Dergah Sohbetleri Serisi

4. Dergâh Sohbeti — Tövbenin Hakîkati, Kâr Ederek Yatma, Allâh’a Yakînlik, Faiz Bankaları ve Sünnet İçin Pala Bıyık Sebebi

Dergâh Sohbetleri serisinin 4. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; tövbenin hakîkatini ve “tövbenin gerçeği-sahtesi olmaz” ilkesini, mizanda kulun günâhları affolunduğunda “keşke biraz daha günâh işleseydim” demesinin hadîsini, tövbenin namaz-oruç-zikir gibi bir ibâdet olduğunu, Hz. Peygamber’in günde 70-100 defa tövbe ettiğini, “günü kâr ederek bitirmek” prensibini, gece zikirsiz dervişin olamayacağını, Mevlânâ’nın “bin kere tövbe şişesini kırsan da yine gel” beytini, şirk haricindeki tüm günâhların affedilebileceğini, “Allâh’a yakîn olmak” hakîkatinin ibâdet ve haramdan uzak durma ile ölçüldüğünü, kalbinizde Allâh’ın sultân olarak oturduğunu hissetmenin câizliğini, faiz bankalarındaki “kuzu postuna bürünmüş kurt” yöneticilerin sahte takvâsını ve sinnet bıyık eleştirisini, kendisinin pala bıyık tercih etmesinin sebebini (“kâfirlere haşyet vermek için”), kıs sinet bıyıkların İslâmî finansçıların simgesi olduğunu, Şîa’da câferî mezhebinin diğer Anadolu alevîlerinden farkını, satrancın savaş sanatını öğrenmek için câiz olduğunu ama gaflet için haram olduğunu, kadınlaşan erkeklerin (kaş aldıran, krem-pudra-tüllük süren) lanetli hadîsi, Cem’in iki nikâh şartını (Hanefî-Şâfi’î farkı ile birlikte velinin hakkı), büyünün herkesi tutabileceği ve bizim muhâfazamızın zikirle olduğunu, gibi temel meseleleri tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Tövbe Hakkında


Gerçek Tövbe Nasıl Yapılır? “Tövbenin Gerçeği-Sahtesi Olmaz”

Sohbetin başında bir derviş soruyor: “Gerçek tövbe nasıl yapılır?” Efendi hazretleri çarpıcı bir hakîkati beyân eder: “Tövbenin gerçeği-sahtesi olmaz. Tövbenin gerçeği yoktur, tövbenin sahtesi yoktur. Tövbe tövbedir.” Eğer bir kimse tövbesinin üzerinde şüpheye düşerse, kendisinden şüphe etmesi gerekir — tövbe etmesinin kendisinden değil. Tövbe demek o günâhtan pişmân olmak demektir. Eğer kişi tövbe ettiği günâha bir daha hiç geri dönmezse, geçmiş günâhlarını Cenâb-ı Hak affettiği gibi sevâba çevirir.

Efendi hazretleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin naklettiği hadîs-i kudsîyi şerh eder: “Kul mizâna çıkarılır. Cenâb-ı Hak ona ‘sen bu sevapları işledin’ der. Kul tebessüm eder, mutluluk hissi onu kuşatır. Ardından Cenâb-ı Hak ‘sen bu günâhları da işlemiştin’ der — kul üzülür, hüzünlenir birden. Sonra Cenâb-ı Hak der ki: ‘Ama ben bunları affettim.’ Kulun hüznü dağılır. Sonra Cenâb-ı Hak kulun kulağına ‘bunları hayra çevirdim, ibâdete çevirdim, güzelliğe çevirdim’ der. Kul dövülmeye başlar, pişman olur — ‘keşke biraz daha günâh işleseydim’ der.” Bu çarpıcı son cümle, Allâh’ın affının ne kadar geniş olduğunu, tövbe edenin günâhının sevâba çevrilmesinin ne kadar büyük bir lütuf olduğunu gösterir.


Tövbe Bir İbâdettir: Hz. Peygamber’in Günde 70-100 Tövbesi

Efendi hazretleri tövbenin bir ibâdet olduğunu hatırlatır: “Tövbe ibâdettir. Bildiğiniz ibâdet — namaz kılmak gibi, oruç tutmak gibi, zikretmek gibi, şükretmek gibi, Kur’ân okumak gibi, hayır-hasenât işlemek gibi ibâdet.” Çünkü Cenâb-ı Hak âyet-i kerîme ile tövbeyi farz kılmıştır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hem kendi yapmış hem tavsiye etmiş — bu, kuvvetli sünnettir.

Sahabe bu konuda hiç çatlak ses çıkarmamıştır: “Eğer bir kimsenin tövbesi yoksa, o kimsenin kulluğu da yoktur. Kul, tövbesi ile kulluğunu pekiştirir. Bu manada bir kimsenin tekrar tekrar tövbe etmesi aslında gözünüze çokmuş gibi görünür. Ama Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemin sözüyle az bir şey olur. Resûlullâh hiç günâhı yokken, günâh işleme şansı dahi yokken günde en az 70 kez tövbe ederdi. Bir rivâyete göre en az 100 kez tövbe ederdi.” Onun 70-100 kez tövbe ettiği bir yerde biz tekrar tekrar tövbe etmek zorundayız.

Efendi hazretleri bir tehlikeye de dikkat çeker: “Şeytan en sağlam durduğunuz noktada dahi sizin ayağınıza çelme takacaktır. ‘Ben buradan gedik açmam, benim buranın hiç gediği yoktur’ dediğiniz yerden dahi şeytan size bir gedik açabilir. Sizi oradan yenilebilir, yorultabilir. Bize düşen vazîfe biz o günâhı terk ederek tövbe edip geri dönmektir.” Hz. Mevlânâ’nın deyimiyle: “Bin kere tövbe şişesini kırsan da yine gel.” Yâni bin kez bataklığa düşmüş olabilirsiniz; şeytan size affolunmayacağınızı söyleyebilir, etrafınızdaki herkes — eşiniz, dostunuz, akrabalarınız bile — affolunmayacağınızı söyleyebilir. “Sakın yanılmayın, sakın yenilmeyin. Şirk müstesnâ, günâhtan geri döndükten sonra Allâh bütün günâhları affeder. Hatta şirkten de geri dönerse affolunur.”

Şirk hâli devâm ederken o kimsenin ibâdetleri kabul olmaz; münâfıklık-küfür hâli devâm ederken de ibâdetler kabul olmaz. Ama oradan geri dönüp “eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh” diyerek Kur’ân ve Sünnet’e îmân ederse — o kimse için affolunmayacak günâh yoktur. Hadîs-i şerifin deyimiyle “tövbe eden kimse hiç günâh işlememiş gibidir.” O zaman bize düşen vazîfe her gün tövbe etmektir.


Günü Kâr Ederek Bitirmek: Gece Dersi Vazgeçilmezdir

Efendi hazretleri dervişlere son derece pratik bir günlük disiplin önerir: “Tek ders çekenler için, dersinizi çekebiliyorsanız gece çekin. Gününüzü tövbeyle, salavât-ı şerîfeyle, zikirle, hamdla bitirin. Günün sonunu sonlandırırken ‘kâr ederek’ bitirin — kâr.” Bu, “günün içerisinde işleyebileceğiniz her türlü mâsiyetin akşamında kâr ederek yatmak” demektir. Yâni gün içinde kendinizi muhâfaza edebildiğiniz yere kadar muhâfaza edersiniz, koruyabildiğiniz yere kadar korursunuz; ama günün sonunda muhâkkak tövbe edeceksiniz.

Efendi hazretleri günlük disiplinin tam çerçevesini sıralar:

  • Gece yatmadan önce muhâkkak tövbe edeceksiniz
  • Gece yatmadan önce muhâkkak derslerinizi çekeceksiniz — bu sizi her gün günlük olarak temizleyecektir
  • Perşembe derslerine, mahalle derslerine muhâkkak takip edeceksiniz — bunlar iki ders arasındaki günâhlara kefâret olacak
  • Muhâkkak Cumalara gideceksiniz
  • Muhâkkak vakit namazlarını kılacaksınız
  • Muhâkkak Pazartesi-Perşembe oruçlarını tutacaksınız; tutamıyorsanız ayın başında-ortasında-sonunda; öyle de tutamıyorsanız her ay 14-15-16. günlerinde (eyyâm-ı bîd) tutacaksınız
  • Muhâkkak abdestsiz dolaşmayacaksınız
  • Muhâkkak günâh-ı kebâirlerden uzak durmaya gayret edeceksiniz

“İnsanlar eğer ki günlük tövbe eder, günlük zikrederlerse her gün canını teslim etmeye hazır olurlar. Her gün ruhunu teslim etmeye hazır olurlar. Her gün sevgilileriyle buluşmaya hazır olurlar.” Hani damatlar ve gelinler önceden düğün hamamı, gerdek hamamı yaparlardı — evlenecek olan erkek ve kadın hamama gider, güzelce yıkanır-temizlenir, gerdeğe öyle girerdi. Sûfî de hiç olmazsa geceden gerdeğe girecek bir eş gibi her gün temizlenerek yatağına yatmalıdır. Aslında bir adım ilerisi vardır: Her ân tövbe ve zikir ile olmalısınız ki, her ân o sevgiliyle buluşma gönderim çektiniz belli olsun.

Kokar Tene Sevgili Gelir mi?

Efendi hazretleri çarpıcı bir teşbîh kullanır: “Kokar bir tene sevgili gelir mi? Kokar bir ağıza sevgili gelir mi? Kokar bir vücuda, kokar bir kalbe, kokar bir ayağa, kokar bir ele, kokar bir göze, kokar bir kulağa sevgili yaklaşır mı? Ne dedi Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem? ‘Meleklerle görüşmem olmasaydı her gün soğan-sarımsak yerdim.’ Demek ki melekler soğan-sarımsak kokusundan dahi rahatsız oluyorlar — zâhirî gıda, insan vücûduna faydalı şey. Düşünebiliyor musunuz günâh kokusunu?”

Günâhkâr bir kimsenin kokusu yedi mahalleye yeter. Günâhlarla iç içe yaşayan, haramları bırakmayan kimse leşe benzer. “Herkes ondan burnunu tıkayarak geçer. Onun her şeyi haramdır. Niçin? Haramlarla yoğrulmuş.” Bu sebeple Efendi hazretleri tüm dervişlere haramdan uzak durmayı emreder: “Bütün dinler haramlara dalan insanlar yüzünden bozulmuştur. Dinlerin bozulmasına sebep haramına dalan insanlardır. Allâh’ın huzûrunu çiğnemeyin. İnsanların huzurunu çiğnemeyin. Eşlerinize, çocuklarınıza, etrafınıza, işçilerinize zulmetmeyin. Onlara haramla yaklaşmayın.”


Allâh’a Yakîn Olmak: “Gönülde Sultân Olarak Oturmuş Hissetmek”

Bir derviş soruyor: “Kişi kendisinin Allâh’a yaklaştığını ve buna kâfî olduğunu nasıl anlar?” Efendi hazretleri çok hassas bir nokta açıklar: “O kimse gönlüne bakacak. Kendisini ne kadar yakın hissediyorsa o kadar yakındır Allâh ona. Ama insanlar hep kendi nefislerini Allâh’a yakın görürler — bu kendini aldatmadır.”

Sonra çok cesur bir tavsiye verir: “Allâh’a yakîn hissedin kendinizi. Bu çok güzel bir şey. Hatta çok yakîn hissedin. Çok güvenin Allâh’a. Çok inanın. Allâh dibinizdeymiş gibi, yanı başınızdaymış gibi, içinizdeymiş gibi, gönlünüzde oturmuş yerleşmiş gibi hissedin. Öyle davranın. Bu manada yakının yakınını arayın. Güvenin üzerinde güvenin. Bunda bir eksiklik yok, bunda bir noksanlık yok.” Hatta uzakta görmektense Allâh’ı kendinize çok yakın görmek, gönlünüzde sultân olarak oturduğunu hissetmek daha hayırlıdır.

Ancak Efendi hazretleri çok önemli bir şart koyar: Bu yakînlık hissi sizi ibâdetsizliğe, gevşekliğe, şatahat-şatafata, insanlara tepeden bakmaya, Kur’ân-Sünnet’ten sapmaya sebep olmasın. Aksine, daha çok zikretmeye, Kur’ân-Sünnet’i daha çok yaşamaya sebep olmalıdır. “Ne kadar yakınsanız o kadar zikredersiniz. Ne kadar yakınsanız o kadar tövbe edersiniz. Ne kadar yakınsanız o kadar haramlardan uzak durursunuz.”

Yakînlık iddiâsında bulunan bir kimsenin üzerinde günâh-ı kebâir varsa ve devam ediyorsa — bu tartışılır. “Bir kimse haramların içerisinde güzel iken kendisini Allâh’a çok yakîn hissetmesi muhâkkak psikolojik problem olduğunu gösterir. Biz haramlardan ne kadar uzak isek Allâh’a o kadar yakınızdır. İbâdetlere ne kadar yakın isek o kadar yakınızdır.” Çünkü Allâh’la yakînlık beyân eden bir kimse ondan başka bir şey düşünebilir mi? Ondan başka bir şey zikredebilir mi? Ondan başka bir şeyi sevebilir mi? Ondan başka bir şeye âşık olabilir mi?


Resûlullâh’ın Rüyâda-Hâlinde Görünüş Sûreti: Bir Lütf-u İlâhî

Bir derviş sorar: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemi insanlar rüyâ ve hâlinde aynı sûrette mi görüyor?” Efendi hazretleri açıklar: “Hayır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri rüyâlarda-hâllerde aynı sûrette görünmez. O kimsenin Allâh ve Resûlüne yakînlığına göre değişir. Bu, kimsenin kendi şahsî çabası. Getirdiği salavât-ı şerîfeye göre değişir. Yaptığı zikrullaha göre değişir. Nefs merâtibine göre değişir. Seyr-i sülûk merâtibine göre değişir.”

Hem şekli, sûreti değişir: gençlik zamanı, orta yaşlılık zamanı, yaşlılık zamanı; hem de üzerindeki kıyâfetler değişir; hem de üzerindeki nûr değişir. “Kimisi bütün olarak göremez, kimisi bütün olarak görür. Kimisi beyaz nûr içerisinde görür, sarı nûr içerisinde görür, yeşil nûr-mor-pembe-kırmızı nûru görür. Bir sürü nûr renkleri vardır. Nefs merâtibine ve kimsenin haline bağlıdır.”

Ama bu sadece kişinin çabasıyla olmaz: “Bir lütf-u ilâhî vardır. O kimsenin hâli değildir bu — bir lütf-u ilâhîdir, Allâh’ın bir ikrâmıdır. Gördüğünüz o hâli, gördüğünüz o rüyâyı kendi çabanızın neticesinde değil, Allâh’ın lütfu olarak görün. Çünkü siz ne kadar çaba gösterirseniz gösterin, Muhammed Mustafâ’yı görmek Allâh’ın lütfudur.” Efendimiz’i ister hâlde ister rüyâda görmek bizim çabamızın sonucu değil, Allâh’ın bize ikrâmıdır.


İman Akdi: İki Şahit Önünde Karşılıklı Rıza

Bir derviş soruyor: “Müslüman bir erkek ve kadının iki şâhid huzûrunda karşılıklı anlaşarak imam olmadan evlenmeleri câiz mi? Erkek üç kez ‘ben seni karım olarak aldım’ dese, kadın da üç defa ‘ben sana vardım’ dese nikâh sahîh olur mu?” Efendi hazretleri cevaplar: “Olur. Bir erkek evlenmeye muktedir bir bayana ‘ben seni karım olarak aldım’ derse câiz olur.”

Ancak burada Hanefî ve Şâfi’î mezhepleri arasında önemli bir fark vardır:

  • Hanefî mezhebi: Velinin haberi yoksa, kız adına yapılan nikâh nikâhtır — ama velinin nikâhı bozma hakkı vardır. Veli “benim kızımın dengi değil, nikâhı fes ediyoruz” derse fes eder. Veya erkeğin babası “bu kız bizim dengimiz değil” diyerek fes edebilir. Velinin denklik (kefâet) arama hakkı vardır
  • Şâfi’î mezhebi: Kız bu şekilde nikâh yapmaya hakka sâhip değildir. Velinin önceden onayı şarttır
  • Dul kadın: Hem Hanefî hem Şâfi’î mezhebine göre dul olan kadın muhayyerdir — istediği kimseyle evlenir, velinin hakkı yoktur

Satrancın Hükmü ve Resim Yapmak

Efendi hazretleri satranç hakkında soruyu şöyle cevaplar: “Hanefîlerden bazıları demiş ki kesinlikle haramdır. Hanefîlerden ve Hanbelîlerden bir kısmı zihni açtığı için — devlet başkanlarının, komutanların savaş ve devlet yönetme stratejisiyle alâkalı uğraşanlar oynayabilirler diye fetvâ vermişler. Çünkü satranç bir şans oyunu değildir — onda hamle hesaplarsınız, kendi hamlenizi 8-10-15 hamle sonrasını hesaplarsınız.”

Şâfi’î ve Mâlikî mezhepleri ise satranç oynamasına müsâade etmemişler. Efendi hazretleri pratik bir ölçü koyar: “Bir kimse bunu zihin geliştirmek, savaş sanatını öğrenmek için oynuyorsa müsâade var diyebiliriz. Ama kahvede vakit geçirmek için oynarsa bu gaflet, Allâh muhâfaza eylesin. İnsanlar şu anda savaş sanatıyla da uğraşmıyorlar.”

Resim yapmak: Dağ, taş, ova, çayır resmi çizebilirler. Bir şey denmez. Yeter ki sûret (insan/hayvan portresi) çizmesinler. Sûret yüzü belli olursa o resmi çizemezler.


Kadınlaşan Erkekler: Krem-Pudra-Tüllük Süren Adamlar

Bir derviş soruyor: “Erkeklerin uzayan kaşlarını makasla atmaları câiz midir?” Efendi hazretleri ayrım yapar: Eğer kaşlar fıtratın dışına çıkıp gözleri kapatacak hâle gelmişse, makasla saç keser gibi düzeltmek câizdir. Ama erkeklerin fıtratın dışında, kaşlarını cımbızla yolarak, şekil vermek câiz değildir — haramdır.

Efendi hazretleri devamla şu kuvvetli ifâdeyi kullanır: “Lanet olsun kadınlaşan erkeklere! Lanet olsun kadın yiysisi giyen erkeklere! Kadınlaşan bir şeyi giymek, kullanmak câiz değil. Bunlardan uzak durun. Şimdi krem kullanıyor, pudra kullanıyor, tüllük, erkek için her şey kullanıyor — hepsi de haram.” Hadîs-i şerifte Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem kadınlaşan erkeklerle erkekleşen kadınlara lânet etmiştir. Bu Sünnet-i Resûlullâh’ın açık bir uyarısıdır.


Ümmî Birinin “Ben Namaz Kılayım Evde” Demesi: Cemaate Devâm Etmek

Bir derviş soruyor: “CD’den okunan Kur’ân-ı Kerîm’i dinleyip takip etmek ve bu şekilde hatmetmek câiz midir?” Efendi hazretleri çok pratik bir cevap verir: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Cebrâîl aleyhisselâm okudu, o dinledi. O okudu, Cebrâîl dinledi. ‘Bunun şimdi câiz değildir’ demek de uygun değil, ‘câizdir’ demek de uygun değil.”

Ama kişinin câmiye gidememe veya hatim yapabileceği yere gidememe durumu varsa böyle bir şey yapabilir. “Buraya gelince de bir şey yok. Ama velâkin böyle cemâattan kopmaya yönlendirir bu tip şeyler. Cemâattan ayrılmaya yönlendirir. Adam şunu da diyebilir sonra: ‘Doğru söylüyorsun, oradan hatim yapabileceksem ben buradaki zikir ödülü de alır götürür, DVD’yi eve koyarım, otururum. Onun anamlara ben zikir yaparım’ der, evden dışarı çıkmaz.”

Efendi hazretleri âmâ sahabe örneğini hatırlatır: “Hani âmâ birisi dedi ya, ‘Yâ Resûlallâh, ben namazlarımı evde kılsam olur mu?’ ‘Olmaz’ dedi Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. ‘Sen mescide geleceksin’ dedi. Cemâate devâm etmekte fayda var.”


Mürşidi Görünce Kalp Atışlarının Hızlanması

Bir derviş soruyor: “Müridin mürşidini gördüğünde kalp atışlarının normalden çok fazla atması ne işâretindir?” Efendi hazretleri kısaca cevap verir: “Bizim de atardı.” Bu, mürid-mürşid aşkının tabii bir tezâhürüdür; mürşidin manevî nûrunun müride çarpmasının bir alâmetidir.

Aynı bahsin devâmında bir başka derviş soruyor: “Gördüğümüz salih rüyâları arkadaşlarımıza ibâdete-zikre teşvik maksadıyla anlatabilir miyiz?” Efendi hazretleri uyarı yapar: “Bizim kardeşlerimiz böyle şey yapmayacaklar. Önce rüyâlarını üstâdlarına anlatacaklar, üstâdına anlattıktan sonra bir kardeşine bu noktada eğer aşka şevke girmesi için inanıyorsa anlatabilir. Ama bir müddet sonra bu anlığına döner — rant olur, rant. Bir kimsenin iyi görülmesi ranttır, sûfî görülmesi ranttır, tarikatın içerisinde ‘bir şey yapıyor’ görülmesi ranttır.”

Efendi hazretleri rant’ın sadece para olmadığını vurgular: “Para değildir. Methedilmek ranttır. Alkışlanmak ranttır. Kıymetli görünmek ranttır.” Yolumuz rant toplama yolu değil — Allâh’a kavuşma yoludur. “Üstâdlar dahi geçmiş üstâdlar ‘ben şöyle rüyâ gördüm’ demezler kolay kolay. Halbuki onlar belli bir noktaya geldiklerinden belli bir şeyleri geçmişlerdir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri anlattı. Onun için sünnettir.”


Anadolu Alevileri ve Şia Câferî Farkı

Bir derviş soruyor: “Alevilerle Hanefîlerin arasındaki farkı anlatır mısınız?” Efendi hazretleri çok netleştirici bir cevap verir: “‘Alevî’ dediğimizde çok mualleq bir söz, bilhassa Türkiye’de. Türkiye’de ‘maksiz alevîler’ var — aslında hiçbir dîne inanmıyorlar. ‘Biz inanmıyoruz’ da diyemiyorlar, ‘biz aleviyiz’ diyorlar.” Türkiye’deki “alevî” kelimesi farklı freksiyonları içeriyor:

  • Maksiz aleviler: Hiçbir dine inanmayanlar; “biz aleviyiz” diyerek kendilerini saklıyorlar
  • DHKP’liler-Atatürkçüleri “din gibi” görenler: Bunlar da kendilerine “alevî” diyorlar
  • Kemalistler: Bir kısmı dinsiz, bunlar da “aleviyiz” diyorlar
  • Sivas alevileri: İçlerinde 2-3 freksiyon var
  • Tokat-Tunceli alevileri: Farklıdır
  • Karadeniz dağlarının Anadolu’ya bakan yamaçlarındaki aleviler: Farklıdır
  • Ege’den Marmara’ya kadar aleviler: Tahtacı denirler — aslında şeytâna tapanların ayrı bir freksiyonu, Beyrut dağlarından gelmiş. Şeytâna taptıklarını söyleyemezler, alevî diyorlar
  • Kızılbaşlar: Drûzîlerin ayrı bir kolu, Lübnan’daki şeytâna tapışla karışmış. Onlar da “alevî” diyorlar
  • Câferîler (Şîa): İmâm Ca’fer es-Sâdık’ın imâmlığını kabul edenler. Bunlarla Hanefîlerin farkı çok azdır

“Buradaki hangi alevileri Hanefîlerle karşılaştıracağız ki?” Söz konusu eğer Şîa-i Câferî ise, aralarında çok bir fark yoktur — imâmları İmâm Ca’fer-i Sâdık. Ama Türkiye’de “siyasî varyant hâline dönüşen alevîlikten” konuşuyorsak — Allâh muhâfaza eylesin.


Faiz Bankaları ve “Kuzu Postuna Bürünmüş Kurtlar”

Sohbetin en uzun ve sert bölümü, sözde “İslâmî finans” kuruluşlarına yöneliktir. Efendi hazretleri çok açık bir tavır alır: “Gidin orada tipik kaytan bıyıklı, yumuşak gözlü, kuzu gibi adamlar göreceksiniz. Gayet narîn konuşan, gayet kibâr. Bana bir hadîs-i şerîf hatırı geliyor. ‘Ümmetim ahir zamanda öyle parlak ve hissiz kimselerle karşılaşacak ki bunlar yumuşacık olacak, kuzu gibi olacaklar — kuzu postuna bürülmüş kurtlar gibi.’”

Efendi hazretleri Faysal Finans, El-Baraka, Türkiye Finans gibi kuruluşları “İslâmî” diye tanıtan yöneticileri eleştirir: “Sen gidiyorsun, selâmünaleyküm-aleykümselâm. Her şeyleri İslâmî. Sana böyle bir hava veriyorlar. Onlar her şeyi fetvâya danışarak yapıyorlar — bir de fetvâ kurulları var. Bizim hacı kardeşler, hacı anneler oraya giriyorlar… İki sefer girdim ben içeri, üç sefer mi ne girdim — tövbe. Üç sefer girdim, hâllerine baktım, müşterilerine baktım, çıktım.”

Sonra biri Efendi hazretlerine geldi: “Sen nasıl ‘İslâmî değil’ dersin?” Efendi hazretleri çok açık bir cevap verir: “Sen benim Türkiye’deki — buradaki Türkiye borç-alacak hukukuna tâbî misin? Evet. Yâni senin de bağlı olduğun hukuk, Türkiye Cumhuriyeti Devleti anayasası ve onun kanunları değil mi? Evet. Ne farkın var senin de? Milleti aldatıyorlar, kandırıyorlar.”

Efendi hazretleri bu cesur duruşunu hiç gizlemediğini söyler: “Bu konuştuğumu yayayım, bundan rahatsız değilim. Gidip o finans kurumlarına benim adımı söyleyin, bundan da rahatsız değilim. ‘Bunu engellemek için size bir şey söylemeyin.’ Sonra beni arıyorlar: ‘Hocam sohbette böyle böyle demişsiniz?’ ‘Evet dedim’ diyorum ben. ‘Daha ileri gidiyorum hatta’ dedim. ‘Sizin aranızda bir fark dahi görmüyorum.’ Daha ileri gidiyorum: ‘Öbür gün ne — X banka. Biliyorsun ki o seni ütecek. Bu, bu bizdenmiş gibi görünüyor — gökten götürüyor. Öbür güne karşı kendini muhâfaza etmeye çalışıyorsun, korumaya çalışıyorsun. ‘Aman elimi kolumu kaptırmayayım, parmağımı kaptırırsam kolumu götürür.’ Ama bu ‘bizden’ görünüyor: kalkan bıyık, selamün aleyküm-aleykümselâm, ay ne kadar güzel — bizden! Atı veriyorsun, kökten götürüyor seni.”

Efendi hazretleri bu noktada İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin meşhûr fetvâsını da hatırlatır: “Bana İmâm-ı A’zam fetvâsı soruluyor — Dâr-ı harpte mü’min ile gayrimü’min arasında faiz yoktur. Evet bak. Sen girer misin? Ben mümkün olsa kapısından içeri girmeyeceğim. Eşkıyâ hepsi de. Ama ticâret yaptığım için mecbûr hesap açtırdırlar. Mahalleye bakanımız buna kıtan babamız bu işi mecbûr kıldı bütün herkesin hesabı olacak diye — bizim de var. Hepsi de eşkıyâ. Hepsi de ütüyorlar. Ütüyorlar resmen.”


Pala Bıyık Sebebi: Kâfirlere Haşyet Vermek

Efendi hazretleri sakal-bıyık meselesinde geçen sohbette de açıkladığı duruşu burada da pekiştirir. Sıkıntısı olmadan açık konuşur: “Darül harpten sessiz, sâkin, bilâzîm böyle kaytan bıyık… Yok, ben öyle olamadım. Bu benim eksikliğim olsun. Tekrar beyân etmekten mutluluk duyuyorum. Eğer ki bende post bıyık olsaydı, aha böyle pala gibi boyum bırakacaktım.”

Sebep: “Çünkü karşıdaki kimse sen böyle zayıf bıyık bıraktığında — seni gördüğünde — seni zayıf addediyor. O mü’minler ki müşriklere, kalbî kayıtlara, kâfirlere kalplerine bir haşyet vermeliyiz. Kalplerine bir titreme vermeliyiz. Adam gördüğünde o kimseyi böyle bir titremeli — ‘ulan adam gibi adam de böyle ya’ demeli, dur demeli. Bizim kine Allâh affetsin.”

Efendi hazretleri Allâh’ın kıyâfete-bıyığa bakmadığını da hatırlatır: “Arkadaşlar, Allâh sizin kılınıza-kıyâfetinize bakmaz. Allâh sizin içinize bakar. Sen de ki: ‘Ben bu kıyâfetimle ben Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyorum zikir halkasında.’ Sen de ki: ‘Ben bu kıyâfetimle Muhammed Mustafâ ile sohbet ediyorum.’ Diyeyim ki ben sana: Mâşâ’allâh, kıyâfetinle iki özleşmişsin.”

Efendi hazretleri kendi şeyhinden bir nasîhati de hatırlatır: “Şeyhim, üstâdım Allâh rahmet eylesin: ‘Ne olur derviş rüyâsında sakalını kendi gözüyle görmedikse sakal bırakmasın’ derdi. Neden? Sakala laf getirir. ‘Sen sakalınla ciğer ettin, sakal bıraktın’ der. ‘Sen sakalınla cübbenle Sünnet-i Resûlullâh’a uymasını yapmıyorsun’ der. Önce ahlâk, ahlâk! Sen önce gıybeti bırak, dedikoduyu bırak, iftirâyı bırak.”


Büyü Tutar mı? Hz. Peygamber Bile Tutuldu

Bir derviş rüyâsında cin görme ve büyü meselesini soruyor. Efendi hazretleri çok net bir hüküm koyar: “Büyü herkesi tutar. ‘Tutmaz’ demeyin — tutuyor. Tutmaz demeyecekler. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tutuldu — ondan sonra tutmayacak hiç kimse yok.”

Efendi hazretleri kendi dervişlik döneminden bir hâta itirâfını yapar: “Bizim eski terbiyemizden kalma bir hastalığımız vardı bizde. Biz derdik ki ‘Dervişi büyü tutmaz.’ Onu tuttuk. Ya Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini tuttu — dervişi tutmaz mı? Tutar. ‘Ben devamlı zikrullah yapıyorum, bizi tutmaz.’ Ya kardeşim, sen ne kadar zikrullah yaparsan yap, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha fazla yap — onu tuttu. Ya bu anlayış da yanlış.”

Peki ne yapmalıyız? “Her gün çektiğin ders var mı? Evet. O çektiğin ders bir şekilde seni korur. Etkisini azaltır. Belki ufak tefek yapılan şeyleri de etkisizleştirir. Ama bu kapıyı komple kapatmaz.” Yâni günlük ders büyüye karşı bir kalkan değil — etkisini azaltmaya yarayan bir muhâfazadır. Mutlak muhâfaza yok; çünkü Hz. Peygamber’i bile tutmuştur.


Salavât Kutusu ve Üniversitedeki Programa Katkı

Sohbetin sonuna doğru Efendi hazretleri Bursa’daki üniversiteli genç bayan kardeşlerin Kutlu Doğum Haftası vesîlesiyle düzenlediği programa salavât kampanyasına katkı çağrısı yapar: “Yukarıda tekkede salavât kutuları var. Millet onu bir de ‘sadaka kutusu’ sanır. Sandık para malar — bizim öyle bir geleneğimiz yok. Yâni sadaka kutusu geleneğimiz yok bizim. Onlar salavât kutusu. Yâni ‘kaç bin salavât çektiğiniz’ — beş bin, on bin — yazıp atacaksınız. İsim bile yazmayın arkadaşlar. ‘Mustafa, beş bin salavât çektim’ böyle bir şey de olmasın. Allâh râzı etsin. Kendinizi, şahsiyetinizi, kişiliğinizi koymayın bu tip şeylerden. Bu sûfîler için uygun bir şey değil. Yâni yüz bin salavât çek, hiç kimse bilmesin — at o eve borçlansın.”

Kutlu Doğum Haftası 18 Nisan’a kadar devam edecek; üniversitedeki kız kardeşler bu isimsiz salavâtlarla “Resûlullâh’a borçlanmak” istiyorlar. Efendi hazretleri sûfî için en güzel ibâdet türünün isimsiz, riyâdan uzak ibâdet olduğunu vurguluyor.


Üç Hak Hadîsi: Sevdikleriyle Haşrolmak

Sohbetin sonunda Efendi hazretleri bir hadîs-i şerîfi okur: “Üç şey vardır ki bunlar haktır. (1) İslâm’dan nasîbi olanı Allâh-u Teâlâ İslâm’dan nasîbi olmayan gibi tutmaz. (2) Allâh-u Teâlâ bir kulunu velâyetine aldı mı, onun başına başkasını mevlâ kılmaz. (3) Kişi ancak sevdiği kimselerle haşrolunur.”

Efendi hazretleri her bir maddenin açıklamasını verir: (1) İmân eden ile imân etmeyen bir olmaz. (2) Allâh bir kulunu velâyetine aldığında onun başına başkasını musallat kılmaz. (3) Kişi sevdiğiyle berâberdir — dünyâ ile alâkalı hem de âhirette alâkalı haşrolurken sevdiğiyle haşrolur.

Bir başka hadîs-i şerîf: “Şirk, kapkara üzerinde karanlık gecede karıncanın ayak yürüyüşünden daha gizlidir. Bunun en düşük derecesi az da olsa zulümden bir miktarı sevmek ve adâletten bir miktarı sevmemektir. Din ise ancak Allâh için sevmek ve Allâh için buğz etmektir. Nitekim Allâh-u Teâlâ buyurur: ‘Ey Muhammed de ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin.’ (Âl-i İmrân 31)”


Sohbetten Çıkan Ameli Dersler

  • Tövbenin gerçeği-sahtesi olmaz; tövbe tövbedir
  • Şirk hariç tüm günâhlar tövbe ile affolunur — şirkten de geri dönen affolunur
  • Hz. Peygamber günde 70-100 defa tövbe ederdi — bizim daha çok tövbe etmemiz lâzım
  • Mevlânâ’nın “bin kere şişe kırsan da yine gel” ilkesi: Şeytan ümitsiz koymasın
  • Günü kâr ederek bitirmek: Gece tövbe-zikir-salavât ile kapatmak
  • Gece zikirsiz derviş olmaz — gerdek hamamı gibi her gün temizlenmiş gönülle yatmak
  • Allâh’a yakîn hissetmek câizdir — gönlünüzde sultân olarak oturduğunu hissedin
  • Ama yakîn hissi sizi gevşekliğe-şatahata-Sünnet’ten sapmaya sevk etmesin
  • Mürşidi rüyâda görmek bir lütf-u ilâhîdir — kişinin çabası değildir
  • Salih rüyâlar üstâda anlatılır, başkasına anlatmak rant tehlikesi taşır
  • Hanefî’de iki şâhid önünde kız nikâhı sahîh ama velinin bozma hakkı vardır; Şâfi’î’de velinin önceden onayı şart
  • Satranç savaş sanatı için câiz, gaflet için haram
  • Resim câiz ama sûret (insan-hayvan portresi) çizmek câiz değil
  • Kadınlaşan erkekler (kaş aldıran, krem-pudra sürünen) lanetli — Sünnet’in açık ihtarı
  • CD ile hatim mümkün ama cemâatten kopmaya yol açmamalı — âmâ sahabe örneği
  • Faiz bankalarındaki “İslâmî” görünümlü kuruluşlar kuzu postuna bürünmüş kurttur
  • İmâm-ı A’zam: Dâr-ı harpte mü’min-gayrimü’min arası faiz yoktur — bu sebeple mecbûriyetle hesap açmak farklı
  • Pala bıyık tercih sebebi: Kâfirlere haşyet vermek; sinet bıyık sahte takvâ alâmeti
  • Büyü herkesi tutar — Hz. Peygamber bile tutuldu; “derviş tutmaz” yanılgıdır
  • Salavât kutusuna isimsiz atmak — sûfî için en güzel ibâdet riyâsız olanıdır

Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar

  • Kur’ân-ı Kerîm: Âl-i İmrân 31 (“De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun”); tövbe ayetleri (Bakara 222 vs.); Necm 3 (“O hevâdan konuşmaz”)
  • Hadîs-i Kudsî: “Mizâna çıkarılan kulun günâhları sevâba çevrilmesi” hadîsi — kulun “keşke biraz daha günâh işleseydim” demesi
  • Hadîs-i Şerîfler: “Hz. Peygamber günde 70-100 defa tövbe ederdi”; “Tövbe eden hiç günâh işlememiş gibidir”; “Ümmetim ahir zamanda kuzu postuna bürünmüş kurtlarla karşılaşacak”; “Meleklerle görüşmem olmasaydı her gün soğan-sarımsak yerdim”; “Üç şey haktır: İslâm’dan nasîbi olan-olmayan, velâyete alınanın başına mevlâ kılınmaması, sevdiğiyle haşrolma”; “Şirk karanlık gece üzerindeki karınca yürüyüşünden daha gizlidir”; “Lanet olsun kadınlaşan erkeklere ve erkekleşen kadınlara”; Âmâ sahabenin “evde namaz kılayım” suâli ve cevâbı
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî: “Bin kere tövbe şişesini kırsan da yine gel” beyti
  • Fıkıh: Hanefî mezhebinde iki şâhid önünde nikâhın sahîhliği ve velinin fes hakkı; Şâfi’î mezhebinde velinin önceden izninin şart oluşu; Hanefî/Hanbelî satranç fetvâsı (savaş sanatı için); İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin Dâr-ı harpte faiz fetvâsı; resim/sûret hükümleri
  • Tasavvuf Istılâhları: Tövbe-istiğfâr-râbıta, salih rüyâ, mürid-mürşid kalp irtibâtı, Allâh’a kurbiyyet, sevgili-âşık-mâşûk teşbîhleri, leşe benzeme (haramla yoğrulma), gerdek hamamı teşbîhi, üstâd-rûhâniyet
  • Anadolu Alevileri: Sivas-Tokat-Tunceli-Karadeniz-Ege alevi freksiyonları; Tahtacılar (Beyrut Drûzîlerinden); Kızılbaşlar; Câferî (İmâm Ca’fer-i Sâdık) Şîa’sı
  • İslâmî Finans Eleştirisi: Faysal Finans, El-Baraka, Türkiye Finans gibi kuruluşların “kuzu postuna bürünmüş kurt” benzetmesi

Sohbetin Özeti

4. Dergâh Sohbetinde Mustafa Özbağ Efendi; tövbenin gerçeği-sahtesi olmadığını ve “tövbe tövbedir” hakîkatini, mizânda kulun günâhlarının sevâba çevrildiğinde “keşke biraz daha günâh işleseydim” diyeceği hadîs-i kudsîyi, tövbenin namaz-oruç-zikir gibi bir ibâdet olduğunu, Hz. Peygamber’in günde 70-100 defa tövbe ettiğini, Mevlânâ’nın “bin kere tövbe şişesini kırsan da yine gel” beytini, şirk hariç tüm günâhların tövbe ile affolunabileceğini, “günü kâr ederek bitirmek” prensibini, gece zikirsiz derviş olamayacağını, gerdek hamamı gibi her gün temizlenmiş gönülle yatmak gerektiğini, kokar bir tene-ağıza-kalbe sevgilinin gelmeyeceğini, Allâh’a yakîn hissetmenin câizliğini ama bunun şatahata-gevşekliğe sebep olmaması gerektiğini, Hz. Peygamber’in rüyâda-hâlinde aynı sûrette görünmediğini ve görmenin bir lütf-u ilâhî olduğunu, iki şahit önünde imam olmadan nikâhın Hanefî’ye göre sahîh ama velinin fes hakkı bulunduğunu, satrancın savaş sanatı için câiz gaflet için haram olduğunu, resim câiz ama sûret çizmenin haram olduğunu, kadınlaşan erkeklere lanet ettiğini, CD ile hatim yapmanın cemaatten ayrılmaya yol açmaması gerektiğini, salih rüyâların üstâda anlatılması gerektiğini ve başkasına anlatmanın “rant” tehlikesi taşıdığını, Anadolu alevîlerinin onlarca freksiyonunu (maksiz, DHKP, Atatürkçü, Sivas, Tokat, Karadeniz, Ege Tahtacı, Kızılbaş, Câferî) ve Câferî hâricinde Hanefî ile mukayese edilemeyeceğini, faiz bankalarındaki “İslâmî” görünümlü “kuzu postuna bürünmüş kurt” yöneticilerin sahte takvâsını ve İmâm-ı A’zam’ın Dâr-ı harpte faiz fetvâsını, kendisinin pala bıyık tercih sebebinin kâfirlere haşyet vermek olduğunu ve sinnet bıyıkların sahte takvâ alâmeti olduğunu, büyünün herkesi tuttuğunu — Hz. Peygamber’in bile tutulduğunu — “derviş tutmaz” anlayışının yanlış olduğunu, gece dersinin etkisini azaltacağını ama mutlak muhâfaza vermeyeceğini, salavât kutusuna isimsiz katkı yapmanın sûfîlik için en güzel ibâdet olduğunu, “kişi sevdiğiyle haşrolur” üç hak hadîsini ve şirkin karanlık gecede karıncanın yürüyüşünden daha gizli olduğunu tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.


Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 4. Dergâh Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: Dergâh Sohbetleri Serisi