Şefaat: Dergah İlahileri ve Repertuar Zenginliği
Zikrullahlarda ilahi seçimi önemlidir. Benim tavsiyem genelde Yunus Emre’den, Niyazi Mısri’den, Kuddusi Baba gibi mürşid-i kamillerin, velilerin söylemiş olduğu nefeslerin ilahi olarak okunmasıdır. Yeni çıkan ilahilerin söyleniş tarzı bana pek bir şey anlatmıyor.
Repertuar zenginleştirilebilir. Değişik il ve ilçelerdeki kardeşler bu minval üzere, yani Yunus, Niyazi Mısri, Kuddusi Baba çizgisinde repertuarlarını genişletebilirler.
Yangın Metaforu: Uyarı Sorumluluğu
Bir yanlışlık var, bir yangın var. Bir yerden ateş sarmış mahallenin ucunda. Biz o mahallede yaşıyoruz ve bağırıyoruz: “Yangın mahallenin ucunda yanmaya başladı, bu söndürülmezse bütün mahalleyi, bütün şehri, hatta bütün ümmeti etkileyecek.” Bunu en başından beri söyleyen az.
Olayın içindekiler yangının nerelere gideceğini tespit edemiyorlar. “Tespit edemiyorsunuz, hata yapıyorsunuz” deyince “Sen Hoca Efendiden iyi mi biliyorsun?” diyorlar. Kardeşim, herkes her şeyi iyi bilecek diye bir kayıt yok. Bu yangından bütün ümmet etkilenecek. Akil insanlar, gelin bir kova su dökün. İş işten geçtikten sonra o yangını söndüremezsiniz.
Bir kimseye “Bu yanlış yapıyorsunuz” demek hakaret değildir, incitmek değildir. “Bu doğru bir istikamet değil, buradan ümmet-i Muhammed zarar görecek” diye uyarmak yanlış bir davranış değildir.
Şefaat Meselesi
Şefaatin Mahiyeti
Şefaat; peygamberlerin, meleklerin, velilerin, Beytullah’ın, Kur’an-ı Kerim’in, şehitlerin, hafızların, fazilet ve derecelerine göre Allah’ın izniyle onlara müsaade ettiği bir haktır. Bu Allah’ın izniyledir; şefaat hakkının iznini veren Allah’tır.
Nesh Meselesi ve Şefaat Ayetleri
Bir ayet-i kerimede “O gün hiç kimse şefaat edemez” buyurulmuştur. Başka bir ayet-i kerimede ise “O gün şefaat izni verilenlerden başka hiç kimse şefaat edemez” buyurulmuştur. Sonradan gelen ayet-i kerime, birinci ayet-i kerimeyi neshetmiştir. Nesh-i mensuh meselesini bilmeyenler bunu haklı olarak argümanlarla reddederler.
Şefaat Edecek Olanlar
- Başta Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
- Geçmiş peygamberler
- Şehitler: Şehitlik faziletine göre en az on kişiye, yüz kişiye şefaat edecekler
- Büyük melekler: Cebrail, Mikail
- Kur’an-ı Kerim: Kendisini okuyana şefaat edecek (hadis-i şerifte sabittir)
- Hafızlar: Anne babalarına şefaat edecekler
- Allah dostları (veliler): Onlar da şefaat edecekler
- Ümmetin cennetlik olanları: Bazıları bir kişiye, bazıları yüz kişiye, bazıları kocaman bir coğrafyaya şefaat edecek
Şefaate nail olmak isteyenler Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine ittiba edeceklerdir.
Özür Dilemek Erdemliliktir
Günümüzde bazı insanlar hata yaptıkları zaman kabul etmeme eğiliminde. Oysa özür dilemek acizlik değil, erdemliliktir. Hadis-i şerifte buyurulmuştur: “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir.” Tövbe edenler, hata ve kusur işleyenlerin en faziletlileridir.
Birisinden özür dilemek, Allah’tan özür dilemek gibidir. Nasıl birine yardım etmek Allah’a yardım etmek gibiyse, nasıl birisine teşekkür etmek Allah’a şükretmek gibiyse, hata yaptığınız kimseden özür dilemek de Allah’tan özür dilemek gibidir.
Taklitten Tahkike: Sufi Eğitiminin Merhaleleri
Taklidin Yeri
Sufilerde taklit etmek başlangıçta izin verilen bir şeydir. Taklit edilen hoş bir şeyse, o taklit de iyidir. Bir kimse abdest almasını bilmiyorsa yanındaki kimsenin abdest alışına bakar, taklit ederek öğrenir. Çocuğumuzu yanımıza alırız: “Sen baban gibi namaz kıl” deriz. Taklit ederek namaz kılmayı, oruç tutmayı, abdest almayı öğrenir.
Firavun’un Soytarısı Kıssası
Musa aleyhisselamın zamanında Firavun’un bir soytarısı varmış. Musa aleyhisselamın hafif göbeğini, kel başını ve sinirlenince teklemesini taklit ederek soytarılık yaparmış. Musa aleyhisselam bundan üzülüp “Helak eyle onu” diye dua etmiş. Cenab-ı Hak buyurmuş: “Ya Musa, oysa o benim dostumu, peygamberimi taklit ediyor diye benim hoşuma gidiyordu.” Soytarılık maksadıyla dahi olsa bir peygamberi taklit eden denizde boğulmaktan kurtulduysa, bir veliyi ciddi taklit etmenin değeri bundan aşağı olmaz.
Tahkike Geçiş
Sufiler önce çavuş kardeşini taklit edebilirler, sonra şeyhlerini tanırlar ve onu taklit ederler. Bir müddet sonra artık asıl taklit edilmesi gerekenin Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu görürler. Böylece eğitim devam eder. Ama bunu idrak edemeyenler bu taklitleri hor hakir görürler.
Kendini Bilmek mi, Rabbini Bilmek mi?
“Kendini bilen Rabbini bilir” hadis-i şerifinin iki yolu vardır. Birincisi kendini tanıyarak Rabbini bulmak; bu uzun yoldur. İkincisi doğrudan Rabbini bilmek; bu kestirme yoldur.
Ben size kestirme yolu göstereyim: Kendinizi tanımaya çalışmakla vakit harcamayın, Rabbinizi bilin. Rabbinizi bilmenin yolu doğrudan Kur’an ve Sünnet’tir. Allah’ın sıfatlarını, hukukunu, Kur’an’ını bilmek, Hz. Peygamber’in Sünnet-i Seniyyesine tabi olmak. Bu nübüvvet yolunun kestirmesidir.
Hal ve Rüya: Farkları ve Hükümleri
Hal Nedir, Rüya Nedir?
Hal görmek, rüyanın uyumadan görülmüş halidir. Rüya ise yatıp uyuduktan sonra görülür. Bir de yakaza hali vardır: Sufiler buna “uyur uyanıklık” derler. O kimse zikirler yaparken kafası düşer; ne uyuyordur ne de tam uyanıktır. Gözü uyur ama kalbi uyumaz. Değişik haller yaşar.
Hal ve Rüyanın Delilleri
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yürürken iki kabrin başından geçtiğinde kabirdeki azabı görmüştür; bu haldir. Hz. Ömer radıyallahu anh hutbede iken “Ya Sariye, dağa çekil!” diye haykırmıştır; komutan bunu duyup askerini dağa çekmiştir. Bu hem hal hem keramettir.
Ezan-ı şerif sahabelerin gördükleri rüyaların neticesinde okunmaktadır. Hz. Ömer Efendimiz önce görmüş, utancından söyleyememiştir. Rüyayı ve hali reddeden, farkında olmadan ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerifleri reddetmiş olur.
Keramet ve Dikkat Edilecek Hususlar
Hal görmek Allah’ın lütfu ve ikramıdır; istemekle görülmez. Allah’ı zikredersin, Cenab-ı Hak gösterirse görürsün. Bu o kimseye verilmiş bir keramettir. Bir dergahta, bir toplulukta bu tip insanların olması hamd’e ve şükre layık bir şeydir; oranın Kur’an ve Sünnet dairesinde olduğuna delillerden biridir.
Dergah Adabı: Hiyerarşi ve Müdahale Sınırları
Sufilikte hiç kimse şeyh adına bir şey yapamaz. Bir kimsenin şeyhiyle olan irtibatına, ilişkisine bir başkasının müdahale etmesi doğru değildir. “Ne yapmaya telefon açtın? Neden böyle söyledin?” gibi müdahaleler incitici şeylerdir.
Dergahın içinde bir işleyiş ve hiyerarşi vardır. Her yerin sorumlusu bellidir. Herkes o hiyerarşiye uyar, hizmetine dikkat eder. Ama bu hiyerarşi, bir kardeşin şeyh adına başka kardeşlere laf söylemesi, onları incitmesi anlamına gelmez.
İstişarede herkes fikrini özgürce söyleyecek. Fikirlerin alınması için istişare edilir. Bir kimsenin sorusuna başkasının müdahale etmesi, “Bunu sen mi sordun, neden böyle soru soruyorsun” demesi hoş değildir.
Melamilik Nedir?
Gerçek melamilik, bir kimsenin makamdan, mevkiden kurtulup sırf Allah’a kulluk yapmasıdır. Bizim bildiğimiz melamilik budur. Sufi geleneğinde kovayla para toplamak, menfaat karşılığı ibadet ettirmek yoktur.
Terbiye, Allah’a karşı ihlas ile hareket etmenin meyvesidir. Sufi, hiç kimseden ve Allah’tan menfaat beklemeksizin Allah’a kul olmanın yolunu tutar. Menfaat karşılığında kulluk yaparsanız, menfaat kesilince azarsınız. Nedensiz, niçinsiz Allah’a aşık olmak; sufilerin yoludur.
Kaynakça
Hadis-i Şerif Kaynakları
- Şefaat hadisleri: Sahih-i Buhari, Kitabu’r-Rikak; Sahih-i Muslim, Kitabu’l-İman (Büyük Şefaat hadisi)
- “Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir”: İbn Mace, Sünen, Kitabu’z-Zühd, Hadis No: 4250
- “Beni rüyasında gören…”: Sahih-i Buhari, Kitabu’t-Tabir, Hadis No: 6993; Sahih-i Muslim, Kitabu’r-Ruya
- Kabir azabı hadisi (iki kabir): Sahih-i Buhari, Kitabu’l-Vudu, Hadis No: 218; Sahih-i Muslim, Kitabu’t-Tahare
- “İnsanlar uykudadırlar, öldüklerinde uyanırlar”: Münavi, Feyzu’l-Kadir (Hz. Ali rivayeti olarak nakledilir)
- Hz. Ömer’in “Ya Sariye, dağa!” nidası: İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye; Beyhaki, Delailu’n-Nübüvve
- Ezan-ı şerifin rüya ile tesbiti: Ebu Davud, Sünen, Kitabu’s-Salat; İbn Mace, Sünen, Kitabu’l-Ezan
- “Allah bir kulunu sevdiğinde…” (hadis-i kutsi): Sahih-i Buhari, Kitabu’r-Rikak, Hadis No: 6502
- “Kendini bilen Rabbini bilir”: Acluni, Keşfu’l-Hafa (hadis olarak tartışmalı; sufi geleneğinde yaygın)
Ayet-i Kerime Kaynakları
- Şefaat ayeti (nesh eden): Taha Suresi, 20/109 — “O gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez”
- Şefaat ayeti (mensuh): Bakara Suresi, 2/48 — “O günden korkun ki hiçbir nefis başka bir nefisten yana bir şey ödeyemez, ondan şefaat kabul edilmez”
- İstişare emri: Al-i İmran Suresi, 3/159
Tasavvufi Kaynaklar
- Taklitten tahkike geçiş: Kuşeyri, er-Risale; Hucviri, Keşfu’l-Mahcub
- Melamilik: Süleymi, Tabakatu’s-Sufiyye; Abdurrauf el-Münavi, el-Kevakibu’d-Dürriyye
- Hal, rüya ve yakaza halleri: İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabu’l-Murakabe; Kuşeyri, er-Risale (Ahval bahsi)
- Firavun’un soytarısı kıssası: Sufi menkıbe edebiyatı, çeşitli tasavvuf kaynaklarında nakledilir
- İhlas ve menfaatsiz kulluk: İmam Gazali, İhyau Ulumi’d-Din, Kitabu’n-Niyye ve’l-İhlas
Bu sohbette şefaat meselesi, özür dilemenin erdemi, taklitten tahkike geçiş, hal-rüya-yakaza farkları, dergah adabı ve melamilik konuları ele alınmıştır. Cenab-ı Hak cümlemizi ihlas ehli eylesin. Amin.
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi