22. Nasîhat: Kehf 18/28 — «Sabah-Akşam Rabb’ini Zikredenlerle Berâber Ol» Âyeti
nasihat, Kehf Sûresi, âyet 28. اَللّٰهُ اَلْعَظِيمِ Âmin. Kehf Sûresi, âyet 28. Ey Muhammed! Rabbinin rızasını ve onun cemâlini dileyerek sabah akşam ona ibadet edenlerle birlikte kendini tut. Sabret! Sakın dünya hayatının ziynetine kapılıp gözünü onlardan ayırma! Kalbini bizi zikretmekten uzaklaştırdığımız arzularına uyan, işi gücü hatti aşmak olan kimseye sakın uyma! Bu âyet-i kerimenin normalde meallerine baktığınızda, meallerde Ömer Dansu Bilmen, Ahmet Fikri Yavuz da Hayrat Neşriyat’ın meallerinde şu anda benim okuduğum meâl gibi okursunuz. Ama genel olarak meallere baktığınızda böyle almamışlar bunu. Enteresan bir şekilde, cemâli mesela almamışlar. Oysa, âyet-i kerimede, وَجْهَيْهُ olarak geçiyor.
Allah’ı Hakkında
Aynı zamanda da, زِكرُ اللهَ almamışlar. Oysa, âyet-i kerimede, قَلْبَهُ عَنْزِكْرِنَا diye geçiyor. Şimdi hem zikir kelimesi geçiyor hem vejhu cemal kelimesi geçtiği halde, meallerin büyük bir çoğunluğunda bunları almamışlar bile. cemalini istemek ve kalbini zikrullahımızdan uzaklaştırdığımız, burada normalde iki önemli ana kaide var. Birisi Allâh’ın vecni dilemek, onu istemek, Allâh’ın cemalini dilemek, onu istemek. Öbür ki de, kalbini Allâh’ı zikretmekten uzaklaşmış olanlar, Allâh’ın zikrinden uzaklaşanlar. Şimdi tabi mealleri hepsine baktığımda dedim ki, hem Allâh’ın, bakın burada öyle bir enteresan bir nokta var ki, âyet-i kerimede diyor ki, Rabbinin rızasını ve O’nun cemalini dileyenlerle, Allâh’ın rızasını diliyor, Allâh’ın cemalini diliyor.
Bakın burada rıza ve cemali birleştirmiş cemali dilemek, cemalullahı dilemek. Öbür tarafta da uzaktır, kimden? Zikrullahı unutan, Allâh’ı zikretmeyen kimseler. Bak namazı terk eden demiyor, orucu terk eden demiyor, haccı terk eden demiyor. Uzaktır, kimi? Kalbinde Allâh’ın zikri olmayanlardan. Burada önemli iki tane özellik var. Bir, bir topluluk var, bu topluluk Allâh’ın rızası dairesinde Allâh’ın cemalini diliyor. Ve Hz. Peygambere diyor ki, sen o topluluğun beraber bulun, onlara sabret, onlardan uzaklaşma, gözünü onlardan çevirme. Bakın gözünü de onlardan çevirme, gözün onların üstünde olsun, onlarla beraber ol. Enteresan bu âyet-i kerîme. Ve ardından da o dünya hayatının süsüne dalanlar var ya, dünya hayatının zenginliğine, süsüne, dünya sevgisine dalanlar diyor ki, onlardan uzak dur, onlara bakma.
Ya bakacak olduğun kimseler, Cenab-ı Hakk’ın bu noktada devamlı cemalini isteyen, ona dua eden, onlarda gözün olsun senin. Tabi birkaç gündür meallerin hemen hemen hepsini de önüme döktüm, tefsirlere baktım. Ya ne azik ki acı bir şey, bunları önceden dile getirmek istemiyordum. zikrullahı ve cemali dileyenleri örtüyorlar. Çünkü normalde cemali dilemek var burada. Allâh’ın cemalini dilemek, onunla cemalleşmeyi dilemek. Öbürkü de ne? Kalbi zikrullahdan uzak olanlar, kalbi zikrullahla haşrı neşir olmayanlar, dünya sevgisine kendisini kaptıranlar diyor ki bunlardan da ne? Uzak dur bunlara da gönlünü çevirme. Bu meallerden örnekler aldıydım, vakti doldurmayayım şimdi. Sabah akşam Rab’larının rızasını ve cemalini müşahede etmeyi dileyerek, ona yalvaranlarla beraber sen de sabret.
Demek ki Allâh’ı zikreden, hamd eden, şükreden, tekbîr eden, tesbih eden bunların hepsiyle sen beraber ol. Bakın hepsiyle ve sabah akşam dua eden, çünkü sabah akşam niyaz eden dua eden, Cenab-ı Hakk’ın cemalinde fânî olmak isteyenler, bunun suhice dili bu. Allâh’ın cemalinde fena olmak, bu ser-i sülûkun son perdesidir. Allâh’ın cemalinde fena olmak, bir kimse emmare levvame mülhime mutmeyinne râdiye mardiyye sâfiye, bu normalde bunları geçer. Aynı zamanda da kalbî makamlar dediğimiz, o kalbî makamların sonuncusunda o kimse Cenâb-ı Hak’ın cemalinde fena olur. Cemalinde fena olmayan bir kimse şehlik de yapsa, adı mürşidlik de olsa o nâkıstır, eksiktir. O son perdeyi tamamlamamıştır. Son haddeye son reddeye gelmemiştir.
