Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 30. sohbet-i şerîfinde, organ bağışının fıkhî meselesini (beyin ölümü gerçekleşen bir kimsenin öldüğüne kim hükmedecek?), emânet hadisini, Gülşen-i Râz’dan düşüncenin başlangıcı ve sonu sorusunu, düşüncenin başlangıcının “Rabbini tanımaya başlamak” olduğunu, sonunun olmadığını ama sınırının Zâtullâh olduğunu, hüsnüzanın sûfîliğin temeli olduğunu, vahdet sırrına vakıf olanın zamanın kutbu olduğunu, Hallâc-ı Mansûr’un “Ene’l-Hakk” sözünün “kabız hâlinden başka bir şey değil” eleştirisini, kalbî akıl için mümkün/imkânsız olmadığını, “Miraçta kalemin çığırtısını duydum — hâlâ yazıp çizmeye devam ediyordu” hadisini, Mûsâ’nın “açtım doyurmadın” hadis-i kudsîsini, varoş mahallede iftar kurma tavsiyesini ve “onu sevmek hayatın anlamıdır — sevmedikçe savrukluk bitmez” coşkulu kapanışını tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.
Organ Bağışı: “Öldüğüne Kim Hükmedecek?”
Efendi hazretleri organ bağışı meselesinde can alıcı bir soru sormuştur: “Diyânete göre câizdir. Ama bir soru soruyorum cevap vermiyorlar: Bir kimsenin öldüğüne kim hükmedecek? Çünkü öldüyse organları bir işe yaramıyor. Ölmeden önce organlarını alacaklar — son nefesini vermezden önce. Beyin ölümü gerçekleşti deyip organlarını alıyorlar. Beyin ölümü gerçekleşip komaya girip 25-35 yıl sonra tekrar geri dönen var.” Hukûkî boyut: “Makineye bağlı bir kimsenin ölüm kaydını imzalayıp mirasını dağıtabilir misiniz? Eşi boşanmış hükmüne girer mi?”
Gülşen-i Râz’dan: Düşüncenin Başlangıcı Nedir?
Efendi hazretleri Şebüsterî’nin Gülşen-i Râz eserinden okumuştur: “Düşünce dedikleri şey nedir? Düşüncenin başlangıcına alâmet nedir? Sonu hakkında ne dersin?” Cevabı: “Düşüncenin başlangıcı — ben neyim? Ne için yaratıldım? Ne işe yararım? Beni yaratan kim?” Onu tanıma noktasında başlamayan düşünmüyor. Sonu: “Düşüncenin sonunun var olduğuna inanmıyorum. Ama sınırı var — Zâtullâh’ı düşünmek.”
Hüsnüzan Sûfîliğin Temelidir, Suizan Günaha Götürür
“Sûfîler çok aldatılırlar — aldatılma sebeplerinin başında hüsnüzan vardır. Sûfîler kendilerine direkt hüsnüzanın içerisine atarlar. Hüsnüzanın üzerinde yürürler. Çünkü o iyi düşünmek onun kalbinin parlamasına, tecelliyâta mazhar olmasına sebep olacak.” Haram düşünce suizandan başlar. Helâl düşünce hüsnüzandır.
Vahdet Sırrına Vakıf Olan Zamanın Kutbudur
“Vahdet sırrına vakıf olan kimseler her devirde vardır. Her devrin vahdet sırrına vakıf olan zamanın kutbudur — en yüksek derecede. Bunun yolu sûfîliktir.” Ârif olan neyi bilir? “Onu bilene denir. Onu bilmiyorsa o hiçbir şey bilmiyordur zaten.”
Hallâc-ı Mansûr’un “Ene’l-Hakk” Sözü: “Kabız Hâlinden Başka Bir Şey Değil”
Efendi hazretleri Hallâc-ı Mansûr hakkında çarpıcı bir eleştiri yapmıştır: “O nûrlanmış kişi saçma mı söyledi? Hayır. Yaşamış olduğu hâl onu söyletti. Ama nefis merâteplerinde beşinci makam henüz daha. Cümle âlem onun sözünün peşine takıldı. Herkes gelinebilecek olan son nokta olarak orayı gördü.” Hz. Mevlânâ: “Bizim sözlerimizi duysaydı ilk taşı o bize atardı.” Efendi hazretleri: “Ankara’yı tanımadıklarından Sivrihisar’a geldiklerinde Ankara’ya geldiklerini zannettiler.”
Kalbî Akıl İçin Mümkün/İmkânsız Yoktur
“Akıl mümkün olup olmamasını normal fizik ve matematik kurallarına göre ölçer. Oysa mümkün ve mümkün olmaması matematik kurallarıyla alâkalı değildir. Matematik kurallarına göre bir deve iğne deliğinden geçer mi? Geçmez. Ama kalbî kurallara göre — isterse deve iğne deliğinden geçirir mi? Eyvallâh geçirir.” Miraç hadisi: “Ben Miraç’ta kalemin çığırtısını duydum — hâlâ yazıp çizmeye devam ediyordu.”
“Ateşin Yakması Fıtredir — Ama O İsterse Yakmaz”
“Bütün zâhirî akıl sahipleri der ki ateş yakar. Biz deriz ki o isterse yakar. İbrâhîm’i yakmadı deriz, atarız kenara. Onlar akıllarını ilâh edinirler — biz aklımızı ilâh edinmeyiz. Akıl üstünde de o ararız. Din akıl üstüdür çünkü. İnanmak akıl üstüdür. Îmân akıl işi değildir.”
“Söz Hakikat Değildir — Asıl Balık Yemek Lazım”
Gülşen-i Râz’dan: “Hangi denizdir o deniz ki kıyısı sözdür? Denizden çıkan söz hakikate en yakın dahi olsa tam hakikati anlatmaz. Söz hakikat değildir gerçekten. Asıl hakikat özdür.” Hiç balık yemeyene balığı anlattıkça anlat — balık yemiş gibi tat alır mı? Almaz. “Asıl balık yemek lâzım — ya da balık olmak lâzım.”
Merhamet: Varoş Mahallede İftar ve Fukara Aileye Hizmet
“Git bir fukara aile bul, ona hizmet et. Pirince ihtiyaçları varsa beş kilo pirinç al götür. Et yememişlerdir — iki kilo kıyma al götür. Ramazanda beş yıldızlı otelde iftar edip iftar veriyorum deme. Git varoş bir mahallede sofra aç, başında hizmet et.”
“Onu Sevmek Hayatın Anlamıdır — Sevmedikçe Savrukluk Bitmez”
Efendi hazretleri sohbetin en coşkulu kapanışını yapmıştır: “Hayatın anlamı onu sevmekle alâkalı. Dînin özü onu sevmektir. Bütün ibâdetler ona olan aşkın delîli hükmündedir.” Savrukluk: “Bir erkek düşünün — o kızdan o kıza geçecek, asla şüküm bulmayacak. Araba sevecek, denizleri dolaşacak, dünyayı dolaşsa o içindeki savrukluğu yok edemeyecek. Eğer ondan gönlüne bir damla düşerse o güne kadar yaşadığı her şeyin en üstünde olduğunu görecek. O zaman diyecek ki ben hiç yaşamamışım.”
Âmelî Dersler
- Organ bağışında “ölümü kim tespit edecek?” sorusunu sor.
- Düşüncenin başlangıcı Rabbini tanımaktır.
- Hüsnüzan sûfîliğin temelidir, suizan günaha götürür.
- Vahdet sırrı zamanın kutbuna âittir.
- Ene’l-Hakk kabız hâliydi — beşinci makam, son nokta değil.
- Kalbî akıl için mümkün/imkânsız yoktur.
- “İmân akıl işi değildir” — din akıl üstüdür.
- Söz hakikat değildir — balık yemek lâzım.
- Onu sevmedikçe savrukluk bitmez.
Referanslar ve Kaynaklar
- Şebüsterî — Gülşen-i Râz (Prof. Abdülbâki Gölpınarlı çevirisi)
- Hadîs-i Şerîf — “Emaneti olmayanın îmânı yoktur”
- Hadîs-i Şerîf — “Nefsini bilen Rabbini bilir”
- Hadîs-i Şerîf — “Miraçta kalemin çığırtısını duydum”
- Hadîs-i Kudsî — “Âlemi Âdem’in sûretinde, Âdem’i kendi sûretinde yarattım”
- Hz. Mevlânâ — Hallâc hakkında: “Sözlerimizi duysaydı ilk taşı o atardı”
- Enbiyâ sûresi 69 — “Ey ateş serin ol selâmette ol”
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin bu 30. sohbeti, organ bağışının fıkhî sorusuyla açılmış; Gülşen-i Râz’dan düşüncenin başlangıcı (Rabbini tanımak) ve sınırı (Zâtullâh) açıklanmış; hüsnüzanın sûfî temeli gösterilmiş; vahdet sırrının kutba âit olduğu beyan edilmiş; Hallâc-ı Mansûr’un “Ene’l-Hakk” sözü “kabız hâli, beşinci makam” olarak eleştirilmiş; kalbî akıl için mümkün/imkânsız ayrımının olmadığı gösterilmiş; “îmân akıl işi değildir, din akıl üstüdür” düstûru konmuş; “söz hakikat değildir — balık yemek lâzım” hikmeti okunmuş ve “onu sevmek hayatın anlamıdır — sevmedikçe savrukluk bitmez” coşkulu kapanışıyla sohbet tamamlanmıştır. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.