Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #71 — Mesnevî 1927. Beyt: «Allâh’ı Zikreden Diridir» Hadîsi ve Mürşid’in Müjdesine Tutunma

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #71 — Mesnevî 1927. Beyt: «Allâh’ı Zikreden…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 1927. Beyt: «Allâh’ı Zikreden Diridir, Allâh’ı Zikretmeyen Ölüdür» Hadîsi

Beyitten devam ediyoruz Geçen hafta malum velilerin içi nameleri evvela der ki Ey yokluk âleminin cüzüleri, kendinize gelin Nefis yokluğundan baş çıkaran bu hayali bu vehmi bir tarafa atın. Tabii veliler deyince biraz böyle velilerle alakalı ve velilerin iç âlemiyle alakalı Kısa da olsa bir sohbet olmuş oldu Yine buna bu minval üzerine Hazret-iPir devam ediyor. Ey Kevn-i Fesat âleminde tamamıyla çürümüş canlar Ebedi canlarınız ne vücuda geldi ne de doğdu Bu bozuk fesat dedi bozuk bu dünya âleminde bu keşişçi âlemde Bu sonuç itibariyle bizim var gördüğümüz ama hakikatte olmayan bu âlemde Ne vücuda geldiniz ne de doğdunuz diyor çok ileri safhada bir söz söylüyor Hazret-iPir. Ama bu normalde bunu söylerken de bu benim anladığıma göre heva ve heveslerini ilahlaştıran Bu noktada bu fesat âlemde bu kendisini de fesata sürükleyen ve hem fikri olarak hem ameli olarak Çok affedersiniz ama bozulmuş çürümüş kendilerini bu fesatlıktan bu çürümüşlükten kurtaramayıp Tabiri caizse nefislerini hayvani nefisten yukarı çıkaramayıp Hayvani nefiste kalanlar ve hatta yine Âyet-i Kerîme mücibince hayvandan daha aşağı bir halde yaşayanlar Furkan Ayet 44 Yoksa sen onların çoğunun dinlediklerini veya aklettiklerini mi sanıyorsun başka değil onlar dört ayaklı hayvanlar gibidirler hatta daha daha sapıktırlar Bu fesada uğrayanlar nefislerini nefsi emmareden daha aşağıda tutanlar nefsi emmare de dahil buna emmareden daha aşağı tutanlar Din bilmez, diyanet bilmez, Allâh bilmez, peygamber bilmez, tabi olmaz bu tip insanlar kendilerince çürümüş bir hayatların içerisinde yaşayıp O çürümüş hayatı kendilerince kendilerine parlak gelen hayatı doğru zanneden ama ne yazık ki o çürük hayatın içerisinde yaşamaya devam edenler Ve bu manada heva ve heveslerini ilah edinen bu Adem’den itibaren insanların en büyük handikablarından birisi kendi heva ve heveslerini ilah edilmesidir İnsan çünkü aklına uyunca vahyi bırakınca kendi heva ve hevesini ilahlaştırır bunu böyle Kur’ân ve Sünnet’in insanın kendi hürriyetine bıraktığı yerler vardır bir kimse orada ben bunu tercih ediyorum diyebilir ayın başında ortasında sonunda namaz vardır, Sünnettir bir de 14’ünde 15’inde 16’sında vardır o da Sünnettir bir de pazartesi perşembe vardır bir de nafile oruç olarak söylüyorum bir de bir gün boş bir gün dolu vardır Sen bunlardan birisini tercih edebilirsin dersin ki ben bunu tercih ettim bu Sünnet senin içindedir ama buna rağmen sen farklı bir oruç çıkarıyorsan adına da oruç diyorsan onun bu bu sefer normalde hevâ-hevesine ilah edilmiş oldun kendi heva ve hevesinden bir şey çıkarmış oldun Ne yazık ki tarih boyunca insanlık bu konuda sıkıntıya düşmüş heva ve heveslerini ilah edilmişler kendi heva ve heveslerini kendi ilahları olarak devam ettirmişler.

Onlar Hakkında

Hatta daha ileri yapmışlar heva heveslerinden çıkan o bozukluğu o fesadı güç eline güç geçirenler o fesada herkesin uyması için zorbalık yapmışlar baskı yapmışlar heva ve hevesini ilah etmiş Herkes benim istediğim gibi inanacak benim istediğim gibi ibadet edecek demiş böyle zorbalık yapmışlar böyle baskı düzenlemişler bunlar normalde yeryüzünde fesat çıkaran bozgunculuk çıkaran insanlar Ve yine Âyet-i Kerîme’de kötü işi kendisine süslendirilip de onu güzel gören salih amellerle işleyenler bir midir? Yoksa sen onların çoğunun dinlediklerini ve haklı ettiklerini mi sanıyorsun? O Âyet-i Kerîme’nin başı böyle çünkü. onlar sen dinlediklerini haklı ettiklerini onlar kötü işleri kendisine süslendirilip iyiymiş gibi geliyor. bunlar normalde.

Bu fesat aleminde ne yazık ki fesatlıklarına devam edip bu fesada tabiri caizse yangına benzin taşımak gibi bir şey. Ve bunlar bu fâni olan, geçici olan bu alemde sanki kalıcı olacakmış gibi, sanki hayatın sonu gelmeyecekmiş gibi hatta sanki bu dünyanın sonu gelmeyecekmiş gibi kötülüklerine iyilik olarak devam ediyorlar. Ve bu çürümüşlüğün içerisinden kendilerine de o çürümüşlük yerde çürük bir şekilde kendilerine pay çıkarıyorlar. O çürük, o necis dünyanın içerisinde necasetin padişahlığını, necasetin krallığını yapacağız diye uğraşıyorlar. Daha ilerilerini konuşayım. Bu necaset aleminin içerisinde necasetin şeyhliğini yapma, necasetin pirliğini yapma, necasetin içinde kendini bir şey zannetmeye çalışıyorlar.

Oysa sen gelip geçici olduğun gibi bu alem de gelip geçici. Sen gelip geçici olduğun gibi bu dünya da gelip geçici, senin hayatın da gelip geçici. Hatta Hz. Piri’ne göre sen var olmadın bile. Şimdi burası aslında ben sohbetlerde derim ya, herkes Muhyiddîn-i Arabî Hazretlerini çözümlenmesi zor bir kimse, sözlerini çözümlemesi zor bir kimse olarak görür. Tespitlerini, tasavvufi veya varlığın üzerindeki tespitlerini, varlığın üzerindeki işaretlerini o normalde çok girift gelir. Ben de derim ki hep siz Arabinin dilinden dolayı ağır gelir, dilinden dolayı ağır geldiğinden onun tesbitleri size çözümlenmesi zormuş gibi gelir. Oysa Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum’a Hazretleri Arabi’den almış olduğu bayrağı daha ileriye götürmüştür.

Daha ileri konuşur, daha derin konuşur, daha girift konuşur ama bunları söylerken hikayelerle örneklendirerekten söyler. Ben şimdi az önce bu meselenin bu beyti zahir olarak yorumladım. Bu beytin bir de batini yorumu var, ben de yazmadım onu zaten. Beytin batini yorumuna Allâh alem, Hz. Pîr diyor ki, normalde bu alem fesat aleminde tamamıyla çürümüş bu alem, alemi çürümüş olarak görüyor önce. Ve bu çürümüşlüğün içerisinde canları da çürümüş olarak görüyor ve ebedi olan canlarınız bu çürümüşlüğün içerisinde gerçek manada var olmadı. Bu çürümüşlüğün içerisinde siz hakikati yakalayamadınız. Siz hakikati yakalayamadığınız için yok hükmündesiniz. geçen hafta sohbette de dile getirmiştim, ey ashabım sizi zikredenle zikretmenin arasındaki farkı söyleyeyim mi?


Sahâbe’nin Hz. Peygamber’e Doyamadığı Bakış — Tasavvufî Müşâhede ve Çarpılma

Söyle ya Resulallah, Allâh’ı zikreden diridir, Allâh’ı zikretmeyen ölü gibidir. o kimse ölü hükmünde. Neden? Allâh’ı zikretmedi çünkü. Allâh’ı zikretmeyen bir kimse fesada uğradı. Gerçek manada fesada uğradı, bozuldu. Bir şeyin fesada uğraması demek o şeyin bozulması demek. Bozulmak demek o şeyin evsafının bozulması. bir madde ise maddenin kendi evsafının bozulması, çürümesi. Bir yemek düşünün, yemek eğer ki düzgün bir şekilde saklanmadı fesada uğradı, bozuldu. Veya da siz bir meyve düşünün, bir müddet sonra içine kurt girdi, bozuldu. Bir tarla düşünün, tarlanın içerisine sinekler bastı, benim tarasa bastığı gibi bitkileri bozdu. Fesada uğrattı, bir şey onu fesada uğrattı. bir kimse Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmazsa ve Allâh’ı çokça zikretmezse o kimse fesada uğradı, bozuldu.

Ve bu alem fesada uğramış vaziyette. Bu alemin içerisinde Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmayan Allâh’ı zikretmeyen de fesada uğradı. Bunun Hazret-iPir bu velilerle ve peygamberlerin iç alemiyle alakalı konuştuğu için söylüyorum. Eğer senin yolun bir mürşide uğramadıysa sen de fesada uğramışlardansın. çürümüşsün ve yok hükmündesin. Çürümüşsün, yok hükmündesin. Sen diyeceksin ki varım ama Allâh’ın elinde yok hükmündesin. Sebep? Çünkü sen Allâh’ın nefesiyle nefeslenmedin. Sen Muhammed Mustafa’nın nuruyla nurlanmadın. Sen zikrullahın nuruyla nurlanmadın. Ancak bunlarla sen diri olacaktın. Ama bunlara uğramadığından dolayı ölü hükmündesin. Ölü hükmündesin o zaman normalde ne doğduğun ne vücuda geldin.

Bu manada Hazret-iPir diyor ki onu yok hükmünde görüyor. Rabbim bizi onlardan eylemesin. O namelerden pek az pek cüzi bir miktarını söylesem canlar, mezar ve merkatlerinden baş kaldırırlar. o veliliğin iç aleminden. Bunu ben Hazret-iPir’in üzerinden yürüyeyim. Hazret-iPir diyor ki ben kendi iç alemimden, kendi gönül dünyamdan, bana verilen ilhamdan, bana verilen ilhamdan, bana gelen ilhamdan, bana gelen ilmledinden, Ben bunu dışarı söylemiş olsam, mezardakinlere anlatsam, mezardakinlerin hepsi de ayağa kalkar, dirilirler. Bunun bir miktarını söylesem canlar, mezar ve merkatlerinden baş kaldırırlar. O bizim ölü olarak gördüğümüz kabristanlıklara gitsem, onlara veliliğin içinden gelen o ilahi namelerden, o benim içimdeki ilahi sırlardan, Hazret-iPir’in ağzından söylüyorum bunu.

Benim içimdeki ilhamattan, benim içimdeki ilmledinden, benim içimdeki manevi sırdan, ben mezardakinlere bir kelime söylesem, mezardakinlerin hepsi de ayağa kalkarlar. Ve hepsi de yeniden nefes alır, yeniden can alırlar. Ve Cenâb-ı Hak onlar ölü hükmünde olmasına rağmen onların ruhlarını onlara iade eder ve onların ruhları mezarlarında selama dururlar. Ve pişman olurlar yeniden yeryüzüne gitsek de biz bu zaten mürşid olsak diye. Çünkü normalde az bir şey dahi ona söylese onlar ayağa kalkacaklar. Çünkü bundan sonraki şeyde diyor ki veliler zamanın israfilidir. Demek ki o velilik onun içerisinde ayrı bir ilim, ayrı bir manevi bir tecelliata tabi. Bu Kur’ân ve Sünnet’in dışında değil. Sanki velilere gelen ilham Kur’ân ve Sünnet’in dışındaymış gibi algılanıyor.

