Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #70 — Müslümanların Dizayn Edilmesi, «Ne Çavuş İstiyorsa Verelim» ve Atatürk Fetvâsı Tartışması

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #70 — Müslümanların Dizayn Edilmesi, «Ne Çavuş…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Müslümanların Dizayn Edilmesi — Modern Toplumun İslâm’a Karşı Yeniden Yapılandırılması

Âmîn. Bugünkü nasihatimiz, inşâallâh 23. nasihat demişiz. İnsan Sûresi, âyet 25. عَبَى كَبُ كُرَةً وَأَصِيلًا صَدَقَ اللّٰهُ الْعَظِيمِ Âmin. İnsan Sûresi, âyet 25. Sabah-akşam, Rab’binin ismini zikret. Cenâb-ı Hak geçen hafta sohbetin arasında öyle bir şey vardı ya, oruç vakti saati belli, günü belli. Ramazan’da bir kimse 30 gün orucunu tutar, farzını yerine getirir. nafile tutacaksa ayın başında, ortasında, sonunda veya 14. de 15. de 16. s. daha fazla gücüm yeter derse Allâh Resûlü’ne sahâbî öyle deyince, bir gün boş, bir gün dolu tut. Bu da Dağut kardeşimin orucudur, bundan daha fazlası yoktur der. Veya hatta namaz beş vakit farz kılınmış, geçmiş ümmetlere farz kılınmış gibi. Sizde de namaz farz kılınmış demiş.

Allah’ı Hakkında

Günü saati rekatı belli veya hac bu mânâda günü saati nasıl yapılacağı belli. Zekat hangi maldan ne kadar verileceği belli. Genel olarak ibadetlere baktığımızda Allâh Resûlü’nün sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, orta ümmet olmamız hesabıyla ibadetlerde de bir orta yol tutturulmuş. sabahtan akşama kadar namaz kılın diye bir düşünce yok. Veya hatta yıl 365 gün oruç tutun diye böyle bir ibadet yok. İslam’da ruhbanlık zaten yok. Hadîs-i şerîfle sabit. İbadetler belli bir ölçüde insanın kendisini zorlamayacağı şekilde, sağlığını bozmayacağı şekilde, işini, eşini, aşını bozmayacağı bir şekilde ibadetlerin ölçüleri belli. Burada ölçüsü olmayan bir tek ibadet var. Ölçüsü olmayan bir tek Cenâb-ı Hak’ın emri var.

Allâh’ı zikir. Ayet-i kerîmede sabah akşam Rabbinin ismini zikret diyor. Şimdi böyle zikri sadece namaza bağlayanlar, oruca bağlayanlar, ilme bağlayanlar, böyle illâ ki bu zikrullâh’tan dışarı çıkartacak ya, böyle âyet-i kerîmelere eğip bükenler var ya, tabi zikrullâh’tan dışarı çıkartacak insanları böylece sufiliye de bir laf atacak, sufiliyi de reddecek. O yüzden kendine bir ölçü lazım, kendine bir şey lazım. O zikirden kasıt bu zikir değil, sizin yaptığınız değil. Bu tip şeyler biz yaklaşık 35 yıldır duyarız ya. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede burada Rabbinin ismini diye özellikle beyan ediyor. Ve bir de sabah akşam, sabahtan anladığımız ne? Günün başlangıcı. Akşam dediğimizde de günün sonu. siz normalde sabah akşamın devamını Allâh’ı zikredin.

Bu konuda herhangi bir kısıtlama, herhangi bir zaman, herhangi bir adet, herhangi bir böyle zikrullahın önünde duracak herhangi bir şey yok. sabah akşam Rabbinin adını zikret, bir de Rabbinin adını zikret. Cenâb-ı Hak’ın isimlerinden bir isim. Normalde Allâh’ı zikredeceksin devamlı. Bu mânâda zikrin en faziletlisi, Lâ Elâhe İllâllah’tır denmiş. Ama bunu burada özellikle sabah akşam sözüyle bir devamlılık arz ediyor. sen devamlı olarak Allâh’ı zikredeceksin. Devamlı olarak. Belli bir vakte sınırlamadan, belli bir sayıya sınırlamadan, belli bir mekânı sınırlamadan, mesela hac farizasını yapacaksınız, mekân belli. zaman içerisinde, tarih boyunca bir kısım müşrikler çıkmışlar, değişik kâbeler yapmışlar, gelin burada tavaf edin diye.

Ama hepsi yerle yeksan olmuş. Kalıntıları var şimdi, değişik yerlerde Kâbe kalıntıları var, bunun gibi. o Kâbe kalıntıları ne? O zaman için İbrahim Aleyhisselâm, Allâh’ın emriyle Mekke Kâbe’yi yapmış, bakmışlar ki inananlar oraya gidiyorlar, meseleyi ekonomik olarak. Ekonominin arkasında dini bir güç olarak görmüşler. O dini gücü ellerinde bulundurmak için değişik yerlere, değişik mekanlara, değişik bölgelere Kâbe türünde binalar yapmışlar. tavaf edecekseniz, ibadet edecekseniz gelin burada ibadet edin gibi. Bunu zaman zaman mesela Anıt kabiri de Kâbe Arapların ondan sonra, bizlerin Kâbesi de Anıt kabirdir deyip, Kamal öldükten sonra ne yapmışlar? orayı da tavaf yeri gibi yapmışlar. Şimdi de zaman zaman bunu dile getiren şiirler, bunu dile getiren insanlar da oluyor mu?