Cemalinde fena olanlar ancak kutup olurlar. O yüzden cemalinde fena olmayanlar için önlerinde yol vardır. Onlar şehlik de yapsalar, mürşidlik de yapsalar, eğer Cenâb-ı Hak’ın cemalinde fena olmadılarsa onlar eksiktir. Çünkü Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Hazretlerine Cenâb-ı Hak diyor ki, o cemali isteyenlerle beraber ol. O cemalleşmek isteyen, cemalinde fena olmak isteyenlerle beraber ol. Onlardan gözünü ayırma. Tabi bu âyet-i kerimenin sebebi nüzulü ise, Malum Mekkeli müşrikler Mekke’nin zenginleri, entellüktelleri, Mekke’nin bu manada bürokratları, bunlar böyle söz sahibi olanlar geliyorlar Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Hazretlerine, Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Hazretleri de orada fukara dervişlerle sohbet ediyor, Allâh’ı zikrediyor.
Onlara diyor, Hazret-i Peygamber’e diyorlar ki, bizi bunlarla beraber tutma, bizi ayrı bir sohbet et. Biz seninle ayrı görüşmek istiyoruz, ayrı konuşmak istiyoruz.
«Fakir-Fukara, Ayak Takımı» Tâbiriyle Aşağılanan Mü’minler — Sosyal Eleştiri
Bunlar fakir fukara, tabiri caizse ayak takımı, bunlar entellüktel değiller, bugünkü tabirle, bürokrat değiller, siyasetçi değiller, büyük iş adamı değiller ya bunlar fakir fukara. Hatta bazı ibarelerde bunlar böyle hoş kokmuyorlar, kokuları da hoş değil. bunlar böyle kötü kokuyorlar. Bir de toplumun zirvesinde olan kimseler değil, öyle ya, siyasette, bürokratta, ne bileyim okur yazar yazarlar var ya memlekette, yazarlar gibi, bunun gibi bu kimselerden oluşmuyor bu topluluk. Ya bu topluluk, fakir fukara en çok da şu tuhafıma gitti. O zaman için Hz. Ammar o topluluğun içerisinde, Hz. Ammar fukara o esnada. Ama düşünebiliyor musunuz? Cenâb-ı Hak sonradan ona öyle bir zenginlik veriyor ki, parasının haddini, hududunu, hesabını bilmiyor.
Ama o esnada fukara, Bilal-i Habeş’i var orada, Fukara, İbn-i Mes’ûd var orada, Fukara. Böyle toplanmışlar onlar, onları horhakir görüyor Mekkeli müşrikler. Onları horhakir görünce Cenâb-ı Hak hemen âyet-i kerimi indiriyor. Sakın sabah akşam Allâh’ın rızası için dua eden ve cemalleşmek için, cemali için orada gece gündüz seninle beraber duran ve Cenâb-ı Hak’ın cemalini dileyenlerden gözünü ayırma. Ya bizim zikrimizi unutmuş, dünyanın heva ve hevesine aldanmış, dünyada üç beş kuruş bulmuş, o zenginlikten aldanmış, bir makam vermişler ona, o makamdan aldanmış, bir mevki vermişler, mevkiden aldanmış. Hiç var mı içinizde? Yok. Sebep? Küçük görüyor çünkü. Horhakir görüyor. Bu gerçek manada sufilerin imtihanıdır.
Horhakir görüyor. Aslında gerçek manada müminlerin imtihanıdır. Gerçekten o gerçek manada mümin ise, evet onun imtihanıdır. böyle zaman zaman cemaatler, tarikatlar görürsünüz, zenginlere ayrı bir ders, bilmem kimlere ayrı bir ders, kendilerince de bunu böyle olması gerektiğini söylerler. Veyahut da belli kesime, belli bir dersler, özellikler, Allâh muhâfaza eylesin. Ve onlar için böyle bir şey söylenince, ne oldu? direkt Cenâb-ı Hak ayeti kerimeyi gönderdi. Nuh’un kavmi de aynı şeyi söylemişti. Nuh’a. Ne demişlerdi Nuh’a? O da şuara âyet 111. O kâfirler, o müşrikler dediler ki, sana rezil bayığı kişiler tabi olmuşken biz sana iman eder miyiz? Bakın bu gerçek manada müminlerin sıkıntısıdır. Müminlerin sıkıntısı değildir aslında ama müminlere öyle bakılır.
Siz gerçek manada, لَا الَهِلَ اللّٰهِ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ der Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’ye sımsık yapışırsanız, sizi siyasetçiler beğenmez, sizi bürokratlar beğenmez, sizi kendisini zengin gören züppeler beğenmez, kendisini bir şey zanneden, kendi üç tane kitap okumakla âlim olduğunu zanneden, zallinden, gerçekten kendisini âlim hükmünde gören âlim çıkıntıları beğenmez. Beğenmezler. Gerçek manada bir kimse Kur’ân Sünnet desin, bu dediğim zümre beğenmez. O günkü müşrikler de beğenmemişti. Kimler beğenmemişti? O günkü müşrikler Kureyş’in devleterkanı, Kureyş’in siyasetçileri, Kureyş’in zenginleri, Kureyş’in kendilerini entelektel olarak gördükleri de ne yapmıştı? O sahabeleri beğenmemişti.
Hz. Peygambere Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri demişlerdi ki, sen bunlardan uzaklaştır. Hatta bazı rivayetlerde şöyle geçer, sen bunlarla bizi aynı tutma, bunları bizden uzaklaştır, bak biz Müslüman olursak, bizim etrafımızdaki insanlar da Müslüman olur, daha geniş bir daireye hitap edersin. Etrafımızdaki insanlar da Müslüman olur. Ama yeter ki sen şu etrafındaki fakir fıkarayı, bu ter kokan, evet, birisi öyle dedi, bana o aklıma geldi. sizin dediği sohbetiniz çok mükemmel, çok iyi. Ama dedi arkadaşlar hep ter kokuyorlar dedi. Ben de dedim öyle bizim arkadaşlar, biz rutubetli yerlerdi, hep ter kokuyoruz biz dedim, hep beraber. Böyle durdu, dedi ki böyle bir özel ders yapamayız mı dedi, yapamayız dedim ben.
Ben dedi arkadaşlarımı toplasam, yok dedim yapamayız öyle. Biz öyle yapamayız, dersi belli, zikrullâh da belli dedim. Geleceğiniz orada zikrullâh yapacaksınız. Şimdi bu topluluğu burada zikrullâh yapmayı, gururuna, kibirine yediremeyen ahmaklar var. Dersli bir de, ben de onlara diyorum ki siz dersli değilsiniz. Ders aldınız ama dersli değilsiniz. Sebep, sen bu topluluğu küçük hor, ha, kir gördüğün müddetçe, senin iki yakan bir araya gelmeyecek. Ne derslisi? Sen bu fukara topluluğunu, bu ter kokan, zikrullâh teri kokan, bu insanlara hor, ha, kir baktığın müddetçe, bakın tarih boyunca, benim tarihin boyunca, dervişleri cahil görenler, dervişlere tepeden bakanlar, bunlar normalde sordukları sorulara tepeden bakanlar, bu da sorulur mu diyenler, bunlar nasıl böyle efendim siz iyisiniz de, arkadaşlar böyle, yok sen iyisin de, arkadaşlar şöyle, yok şöyle, yok böyle.
E tabii onlar da böyle canlar, milletin canı şöyle istiyor, bir milletvekili gelsin, bir böyle bir siyasetçi gelsin, ya gelmez bize, bir bürokrat gelsin, ya gelmez bize. Neden gelmez oğlum? Nalına da, mıhına da vuruyoruz, biz dilimize ne geliyorsa söylüyoruz. Biz dinlemiyoruz ki, bizim normalde arkamızdan çeken yok bizim. Biz bunu konuşma deyince biz delleniyoruz, zaten inadına konuşarsınız geliyor. Tabii televizyonlara çıkarken bakarlar tehlikeliysen, şuna dokunmasan, buna dokunmasan, ben derim ki ben her şey konuşurum, bana ne sorarlarsa ne gelirse konuşurum, benden tedirgin oluyorlar, oldular daha doğrusu hep. Neden? Çünkü onlar belli bir kitleyi küstürmek istemiyor. Bakın Türkiye’deki muhafızakar yapının en büyük handikapı bu.
Türkiye’de belli yerlere şirin görünmek için, imanlarından taviz veriyorlar.
Modern Müslümanların Tâviz Vermesi — «Belli Yerlere Şirin Görünmek İçin Dîni Konumlar»
Belli yerlere şirin görünmek için, dini konumlarında ve durumlarından taviz veriyorlar. Aslında münafıklıklarını koyuyorlar orta yere. Münafıklıklarını koyuyorlar. Cenâb-ı Hak, peygamberine öğüt veriyor. Diyor ki sakın o, o gece gündüz Allâh’ın rızası için dua eden, ve Cenâb-ı Hak’ın cemalini dileyenler var ya, gözünü onlardan ayırma. Bu büyük bir şey ve devam ediyor. Ayet-i Kerim’e, dünyanın süsüne, dünyanın şatafatına şatıatına dalıp, heva ve heveslerini ilah edinip, Allâh’ın zikrini unutan, Allâh’ın zikrinden vazgeçen, zikri terk edenler var ya, evet, diyor ki sakın onların sözlerine bakma, sakın onlara itaat etme, sakın onların sözüyle lafıyla hareket etme, sakın onlara yönünü çevirme, sakın gözünü onlara çevirme, asla.
Bu normalde 52. Ayette de aynı şey var. Onda da öyle Rab’lerinin cemalini isteyerek, sabah akşam ona dua edenleri yanından kovayım deme, sana onların hesabından bir şey yok, senin hesabından da onlara bir şey yok ki, bir çareleri kovup da zalimlerden olacaksın. Ayeti var bu konuda ayriyetten. Demek ki o zaman o Allâh’ın cemalini isteyen, gece gündüz Cenab-ı Hakk’a dua eden, Allâh’ı zikredenlerden gözünü çevirme, gözünü dünyaya tapmış, dünyayı kendisine ilah edilmiş, heva hevesini kendisine ilah edilmiş, dünyanın içerisinde kendince kendi kendine güç, kuvvet, kudret sahibi gören, zavallılara diyor ki sen onlara uyma, ona bakma, onlara da itaat etme, onlar şöyle olacak, güzel olacak dese dahi, sen onlara itaat etme.
Ya sen dervişler topluluğundan ayrılma, benim anladığım bu, sen sufiler topluluğundan ayrılma. Ama hangi sufiler topluluğu? Allâh’ın rızasını gözeten, makam, mevki, para, pul, dünya, eş, kadın, çoluk, çocuk gözetmeyen, sırf fi’se bilillah, Allâh için Allâh’ı zikreden, fi’se bilillah, Allâh için Allâh’ı sevenlerin yanındadur. Onlar evet ter kokarlar, evet onlar şatafatlı, şatıatlı değillerdir, evet onlar gösterişli değillerdir, evet onların son model, bilmiyorum kaç model arabaları yoktur, evet onların lüks ve şatıatları yoktur, veyahut da olsa da önemli değil. Ama onlar dervişler topluluğunun yanında duruyorlarsa, dervişlerle beraber oluyorsa, ister zengin ister fakir, ister alim ister cahil, ne olursa olsun, hangi ırktan olursa olsun, hangi konumdan olursa olsun, nerede olursa olsun, ne olursa olsun.
Eğer Allâh’ı seven, Allâh’ı zikreden, Allâh için olanlarla beraber olup, Allâh için Allâh’ı zikreden, Allâh için Allâh’ı zikreden, Allâh için Allâh’la beraber oluyorsa, öper başımıza koruz. Yok, başka bir maksadı var, başka bir amacı var, Allâh rızası için burada değil ise, o zaman o bizden değil. Buradaki derviş kardeşleri, horhakir görüp tepeden bakıyorsa, o bizden değil. Manevi olarak bizden değil. Buradaki dervişleri cahil cühella görüyorsa, burasını böyle güzel kokan olarak görmüyorsa, o bizden değil. O bizden değil. Ve böyle gören kimse, bir gün gelir, bu topluluktan ayrılır. Sebep, çünkü o öyle dervişleri horhakir gördüğünden, dervişlere tepeden baktığından, eğer bununla alakalı bir şey olamazsa, o da bir şey olamazsa, o da bir şey olamazsa, o da bir şey olamazsa, eğer bununla alakalı tövbe edip geri dönmezse, Cenâb-ı Hak Allâh’ı zikir meclisinden onu uzaklaştırır.
Çünkü Allâh’ın zikir meclisine ancak temizler devam ettirebilir. Kibirlenenler, tepeden bakanlar, küstahlar, kendini bir şey zannedenler, sufi topluluğun içerisinde bir gün gelir öyle bir gaflete düşerler, öyle bir hıyanete düşerler, öyle bir zulüm yaparlar ve onların o dergahta sonları olur. O dergahta sonları olur. Benim 35-36 yıllık, 37 yıllık Sufi hayatımda bunların çok örnekleri vardır. Sen Allâh’ı zikredenleri, sabah akşam Allâh’a dua edenleri ve bu cemalini istemek seyri sülükle alakalı. Sen seyri sülüka girmiş bir kimseyi, hatta seyri sülükünü bitirmiş, tamamlamış bir kimseyi, Allâh’ın cemalinde fena olmuş bir kimseyi, sen horhakir görür, ona tepeden bakarsan, ona küstahlık yaparsan, senin yolun zorlaşır, tepes taklak gidersin, nerede soluklanacağım belli olmaz.
Çünkü o sabah akşam dua eden, cemalini dinleyenler, o kadar Cenab-ı Hakk’ın sevgisini kazanmış, muhabbetini kazanmış ki, Allâh Celle Celaluhu Peygamberine diyor ki, nasihat ediyor, ben onu ikaz olarak algılamıyorum, ben onu tehdit olarak da algılamıyorum, nasihat ediyor, diyor ki, Ey Habibim, sen sakın ha, onlardan gözünü ayırma, bu müşrikler geldiler sana, bu müşrikler böyle zengin, kendini beğenmiş, kibirli, Kureyş’in ileri gelenleri, sen bunlar böyle Müslüman olunca, bunlar Müslüman olunca herkes Müslüman olur diye düşünme. Neden? Sen o fakir fukara, Allâh’ı zikreden, cemalini isteyenler var ya, onların gönülleri yüz bin değil, milyon değil, milyar değil, yerdeki ve gökteki ne kadar yaratılmış var ise, hepsinin gönlünden daha kıymetli.
Sebep? Çünkü Allâh Celle Celaluhu hiçbir yere sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım dediği, o cemalinde fena olanlarla otur. Onların çünkü gönüllerinde Allâh’tan başka bir şey yok. Onlar her daim Allâh’la muraqabede, Allâh’la alışır işte. O yüzden sen dünyaya dalmış, dünyanın sevgisinden sarhoş olmuş, heva hevesini ilah etmiş, bu kimselere sakın ha, yönünü döndürme diyor. Demek ki Allâh’ı daim zikredenler, dünya sevgisini ve dünyanın içindeki sevgileri kenara atıp, Allâh’ı zikredenler, Allâh katında çok makbul. Hadîs-i şerîf Hazret-i Peygamber’in Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyuruyor ki, Sabah namazı vakti güneşin doğuşunda Allâh’ı zikreden bir topluluğun yanında oturmak, benim için üzerine güneş doğan her şeyden daha çok sevimlidir.
İkindi Namazından Güneş Batıncaya Kadar Zikrullâh — Sufî Sünnet Tatbîki
İkindi namazından güneş batıncaya kadar Allâh’ı zikretmek, benim için İsmail aleyhisselâmın çocuklarından olmak üzere sekiz köle azad etmekten daha hayırlıdır. Demek ki Allâh Resûlü’nün Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de ne yapıyor? Allâh’ı zikri methediyor ve o zikredenlerle beraber olmayı methediyor. Yine Ahmed bin Hanbel naklediyor. Resûlullah Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri şöyle buyurmuş, Allâh’ın rızasından başka bir şeyi gözetmek ve beklemek sizin. Allâh’ı zikreden bir topluluğu gördüğünde göklerden bir münaadi şöyle seslenir, Kalkın! Hepiniz boğuşlandınız, kötülükleriniz iyiliklere çevrildi. Allâh’ı zikredenler ve Allâh’ı zikir meclisleri bu kadar kıymetli ve bu kadar da insanlara dair bir şey yapmak.
Bu kadar da insanların affına sebep olan en önemli ibadetlerden birisi. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, namazın vakti bellidir. Ben bu Allâh’ı çokça zikredin âyet-i kerimesine bakarken bir de inceledim. Hangi ibadeti çokça yapın diye baktım öyle. Namaz hakkında böyle bir âyet-i kerîme bulmadım, Allâh’a çokça namaz kılın diye. Veya bir âyet-i kerîme göremedim ben, çokça zekat verin diye. Onu şey söylüyor, neydi o bir tane vardı ya ihtiyacınızdan fazlasını dağıtın diye. Evet, o söylüyor. Dinin böyle bir kuralı yok. Neyse, böyle çokça zekat veren yok. Zekat belli, adam zekata zekat verebilecek kimse ise senede bir sefer zekat verecek. Tam olarak hesaplasın, versin. Adam varsa parası sağlığı yerindeyse, yol bulabiliyorsa, ömründe bir sefer hacca gitse yetiyor ona.
Ama bir âyet-i kerîme var, o çok önemli. O Allâh’ı çokça zikredin. Başka bir âyet-i kerimede Allâh’ı sabah akşam zikredin. Sabah akşam deyince birbirini ardı ardına. Başka bir âyet-i kerimede Allâh’ı çokça zikredin. Demek ki az zikredenler içinde ne dediydi, geçen haftalarda sohbet ettirdik. Neydi Allâh’ı az zikretmek? Münafıklık alametiydi. O münafıklar ne yapıyordu? Allâh’ı az zikrediyorlardı. Allâh’ı çok zikretmek demek ne demek? Ayaktayken, otururken yanlarınızı, âyet-i kerîme öyle. Ayaktayken, otururken yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı çokça zikrederler. Müminleri tarif ediyor. Ne diyor o müminler ki? Ayaktayken, otururken yanlarının üzerine yatarlarken Allâh’ı çokça zikrederler. Demek ki Allâh’ı çokça zikretmek var.
Kıymetli kardeşler, tarih boyunca Adem’den itibaren sufileri hep eleştirmişler. Dünyayı sevenler, dünyaya gönlünü kaptıranlar, dünya için yanıp tutuşanlar, hep sufileri eleştirmiş. Kendilerini Müslümanmış gibi gören, ama sufileri gördüğünde kendi imanlarını ve kendi yaşadıkları dini göz önüne getirince, kendilerinin o noktada olmadığını görenler, sufileri hep eleştirmişler. Bakın dünya üzerine şu anda herkes oturmuş, işi gücü bırakmış, sufileri eleştireceğim diye uğraşıyor. Allâh’ı zikredenlere laf söyleyeceğim diye uğraşıyor. Dünyayı küfür sarmış, dünyayı küfür sarmış. Dünyayı İslam dışı her şey sarmış. Hele İslam dünyasını, hele ülkemizi, bütün günahı kebaliler sarmış. Günahı kebaliler oluk oluk akarken ve gözümüzün önünde, gözümüzün önünde, gözümüzün içine baka baka her türlü günahı kebali işlenirken, Allâh’ı zikredenler adamlara batıyor. bilmem hangi sanatçıyı getirip, toplantılar düzenleyip, konserler düzenleyip, bütün gençleri zehirlemelerine rağmen hiç kimse bir şey demezken, ama ne yazık ki beş tane Allâh’ı zikreden bir kimse bir yerde Allâh’ı zikredecek dese, bütün her şeye ayağa kalkıyor.
Düşünebiliyor musunuz? Allâh’ı zikredenler bir aşure dahi dağıtamıyor. Bir aşure dağıtacağız dedik, altı üst tane, yedi üst tane polis geldi bastı. Altı üstü aşureydi. Veyahut da arkadaşlar kardeşler her taraf semahane dedi birkaç yerde sema ettiler, sema ettikleri yerlere demniyet kuvvetlerini gönderdiler. Neden sema etmeyeceksiniz? Neden Allâh’ı zikretmeyeceksiniz? Oysa istediği yerde çıplak kadınlarla defile yapılıyor mu? Yapılıyor. İstenildiği yerde çıplak kadınlarla konserler düzenleniyor mu? Evet. Biz normalde burada parasını yatırdığımız halde, Merunos’ta Şeb-i Arruz’u bize kutlatmayan, Şeb-i Arruz’u yaptırmayan o gizli güçler Bursa’da her türlü melanetin işlenmesine müsaade ettiler. Allâh’ın zikrine müsaade yok, semaya müsaade yok, hatta bir de sema edenler bir de terörist sınıfına kondu.
Bir de ne yazık ki yasaklandı, mahkemeye vermek zorunda kaldık, mahkemeyi kazandık, ondan sonra gittik tekrar Merunos’a parasını yatırdık, dedik ki Mevlânâ’yı Celalettin Rumi’yi anacağız, oradaki küstah müdür, ben müsaade etmiyorum dedi. Ben müsaade etmiyorum dedi. Bizim lastikçi Ömer’e söylemiş. Ben müsaade etmiyorum dedi. Biz parasını ödedik, parasını tekrar iade ettiler bize. Bakın Allâh’ı zikredenler, Allâh’ı zikredenler, ne yazık ki bu baskı ve zulme maruz kalıyor. Ama gerçek manada, eğer nününü tutturmadıysan kimseye, kulağından tutturmadıysan kimseye, kimseye tutturmadıysan, özgür, hür bir şekilde hareket edince, sen üç kişi de olsan, beş kişi de olsan, bir yerlerin canını acıtıyorsun. o müşrikler de, o müşrikler, Allâh’ı zikredenleri sevmiyordu.
O kafirler, Allâh’ı zikredenleri sevmiyordu. Kafirler, müşrikler, münafıklar, Allâh’ı zikredenlere hep birer bahane bulmuştur. Hep eleştirmiştir. Bakın, hepsinin de sonu hüsrandır. Gidin kabirleri dolaşın, kabirleri dolaşın. Kabir haliniz açıldığında kabirleri dolaşın. Bu sözüm şatıat biraz ama, Allâh’ı zikreden kabirle, Allâh’ı zikretmeyen kabirin arasındaki farkı işitir ve görürsünüz. Zikrullâh’tan uzak bir vefat eden kabrin sahibiyle, Allâh’ı zikrederekten ölen bir kimsenin kabrini gidin, görün. Aradaki farkı görün. Cenâb-ı Hak bütün kardeşlerimize kabir halini açsın. O hakikati görmelerini isterim.
«Hakîkati Görerekten Yaşamalarını İsterim» — Mürşid’in Müride Niyâzı
O hakikati görerekten yaşamalarını isterim. Sebep, o zaman neyin ne olduğunu, zikrullahın kıymetini görürsünüz. sizler onlara ölü demeyiniz diyor ya, onlar ölü değillerdir çünkü. Eğer sen zikrullâh alakasında devam ettin, ömrünün sonuna kadar zikrullâh alakasında kaldıysan, merak etme, öldükten sonra da o zikrullâh alakasında Cenâb-ı Hak seni yeniden var ediyor orada. Seni zikrullâh alakasında bir tamam seni orada hazır ediyor. Ve sen her o gittiğin zikrullâh alakasında orada duruyorsun. Bunu anlamak için gören göz lazım. Ve bakarsın ne kadar Allâh’ı zikrederekten, dersli olarak vefat eden kimse var ise, hepsi de orada, bir tamamı oradadır. Hatta daha ilerisini söyleyeyim, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ile, ashab-ı Resûlullâh ile, Pir Efendilerle beraberdir.
Ve onların o beraberliklerini gördüğünden, o yüzden sen de ölüme can atarsın. Çünkü bakarsın ki, öldüğünde her zikrullâh da onlarla beraber olacaksın. Bunu görürsün. O yüzden kıymetli dostlar, Cenab-ı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, o gün nasıl Allâh’ı zikreden, cemaline vuslat olmak için onu dileyen, orada seyri sülük yapan ashabının üzerinden nasıl gözünü ayırmadıysa, bugün de seyri sülük yapan ve zikrullâh alakalarından ayrılmayan, Allâh’ı zikredenlerin üzerinden de gözünü ayırmaz. Çünkü o Peygamber, insin ve cinsin. Peygamberi, çünkü o Peygamber ölü değil. O Peygamber henüz daha dünya kırılmazdan önce de Peygamber idi. O çünkü Adem yok iken de Peygamber idi. Ve Adem yok iken de Peygamberken de Allâh’ı zikrediyordu.
Çünkü o Peygamber ilk manevi olarak hem ruhundan hem nurundan Cenab-ı Hakk’ın yaratıldığında, ilk yaptığı şey Allâh’ı zikirdi. Allâh’ı zikirdi. Allâh’ı zikrettiği için Allâh onu çok sevdi. Hamd ettiği için Allâh onu çok sevdi. Şükrettiği için Allâh onu çok sevdi ve yaratılmışların en şereflisi yaptı. Onun yalnız yaratıldığında yaptığı, yaptığı ilk amel, yaptığı ilk amel, Allâh’ı zikirdi. Allâh’ı zikirdi. O yüzden Cenâb-ı Hak diyor ki ben onu sevdim. Sebep o Allâh’ı zikretti çünkü. Kıymetli dostlar. Allâh’ı sabah akşam zikredin. Zikredenlerden ayrılmayın. Zikrinizden ayrılmayın. Ve Allâh’ı zikredenleri hor-hakir görmeyin. Hata da yapsalar, kusur da işleseler, yanlış da yapsalar. Sen onu hor-hakir görme.
Nasihat et. Hor-hakir görme. Tepeden bakma. Tibirlenme. Onun kılına, kıyafetine laf söyleme. Onun sarığına, haydarisine laf söyleme. Onun buradaki hal ve hareketlerine laf söyleme. Seni ilgilendirmiyor. Allâh onu sevmiş. Allâh onu zikretmiş. Onu buraya getirmiş. Sana, ona hor-hakir görmen düşmüyor. Bu, gerçekten derviş kardeşlerimize önemle bunu arz ediyorum. Kimseye tepeden bakmayın. Zikrullâh halakasında kim varsa onu küçük görme. Onu hor-hakir görme. Onu günahkar görme. Çünkü hadîs-i şerîfi tekrar nakletmeme gerek yok herhalde. O zikrullâh halakasına oturup, cemaatle Allâh’ı zikredenleri, bir münaadi melek ne diyor? Haydi kalkın şimdi. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak.
Biz peygambere itaat ettik. Biz peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini kabul ettik. Peygamber olarak. Ona geçen gün ki dersten alıntı, her peygambere Cenâb-ı Hak kitabıyla beraber bir hikmet verdi. Onun bütün sözlerini biz doğru kabul eder, bütün sözlerine piyat eder, tabi oluruz. Ve onun bütün sözlerini de ben kendimce onu dinlemek, ona itaat etmek, onun sözlerini kabul etmek bana farzdır. Ben kendime farz olarak görüyorum. Aslında Allâh’a itaat edin derken, Resulüne itaat edin derken âyet-i kerimede, bütün ümmet-i Muhammed’e farzdır. Ümmet-i Muhammed, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat etmekle mükelleftir. Ve itaat etmeyenlerin imanları yoktur. Öyle olunca, Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri İbn-i Hanbel hadisinde, o zikrullâh meclisinden affolmuş olarak değil bakın.
Burası çok önemli. Bir çok daha hadîs-i şerîf var, affolmuş olarak kalkınız diye. Bu hadîs-i şerîf diyor ki, kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak kalkınız. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş olarak. Burası çok önemli. Kötülükleriniz iyiliğe çevrilmiş. Ama ne için diyor, nasıl o topluluğa ne diyor? Sırf Allâh rızası için. Başka bir amacı olmayacak, başka bir maksat olmayacak, başka bir dileği olmayacak. Buradaki dileği sadece Allâh olacak. Allâh’ı Allâh için zikredecek, Allâh’ı Allâh olduğu için sevecek. Ve Allâh’ı Allâh olduğu için iman edip, sırf Allâh rızası için o zikrullâh cemaatine katılacak. Ve o cemaatten ayrılmayacak. Gözünü onlardan ayırmayacak. Eğer ayırırsa o zaman hüsrana uğrayanlardan olur.
Rabb’im bizleri onlardan eylemesin. Âmîn. Dünya sevgisine takılıp, Allâh’ı zikir meclislerini terk edenlerden eylemesin. Âmîn. Heva hevesine ilah edinip, heva ve hevesine kapılıp gidenlerden eylemesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak oradaki derviş kardeşlerin hatalarını, kusurlarını horhakir görüp, onlara tepeden bakıp mânen, ipi kesilenlerden eylemesin. Âmîn. Bir insanın mânen, ipi kesilirse her şey bahane olur ona. Rabb’im bizleri onlardan eylemesin. Âmîn. Haklarınızı helal edin.
Pîrân-ı Kirâm’a Hediye-i Sevâb — Üftâde, Veysel Karânî, Muhyiddîn Arabî, Niyâzî Mısrî
Helal olsun. Bizden yana da helal olsun inşâAllah. Geceniz mübarek olsun. Âmîn. Buçuk ihlas ve Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı, Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Bütün geçmiş Peygamber-i Zişân efendilerimizin ruhlarına. Âmîn. Cihari Yâri Güzin efendilerimiz Ebu Bekir Sıddık, Ömerül Faruk, Osman Zinnureyn, Ali El-Murtazârid Yallâhu’an Hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. Aşere-i Mübeşşere’nin evlâdı Rasûlullah, zevcehatı Rasûlullah, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, yetmiş iki şehadetli şehid-i kerbelanın bütün şehadetli ruhlarına. Âmîn. Tüm ashabı Rasûlullah Hazretlerinin ruhlarına. Âmîn. İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına ayrı ayrı hediye ediliriz.
Vasıl ve İstedar eyle ya Rabbi. Âmîn. Haberdar eyle ya Rabbi. Âmîn. Feyzatlarının himmetlerinin şefaatlerinin dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Âmîn. Üç İhlâs bi Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Kehf 18/28 — «Rabbini Zikredenlerle Beraber Ol» Âyeti: «vasbir nefseke ma’allezîne yed’ûne Rabbehum bi’l-ğadâti ve’l-aşiyyi yürîdûne vechehû ve lâ ta’du aynâke anhum türîdü zînete’l-hayâti’d-dünyâ ve lâ tutı’ men ağfelnâ kalbehû an zikrinâ ve’tteba’a hevâhu ve kâne emruhû fürutâ» (Kehf 18/28); Taberî, Câmiu’l-Beyân 15/213; İbn Kesîr, Tefsîr 5/152; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 21/106; «sabah-akşam zikr» — Buhârî, Daavât 65; Müslim, Zikr 80-81; «zikrullâh ehli ile beraber olma» — Tirmizî, Daavât 7 (3378); İbn Mâce, Edeb 53 (3791); modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- «Fakir-Fukara» Tâbiriyle Aşağılanma: «kalpleri zenginlikten katılaşma» tehlikesi — Hadîd 57/16; Mu’minûn 23/1-11 (mü’minin yedi vasfı); «zenginlik-fakirlik dengesinin ölçüsü» — Buhârî, Cum’a 11; Müslim, İmâra 20; «her ümmette en hayırlı fakirler» — Hadîs «el-fakru fahrî» (fakr şereftir) sufî tâbiri; modern toplumsal sınıf eleştirisi — Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Âmentüsü; Necip Fâzıl, İdeolocya Örgüsü.
- Modern Müslümanların Dînî Tâvizleri: «belli yerlere şirin görünme» (modern münâfıklık) — Bakara 2/8-20; Tevbe 9/64-67; Münâfikûn 63/1-8; «dînî konumlardan tâviz» — Şâtıbî, el-İ’tisâm; modern tâvizcilik eleştirisi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi; «dünyâya tâviz» — Bediuzzaman, Lemalar 17. Lema (riyâ).
- İkindi Namazından Güneş Batıncaya Kadar Zikr (Aşr-ı Evvel): «aşır zikri» — Buhârî, Cum’a 28; Tirmizî, Daavât 1 (3372); Abdullah b. Zeyd nakli «el-aşır zikri» — Aliyyü’l-Kârî, Mırkâtu’l-Mefâtîh; sufî sünnet tatbîki — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; «ashabu’s-sebt» (Cumartesi adamları) — A’râf 7/163; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
- Mürşid’in Müride Niyâzı: «Hakîkati Görerekten Yaşamak»: «hakîkati görmek» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; «müşâhede mertebesi» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; «mürşidin müride niyâzı» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern uygulamalar — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
- Pîrân-ı Kirâm: Üftâde, Veysel Karânî, Muhyiddîn Arabî, Niyâzî Mısrî: Mehmed Muhyiddîn Üftâde (1490-1580, Bursa) — Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ 2/308; Veysel Karânî (?-37H/657M, Yemen-Sıffîn) — Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 223-225 (2542-2544); Muhyiddîn İbn Arabî (560-638H/1165-1240M, Endülüs-Şâm) — İbn Arabî, Fütûhât; Niyâzî-i Mısrî (1027-1105H/1618-1694M, Limni) — Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ; modern Pîrân-ı Kirâm hediyeleri — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu; Karabaş silsilesinde her halkadan sonra Pîrân hediyesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
- Karabaş Silsilesi ve Sünnet’e Bağlı Sufî Hayâtı: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Karabaş hizmeti — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Hakîkat, Zikir, Sülûk, Kalb, Sünnet, Silsile, Müşâhede. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı