Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

22. Karabaş-i Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Mesnevî’den Ateşin Konuşturulması, Zünüvâs’ın Hendek Ateşi ve İmân Ehlinin Yanmaması, Ödemişli Rufâî Şeyhi’nin Fırında Yanmayan Cübbesi, Efendi Hazretlerinin Bizzât Yaşadığı Ateş Burhânı ve Şiş Burhânı, “Allâh İzin Vermedikçe Ateş Yakmaz Bıçak Kesmez”, Kopyalanmış Dünya Eleştirisi ve Hz. Ali’nin Hastaya “Tövbe Et” Reçetesi

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 22. sohbet-i şerîfinde, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki ateşin konuşturulması edebiyâtını, Zünüvâs’ın şehrin ortasına put dikip “ya secde edin ya ateşe atarım” demesini (Burûc sûresi), ateşe atılan genç kızın annesine “İçerisi güllük gülistanlık, sakın îmânından vazgeçme” diye bağırmasını, Lafontaine’in kargası öğretilirken Hz. Mevlânâ’nın eşyâ konuşturma edebiyâtının görmezden gelinmesini, ateşin-bıçağın-suyun yaratılıştan gelen özelliklerinin Allâh’ın emriyle değişebildiğini (İbrâhîm’in ateşi, İsmâîl’in bıçağı, Mûsâ’nın denizi), Hanefîlerin “fiiliyat üzerindeki kuvvet ikidir — birisi kula âittir ister, birisi Allâh’a âittir yaratır” kâidesini, cehennem ateşinin mü’minlerin nûrundan korkup “Ya Rabbî bunların nûru ateşimi söndürmekte” diye yalvarmasını, Ödemişli Rufâî Şeyhi’nin Yunan yüzbaşısına meydan okuması ve fırında cübbesinin yanmaması kıssasını (papazın cübbesi yanarken şeyhin cübbesi gül kokulu çıktı), Efendi hazretlerinin 1989 yılında bizzât yaşadığı ateş burhânını (piknik tüpünde kızdırılmış kıpkırmızı demiri üç kere diline vurdu — tükürük coz diye kaynıyor, tüylerin yanık kokusu geliyor ama dil yanmıyor), şiş burhânını (dudaktan girip öbür taraftan çıkan şiş — ne kan ne acı, elma takıldı ucuna; boyundaki boşluktan göğse doğru çekiçle çakılan şiş — çıkarıldığında ucu eğrilmiş, parmakla yalayıp kapatıldı), Anadolu’da tarîkatların iki kategoriye ayrıldığını (Kurtuluş Savaşı’na katılan Gâzî-Şehîd tarîkatlar ile İngiliz-Fransız-Yunan bozması sütübozuk tarîkatlar), Sivas Kangalı örneğiyle “bu topraklara âit olan hiçbir şeyin bozulmasına müsâade etmeyin” uyarısını, “kopyalanmış dünya” eleştirisini (kopyalanmış gıdalar-fikirler-hukûk-eğitim-hayat tarzı), Hz. Pîr’in ateşi “ben Allâh’ın kılıcıyım, onun izniyle keserim” diye konuşturmasını, Hz. Peygamber’in Abdullah bin Abbâs’a “bütün insanlar toplansa Allâh izin vermedikçe sana kötülük yapamaz” hadîsini, Hz. Ali’nin hastaya “tövbe et” reçetesini, “gam görünce tövbe et — tövbeyi şifâ gibi gör” düstûrunu, Hz. Mevlânâ’nın “onun hoş olmayan şeyi de canıma hoş geliyor, ben hastalığıma âşığım, gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim” beytini ve “biz kapının önünde CD-kitap-dergi-okunmuş terlik-okunmuş şalvar satanlardan değiliz” beyânını tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.


https://www.youtube.com/watch?v=vmN25bYmTkE

Table of Contents

Mesnevî’den Ateşin Konuşturulması: Lafontaine Öğretilirken Mevlânâ Neden İhmal Edilir?

Efendi hazretleri sohbete Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki eşyâ konuşturma edebiyâtıyla başlamıştır: “Hz. Pîr Mesnevî’sinde eşyâyı konuşturur, eşyanın dilinden anlatır konularını. Ne yazık ki kargaları konuşturan Lafontaine’i herkes koyacak yer bulmazken ve çocuklarımızın okul kitaplarında Lafontaine’in kargayla ve tilkiyle olan muhabbetini herkese öğretirlerken, Hz. Mevlânâ gibi içimizden, kendimizden yetişmiş olan bu kimselerin bu edebiyâtını biz görmemezlikten geliriz.” Bu, Batı edebiyâtının putlaştırılıp İslâm edebiyâtının ihmal edilmesinin çarpıcı bir eleştirisidir. Lafontaine’in fablları (17. yüzyıl Fransa) her çocuğa öğretilir; ama Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki ateşle-suyla-toprakla-kuşlarla konuşma sanatı — ki çok daha derin, çok daha hikmetli ve çok daha kadîmdir — eğitim müfredâtında yoktur.

Zünüvâs’ın Hendek Ateşi ve Burûc Sûresi

Efendi hazretleri Mesnevî’nin bu bölümünün Kur’ânî kaynağını göstermiştir: “Hâni Yahudî bir padişah vardı — Zünüvâs. Şehrin ortasına bir put dikti. Hendekler kazdırdı, hendeklerin içerisine odun-çalı-çırpı toplayıp ateşe verdi. Dedi ki: ‘Kim bu puta secde ederse bu ateşten kurtulur.'” Bu kıssa Burûc sûresi 4-8. âyetlerde geçer: “Ashâbu’l-uhdûd — hendek sâhipleri lânetlendi.” Efendi hazretleri Süryânî kaynaklarında bu kişinin putperest olup kendisini Yahudî gibi gösteren Zünüvâs olduğunun yazılı olduğunu belirtmiştir.

Ateşe Atılan Genç Kızın Annesine Bağırması: “İçerisi Güllük Gülistanlık”

Efendi hazretleri bu kıssanın en dramatik ânını anlatmıştır: “En son bu insanlar ateşe atılırken bir kız çocuğu ateşe atıldı. Bu genç kızın îmânından dolayı ateş yakmadı. Ve bu genç kız dışarıdaki annesine ‘Anne, sakın ha! Sakın îmânından vazgeçme! Bu ateş yakıcı değil, içerisi güllük gülistanlık!’ diye bağırınca, insanlar kendiliklerinden ateşe koşmaya başladılar.” Bu kıssa, Hz. İbrâhîm’in ateşe atılmasının bir yansımasıdır: Allâh’ın emriyle ateş yakmaz olur ve îmân ehli için cennet bahçesine döner.

Eşyânın Hassası ve Allâh’ın Emriyle Değişmesi

Efendi hazretleri eşyânın tabiatı ile Allâh’ın kudreti arasındaki ilişkiyi tafsîlâtıyla açıklamıştır: “Ateş yakıcıdır, bıçak kesicidir. Bütün tabiattaki varlıkların yaratılıştan kendilerinin özellikleri vardır. Bir çekiç dövücüdür, bir çivi delicidir. Her âletin kendine âit bir özelliği vardır.” Ama Allâh’ın emri gelince bu özellikler değişir: “Bıçak İsmâîl’i kesmedi — çünkü Allâh ‘kesme’ dedi. Ateş İbrâhîm’i yakmadı — çünkü Allâh ‘serin ol, selâmetli ol’ dedi. Su Mûsâ’yı batırmadı ama Firavun’u boğdu.” Hanefî kâidesi: “Fiiliyat üzerindeki kuvvet ikidir. Birisi kula âittir — ister. Birisi Allâh’a âittir — yaratır.”

Suyun Paradoksu: Yakıcı ve Yanıcı Ama Söndürücü

Efendi hazretleri kimyâ ilminden çarpıcı bir misâl vermiştir: “Kimyâcılar derler ya su H₂O’dur — iki hidrojen bir oksijen. Aslında birisi yakıcı (oksijen), birisi yanıcı (hidrojen) — ama Cenâb-ı Hakk ona söndürücü özellik vermiştir. Hiç kimse suyu yanıcı ve yakıcı olarak görmez; herkes suyu söndürücü olarak bilir. Ama su, yakıcılığı ve yanıcılığı kendi uhdesinde birleştirmiştir.” Bu, eşyânın zâhirî özelliğinin arkasında gizli bir hakîkat bulunduğunun bilimsel delîlidir.

Cehennem Ateşinin Mü’minlerin Nûrundan Korkması

Efendi hazretleri mahşer sahnesini tasvîr etmiştir: “Cehennem kurulur, mahşer de kurulur. Bütün mahşer halkı cehennemin üzerinden sırât köprüsünden geçmekle mükelleftir. Cehennem ateşi onları yalayıp alıverir. Ama o cehennem ateşi mü’minler geçerken yalvarır: ‘Ya Rabbî, bu mü’minler üzerinden hızla geçsinler! Bunların üzerindeki nûr benim ateşimi söndürmekte.’ O diğer vadilerin günde 70 kez bazı vadilerin günde 100 kez yalvardığı gayya kuyusu bile o mü’minlerin nûrunu görünce tesirsiz kalır.” Bu, zikrullâhın kalbe yerleştirdiği nûrun âhirette bile koruyucu olduğunu gösterir.

Anadolu’da Tarîkatlar İkiye Ayrılır: Gâzî Tarîkatlar ve Sütübozuk Tarîkatlar

Efendi hazretleri bu sohbette de Anadolu’daki tarîkatların iki kategorisini vurgulamıştır: “Birinci topluluk: Tâ Horasan erlerinin eğitiminden gelmiş, Kur’ân ve Sünnet’i kendine düstûr, vatanını ve milletini kendine hedef görmüş, topyekun Kurtuluş Savaşı’na katılmış insanlar. Bu dergâhları ve tarîkatları inceleyip araştırıp bulun, gidin onlara intisâp edin. İkinci dergâhlar: İngilizlerin kurduğu, İngiliz bozması, Yunan yosması, Fransız bilmem nesi. Kurtuluş Savaşı’na katılmayıp İngiliz mandâsını, Fransız mandâsını kabul etmeye çalışan bozma, sütübozuk dergâhlar ve tarîkatlardır.”

Ödemişli Rufâî Şeyhi’nin Fırında Yanmayan Cübbesi

Efendi hazretleri 1989 yılında İzmir Ödemiş’te araştırdığı Rufâî dergâhının hikâyesini anlatmıştır: Bu Rufâî Şeyhi bütün mürîdleriyle birlikte Yunan işgaline karşı savaşmış — henüz Ankara’dan hiçbir hareket gelmeden kendi bölgesinde gerilla mücâdelesi yürütmüştür. Yunan Yüzbaşısı onu tutuklamış ve “Sen yalancı düzmece bir şeyhsin, bizim dinimiz sizinkinden yücedir” demiş. Şeyh Efendi’ye “Ateş bütün herkesi yakacak” demiş. Şeyh Efendi “Evet ama mü’minleri yakmayacak” demiş. Bir fırın yakılmış, bir papaz getirilmiş. Papaz “İkimiz de cübbelerimizi atalım ateşe” demiş. Şeyh Efendi “Öyle atmamıza gerek yok — sen cübbeni çıkar, benim cübbemin içine sar” demiş. Atılmış fırına — papazın cübbesi yanmış, Şeyh Efendi’nin cübbesi yanmamış. Fırının kapısı açılınca Şeyh Efendi’nin cübbesi gül kokulu çıkmış.

Dergâhın Yerini Bulmak: Patates Tarlası Olmuş Ama Rûhâniyet Duruyordu

Efendi hazretleri bu dergâhı bulmak için yola çıkmıştır: “Dedim ki bu dergâhı bulmam lâzım benim. Bu tarîkatın yerini, bu tekkenin yerini bulmam lâzım.” Ödemiş’te eskici bir Mehmet emmi — Nazilli’li Nakşibendî Şeyhi Ali Efendi’nin halîfesi — bu dergâhın yerini söylemiştir: “Filanca mezarlığın öbür tarafında.” Gitmişler: “Her taraf patates tarlası olmuş. Cenâb-ı Hakk’a hamdolsun bulduk yeri. İşte orada oturduk, bir garip garip ağladık. Orada bir de zikrullâh yaptık.” Bu, yıkılmış bir dergâhın bile rûhâniyetinin devâm ettiğini gösteren bir hâdisedir.

Efendi Hazretlerinin Bizzât Yaşadığı Ateş Burhânı (1989)

Efendi hazretleri kendi hayâtından en çarpıcı şahâdetlerden birini nakletmiştir: “Yine 89. Rufâîler ateş burhânı yapıyorlar. Ben Tre Endüstri Meslek Lisesi metal işlerini okudum kendim bizzâtihî. İyi kaynakçıyım. Bir demir nasıl kızdırılır bilirim, nasıl dövülür bilirim.” Piknik tüpünün üstünde üç tane demiri kızdırmıştır — lâle gibi kıpkırmızı. Birisi eline tükürmüş, demire vurmuş — coz diye ses çıkmış. Sonra Efendi hazretlerine “Al yala” demiş. Efendi hazretleri anlatıyor: “Dilime bir vurdum. Coz yaptı. İnan olun duyuyorum sesi. Cozurtuyu duyuyorum. Dilimin üstündeki tüylerin yandığını, tüylerin yanık kokusunu alıyorum. Dilim yanmıyor.” Her “hay” esması çekişinde tükürük oluşuyor, demire değince coz diye kaynıyor — ama dil yanmıyor. Üç demiri de yalamış: “Dilim yanmadı. Oradaki toplulukta bulunan insanların %90’ı şu anda Ödemiş’te ve Bayındır’da sağ.”

Efendi Hazretlerinin Bizzât Yaşadığı Şiş Burhânı

Efendi hazretleri ateş burhânının ardından şiş burhânını da anlatmıştır: “Yine Rufâîlerde şiş burhânı var. Bildiğiniz şiş — annelerin örgü şişlerinin çeliği. Arkasında tahtadan bir topuz.” Birinci şiş: Dudağının içinden girmiş, öbür taraftan çıkmış. Ucuna bir elma konmuş. “Elmayı görüyorsun şiş. Topuzundan buradan tutuyorsun, elma burada.” İkinci şiş: Boyundaki boşluktan (gırtlağın altı) sokulmuş, göğse doğru gidiyor. “Gıcırt gıcırt gıcırt aşağı doğru gidiyor. Kemiğe saplandı gitmiyor. Çekici getirin dedi. Küt küt küt çakmaya başladı. Çıkardı — şişin ucu eğrilmiş.” Çıkarılınca: “Parmağını yalıyor, oraya koyuyor, 30 saniye duruyor — hadi git şimdi diyor. Ne acı ne kan.”

“Ben Aklı Başında Bir Kimseyim — Birisi Bana Bir Şey Yutturamaz”

Efendi hazretleri bu tecrübelerin “uydurma” veya “göz boyama” olmadığını şiddetle vurgulamıştır: “Kardeşler, ben aklı başında bir kimseyim. Ben 16 yaşında babasız kaldım, hayatın cenderesinden geçtim. Öyle birisinin bana bir şey yutturması mümkün değil. Ben İzmir çocuğuyum. Kordon’dan çiğnemişim. Bütün Kordon’un mekânları beni tanır. Birisi bana bir şey yutturacak — mümkün değil.” Bu, Efendi hazretlerinin bu burhânları “mistik bir çılgınlık” olarak değil, “gözüyle gördüğü, diliyle tattığı, burnuyla kokladığı” bir gerçeklik olarak sunduğunu gösterir.

“Allâh’ın Emriyle Yakar, Allâh’ın Emriyle Keser”

Efendi hazretleri Mesnevî’den ateşin dilinden şöyle okumuştur: “Ateş dedi ki: ‘Ey Şaman, ben yine o ateşim. Hele bir içeri gel de benim hararetimi gör. Benim tabiatım değişmedi. Benim unsurum da değişmedi. Ben Allâh’ın kılıcıyım. Onun izniyle keserim.'” Sonra âyet-i kerîmeyi okumuştur: “Allâh’ın izni olmadıkça hiçbir şey olmaz. Allâh izin vermedikçe bıçak kesmez. Allâh izin vermedikçe ateş yakmaz. Allâh izin vermedikçe su insanı batırmaz. Allâh izin vermedikçe hiç kimse hiç kimsenin nefesine son veremez.”

Sivas Kangalı ve “Bu Topraklara Âit Olan Hiçbir Şeyin Bozulmasına Müsâade Etmeyin”

Efendi hazretleri bu teolojik bahisten güncel bir sosyal eleştiriye geçmiştir: “Bizim topraklarımızın köpeğidir Sivas Kangalı. Çoban köpekleri topraklarımızın köpeğidir. Hiçbir şeyin bu topraklara âit olan herhangi bir şeyin bozulmasına müsâade etmeyin. Bunu köpeğimiz dâhil. Pitbull’ları getirdiler — gelene gidene saldırıyorlar. Teller yanlış köpeklerin, kopyalanmış köpekler.” Bu, biyolojik çeşitliliğin korunmasından kültürel kimliğin muhâfazasına uzanan bir uyarıdır.

“Kopyalanmış Dünya” Eleştirisi

Efendi hazretleri modern dünyanın “kopyalanmış” yapısını sert bir dille teşhîr etmiştir: “Kopyalanmış hayvan eti yediriyorlar, kopyalanmış gıdalar yediriyorlar, kopyalanmış fikirler-kopyalanmış düşünceler-kopyalanmış hayat tarzı veriyorlar size. Hayatınız kopyadan ibâret. Eğitim sistemimiz kopyalanmış, hukûk sistemimiz kopyalanmış, âile hukûku kopyalanmış, medenî hukûku kopyalanmış, ticâret hukûku kopyalanmış, ekonomi kopyalanmış. Ver kâğıdı al kâğıdı — üç kâğıt yapmışlar. Üretmiyorlar, üretmiyoruz. Üretilmiş bir felsefe yok, üretilmiş bir fikir yok. Kapitalist deccâlist sisteme teslîm olmuş bütün dünya.”

Hz. Pîr’in Ateşi Konuşturması: “Kullukta Ben Köpekten Aşağı Değilim”

Efendi hazretleri Mesnevî’den ateşin son sözünü okumuştur: “Ateş diyor ki: ‘Türkmenlerin köpekleri çadır kapısında misâfire yaltaklanmış ama yabancı biri uğrayacak olursa köpeklerden aslancasına hamleler görür. Kullukta ben köpekten aşağı değilim. Allâh da hayat ve kudrette bir Türk’ten aşağı kalmaz.'” Efendi hazretleri bu metaforu şöyle açmıştır: “Ateş diyor ki — ben o Türkmenlerin köpeklerinden daha sadık değil miyim? Onlar nasıl sâhiplerine sadıksa, ben de ateşim, benim de sâhibim Allâh. Ben de ona sadıkım, ben de onun emrindeyim.”

“Biz Kimin Emrindeyiz?” — Peygamberler Kula Kulluğu Kaldırmak İçin Geldi

Efendi hazretleri bu teolojik bahisten insanın varoluş sebebine geçmiştir: “Cenâb-ı Hakk melekleri hürriyetsiz yaratmıştır — melekler hür değildir. Hür olan insanlar ve cinîlerdir. ‘İnsanları ve cinîleri bana kulluk yapsınlar diye yarattım’ (Zâriyât 56). Yaradılış sebebimiz budur.” Günde kırk sefer okunan Fâtiha’dan: “İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în — Ancak sana ibâdet eder, ancak senden yardım dileriz.” Efendi hazretleri bunu şöyle genişletmiştir: “Peygamberler târih boyunca kula kulluğu kaldırmak için gelmişlerdir. Peygamberler insanların Allâh’tan başka hiçbir şeye kulluk yapmamalarını öğretmek için gelmiştir.”

Hz. Peygamber’in Abdullah bin Abbâs’a Vasiyyeti

Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in en önemli vasiyyetlerinden birini nakletmiştir: “Yavrucuğum iyi dinle — iyi dinliyorum. Yavrum iyi belle — iyi belliyorum. Üç sefer söyledi.” Vasiyyet: “Bütün dünyanın insanları toplansa sana kötülük yapacak olsa, Allâh izin vermedikçe hiçbir kimse sana kötülük yapamaz. Bütün insanlar sana iyilik yapmak istese, Allâh izin vermedikçe hiç kimse sana iyilik yapamaz.” Bu hadîs-i şerîf (Tirmizî, Kıyâmet 59), tevhîdin en pratik ifâdesidir: Korkacağın da umacağın da tek adres Allâh’tır.

Hz. Ali’nin Hastaya “Tövbe Et” Reçetesi

Efendi hazretleri Hz. Ali radıyallâhu anh’ın çarpıcı bir tatbîkini nakletmiştir: “Birisi geldi Hz. Ali’ye, rahatsızlığından bahsetti, hasta olduğundan bahsetti. Hz. Ali dedi ki: ‘Tövbe et.’ Yine birisi geldi kucağında çocuk, dedi ki ‘Çocuğum hasta, duâ eder misiniz?’ Hz. Ali dedi ki: ‘Tövbe et.'” Efendi hazretleri bu tatbîkten çıkan düstûru şöyle beyan buyurmuştur: “Kardeşler, bir rahatsızlık, bir sıkıntı, bir problemle karşı karşıyaysanız Allâh’a çokça tövbe edin. Secde edin, namaz kılın, duâ edin. Gam görünce tövbe et. İçiniz daralınca tövbe edin. İçiniz burkulunca tövbe edin. Tövbeyi bir şifâ gibi görün, bir arınma gibi görün, Allâh’a bir yaklaşma olarak görün.”

Hz. Mevlânâ: “Ben Hastalığıma Âşığım, Gam Toprağını Gözüme Sürme Gibi Çekmekteyim”

Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın meşhûr beytini okumuştur: “Onun hoş olmayan şeyi de benim cânıma hoş geliyor. O gönül inciten sevgilime cânım fedâ olsun. Nazîri olmayan tek padişahımın hoşnut olması için ben hastalığıma âşığım, derdime de. İki deniz gibi gözlerimin incilerle dolması için gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim.” Efendi hazretleri: “Demek ki büyükler de gam toprağını sürme niyetine kullanıyorlar.”

“Zenginliğinden Dolayı Hürmet Eden İmânının Yarısını Kaybeder”

Efendi hazretleri sohbetin sonunda toplumsal eşitlik ilkesini hadîsle çerçevelemiştir: “Bir kimse karşısındakinin zenginliğinden dolayı ona hürmet ederse, îmânının yarısını kaybeder. Bir kimsenin bürokratik makâmından dolayı ona hürmet eden, îmânının yarısını kaybeder.” Sonra kendi meclisini göstermiştir: “Bakın herkes aynı koltuklarda oturuyor. Benim koltuğum da aynı, sizin koltuğunuz da aynı. Hepimiz burada Âdem’in çocukları gibiyiz — bir tarağın dişleri gibi.”

“Biz Kapının Önünde CD-Kitap-Dergi-Okunmuş Terlik Satanlardan Değiliz”

Efendi hazretleri kendi topluluğunun kimliğini son kez net bir şekilde koymuştur: “Biz Allâh için buradayız. Bir ücret karşılığında değiliz. Herhangi bir belediyeden, vâlilikten, resmî kurum ve kuruluştan ücret alanlardan değiliz. Biz Bursa Tasavvuf Vakfı olarak bir gönüllüler vakfıyız. Kapımız herkese açık — gelene selâm veririz, eyvallâh deriz; gidene güle güle deriz, el sallarız. Seven başımızın tâcı, gönlümüzün sultânıdır. Sevmeyen de bizden uzak Allâh’a yakın olsun deriz.”

Âmelî Dersler

Efendi hazretlerinin bu 22. sohbet-i şerîfinden çıkarılacak âmelî dersler:

  • Mesnevî’yi oku: Lafontaine’den önce Hz. Mevlânâ’nın eşyâ konuşturma edebiyâtını öğren.
  • Ateş Allâh’ın emriyle yakar: İbrâhîm’in ateşi, İsmâîl’in bıçağı, Mûsâ’nın denizi.
  • Hanefî kâidesi: Fiiliyat üzerinde iki kuvvet — kul ister, Allâh yaratır.
  • Cehennem ateşi mü’minin nûrundan korkar: Zikrullâh kalbe nûr yerleştirir.
  • Gâzî tarîkatları ara: Kurtuluş Savaşı’na katılan dergâhlara intisâp et.
  • Sütübozuk tarîkatlardan uzak dur: İngiliz-Fransız-Yunan bozması.
  • Ateş burhânı gerçektir: Efendi hazretleri bizzât 1989’da yaşamıştır.
  • Şiş burhânı gerçektir: Ne kan ne acı — Allâh’ın izniyle.
  • “Allâh izin vermedikçe kimse sana kötülük yapamaz”: Hz. Peygamber’in vasiyyeti.
  • Hz. Ali’nin reçetesi: Tövbe et. Hastalıkta, sıkıntıda, gamda — tövbe.
  • “Ben hastalığıma âşığım”: Gam toprağını sürme niyetine çek.
  • Kangalı koru, pitbull’u getirme: Bu topraklara âit her şeyi muhâfaza et.
  • “Kopyalanmış dünya”dan çık: Kendi fikrini üret, kendi gıdânı yetiştir.
  • Zenginliğe hürmet eden îmânının yarısını kaybeder.
  • “Biz gönüllüler vakfıyız”: Ücret yok, menfaat yok, torpil yok.

Referanslar ve Kaynaklar

Bu sohbette atıfta bulunulan âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler ve tasavvufî kaynaklar:

  • Burûc sûresi, 4-8. âyetler — Ashâbu’l-uhdûd (hendek sâhipleri) kıssası
  • Enbiyâ sûresi, 69. âyet — “Ey ateş! İbrâhîm’e serin ve selâmetli ol”
  • Zâriyât sûresi, 56. âyet — “İnsanları ve cinîleri bana kulluk yapsınlar diye yarattım”
  • Fâtiha sûresi — “İyyâke na’budü ve iyyâke neste’în”
  • Hadîs-i Şerîf — Hz. Peygamber’in Abdullah bin Abbâs’a vasiyyeti (Tirmizî, Kıyâmet 59)
  • Hadîs-i Şerîf — “Bir kimsenin zenginliğinden dolayı ona hürmet eden îmânının yarısını kaybeder”
  • Hadîs-i Şerîf — “Müslümanlar bir tarağın dişleri gibidir” (Ahmed, Müsned)
  • Hz. Mevlânâ — Mesnevî: Ateşin konuşturulması, “Ben Allâh’ın kılıcıyım, onun izniyle keserim”
  • Hz. Mevlânâ — Mesnevî: “Türkmenlerin köpekleri çadır kapısında misâfire yaltaklanır”
  • Hz. Mevlânâ — “Ben hastalığıma âşığım, gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim”
  • Hz. Ali radıyallâhu anh — Hastaya “tövbe et” reçetesi
  • Hanefî fıkhı — “Fiiliyat üzerindeki kuvvet ikidir: kul ister, Allâh yaratır”
  • Rufâî tarîkatı — Ateş burhânı ve şiş burhânı geleneği
  • Ödemişli Rufâî Şeyhi — Yunan işgaline karşı mücâdele ve fırında yanmayan cübbe kıssası
  • Efendi hazretleri — 1989 İzmir Ödemiş’te bizzât yaşadığı ateş ve şiş burhânı şahâdeti

Sohbetin Özeti

Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 22. sohbeti, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden ateşin konuşturulması edebiyâtıyla açılmış; Zünüvâs’ın hendek ateşi ve Burûc sûresi kıssası anlatılmış; ateşe atılan genç kızın “İçerisi güllük gülistanlık” diye bağırması nakledilmiş; eşyânın hassasının Allâh’ın emriyle değişebildiği İbrâhîm-İsmâîl-Mûsâ örnekleriyle gösterilmiş; suyun paradoksu (yakıcı+yanıcı=söndürücü) kimyâ ilmiyle desteklenmiş; cehennem ateşinin mü’minin nûrundan korktuğu hadîsle beyan edilmiş; Anadolu’daki Gâzî tarîkatlar ile sütübozuk tarîkatlar ayrımı tekrar vurgulanmış; Ödemişli Rufâî Şeyhi’nin fırında yanmayan cübbesi kıssası anlatılmış; Efendi hazretlerinin 1989’da bizzât yaşadığı ateş burhânı (kıpkırmızı demiri yaladı — dil yanmadı) ve şiş burhânı (boyundan girip göğse çekiçle çakılan şiş — ne kan ne acı) detaylıca nakledilmiş; “kopyalanmış dünya” eleştirisi yapılmış; Hz. Pîr’in ateşi “Ben Allâh’ın kılıcıyım” diye konuşturması okunmuş; Hz. Peygamber’in Abdullah bin Abbâs’a “Allâh izin vermedikçe kimse sana kötülük yapamaz” vasiyyeti hatırlatılmış; Hz. Ali’nin hastaya “tövbe et” reçetesi verilmiş; Hz. Mevlânâ’nın “ben hastalığıma âşığım, gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim” beyti okunmuş ve “zenginliğinden dolayı hürmet eden îmânının yarısını kaybeder” hadîsiyle sohbet taçlandırılmıştır. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.