Oluyor. Ben neyse bu tehlikeli mecraya girmeyeyim yine. Ama zaman zaman bu dinin daha doğrusu dindarları yanına çekmek, dindarlarla beraber hareket edip, gücü elinde bulundurmak isteyenler, bu tip organizasyonlar yapmışlar. Dünya üzerinde hiçbir siyasi hareket yoktur ki, dini kendisine bir ölçü etmesin, bir destek, bir kaynak yapmamış olsun. Din bu manada ne yazık ki devlet idare etmek isteyenler, gücü elinde bulundurmak isteyenler, dini kendi ellerinin altında almak istemişler. Hâlâ da aynı. Ve o dini ve dindarları eline alan kimse, o iktidara gidip, eline alan kimse, o iktidara giden yolda kendilerine dini ve dindarları basmak etmişler. Sonra da dönmüşler iktidar olunca, bu dindarlar beni tekrar buradan al aşağı ederler diye önce dindarları kıymışlar.

O dindarları önce kıymışlar. Ya da demişler ki bize biat edeceksiniz, bize biat etmezseniz sizin enseniz de boza pişiririz demişler. Ve enselerini boza pişirmişler. Dindarlar da ne yazık ki aldatılmaktan bir türlü kurtulamamışlar. Her böyle kendilerindenmiş gibi görünen kimsenin peşine takılıp, onların güçlerine güç katmışlar, onların zulümlerine yardım etmişler. Enteresan bir şey bu. Baktığımız zaman, tarih boyunca taa ister iseniz asurlulara kadar gidin veya daha öncesine kadar gidin. Dini, inanışları, siyasiler ve devlet erkânı hep kullanmış, istismar etmiş. Hep yanına ne yapmışlar yardımcı olarak almışlar. Türkiye Cumhuriyeti devleti de kurulurken, Hacı Bayram’ın velide salat-ı selamlarla, mevlitlerle, tekbirlerle, tevhidlerle kurulmuş.

Ondan sonra nerede Kur’ân-ı Kerim okunuyorsa basılmış, camiler kapatılmış, Kur’ân kursları kapatılmış, bir ilticâ yaygılası, bir mürteci yaygılası tutturmuşlar, Müslümanların enserlerini boza pişirmişler. İlk önce devleti kurarken de Türkiye Cumhuriyeti devleti bir İslam devletidir demişler. Ondan sonra kafalarına göre devleti dizayn etmeye kalkmışlar.


«İlk Dizayn Edilecek Olan Müslümanlar» — Tarîhî Saldırılar ve Tasavvufî Direniş

İlk dizayn edilecek olan toplumda Müslümanlar önce Müslümanları bir güzel sindirmişler, bastırmışlar, baskılamışlar. Bu tarih boyunca böyle olmuş. Beytullah da böyle çok ziyaret edilince, insanlar da değişik yerlere Beytullahlar yapmışlar. Gelin burada haç farizanızı yerine getirin demişler. Hatta içlerine bir kısım putlar koymuşlar filan fişman. Uzun mesele ve sonuç itibarıyla ama haç geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılınmış. Bazen böyle bizim ülkemizde sivri akıllılar oluyor böyle. Akıllıları onların çok fazla. onlar diyorlar ki haç farizası sanki hep devamlı yazın yapılıyormuş gibi, kışın yapsınlar diyor haç farizasını. o yılın içerisinde onlar günü döndüğünden haberi yok.

Veyahut da orucu kışın tutsunlar diyor. yazın ne yapmaya oruç tutuyorlar, zulmediyorlar kendileri ne diye söylüyorlar. Hatta böyle söyleyen bir melami şehid de tanıyorum ben. Öldü mü, sağ mı bilmiyorum. Bizim orada Furunlu köyünde bir melami şehid vardı. Bizim derviş kardeşler Ramazan tabi çok sıcaktı. Böyle 30 kusur yıl sonra tekrar o sıcak günlere geliyor ya, geçti mesela o sıcak günler. Onunla olsana böyle bir sıcakta tabi oruç tutuyorlar. Onlara demiş ki, ya demişler ne kendinize zulmediyorsunuz, Allâh’ın istediği 30 gün oruç değil mi kışın tutuverin demiş. Şimdi tabi bu böyle zaman zaman ne yazık ki kendisini sufi görüntüsünü gösteren kimselerde de çıkıyor. Ve oruç veya hac veya namaz. Bunların hepsi de vakti saati dakikası belli.

Neyi nasıl yapılacağı da belli. Bunda ucu açık olan, ucu açık olan bir tek ibadet var Allâh’ı zikir. Cenâb-ı Hak da sabah akşam diyerekten bunu bize teyit ediyor, tespit ediyor. Diyor ki Allâh’ı zikri sadece ve sadece belli saatlerde yapmayacaksınız diyor. Gazâlî, Allâh’ı zikretmenin, bunu da çok hoşlarına gitmez böyle zikre karşı olanla. O yüzden özellikle Gazalinin bu tespitini aldım. Gazâlî, zikrin bütün ibadetlerin en üstünde, en yücesi olduğunu behan eder. Ama der ki bunun böyle olabilmesi için, burası çok önemli. Kişinin kendisini, kendisinin kalbinde Allâh’a karşı bir ünsiyet peydah etmesi gerekir der. ünsiyet nedir? Aşinalıktır, yakınlıktır. Ünsiyet nedir? Onunla beraber olduğunu hissetmektir.

Eğer bir kimse Gazalinin deyimiyle Allâh’ı zikrederken, Allâh’la beraber olduğunu kalbinde hissetmesi gerekir. Eğer kalbinde Allâh’la beraber olduğuna dair bir his oluştu veya o kimse Allâh’ı zikrederken, ben onunla beraberim dedi, dediği anda Gazâlî’ye göre en büyük ibadeti etti. Çünkü Ankabut 45’te de ne diyordu? Allâh’ı zikir en büyük iştir. Ankabut 45’te en büyük iştir deyince, Cenâb-ı Hak Gazâlî de diyor ki, o kimse sabah akşam Allâh’ı zikrederken, kalben Allâh’a çok yakın olduğunu hissetcek. Çok yakın olduğunu hissettiği anda, Allâh’la beraber olduğunu hissettiği anda, o en yüce ibadete ulaşmış olacak o kimse. Buradaki ince perde o. O kimse Allâh’ı zikrederken, Allâh’a ünsiyet peydah edecek.

Burası bu meselenin en önemli can alıcı noktası. o kimse Allâh’ı zikrederken, Allâh’la beraber olduğunun bilincine varacak. bir hadisi kudsi var, Allâh’ı görüyormuşçasına. Görmeseniz dahi, her daim onun sizi gördüğünüzü hissederekten ibadet etmek. O zaman görüyormuşçasına, Allâh’ı zikretmek görüyormuşçasına. Bakın bunlar belki de bizim nefsimize ağır gelebilir, zor gelebilir. Ama madem ki Allâh’ı zikrediyoruz, biz böyle tabiri caizse, niçin yaptığımızı tam idrakî ile yapalım. O yüzden normalde eğer ki bir kimse böyle Allâh’ı görüyormuşçasına veyahut da Allâh’la ünsiyet peydah etmiş gibi Allâh’ı zikrederse, Cuma Sûresi âyet 10’da da buyuruyor ki Cenâb-ı Hak, Allâh’ı çok zikredin ki kurtuluşa ereceksiniz.

Bakın burada da Cuma Sûresi âyet 10’da da Allâh’ı çok zikredin ki kurtuluşa ereceksiniz. Çünkü eğer çok zikrederseniz kurtuluşa ereceksiniz. Başka bir âyet-i kerimede de siz Allâh’ı namazlarınızı kıldıktan hemen sonra, bakın namazınızı kıldıktan hemen sonra, ayaktayken otururken yanlarınız üzerine Allâh’ı çokça zikredin. O zaman çokça zikretmek ayaktayken otururken yanlarının üzerine kurtuluşa erecek ve sabah akşam Allâh’ı zikredecek, kurtuluşa erecek. O zaman Allâh’ı zikir bir kurtuluş kapısı. Nitekim geçen hafta derste de söyledim, İbn-i Hanbel’in naklettiği bir hadîs-i şerîf, cemaatle yapmış olduğunuz zikrullahın sonucunda Cenâb-ı Hak bir melekle ne yapıyordu? Nida ediyordu, kalkın! Allâh sizin kötülüklerinizi hayra çevirdi.

Tertemiz bir şekilde oradan ayrılın. Tertemiz bir şekilde. Cenâb-ı Hak bizleri kurtuluşa çağırıyor. Cenâb-ı Hak bizleri kendine ünsiyet peydah etmemizi, kendine dost olmamızı istiyor. Ve kendisine yakın olduğumuzu hissettiriyor. Ve sen Allâh’a yakın olduğunu hisset. O uzakta değil. o böyle sessizce Allâh’a dua edin. Ayet-i Kerimesinde de Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ya, siz sağırı zikretmiyorsunuz diyor. Yine Cenâb-ı Hak sana kullarım benden sorarlarsa, de ki ben onlara yakınım. O zaman biz yakın hissetmeliyiz. Biz yakın hissetmemiz neyle alakalı? Allâh’ı zikrederken ona yakın olduğumuzu hissetceğiz. Ve bir de ne? Ona yakın olduğumuzu hissederken biz herhangi bir menfaat, herhangi bir beklenti gözetmeksizin Allâh’ı zikredeceğiz.

Bizim buradaki duruşumuz hiç kimseden hiçbir şey beklememek, hiçbir şey istememek. O noktada biz Allâh’ı zikredeceğiz. Beklentisiz, tertemiz, beklentisiz. Bizim Hacı Cafer’in bir sözü var. Aman makam girmesin bizim içimize der. Evet, beklentisiz. Makam girince işin içerisine o kimse makama bozulur. Akçap, para girerse o kimse paraya bozulur. Bugün Müslümanların bozulduğu en önemli üç unsur. Birisi makam. Bunu sufiler kendi içlerinde bunu, zâkir olacağım, nâkib olacağım, nügebbe olacağım, yok halife olacağım, yok şeyh olacağım. Bu sufice makam bu. Sufilerin aslında bu makam sevgisi, siyasetçilerin makam sevgisinin yanında hiçbir şeymiş. Ne zaman ki Müslümanlar bir makam sahibi oldu, o zaman gördük Müslümanların makama nasıl bozulduğunu.

Ve sufiler onların yanında gerçekten pür-ü pak, tertemizler. sufi ne isteyecek? Zâkir. Ne bizim dergâhtta? Zâkir olsan ne olacak, nâkib olsan ne olacak, nügebbe olsan ne olacak? Sebep? Para yok, pul yok, o yok, bu yok, hiçbir şey yok. Olduğu zaman da kellen uçuyor. Durmuyor durduğu yerde. Öyle olunca bir kimse namâ burada makam sevdasına düşsün, düşemiyor. Düşse de bir işe yaramıyor. O makam o zaman kimle alakalı? Siyasetçilerle, bürokratlarla alakalı. Bugün en fazla bozuldukları yer orası. Sufilerin makamı artık çok temiz. Ben bazen zaman zaman diyorum ya kim ne zâkirlik istiyorsa gelsin vereyim.


Halaka Görevlileri: «Ne Çavuş İstiyorsa Vereyim» — Karabaş Hizmet Düzeni

Allâh yolunda koysun. Kim ne çavuştuk istiyorsa gelsin vereyim. Hatta bir ara ben Şeyh Efendi’nin zamanında orada toplananların hepsini çavuşsunuz dedim ya. Gidin çalışın. Şimdi de diyorum bütün hepiniz de çavuşsunuz ya. Kadını erkeği, çocuğu büyüğü çalışın. Evinizi açın, zikrullâh yapın, yaptırın, toplayın. Yapın. Allâh için koysun. Ama sen buradakini gel arkadaşlar benim evde ders ver. Hadi git be tembel adam. Sen git evinde ders aç, yeni, tap taze insanları toplaya. Buradakini ben de götürüyorum. Git aç eve, zikrullâh aç, komşularını çağır, akrabalarını çağır. Bir herkes sana kem gözle baksın. Desinler ki vah oğlan akıllıydı, kaybetmiş kendisini. Bir bütün çarşı her şeye karşı, bir hısım akraba bir karşı gelsin sana.

Ev, çoluk çocuk bir karşı gelsin. Erkekler için söylüyorum. Hanım bu akşam ders ver, on tane arkadaş gelecek. Bir pasta, börek yaptır bakalım bir hafta, iki hafta, üç hafta ne oluyor sonra? Sepetik olana herkes yoluna deniliyor mu denilmiyor mu? Hadi Allâh yoluna çık, hadi ya. Birisi öyle demiş. Dervişlerini de al git demiş nereye gidiyorsan. Eve gelme. Dervişlerini de al git demiş, eve gelme. O kolay değil o. Onu devamiyetini sağlamak. Hazır dervişlere ben de çavuşluk yaparım. Hazır dervişlere ben de zakirlik yaparım. Ne olacak ki onlar? Gelin kardeşler. Aa ne güzel. Hatta bir de kızarım onlara. Bir de fırça çekerim. Bir de tepeden konuşurum. Bu işler böyle olmaz derim. Bir de derim zakinizi biat edeceksiniz, itaat edeceksiniz.

Gel gel, git git, otur otur, kalk kalk. Nasıl ya Basbayağ? Bana itaat şeyhe itaat. Bana itaat etmezsen de şeyhe de itaat etmemişsinizdir. Ooo bir fırtına gibi eserim. E ne olacak ki ya? Onun da bu konuda bir şey yok ki. Bir hizmeti yok, bir ter dökmedi ki o. Miras yedi gibi. miras yedi çocuklar vardır. Babası üç beş kuruş mal mülk bırakır. Bir alın teri yok ya, başlar dağıtmaya. Eğer o çocuk asil çocuksa der ki dağıtmayayım. Babam bana bırakmış, ben bunu arttırayım. Asil evlat arttırır. Asil olmayan dağıtır. Bak asil olmayan dağıtır. Asil ise o dağıtmaz. O der ki benim büyüklerim bunu bırakmış, ben arttırayım da çalışayım, çabalayayım. Har vurup harmansa vurmayayım. Ona göre hareket edeyim der.

Asil insan öyledir. Asil değilse o har vurdu harmansa vurdu. Hatta der namussuz şerefsiz adam biraz daha fazla bıraksaydı da yeseydim. Evet Allâh muhâfaza eylesin. Ayni şey derviş de aynıdır. Kimisi kurt doğu gibi toplar. Kimisi dağıtır. Allâh bizi dağıtanlardan eylemesin. Şimdi dervişler makam içinde ne yapacak? Zikrullâh etmeyecek. Yok iş bulayım, yok buradan evleneyim. Evlenecek muhakkak. Ama evlenmek için derse gelmeyecek. Veya ya duyduk ya biri söyle dedi. Mustafa hocam ben kaç aydır geliyorum dedi, baktım dedi. Burada para pul yok ya dedi. E dedim yok. Bana öyle demediler dedi. Ne dediler dedim ben? Oraya gidersen sen zengin olursun dediler dedi. Yavrum sen dedim Allâh’ı zikretmeyi küçük mü gördün?

Allâh’ı zikrettin, zengin oldun dedi. Ben öyle zenginlik istemiyorum hakkını helal et. Ben dersi geri vereceğim dedi. Tamam Allâh yolunu açık etsin dedim. Dedim ne yapayım yapacak bir şey yok dedim. Onu hicretle alakalı hadîs-i şerîfi söyle dedim. İnsan ne için hicret yaparsa onu bulur. Ama sen onu dağ bulamamışsın dedim. Neden dedim? Dedim çünkü hadîs-i şerifte kadını için hicret eden kadını bulur. Mal için hicret eden malı bulur. E Allâh için hicret eden de Allâh’ı bulur. Kardeş sen mal için hicret etmişsin ama malı da bulamamışsın. Onda da samimi değilsin dedim. hicret emri gelir de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. hicrette katılanların çok sevap aldığını söyler. Hazret-i Ömer Efendimiz der ki Ya Resulallah filanca var ki müşrik bir Müslüman kadın için hicret etti.

O da mı aynı sevap alacak der. O zaman hadîs-i şerîf beyan olur. Allâh Resûlü der ki kim neye hicret ettiyse onu bulur. Allâh için hicret eden bu sevabı neye nail olur? Hicret sevabına. Kadın için hicret eden kadını bulur. Mal için hicret eden malı bulur. Dikkat edin bakın mal satmaya çıkan insanlar hicret ediyorlar ya. Onların işleri düzgün olur. Tabirci ay ise pazarlama yapan. Gidiyor mal satmak için adam evini barkını terk ediyor. Öyle mal satmaya gidiyor. Nereye gidiyor şehir şehir yakın şehirler kaza kaza gidiyor. Cenâb-ı Hak onu bereketlendirir. Neden o Allâh rızası için çoluğunun çocuğunun nafakası için hicret etti. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi’nin bana meşhur sözü. Oğlum gezen tilki yatan aslandan daha hayırlıdır.

Gezen tilki yatan aslandan daha hayırlıdır. sen mal satmak için veya derviş kazandırmak için gezeceksin hicret edeceksin. oturduğun yerde oturmayacaksın. Bize de Cenâb-ı Hak böyle takdir etmiş demek ki. Biz derviş olduğumuzdan beri geziyoruz. Hep seyahat halindeyiz hamdolsun. Her noktada. Ticaretimiz de seyahat halindeydi. Kendimiz de seyahat halindeyiz. Cenâb-ı Hak hamdolsun. Hicret neyse onu bulacak. O zaman hicret Allâh için. Hicret günahtan korunmak hicrettir. Kur’ân ve sünneti yaşamak hicrettir. Bu zamanda heva hevesi terk edip Kur’ân sünneti tabi olmak hicrettir. Rabb’imiz onlardan eylesin. O yüzden sabah da akşam da akşamdan sabaha. Ayaktayken karada denizde havada nereden olursan ol.

Nerede olursan ol. Ne olursan ol. Kim olursan ol. Allâh’ı devamlı zikret. Çünkü Âyet-i Kerîme’de sabah akşam dedi. Aynı zamanda Cuma Suresinde de Allâh’ı çok zikredin ki kurtuluşa erersiniz dedi. O yüzden yine Raat Sûresi Ayet 28’de Allâh’a yönetmek için. Allâh’a yönelenler. İman edip Allâh’ı zikreden kalpleri huzura kavuşanlardır. İyi bilinmelidir ki kalpler ancak zikretmekle huzura kavuşur. Ve o zikrullâh ne yapacak? Kalbimizi huzura kavuşacak. Ve kalbimiz Allâh’ı zikirle mutmain olacak. Allâh’ı zikirsiz bir mutmainlik söz konusu değil. Yine hadîs-i şerîfler var. Ondan sonra Hazret-i Peygamber’in sabah akşam okunması gereken viyetler. Sabah okunması gereken viyetler. namazlarının arkasında okunması gereken viyetler.

Demek ki Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri genel olarak günlerini Allâh’ı zikirle geçirmiş. Ve biz de inşâallâh Allâh’tan bir şey gelmezse günlerimizi, gecelerimizi Allâh’ı çok zikrederekten geçirmeye gayret edeceğiz. Müslüm’de geçiyor hadîs-i şerîf. Nevevi’de de var. Ben bunu Nevevi’den aldım bu hadîs-i şerîfi. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Sabahladığı ve akşamladığı zaman 100 kere bunu söyleyen kimse, başkası da onun kadar veya daha çok söylemedikçe kıyamet gününde onun getirdiğinden daha faziletli bir amel getirmemiştir. Bu nedir Ya Resulallah denildiğine?


«Subhânellâhi ve bi-hamdihî, Subhânellâhi’l-Azîm» — Resûlullâh’ın Tesbîhleri

Sübhânallâh ve bihamdihi, Subhanallahil Azim. Bizim malum tövbümüz var bu konuda. Sübhânallâh ve bihamdihi, Subhanallahil Azim, Ve bihamdihi, Estağfurullah El Azim diye. Bu da bezzarda geçer bu hadîs-i şerîf. kim bunu söylerse, deniz köpükleri kadar günahı olsa Cenâb-ı Hak onu affederler. Ve normalde bunu söyleyen bir kimsenin amel defterine hemen yazılır bu. Bu yazıldıktan sonra da kıyamete kadar bozulmaz. Herhangi bir şeyden dolayı bu yazılan mühürlenmiştir, bozulmaz. Rabbim bizi böyle zikreden kullarından eylesin inşâallâh. O yüzden normalde bir kimse bunu 100 tane sabah denir, Sübhânallâh ve bihamdihi, Subhanallahil Azim, Ve bihamdihi, Estağfurullah El Azim dese, Akşam da 100 sefer Sübhânallâh ve bihamdihi, Subhanallahil Azim ve bihamdihi, Estağfurullah El Azim dese, O kimsenin ne olduğu günlük hiçbir şekilde günahı falan kalmadı.

O yüzden Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle sabah akşam zikirleri var. Bunları normalde hadîs kitaplarından bulabilirsiniz. Ama Nevevi’nin zikir ve dualarla alakalı bir risalesi var. Ona ben baktım da böyle bir türlü bulamadım kitaplığımda. Onun böyle tek ciltlik bir risale kitabı vardı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden dualar ve zikirler diye. Hatırımda kalan o. Eğer onu normalde bulabilseydim kitaplıkta size örnek olarak getirecektim onu. Veya da baskısını falan söyleyecektim ama kitaplıkta bulamadım. Herhalde hediye ettim bir yere. O yüzden ama aklımda kalan böyle bir kitap var. Rabbim cümlemizi zikredenlerden eylesin. Tevbe edenlerden eylesin.

Hamd edenlerden, şükredenlerden eylesin. Kuran ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kuran ve Sünnet-i Seniyye’den ayrılanlardan eylemesin. Âmîn. Bir sorumuz var. Selâmünaleyküm. İş yerimizde cumaya gitmek bazen sorun olabiliyor ve izin verilmiyor. Daha önce dinlemeyip çıktım. Bu konuya nasıl yaklaşmalıyız? Darül Harp’te cuma nasıl olur? Normalde bir iş akti yapılıyor. İş akti yapılırken ben cuma giderim. Benim cuma benim için farz. Ben cumaları namaza gitmekle mükellefim deyip de böyle bir iş akti yaptıysa bir kimse o iş aktine göre cumaya gider. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti sistem olarak layık demokratik insan haklarına saygılı bir hukuk devlet eder. Böyle olunca bu devlet sisteminde dini bir sistem, dini bir argüman olmaz.

Çünkü devletin anayasası belli. O anayasaya göre bir kimsenin cuma veya vakit namazları için iş yerinden ayrılma hakkı yok. Bunu böyle zaman zaman böyle müsahamalı davranıyor devlet kademeleri. Bu işin vahameti anlaşılmasın diye ya da böyle yavaş yavaş belki de bir yerlerden bir şeyler koparmaya veya kurtarmaya çalışıyorlar olabilirler. O yüzden Darül Harp’de cuma ile alakalı meseleden önce oraya gelmezden önce Cumanın bir eda şartları vardır, bir de sıhhat şartları vardır. Niyazı ki Türkiye’de Cumanın eda şartları tam olarak yerli yerinde uygulanmaz. Sıhhat şartları var, eda şartları yok. Mesela Hanefi’ye göre eda şartlarından birisi o beldede kısasların uygulanmasıdır. Bir beldede kısas uygulanmıyorsa o beldede cuma kılınmaya bilinir.

Bir yerin şehir hükmünde Hanefi’ye göre olabilmesi için orada kısas uygulanması gerekir. Orada kısas uygulanmıyorsa Hanefi’ye göre orası şehir hükmünde değildir. Bu küçük ilm-i hal kitaplarında sıhhat şartları vardır, eda şartları yoktur. Eda şartları öğretilmez bize. Çünkü eda şartlarına iş girince iş devletin sistemine iş gider. Devletin sistemine gidince normalde eda şartlarını çok konuşmazlar, hiçbir yerde konuşmazlar. Konuşulunca da sıkıntı yaşanıyor zaten. Benim bu konuda bir korkum çekintim yok. Türkiye’de Hanefi’ye göre eda şartlarının büyük bir çoğunluğu yok. örneğin Cumayı devlet başkanının kırdıl olması ya da devlet başkanının tayin ettiği bir kimsenin Cumayı kıldırması. Müslümanlara kimlerin devlet başkanı olabileceği yine Kur’ân Sünnet de sabittir.

Eğer ki Müslümanların başına Kur’ân ve Sünnet’i kendisine rehber ve övçü edecek bir kimse var ise Müslümanların başında, o zaman Müslümanlar ona devlet başkanı olarak itaat ederler. Ama Müslümanlar bu noktada başlarındaki devlet başkanı, önceden devletin sistemi devlet başkanıyla belli olurdu. Şimdi tabi öyle bir şey değil şu anda devlet dediğimizde bir sistem söz konusu. Bugünkü mevcut sistem dine dayalı bir sistem değildir. Dine dayalı bir sistem olmadığı için biz Türkiye Cumhuriyeti devletini İslam Devleti diyemeyiz. Birisi Türkiye Cumhuriyeti devletini İslam Devleti derse anayasa suç işlemiş olur. Her ne kadar Mehmet Emin Bey attı bana geçen gün destijinin bir açıklaması vardı. Bugünkü mevcut devleti Türkiye Cumhuriyeti devleti Müslüman Türk Devletidir dedi.

Öyle bir ibarede bulundu. Ben böyle Mehmet Emin Bey atınca dinledim onu içimden dedim ki anayasal suç işlemiş. Böyle olunca sistem tartışması çıkıyor. Sistem tartışması çıkınca o zaman Cumanın kılınmasına bir devlet başkanının da fetva vermesi lazım. Siz meseleler çok incedir şimdi ben meseleyi uzatmayayım. Siz kendi kafanızdan bir cami bile yapamazsınız İslami sistemle. Normalde devlet başkanı izin vermesi gerekir cami yapmak için. Camiyi yaptınız orada Cumanın kılınması için izin verilmesi gerekir. Hanefîler bu konuda sistematik olarak sistemi çok inceleyip sık dokunmuşlar. Öyle olunca Hanefilerin bu inceleyip sık dokunmasını şu anda istemekte biraz zor. Ama yeni ictihâd de vermeleri zor. Zor böyle olunca Cuma meselesi ortaya çıkıyor.

En önemli mesele Cuma meselesi Halifelik ilgah edilince çıkıyor. Diyorlar ki Halifeliği ilgah ettik ama bu insanlar Cumayı kılacaklar. Cumayı nasıl kılacaklar? Cuma için bir Halifenin ictihâd etmesi gerekir diyorlar. Öyle deyince de Atatürk bir genelge yazıyor. Bütün Türkiye Cumhuriyeti devletinin sınırları içerisindeki camilerde Cuma kılınabilir diye. Şimdi Atatürk Müslümanların devlet başkanı mıdır değil midir? Devlet İslami bir devlet midir değil midir? Atatürk’ün bu kılınabilir, Cuma kılınır genelgesi bir fetva niteliğinde alınır mı, alınmaz mı? Otursunlar ilahiyatçılar, diyanetçiler buna kafa yorsunlar benim kafa yorecek durumum yok. Ben zaten bir ceza aldım. O yüzden ikinci bir ceza almayayım bu konuda.

Ama normalde böyle bir şey var. Türkiye’de bir gerçek var. Halifelik ilgah edilince Cuma’yı kimin çünkü Halifelik ilgah edildi. Halifelik Hazretlerinin vermiş olduğu Cuma yetkisi de ortadan kalktı. Cuma yetkisi ortadan kalkınca Müslüman’dan nasıl Cuma kılacaklar? O zaman da Atatürk onun olsana bütün camilerde Cuma kılınabilir diye fetvayı vermiş.


Atatürk Fetvâsı Tartışması — «Atatürk Lâyık Olur mu?» Modern Tarîhî Eleştiri

Şimdi Atatürk böyle bir fetva verince Atatürk layık mıydı değil midir? Atatürk bir Müslüman devlet başkanı mıydı değil miydi? Layık devlet başkanı mıydı değil miydi? Bunlar da ayrı tartışma konusu ama kimse bunları tartışmaz tabi bu işler sıkıntılı işler. Böyle olunca Cuma’ya daha Darülharbe gelmezden önce Cuma’nın Eda şartları var. Mesela Eda şartlarından birisi hanefiye göre bir il veya ilçede tek merkezde namazın kılınması. Eğer bir o beldeyi bölen büyük bir vadi var ise, nehir varsa iki yerde de kılınabilir. Ama yok öyle bir şey yoksa o zaman tek merkezde kılınması lazım. Nasıl yani? Ebass baya bütün Bursa’nın düşün bir Cuma günü tek bir yerde namaz kılınacak. Ama siyasi bir güç olur hâdi.

Bursa 3 milyon mu nüfusu ne kadar? 3.5 milyon. E bunun 1.5 milyonu erkek olarak Cuma’ya gitse, kadınla erkekle 2 milyon insanın bir yerde Cuma’ya kıldığını düşünün. Düşünün 2 milyon Bursa’da tek merkezde namaz kılıyor. Bursa olarak sadece. Diğer illeri düşünün, ilçeleri düşünün. Şimdi şunu diyebilirsiniz. Bunca insanı nerede toplayacaksınız? Stadyumlarda topluyorsunuz ya. Maçlar kaç ay sürüyor? 6 ay mı 8 ay mı? 8 ay mı sürüyor? Evet spor hocası 8 ay. O zaman yarısı 4 ay içeride, 4 ay dışarıda. 4 ay içeride olunca 4 göre 4 16. 16 maç oluyor öyle değil mi? 16 maç. 16 maç demek 16 gün demek. 16 gün için milyar dolarlar stadyum yapılıyor mu? Milyar dolarlar. Bir de o stadyumu yapanlar yaptıranlar aldıkları rüşvetler hariç.

Maç. Muhakkak onun içerisinden birileri bir şeyler alıyor. 16 gün. 16 gün. 16 gün için mesela Bursa stadyumu kaç paradır? Bilen var mı? Yok. Yok. Soru var in akılsız telefonlara. Hz. Gogül biliyordur. Bursa stadyumun maliyeti. Düşünün o kadar milyar dolardır o. Bu kadar milyar dolar stadyum 16 gün için yapıyorsunuz. Müslümanlar için o kadar parayı harcasanız ne olacak ki? 52 hafta var 52 hafta. İki de bayram namazı var 54 gün. 54 gün nerede 16 gün nerede? Bir de dini bir ibadet edeceksiniz. 700 milyon TL. 700 milyon TL. O bitmemiş daha. Demek ki 1 milyon TL’ye gelecek. 1 milyon. Ne kaç dolar yapıyor? Seğmen. Bir de ticaret adam olacaksın sen Seğmen. Bölüversene 30’a. 50 milyon. 50 milyon Euro mu yapıyor? 21 milyon dolar. 21 milyon dolar tutuyormuş. daha bitmediğin halde.

Bittiği halde 30 milyon dolar o zaman. Doğru mu hesaplıyorsun? Yanlış efendim. Yanlış mı? Stadyum yapılırken 700 milyon. Stadyum yapılırken. O da doğru. O zaman dolar kaç paraydı şimdi kaç para? Hesabı uzun hesap. Eyvallâh. 1.5 milyon TL bazında gelir efendim. Genelde kıyaslanmaz. Pandemiden sonra çünkü bütün Türkiye’nin genelde hesabı çarpmama genelgesi değişti çünkü. Bayındırılık değişti. Onu biri 10’la çarpmak lazım. 700’ü 10’la çarpmak lazım. 700’ü 10’la çarptığın zaman? İnşaat maliyetleri öyle oldu çünkü. 7 milyar. O zaman ne yapıyor? 2 milyar Euro mu yapıyor? Yok. 200 milyar Euro yapıyor. Hesabı bir bak. Biz Sufiler, biz stadyum hesabını doğrultamadık. Düzeltemedik. Bu kadar paradan hız ağız bak.

Hiç bir hesap edemedik. Bizim kafa durdu burada. Matematikçi yok mu içimizde? Nerede bizim matematikçi? Hoca nerede ya? Ancak o çıkarışın içinden dedik ama o da yok bak bu gece. Neredesin hocam ya? Neredesin? Ayağa kalk. Bu matematik seni de bozlar herhalde. Fizikçisin sen doğru mu? İyi kurtuldun bak. İyi oğlum. Allâh razı olsun inşâallâh. Teşekkür ederim. Bozdu bizi bak. Bu paraları hesaplayamadık biz. normalde böyle bir paralar hesaplayamadığımız bir para var orta yerde. kalk böyle bir şeyde. git bir yeri çevir o zaman. Düz. Üstünü kapatmana da gerek yok. Müslümanlar yağmur çamur orada toplanır namazlarını kılsın. Tek merkezde kılınmıyor. İslam hukuku kısaslar icra edilmiyor. Eda şartlarını söylüyoruz daha.

Devlet başkanının veya onun görevlendiği yer kimsenin kılması lazım. Cuma yerinin de İslami bir devlet başkanının burası cuma kılınabilinir hükmetmesi lazım. Darül Harbe gelemedik daha. Eda şartlarında kılınmıyor. Eda şartlarında kaldık. Bak, Eda şartlarında kaldık. Ha Darül Harbe gelince de o zaman Darül Harbe gelince zaten Eda şartlarının olmadığı bir yer zaten Darül Harbe oluyor. Şimdi de o tarafı var. Allâh bizi affetsin inşâallâh. Rabbim cümlemizi affetsin. Hakkınızı helal edin inşâallâh. Bu soru böyle normalde işin içinden çıkılmadı gene. Öyle düşünebilir soruyu soran kardeş. O yüzden iş yeri sahibinden izin alacaksın. Ben cumaya gidebilir miyim gidemez miyim? O da derse ki, cuma saati mesai saati cumaya gidemezsin, sen cumaya gidemezsin.

Kısacası bu. Üç İhlâs ve Fâtihâ, şerife. we Account Allâh Hubbab, Allâh Liebhand puddingli and Allâh Allâh Weądur resolvem Aminелeləbhe Sa輩ل اللهو وَالیَّوَ مِنْ يَنَهِمْ aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhlarına bütün geçmiş Peygamberi Zişan efendimizin ruhlarına. Cihari, Yâri, Güzin efendimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman Zinnürayn, Ali el-Murtaza r. an hazretlerinin ruhlarına. Aşeri mübeşşerin evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh, imam Hasan, imam Hüseyin, yetmiş iki şühedanın, şehid-i Kerbelan’ın tüm ashabı Resûlullâh hazretlerinin ruhlarına.


Mezhep İmamlarına Hediye-i Sevâb — İmâm-ı A’zam, Şâfiî, Mâlik, Hanbel’in Ruhları

Imamımız İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İmâm-ı Şâfiî, imam Malik, imam Hameli ve bütün mezheb imamlarımızın ruhlarına hedef edik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. cantidad Veysel Karânî Muhyiddîn Arabî Niyâzî Mısrî ve bütün Pir ve Piran Efendimizin ruhlarında hediye edik. Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. El-Kosher Nev şehirli Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni dergahının, Kabbaji dergahının ve bütün geçmiş mürşid-i kâmillerinin, velilerinin, evliyâlarının, dervişlerin, müminlerin ruhlarına ya Rabbi bilhassa üstadımız Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ beyefendi hazretlerinin, cet ve dadalarının ruhaniyetlerine yaşayan bütün mürşid-i kâmillerin, velilerin, evliyâların, bütün derviş kardeşlerimizin, bütün ümmet-i Muhammed’in ruhaniyetlerine, Türükaliye’den akrava ve talukatlarımızdan geçenlerin ruhlarında hedelledik.

Vasıl ve hissedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Feyzatlarını, himmetlerini, şef adlini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Ve selamünaleyhüm ve aleyhim ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Eûzü billâhi mineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Müslümanların Dizayn Edilmesi (Modern Saldırı Argümanları): «hak-bâtıl mücâdelesi» — Bakara 2/256; Kâfirûn 109/1-6; modern oryantalizm — Edward Said, Orientalism; «Müslümanları yeniden tanımlama» girişimi — Bernard Lewis, What Went Wrong?; Daniel Pipes, Conspiracy; modern eleştiri — Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Said Halim Paşa, Buhrân-ı İslâmî.
  • Karabaş Halaka Görevleri (Çavuş, Zâkir, Halîfe): Halaka-i zikir görevlilik tatbîkı — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; «zâkir, çavuş, halîfe» hiyerarşisi — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; modern Karabaş silsilesinde tatbîk — İrşâd Dergisi hâtırâtı; «hizmet için gönüllü olma» — Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • «Subhânellâhi ve bi-hamdihî» Tesbîhi: «kelimetâni habîbetâni ile’r-Rahmân, hafîfetâni ale’l-lisân, sakîletâni fi’l-mîzân: Subhânellâhi ve bi-hamdihî, Subhânellâhi’l-Azîm» — Buhârî, Daavât 65, Eymân 19, Tevhîd 58 (6406); Müslim, Zikr 31 (2694); Tirmizî, Daavât 60 (3467); İbn Mâce, Edeb 56 (3806); modern tesbîh tatbîki — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Atatürk-Lâyıklık Tartışması ve Cumhuriyet Reformları: Atatürk Reformları (1923-1938) — Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey; Andrew Mango, Atatürk; Şükrü Kaya, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e; «hilâfetin kaldırılması» (1924) — Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye; Mehmet Akif Aydın, Türkiye Cumhuriyeti’nde Hukuk Reformu; Cumhuriyet’e dînî bakış — Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü; Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; modern Atatürk tartışması — Murat Bardakçı, Şahbaba; Andrew Mango, Türkiye’nin Bugünü.
  • Mezhep İmamlarına Hediye-i Sevâb: Hediyye-i sevâb tatbîki — Buhârî, Cenâiz 35; Müslim, Vasiyyet 14 (1631); Tirmizî, Salât 232 (442); İbn Mâce, Cenâiz 51 (1583); İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (80-150H/699-767M, Kûfe-Bağdat) — Saymerî, Ahbâr Ebî Hanîfe; İmâm-ı Şâfiî (150-204H/767-820M, Gazze-Mısır) — Beyhakî, Menâkıbü’ş-Şâfiî; İmâm-ı Mâlik (93-179H/712-795M, Medîne) — Kâdî İyâz, Tertîbü’l-Medârik; İmâm Ahmed b. Hanbel (164-241H/780-855M, Bağdat) — Sâlih Ahmed, Sîretü’l-İmâm Ahmed; modern dört mezhep tedrîsi — Hayrettin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku.
  • Karabaş Silsilesi ve Mezhep İmamlarına Saygı: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Kalb, Sünnet, Şeyh, Halife, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı