Dergah Sohbetleri Serisi

321. Dergah Sohbeti: Biat, Manevi İcazet, Rabıta ve Esrarı İlâhiyenin Hakikati

Esrarı: Sakal Meselesi ve Darülharp Hukuku

Sakal bırakmak sünnet-i seniyye noktasında değerlendirilmiştir. Bütün peygamberler sakal bırakmışlardır ve bu sebeple erkeklerin sakal bırakması sünnet-i seniyye olarak görülmüştür. İmamlar sakal kazıtmayı uygun görmemişlerdir. Bir fetvada, sakal kazıyan kimsenin kazandığı paranın da haram olacağı ifade edilmiştir.

Ancak burada insanı kurtaran husus, Darülharp hukukudur. Darülharp’ta bir kimsenin sakalını kesmesi caiz görülmüştür. İşi gücü müsait olan kimselerin sakal bırakmaları uygun olur; lakin işleri güçleri müsait değilse Darülharp hukuku noktasında bir mahzur söz konusu olmaz.


Müminlerin Sınıflandırılması: Sabıkun, Mukarrebun ve Ashab-ı Meymene

Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak, müminleri kendi içerisinde sınıflandırmıştır. Ashab-ı Meymene, Ashab-ı Meş’eme, Sabıkun ve Mukarrebun gibi derecelendirmeler yapılmıştır. Sadık olanlar, mukarrebun noktasına çıkanlar, bir alt derecede iman etmiş olanlar ve ehli cehennem olanlar şeklinde bir sınıflandırma mevcuttur.

İster mürşid-i kâmil olun, ister sufi olun, ister mukarrebun sınıfından olun; bunun ortak noktası Kur’an ve Sünnet içerisinde kalmaktır. O kimse Kur’an ve Sünnet dairesinde hareket edecek, davranacak, konuşacak ve düşünecektir. Bunu başka bir noktaya çekmek, başka bir noktada başka bir şey aramak mümkün değildir.


Biat ve İntisap: Tövbe Allah’adır

Bir kimsenin dergâha intisap etmesi, bazı nakşî kaynaklarında ‘tövbe almak’ olarak nitelendirilmektedir. Ancak bir kimse Allah’a tövbe eder; mürşidine veya şeyhine tövbe etmez. Üstadına söz verir o kimse ve bu biatlaşma ile alakalıdır.

Biatlaşmada intisap edecek kimse; günah-ı kebâiri işlemeyeceğine, küçük günahlardan sakınacağına, namazını kılacağına, orucunu tutacağına, zekâtını vereceğine, imkânı olursa haccına gideceğine ve tarikatın âdâb u erkânına uyacağına dair söz verir. Bu biatlaşmadan sonra o kimse Allah’a tövbe eder, tövbesinde sadık olur ve sözünde durur.

Şeyh Efendi rahmetullahi aleyh buyururdu ki: ‘Oğlum, biz böyle bir biatlaşmayı yapmıyoruz. Çünkü o biatta vermiş olduğu sözleri yerine getirmezse manen perişan olur.’ Bu biatlaşmanın en sahih noktası, o kimsenin rüyasında gerçekleşmesidir; ancak zâhirde de olabilir.


Manevi İcazet ve Vazifenin Hakikati

Bir kimse mürşid-i kâmil ise muhakkak bir şeyhi vardır ve muhakkak Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o vazifeyi ona tebliğ etmiştir. Ancak burada önemli bir yanılgı vardır: Vazifeyi veren gerçek mânâda Allah’tır. Hz. Peygamber bu noktada tebliğciden ibarettir.

Vazifeyi gerçek manada almayan kimseler, vazifeyi kendilerine tebliğ edeni ‘vazifeyi veren’ olarak görürler. Eğer vazifeyi verenin Allah olduğunu görmüş olsa, o kimse kendisini vazifelendirenin Allah olduğunu bilecektir. Sufi adabı ve inancına göre Hz. Pîr’in arkasında muhakkak Hz. Resulullah, onun arkasında muhakkak Hz. Allah vardır.

Hadis-i Kutsi ile Manevi İcazetin İşareti

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i kutsîsinde buyrulmuştur ki: ‘Allah bir kulunu sevdi mi Cebrail’e nida eder: Ey Cebrail, ben filancayı sevdim. Cebrail gök halkına nida eder: Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi, siz de sevin.’ Bunun üzerine melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Manevi icazetin işareti budur.

O kimseyi Allah sevdiyse onu insanların rüyasında gösterir. Şeytanın şekline şemaline giremeyen Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tarafından tasdiklenir ve onunla beraber rüyada görülür. Önemli olan budur; yoksa herkes çıkıp ‘ben şeyhim’ diyebilir.


Rabıta Meselesi: Velayet ve Nübüvvet Nurları

Rabıta meselesi geniş bir konudur. Genel olarak şeyhler, iki kaşın ortasına rabıta verirler. Bu kendi içerisinde doğrudur ancak eksiktir. Velayetten gelenlerin nuru alınlarındadır. Nübüvvetten gelenlerin ise iki nuru vardır: Biri alınlarının ortasındaki velayet nuru, diğeri sırtlarındaki nübüvvet nurudur.

Namazdan, abdestten, oruçtan haberi olmayan, tasavvufun âdâb u erkânını bilmeyen, henüz yola girmiş bir kimseye hemen ‘iki kaşının ortasına rabıta kur’ demek, o kimseyi kabız haline sokmaktan başka bir şey değildir. Kabız hali üzerine kabız hali gelince o kimsenin maneviyatı zarar görür. Bazı kimseler titremeyi, homurdanmayı manevi cezbe zannederler; hâlbuki bunlar kabız halinin tezahürleridir.

Rabıtanın aslı, bir kimseyi sevmek, onun hâliyle hâllenmek, onun yolundan izinden gitmek, onun hizmet düsturunu benimsemektir. Muhakkak ki seven, sevdiğini düşünür; sevenin aklına gelir sevdiği. Ancak bir kimseyi zorla ‘illa ki bunu seveceksin, düşüneceksin’ diye baskı altına almak uygun değildir.


Dışarıdan Gelen Eleştiriler ve Sufinin Duruşu

Dışarıdan bakan insanlar sufi topluluklarını eleştirmişlerdir ve bazı haklı noktalar da bulmuşlardır. Sufi dairesinin içindeki bazı kimseler agresif, absürt veya eksik davranışlarda bulunmuşlardır. Ancak sufiliğin Kur’an ve Sünnet’in özünü yaşamak olduğu yeterince aktarılamamıştır.

Karşımızdaki kimse bizi algılamak zorunda değildir, anlamak zorunda değildir, kabul etmek zorunda değildir. Önemli olan hal olarak kendimizi düzeltmemizdir. Etrafımızdaki insanlar bizdeki düzelmeyi görünce ‘seni düzelten şey ne?’ diye soracaklardır. Karşıdaki kimseye zorla bir şey anlatmaya çalışmak yerine, hâl ile tebliğ etmek esastır.

Bu eleştiriler yüzyıllardır değişmemiştir. Nurcular için de söylerler, nakşibendiler için de söylerler, bütün tarikat ehli için de söylerler. Biz burada toplanıp Allah’ı zikrediyoruz diye kızıyorlar; toplanıp çalgılı çengili çalanları ise istiyor insanlar. Bu durum karşısında sufinin yapması gereken, eleştirilere aldırmayıp istikametini korumaktır.


İbn Teymiye Hakkında Değerlendirme

İbn Teymiye bidatçı bir kimse değildir. O, bidatlara savaş açmış, Selef’in yolundan gitmeye çalışmıştır. Hanbelî mezhebinden olan İbn Teymiye, Selef yolundan giderken bazı noktalarda içtihat hatası yapmış olabilir; ancak bu tür hatalar herkeste olabilir. Onu bidatçı olarak görmemek gerekir.


Din Satıcılığı ve Geçim Kapısı Meselesi

Bir kimse bir hadis naklediyorsa ve o hadis naklini paraya bağlıyorsa, din satıyordur. Din, Allah için yaşanılacak bir duygudur, Allah için yaşanılacak bir yaşam tarzıdır. Dini öğrenmek, öğretmek, yaşamak ve yaşatmak Allah içindir.

Eğer bir kimse dinî yaşantısından, bilgisinden, eğitiminden bir buğday tanesi kadar kendisine nemalanıyorsa, o buğday tanesi ona zehir-i zemberektir. Bir kimse dinî hayatından bir buğday tanesi ağzına geçiriyorsa, o mahşerde cehennem topu olur.

Televizyon Programları ve Ücretli Sohbetler

Bir gecelik davet için altı-yedi milyar, on-on beş milyar para alan kimseler vardır. Televizyonlarla yıllık kırk milyon dolara anlaşma yapanlar, program başına kırk bin dolar alanlar bulunmaktadır. Bu kimseler din satıcılarıdır.

Bir kimse dini kendisine şöhret kapısı yaptıysa, geçim kapısı yaptıysa, o kimseyi dinlemek doğru değildir. Dinî bir kitap yazıp parayla satmak da dini geçim kapısı yapmaktır. Sufi adabınca bir kimsenin dinî ibadetini, meşrebini, neşesini menfaate ve maddeye çevirmemesi gerekir.


Esrarı İlâhiye Nerede Aranır?

Tasavvufta esrarı ilâhiye, harflerin arkasında, elif lâm mîm’in içinde aranmaz. Esrarı ilâhiye istikamette, iyi hizmette, iyi bağlılıkta, güzel ahlakta aranır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hâliyle hâllenmekte, kardeşler arasında ayrım yapmadan hizmet etmekte, dedikodu etmeden yaşamakta aranır.

Esrarı İlâhiyenin Gerçek Yolu

Esrarı ilâhiye arıyorsanız; bir kişinin daha Allah demesinin yolunu arayın, bir kişiye daha Allah sevgisini götürün. Odaların kenarlarına çekilip aramayın; baş köşelerde oturup kendi kendinize rabıta etmekte aramayın. Halkın içerisinde güzel ahlakın misali olmakta, insanların eziyet ve cefalarına katlanmakta arayın.

Size selam vermeyene selam verin, size dua etmeyene dua edin, size merhamet etmeyene merhamet edin, sizi affetmeyeni affedin, sizi aç bırakanı doyurun, sizi en dar zamanınızda çırılçıplak meydanda bırakanı en dar zamanında giydirin. Esrarı ilâhiyeyi süslü sözlerin, icazet kâğıtlarının, takke, sarık, cübbe ve şalların arkasında aramayın.

Hizmetin Başlangıcı: Dergâhın Tuvaleti

İzmitli Hacı Bayram Velî Hazretleri’nin tuvaletini temizleyen Eşrefoğlu Rûmî’yi örnek vererek buyurmuşlardır ki: Esrarı ilâhiye dergâhın tuvaletçiliğinden başlar, çaycılığından başlar, hizmetinden başlar. Bir dergâhın tuvaletini temizlemeye sıraya girmiyorsa hiç kimse, oradakilerin hepsi viraneleşmiştir, hepsi baş köşede oturmanın sevdasındadır.

Esrarı ilâhiye yapacak mısınız? Tekke yukarıda, dergâh burada; ‘yaz kardeşim ismimi, ben tuvalet temizleyeceğim’ diyeceksiniz. İbadet, güzel ahlak, muhabbet ve hizmet; bu dört ayak bir kimsede birleşmezse o kimseden hiçbir şey olmaz.


Sufi Adabının Esasları

Ebu Hafs hazretleri, sufiliğin adabını şöyle sıralamıştır: Şeyhlerin haklarına riayet etmek, dostlar ile iyi geçinmek, küçüklere öğüt vermek, dünya için kimseye düşmanlık etmemek, başkalarını kendi nefsine tercih etmek, dünya malı yığmaktan kaçınmak, kendi yollarında olmayanlarla sohbeti terk etmek ve din ile dünya işlerinde yardımlaşmak.

Yetişme çağındaki sufi, sadece sufilerle sohbet edecektir. Yetiştikten sonra herkesle sohbet edebilir; ancak yetişme çağında kalbine dünya sevgisi gelmesin diye sufilerin dışındaki kimselerle fazla haşır neşir olmamaya dikkat edecektir.


Tövbeye Devam: Bildiklerimiz ve Bilmediklerimiz

Sufi adabından biri de, üzerlerinden geçen gerek bildikleri gerek bilmedikleri gafletlerden tövbeye devam etmektir. Sufi, kendisini günahsız görmeyecek; ‘bilmediklerim vardır’ diyecek ve tövbeye devam edecektir.

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur ki: ‘Ben günde yetmiş kez tövbe ederim.’ Bir rivayette bu sayı yüz olarak geçmektedir. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak buyurmuştur ki: ‘Allah tövbe edenleri sever.’ Bilmediklerimize tövbe edersek bildiklerimizi de terk ederiz; çünkü bilmediklerimizin farkına varmak, bildiklerimizi düzeltmenin anahtarıdır.


Kaynakça

  • Kur’an-ı Kerim, Vâkıa Suresi (56), Ayet 7-11 — Ashab-ı Meymene, Ashab-ı Meş’eme, Sabıkun ve Mukarrebun sınıflandırması
  • Kur’an-ı Kerim, Necm Suresi (53), Ayet 3-4 — ‘O hevâdan konuşmadı, onun sözleri kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir’
  • Kur’an-ı Kerim, Bakara Suresi (2), Ayet 222 — ‘Allah tövbe edenleri sever, temizlenenleri sever’
  • Sahih-i Buhârî, Bed’ü’l-Halk, Hadis No: 3209 — Allah bir kulunu sevdiğinde Cebrail’e nida etmesi hadisi
  • Sahih-i Buhârî, Daavât, Hadis No: 6307 — Hz. Peygamber’in günde yetmiş (bir rivayette yüz) kez tövbe etmesi
  • Sahih-i Buhârî, Ezân, Hadis No: 855 — Soğan ve sarımsak yiyen kimsenin mescide gelmemesi hakkında
  • Sahih-i Müslim, Îmân, Hadis No: 46 — Allah bir kulunu sevdiğinde Cebrail’e ve gök halkına nida etmesi
  • Mesnevi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Velilerin zahirî hallerine bakılmaması, Âdem ile şeytan kıssası
  • er-Risâle, İmam Kuşeyrî — Sufi adabı, Ebu Hafs’ın sufiliğin ahlakı hakkındaki beyanı
  • Eşrefoğlu Rûmî, Müzekki’n-Nüfûs — Hacı Bayram Velî Hazretleri’ne hizmeti ve tuvalet temizliği menkıbesi
  • el-Edebü’l-Müfred, İmam Buhârî — Güzel ahlak, komşuluk hakları ve kardeşlik adabı
  • İbn Teymiye, Mecmûu’l-Fetâvâ — Selef yolundan gitme gayesi ve içtihat meseleleri

Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi