Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

51. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Peygamberlik, Sünnetin Kuşatması, Kur’ân’a Müdahale ve Namaz Vakitleri

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 51. sohbet-i şerîfinde soru-cevap formatında dört kapsamlı konuyu ele almıştır. İlk bölümde peygamberlerin risalet öncesindeki mucizeler hakkındaki farkındalığını, Hz. Mevlânâ’nın tefekkur yerine âşıklığı öncelediğini, aklı selim kavramının mükemmel ve hatalı akıl farkını, ve Sünnet’in yalnızca bazı uygulamalar değil tüm hayatı kuşattığını misvak örneğiyle somutlaştırdı. İkinci bölümde Kur’ân’ı modernist teologlara ‘yeniden gözden geçirtme’ girişimini eleştirmiş; mezhep fikhında taklit ve kolıylaştırma ilkesini hurma işçisi anekdotuyla pekiştirmiş; bayanların öğretmen/doktor gibi mesleklere yönlendirilmesinin dinî dayanakını aktarmıştır. Üçüncü bölümde İmamayn (Hz. İmam Muhammed ve Hz. İmam Yüsuf) ile İmam-ı Âzam arasındaki namaz vakti farkını pratik örneklerle açıklamış; kitap ismi sıralayan genç örneği üzerinden alim hiyerarşisini ve tarihsel dinî eğitim boşluğunu eleştirmiştir. Son bölümde dinin tartışılamayacağını, imanı yaşamanın tartışmadan üstün olduğunu ve cennette insan kimliğinin değişip değişmeyeceğini işlemiştir.



Peygamberlik Öncesi Mucize, Tefekkur–Âşıklık Farkı, Aklı Selim ve Sünnet’in Hayatı Kuşatması

Selamun aleyküm. Allah gününüze hayır etsin inşallah. Cenab-ı vakti, gecenizi, gününüzün hüznünüzü hayırlı eylesin. Cümleten hoş geldiniz. Hadi başlayın bakalım. Selamun aleyküm. Öncelikle hoş geldiniz. Selamun aleyküm. Bu konuda sonraki düşünme şekli arasında bir fark olmuş mudur? Ve bizim düşüncelerimizin ilhamı almak için veya vahiy gerçi peygamberlerle ilgili ilham almak için belli bir düşünce aşamasından geçmesi mi gerekir? Ben onu normalde düşünmek için mağaraya çekilmek olarak görmüyorum. Biz itikaf veya uzret veya erbayin, bunun hangisini dersek diyelim, bütün kadim peygamberlerin ve dinlerin kendi içerisinde bir öğreti sistematiği. Musa aleyhisselam 40 gün tur-ü sineğde kalmış. İsa aleyhisselam 30 günlük böyle şeyleri var. Kendince itikafı var. Veyahut da kanın, balığın karnında 40 gün kalmış. Yunus aleyhisselam. Peygamberlerin kadim kendi içlerinde insanlardan, halktan uzaklaşıraktan itikaf ettikleri veyahut da uzret hayatı yaşadıkları belli zamanlar var.

O belli zamanlarda peygamberler hep o uzret hayatlarını yaşamışlar. Bu tabi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberlerinden sonra itikaf adı altında Ramazan’ın son 10 günü olarak devam etmiş, sünnet olarak kalmış. Mesela son vefat edeceği yıl Ramazan’da 20 gün yapmış bu itikafı. Yani o yıl, o sene 10 gün yapmamış, 20 gün yapmış. Şimdi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sonuçta seçilmiş olunca onun da böyle itikaf veya uzretvari tavırları var. Bu düşünmek için değil. Bu insanların kendi halkın tavrından, tarzından uzak direkt Rabbi ile baş başa kalma zamana diyelim. Onu düşünce olarak, algılar düşünce olarak söylersek, dini sadece düşüncenin üzerine oturtmaya çalışanların oyununa düşmüş oluruz. Din sadece düşünmek değil veya düşünmekten kurtulmak da değil. Düşünmek, tefekkür etmektir. Bir şeyi tefekkür edersiniz, bir şeyin üzerinde düşünürsünüz. İnsanların düşünecek olduğu bütün her şeye varlıkla alakalı.

E bu varlık sonuçta yok olacaksa, yok olacak olan bir şeyi neden düşünsün ki insanlar? Varlığı yaratanı kabul etmeyen veya hatta yaratanın değişik isim ve sıfatlarının cilvesini veya isim veya sıfatlarının tecelliyatını görmek arzusunda olanlar varlığın üzerinde tefekkür ederler, düşünürler. Bir şeyin üzerinde düşünerekten Cenab-ı Hak’ın onun üzerindeki sıfatsal tecelliyatını görür. Allah’a olan yakınlığı artar. Veya da Allah’a olan bu noktada zahiri bilgisi artar. Evet, bir kimse o zaman güneşe bakar, bu güneşi böyle yaratan vardır der. Yıldızı bakar, yıldızı böyle yaratan var der. İşte suya bakar, aya bakar, tahtaya bakar, ağaca bakar, çiçeğe, böceğe bakar, insana bakar ve böylece Cenab-ı Hak’ın varlığın üzerinde sıfatsal tecelliyatlarını seyredip, görüp Allah’a olan hayranlığı, Allah’a olan yakınlığı, Allah’a olan ibadetini arttırabilir. Ama bu varlık sonuçta yok olacaksa veya hatta varlık bir hayalden ibaretse veya varlık gölgeden ibaretse o zaman o kimse gölgenin sahibini bulur.

Hayalden ibaretse o hayale neden kapılıp gitsin ki? O zaman gerçeğini görmeye çalışır. O yüzden peygamberlerin varlığın üzerinde kendilerince bir şeyi tefekkür etme gereği duyacaklarını zannetmiyorum. Mesela Ehl-i Sufi’nin büyük bir bölümü, tefekkürü çok önemsemez. Mesela Hz. Mevlânâ tefekkür önemsemez. Onun için âşıklık önemlidir. tefekkürden fazla sevmek önemlidir. Yani o tefekkürün yolu uzattığını, bu kadar zamanın olmadığını, aynı şekilde Muhyiddin İbn Arabi de öyle der. Tefekkür, avamın işidir, hasın işi değildir. Çünkü tefekkür hep sebepte durmaktır. Ondan sonra tefekkürle uğraşanlar yumurta mı tavuktan oldu, tavuk mu yumurtadan oldu, onun tartışma da bir şey değildir. Ondan sonra tefekkürle uğraşanlar yumurta mı tavuktan oldu, tavuk mu yumurtadan oldu, onun tartışmasını yapar. Hangisi önce yaratıldı, bunun tartışmasını yapar. Önce yumurta mı yaratıldı, tavuk mu yaratıldı diye. Tefekkür uzun yoldur. Peygamberlerin o uzun yolda yürüdüklerine inanmıyorum.

O zaman üstadım şunu diyebilir miyiz, peygamberlik verilmeden önce de uzletinin sebebi inandığı Rabbi ile baş başa kalmakta. Ben öyle inanıyorum. Yedi yaşındaki bir kimsenin ameliyat olduğunu biliyorsa, o kimse kendinin farkındadır ki. Yedi yaşına gelmiş, yatırılmış, ameliyat edilmiş. Farkında veya yola çıkmışsın, hiçbir yerde bulut yok. Senin bindiğin deveye yürürken üzerinde de yakın dairede bulut da seninle beraber yürüyor. Gölgelik ediyor sana. mi? Çok özür dilerim ağabey yani olacak ama kör mü o kimse? Görmeyecek mi onun farkında değil mi? Bugün bir on yaşındaki bir çocuk, dese ki, aa ne kadar güzel kuşmuş, daha yakına gelse de ben onu seyretsem dese, tıkkak gelse önüne dursa o çocuk ilk önce bir şaşıracak, hayret edecek, ne oluyor diyecek. E biliyor, kuşu çağırdığında geliyor, o zaman kendisinin farkına varmayacak mı? Yani on yaşındaki çocuk kendi kendine düşünse, ya annem evde keşke örneğin atıyorum tarhana çorbası yapsa dese, eve geldiğinde annesi tarhana çorbası yapıyorsa kendinin farkına varmayacak mı?

Farkına varacak. Zaten o hali yetişiyorsa o kimse kesin onda zekiliği de vardır. Ertesi gün diyecek ya şu böyle olsaydı pat oldu, o farkına varmayacak mı? Sonuçta o da peygamber, henüz daha tebliğ edilmemiş, ama onun üzerinde de peygamberliğinden önce bir sürü mucize var üzerinde. O farkında değil mi? Farkında. O zaman normal insanların da kendiyle alakalı bu tür hissiyatlarını ciddiye alması gerekir diyebilir miyiz? Belki sonrasında bir yola girecek, birisine tabi olacak, herhangi bir yola bağlanan işareti olabilir mi bu tür vallar ve hisler? Olabilir. Olabilir. bir kimse dinin çok dışındaymış gibi yaşayan nice insanlar var, onlar diyorlar ki ben şöyle yaptım, böyle oldu, böyle yaptım, böyle oldu. Olabilir. Teşekkür ederim. Soruları sor. Selamünaleyküm efendim hoş geldiniz. Oku emrini peki nasıl algılamanıyız efendim? Oku ayetini. Bir Müslüman özellikle bir Sufi nasıl algılayıp hayatına katlanıyor?

Birisi okumuş, hala da okuyor. Sufiler dinlesin. Birine oku emri gelmiş, o da okumuş. O okuyanı dinlemiyorsa insanlar ne yapacaklar ki? Ama o emir hepimize gelmedi mi? Ben Allah’ım, sana dedim ki oku. Sana dedim oku diye. Herkese demedim ki. Aslında farkında değil insanlar. Ya normalde işte oku emri geldi. Kime geldi? Peygambere geldi. Bütün insanlara mı dedi okuyun diye? Bütün insanlara vahyi mi geldi? Peygambere geldi. İnsanlara da dedi ki, ey insanlar size bir peygamber gönderdim. Onu dinleyin, itaat edin. İnsanlar için de âyet-i kerîme de ne? Dinledik, itaat ettik. âyet-i kerîme bu. Dinledik, itaat ettik. Kimi dinledin? Peygamberi dinledin. sallallâhu aleyhi ve sellem. Biz hep beraber okumaya meraklıyız. Bu maynada. Ama peygamber miyim ben? Bana vahyi mi geliyor? Kitap mı indiriliyor bana? Kitap gönderilmiş, peygamber gönderilmiş. Ben o kitabı ve peygamberi dinleyip itaat etmekle mükellefim.

Benim mükellefiyetliğim o. İman edeceğim, iyi ameller işeyeceğim. İman edeceğim, itaat edeceğim. Ben iman edeceğim, dinleyeceğim onu. Size bir peygamber gönderdim, ona itaat edin. Size bir peygamber gönderdim, onu dinleyin. Size bir peygamber gönderdim, o sizin için uğurlu. Ama biz mesela, peygambere oku denmiş, öyle değil mi? Biz de okuyalım diye uğraşıyoruz. Peki peygamberin kendisine has, kendisine münhasır indirilen ayet-i kerimeleri neden üzerimize almıyoruz? Peygamberin kendisine has, kendisine münhasır indirilen ayet-i kerimeleri neden üzerimize almıyoruz? Peygamberin kendi şahsına münhasır ayet-i kerimeler var. Biz diyoruz ki bu onun şahsına münhasır. Bu peygamberlikle alakalı. Bizim onu ölçü olarak almamız mümkün değil. Peygamberin, sallallâhu aleyhi ve sellem, eviyle alakalı hukuk var. Peygambere has bir şey bu. Biz onu normalde peygambere has olan bir hukuku kendimize hukuk edemiyoruz ki. Çünkü sadece peygamberlere ait. Mesela bir hukuk var, peygamberlere ait.

Bir hukuk var, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ait. Biz onu kendimize ölçü alamayız ki. Hadi ölçü alalım. Hazreti Ayşe annemiz diyor ki, ertesi gün evinde yiyecek hiçbir şey kalmazdı. Hadi ölçü alalım. Bize ölçü mü şimdi bu? Değil. Biz onu bunu uygulamakla mükellef miyiz? Değiliz. Bir ev düşünün ertesi güne yiyecek bir lokma diye bırak. Bir tane pirinç tanesi yok. Bir ev düşünün aylar geçerdi, peygamberin evinde duman tutmazdı. Bir şey pişmiyor yani. Bunu şimdi ölçü alabilir miyiz kendimize? Hayır. Onun kendisinin tuttuğu oruç var. Ölçü alabiliyor musunuz? Hayır. Bak Ramazan’da 20 gün itikaf etmiş. Biz onu ölçü alabiliyor musunuz? Hayır. Ramazan itikafı bizim için 10 gün. Neden? Sahabeden hiç kimseye 20 gün itikaf yaptırmamış. Sahabeden bir tanesi 20 gün itikaf yapmamış. O yüzden ayet-i kerimelere baktığımızda, ayet-i kerimelerin üzerinde bir peygamberin, Salihullah Aleyhisselâm Hazretleri’nin kendine münhasır olan emirler vardır.

Kendine münhasır olan nehiler vardır. Onları normalde tasrif etmekte fayda var. Peygamberin üzerinden ümmeti ilgilendiren şeyler vardır. Peygamberin üzerinden ümmeti ilgilendirmeyen, Peygamber Salihullah Aleyhisselâm Hazretleri’ne şahsını bağlayan şeyler vardır. O yüzden direkt şahsını bağlayan şeyleri biz kendimize ölçü edemeyiz. Mesela, 9 tane kadın nikahlamış. Diyebilir miyiz biz şimdi bir erkeğin 9 tane nikahlı hanım olacak diye? Diye miyiz? Ayet de iman edenlere 4’e sıralanmış. Sonradan gelen ayet sizin için bir tane olan eftaller, evladır demiş. Ona bir daha sınırlama getirmiş. Şimdi bir kimse, Peygamber Salihullah Aleyhisselâm Hazretleri’ne ama ona oku denildi. Bak ona bir sürü daha şeyler çıktı şimdi. Onların hepsini al hadi üzerine, alamıyorsun. Neden? O peygambere has bir şey. O yüzden oku emri Peygamber Salihullah Aleyhisselâm Hazretleri’ne. Biz dinleyeceğiz, itaat edeceğiz. Benim algılamam bu. Birisi diyebilir, yok ben böyle algılamıyorum.

Eyvallah. Okumaya karşı olduğumu düşünmeyin. Bir Müslümanın kendince kendi dinini yaşayabileceği kadar ilim öğrenmesi farz. niye okuyacak o kimse? O zaman oku emri geldiğinde okunacak bir kitap da yok. Kur’ân yok o esnada. O esnada Kur’ân yok. Sıkıntılı. Peki efendim ayetlerde geçen aklı selim ifadesi var. O aklı selimlik, aklı selim ifadesi. Onu açıklayabilir misiniz? Aklı selim olmak makul düşünmek. Aklı selim olan hani normalde şimdi onun. Bir müminin aklı selimliği ile, kafirin aklı selimliği ile, münafın aklı selimliği farklı farklıdır. Siz kime aklı selime davet edeceksiniz? Kafire aklı selimliğe davet edebilirsiniz. Münafı aklı selimliğe davet edebilirsiniz. Ben ihman ettim, ben ihman ettim. Beni hangi aklı selimliğe davet etse? Ben iman etmiş bir kulum. Ben iman etmiş bir kulum. Ben iman etmiş bir kulum. Ben iman etmiş bir kulum. Beni kim aklı selimliğe davet edecek?

İman edenler için geçerli olan bir kavram mı? Beni kim aklı selimliğe davet edecek şimdi? Tam iman etmiş, iman etmiş olduğu dini yaşayan bir kimseye kim aklı selimliğe davet edecek? İman etmiş olduğu dini yaşayan bir kimseye kim aklı selimliğe davet edecek? Davet ettiği aklı selimlik ne? Eğer benim üzerimde Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey görürse, o kimse desin ki senin üzerinde Kur’ân ve Sünnet’in dışında bazı şeyler var, nasihat etsin bana. Ama tam iman etmiş, imanını yaşayan bir kimseye kim onu nereye davet edecek? Akli selimlik olarak. Akli selim olgunlaşmış akıl, kemal’e ermiş olan akıl. Selamete ermiş. İmanı kabul etmiş olan. Zaten bir kimse eğer imanı kabul ettiyse, iman edip iyi şeyler yapıyorsa o akli selimdir. Ona söylenecek bir söz yok. Ancak onu dersiniz ki farklı nasihat açısından bu da böyle olabilir, bu da böyle olabilir, bu da böyle olabilir diyebilirsiniz.

O da akli selimliğe davet değildir. Evet. Teşekkür ederim. Başkanınız efendim, efendim biraz önceki soruda aklıma bir şey takıldı da benim. Şöyle bir ayet-i kerim olması lazım, ey Resulüm, eğer beni seviyorlarsa sana tabi olsun. Tabi olsun. Bir tane mi örnek almalıyız bu konuda yoksa ya hallullara atmam? Örnek görüyorum, yani örneklediğim gibi onu tasdikleyip sözünü dinleme noktasında mı örnek almalıyız? Burada ben anlayamadım. Sünnetlerin fiili olanları vardır, bir de felsefi olanları vardır. Fili olanları vardır. Biz Hz. Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine böyle ben kendini nefsim adına söyleyeyim. Ben kendim hiç ayrıştırmam. Yolda yürürken insana hem felsefesi lazımdır hem de fiili lazımdır. Bunu ayrıştırmak, fiili sünnetlerini kenara bırakıp felsefik sünnetlerini almak, felsefik sünnetlerini kenara bırakmak, fiili sünnetlerini almak ikisi de benim için eksiktir. O yüzden ben onun dişini misfaklamasını da kendime örnek alırım.

Felsef olarak işte bir şey söylese ben onu da örnek alırım. Benim için onun hem fiili sünnetleri hem de felsefik, akli sünnetleri hepsi de değerli, hepsi de kıymetli. Hepsi de lazım insan hayatının içerisinde. Şimdi şu anda sende torunun yok ama onda torun sevgisi de var mesela örneğin. Bak hayatının kendi içerisinde getirdiği şeyler var. Belli bir yaşa geldiğinde torun sevgisiyle de karşılaşacaksın. O da sünnet. Evli değildin eş sevgisi de vardı. Evlendin eş sevgisi de var şimdi. O da sünnet. O zaman sünnetir Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem. Bütün hayatın içerisinde kapsıyor ve hayatın her alanını kapsıyor. Her devresini kapsıyor. Öyle olunca belli şeyleri ayrıştırmak bence çok doğru bir şey değil. Günlük hayatımızda sabah kalkış şeklimizde, akşam yatış şeklimize kadar bütün hepsi de sünnetir Resulullah’la örülmüş. Bir kimse günlük hayatını sabah kalktığından akşam yatıncaya kadar sünnetir Resulullah’la örerse bütün gününü ibadetle geçirmiş gibi olacak.

Bütün gününü ibadetle geçirmiş olmanın, hazının lezzetini yaşayacak. O yüzden veyahut da hiçbir fiili yok. O zaman Allah’ı çokça zikrederdi. Çokça zikretmek de o zaman normalde sünnet seniye içinde olunca bir kimse hiçbir şey yapmasa da Allah’ı zikretse o zaman yine sünnet işlemiş olacak. Bütün gününün bütününü ibadetle geçirmiş olmanın hazının lezzetini yaşayacak. O yüzden veyahut da hiçbir fiili yok. O zaman Allah’ı zikretse o zaman yine sünnet işlemiş olacak ve bütün gününün bütününü ibadetle geçirmiş olacak. O yüzden biz şimdi sünneti Resulullah’ı ikiye ayırıp bunun tartışmasını yapıyorlar. Bunun tartışmasını şöyle yapıyorlar. eleştiriyorlar ya, siz hâlâ da misvak kullanacağız diye uğraşıyorsunuz. Ya bizim derdimiz misvak kullanmakla sünneti işlemek. Derdimiz bu. Ama bu sünnetin amacı neydi? Amacı diş ve ağız sağlığıydı. İyi. Ya ben diş ve ağız sağlığımı böyle elde etmek istiyorum.

Sana ne? sen diş sağlığını ve ağız sağlığını önemli tuttuğu müddetçe sünnete uygun hareket edersin. İyi, bize bu güzel geliyor. Nefsimize hoş geliyor. Ama yok, mesela hepimiz şuna alıştık şimdi. Öyle değil mi? Okullarda da böyle öğrettiler. Sabahleyin kalkıldığında dişler fırçalanır. Akşam yatmazdan önce de muhakkak dişler fırçalanır. Öyle değil mi? Ve biz diş ve ağız sağlığımızı böyle organize ediyoruz. Sabah kalktığımızda dişlerimizi fırçalayacağız. Akşam yatarken de dişlerimizi fırçalayıp yatacağız. Neden? İşte diş sağlığı için öyle önerdiler. Sünnet olarak biz aslında bu öneriyle yaptığımızda biz sünneti işlemiş olmuyoruz. Kardeş, bunun sünneti şu. Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yatağından kalkar kalkmaz dişlerini misfaklardı. Başucuna misfanı koyardı. Yatak odasında komodinin üzerine misfa olanınız var mı? Yok. Başucuna misfanı koymak da sünnet. Sünnet. Uyanır uyanmaz misfaklardı. Abdestten önce misfaklardı. Abdestten sonra misfaklardı.

Namazdan önce misfaklardı. Namaza kalktığında misfaklardı. Sünnet de farzın arasında misfaklardı. Farz da sünnetin arasında da misfaklardı. Namaz bittikten sonra da misfaklardı. Bunu sadece diş ve ağız bakımı olarak görürsek bundan 500 yıl sonra bunun başka bir hikmeti çıktığında veya çıkmadığında ne diyeceğiz? Bunu bağlayamayız ki biz. Bir hikmeti budur. Bir hikmeti budur. Evet diş ve ağız sağlıdır. Biz bilmiyoruz ki başka. Araştırmadık daha. Biz bin kişiyi toplayıp sabah, öğlen, akşam namaz arasında namaz ortasında devamlı misfaklatıp bunların normalde psikolojilerin ne olduğu, ağız fizikleri ne olduğu, dişleri ne olduğu, kaçıncı gün de ne yaşandı? Bunu biz inceleyip araştırdık mı? Hayır. Hayır. Böyle bir şey araştırmadık biz. Hem fiiliyatı lazım hem felsefesi lazım. Teşekkür ederim efendim. Sağolun. Efendim selamünaleyküm. Efendim. Bir kimsenin haram için yolculuğa çıkması. Peki bu haramdan kasıt, payız ya da zina ya da cinayet gibi.

Hepsi de olabilir. Hepsi için geçerli. Bir şey daha sormak istiyorum izninizle. SAD Suresinde, ey Rabbim beni bağışla ve bana benden sonra kimseye layık olmayacak bir mülk, hükümdarlık bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedicisin de ki buradaki hükümdarlıkdan kasıtı anlayamadım. Bazı peygamberler vardı onlar aynı zamanda hükümdar peygamberdi, Davut gibi, Süleyman gibi. Bizleri de onun gibi mi bahşet istiyoruz? Bu yani bir peygamber duası kendinden sonra gelecek olan, kendi sülbünden gelecek olan peygamberler için. Mesela İbrahim Aleyhisselâm’ın da bu manada duası var. Benim sülbümden de böyle iyi insanlar peygamberler gönderdi ya ona şer düşüyor Cenab-ı Hak. Peki biz bunu kendimize uyarlamak istediğimizde ya da Sufiler bunu nasıl değiştirmeli mi? Biz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. dilinden olan duayı etmeyi eğlerim. Allah razı olsun teşekkür ederim. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. miraca çıktığında kul peygamber mi, kral peygamber mi tercih etmesini, Allah razı olsun teşekkür ederim.

Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. miraca çıktığında kul peygamber mi, kral peygamber mi tercih etmesini istediler. O kul peygamber olmayı seçti. Kral peygamber olmayı seçmedi. Beni İsrail peygamberlerinin içerisinde büyük bir çoğunu kral peygamberdi aynı zamanda. Beni İsraililerin dünyayı yönetme aşkı, dünyayı yönetme istekleri, dünyayı kendi tekellerine alma düşünceleri tarihseldir. Biz şimdi İsrailileri eleştiririz ama bu tarihsel bir şey. sonuçta biz nasıl tarihselliğe bakıyorsak bir mesele de onlar da tarihselliğe bakıyorlar. Diyorlar ki biz dünyayı hükmetmiş insanlarız ve bozuk terratlarında da bütün dünyanın onlara mülk olarak verildiği, Yahudilerin haricinde diğer ırkların onların kölesi olduğu ve onların normalde köle edilmesi gerektiğini dair şu anda ellerindeki tahrif edilmiş olan tevratta bunlar var. Öyle olunca mesela tahrif edilmiş olan tevratta kaos çıkarılması gerektiğini, dünyada kaosun hiçbir zaman eksik olmaması gerektiğini, bütün insanlar onlara itaat edinceye kadar bu kaosun bitmemesi gerektiğini, bütün insanlar onların itaatini kabul edince kadar öldürülmeyi hak ettiklerini, onlara itaat etmeyenlerin hepsinin de öldürülmesinin gerçek olduğunu, mutlak olduğunu, onların Yahudilerin haricindeki kadınların istenildiği zaman tecavüz edilebileceğini, onlardan çocuk edinilmemesi gerektiğini ve onların çocuklarının katledilmesi gerektiğini, böylece dünyada hakim olarak bir tek Yahudi ırkının olması gerektiğini dair ellerindeki tevrattan tahrif edilmiş tevratın hükümleri bunlar.

Mesela tevrat tevrif edilmiş tevratın hükümleri, onların bir tek onların malları helaldir öyle söyleyeyim. Diğerlerin mallarının helaliyeti yoktur ve diğerlerin malları onlara lütfedilmiştir. Dünya üzerinde yeraltı ve yeryüzü zenginliklerinin hepsi de Yahudi ırkının emrine verilmiştir. Bozuk tevratın hükümleri bunlar. Siz o tevratın hükümlerini insanlara açıklamış olsanız şu anda açıklamazlar. Açıklamazlar. Açıklasalar, siz o mesela biz Müslümanlar da bu konuda tevrat okumazlar, incili okumazlar. Onun üzerinde incelip araştırmazlar. Mesela internette dolaşan incillerin içerisinden belli hükümler, belli şeyler silinmiştir. Gerçek değildir hiçbirisi. Gidecek mesela çok eski bir incil bulsanız Türkçesini, onu da bulabilirsiniz. Yenilerini bulamazsınız. Mesela Avrupa’da şu anda Hristiyan dünyada incilin üzerinde yeniden incil yazıyorlar şu anda. İncilleri değiştiriyorlar. Avrupa dilinde konuşayım, oranın teologları toplanıyorlar. O teologlar İncildeki bazı ayetleri değiştiriyorlar. Diyorlar ki günümüze uyarlıyorlar. Diyorlar ki bunlar tarihsellik içerisinde böyle oldu.

Tarih içerisinde bunlar böyleydi. Bunları analiz ettik. Bunların hükümleri yok. Bunları kaldırıyoruz. Kur’ân’ın üzerinde de aynı şeyi yapmak istiyorlar ya. Aynı teologları Kur’ân’a sevk ediyor

Kur’ân’a Müdahale Girişimi, Mezhep Fıkhında Taklit, Hurma İşçisi Anekdotu ve Bayanların Mesleki Sahası

lar. Diyorlar ki gelin Kur’ân’ı tekrar elden geçirin. Kur’ân’ı tekrar elden geçirirken içindeki bugünkü düzen ve sisteme, dünya üzerindeki düzen ve sisteme uymayan bu kuralları kaldıralım. Mesela işte bir erkek bir kadını boşarsa kadın bir başkasıyla evlenmeden eski kocasını dönemez. Bu ayetle sabit. Bakın bu ayetle sabit. Şimdi diyorlar ki bunları kaldıralım. Örneğin. Ayette sabit olanı değiştirecekler. Bu insana çok makul geliyor. Şimdi kendi kendisini düşünüyor. Ya ne olmuş ki bu onu boşamış boşadıktan sonra bir daha alsın bunu geri dönmüş. Bu çok bize insancıl geliyor. Ve ayete baktığında bu ne alakası var böyle şey mi olurmuş ya nereden çıkardınız bunu. Ya bunu böyle yapıyoruz. Bak sen bunu boşamayasın. İyi düşünüyorsun. İyi bunu inceliyorsun. İyi irdeliyorsun. Boşanmayı asla indirmek için böyle yapıyor bunu. Bunu böyle görmüyor o kimse. Bu sefer diyor ki bu ayet tarihsellik içerisinde görevini yerine getirmiştir.

Ee biz bunu kaldıralım. Tıkıntılar büyük. O yüzden normalde o mesela geçmiş peygamberler, Dua’ları var. Tabi o Kur’ân-ı Kerim’de geçmiş peygamberin kısalarının anlatılması, onların dualarının orada zikredilmesi şundan kaynaklanıyor. Yani ey Museviler hani sizin kitabınızda da geçen bu dua var ya. Bak son gönderdiğimiz kitapta bu dua var. Bu peygamber ümmü peygamberdi. Ümmü peygamberin bu sizin dehlizlerde, mağaralarda, gizli yerlerde sakladığınız, insanlara okutmadığınız, o hahamların, haham başının, bir dahaki haham başıya kilitli bir şekilde bıraktığı, kitabın gerçeğini açıklamadığınız o kitapta bu var. Açın bakalım. Bu kitapta bu var. Bıraktığı kitabın gerçeğini açıklamadığınız o kitapta bu var. Açın bakın bakın bu Kur’ân’da da var. Bunu ispat içindir o. Çünkü hadis-i şerifte de peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle ayetler gelince mesela Yahudilerin içerisinden, sahabelerin içerisinden daha önce Musevike, sonra İslam olanlar var.

Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki Allah adına söyle. Senin daha önceki okuduğun kitapta bunun hükmü neydi? O da diyor ki buydu Ya Resulallah. Hükmü söylüyor. bu hüküm de bu hükümle aynı değil mi diyor. O hükmü anlatıyor. Bunun gibi geçmiş peygamber kısalarının Kur’ân-ı Kerim’de geçmesi, geçmiş ümmetlerin de, geçmiş peygamberlerin de veya geçmiş ümmetlerin, geçmiş peygamberlerin ümmet olanların da Kur’ân-ı Kerim’e tâbi olmalarını, ona iman etmeli. Ona iman etmeleri için bir delil. Ben Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin duasını tercih ederim. Biz bütün peygamberlerin peygamberliklerine iman ederiz. Bu eyvallah. Ama biz geçmiş peygamberlerin getirdiklerini yerine getirmeyiz. Buranın altını çizelim. Çünkü hadis-i şerifte Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki Musa benim zamanımda olsaydı benim şeriatıma uyardı diyor. O zaman geçmiş peygamberlerin şeriatına uymak bizim için doğru bir şey değil.

Yenisi var çünkü. Tap taze. Evet. Efendim selamün aleyküm. Bir kadın kocasını çok seviyor. Ve buna bağlı olarak da çok kıskanıyor. Ama erkek bu durumdan rahatsız. ne önerirsiniz bu duruma? Ya sevene sevdiğinin kıskanması hakkıdır. Biz toplum olarak kıskanmaya farklı algılıyoruz. Kıskanmak onu korumak, onu muhafaza etmek. Onu her türlü kötülüklerden, yanlışlıklardan, eksikliklerden veya gelecek olan negatif şeylerden korumakla alakalıdır. Kıskanmanın karşılığı budur. Bizde öyle değil. Yani çok kıskanan kadın kocasına çay bile demlemiyor. Nasıl kıskanıyorsa. Veyahut da çok kıskanç kadın. Yemek yapmıyor adama. Ama kıskanması muhteşem. Ne kadar çok kıskanıyor böyle. Ama adamın dediğini yapmıyor. Neden? Çok seviyor. Eee çok kıskanıyor. Eee? Tamam anladık. Ya çok kıskanan çok seven kimse bu adam dışarıda yemek yemesin diye pervane döner. O adam ya işte örnekliyorum şimdi. Halit bir balık yaptı. Muhteşem balık yedik.

O Halit’in yapmış oldu balığı yapmaya kalkar. Balığı met etti ya orada yediği balığı met etti. Nasıldı? Ne katmış içine? Ne olmuş içinde? Ne var? Onu öğrenecek, onu yapacak, onu yedirecek. Sevmeni ve kıskanmanın tecelliyatı bu. Bizde öyle değil. Bizim toplumumuzda kadınlar kavga çıkarma aracı yapıyorlar bunu. Çok kıskanç. Yolda giderken neden baktın? Nereye baktın? O tarafa doğru baktın. Ya ne vardı o tarafta tamam mı? Benim önümde tartışıyorlar. Adam araba kullanırken bakmış. Nereye baktın sen? Ya araba kullanıyor bakmayacak mı adam? Bakmasın diyor. Ben böyle koltuğa gerildim. Böyle ellerimle böyle yaptım. Ben böyle duruyorum. Vay diyorum doğru söylüyor diyorum ya. Nasıl? Oğlum bakmadan kullansana arabayı diyorum. Yungözlerini araba gideceği yere gider. O zaman kızcağız uyandı. Ama efendim öyle değil dedi. Orada kadına baktı. Kadına baktı. Ya hiçbir yere bakmadan nasıl araba kullanacak bir insan?

Ben öyle söyleyince sordum adamı. En çok sevdiğin yemek ne dedim? Adam da bir yemek ismi söyledi. Harika dedim. En güzel kim yapıyor bunu dedim. Dedim teyzem yapıyor dedi. Ne yapıyorsun dedim ben bu yemeği canın isteyince. Teyzeme telefon açıyorum. Teyze selamünaleyküm aleyküm selam. Bu yemekten yapsana biz geliyoruz diyorum dedim. Ben teyzemin havaları uçuyor oraya gidiyoruz dedim. Kadına döndüm. Ben bunu göndermezdim dedim. Neden dedi? Bu yemeği ben teyzemden daha fazla. En güzelini ben yaparım. Bana derdi ki dedim ben. Gerçekten teyzemi geçtin sen daha güzel yaptın. Kıskanmak bu. Bizimkiler kol çimdiriyor. Teşekkür ederim. Ondan sonra da diyor. Efendim bu benden bir metre ileride yürüyor. Diyor ki bütün eşi kolunda gidiyor. Bu diyor ben onun koluna girmemi istemiyorum. Nasıl girsin dedim. Bizimkilerin kolunu çimdirdikçe sen dedi. Bizimkiler çimdirmesini biliyor.

Çok kıskançlar ya. Hocam selamünaleyküm. Hocam çocuğu olmayan sonra da olan ve bir cemaatte ya da çok beğendiği ahlaklı bir insandan çocuğum şuna benzesin diye ahd içtikten sonra Çocuk onun sözünü dinlemezse bu anne ne yapabilir? Çocuğun hayırlısını istesin. Neden o filancaya benzesin diye düşünsün ki? Hocam yani bunun artık günahı mı var? Yok hiçbir günahı yok. Hiçbir şey lazım değil. Ne olacak? Herkes kendi çocuğunun bir protipe benzemesini ister. Ahlakı şunun gibi olsun. huyu bunun gibi olsun. Güzelliği bunun gibi olsun. Kendi için bir protip çizer. Hayırlısını isteyelim. En güzel o. Hiç aklıma gelmemişti. Çocuk şuna benzesin diye. Enteresan bir şey. Üstadım, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetleriyle hayatımızı örebilmek adına iş hayatından sormak istiyorum. O zaman genellikle ticaretle uğraşılıyordu. İş alanı ve sektörü olarak. Bugün eğitim sektörü, sağlık sektörü, hizmet sektörü adı altında çok fazla sektör var.

Ve kapitalist sistem diye bir canavar. Hepimize esir almış durumda maalesef. Ve ticarette cahil, edepsiz ya da hat bilmez insanlara karşı susarak malınızı iyi seçip, iyi mal alımını, satın alma yapıp sakin bir şekilde sunup paranızı kazanabilirsiniz belki. Ama bir hizmet sektöründe veya bir eğitim sektöründe çocuklarını ilanlaştırmış velilerle muhatap olmak zorunda kalabiliyor öğretmenler. Veya doktorlar kendisine şiddet uygulayacak hasta yakınlarıyla karşılaşabiliyor. Veya hizmet sektöründe bir yönetici olduğunuzda işte orada çalışan dedikodu yapan, laf taşıyan, edepsiz iş yapmayan, başkalarına yükü yıkan veya takım çalışmasına uymayan kişilerle mücadele etmeniz gerekebiliyor. Burdalarda Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bugün aramızda olsaydı nasıl davranırdı veya nasıl davranmamız gerekir? Nasıl olabilir? Bu çözüm oturtmak istiyoruz hayatımıza ama iş hayatında bir 8-10 saatimiz gidiyor ve üzülüyor insan. Yani eve be geliyorsun günün içinde geçirdiğin zaman 5 saat belki evinde kendinle baş başa kalmışsın bir bakıyorsun ki günün gitmiş.

Uygulayamamışsın o sünnetleri. Hanefiler demişler ki rızkın en helal, en doğrusu cihattan elde edilen. İkincisi ne demişler ki ticaretten elde edilen. Üçüncüsü sanattan, dördüncüsü ziraattan, beşincisi hayvancılıktan, altıncısı kiradan, yedincisi de devlet sektöründe memuriyetten diye tasnif etmişler. Özel sektör yok bile galiba. özel sektör şey o kimsenin ticaret, sanat, ziraat yapması. Tabi bu eserler yazılığında bin yıl geçmiş üzerinden ama genel yapılanma, genel felsefe bu. Tabi şimdi hizmet sektörü adı altında geçiyor ya, Müslümanlar daha önce savaşarak da ganimet ve esir elde etmişler. O ganimet ve esirlerle hizmet sektörünü esirlerle halletmişler. Yani bir Müslümanın binlerce hayvanı var ama hiç süt sağamıyor. Süt sağan gayrimüslim unsurlar veya köleler veya hatta esirler. Bir Müslümanın işte bir sürü hurmalıkları var ama hurmalıklarında kendisi hiç hurma toplamıyor. Hurma işçiliğinin gayrimüslim unsurlar yapıyor. Hizmet sektöründe çalışan gayrimüslim unsurlar.

Evde yemek yapıyorlar, temizlik yapıyorlar, çocuk bakıyorlar, gayrimüslim unsurlar. Bir Müslüman evli kadın evinin hanımefendisi, sultanı o lütfedersen evin beyine kahve getiriyor. Bu çok önemli bir şey. O evin beyine kahve getirir, adama hizmet etmiş oluyor. Hala da Araplarda böyle yaşayanlar var. Biz ciddiye gittiğimizde orada bir derdüş kardeşimiz vardı. Hazreti Ebu Bekir efendimizin torunlarından. Annesi bir tatlı yapmış. Şeyden hurma ve sütten adam dönüyor, doluyor, dolaşıyor, geliyor, gidiyor bize. Annem bu tatlıyı yaptı da çok hoşuna. Annem bu tatlıyı yaptı. Şeyh Efendi dedi, Mustafa Efendi oğlum, bu ne kadar çok önemli dedi. Hani bu tatlıyı yaptı diye dedi. Dedim efendim onlar bir bardağı buradan alıp oraya koymazlar. Annesinin tatlı yapması o yüzden onlar için muhteşem bir şey dedi. Evet güzel olmuş ama dedi. Ben dedi şimdi cevap oraya gidecek.

Ben o tatlıyı Şeyh Efendi’ye kendim yaptım sonra. Güzel olmuş dedi ya. Ben onu sütle yaptım. Şimdi onlar için bu mükemmelmiş. O da dedi, oğlum orada yediğimden daha güzel olmuş dedi. İsterse demesi bütün hurmaları, sütleri tatlıdan geçireceğim yoksa. Şimdi onlar için bu önemli bir şey. Bu Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem azazatinin döneminde böyle bir unsur var, böyle bir şey var. Yani erkekler cihat ediyorlar veya ticaret yapıyorlar. Savaş varken cihat ediyorlar, savaş yokken ticaret yapıyorlar. Erkekler normalde Müslüman erkek atını tımarlamıyor, devesini tımarlamıyor hiç. Hizmet sektöründe değil. Bugüne geldik. Tabii şu anda Müslümanlar bu noktada etkin rolde değiller. Müslümanlar bugün için cihat edebilecek noktada da değiller. Öyle olunca Müslümanlar kendi iç dünyalarına kapandılar. Kendi içlerinde bu sefer kendi kendilerinin köleliklerini yapıyorlar. Kapitalist sistem, daha doğrusu vahşi kapitalist sistem, onlara ne öneriyorsa, onun önüne ne koyduysa onu yapıyor.

Diyor ki, örneğin Türkiye, senin kalkınman diyor şu şartlarda olacak. Sen böyle bir kalkınma yaparsan sana hibe veririm, sana borç veririm, sen de kalkınmanı böyle gerçekleştirirsin diyor. Türkiye onların istediklerini yerine getirerekten kalkınmaya çalışıyor veya X bir devlet. Örneğin diyor ki, sizin sermayeniz yok, siz ancak borçla kalkınabilirsiniz. Biz ülke olarak komplo borçla kalkınıyoruz. Yollarımız borçlu oluyor, hastanelerimiz borçlu oluyor, bu hızlı trenlerimiz borçlu oluyor. Bize olan, bize biçilen rol model borçlanarak büyümek. Daha önce borçlanarak yiyorduk. Yani biz bu ülkede memur maaşlarının ödenmesi için imefeden borç alındığını biliyorum ben. İMF o borcu vermezse memur maaşları ödenemeyecekti. Şimdi böyle kapitalist sistem bu tip yüklemeler yapıyor. Bunun içerisinde iş bilenin kılıç kuşanının, iş biliyorsan sen bir şeyler yapıyorsan bir şeyler yapabiliyorsun. Ama şu an için insanlar benim ben açık konuşmakta fayda var.

Ben çocuklarımın bir yerde çalışmasını istemiyorum. Bu maddi durumla alakalı değil. Benim hiç param yokken de ben bir yerde çalışmak istemiyordum. Ben diyordum ki ben de sonuçta ticaret yapacağım. Ben bir yerde çalışmak istemiyorum. Geçici olarak mecburiyetten çalıştım. Ben yine aynı şeyi düşünüyorum. Ben arkadaşlarım ticaret yapmasını isterim. Ama mesela hizmet sektörü ise örneğin. Bayan kardeşleri ben öğretmenliğe sevk etmeye çalışıyorum. Diyorum ki öğretmen ol. Öğretmenin geri gidebiliyorlarsa gitsinler öğretmen olsunlar. Şimdi üstadım bu şekilde çalışıyoruz. Öğretmen, doktor, sağlık kurumunda vesaire. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu kurumlarda onun ahlakını halini düşünüyorum. Uygulamaya çalışıyorum. Susan, edepli, gülümsayan veya kızmayan, bağırmayan. İnsanları bu şekilde davranarak devam mı etmeyiniz hayatımıza? Yoksa yeri geldiği yerde onun sinirlendiği noktalar var, çıkış yaptığı haller var, hoşlanmadığı şeyler var. Bunları da yansıtmalı mıyız? Muhakkak. Muhakkak.

Ama bu demekte az önce söylediğim bayanlardan mesela Selma annemiz var. Bugünün hemşiresi. Örneğin. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin azatlısı. O mesela bugünün hemşiresi gibi. O arada gidermiş, arkasında çok sırtında sivilce çıkarmış. Selma annemizin önüne yatarmış, güzel. O onların sivilcelerini patlatırmış, pansuman denermiş, güzel temizlermiş, gönderirmiş mesela. Örneğin. Veyahut da işte sahabenin içerisinde Müslüman olmuş veya Müslüman olmamış, esir edilmiş öğretmen, bayan ve erkekler var. Mesela onlar belli bir adette insanlara okuma yazma öğrettikten sonra hür olmuşlar. Böyle bayanlardan da var belli bir bayana öğretmenlik yapıp da hür olanlar. O zaman yani bayanların öğretmenlik yapması, bayanların hemşirelik yapması bu noktada Sünnet-i Resulullah’a uygun olmuş oluyor. Hazreti Hatice annemiz mesela ticaret yapardı. Bayanlar ticaret yapabilir mi? Her cevap yapabilir. Bayanların ticaret yapması da caiz olmuş oldu. Olabilir. Ben size nasıl bunu izah edeceğim aslında çok bilmiyorum ama bu mezheplerle alakalı bir şey sormak istiyorum ben. biliyorsunuz biz Hanifiyiz, işte Hanbeli, Maliki, Şia birçok mezheb var.

Bunların hani namaz kılmaları hepsinin farklı farklı. Birisi elini bağlıyor, birisi bağlamıyor. Bizim buradaki yükümlülüğümüz nedir? nasıl bir doğruluk payımız var? Ya da oruç tuttuğumuzda da aynı şekilde. Mesela Şialarda, onu söyleyeyim ben, 10 dakika sonra açıyorlar. Kur’ân’ın ayetinde akşam ezanı şeklinde bir şey olmadığı için biz de bu şekilde mi yapmalıyız? Ya da doğruluk nedir? Mesela Diyanet bize biliyorsunuz şey daha önce ya da daha sonra açıyoruz. Bir gün bir farkımız oluyor Arabistan’da falan. Burada hani Müslümanların yani Hanifiyelerin ya da işte nasıl bir yükümlülüğü vardır? Normalde bir kimse eğer günlük hayatını yaşayabileceği kadar ayet ve hadis bilgisi var ise o kimse bir mezhebe bağlı kalmaksızın hayatını devam ettirebilir. Ama böyle bir bilgisi yok ise o kimsenin bir mezhebe tabi olması fasiletli bir şeydir. Onun için dinin daha kolay daha rahat yaşayabilir.

Ben mesela ne kadar o kimse dini bilgileri bilse dahi bir mezhebe bağlı kalmasın daha uygun olacağını düşünenler denim. O yüzden ben de Hanifi mezhebini taklit ediyorum kendimce. Edebildiğim yere kadar bazı meselelerde mesela Hanifi mezhebini müsaade etmedi. Ama kolaylaştırıcılık noktasında ama Malik’den ama Hanbeli’den bir kolaylaştırıcı etken varsa yaşanamıyor çünkü öyle bir şey. O zaman onları da taklit ediyorum ve hatta arkadaşlara ettiriyorum. Diyorum ki Malik’den böyle bir fetva var bunu uyabilirsiniz gibisinden. O yüzden bunları da icra ederken hiç kafama kalbime şüphe düşmüyor. Sünnet-i Resulullah’a uygun olduğuna inanıyorum. Çünkü biraz ben de tafsilatlı kitaplar var. Dervişliğimin ilk yıllarında o tafsilatlı kitaplardan biraz okuduğumda mesela arkadaşlar da bu konuda mutmain olsunlar diye. Mesela El-Hidaye’yi okutuyorum. El-Hidaye’ye baktığınızda bu meselein sebebinin ne olduğu, delilinin ne olduğu hakkında hangi ayetin ve hadisin olduğunu, hangi ayet ve hadisin neticesinde onun fiiliyatının ve yaşanmasının gerekçesi anlatılmış.

Öyle olunca bir kimsenin kalbinde şek-şüphe kalmıyor. Gayet rahat bir şekilde din-i din yaşamış oluyor. Şüpheye muhaj bırakmıyor ama bu tafsilattan uzak olan ilmihal bilgilerinin olduğu muhtasar kitaplar var. Şimdi insan ona bakınca orada bir ayet yok, orada bir hadis yok. Bu böyle olur, bu böyle olur, bu böyle olur diye. Onlar el kitabı niteliğinde. hemen böyle hazır, tafsilatına inmeden meselenin özü anlatılmış orada. Nasıl yapılacağı anlatılmış. Bunun geldiyse gittiyse anlatılmamış. Bizim insanımız o tip eserlere bakaraktan onun üzerinde şüphe ediyor. Ya mesela Ömer Nasuh bilmenin ilmihalini alsa, Ömer Nasuh bilmenin ilmihalinde veyahut da fikri onun öğrencisi olan Fikri Yavuz’un ilmihalinde tafsilatlı bir şey yok. Ama El-Hidayah’a baktığında tafsilatlı bir şey var. O tafsilatıyla öğrenmiş oluyor. Tafsilatıyla öğrenince de şüpheye düşmüyor. Öbür türlü şüpheye düşüyor. Bir, ikincisi bir de dünya üzerinde dini milliyetçilik akımının önünde tutan ülkeler var.

Mesela Şia dediğimizde İran milliyetçiliğini önde tutan, İran milliyetçiliğini önde tutan bir felsefi durum çıkıyor ortaya. E bugün Suud Arabistan dediğinizde vahabi söz konusu, o da Arap milliyetçiliğini önde tutan bir olgu çıkıyor ortaya. Öyle olunca ben kendi nefsim adına söyleyeyim. Ben her ikisine de şüpheyle yaklaşıyorum. Her ikisine de şüpheyle yaklaştığımdan çünkü milliyetçilikleri önde, dinleri önde değil. Biz ister kabul edelim ister kabul etmeyelim. Benim kendi inanışım bu da. Osmanlı muhteşem bir miras bırakmış. Osmanlı devlet olarak sünnidir ve o sünni olguları desteklemiştir kendi içerisinde. Osmanlı hanefi değildir. Bunun yanılıyorlar. Osmanlı sünni bir devlet sistemi vardır. Sünni bir devlet sisteminde bir mezhebe bağımlılık yoktur. Mesela aslında Osmanlı’nın devlet fetvalarına baktığımızda bir mezhebe dayalı fetvanın olmadığını görürüz. Mesela hanefiye dayalı bir fetva yoktur Osmanlı’da. Veyahut da şafiye dayalı bir fetva yoktur Osmanlı’da.

Malikiye, hambeliye dayalı bir fetva sistemi yoktur. Osmanlı kendi tebaasını yaşatabilmesi için elindeki bütün argümanları kullanmaktan çekinmez. Zaten ne zaman çekinmeye başladılar, mezhepsel tahasuplara, mezhepsel takıntılara maruz kaldılar, o zaman yıkıldılar, parçalandılar. Bir bireyin bir mezhebi taklit etmesi haktır, doğrudur, güzeldir. Ama devletin bir mezhebi taklit etmemesi gerekir. Devlet sünni çerçevede Kur’ân ve sünnet tarihinde bir ölçü koyması gerekir ki o ölçüye bütün mezhep sahipleri tabi olsunlar. Buna örnek vereyim, mesela anlaşılsın. Hanevfilerde bir erkek ortadan kaybolursa kadının nikahı 40 yıl düşmez. Ya da o kimsenin yaşıtı bir kimse birkaç kişi ölürse devlete müracaat eder, devlet onun nikahını düşürür ve adamın malını mirasçılarına paylaştırır. Ya 40 yıldır ya da yaşıtlarının ölmesini bekler. Örneğin Hanefi’de Şafi’de bu 4 yıldır. Bir adamdan 4 yıl sağ olduğuna dair bir haber alınmazsa 4 yıl sonra kadının nikahını boşa çıkarır, adamın malını da dağıtır mirasçılarına.

Osmanlı kendine bunu ölçe almıştır, Hanefi’den ölçe almamıştır mesela. Enteresan bir şeydir. Bu kadınların lehine bir şeydir, kadınların lehine olan bu şeyi uygular. Mesela Osmanlı, bir baba kız evladına ölmezden önce pozitif ayrımcılık yaparak ona fazla mal bıraktı. Osmanlı bu miras ölmezden önce bırakmış olduğu bu malı bozmaz. Hanefi’ye göre bozulması lazım. Çünkü Hanefi’deki miras paylaşımı farklıdır ama Osmanlı bunu bozmaz. Osmanlı da bu noktada hani mezhepsel takıntı yoktur. Ama bir Müslüman, zayıf bir Müslüman, avam bir Müslüman, bir mezhebi taklit etmesi şarttır. Ama ben kendimce bilebildiğim kadarıyla, görebildiğim kadarıyla, vahabimi ve şianın bu konuda Ümmeti Muhammed’in içerisinde derin yaralar açtığına inanıyorum. Bir şey şunu sormak istiyorum. oruç konusunda özellikle bu Kur’ân’a ait ile akşam ezanı olmadığı için sadece bunu sormak istiyorum. Bizim yapmamız gereken ezan da mı açmak yoksa?

Mesela ben bazen bakıyorum gerçekten hava kararmış yani olmuyor, gündüz oluyor daha öyle söyleyeyim. Buradaki neyi esas almamız gerekiyor? Ben bu konuda çok bana soru sorulduğumdan, 30 yıldan beri Ramazanların meşhur gündemidir bu. Her Ramazan oruç başladığında bu gündemi pişirirler. Temcit pilavı dedikleri şey budur. Hani bir kimse akşam yemeğini yer ondan sonra temcit pilavıdır. Normalde safurda ısıtıp koyarlar ya, onu temcit pilavı gibi ne ısıtıp koyuyorsun önümüze derler. Eskiler budur o. biz her Ramazan bunu yaşarız. Şimdi bu konuda Türkiye’de beş yerden ay izlenebilir. Bu beş yerler, coğrafik olarak ve bu en nem boylamlar olarak. Bu beş yerde de Diyanet’in ay izleyen ekipleri var. Bunu direkt mühtülükten öğrendim. Ve bu beş yerde Türkiye’deki ay izlenebilen bu beş yerde Diyanet’in vazifelendirdiği kimseler, bu konuda uzman olan kimseler ayı izliyorlar devam.

Bu bir. İki. İkincisi, ya şu anda teknoloji öyle bir noktaya gelmiş ki. oradan o ay tutulmasını saat saatine, dakikası dakikasına söylüyorlar mı? Evet. Teknoloji o kadar ilerlemiş bunu hesaplayabiliyorlar mı? Evet. E bunu daha ne istiyoruz biz? Bunu da hesaplamışlar. Türkiye’deki ibadet vakitleri büyük bir çoğunluğu İmamayn’e göredir. İmam Azam’a gö

Din Tartışılmaz, İmanı Yaşamak ve Cennet Kimliği

re değildir. İmam Muhammed, İmam Yusuf’a göredir. Şimdi İmam Azam’a göre olan vakitlerle İmam Muhammed, İmam Yusuf’a göre olan vakitler farklıdır. Ama ikisi de hak mıdır? Evet. Cebrail a.s. bir sabah namazının ilk vaktinde gelir. Namazı kıldırır Hz. Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem ve der ki bu sabah namazının başlangıç vaktidir. Ertesi gün son vakitte kıldırır. Der ki ey Muhammed bu da sabah namazının son kılınma zamanıdır. Şimdi bu ikisinin arasında birisi der ki örneğin 10 dakika sonra birisi der ki 10 dakika önce bu önemli değil ki o ikisi de o vaktin içinde sonuçta. Şimdi mesela bizim çocukluğumuzda veya gençliğimizde işte şey olarak selalar okunur, selâ okununca veya ezan okunur. Ezan okunduğunda imsak girdi, yeme içme kesildi. Sabah namaz için ayrı tam bir daha ezan okunurdu. Çift ezan okunuyor.

Şimdi mesela Diyanet iyi bir uygulama yaptı birkaç yıldan beri onu yapıyor. Okuyor ezanı sabah vaktinin girdiğinde bitiyor mesele. Tek ezan doğru bir uygulama bence, lazım olan bir uygulama. Ya millet sabah namazına normalde imsak girdi, imsak girdiğinde sabah namazı kılınır mı? Evet. Bak sabah namazda vakit girdi çünkü bitti namazını kılar o kimse. İftarlarla alakalı çok oruç tutturuyoruz da işte şöyle de böyle de ya kardeşim bunun vakti belli. Sünnet-i Resulullah’a uyduğumuzda bu mesele anlaşılıyor. Neden başka yol arıyorsunuz kendinize? Sizin için söylemiyorum. Temcid pilav gibi ısıtıp önümüze koyanlar onların dertleri dinin yaşanması değil. Onların dertleri din değil zaten. Onların dertleri fitne çıkarmak ortaya. Milletin aklını bulandırmak başka bir şey değil. Bir de ayrıcalıklı olacaklar, özellikli olacaklar. Şeyde ben kapalı çarşıda esnaflık yaparken Bursa’da orada bir tane birisinin yanında kalfalık yapan bir adam var orada.

Herkes hocam hocam hocam hocam, onun böyle bir yürüyüşü var böyle. Allah’ım dersiniz ki diyor, Allame yürüyor. Tabi ben de orada gencim şimdi bizim esamemiz okunur mu onların yanında? Esnaflara yönelik böyle esnaflar bunu götürüyorlar evlere sohbet ediyorlar yediriyorlar içiriyorlar. Bu akşam filancanın evindeler oraya gidiyorlar. Beni de davet ettiler dedim yok benim dersim var ben derslere gidiyorum. Biz böyle böyle Abdullah Efendi’ye bağlayalım onun zikirlere gidiyoruz filan. İşte ona demiş böyle böyle bir genç bir arkadaş var böyle böyle bırakın şunları demiş. Beni tanımıyor görmüyor Şeyh Efendi’yi tanımıyor görmüyor filan. Benim umrumda değil. Bir gün böyle samimi olduğumuz bir kimse öğlen namazı ikindi namazı okunmuş ikindi eczan okunmuş. O kimse ikindiye gidiyor. Dedim nasıl ikindi okundu? Bilmem kime göre dedi henüz daha öğlen namazının vakti bitmedi dedi. Allah Allah şu eser neredeyse al getir bir görelim dedim ya biz de öğrenelim.

Filancı hocamız söyledi kardeşim bana eser getir al getir şunu okuyalım. İbn-i Abidin’den mi? Fetavayı hindiye’den mi? Ben şeyh haneflerin olmazsa olmaz en büyük kitapları. Dedim İbn-i Abidin’den mi? Var bende çünkü el-hidaye mi? İşte e Fetavayı hindiye mi? Var bende. Dedim nereden bunu bulmuş bunu? Ben sıraladım Fükyut dur bunları ben yazayım ya dedi yaz dedim ben yazdı kitap isimlerini o çocuk genç. Neyse ona gitmiş söylemiş böyle böyle. Bırak demiş şu cahil adamı ya onun sorusunu mu getirdin buraya demiş gelme bir daha sen buraya demiş. Haydi çocuğu kovmuşlar oradan. Çocuk ertesi geldi ya abi dedi bana bir soru sordun dedi ben dersten de kovuldum. İyi elhamdülillah dedim ya ben şimdi. Neyse dedim oğlum yok böyle bir şey nereden çıkardınız bunu? Tabii kitap ismi söyleyip de ona kitap ismi vermeyince oradaki cemaattan birkaç tane daha uyanık kimse geldiler benim yanıma selamun aleyküm selam.

Ya Mustafa’cığım böyle böyle demişsin sen abi yok böyle bir şey. Sen akşam namazının vaktine yakın öğlen namazını kılacaksın böyle bir şey yok dedim. Böyle bir şey yok nereden buldunuz bunu? Bana bulduğunuz kitabı getirin. İmam Azam’a göre olsa dedim arasında yarım saat oynuyor. O da ikindi namazıyla alakalı yarım saat oynuyor. Akşam namazıyla alakalı İmam Azam’ın da, İmam Muhammed’in de, İmam Yusuf’un da vakti aynı. Yastığı namazının vakti İmam Azam’a göre yarım saat sonu başlıyor. Akşam namazında değişen yok sabah namazında değişen bir şey yok. Öğlen namazında yarım saat sona İmam Azam’a göre öğlen namazının vakti. 15 dakika hatta yarım saat bile de yok. Tabi bu mesele içerisinde farklı figürler farklı şeyler girince iş bozuluyor. O yüzden Türkiye’de de bunun farklı figürleri var Türkiye’de. Farklı figürler farklı felsefeler işin içerisinde giriyor.

İnsanların akıllarını akıllarıyla oynuyorlar. Allah muhafaza eylesin. Bir de tabi mezhepleri inkârcılar da var ya. Ya avam Müslüman neden ona mezhep inkârcılığını götürdün? O kimse abdesti bozan bozmayan bütün halleri ezverinde mi? Namazı bozan bozmayan bütün halleri ezverinde mi ki? O kimseye diyeceksin ki mezhebini terk et. Bir kimse doktor olacak doktor olduktan sonra uzmanlaşacak, uzman olduktan sonra farklı şeyler denemeye başlayacak. E sen daha dur bakalım ya. Nereye farklı şeyler deniyorsun? Halit Hoca ile konuşuyoruz şimdi arabada gelirken. Öğretim üyeli doktor ünvanı almak için 7 yıl geçiyor diyor. Hamdolsun benimki 3,5 sene de bitti diyor. E şimdi o doktor ünvanı almak için de bir tez hazırlıyor. Bir şeyi hayal ediyor felsefik olarak. Bunun diyor böyle olması lazım. Uğraşıyor onun üzerine fiiliyatı da tecelli ettirince olmuş oluyor. O bir türlü olmayacak.

E şimdi o kimse benim gibi avam Müslüman 3 tane hadis ezberlemiş, 5 tane ayet ezberlemiş. Şeyi ne o mezhepleri inkâr ediyor. Ya kardeşim sen hepsini okudun ezberledin yaşıyorsun da senin önüne farklı bir şey çıktı da sen iştahat et. Biz sana tabi olalım. Öyle değil. İnkar ediyor bizimkiler. Sıkıntı bu zaten. Evet. Hocam selamün aleyküm. Aleyküm selam. Kolay gelsin. Şimdi hocam ben önce kendimden örnek vererekten. Şimdi ben Müslüman bir ana babadan doğdum. Müslüman bir ülkede doğdum. Müslüman bir eğitim aldım. Ve sonuçta Müslüman oldum. Yani Hristiyanlığı, Yahudiliği, İnceli devratı veya Kur’ân-ı Kerim’i incelemiş de sonuçta hak din İslam’dır diyerek değil. Şimdi bunu gayrimüslim için de düşünürsek. gayrimüslim bir ülkede doğmuş halkı. Gayrimüslim bir ülkede. Gayrimüslim bir ana babadan ve gayrimüslim öyle bir eğitim sisteminden geçmiş. Ve sonuçta böyle bir Hristiyan ve Yahudi olmuş.

Yani bu kişinin ahiretteki durumu. burada bir tezat var mı? Veya da böyle bir kişi ahirette yani bunu bir mazeret gösterip, Yarabbi benim gibi mesela ben incelemedim için. Ahirette bir mazeret olabilir mi onun için? Veya da bir tezat var mı burada? Burada bir tezat yok, mazeret yok. Bütün dünya şu anda bir İslam adında bir dini biliyor mu? Evet. İslam adında bir dini rücayeleri biliyor mu? Evet. Muhammed Mustafa’yı peygamber olarak biliyor mu? Evet. O yüzden onların bir mazereti kalmayacak. Teşekkürler. Hatta savaşıyorlar, o kadar biliyorlar ki. Savaşıyorlar. Efendim ben kendine adıma söylemek istiyorum. Benim yetiştiğim ortam, annem, babam, buranın çevresi. Efendim son yıllarda ve günümüzde olduğu gibi İslam’a durmadan ünlü olsun, ünsüz olsun, sıradan insanlar olsun durmadan savaş açıyor. Peygamber efendimiz’e hakaret ediyorlar, Kur’ân’a hakaret ediyorlar, Müslümanlara hakaret ediyorlar.

Ama ben kendine adıma söyleyeyim, bunlar iyi savaş, savaşamıyorum tabir cahilse. Hani ben onlara dişimi geçirmek istiyorum ama dişimi geçiremiyorum. Burada bizim, ya biz nasıl bir yol izleyebiliriz? İyi ki geçirmiyorsun. Biz nasıl bir yol izleyebiliriz? Yani bu bizde şey yapmıyor, ben de bunu altı yarat. Yok, bundan izleyecek olduğunuz yol kendinizi. normalde bizim ülkemizde din ve dinle alakalı olan şeylerle savaşmak cehaletten kaynaklanıyor. Algıyla alakalı. Biz onlarla savaşırsak, bu manada onları kaybederiz. Yok. Şimdi arkadaki beyefendi benden yaşıt belki de. Kaçlısınız? 65’siniz, benden 4. 61. Aynı yaşıtız. Şimdi örneğin bizim çocukluğumuzda veya bizim gençliğimizde benim kendimce söyleyeyim, dinle, diyanetle ilgili alakalı olan şeylerle savaşmak diyanetle ilgili alakalı hiçbir şey yoktu ki. Yoktu. Yani normalde yaz döneminde camilerde Kur’ân-ı Kerim’in kursu bile yoktu. Bizim ilçede yoktu, bilmiyorum. Köylerde belki de vardı da.

Bizim ilçede yoktu. Bir insanın dinini öğrenebileceği bir yer yoktu. Ben bazen diyorum ya, Cuma namazı biz Ülke Ocaklarında Allah rahmet eylesin Muhsin Yazıcıoğlu’nun emriyle Cuma bize farz kılındı. Biz yönetim konumundaydık, bir genelge geldi. Ülke Ocakları yönetim olarak herkes Cuma’ya gidecek diye. Biz Cuma’ya gitmeye başladık. Cuma o güne kadar bize farz değildi. Şimdi ülkenin durumu bu noktadaydı. Bizim büyüklerimiz anlatırdı. Yani mesela işte dedem, dedemin yaşıtları filan. Cenazeler orta yerde kalmış. Birisi öldüğünde cenazeyi yıkayıp definleyecek mahir bir kimse yok. Bunu da bizim büyüklerimiz anlatırdı. Din ve diyanetle alakalı meselelerin üzerine o kadar çok gitmişler ki ama bilerek ama bilmeyerek ama kasıtlı ama bunun beyin gerisi ne olursa olsun. Sonuçta bunu yaşıyordu insanlar. Kaç yaşındasın? 27 Efendim. 27. Baban kaç yaşında? 51. 51 yaşında. Aynı eğitimi öğretimi aldılar.

Sonuçta onlar bir dini eğitimi almadılar. Türkiye’nin neresine giderse gitsin. Bir de dimdarlar bundan 20 yıl önce tulkaka insanlar. Siz onları yaşamadınız. Siz onları yaşamadınız. Bir memurun namaz kılması düşünülenmez. Bir askerin namaz kılması düşünülenmez. Bir polisin namaz kılması düşünülenmez. Bir müdürün namaz kılması düşünülenmez. Bir kaymakamın namaz kılması düşünülenmez. Mümkün değil. Bundan 25 yıl önce toplanıp iki kitap okuyacağım basılırsın evde. Mümkün değil. Şimdi bu ortamın içerisinde bir kimsenin dinini bilerekten eğitilerekten büyümesi yaşaması mümkün değil ki. Öyle olunca ben yaştaki insanların büyük bir çoğunluğu dini eğitimi almadığından Ve dindarları tulkaka gördüğünden onlara karşı peşin hükümlüler. Bundan kurtulamıyorlar. O yüzden dişini geçirme. O zaman biz nasıl bir tavır alacağız efendim? Hiçbir tavır almana gerek yok. Normal ibadetini sen yerine getir. Tartışma. Gittin eve. Anden baban orada. Öğlen ezen okundum okudum.

Gittin eve. Anden baban orada. Öğlen ezen okundum okundum. Kalk sen namazını kıl. Ne yapacaklar? Aa akşam yemeğinde babam bir duble rakı içecek. Baba içmiyor ya boş ver. Ben yam da içmiyor. Beraber içeyim. Yemek de içmiyor. Kalk ulan içeceğim ben filan. İyi baba iç. O zaman özür dilerim. Ben sofradan kalkayım. Ama bir insanın sevdiğini eğer laf söylerlerse Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Bu onun cehahil olduğunu gösterir. Başka bir şey değil. Burada kendimizi frenlememiz yoksa? Eğer onu kazanmayı düşünüyorsan frenleyeceksin. Taş attılar ya taifte. Dağların meleği geldi rüzgarın meleği geldi derler ki buranın altını üstünü getiriverelim. Dedi ki ben onların gelecek olan nesillerini iman edip iyi hamileştirmelerini ümit ediyorum dedi. Bu zor bir şeydir. Sıkıntılı bir şeydir. Eğer ona söyleyebilecek bir söz kapın dursun dersen onu o hale getirme bir anlatabildim mi?

Anladım efendim. Dil onu o hale getirir. Bizim toplumumuz dini tartışır. Din yaşamaz. Anlatabildim mi? Bir çocuk anne babasıyla din tartışması yapmayacak. Asla. Aslında bir kimse kimseyle din tartışması yapmayacak. Din tartışılmaz çünkü. Dinin tartışılacak bir şeyse yoktur. İman etmiştir. Yaşarsın imanını. Anlatabildim mi? Biz dini tartışılır hale getirerekten en büyük kötülüğü yapıyoruz. En büyük kötülük bu. Birisi gelse benle sufilik tartışsa tartışmam anla. Bana ne? Bu kalbi bir şey. İnançsal bir şey. İnançlar tartışılmaz. Siz gidip şimdi bir hindiye neden inekleri tapıyorsunuz diye tartışabilir misiniz? Adam der ki ya benim inancım o nereye tartışıyorsun sen? Ve bir Budistin yaptığı bize tuhaf gelebilir. Git sen muzu koy Buda’nın önüne bir gece geçsin artık gel muzu ye gene. Neden? Buda bana bunu ikram etti. Ondan şunu diyemezsiniz ya kabak kafalı kendini götürdün kendini yiyorsun işte.

Öldü ya onun inancı o. O diyor ki Buda bana bunu ikram etti. Ya bir gün önce sen götürdün onu sen koydun Buda’yı yesin diye koydun. İyi olur. Bir heykelin onun yemesi mümkün mü? Değil. Ertesi gün geldin onu yiyorsun sen. Diyor ki Buda bana ikram etti. Onu tartışabilir misin onunla? Hayır. saatlerce kırmızı noktalık kadının o kırmızı noktasına bakmayı ibadet olarak görüyor. Dedim ne yapıyorsunuz? Dedi kırmızı noktaya bakıyoruz. Ulan baktığınız kadın kadın olsa dedim. Böyle bir tuhaflaştı böyle baktığınız kadın kadın olsa diye. Ulan bin yıl geçecek dedim kırmızı noktasına değil hiçbir noktasına bakmam ben onu dedim. Ben şimdi adama söylüyorum bunu. Adam bir haftalığına on bin dolar veriyor kırmızı noktalık kadının konferansına katılmak için. Çakra atlayacakmış. İnanç tartışılmıyor. Bizim Bursa’da şeyde Kültür Park’ın karşısında yerleri var. Kırmızı noktalık kadının resmi orada.

Bunu böyle gözümle görmemiş olsam söylemeyeceğim. Böyle geliyor. Geri geri çıkıyorlar. Girerken böyle böyle giriyorlar. Ben de orada oturdum seyrediyorum onları. Dedim vallaha da billaha da tillaha da bunu dedim bir şeyhe bir hoca ya bir alime yapsalar dedim herkes tefe koyar dedim. Çalar dedim dümbek diye dedim bütün ülkede. Onların hepsi de baktılar hani sen ne tuhaf tuhaf konuşuyorsun böyle diye. Şimdi iyi seviler mesela giderler haçın önüne eğilirler, haça secde ederler. Haça sırtlarını dönmezler. Bir iyi sevinin haça sırtını dönmesi mümkün değildir. Bakın mümkün değildir. İnanç. Biz bunlar tartışmaz hiç kıyaslamayız da. Biz Beytullah’a selam veririz. Selamun aleyküm gidiyoruz. Biz bir en kıymetli mekan olarak ne bizim Beytullah Beytullah’a sırtımızı döner gideriz biz. Ne bizim cami ibadethanemiz. Biz kıbleye sırtımızı döner gideriz. İnanç. İnanç. Tartışmak için değil. Diyemiyorsun sen bu kırmızı noktalı kadına ne bakıyorsunuz, bunun nesi ibadet diye.

Demeniz mümkün değil zaten. O kadını neredeyse winch ile getirip koyacaklar her yere. Şeyde, Mudanya’da bir otelde yaptılar. 10 yılı geçiyor. Orada bir seri çakrağı atlatma operasyonu yaptılar. Oteli bir odanın o zaman için odel parası 55-60 dolar geceli. Oradaki oteli 100 dolar verdiler geceliğine herkes. Ayrıyeten mesela kırmızı noktalı kadının konferansına girmek için o gün için bir konferansı 1500 dolar mıydı, 2000 dolar mıydı dedi. Onun şansı daha doğrusu. Bir çıt altı bin dolar, onun altı 500 dolar böyle sıralamışlar. Sen örneğin işte, paran yetmiyor ya onun şansına gidiyorsun, 500 dolar ödüyorsun. Öbürkünün şansına gidince bin dolar ödüyorsun. Öbürkünün kırmızı noktalığa gidersen artık 1500 dolar mıydı, 2000 dolar mıydı şansı. Bir de günde en az üç şansı almanız lazım. Yoksa çakranız açılmıyor. İnan onu tartışabiliyor musun? Hayır. Bu da onun gibi bir şey.

İslam tartışılacak bir şey değil. Tartışamazsın. Ya kabul edersin ya red edersin. İkisinden biri. Kimle tartışacaksın? Git Allah’la tartış. Kimle tartışacaksın? Git Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellemle tartış. Dini getiren ben değilim ki. Dini getiren ben değilim. Dini getiren sen değilsin. Dini değiştirecek olan da ben değilim. Benimle ne tartışıyorsun ki? Dini değiştirecek olan da sen değilsin. Ben seninle ne dini tartışayım ki? Buradaki hiç kimse dini değiştirecek yetkide değil, ben de değilim. Az önce ne diyorum? Tırnak içinde. Bu benim kendi inancım diyorum. Gittim ben annemle. Neye? Ne dini tartışacağım onunla? Bu haram ben bana içmem. Ben içeceğim. Allah yoluna çıkasın. Bana ne? Sayısından mı verdiler bana? Din tartışılmaz. Efendim? Bak Ayet-i Kerimelerde iman edip iyi amel işleyenler, iman edip güzel işler yapanlar, iman edip tasattuk edenler, iman edip namaz kılanlar, iman edip oruç tutanlar, iman edip işte fakirlere yardım edenler, iman edip yetimlere, öksüzlere yardım edenler, hep en başında iman etmek vardır.

Namaz iman edene, oruç iman edene, iyilik yapmak iman edene, bakın iman edene, iman ne? Dil ile ikrar, kalp ile tasdik. Din bütün hükümleri iman edenlere. İman etmeyene bağlayan bir şey yok. Allah yoluna çıkasın. Bana ne? Neden tartışayım? Ve benimle ne tartışacaksın sen? Dinin içerisindeki hükümler bana ne demek değil ki git Allah ile tartış. Git Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile tartış. Git imam azam ile tartış. Git imam Muhammed, imam Yusuf ile tartış ya. Ya sen neden ona uyuyorsun? Sana ne? Ben sana kime uyuyorsun diye seninle tartışıyor muyum? Çok basit. Böyle yaptı birisi bana bizim aileden sen şimdi derviş oldun ya dedi Elhamdülillah sen öyle görmüşsün demek ki olmuşum dedim ben şimdi. bir şey söyleyecek oldu. Böyle baktım. Sana ne dedim? Nasıl uyan dedi? Basbayağı dedim.

Ben senin hayatını tartışıyor muyum? Ben senin çocuklarının hayatını tartışıyor muyum? Baktı böyle tartışacaksak dedim hep beraber oturalım. Hayatlarımızı tartışalım. Ben senin neye inandığını dedim tartışıyor muyum? Hiç sordum mu dedim sen neye inanıyorsun diye. Ben Müslümanım dedi Elhamdülillah iyi Müslümanmışsın dedim. Bana ne? Ben din tartışmayacağım. Benim hayatım ise ben hayatımı da tartışmayacağım sana ne? Benim hayatımdan sana ne? Benden bir zarar görüyorsan de ki bana bu zararını ortadan kaldır. Ey Allah! Seninle yemek daha yemiyorum içmiyorum beraber yolculuk yapmıyorum seninle ticaret yapmıyorum hiçbir şey yapmıyorum. Bayramda denk gelmişiz orada. Yılda iki sefer denk gelirsek denk gelcez. Ne tartışacağım? Anladım efendim. Tamam. Efendim bunun akabinde bir sorum olacaktı da. Efendim Arşbegün la ilahe illallah diyene kadar savaşmak ile emroludunuz diye bir ayet herhalde sanırsam. Hadis şerif. Efendim buradaki savaşma nefsimiz olan savaşmak gibi anlayabilir miyiz o zaman?

Öyle algıla. Öyle mi algılayayım? Teşekkür ederim efendim sağ ol. Arz olarak kendi vücudunu gör kendi ruhunu içine dışına gör. Teşekkür ederim efendim sağ ol. Selamün aleyküm efendim. Hadis şerifte hiçbir yere sığmadım. Mümin kulumun gönlüne sığdım. Hadis şerifindeki. Hadis-i kutsi. Mümin kulun o gönlü nasıl bir gönüldür? Onun özellikleri nelerdir? Sığmaktan kasıt nedir? Mümin Allah’ın sıfatıdır. El mümin. Hiçbir yere sığmamış kendini sıfatına sığmış. Bu kadar. Ben çok yanlış anlamışım o zaman. Özür dilerim. Allah razı olsun. Kulun gönlü öyle bir hale gelir ki mümin sıfatını komple kulun üzerine tecelli eder. Komple kulun üzerine mümin sıfatı tecelli edince kulun kulluğu kalmaz. Bu kadar. O yine kendi sıfatının üzerinde tecelli etmiş olur. Efendim mümin ne demek peki? Tam olarak manası ne mümin? Allah’ın sıfatı dediniz ya. Tam olarak manası ne?

Yok. Hiçbir sıfatının tam manası yok. Tahmini manaları var. Mümin iman edip teslim olan kimse demek. Tahmini manası bu. Teşekkür ederim. Üstadım, mürşid-i kamil dediğimiz kişiler, şahıslar. Bunların mürşidlik, kemale erdikten sonra geçmiştekileri düşünüp, diğerlerini düşünüp mürşidliği istemeleri kendi tercihleri midir? Yoksa yolun devamının bir gereği midir? Bunu merak ediyorum. Bu meseleler öyle bireylerin kendi tercihlerine bırakılacak şeyler değil. Bireylerin tercihlerinin neticesinde olacak olan şeyler de değil mi? Bireyler… Yani öyle tahmin ediyorum. Onlar sadece kulluk yapmayı düşünürler. Kulluğun gereğini yerine getirmeye çalışırlar. Ama onları giydirilecek olan elbiseleri, onların seçtiklerine inanmıyorum. Bence. Evet. Ben rücu edeceğim Şahın ama az önceki konudaki mümin sıfatının tecelliyatının belirtileri nelerdir peki? o sıfatın tecelli ettiğini nasıl anlarız? Hadis-i kutsi benimle görür, benimle konuşur, benimle söyler, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür. Tecelliyat o. Hadis-i kutsiye hadis-i kutsiyle cevap atılım yapalım.

O kimse kendince kendisinin mümin sıfatının bende tecelli ettiğini veya işte kimse kendince oho bende mümin sıfatı tecelli ettiğini diyecek kadar aklı kalır mı o esnada acaba? Kula düşen kulluk yapmaktır. Okulluğu mu yapar? Allah razı olsun. Üstadınız zirveye çıktıkça yani sevgide ilerledikçe insanın hasreti ve hüznü kalmaz, hüznü kalmaz ayrılık korkusu artar demiştiniz. Bu özlemin artmasını da yanında getirir mi özlem duygusunun? Neyini özleyecek? Sevdiğini hani yaklaştıkça daha da özlemek gibi, yaklaştıkça daha da özlemek gibi, dahasını özlemek gibi ve ayrılıktan korkmak. Olabilir bir şey değil ya. Şimdi orada dünyaya ihtiyaçlarımız dairesinde dönüyoruz, dünyada kalıyoruz ve tekrar ulaşmaya çalışıyoruz demiştin sohbette. Cennet hala da artık dünyalık ihtiyaçlar kalmayacak ve cemalullah tecelli edecek cennet ehline. Peki orada özlemek veya ayrılık korkusu ebedi olacak bir hayatta nasıl olacak? Nurdan minberler üstünde olanlarla cennet ehlinin yaşadıkları ayrım olacak.

Yani Allah-u Teala’ya olan duygu, özlem çok daha artar gibi geldi cennet ehlinde. Hiç tas kebabı yemeyen bir kimse tas kebabını özleyebilir mi? Yok. Ama yedi ise özler. Yedi ise özler. dünyada bir şeyler diyelim ki Allah’a yakınlık almışsınız. Cennette de o kimse normalde örneğin hayat standartı olarak kendince sabahları çorba içince gününü gün etti, harika bir gün yaşadı, bu kadar öğrendiyse o kimse cennette de onu bulunca yetecek ona. Herkes farklı duygularla hissedecek. Tabii. Peki cennette de dünya hayatında koşturmak, çabalamak var ya ilerlemek, seyri-sülük dediğimiz olay, cennette de ebediyen kalacağına göre kişiler, ehil. Devam edecek mi bu süreç? Neden devam etsin ki? Orangutanlar gibi muzlar önündeyse, avokado önündeyse. İşte bir yanda da Nurdan minberler üstünde olanlar var ya, onların Allah’a yakınlıkları daha fazla ya. O bu dünyada tanımamış onu, orada nasıl tanısın ki?

Değişmeyecek diyorsunuz cennette. Teşekkür ederim. Ben şimdi hiç yedi yıldızlı bir otele gidip misafir olmalım. Orada nasıl yaşanıyor bilmiyorum. Ben neden yedi yıldızlı bir otele kendimce özleyeyim bilmiyorum ki. O nereye gidiyorlar? O iki tane büyük otel var, Palmea Otel. Dubai’de mi o? Değil mi Dubai’de? Şimdi Dubai’deki ben o otele hiç gitmedim ki. Neden Dubai’deki ben otelin şimdi güzelliklerini anlatabilir miyim? Oradaki şatafatı, şatıata anlatabilir miyim? Hayır. Bilmiyorum. Hiç gezmedim, hiç görmedim. Orada bir otel var uzakta, onu biliyorum. Neden onu isteyeyim şimdi bilmediğim bir şeyi? İnsan bilmediği bir şeyi isteyemez. İstemesi dahi ilbidir onu. Ayni değildir, haki değildir. Bu da onun gibi bir şey. Yani bu dünyada Allah’ı hiç tanımamış, öbür tahta ne tanınacak ki orada? O onu zaten gördüğü ile tanıdığı ile, yaşadığı ile kendi istidadı aynı noktada olduğundan, o onu o kadar bilecek.

Şimdi abes gitmiş gibi algılanacak ama fil 16 ayda bir doğum yapıyor. Fil diyor ki, kendince diyor ki bütün her şey 16 ayda bir doğum yapıyordur diyor. Algısı istidadı o çünkü. Öbür kül 3 ayda doğum yapıyor. O da diyor ki bütün alemdeki bütün her şeyi herhalde 3 ayda bir doğum yapıyordur diyor. İnsan hayvandan farkı düşünme yeteneği, Allah’ı arama, Allah’ı bulma yeteneği, bu konuda bir derdi yok ise, kendince 16 ayda bir doğum yapacağına inandırdı ise, o da cennette 16 ayda bir Allah’ı gördü mü yetecek ona, tamam bu kadar diyecek. İstidadı o. Onun için uygun olacak o. Hatta onun için mükemmel bir şey olacak, öyle mutlu olacak, öyle mutlu olacak ki o. Çok mutlu olacak. Sebebi onun en fazlası o çünkü. Ah, şiksa. Eyvallah. Acaba. Öyledir. Kapanmayanlar kapanıyor demek ki.

Ben öyle inanmıyorum da o yüzden. Evet. Akşam namazından sonra. Efendim, Hazreti Muhammed kalk kırmanın 70 defa Kabe’yi yıkmaktan daha büyük günah olduğunu söylemiştir. Yok o 70 defa Kabe’yi, o bir veli sözü, hadis yok onun konuda, devam et. şimdiki zaman içerisinde insanlar birbirlerinin kalbini çok kolay kırabiliyorlar. Sizce bizden sonraki kuşramlar, bizden sonraki kuşramlar, bizden sonraki kuşramlar, bizden sonraki kuşramlar, insanlar birbirlerinin kalbini çok kolay kırabiliyorlar. Sizce bizden sonraki kuşram veya geleceğimizin sonu nereye doğru gidecektir bu şekilde? Onun bir eğitimle alakalı bu. Normalde bu eğitim bu şekilde devam edeceğine inanmıyorum. O yüzden bu öğretinin, bu hani günah kebalilerden insanların uzaklaşması, birbirlerine karşı davranış biçimlerini, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakı üzerine dönüşeceğine inanıyorum. Çünkü dünya toplumları tamamiyetle bu vahşetten şikayetçiler. Bu değişecek inşallah. İnşallah efendim, teşekkür ederim. Allah razı olsun. Tamam. Akşam namazını kıldıktan sonra buradayız inşallah. Selamun aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Alak Suresi, 1–5. Âyetler — Oku Emri — ‘Yaratıcı Rabb’inin adıyla oku.’ — Efendi hazretleri bu emrin yalnizca bilgisel okuma değil, varlığın köküne inerek okumak anlamına geldiğini vurguladı. Peygamberin risalet öncesinde bile ilahi bir donanımla mücehhez oluşu, bu emrin zemin hazırlığıdır.

Hz. Mevlânâ — Tefekkur Yerine Âşıklık — Efendi hazretleri aktardı: Hz. Mevlânâ tefekkuru çok önemsemezdi; onun için âşıklık önemliydi. Bu ayrım, sufizmin aklî-felsefî yöntemle değil gönül yöntemuiyle Allah’ı bulmayı esas aldığını özetler.

Sünnet’in Hayatı Kuşatması — Misvak Örneği — Efendi hazretleri açıkladı: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yatağından kalkar kalkmaz misvak kullanırdı; başucuna misvakını koyardı. Bu Sünnet, yalnızca ağız temizliği değil; sabah kalkiştan geceleyin yatışa kadar tüm hayatın bir ‘Allah için’ olmasını sembolize eder.

Kur’ân’a Modernist Müdahale Girişimi — Efendi hazretleri uyardı: Hadis külliyatını ‘analiz edip hükümlerini kaldıranlar’, aynı teologları Kur’ân’a sevk ederek onu da ‘elden geçirmeye’ çalışıyorlar. Bu, dinin çıkış noktasını içeriden eritme stratejisidir; zahiren ‘modernleşme’ adıyla sunulmaktadır.

Mezhep Fıkhında Taklit ve Kolıylaştırma — Efendi hazretleri Hanbelî, Mâlikî ve diğer mezheplerde belli meselelerde kolaylaştırıcı hükümleri taklit etmenin caiz olduğunu açıkladı. Ancak bunu bir çıkar aracı haline getirmek — ‘bana uygun geleni al, diğerini bırak’ mantığıyla — mezhep fikhının rühuna aykırıdır.

İmamayn–İmam Âzam Namaz Vakti Farkı — İmam Muhammed ve İmam Yüsuf (İmamayn), Öğlen namazının başlangıç vakti ile Yatsı namazı vakti konusunda İmam-ı Âzam’dan farklı görüş bildirmişlerdir. Efendi hazretleri bu farkı somut saat dilimleriyle açıkladı: Öğlen namazı İmam Âzam’a göre yarım saat sonra başlar; Yatsı farkı da benzer bir düzenle saptanmıştır.

Din Tartışılmaz — İmanı Yaşamak — Efendi hazretleri kesin hatta vurguladı: ‘Din tartışılmaz. Eğer dinin tartışılacak bir yönü varsa, o din yok demektir.’ İman etmiş kimse imanini yaşar; tartışmaz. Tartışma dini akılsal bir sürece çevirerek imanın özünü söndürür.

Cennet Kimliği — Değişmeyecek mi? — Bir soru üzerine Efendi hazretleri şoyle dedi: Cennetteki kimlik, dünyadaki kimlikle bağlantılıdır. Bu dünyada Allah’ı tanımayan, O’na yönelmeyen kimse cennette de O’nu tam anlamıyla idrak edemez. ‘Dünyada tanımamış, orada nasıl tanısın ki?’


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 51. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=2XcxzvMzvOw