallar ancak hidayete ulaşamazlar. Sebep o çünkü aptallık yolunu seçmiştir. O nankörlük yolunu seçmiştir. Yoksa Cenab-ı Hak bu noktada adalet noktasında adildir. Kim ona zikirle yaklaşırsa onu zikreder. Kim tövbeyle yaklaşırsa onun tövbesini kabul eder. Kim ona af muafret isterse ondan onu affeder. Kim ondan rızık isterse Cenab-ı Hak onu rızıklandırır. Ve Cenab-ı Hak iki eli de açıktır.
İki elinde insanlarını açmıştır. Varlığı tamamıyla açmıştır. Ondan kim isterse ondan istediğini alır. Ve hangi noktadan isterse, hangi noktadan giderse onu bulur. Onu bulur. Ne yaparsa onu bulur insan. Hani Hz. Mevlânâ der ya bu âlem aksi sedadır diye. Sen buradan Ahmet diye bağırırsan Ahmet diye sesi aksi sedâ olarak görürsün. Sen Allah dersen aksi sedâ Allah diye sana döner. Aksi sedâ budur. O yüzden âyet-i kerîme’de de sizin önünüzde sizin işledikleriniz vardır. Senin önünde senin işlediğin var. Ne ektiysen onu biçcen. O yüzden bir kimse kendince aşk yeteniden uzaklaştıysa, o uzaklaşan kimsenin âşıklıktan payı olur mu? Olmaz. Âşıklıktan payı olmayan suçu Allah’a yüklemeyecek. O kendisinin âşıklıktan payı yok. O kendisi âşıklık yoluna yüz çevirdi, ters döndü, kendisi yaptı. Bir nimet sizden alınıyorsa bunun sebebi sizsinizdir.
Sebebini dışarıda arama hiç. Bakın hiç sebebini dışarıda arama. Başınıza gelen bella, müsibet, sıkıntı, dert, gam, kasevet hepsi de sizin elinizin ürünüdür. Sizden giden her ne var ise nimet babında sizin elinizin ürünüdür. Siz nimete nankörlük yapmışsınızdır. Çünkü hamd edenlere nimetlerini arttıracağını vaat etmiş. Hamd edenlere nimetlerini arttırıyorsa senin üzerinden bir nimet gittiyse sen hamd edenlerden değilsin demek. Sen nankörlerden oldun veya aptallardan oldun, senin üzerinde nimeti görmedin. O yüzden senden o nimet gitti. Başka bir sebepten dolayı değil, başka bir sebep arama. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o hidayet nurunu saçmışken sana o nurdan isabet etmiyorsa bunun sebebi sensin. O rahmetini, lütfunu, ikramını, ihsanını saçmışken sana isabet etmediyse bunun sebebi sensin bir başkası değil. Cüzlerin yüzü küle doğrudur. Yani bir şeyin parçacı bütüne doğru gider.
Yağmur tanesi denizin üzerinden çıkar buharlaşır, buharlaşır, bulut olur. Ortadan göremezsiniz siz onu. Buharlaşıp bulut olduğunu. Sonra rüzgar onu toparlar, hepsini bir yere tekrar bir coğrafik olarak hava şartları değişir. Hava şartları değiştikten sonra ne olur? O tekrar yağmur damlası haline gelir. Yağmur damlaları birbirleriyle buluşur. Birbirleriyle birleşirler. Cenab-ı Hak onu toprağa indirinceye kadar hiçbir yağmur tanesi hiçbir yağmur tanesine dokunmaz. Hiçbir kar tanesi yeryüzüne ininceye kadar hiçbir kar tanesiyle sürtüşmez bile. Cenab-ı Hak onu bir hesap kitap üzerine indirir. Yağmur taneleri havada toplanmış olsa ve komplo kütle halinde yere düşse afat olur. Tufan olur. Seyreyle cümbüşü. Saatte işte bilmem kaç kilogram, gün içerisinde metekaraya 5 kilogram yağmur düştü. 5 kilogramın birleştiğini düşünüyor musunuz? Ve 5 kilogramın metekaraya tabaka halinde düştüğünü bir hayal edin.
Ne ev kalır, ne araba kalır, ne yat kalır, ne kat kalır. Dünya denilen bir şey kalmaz. Ne ağaç kalır, ne meyve kalır. Ne hayvan kalır, ne insan kalır. Hepsi de cüz. Hepsine ne deriz? Hepsi de yağmur tanesi. Ama o cüzler ne yapar? Küle doğru koşar. birbirleriyle buluşur. Yağmur toprağa düşünce birbiriyle buluşur. Birbiriyle buluştuktan sonra küçük su birikintileri olmaya başlar. Yağmur yağmaya devam ederse küçük su birikintileri akmaya başlar. Akmaya başlayınca küçücük böyle su, çay deriz biz onlara. Küçük küçük su birikintileri toplanır. Bir yerde nehir olmaya başlar. Büyük çay ne olur? Nehirleşmeye başlar. O nehir ne yapar? Deryaya koşar gene. Geldiği yere koşar. Büyük göle doğru koşar. Büyük denize doğru koşar. Geldiği yer orasıdır çünkü. Cüz küle döner.
Yani geldiği yere o büyük deryaya doğru gider. O zaman hepimiz birer varlık noktasında Allah’ın yaratmış olduğu cüzderiz. Dönüşümüz nereye? Tekrar Allah’a. Cüzler nereye doğru gidecek? Küle doğru gidecek. Mecburi istikametimiz ona. Biz iman etsek de etmesek de iyi Müslüman olsak da olmasak da ona döneceğiz. İman etmeyenler zoraki döndürülecekler. İman eden zaten yüzünü buradan döndürmüş kendisini. O zaten koşa koşa gidiyor. Sebep o bir kez güzeller güzelini gördü. O bir kez nur yüzlüsünü gördü. O bir kez cemalini seyretti. Ucundan da olsa, kenarından da olsa. O bir kez de olsa onun kelamını işitti. Onun hitabını işitti. O bir kez de olsa onun kokusunu aldı. Onu sen hani bağlasan durmaz derler ya o bağlasan da durmaz. O yüzünü o tarafa koşar döndürür.
O o tarafa doğru koşar. Her yüz kendi yüzünü külüne doğru tamamına doğru koşar. Her şey kendisini tamamlayan kendisinin tamamına koşar. Her şey. O yüzden aşık da kendi tamına koşar. Yani aşka koşar. Aşık ne zaman ki aşkla yüzleşti o zaman kendisinin tam olacağını düşünür. Aşık, aşkla yüzleşmediği müddetçe, aşkla vuslata ermediği müddetçe hiçbir zaman sakin durmayacaktır. Hiçbir zaman sakin durmayacağından o her dem o aşka doğru koşacaktır. Çünkü onun tamı oradadır. Onun tamı oradadır. Her aşık bu noktada aşkın ayrı bir yüzü tecelliyatıdır. Ve her aşık aşkın ayrı bir yüzü tecelliyatı olduğundan her aşık asıl yüze, asıl cemalâ, cemalullâh’a, cemalâ müştak olduğundan hep o tarafa doğru koşacaktır. Ve bakın bütün varlık alemine varlık cüzlerden oluşur. Ama varlığın tamamı bir küldür. bir bütün’dür.
Varlık parçalı bulutlu değildir. Biz onu çok görürüz. Biz bir sürü insan görürüz. İnsan bir tanedir. Biz bir insana baktığımızda bir bütün insan görürüz. Yaklaştığında ona onda bir sürü insan görürsün. Aslında o cüzlerin toplamıdır o insan. İnsanı oturtursan cüzlere bölmüş olsan binlerce cüz çıkar insandan. Milyonlarca cüz çıkar. Ve onların hepsini topladığınızda bir tane insan çıkar. Şu bardağa bakın. Milyonlarca bunda cüz vardır. Milyonlarca, milyarlarca. Ama hepsi de bunun bir noktada toplanmıştır. Biz onu bir görürüz. Biz onu derli toplu görürüz. Bunu biz bunu yoğunlaştırdığımızda bunun bir orta yerde olmadığını bile görürüz. Nasıl görürüz? Biz bunu yoğunlaşma derecesine göre bunun varlığı görürüz. Varlığının kendince değiştiğini görürüz. Biraz yoğunlaştır farklı olur. Biraz daha yoğunlaştır farklı olur. En sonunda buhara döner.
Biraz daha yoğunlaştır buhar da kalmaz orta yerden. Bu bildiğiniz yok olur bu. Bu madde yok olduğunu görürsünüz. Yok. Fakat bunu anında şokla. Anında şokladığınızda bu tekrar varlığa görünür. Düşünebiliyor musunuz? Dünya eksi 272’nin içinde yaşıyor. Dünya eksi 272’nin içinde yaşıyor. Yani şoklanmış vaziyette. Şoklanmış vaziyette yaşıyor. Eğer dünya 272’nin içinde olmamış olsa, dünya ve içindekiler hepsi de bir anda buharlaşıp yok olduğunu görürsünüz. Bir anda. Ve dünya bir gaz bulutu gibi görürsünüz yoğunluğuna göre. Biraz daha değişirse gaz bulutu da görmezsiniz. Hiçbir şey görmezsiniz. Ama içinde insanlar yaşıyor, dünya yaşıyor. Evet dünya denilen bir alem var. Evet. Evet. Evet. Düşünebiliyor musunuz güneş enerjisinin eksi 272’den içeri geldiğini? Ne kadar sıcak değil mi? Eksi 272 olmamış olsa dünya buharlaşacak. Güneş enerjisi tam vursa mümkün değil.
Eksi 272’den soğutularaktan geliyor. Soğumuş, soğumuş sıhhaziyette geliyor. Biz diyoruz ki öf ne sıcak oldu. Ama evet. Tabii ne kadar sıcak. Eksi 272’den geliyor. İşte o cüzler toplandığında kül oluyor. Bütün oluyor. Bunu en iyi hal görenler anlar. Şimdi zikrullah esnasında böyle şak kadar hal görmeyen kimse yavaş yavaş gören bir kimse böyle zikrullah devam ediyor. Zikrullah devam ediyor. Yavaş yavaş gören bir kimse böyle işte zikrullah devam ediyor. Allah Allah Allah O esnada böyle karıncalama gibi bir süliyet oluşmaya başlıyor. Karıncalama oluyor olmuyor. O heyecan yapıyor. Görüyorum herhalde. Allah Allah Allah Dur sakin ol. Öyle görülmez sakin ol. O karıncalama devam edecek. Sen iyi tövbe et. İyi zikret. İyi kul olmaya çalış. Ahlakını düzelt. İnsanlara hizmetini artır. İnsanlara iyiliğini artır.
Etrafını incitme. Etrafını kırma. Etrafını üzme. Üzme. Birinci derecede eşin, çocukların, annen, baban, akrabaların, arkadaşların sakın sizin diliniz tatlı olsun. Yüzünüz güleç olsun. İncitme kimseyi. O karıncalama gibi zikrullah da sanki beynin karıncalaşıyormuş gibi. Öyle mi böyle miydi? O karıncalaşma. Maddesel bir şey var mı? Yok. Bizler televizyona inanırız da hale inanmayız. Televizyona inanırız. Binlerce kilometre uzaklıktaki bir görüntü orada çekilen görüntü Vay canlıyız diyoruz ya. Canlıyız diyor. Oğlum dervişler d
İnsanı Kamil Yolunda Dervişler, Tövbe–Zikir–Ahlak ve Cüzlerin Küle Yönelişi
e canlıyız diyor. Sen aynı aynı anda aynı anda oynanan futbol maçını izliyorsun. O da beş yıl öncesini izliyor. O da beş bin yıl öncesini izliyor. O canlıyız dedi. O da canlıyız dedi. Nasıl basmaya? Sen uzaktaki spikerin anlattığına inanıyorsun. Abdülkadir Geylan hazretlerini görmüş o kimse. İnanmıyor musun ona? Akılcılık maddecilik böyle bir şey. O önce karıncalaşma. Bunu şimdi üzüldüler. Bunu yaşayanlar bunu daha iyi anlarlar. Mesela önce bir sakal görür mesela. Bir sakal oluşur. Bir sakal bildiğiniz sakal. Zikrullah devam ediyor ama güldür güldür. O zikrullah’a verecek kendini zikrullah’a vermezse tak kesilir. Gene hiçbir şey yok. O böyle gözünü sıkar bilmem ne yapar göreceğim diyor göremez ama. Öyle değil. Sen zikrullah’a ver kendini. Sen zâkirine tabi ol şeyhine tabi ol zikrullah’a devam et.
Böyle çok özür dilerim tabirimi hoş görün. Serseri mayın gibi bir sakalın dolaştığını görür. Böyle sakal topluluğu. Kalbine gelir bu Geylan hazretlerinin sakalı veya bu Ahmet’in rufayinin sakalı. Veya işte bu üstadının sakalı veya bu filanca zatın sakalı. Zikrullah da onun kalbine gelir. İlmi ledünün başlangıcı budur. İlmi ledünün başlangıcı budur. O kalbine gelince bütün vücut böyle kulak kesildi. Bütün vücut böyle bir kendinden geçti. Anında o böyle şimşek gibi çak çakar anında. Çakar geçer. Kalmaz orada. Bakarsın bir sakal var. Ardından zikrullah devam ederken eğer onun hali açılacaksa sakaldan surete geçmeye başlar. Yüzü görülmeye başlar. Dudağa görünür, burnu görür. Ondan sonra bir çift göz. Çocuğun olup bir bakmış bir tane böyle bir kimsenin yüzü var artık. Cemali var. İşte bir de onun bilgisi gelirse bu Abdülkadir Geylan hazretleri.
Oh koptu ortalık. Ya bu üstadım. Bu filanca efendi. Bunlar böyle bir şimdi bizim doktor oradan bakıyor şizofreni ve alacak seni. Gene decek de tamam şizofreni işte. Ha doktor? Yok yok doktorlar buna inanmaz değil mi? Ben şizofrenik bir hastayım değil mi? Evet. Teşekkür ederim. Tabii doktorumuz da var ya teşhis eden. Tedavisi ne doktor bunun? Ne ilacı veriyorlar böyle bir kimseye? Ha görmeme ve aklına gelmemesi için bir de ilaç var. Adam düşünemez hale geliyor. Bir de görmeyecek yani bunu öyle mi? Bu şimdi o suret başlar. O suret başladıktan sonra kimisinde bu böyle yakıcı yıkıcıdır. Bu yakıcı yıkıcı olursa meczup dediğimiz kimse öyle oluşur. hiçbir şey yok. Yani hiçbir şey yok. O oturmuş zikrullah yapıyor. Allah Allah Allah.
Güm bir perde. Apolyri bir aleme hemen anında geçiş yaptı anında. o esnada gitti. Telyandı onu. Eğer çok kuvvetli değilse. Meczup dediğimiz kimse bu. Ona artık ne zaman nerede ne vuracak belli değil. Vurdu gitti onun. Ne zaman vurursa artık. Bizim benim tercihim bu değildir. Böyle kimselerden verim alamazsınız. Böyle kimseler böyle dervişlikte verimli bir dervişliği olmaz onun. Benim şeyim değildir onlar. Tasvip ettiğim şey değildir. Ben Cenab-ı Hak’a yalvarırım kimse böyle olmasın diye. Öyle kimseler işini kaybedebilir eşini kaybedebilir. karşıdaki kimse onu anlamakta güçlük çeker çünkü. Hamdolsun bizde böyle yoktur yani yok denecek kadar azdır. Ben böylesini çok tasvip etmem. Bu o kimsede birden böyle bir şey görünce o şoku kaldıramıyor öyle söyleyelim. Öbür türlü o böyle aslında onun var olduğunu inanıyor görüyor.
Ama onun zahiri bir varlığı yok. Bu böyle dağılırken bazen bunlar böyle bitecek ya böyle dağılırken bu böyle bir şey hani nasıl söyleyeyim. Bu televizyonları filan böyle paketliyorlar. Köpük mü o köpük? Ne diyorlar ona? Strafor. straforu böyle ufalarsınız hepsi de küçücük küçücük şeyler olur uçuşur ya. O görünen hal bazen böyle küçücük şeyleri değişir uçuşur böyle. O zaman cüz olduğunu anlarsınız. Ha dersiniz ki cüz buymuş. Veyahut da biraz daha cüz açalım. Bir sufi biraz ilerler biraz ilerledikten sonra evva emmar el evvamümül hümeye geçer mutmainliğe geldiğinde bazen onu tabiri caizse cüzlere ayrıldığını görür kendisini. Böyle aleme saçılmış olarak görür. Her bir baktığında o esnada kendisini görür. O biraz daha böyle işin rengi değişmeye başladığında bütün baktığı yerde kendi cüzlerinin doluştuğunu görür.
Ne tarafa bakarsa baksın kendi suretini görür. Burada ayağı kayar. O kimse kendince der ki alemi kapladım ben. Şeyhi olmazsa orada kayar. Parçasını bulamazsınız. Allah muhafaza eylesin. Bu artık bir müddet sonra kendisinin öyle alemin küçücük küçücük dolaştığını gördü ya. Hz. Muhammed Mustafa’yı görmesi lazım öyle sonra. Sonra bütün o küçücük parçalarda Cenab-ı Hak’ın ismi şeriflerini görmesi lazım. Ondan sonra onların hepsinin tekrar toplandığını görmesi lazım. Bunlar uzun mesele. O cüzlerin yüzü hepsi de ne tarafa dönüyormuş? Küle doğru, bütüne doğru dönüyormuş. Ve bülbüllerin de aşkı güleymiş. Bülbülün değil. Bülbüllerin. Bütün bülbüllerin aşkı neymiş? Güleymiş. Güllere değil. Söze dikkat edin. Bülbüllerin aşkı neymiş? Güle. Gül tekil bakın burada. Bülbüller çoğul. Bütün bülbüller neye aşıkmış? Güle. Bu varlık tamamıyla sen bülbül gör.
Varlığı tamamıyla bülbül gör. Ve varlığın bir tek aşkı var. Gül. Bütün varlık tamamıyla güle aşık. Eğer bütün varlık zaten tamamıyla güle aşık olmazsa varlık varlık olmaktan çıkar. Bu varlığın içerisinde akıl sahibi bir tek insandır. Varlığın tamamıyla tabiri caizse cebri olarak güle aşıktır. Varlık tamamı olarak. Ve senin de varlığın senin de varlığın sen istesen de istemesen de güle aşıktır. Eğer güle aşık olmamış olsa, gül onu ayakta tutmaz. İnsan bunun içerisinde bu aşıklığın idrakine varırsa insanı kamil olu
Aşıklığın Dili ve Hz. Peygamber Anekdotu, Akşamcı–Sabahcı ve Sosyal Medya
r. Bu varlıkla senkarajüsyonu tamamlamakla mümkündür. Varlıkla senkarajüsyonu tamamlamakla mümkündür. Varlık tamamıyla mecburi istikamette güle aşık. Sen de kendi cüzi iradenle güle aşık olursan varlıkla senkarajüsyonunu tamamladın. Bütün varlık sana aşina oldu. Bütün varlık. O yüzden aşıklar için varlıkta yabancılık yoktur. O yüzden aşıklar için varlığın her tarafı onlara tarla gibidir. O yüzden aşıklar varlığın her veçhesinde varlığın her perdesine aşina olmuş olur. Sebep? Çünkü o baştan başa kendisi de aşık oldu. Aşık oldu. Aklıyla, fikriyle, gönlüyle, kalbiyle, içiyle, dışı ile, her şeyle ne oldu? Aşık oldu. E o zaman aşık olunca o da cüz küle doğru döndü. Cüz o zaman ne yaptı? Küle doğru veçhesini döndürdü. Önemli olan zaten o veçheyi döndürmesi. O yüzden bütün her şey ama bütün bildiğiniz canlı, cansız var yok siz nasıl hükmederseniz hükmedin.
Bir şeyin adı var ise, bir şey varlık aleminde sudur ettiyse, göründüyse o güle aşıktır. Güle aşık ve her şey, her şey ama gözünüzün gördüğü görmediği her şey. Ona olan aşıklığını terennüm eder. Ve her şey bu manada aşkın önünde güzeldir. Aşığın önünde de güzeldir. Aşık hiçbir şeyi çirkin görmez. Çünkü aşık için her şey, aşkın ayrı bir tecelliyeti olduğundan her şey onun için güzeldir. Güzel, güzeli sever. Güzel, güzeli sever. Güzel, her şeyi güzel gördüğü için her şeyi de sever. Güzel için, bu noktada güzel seven için aslında işin hakikatinde çirkin yoktur. O yüzden aşıkların bu manadaki şeriatı ile aşıklıktan pay almayanların şeriatı farklıdır. Aşıkların şeriatı aşkçadır. O yüzden aşık olmayanların şeriatına benzemez. Ne yaptı Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri?
Herkes yüzünü gözünü saklarken Medine topraklarının tozundan dumanından o yüzünü gözünü açtı. Sebep? Medine güzel. Medine güzel olunca Medine’nin tozu toprağı da güzel. O Medine’nin tozunun toprağını gözüne sürme olarak çekti. Oysa etrafındakiler tozdan topraktan korunmak için ağzını burnunu örtüyordu. Güzel, her şeyi güzel gördü çünkü her şey güzel. Herkes burnunu tıkıyordu. Burnunu tıkayıp da geçiyordu. Kokusunu duymak istemiyordu. Yüzünü örtüyordu. Niçin? Orada bir tane bir hayvanın ölüsü vardı. O baktı dedi ki ne güzel dişleri var. Güzel güzel görür çünkü. Güzel güzel sever çünkü. Güzel güzeli sever çünkü. Herkesin çirkin ve kerih gördüğünü o güzel gördü. Herkesin çirkin ve kerih gördüğü bir şey de o güzelliği gördü. Çünkü aşık güzeldir. Aşık güzeli sever. Aşık güzele müştaktır. Aşık güzeldir çünkü.
O yüzden aşıkların dili birbirine anlaşılır. Aşığın dili aşık olmayanlarca anlaşılmaz. O yüzden aşık olmayanlar aşığı dinleyince onu küfür ehli gibi görür. Aşığı dinleyince onu müşrik görür. Aşığı dinleyince ona kaba saba bir söz gibi gelir. Ama aşık aşığı dinleyince onun sözleri mercan tanesi gibidir. Onun sözleri okyanusta inci gibi gelir ona. Onun sözleri kıymeti bulunmayan, kıymeti bilinmeyen bir mercan gibidir. Aşık olmayana ise o sözler alelada bir sözdür. O yüzden aşıkların dili de huyu da suyu da bakışı da birbirine benzer. Aynı paralelliktedir. Aynı paralellikte olmazsa aşıklık değildir. Hani birisi geldi Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in bir şey sordu. Ondan bir cevap aldı. Sonra Hz. Ebu Bekir’e gitti sordu. Hz. Ebu Bekir Efendimiz’den de aynı cevap aldı. Sonra birisi gitti yine ilk önce Hz.
Ebu Bekir Efendimiz’e sordu. Ondan bir cevap aldı. Aynı cevabı Hz. Muhammed Mustafa’dan da aldı. geldi Hz. Ebu Bekir Efendimiz’e sordu ya birisi. Buranın emri kim dedi? Ümmetine hizmet eden orada dedi. Orta yerde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri su dağıtıyordu. Dedi ki adamlar bu herhalde mecnun olmuş ya. ne alakası var su dağıtan bir kimse buranın emri mi olur? Gittiler Hz. Ebu Bekir Efendimiz’e su dağıtıyor. Onu sordular ümmetine hizmet edenleri. Aynı sözü söyledi. Ağaçın dili de birdir. Bakın ağaçın dili de birdir. Hz. Ömer Radıyallahu anh hazretleri şu içki haram olsa dedi ayet indi. Ve henüz daha ayet semadayken Hz. Ömer Radıyallahu anh hazretleri ayeti okudu. Ne oldu? Aşık varlığın içerisinde varlığın içerisinde varlığı aşina oldu.
Varlığın içerisinde varlığı aşina oldu. Varlığı aşina oldu. Varlığı aşina olduğu için aşık için yarın yoktur, dün yoktur. Aşık için ileri yoktur, geri yoktur. Sebep? Ağaçın gözünün önünde dün de birdir, bugün de birdir, yarın da birdir. Onun için bizim içindir güneş doğar. Aşık için gün doğmuş, gün batmış, gece olmuş, gündüz olmuş öyle bir şey yoktur. Aşık için. Neden? O varlığa tecelli etmiştir Cenab-ı Hakk’ın izniyle. O yüzden bütün bülbüllerin, bütün bülbüllerin aşkı, aşıklığı bir tek güledir. Allah bizi muhafaza eylesin. Bütün kainata bakacaksınız. Bütün kainata bakacaksınız. Kainata bakacaksınız. Kaynayan bir su düşünün. Kaynayan bir suyun içerisine buz atsanız buz kendinin içinde korur mu? Anında sıcak olur öyle değil mi? Sıcak sıcağı çeker, soğuk soğuğu çeker, aşık aşığı çeker.
Mürtet mürteti çeker, gavur gavuru çeker. Siz bir münafıkla dostluk yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Ancak siz de münafıksanız münafık münafığı çeker. Aşksızlar aşksızları yanına çeker. Aşıklar yanına aşıkları çeker. Şeyh efendinin yanına gidiyoruz. Adam habire konuşuyor. Şeyh efendinin yanında da daha konuşacağım diye uğraşıyor. Anam dedim bu adamın başını yakacak. Ben şeyhimi dinlemeye gitmişim. O kendisiyle konuşulmasını istiyor. Ay yok ben ondan uzak durayım. Ben yavaşça yanından ayrıldım. Biraz öteye gittim tek başıma. Abi ne oldu? Ayağım ağrıyor dedim. Ben de hep ayak ağrısı var oldu molası yalandı değil. Gittim. O konuşuyor çünkü boyuna. Yanındakine de konuşuyor. Bu sefer o konuşuyor, o yanındakinden konuşmaya başladı. Konuşuyorlar. Bir üstadın huzurunda yanındaki kimseyle konuşmaz kimse. Aşıksa o, o dervise yanındaki ölüyor. İnne ennillah inne elehir acun der.
O şeyhine bakar. O başladılar yanındakinden konuşmaya. Aa dedim şimdi top değil gülde gelecek içimden. Evladım sizin konuşacaklarınız varsa, hani böyle işaret etmeyeyim şimdi milleti üzerinde alınmasın. Sizin konuşacaklarınız varsa dışarı çıkın konuşun da gitmeyin dedi. Bunlar kaldı. Bir bana baktılar işaret ettim çıkın diye. Tık tık tık tık tık çıktılar. Dedim Mustafa Özva Allah seni korumuş. Sebep aşıksa bir kimse onun ağzının içine bakar, gözünün içine bakar. Yanındakini görmez. Aşıklıktan payı yok. Şeyhimin tabiriyle hele hele derviş. Şeyhi sohbet ediyor. Ne yapıyorsun ya iyi misin? Okul nasıl gitti? Sınıfı geçtin mi? Haa bi geçtim ya. Orada konuşan kim? Seviyorum dediği şeyhi. Ulan ne alakası var? Bak burdan şey ne çıt çıkmıyor. Dışarıda konuşuyor mu herkes? Konuşuyor. Birbiriyle sohbet ediyor mu?
Ediyor. Birbiriyle sohbet ediyor mu? Ediyor. Eleştirmek için söylemiyorum. Bu herkesin aşıklık derecesi aynı değildir. Herkes aşıktır. Akli olarak derecesi aynı değildir. Allah bizi aşıklardan eylesin. O yüzden iyiler iyilerin yanına doğru koşar. Kötüler,kötülerin yanına koşar. Namaz kılanlar namaz kılanları sever. Akşamcılar akşamcıları sever. Beni hiç kimse davet etmiyor. Gel bu akşam bir alem yapalım diye. Ama akşamcılar ne yapar? Akşamcıları sever. Kim hangi amel üzerindeyse o amel üzerinde olanlar birbirlerini sever. Kim hangi inanç üzerindeyse o inançta olanlar birbirlerini sever ve bir yerde toplanırlar. Şimdi tekkeye gelip sohbet dinleyecek olanlar bakın cüzler nasıl küle doğru geldi. Ne yaptılar? Burada toplandılar. Cumartesi,biz bugün sohbet günümüz. Tekkeye gideceğim,sohbet dinleyeceğim. Üstadımı göreceğim,üstadımın sohbetini dinleyeceğim. Ne yaptı? Cüzler burada toplandı. Ya yorgunum bugün ya ben evde kalayım.
Sohbet var ama ya ne yapayım? Hadi bu akşam da gitmeyeyim ya. Evde oturayım. Tamam. Ya işte ben de seviyorum. Seviyorum ama bu kadar değil. Bu kadar değil. Derecesi düşük. Bakın derecesi düşük. Efendim hakkınızı helal edin orada olmak isterdim ama olamadım. Burada olmak isteseydim burada olurdum. Çok iddialı bir söz ama. Harzaman olmak istediğim yerde olur mu Allah’ın izniyle? Ben kendimden pay biçerim. Olmalı. Elinde değil ise bu. Elinde değil. Cüz irat eden çıktı bu. Ona söyleyecek laf yok. Sohbete gidiyorum eski şehirde bir köpek gitti tekrar geri döndü. Zaten hep orada radar cezası yiyorum diye bağladım onu. O kadar da çok güzel bir şey oldu. Yine vururken bir şey oldu. Cevdet selamın aleyküm selam filanca yerde köpeği vurdum.
Arabanın önünden dumanlar çıkıyor. Sabah saat altı buçuk muydu yedi miydi? O civardaydı değil mi? Dedim arabanın önünden dumanlar çıkıyor. O kadar da çok güzel bir şey oldu. Bu kadar da çok güzel bir şey oldu. Dedim arabanın önünden dumanlar çıktı yalnız ona göre gelirken. Koptu geldi. Ben de arabayı kenara bıraktım bir tane yaygı yazdım orada yüksek bir yere. Yastığı daldım yan geldim kitap okuyorum. Ne yapayım ondan mı uğraşacağım dedim kendi kendime. Trafik polisi geldi baktı gördü beni orada. Ondan sonra arabayı da gördü yürüdü gitti. Sonra Cevdet geldi polise rapor tutturacak. Polis diklik yaptı ona. Bu da ona diklik yaptı. Polis ona ona dedi ki getir ehliyetini orç satın. Getirdi el yetir usatı. Arabanın vergisi yatmamış. O zaman için vergisi yatmayan arabaları bağlıyorlardı.
Demece de yatırmış muhasebeci yatırmamış bunun muhasebecisi uyanık. Parayı inşaatta kullanmış arayla. Öyle yapıyor genelde muhasebeciler ya. Bu tabi benim yanımda fazla da bağırıp çağıramıyor. Ben biraz uzak gittim rahat bağırsın çağırsın diye. Onun arabasını da bağladı trafik. Ha dedim tamam bugün yol kapalı dedim içimden. Onun arabası da bağlanınca yoksa onun arabayı ben alacağım o da kurtarıcı. Dönecek geriye arabayı kurtarıcıya yüklüyecek gidecek. Onun arabada bağlanınca dedim tamam Mustafa Özbağ yollar kapandı bugün. Bu sefer onun arabayı kurtarmak için uğraştık. Saat iki buçuk üçü buldu. İki buçuk üçü buldu o arabayı da kurtardık. Bizimki de kurtarıcının üzerine koyduk döndü. Bakın bunda yapacak bir şey yok anlatabildim mi? Yani sohbet iki de çünkü sohbetin saati geçti bitti. Bakın bundan sorunlu değil o kimse.
Ama öbür türlü sorunlusun. Söz vermişsin gideceksin. Sorunlusun. Yükümlülüğü almışsın üstüne. Yürüyeceksin. Olmak zorunda olduğun yerde olacaksın. Disiplin lazım. Disiplin. Yapmak zorunda olduğun şeyi yapacaksın. Disiplin lazım. Hele heleyse muhabbeti tabi o da hele hele olacak. Allah bizi affetsin inşallah. Celle celallahu celle şahniyahu. Cenab-ı Hak Ezan-ı Muhammed’imizde bu toprakları kestirmesin inşallah. Her daim Ezan-ı Muhammed’inin gölgesi altında gölgenelim inşallah. Cenab-ı Hak Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmayı nasip eylesin. Rabbim vatanımızı ve minnetimizi hayra döndürüp hayırda sabit kılsın. O yüzden yarın da malum seçimler var. Herkes seçimlerde gitsin. Hür özgür bir şekilde oyunu kullansın. Biz bütün kardeşler olarak bugüne kadar hiçbir zaman şu partiye oy atın diye kardeşlerimize biz bir parti ismi dikte etmeyiz. Ben 30 yıllık dervişçilik hayatım var. 30 yıldan beri arkadaşlar bizi tanırlar.
Biz 30 yıldan beri hiçbir kardeşe hiçbir arkadaşa gidip şu partiye oy atın diye bir dikte de bulunmayız. Bir şey yayınlamayız. Biz kardeşlerimize Kur’ân Sünnet’e bağlı, Kur’ân ve Sünnet’i sevme, vatanını ve milletini sevme ve sevme. Sevme yolunu öğretiriz. Biz kardeşlerimizin önüne tutulmuş balık koymayız. Tutulmuş balık bayat balık olur. Biz kardeşlerimize balık tutmayı öğretiriz. Biz kardeşlerimize doğru dini öğretiriz. Biz kardeşlerimize doğru vatan ve millet sevgisini öğretiriz. O yüzden kardeşlerimiz de öğrenebildiklerince bilebildiklerince kalplerine gelen ilhama göre giderler oylarını atarlar. Hiç kimseye sormayız biz oyunu nereye attın diye. O yüzden kardeşlerinize de sormayın oyunuzu nereye attın diye. Bir başkasına da sormayın. Sorma nereye attın? Sana ne kardeşim? Nereye atıyorsa atar. Bir kardeşim, bizim kardeşlerimiz bir partiye angeci olabilirler mi?
Olabilirler. Ama bizim görevli vazifeli kardeşler herhangi bir parti de görev almazlar. Bu bizim topluluğumuzun, tasavvuf toplumumuzun genel kaidesidir. O yüzden böyle birkaç arkadaşlar işte şucular yayınladı, bucular
Hâl Görmeler, Cin İddiasına Cevap ve Hz. Peygamber’in Saç Sünneti
yayınladı, buncular yayınladı diye bugün bana bir iki böyle mesaj çekenler, bir iki böyle söyleyenler oldu. Bu yeni arkadaşlar bilhassa, bizi böyle yeni yeni tanıyan kardeşler böyle söylüyorlar. Bizim o yüzden tekrar açıklıyorum bu konuda. Bizim bir herhangi bir diktemiz olmaz şuraya parti, şu partiye oy atacaksınız diye. Ben kendi nefsim yönlendirilmeyi ve yönetilmeyi sevmediğim gibi arkadaşlar da bir yönlendirme ve yönetme noktasında bulunmam. Öyle dolaylı olarak laf gönderenler var işte şudur budur. Hiç bir yere bakmayın o yüzden burada canlı canlı söyleyeyim istedim. Ben size kendimce inandığım, kendimce doğru gördüğüm Kur’ân ve Sünnet’i anlatmaya çalışıyorum. Ben size kendimce inandığım vatan ve millet sevgisini aktarmaya çalışıyorum. Benim derdim, benim duygum, benim hedefim, benim yolum bu. Ben Kur’ân ve Sünnet’i kendime ölçalırım.
Domatesi seçerken dahi Kur’ân ve Sünnet ölçüsünde domates seçerim. Domatesi seçerken bile eğer ben seçeceksem domatesi Kur’ân ve Sünnet ölçüsünde seçerim. Sufi adabınca seçerim. Domatesin kenarından böyle bir yamuksa onu almam. Domatesin kenarından böyle bir cücük çıktıysa onu almam. Bir meyvanın yönünden bir cücük çıktıysa onu almam. Ben Cenab-ı Hak’ın fıtratullahına bakarım. Fıtratullah. Allah. Fıtratullah’a uygun olanı ben kendime seçerim. Allah bana akıl vermiş. Bu aklımla seçerim. Allah bana bir kalp vermiş manevi olarak. Bu kalbimle manevi olarak seçerim. Manevi olarak kendime bir yol bulamazsam aklımla seçerim. Benim manevi olarak bir yol bana gösterildiyse ben manevi olarak seçerim. Bana derler ki aklını kenara mı bırakıyorsun? Manen bir işaret varsa evet ben aklımı kenara bırakırım. Manen bir işaret yoksa aklıma bakarım.
Aklı da Kur’ân ve Sünnet’e bağlarım. O yüzden arkadaşımı seçerim. Dostumu seçerim. Seçerim. Yemek yiyeceğim kimseyi seçerim. Yolculuk yapacağım seçerim. Seçerim. Seçerim. Elimi birisine vereceğim seçerim. Seçerim. Sizler de seçin. Sizler de seçin. Bu noktada din size bunu emrediyor. Neyle hükmedeceksin? Kur’ân’la ya Resulallah. Bulamazsan senin Sünnet’inle ya Resulallah. Bulamazsan kıyas yaparım ya Resulallah. Tebessüm ediyor. Doğru. O zaman seçerken Kur’ân’la. Bulamadın. Sünnet’le. Bulamadın. Kıyas yaparak seçeceksin. Sakın oy kullanmayın diyen yobazlara, oy kullanmayan diyen niye dübelir sizlere? Uymayın. Sonuçta mesele memleket meselesidir. Sonuçta mesele vatan meselesidir. Kur’ân Sünnet meselesidir. Milletin menfaati meselesidir. O yüzden herkes seçecek ve seçimlere de gidecek oyunu kullanacak. Allah memleketimiz için hayırlı eylesin. Amin. Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem dua ederken baş ve orta parmaklarını kapayıp şehadet parmağını açık tutarak dua ettiği yazıyor açıklar mısınız?
Bunun hanefiler namazda bunu yapar. Değişik yerlerde böyle böyle işaret ederekten dua ettiğine dair rivayetler de var. Ama umumi dua iki elini açarak böyle dua etmiş. Bununla alakalı çok rivayet var. Biz o yüzden çok rivayet olan duada biz ellerimizi açmayı kendimizce uygun görüyoruz. Hâl görmelerin cinnilerin sebep olduğunu söylediler. İçim ve kalbim bulandı. Zikirden uzaklaştım. Ne yapmalıyım? Şeytan borazanını çalacak. Bu hâl görmeler o zaman Hz. Ömer Efendimiz de mi cinniler sebep oldu? Hz. Ebu Bekir’e de mi cinniler sebep oldu? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e de mi cinniler sebep oldu? Ebu Hureyre’ye de mi cinniler sebep oldu? Yok. Bunlar tabi bunu söyleyenler bundan uzak olanlar. o dergahta böyle şeyler görünmüyor. Yaşasınlar, yaşasınlar, yaşasınlar. Yani o dergahta böyle şeyler görünmüyor, yaşanmıyor.
O şeyhin müritlerinin arasında böyle şeyler yaşanmıyor. Bırak onları ya cinni taifesiyle alakalı onlar deyip çıkıyorlar. Ya hadis de sabit. Ayet de sabit. Biz Belkıs’ın koltuğunun getirilişini neyle anlatacağız? Bunu böyle söylemek Allah muhafaza eylesin. İnsanı küfre götürür. İnsanı küfre götürür. Bunlar din bilmiyorlar. Allah muhafaza eylesin. Amin. Mürşid-i Kamil’in saçı ve sakalı şifa ve yanında taşımak bereketdir derler. Hatta yutmak bile. Efendim siz ne diyorsunuz? Kuaförünüzün eli bu konuda sıkı. İlhan elini daha da sıkılaştır. Bu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir sahabenin başında saç çıkmıyordu. Kendi saçından bir tane tel kopardı. Sahabenin başını yardı oraya yatırdı. O sahabenin başından saç çıktı. Birisinin sakalı çıkmıyordu. Sakalından bir tane kopardı. Yardı bıçağıyla yatırdı oraya. O sahabeden sakal çıktı. İşte Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin müminin artığı şifadır noktasında.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bazı rivayetler var. onun abdest suyunu şifa niyetine içtiklerine dair. İşte onun Normande sakalını şifa niyetine yuttuklarına dair. Sufilerin bir kısmı bunu kendilerince şifa olarak görmüşler. O mübarek zatların böyle bir hasbel kadar sakalından, saçından bir şey çıkarılarsa, bereket olur, lütuf olur, ikram olur diye. Çünkü bir o kimse mürşidi kâmi ise, veli ise, onun şimdi herkes sendeki saçı sakal alır, yakar bir de öyle inanırlar. Üzerinde bulunursa o kimseye de cehennem ateşi yakmaz diye inanırlar. Bunu böyle kendilerince, bunu yol olarak görürler. Daha bunu yol olarak görenlerden değilim. Tekrar söylüyorum. Yol olarak görenlerden değilim. Benim saçımdan, sakalımdan bir şey olmaz herhalde. Bilmiyorum Allah bilir her şeyi. O yüzden burada üç beş tane sakalım var.
Onları da yok etmeyelim. Allah’a muhafaza eylesin. Şifa Kur’ân’dadır. Şifa zikrullah’dadır. Şifa dua’dadır. Şifa insanın gönlündedir. Muhabbetindedir. Bir kimse bir veliyi görse şifa olur ona. Ama yeter ki o velinin veliliğini görsün. Selamun aleyküm. Selamun aleyküm.
Kaynaklar ve Referanslar
Hz. Mevlânâ — Bu Âlem Aksi Sedadır — Hz. Mevlânâ der: ‘Bu âlem aksi sedadır. Sen buradan Ahmed diye bağırırsan Ahmed diye ses geri döner.’ Efendi hazretleri bunu varlığın eko-sisteımi olarak açıkladı: Cenab-ı Hak varlığını açmıştır; kim isterse istediği yönden alabilir. Aşk eteğini açan aşk alır; rahmet isteyen rahmet alır.
Nur Saçıcısını Bulmak — Efendi hazretleri açıkladı: Nur saçıcısını bulan — yani gerçek mürşidi bulası — yüzünü Allah’tan başkasından çevirmiştir. Kimin aşk eteği yoksa o nur saçıcısında nasipsiz kalmıştır. Bu, mürşidin varlığının ne anlama geldiğini tasavvufi dil ile ifade eder.
Tövbe–Zikir–Ahlak Üçlüsü — Efendi hazretleri temel pratiği sıraladı: ‘Tövbe et. İyi zikret. İyi kul olmaya çalış. Ahlakını düzelt. İnsanlara hizmetini artır. Etrafını incitme, kırma, üzme.’ Bu beş öğret, müminin yol haritasıdır; ne kadar derin makamdan konuşulursa konuşulsun temel bu kalır.
İnsan-ı Kamil — Varlıkla Tamamlaşmak — Efendi hazretleri işledi: İnsan bunun içerisinde aşıklığın idrakine varırsa insan-ı kamil olur; bu varlıkla senkronizasyonu tamamlamakla mümkündür. Varlıkla bütünleşen, cüzlerin küle yönelişini gören ve bunların toplandığını kavrayan kimse insan-ı kamil mertebelerine yürüyür.
Aşıklar Birbirini Tanır — Efendi hazretleri aktardı: Aşıkların dili de huyu da suyu da bakışı da birbirine benzer; aynı paralellik içindedir. Kim hangi amel üzerindeyse o amel üzerinde olanlar birbirlerini sever. Akşamcılar akşamcıları sever, sabahcılar sabahcıları sever. Bu yüzden müminin çevresine bakması gerekir: Kenişı kiminle birlikte olduğunu kendisi hakkında çok şey anlatır.
Hal Görmeler Cin İşi Değildir — Efendi hazretleri sert bir red ortaya koydu: ‘Bu hal görmeler Hz. Ömer Efendimiz’de de mi cinler sebep oldu? Hz. Ebu Bekir’e de mi cinler sebep oldu? Hz. Peygambere de mi?’ Zikrullah esnasında görülen hal ve nur, Allah’tan gelen bir tecellîddir; bunu cinlere bağlamak şeytanın kahnı aletine dönüşmektir.
Hz. Peygamber’in Saç Sünneti — Efendi hazretleri aktardı: Bir sahabenin başında sac çıkmıyordu. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kendi sacından bir tel kopardı ve sahabenin başını yardı oraya yatırdı. Bu, sünnetin keramet boyutunu ve Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in sahabelerine derin ilgisini gösterir.
Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 57. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=8u0b9FqGAng