Veyahut da biz veliliği de inkar eder hale geldik. Biz veliliği de inkar eder hale geldik. Ve biz veliliği de normalde önemsememeye başladık. Oysa velilik ayetle sabitti. Peygamberlerin haricinde, peygamberlerin varisleri olan velilik ayetle sabit. Ve Cenab-ı Hakk’ın o velilere ilham ettiği de ayetle sabit. Bakın ayetle sabit. Mesela o velilerle alakalı ne var? Ashab-ı keyf var. Biz hemşehriyiz ya onlar da Anadolu’da. Tabi her yerin bir ashab-ı keyfi var. Ama gerçekten onlar Anadolu’da yaşamışlar. Ona baktığınızda dünyanın değişik yerlerinde ashab-ı keyf gibi değişik böyle mağarada yaşayanlarla alakalı ibareler var. Bu da şunu gösteriyor. Herhangi bir ülkede ashab-ı keyf gibi mağarada yaşamış Tanrı dostları onların deyimiyle olduğu söyleniyorsa ve bu mütevatirse demek ki ashab-ı keyfin hayatı hakikat, doğru. nasıl herkesin bir çok özür dilerim mecnunu varsa, her toplumun bir mecnunu varsa ve o toplumlarda mecnun konuşuluyor ise, ismi farklı da olsa demek ki Allâh’ı böyle sevmek ve hatta bir kulun üzerinden Allâh sevgisini yakalamak hak, gerçek.

Çünkü baktığımızda geçmiş toplumların da birer mecnunları var. Ben bazen derim ya Avrupa’dan bir mecnun getirin bana. Neden? Onlar böyle sevemez çünkü. Sebep onlar böyle bir sevgiyi kaldıramaz. Materialisttir, maddeci diriler. Materialist ve maddeci diriler. Böyle sevemezler, böyle aşık olamazlar. Bakın böyle aşık olamazlar. O yüzden Batı zulmün altında yürür. Batı her türlü haramın içinde yürür. Bakmayın siz bize Batı’yı güzelleme yaptıklarından. Batı’nın güzel olan hiçbir şeysi yoktur. Hiçbir şeysi. Bakın gerçek yüzleri çıktı meydana. Hepsi de vahşidir. Vahşi katil insanlardır. Zorbe insanlardır. Yeryüzü batılılardan dolayı ne çekti? Yeryüzünden dolayı ne çektiyse çekmiştir. En büyük fesat, fitne batılılardan gelmiştir.

Bakın en büyük fesat ve fitne batılılardan gelmiştir. Ama biz onu öyle görmeyiz. Şimdi ashab-ı kef Cenâb-ı Hak’ın veli kulları. Mesela Cenâb-ı Hak’ın veli kullarından birisi Hz. Meryem. E demek ki o veli kullar var. Ama biz görmekten uzağız. Biz böyle insanlar var mı diye kendi kendimize sormaktan uzağız. Olsa da kabul etmekten uzağız. Çünkü çok biliyoruz biz. Her şeyi çok biliyoruz. biz doktora gidiyoruz, doktordan fazla doktoruz biz. Biz gidiyoruz mali müşavire, mali müşavirden fazla mali müşaviriz. Biz avukata gidiyoruz, avukattan fazla avukatız biz. Biz tercihe gidiyoruz, tercihden daha fazla tercihiz biz. Biz biliyoruz. Din mi? Dindeyse herkes biliyor. Avukatı terzisi doktoru. Bütün her alan dinde ahkam kesiyor. bir ortaokul talebesi hadisler sahih değil diyor.

Ahkam kesiyor. Veya hatta bir üç tane kitap okuyan kimse imam-ı azama kafa tutuyor. Veya iki sefer oturmuş Allâh demiş Abdülkadir Geylan Hazretleri’ne kafa tutuyor. Benim zamanımda olsaydı Geylan Hazretleri benden ders alırdı diyor. Böyle küstah. Veya hatta iki ders yapıyor, iki zikrullâh yapıyor, ben Allâh’la istişare ediyorum her şeyi diyor. Biz çünkü böyle hadsiziz. Böyle hadsiziz biz. O yüzden kim veli ki? O veliyi görse zaten diyecek ki ya bunun neresi veli? onların aradığı ne? Veli dediğin zaman kavuğu kocaman olacak, cübbesi kocaman olacak, yaldızlı cübbesi olacak, etrafındaki insanlar gördüğü zaman titricek, kendilerini açacaklar, sayhaları açacaklar. O veli gösterişli, şatafatlı, şatıatlı olacak.

Gözümüzde o böyle büyüteceğiz onu. Aman gözüne bakma onun. Aman kafanı kaldırma onun önünde. Sakın göz göze gelme. Neden? Çarpılırsın. Allâh!


Mü’minin Kalbine Doğan Âyet-Hadîs — Manevî İlhâmın Tasvîri

Hazreti Peygambere baktılar, bakmaya doyamadılar, çarpılmadılar. Hazret-i Peygamber’in ümmeti olan bir veliye bakacak, ümmet çarpılacak. Öyle mi? sahâbe Cebrâîl’i gördü, çarpılmadı. Sahâbe cinnileri gördü, çarpılmadı. Sahâbe Hazreti Peygamberle yaşadık. 18 yıl boyunca yediler, içtiler, savaştılar, sohbet ettiler, sabahladılar, çarpılmadılar ona baktıkları için. Ama o Şeyh Efendi’ye gittiğinde, aman kafanı eh! Asla kafanı kaldırma, göz göze de gelme. Yineden çarpılırsın. Bizi bunları söylediler. Böyle olunca da biz tırnak içerisinde velilik merhumunu, velilik merhumunu ve velilik makamını kerek görmeye başladık. Bunun yanında icazetsiz, derlemiş toparlamış, bir sabah kalkmış ben Şeyhim demiş.

Bunlarla ilave ettiğinizde, hadi bir kısmını diyelim ki Allâh için yola çıkmış bir şeyler yapmaya çalışıyor diyelim. Ama işin içerisinde fesada uğramış o da. Gelsin paralar, gitsin eurolar, gelsin dolarlar, gelsin altınlar. Haydin kardeşler cami yaptırıyoruz, haydin kardeşler medrese yaptırıyoruz, haydin kardeşler tekke yaptırıyoruz. Bu işler para vermeden olmaz. Okul yaptırıyoruz, han yaptırıyoruz, hamam yaptırıyoruz. O bir bakmışız ki bizim Şeyh Efendi 50 trilyonluk arabaya biniyor. Bizim Şeyh Efendi’nin villaları var. Boğaz’a bakan az bile daha fazlasının olması lazım. Yakışır bizim Şeyhimize. Tabii ya, olması lazım. Onların da gözleri görmezler. Ama koltuğun rahat adıyor. Gel bir otur benim koltuğuma.

Yemin ediyorum, vallahi de terk edeceğim, billahi de terk edeceğim. Ama yok, öyle bir şey. Onlar çünkü belli bir dükkanın ürünleri. Onlar, değişik ülkelerin, değişik karanlık mahvellerinde kurulmuş dergahlar, tarikatlar. Tabii böylece bunları da görünce bizim halkımız tarikattan da soyuyor, cemaattan da soyuyor. Kimmiş veli? Ya bırak ya, para düşkünü her biri. Deyip çıkıyor işin içinden. Öyle söylüyorlar. Ama bunun normalde gerçekten Allâh’ın dostları var mı? Var. Ayetle sabit mi? Evet. Hazret-iPir diyor ki, o büyük dostlardan, velilerden birisi, ben diyor gönlümden çıkanı söylesem, kabirdeki ölüler diyor canlanır. Hey koca Pir, sen konuştuğunda kabirdeki ölüler dirilir de kendisini diri gören, dünya üzerinde yürüyen ölüler dirilmezler.

Kabirdekinlere, es-salāmu ʿalaykə ya ehl-i kubur dersin. Mümin olanların hepsi de gür seda ile ve aleyküm selâm der, selamını alır. Tabiri caizse ayağa kalkarlar, boyun keserler. Ama dünyada yürüyen diriymiş gibi olan insanlar ne yazık ki dirilmezler. Neden? Fesadın içerisinde fesada boğulup kalmışlar. O selamı alacak kulak yok, o selamı alacak kulakta duyma yok, o selamı hissedecek gönül yok. O yüzden Necip Fazıl’ın dediği gibi yaşayan ölüler sizi kim diriltecek? Yaşayan ölüler sizi kim diriltecek? Evet, kulaklar, o nameler uzakta değil fakat sana söylemek için, Sen o mürşidi Kamil’e kulak ver. Dil ile söylenmeye izin olmayanı gönül kulağıyla dinle. Kelama müsaade edilmeyeni gönlüne gönlüne daya, Gönlünden gönlüne akıtmasını bil.

Derviş, gönlünü gönlüne daya o mürşidi Kamil’in. O mürşidi Kamil’in gönlüne gönlüne daya. Dile gelmeyen sırlar senin gönlüne gelsin. Dile gelmeyen ruhi, ruhi sırlar senin gönlüne gelsin. Sen o mana alemine gönlüne gönlüne akıtmasını bil. Ruhi, ruhi sırlar senin gönlüne gelsin. Sen o mana alemine gönül ayağıyla yürüyeceksin. O mana alemini gönül gözüyle göreceksin. O manalı sözleri gönül kulağıyla dinleyeceksin. Gönlüne, gönlünü dayamıyorsan, gönlünü gönlüne dayamıyorsan ve ürstadını ve mürşidini kendinden fazla sevmiyorsan, kendinden fazla sevmiyorsan, onun gönlünden sana bir işaret gelmeyecek. Sen o namelerden almayacaksın. O namelerden almak istiyorsan muhakkak gönül kulağını onun gönlüne dayayacaksın.

Muhakkak ki gönlünü, gönlüne rapt edeceksin. Aynı sözler çıkacak senden. Aynı kelimeler dökülecek senden. Nasıl Hazret-i Peygamber’in dilinden dökülen, Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz’in dilinden dökülüyorsa, senin de dilinden dökülen, üstadının dilinden dökülecek. Veyahut da senin dilinden dökülen bir konuyla alakalı meselede, senin üstadının da dilinden dökülecek. Gönle, gönlünü daya. Onu kendinden fazla sev. Onu kendinden fazla seversen, onun o gönlündeki ilahi ilmin hazineleri sana açılır. Yoksa sana ilahi ilmin hazineleri açılmaz. Bu uzakta değil. Sen ceseden uzakta olabilirsin. Ama bir müridle mürşid arasında eğer ki müridin bağlantısı tam ise, rabıtası tam ise uzak yakın olur, yakın uzak olur.

Ne dedi. Hz. Pîr? Yemen’deki fiziken uzaktadır ama bizim canımızdadır. Yanımızdaki kimse yanımızdadır ama uzaktadır dedi, canımızda değildir. Bu bir mürid için mürşid uzakta değildir. Mürid onu uzakta görür. Çünkü gönül gözü ve gönül kalbi çalışmadıysa, gönül kulağı duymuyorsa o uzaktadır. Gönül kulağı duyan ise o başındadır, yakındadır, canındadır, ruhundadır, sırrındadır. Aslında mürşidle beraber dolaşır. Mürşidle beraber o da hangi alime gidiyorsa mürşid o da oraya gider. Mürşid nereyi seyrediyorsa seyrullah da o da orayı seyreder. Ancak gönül bağı kurarsa, orada gönül rabıtası kurarsa olur. Bizler daha doğrusu kendimizi karıştırmayalım. Tarikatım diyen kimseler dervişlere zorla iki alnının ortasını rabıta edeceksin diye rabıta veriyorlar.

Ya bu adam ne rabıtası, daha şeyh nedir bilmiyor. Şeyhi sevmek nasıldır bilmiyor. Onu bilmeyen kimseye rabıtayı patlatıyorlar. Her birinin akli dengesi bozuluyor, kafası bozuluyor her birinin. Sabahtan akşama kadar zorluyor kendini şeyhin iki kaşının ortasını rabıta edeceğim diye. Sufilik sevme işidir. Allâh’ı seven kimse sufilikte yürür. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i seven sufilikte yürür. Üstadını seven sufilikte yürür. Bu sevgi onda tecelli etmiyorsa o dergan içerisinde durur ama yol alamaz. Orada durması dahi büyük keramettir. Orada durması dahi büyük hikmettir. Bunu sakın kere gördüğümü zannetmeyin. Sakın orada dursun zaten o. Sıkıntı yok. Ama yol yürüyecekse evet kendinden fazla sevecek.

Ve o zaman kulak verecek. O zaman kulak verdiği zaman o velinin, o mürşid-i kâmilin hatta bit çetileri o peygamberin içindeki namelerden ona nâme gelecek. O zaman hakikati görecek. O zaman doğruyu yanlışı gerçek manada edecek. Allâh Resûlü buyurdu ya sallallâhu aleyhi ve sellem müftüler dedi fetva verse de siz kalbinize bakın. o zaman kalp mekanizması çalışacak. O zaman kalp mekanizması müftünün fetvasına değil kalbin fetvasına bakacak. Eğriyi doğruyu yanlışı eksiği fazlıyı kalbi ilham alacak çünkü onun. Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham edecek. Cenâb-ı Hak onun kalbine merhamet edecek. Merhamet edince evet bu hata, evet bu yanlış, evet bu doğru, evet bu eksik hatta âyet-i kerîme aklına gelecek.


Mürşid’in Müjdesine Tutunmak — «Müjdeye Tutunursan Allâh’tan Gelir»

Kalbine gelecek onun hatta hadîs-i şerîf kalbine gelecek. Bu konuda böyle bir hadîs-i şerîf var, bu konuda böyle bir âyet-i kerîme var, bu konuda böyle bir fetva var diye onun gönlü çalışmaya başlayacak ki gerçek manada sufi olma yolunda yürüyecek. Eğer bu manada gönlünü, üstadın gönlüne rabd edebilirse, gönlüne. Çünkü hiçbir yere sığmadım mümin kulumun kalbine sığdım dedi. Aklına değil, kalbine sığdım dedi. O yüzden Hazret-i Pîr için söylüyorum. O mürşidin öyle bir pir seviyesindeki bir mürşidin gönlüne kulağını daya. Şeytan kulağına vesvese vermesin. Gönlünü üstadının sesine daya. Heva heves seni parmağında oynatmasın. Üstadına sımsıkı yapış, nefis seni hopur hopur hoplatmasın. Hamsi gibi tavada zıplatmasın seni.

Zıplatır çünkü. 1930. beyt. Agah ol ki veliler zamanın israfilleridir. Ölüler onlardan can bulur gelişirler. Ölü canlar ten mezarında kefenlerine bürünmüş yatarlarken, onların sesinden sıçrayıp kalkarlar. Derler ki, bu ses öbür seslerden bambaşka. Çünkü dirilmek Allâh sesinin işidir. Agah ol ki veliler zamanın israfilleridir. agah olun, gözünüzü açın. Yusuf, pardon Yunus Sûresi âyet 62’den 64’de kadar. Veliliği inkar edenler, veliliği inkar edenler, Cenab-ı Hakk’ın âyet-i kerimesini inkar ediyorlar. Hazret-i Peygamber’in sünneti saniyesini hadîs-i şerifleri reddediyorlar. Ayetle sabit. Yunus 62-64 Gözünüzü açın. Allâh’ın dostları üzerine ne korku vardır ne de onlar mahzun olurlar. Onlar iman etmişler ve Allâh’a karşı gelmekten sürekli sakınmışlardır.

Onlara dünya hayatında da ahiret hayatında da müjdeler vardır. Allâh’ın sözlerinde değişiklik yoktur. bu en büyük kurtuluştur. O veliler en büyük kurtuluşa ermişlerdir. O en büyük kurtuluşa erdikleri için onlara dünyada da ahirette de mahzun olmak dünyada da ahirette de korku yaşamak yoktur. Onlar korku nedir bilmezler. Hem dünya için hem ahiret için. Her türlü dünyevi ve uhrevi korkulardan arındırılmışlardır. Herkes belli korkuları yaşarlarken o Allâh dostları Allâh’a olan tam teslimiyetleri ve imanları veçesiyle asla korkuyla yüzleşmezler. Korkuyu tanımazlar. Onlar korku nedir bilmezler. Bilmezler. Dünyalık da ahiretlik de korku onların içinden alınmıştır. O dünya ve ahiret korkusunu dünya ve ahiret kaygısını dünya ve ahiret üzüntüsünü o arkaya atmıştır.

O gerçek manada özgür gerçek manada kurtuluşa erenlerdendir. O yüzden onun için eş korkusu, aşk korkusu, çocuk korkusu, iş korkusu, dünya korkusu, şu korkusu, bu korkusu onlarda yoktur. Onlar korkuyla olan işlerini bitirmişlerdir. Onlarda uhrevi korku da yoktur. Ahiret korkusu da yoktur. Ahiret korkusu olmamak demek küstahlık değildir. Onlar Allâh’ı görüyormuşçasına yaşadıklarından hadisi kutsi öyle Allâh’ı görüyormuşçasına ibadet ettiklerinden Allâh’ı görüyormuşçasına yaşayan bir kimse ahireti de görür mahşeri de görür kabri de görür hesabı da görür kitabı da görür hesabı kitabı mahşeri de gördüğünden dolayı onun ahiret korkusu da yoktur hatta cennetteki makamını da görür cennetteki makamını da gördüğü için onda ahiret korkusu yoktur onda dünya korkusu da yoktur eğer dünya korkusu olursa o zaman zaten yeise düşer ümitsizliğe düşer dünya korkusu olursa hiçbir zaman hakkı ve hakikati tebliğ edemez, konuşamaz etrafındakilerden menfaat düşüncesi varsa menfaatim kesilir diye hakkı ve hakikati haykıramaz devletten, belediyelerden, kurumlardan oradan buradan bir şeyler devşireceğim diye derdi varsa o hak ve hakikati konuşamaz o hak ve hakikati konuştuğu için başındaki insanlar dahi tırsarlar, korkarlar onun başına bir şey gelecek ve hatta bunun sohbetlerine gidersek bizim de başımıza bir şey gelecek diye korkarlar ama o hak yolcusudur o müjdesini almıştır müjdesini aldığı için artık o cemalullah da fena olmuştur cemalullah perdesinden perdesine geçtiği için asla ve asla dünya ve ahiret kaygısı yoktur dünya ve ahiret kaygısı olmadığı için de bu alemde yalancı bu alemde yalnızdır ancak onun dostları peygamberler, veliler, mürşidler, müminler iyi sağlam dervişlerdir ancak onları onlar anlar diğerleri korkarlar diğerleri çekinirler hatta ve hatta terk ederler hatta ve hatta o üstadın gözünün içine bakaraktan terk ederler bakaraktan yürürler giderler çünkü o korkusuzluktan korkarlar çünkü hazreti Allâh onları kendine seçmiştir onları kendine seçtiğinden dolayı onlarda dünyevi ve uhrevi korku yoktur onlar korkusuz bir şekilde bu dünyadan geçip giderler hayal gibidirler sanki hakikatte yokmuş gibidirler bir rüya misali gelir geçerler gelip geçtikten sonra herkes ahı efkan eder dizine vurur o yüzden der sonradan kalanlar böylesi gelmedi oysa geldi sen gelenin kıymetini bilmediğinden dolayı böylesi gelmedi deyip ham hayal kurup oturdun kaldın kimlerdir Allâh dostları bakın Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri beyan ediyor.

Allâh’ın dostları görüldükleri zaman Allâh’ın hatırlandığı Allâh’ın zikredildiği kimselerdir demek ki bunlar var âyet-i kerîme o güne hitap etmiyor kıyamete kadar bütün herkese hitap ediyor kimlerdir Allâh dostları İbn Abbâs rivayet ediyor bir adam ey Allâh’ın elçisi Allâh’ın dostları kimlerdir diye sordu görüldüklerinde Allâh’ın hatırlandığı kimselerdir Ebu Hüreyre naklediyor. Allâh’ın kullarından öyle kullar vardır ki peygamberler ve şehitler onları gıpta eder ee Allâh’ın elçisi kimdir onlar olur ki onları severiz denildi ve şöyle buyurdu onlar öyle bir kavimdir ki kavim demek ki Allâh’ın dostları neymiş ayrı bir kavimmiş kavim özel kavim Allâh’ın dostları onlar öyle bir kavimdir ki mal ve nesebi için değil Allâh için birbirlerini severler yüzleri nurdur nurdan minberler üzerindedirler bütün insanların korkacağı zaman da onlar korkmayacaklar insanları mahsun olacağı zaman da onlar mahsun olmayacaklardır sonra az önceki bu âyet-i kerimeyi okudu Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem dikkat edin Allâh dostlarına hiçbir korku yoktur onlar mahsun da olacak değillerdir ayetini telavut buyurdu aynı hadîs-i şerîf benzer bir şekilde Ahmet İbn Hanbel’de naklediyor demek ki onlar mahsun olmayacaklar onlara dünyada da ahirette de müjdeler vardır denilince sahâbe soruyor Ya Resulallah bu müjde ne? cevap bu müjde Müslümanların gördüğü veya ona gösterilen salih rüyadır ben o yüzden derim rüyanızda görerekten ders alın o rüya sana müjde çünkü hem o üstada müjde hem sana müjde üstada da müjde sana da müjde o müjdeye sahip ol o müjdeye sırtını dönme Allâh’tan sana bir müjde o sen bir mürşid-i kâmili rüyanda görmüşsün yemin ediyorum o gördüğün rüya var ya dünya ve dünyanın içindekinlerden daha hayırlı ama sen o müjdeye sımsıkı tutunursan o müjdeye Allâh’tan gelen o müjdeye hainlik yapmazsan Allâh’tan gelen o müjdeye sırtını dönmezsen Allâh’tan gelen o müjdeye sen böyle kalkıp da çok özür dilerim ama kıymet bilmemezlik edip küstahlık etmezsen edersen kıymet bilmezsen yok kardeş hesabın çetin olur sebep Allâh sana delillendirdi çünkü Allâh sana delillendirdi dedi ki ben sana rüya göstermedim mi?


«Neden Gevşeklik Gösteriyorsun?» — Mürşid’in Müride İkâzı; Dersi Çekme Disiplini

ben sana delil olarak önüne koymadım mı? ben senin önüne delil olarak koymadım mı? o müjdeye sen sırtını dönme sen o müjdeye hainlik yapma sen o müjdenin kıymetini bil sen o müjdenin kıymetini bilmezsen yüz üstü sürülenlerden dolmasın gömülenlerden olursun daha aşağı inersin o yüzden o müjdelenmiş sana müjdelenmiş çünkü sımsıkı tut asla bırakma sımsıkı tut ve sımsıkı tutmak demek kaideye uymak usule uymak Kur’ân Sünnet’e uymak haddini bilmek hadsizlik yapmamak düp düzgün gitmek yoksa sen nankörlerden olursun sen vefasızlardan olursun kime? Allâh’a karşı Allâh muhâfaza eylesin o yüzden görülen rüya hem göreni hücettir hem de görüleni hücrettir o yüzden derim rüyalarınızı anlatın göreni de görüleni de hücet bazen aslında dervişlere rüyalarınızı birbirinize anlatmayın dememin sebebi şu bazıları rüyayla karşındaki kimselere tahakküm altına almaya çalışıyor bunlar ham dervişler seni rüyamda gördüm böyle böyle gördüm bu rüyamın önemi yok önemli olan sen üstadını gördün mü rüyanda sen onu anlat dervişe sen pir efendi’yi gördün mü rüyanda sen imam-ı azamı imam-ı şafii imam maliki’yi gördün mü sahabeleri gördün mü geçmiş peygamberleri gördün mü peygamber efendimizi gördün mü onu anlat derviş kardeşine işaret olsun aşk olsun ona bunu anlatmıyor yok çünkü bunu anlatmıyor yok çünkü ne anlatıyor gürkan seni ben rüyamda gördüm iyi gördüm rüyamda gördüm gürkan seni iyi gördüm sen bana tevessül et sen bana doğru yanaş bak ben seni rüyamda gördüm aman ya gürkan da şöyle diyecek beni rüyasında görmüş Allâh razı olsun.

Allâh Allâh dün bir bugünkü ya sen ne ama böyle bu yola girdin sen sen ne istismar ediyorsun yolu sen yolu neden istismar ediyorsun sen neden yolu kirletiyorsun sen görmüş oldun filancayı gördün rüyayla onu neden ta hakkım altına almaya çalışıyorsun bu yolu istismar etme bu yolu sen kirletme harap olursun e ben de ne diyorum o zaman arkadaşlar rüyam anlatmayın birbirinize diyorum birbirinize rüyam anlatmayın sebep ya rüyayla sen dervişleri ta hakkım altına alıyorsun ben rüyamda gördüm e gördün sen gördün ya tamam sen gördün sen senin rüyanın kayda değer bir rüyaysa varsa bir şey başındaki de öğrendi değil ya sana bir şey söyleyecektir muhakkak sana bir şey diyecektir veya demeyecektir ne yapacaksın bir de o var rüyayı anlattım manası ne efendim tabi ya ya bunu defalarca söylüyorum yine defalarca bunu böyle manası ne ne işarete geldi Allâh Allâh diyorum ya bunlar diyorum sohbeti dinlemiyorlar demek ki sohbeti dinlemiyor sohbeti dinlemiş olsa tabi olacak yok oturacaksın kalkacaksın ona bir de cevap yazacaksın kuş görmüş kuş gitmiş bir dalakonmuş dalakonduktan sonra buna bakmış hikmeti ne dervişlik bu hale getirilmez ya bu hale getirilmez yok biraz edeb lazım biraz haddi bilmek lazım biraz haddi bilmek lazım yok biz böyle istismar ediyoruz biz şeyhi de istismar ediyoruz şeyhin samimiyetini de istismar ediyoruz onun yumuşaklığını da istismar ediyoruz onun sünneti uyma çabasını da istismar ediyoruz tamam gecesi olmayacak gündüz olmayacak o da insan gibi yaşamayacak hiç bir şeyse olmayacak o yazdı ya selamünaleyküm anında aleyküm selâm yazacaksın anında yazacaksın ona işinin gücünü bırakacaksın onun bir dersi olmayacak onun bir zikri olmayacak onun bir murakabesi olmayacak onun bir şeysi olmayacak tabi ya birisi de öyle yazmış İsmail Akkı, 70 tane Bursev olmuş hepsi de ayrı şey yazmış ne o? tefsir yazmış efendim sizden de birkaç tane vardır zaten muhakkak siz de cevap verirsiniz küstahlıkta böyle sınır tanımayanlar da var buradan da bu konuşuyor teknolojinin de böyle bir hali var normalde şimdi bunun da bir Allâh muhâfaza eylesin sınırı olmalı ve lasıl o rüya senin için müjde ona sahip çık hadsizlik yapma ona göre dost doğru dur yolunda yürü çünkü o veliler zamanın israfili bunun kıymetini bil ve sen gerçekte ölüsün sen onun nasihatiyle can bulacaksın onun vermiş olduğu esmayla onun vermiş olduğu sohbetle ve zikrullâh alakasında dirilerden sayılacaksın o yüzden bu hali asla kaybetmemeye çalış ve o mürşidin tespitleri o mürşidin sözleri o mürşidin hali senin gönül dünyana aydınlatacak sen gönül kulağını iyi yasla can kulağını iyi rabıta et oraya ve can kulağını sen iyi dinlersen şeytanın gönlüne vermiş olduğu vesese nefsin hile ve desisesi senden yürüyecek gidecek şeytan hile ve desisesiyle seni kandıramayacak ama sen gönlünü ve rabıtanı bozarsan evet şeytan da nefsin de seni aldatacak bu rabıta bozukluğundandır müridle mürşid arasındaki ilişkinin bozulması rabıta bozukluğundandır müridin tembelliği, müridin bir işi yapmamayı istemesi ayaklarının geri geri gitmesi onun rabıtasının bozukluğundandır onun gönül dünyasının kirlendiğindendir o heva ve hevesine uymuştur şeytan ona vesvese vermiştir şeytan vesvese verdiğinden onun ayakları geri geri gider sohbetten geri geri gider, zikrullâh’tan geri geri gider bir iş yapıyorsa oradan geri geri gider o tabiri caizse herkes ileri doğru koşarken o gönül yine üst attı ama o geriye doğru koşmaya başlar dersin ki bu neden geriye koşuyor öyle değil mi? hoş onun geriye koşmasını da lütuf olarak görüyoruz yoldan çıkmıyor en azından haydi dersin arkasından tutarsın, yürütürsün, koşturacağım diye uğraşırsın bazıları bu da böyle yakınlarda olur yakınlarda kendisini yakın görenler geri geri koşacağım diye uğraşır lan yavrum kardeşim ya sen ne yapmak geri geri koşacağım diye uğraşıyorsun? sen bir milim dahi olsa ileri doğru koş sana demişler ki örneğin adnan yanlış anlama suyu getir, ya getir sen ya neden gevşeklik gösteriyorsun? veyahut da bunu buradan kaldıracaksın kaldır kardeşim neden gevşeklik gösteriyorsun?


Mürşidi Can Kulağıyla Dinleyenler ve Sünnet-i Seniyye’ye Sımsıkı Yapışma

dersini çek neden gevşeklik gösteriyorsun? neden geri geri gideceğim diye uğraşıyorsun? neden hevâ-hevesine uyuyorsun? neden şeytana uyuyorsun? uyudun, uyudun e telafi et yoksa geri geri gidiyorsun maazallah geri geri giderken sende arkanı görecek göz de yok ayağını bir taş alacak düşeceksin düşünce kalacaksın orada kaldığınla da kalmayacaksın sonra diyeceksin ki bırakıp gittiler beni yoldan çıkacaksın sonra diyeceksin ki benimle ilgilenilmedi ya kardeş daha ne yapalım sana? öyle söylüyoruz anlamıyorsun böyle söylüyoruz anlamıyorsun direk söylüyoruz anlamıyorsun en direk söylüyoruz anlamıyorsun anlamıyorsun anlamak istemiyorsun sen kulağını vermiyorsun sen rabutanı bozuyorsun sen rabutana başka şeyler almışsın hem dergahtayım diyorsun ama dergahta başka şeylere rabutan almışsın şehriye rabutan almışsın yok zakirlik rabutan almışsın yok çavuşluk rabutan almışsın yok şunu rabutan almışsın değil kardeşim ya otur dervişlik yap gönlünü gönlüne rabıta et işine bak yoluna bak geri adım gitme geri adım gidersen Allâh muhâfaza ol etsin o yüzden hüsrana uğrayanlardan olursun sen ben çok özür dilerim böyle ben dediğim için ama bir ölçü veriyorum diyorum ki 18 yıl boyunca ben şeyhimin sözüne baktım millet ne dediyse dedi beni ilgilendirmedi ben şeyhimin bana ne dediğine baktım bir de şeyhimin benim yüzüme ne dediğine baktım arkamdan da ne dediğine bakmadım benim şeyhim şey efendinin tabiriyle dabak sevdiği deriyi yerden yere çarparmış değil mi Hüseyin aga sohbetlerde bunu çok diyordu sohbetlerde bunu çok diyordu değil mi dabak sevdiği deriyi aslında kendisi de eski derici dabak kendisi tabi sonradan ayakkabıcı önceden derici bildiğiniz derici dabak o yüzden o derdi ki dabak sevdiği deriyi yerden yere vurur o vururdu beni yerden yere çünkü bir şey örnekleceği zaman millet de böyle bakardı ona Mustafa abi için böyle söyledi bir saat sonra benden beraber biz böyle canciğer kuzu sarmasayız onu görmüyor şimdi o oradan aldanıyor derviş yok sen gönül kulağını daya ona yok sen gönül kulağını daya ona biz şimdi birisinin böyle böyle bir aleyhine bir şey söylesek adam dergahı mergah bırakır bırakır benim hakkımda böyle konuşmuş ya der konuşsa ne olacak konuşmuş iyi sen de nefsini topla kendini topla konuştunse sana senin kendini toplaman için konuşmuş o yüzden hadîs-i şerifte salihlerden söz edilen yere rahmet iner lütfi ilahi ve affurrabbaniyar buyurulmuş hadîs-i şerifte o yüzden sen o mürşid-i kâmillerin sözlerini gönül kulağıyla kulak ver gönlünü onlara daya onlara yasla muhakkak ki kurtuluşa erenlerden olursun.

Rabbim bizleri kurtuluşa erenlerden eylesin


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1927. Beyt — «Diri-Ölü Mü’min» Hadîsi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1927. beyit civarı; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; «Allâh’ı zikreden diridir» Hadîs-i şerîfi — Buhârî, Daavât 65 (6407); Müslim, Müsâfirîn 211; «meselü’llezî yezkurü Rabbeh ve’llezî lâ yezkurü Rabbehû ke-meseli’l-hayyi ve’l-meyyit» (Allâh’ı zikreden ile zikretmeyen, diri ile ölü gibidir); Buhârî, Daavât 66; «zikrullâh kalbi diriltir» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, Miftâhu’l-Felâh; Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara.
  • Sahâbenin Hz. Peygamber’e Doyamadığı Bakış (Müşâhede): «kâne ahsene’n-nâsi vechen» — Tirmizî, Şemâil 1; Buhârî, Menâkıb 23; «doyamamak» — Hz. Enes b. Mâlik nakli — Buhârî, Edeb 39; Müslim, Fedâil 51-52 (2309); «Hz. Peygamber’e bakanın çarpılması» — sufî tâbiri — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; modern okuma — Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb (Mu’cizât-ı Ahmediye).
  • Mü’minin Kalbine Doğan Manevî İlhâm: «el-ilmü nûrun yakzifuhullâhu fî kalbi men yeşâ’» (İmâm Mâlik) — İbn Asâkir, Târîhu Dımaşk; «kalbe ilkâ» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «zikr-i kalbî» — Tirmizî, Daavât 73; «Allâh-i mealkulu’lkalp» — Bediuzzaman, Sözler 17. Söz; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Mürşid’in Müjdesine Tutunmak» — Tasavvufî Cesâret: «müjdeci rüyâlar» — Buhârî, Ta’bîr 5 (6990); Müslim, Rüyâ 6 (2263); «mürşidin müjdesi ile manen yenilenme» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «müjdeye tutunmanın bedeli» — İbn Atâullah, el-Hikem; modern uygulamalar — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • «Neden Gevşeklik Gösteriyorsun?» — Mürşid İkâzı: «el-mürşidu vâlid-i ma’nevî» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; «mürşidin müridini ikâz etmesi» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «evrâd-ı şerîf disiplini» — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; «manevî gevşeklik tehlikesi» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; «zikr-i kesîr» — Ahzâb 33/41-42; A’râf 7/205.
  • Mürşidi Can Kulağıyla Dinlemek ve Sünnet-i Seniyye’ye Bağlılık: «el-mer’ü mea men ahabbe» — Buhârî, Edeb 96; «mürşide ittibâ» — Mâ’ide 5/35; Tevbe 9/119; modern Karabaş silsilesi (Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi) — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışmak» — Mâlik, Muvattâ, Kader 3.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Râbıta. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı