Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #042 — Mesnevî 1679. Beyit

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #042 — Mesnevî 1679. Beyit. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Beyit Girisi ve Mesnevi Manasi

Çünkü akıl gördüğüne göre hükmedecek. O gördüğüne göre hükmedeceği için Hazret-iPir diyor ki bir insanın görmesi insanı insan eden bu manada insanı kemalata erdiren. Bütün kemalat derken manevi olarak değil. Bunun maus olduğunu görüyorsun, bunun bardak olduğunu görüyorsun, bunun çay olduğunu görüyorsun. Bunun gibi o görme insanın görmesi göz bebeği hükmünde oluyor. Ben bunu tamamıyla söyleyemiyorum. Çünkü merkez sahipleri peygamberler veya maneviyat bunu men ediyor. bu sufilere göre âlemin kalbi zamanın kutuplarındadır. Bütün mevcudatın kalbi zamanın kutbudur. Ne zaman ki gerçek manada Allâh diyen olduğu müddetçe kıyamet kopmaz, ne zaman Allâh diyen kalmayınca kıyamet kopar. Bu hadisi kutsiyi Muhyiddin İbn Arabaz Zeter der ki gerçek manada Allâh diyenler peygamberlerdir.

Peygamberlerden sonra zamanın kutbu kutupları velileridir. En son zamanın kutbu vefat ettiğinde eğer ki zamanın kutbu vefat ettiğinde yerine bir kutup tayin edilmezse bu sefer âlem mührü hükmünde olan kutup ölüp de yerine bir şey geçmeyince âlem komple ifsat olur, kıyamet başlar der. Böyle olunca o zamanın kutupları zamanın mürşidi kamilleri bu manada o perdenin, o âlemin gözbebeği hükmünde. Ve kimin gözbebeği olduğu bu hususta kimler gözbebeğidir? Hazreti Pir diyor ki bunları söylemeye yetkim yok. Bunları bana peygamberler söyletmiyor. Bu mana bir sır, bu mana sır olduğu için bunları söylemeye yetkim yok diyor. Şimdi manada öyle şeyler vardır. O normalde söylenmeye yetkili değildir. Çünkü dinin bir görünen tarafı var.

Biz bunu şeriat olarak nitelendiriyoruz. Şeriat neye göre hükmeder? Gördüğüne göre, tespit ettiğine göre, elindeki delillere göre şeriat hükmeder. Ama işin bir de hakikat tarafı vardır, mana tarafı vardır. Oradaki iş değiş, farklı bir şeydir. şeyde de sizin nar bildikleriniz, sizin kötü bildiklerinizde hayır vardır, şer bildiklerinizde hayır, hayır bildiklerinizde şer vardır der. İşin mana mekanizması farklı çalışır. Ama perdenin ön tarafında şeriatı bozmanın, şeriatı bozmanın hiç kimseye hakkın, hiç kimsenin hakkı değildir. Bir küçük örneklemek gerekirse Hallâc-ı Mansûr’a ceza verilir. Sağ serçe parmağıyla, el serçesiyle sağ ayak serçe parmağı kesilir. Çaprazlama iki serçe parmakları kesilir, dört serçe parmakları kesilir.

Kesilen serçe parmaklar hak deyip yürür gider. Kan da hak der. Bu sefer Hallâc-ı Mansûr’u cezaevine koyarlar. Aslında kesilmeye devam edilecek çaprazlama. O esnada bir derviş gelir cezaevindeyken izin alır, der ki ben görüşmek istiyorum, gelir. Neyse derviş der ki sorun var sana, o da sor der. Der ki sabır ne? Sabır. Bakın sabrı hadîs-i şeriflerden anlatmaz. Sabrı âyet-i kerimelerden anlatmaz. Hallâc-ı Mansûr’un iki ayada prangada, iki eli prangada, iki ayada prangada. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm der. Çağ çağ elindeki prangalar çözülür. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm der. Ayağındaki prangalar çağ çağ çözülür. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm der. Duvarın dışına çıkar. Yok orada. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm der.

Tekrar içeri girer. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Çağ çağ prangalar. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Çağ çağ ayağındaki prangalar. Der ki dervişe, sabır, şeriat-ı ahmediyi delmemektir der. Bakın sabırın manası değişti şimdi. İşte, perdenin gerisi vardır. Şeriatan bir şey öyledir. Şeriatın kaidesini, kuralını delmek kimsenin hakkı değildir.


Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen

İşin manevi tarafı farklıdır. Görünen tarafı farklıdır. O yüzden o manevi tarafına haberdar olanların söylemeye, söyleyerekten zahir şeriatın hukukunu bozmaya hakları yoktur. O yüzden onlar bu manada Ehl-i Sufi’nin hakikat noktasında duranlar, şeriat-ı ahmediyi bozmazlar. Bunlar bunun hilafına bir şey söylemezler. Bunun hilafına bir şey olacaksa da onu durdurmaya çalışırlar. Kendini bilmeyen, şeriatı bilmeyen, çok affedersiniz böyle anne baba parası yiyen böyle şeyler vardır, çocuklar vardır. Nerede ne konuşacağını bilmezler. Böyle aykırı işler yaparlar, böyle umursamazlarlar yaparlar. Bir kısım kendisine Sufi süsü verenler de böyle aykırı işler yaparlar. Dangoluz dangoluz konuşurlar. Şeriat-ı ahmediyi muhammediyi delerler konuşmalarıyla.

Bu doğru değildir. Gerçek Sufiler şeriat-ı ahmediyi bozmazlar. Hazreti Pir bunu örnek veriyor. Diyor ki ben kimin göz olduğunu, kimin bu alemde sultan olduğunu ben biliyorum. Ama diyor bunu söylemeye bana müsaade etmiyorlar. Kim müsaade etmiyor? Maneviyat. Müsaade olmuş olsa, müsaade etseler sıralacak. Mesela Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri kıyamete kadar kimlerin mürşid-i kâmil olacağını sıralamış. Örnek. Veyahut da Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kıyamete kadar büyük olacak olan hadiselerin hepsini de ashaba anlatmış. Ama ashabın enteresan bir itirafı var. Diyor ki Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bunları bize anlattı. Ama bir müddet sonra bunlar bizde unutturuldu diyor. geçen haftalardan sohbet vardı ya, bir mürşidi kamilin bir velinin unutturma meselesi vardı.

Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kıyamete kadar gelecek olan önemli meseleleri, hadiseleri ashaba anlatmış. Ama ashab diyor ki bunların bir kısmı bize unutturuldu. Biz şimdi bunları hatırlamıyoruz. normalde Hazreti Pir de diyor ki bu konuda bana müsaade edilmedi. Bana müsaade edilmiş olsaydı ben normalde bu meselenin hakikatini size anlatırdım. Ama büyük pirler her zaman Şeriat-ı Ahmediyi korumuşlardır. Onlar asla ve asla Şeriat-ı Ahmediye’nin zahirini bozmamışlardır. Bakın zahirini bozmamışlardır. Hazreti Pir de diyor ki ben de bu işin zahirini bu hakikati size aktarırdım ama bu sefer Şeriat-ı Ahmediyi veyahut da bu meselelere aklı yetmeyen, bu meselelere dini bilgisi yetmeyen bir de işin o tarafı var. din cahili.

Hele bu zamanda insanlar din cahili şimdi. İnsanların suçu yok bunda. Ben kimseyi suçlamıyorum. 26 yaşına kadar ben de din cahiliydim. Ben kimseyi suçlamıyorum. Son 250 yıl Anadolu insanı, Müslümanları komple İslam dünyası din cahili. Hala da İslam dünyası din cahili. Bakın hala da İslam dünyası din cahili. Sebeb dini eğitim yok. Gerçek bir dini eğitim yok İslam dünyasında. Bu sadece İslam dünyasındaki idarecilerle, siyasetçilerle alakalı değil. Bu uluslararası global bir mesele. Aynı şekilde bir Hristiyan da din cahili. Aynı şekilde bir Yahudi de din cahili. Aynı şekilde bir Hinduda din cahili. Aynı şekilde bir Tavucu da din cahili. bütün dünya din cahili. Bu enteresan bir şey. Sizin hangi dine inandığınız, sizin hangi meşrepten mezhepten olduğunuz önemli değil.

Genel olarak dünya din cahili. Sadece dinde mi? Hayır. Dünya komple cehalet içerisinde. Hristiyanı, Yahudisi, dinlisi, dinsizi, ateisti, putperesti. Komple dünya cahil noktada.


Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari

Yani bugün hangi ülkenin vatandaşına giderseniz gidin. Günlük kullandığı kelime bin kelime geçmez. Bugün en iyi yabancı dil konuşan bir kimseye gidin. Bin kelimeden fazla bilmiyordur. Hatta Türkse, yabancı dil İngilizce konuşuyorsa üç yüz beş yüz kelimeyle konuşuyordur. Yedi yüz sekiz yüz değildir. Bizim okullarımızdan mezun olan çocuklar üç yüz kelimeyle mezun oluyor. Bazen zaman zaman diyorum ya, en sevdiğinizi, sevginizi anlatacak iki kelime biliyorsunuz. Bazısı üçüncüyek diyor. Seni seviyorum ya da seni çok seviyorum. Ya da seni öyle çok seviyorum ki tamam bitti bu kadar. Sevgisini anlatabilecek kelime bilmiyor çünkü. Çünkü okumadı, okutulmadı. Anlatması mümkün değil. Anlatması mümkün değil.

Cahil kelime haznesi az. Bizim kendi kendimize okuduğumuz bir klasik bile yoktur. Şimdi mesnevi okuyoruz mesela. Mesnevi okuyoruz. Mesnevi kimse okumuyordur bu ülkede. Ondan sonra bizim ülkenin insanı dışarıdan ama herhangi bir felsefeciyi bilmek onun için böyle okumuşluk, erdemlilik. Londra’da Hazret-i Mevlânâ’nın kürsüsü var. Londra Üniversitesi’nde. New York Üniversitesi’nde Mevlânâ’nın kürsüsü var. Daha ülkede yeni kuruldu Mevlânâ kürsüsü. Yok. Biz kendi topraklarımızın kendi insanını tanımaktan ve okumaktan uzağız. Bakın uzağız. Biz Hacı Bektaşüvely’i anma günleri yapıyoruz. Hacı Bektaşüvely’in dört kapı kırk makamı anlatıyordum orada. kendilerini alevi olarak nitelendirenler geldiler. Dediler ki bizim bu kitaptan bile haberimiz yok.

Bunlar alevi. Dedim dedeler anlatmıyor mu kırk makam size? Bizim dedeler para yiyorlar dedi bana. Bizim dedelerin cebine para sok dedi. Tamam bitiyor dedi. Bunlar da para hazırlamışlar. Bu aşağıdaki neydi? Hamam şey vardı ya ördekli. Ördekli hamamda. Ben dışarı çıkıyorum birisi cebime bir şey katacağım diyor. Birinden tuttum ne oluyor dedim ben. Biz dedelere böyle yapıyoruz dedi. Ben dede değilim dedim. Öyle baktı. Ben dede değilim dedim. Ben gencim. Olsam olsam dedim baba olurum, istat olurum başka bir şey olurum. Abi olurum dedim. Ben dede değilim. Yahu bizimkinler diyor bir şey oluyor diyor. Hemen para ver diyor. Hemen para ver diyor. Şimdi okumuyor. Böyle olunca bir de işin Hz. Pir bunu söylemiyor.

Bir de diyor ki ben kendimce öyle diyorum. manadan bilen mi var ki bunu söyleyecek taşıyacaklar bir de onu. Sebep veliye inanmıyor ki. Evliya’ya inanmıyor. Veli yoktur diyor. Diyorum ya âyet var. Veliler mahcup olmazlar, mahsun olmazlar. Dünyada da ahirette de onlara iyilik vardır. Ayet-i kerimeyi ne yapacağız diyor. Duruyor şimdi. Sen yoktur dedin de el veli ismi şerifini de yok hükmünde görüyorsun. Küfür. Bakın küfür. Ama din cahili. Şimdi insanlar din cahili. Bilmiyor. Eğer hasbel kadar bilmeden bir yere gittiyse yandı ketenel va. Cahil çünkü. Allâh muhâfaza eylesin. Konuşamazsın da neden? Konuştuğunda o da bilmiyor. O konudaki hadîs bilgisi de yok. Fıkıhi bilgi de yok. Ya enteresan bir şey.

Diyanet kendi yazdığı ansiklopediden haberi yok. Diyanet. Diyanet koca kurum. Giden eski müftü, Bursa müftüsü, Diyanet’in kendi ansiklopedisinde yazan hükümden kendisinin haberi yok. Adam çıktı cuma vaazında beni eleştirmek için kendi cehaletini koydu orta yere. ben rüyetullah Allâh rüyada görülür meselesi vardı ya. Adam kalktı. Allâh rüyada görülmez dedi. Eee ansiklopedi görülür diyor. Diyanetin bastırdığı akayit Sabuni’nin akayit kitabında görülür diyor.


Nefsin Mertebeleri ve Mucahede

Diyanetin bastırdığı akayit kitabında imam azamın gördüğüne dair normalde kendi kitaplarını da yazıyor. Adam dönüp okumuyor ki. Ya devlet sana maaş veriyor. Bu millet sana maaş veriyor. Bu millet sana maaş veriyor. Maaş. Bu millet sana maaş veriyor. Neden maaş veriyor? Dini öğren bize aktar diye maaş veriyor. Onlar da diyorlar ki evet bize devlet maaş veriyor. Biz sadece namaz kıldırmakta memuruz. Ya oku. Birisi sana gelip sorduğunda cevap ver. Yıllar önce bir tane profesör öyle dedi. böyle o ilahiyatta o zaman için profesör değildi daha. Talebeleriyle beraber görüşüyoruz Ulu Cami’nin orada. böyle senin peşinden geliyor insanlar senin ne ilmin var deyince bu manada. Türkçesi bu hocam akşama bekliyorum seni dedim.

Gel biz dedim toplanıyoruz. Sen sohbet et bize. Doğru söylüyorsun dedim. Benim gibi insanın dediğim yeri değil. Nasıl basmaya? Haftanın 5 gecesi sohbet var dedim. 5 gecesi seni evden alacağım. Her sohbete götüreceğim. Bu kaldı. Böyle bir şeyle karşılaşmamış ya hiç. Hocam sen hocasın üniversitede. 2 gece gel. Benim sohbet etmemem lazım. Sizin etmeniz lazım. Bu durdu şimdi hocam. Bütün ilahiyat profesörleri, docentleri, öğretim üyeleri, ilahiyatta olanlar, diyanette olanlar. Hepiniz dedim Allâh katında sorumlusunuz. Çıkın meydanlara anlatın. Bu insanlara gerçek dini anlatın. Kuran’ı sünnet anlatın ya. Kaldı. Yalvardım. Bu sözü söyledin ya dedim. Ben de şimdi onu bastırıyorum. Bu sözü söyledin.

Hadi gel. Gelmiyor. Şöyle yap yapmıyor. Böyle yap yapmıyor dedim hocam. O zaman senin kalkıp da dedim. Tabi her hafta geliyor onlar. Ulu Camii geliyorlar. Cumayı orada kılıyorlar. Cumadan sonra böyle bir de kendisi tasavvuf kürsüsünde öğretim üyesi. Bir de kendisi millete tasavvufun olmadığını söylüyor. Bu zamanda şeyhlerin olmadığını söylüyor. Ben diyorum ne oldu? Velilik âyet-i kerimesi askıya mı alındı? Velilik hadîsleri askıya mı alındı? Cevap yok. Böyle bakıyor şimdi. O velilerden yoktur diyor. Hocam birisi diyorum gözünü kapatsa, Hazreti Pir’in şeydir bu. Sen diyor gözünü kapatmışsın güneşe yok diyorsun diyor. Hazreti Pir öyle diyor. Sen güneşe gözünü kapatmışsın güneş yok diyorsun. Gözünü açsan güneşi göreceksin.

Diyorum ki hocam aç gözünü. Var. Ama yok dinlemiyor o. Onlara göre yok. Ondan sonra beni mahkemeye veriyorlar. Ben diyorum ki şu kadar profesör var, ilahiyatçı var. Bunca yıldan beri mezun olan imam hatipliler var. Evet. İmam hatipliler var mı? Var. Mezun oluyorlar mı? Evet. İlahiyatçılar var mı? Var. Diyanetçiler var mı? Var. 85 bin cami var bu ülkede. 85 bin cami var. Kayıtlı resmi. Resmi olmayanlarla beraber 100 binde. 100 bin camide 100 bin imam 100 bin mezun 200 bin kişi. Ağzım yüzüm etrafı olsun bu su 250 bindir. Resmisi. E imam hatipler var. İmam hatiplerden mezun olanlar var. İmam hatiplerden mezun olanlar var. E nerede bunlar? Nerede bunlar? Yok. Öğrendikleri dini ilim ne? Öğrendiklerini uygulayamıyorlar mı?

Öğrendiklerini aktaramıyorlar mı? Yaşayamıyorlar mı? Ben bu hesabı yapınca televizyonda adamın birisi kafasına tuhaf bir şey sarmış. Diyor ki ey imamlar siz neden camilerde cemaatiniz az? Bir de böyle Allâh-ı Vâri konuşmuş. Ondan sonra Allâh’a denk getirdi. Benle helâlaşmadan ölme dedim. Kafasına tuhaf şey sardı dediğin şey dedim benim. Tuhaf şey diyorsun dedim. bir insan başındaki sarığı tuhaf bir şey sarmış der mi? Alay ediyor.


Asik-Masuk Iliskisi

Bir kimse sarık dini bir ritüeldir. Bu ritüel de Allâh’ın koyduğu ritüeldir. Bedir Savaşı’nda bütün melekler başlarında sarıkla geldiler Bedir Savaşı’na. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri meleklerin sarıkla geldiğini görünce emretti ashabına. Herkes dedi kafasına sarık sarsın. Meleklerin sardığı gibi. Sarığın sünnet olmasının yeri burası. Sen sarığı laf söylersen, küçümsersen tüfre düştün. Tecdit iman tecdit nikah gerekli. Sebeb, Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Bedir’den sonra sarıksız hiç durmadı. Ve İslam’ın şiarı hükmüne girdi sarık sarmak. İslam’ın şiarı. Sen onunla dalga geçersen küfre düşersin. Sarsarma. Sen sakal sünneti seni yeme evet. Onunla dalga geçersen küfre düşersin.

Evliysen nikahın düşer. Dinin olmazsa olmaz farzlarından, sünnetlerinden bir şeyi ve hatta imamların olmazsa olmaz Kuran ve sünnetten çıkardığı bir hükmü. Sen itiraz edersen küfre düşersin. Alay edersen küfre düşersin. Tecdit iman tecdit nikah gerekli sana. Bakın tecdit iman tecdit nikah gerekli sana. Sen sakalla alay edemezsin. Sakalı küçümseyici bir söz söyleyemezsin. Sarıkla alay edemezsin. Sarık küçümseyici bir söz söyleyemezsin. Nikah nikahı nikahı hafife alamazsın. Ne alakası var ya bu zamanda dini nikah mı olurmuş? Diyemezsin dediğin anda kafir olursun. Ne alakası var ya gusül etmek varmış yıkanırsın geçersin. Gusül denilen bir şey yok. Kafir olursun. Şimdi millet kızını veriyor. Karşıdaki kimseye soruyor mu?

Guslün farzı kaç, abdestin farzı kaç, namazın farzı ne? Millet soruyor şimdi. Neyi var? Dairesi var mı? Arabası var mı? Arabasının modelini de soracak bir de. Dairesinin mahallesini de soruyor. Sen dinini sorsana onun. Hiç unutmuyorum. Ödemiş deyim. Ödemişin en zengin ailesinin kızı evleniyor ertesi gün ben boşanacağım diyor. Hep anlatıyorum bunu derslerde. Aile ayağa kalkıyor. Neden boşanıyorsun diye. Bizim sohbetlere gelen bir kadın neyse onun üzerinden bana ulaştılar. Ben boşanmak istiyorum dedim. Söyle. Söyle. Dedi ki benim eşim dedi gusle inanmıyor dedi. Anlattım gene anlamadı dedi. Söyledim bir daha dedi ben inanmıyorum böyle şeye dedi dedi. Ben boşanmak istiyorum hakkın dedi ben de. Benim babam dedi bunun dedi zenginliğine baktı dedi.

Halbuki bizde dedi farkındasın sen dedi zenginiz evet dedim. Para yapılaya ihtiyacınız yok dedim. Annesine ne demiş biliyor musunuz annesine babasına neden boşanıyorsun diye sonra bir daha görüştük. Demiş ki hiç sormadınız senin dinin ne? Hiç sormadınız. Guslü biliyor musun? Namazın farzlarını biliyor musun? Abdestin farzlarını biliyor musun? Hiç sormadınız demiş. 54 farzı var ya imamlar böyle indire şimdi 54’ten de aşağı indiriyorlar. Ama yeter ki millet okusun diye bakıyorlar. Demiş bunu dahi sormadınız. Şimdi demiş adamdan tiskindim ben bundan boşanmak istiyorum. Boşandı tek celsede boşandı demiş boşanmazsa gideceğim demiş haki me söyleyeceğim bu gusletmesini bilmiyor guslü de intiraz ediyor diye demiş.

Din cahili insanlar kalkacağız şimdi biz sufilikte Hz. Pir diyor ya buna misade yok diye evet din cahillerinin içerisinde din anlatırken dahi kendi kendimize hesap etmek zorunda kalıyoruz. Neden? Adam çok rahat hadîs-i şerîfi inkar ediyor çünkü şu ülkede ilahiyat fakültesi profesörü olan kimse âyet inkar etti. Onun yetiştirdiği öğrencileri düşünebiliyor musunuz?


Tevhidin Derinligi ve Vahdet

O yüzden insanlar insanlar ne yazık ki hızla dinden uzaklaşıyorlar. Bu da uluslararası emperyalistlerin işine geliyor. İnsanların cahil olması, din cahil olması, okumaması, kendini yetiştirmemesi uluslararası emperyalılar için harika bir şey. Zaten okumanızı istemiyor. Herkesin cebinde bir cep telefonu, herkes kaydırıyor boynuna cep telefonunu. Beş yaşındaki, üç yaşındaki, iki yaşındaki çocuğun da elinde telefon, yemek yesin annesi koy telefonun önüne. Evet, herkes de aynı doğru mu? Doğru. Babalarda da aynı, annelerde de aynı. Herkes evin bir köşesinde elinde telefon kaydır Allâh kaydır. Bu çocuklarda da aynı okuma özürlüyüz. Okuma özürlüyüz. Bakın komple, dünya insanlığı olarak okuma özürlüyüz. desem ki günde on sayfa kitap okuyanın elini kaldırırsın kimse kaldıramaz.

Acı bir şey. Bazen kardeşler bu konuyla alakalı çalışmayı yapayım, yap diyorum ben. Neden yap diyorum? Ya o konu çalışmaya başlayınca bir sürü hadîs okuyacak, âyet okuyacak çünkü. Araştırma yapacak ya. Sen şimdi bu sohbeti burada rahat rahat dinliyorsun değil mi? Ben burada beş tane, beyt okuyacağım beş tane beyt okurken ben o beytlerle alakalı ne kadar âyet bulurum, ne kadar hadîs bulurum diye boyun arıyorum ben onu. 63 yaşındayım. Arıyorum buraya koyuyorum yine onu. Okuyup okumamam önemli değil. Ama o insanlarda bu eksik ve biz din anlatırken dilimiz güdük çıkıyor. Diyorum ki şimdi bu hükmü söylesem herkes diyecek ki ben kafirim bu hükmü göre. Ha, salayım yakasını o zaman. Temelli küfrü bataklığına girecek.

Allâh muhâfaza eylesin. Çünkü o zayıf akıllılar. Din bilmeyenler dinin bu inceliklerini anlamaktan uzak oldukları için Hazret-iPir diyor ki bana buna bunu diyor. Bu mesele bana müsaade edilmedi. Madem ki halkı unutması ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarında da o erişir. o zamanın kutbunun elindedir madem. Aslında elindedir diyor da bu mevzu öyle değil. Elindedir. O zaman diyor unutturması da hatırlatması da onun elindedir. O zaman imdatlarına da o yetişir. Şimdi bunu böyle bıraksan bunu zahir bir kimseye bunu okusan der ki Hazret-i Mevlânâ burada küfre düşmüş. Nasıl imdada onlar yetişir? Öyle değil mi? Bunu söyler. E tabi şimdi vahabi zihniyetliler de çoğaldı. Vahabi zihniyetliler de çoğalınca bu birisinin küfrüne fetva vermek havada dolaşıyor.

Havada dolaşıyor. Önüne gelene kafir diyorlar. Önlerine geleni. Bunlar şimdi moda oldu bir daha. Bunları bu ülkeye bu ülkenin başına mazarrat ettiler. Bu ülkenin başına onları problem olarak getirdiler. Bunlar İngiliz oyunu. Bu ülkenin Hazret-i Mevlânâ’sı, Hacı Bektaşı, Yunus’u varken bu ülkenin Kevserisi varken örneğin bu ülkenin kendine has bu topraklarda yetişmiş alimleri varken Bıraktılar bunları bizim ülkemize haricileri, vahabileri, hadîs inkarcılarını, mezhep inkarcılarını bu ülkenin başına mazarrat ettiler. Bu ülkenin başına çorap ördüler. Bu ülkenin başına çorap ördüler ki nasıl bir çorap? Bu ülke Müslümanlarını birbirine düşürecek, bu ülke Müslümanlarını birbirine çatıştıracak büyük bir oyun, büyük bir tezgah düzenlediler.

Onların kitaplarını bedava dağıttılar, gazetelerden dağıttılar. Bu ülke insanı örnekliyorum. İbn-i Teymiye’yi bilmezdi, sevmezdi. Bu ülke insanı vahabileri sevmezdi. Tutmazdı. Bu ülke insanı Ali Şerahati tanımazdı. Bu ülke insanı Abduhu tanımazdı, Ayfkani’yi tanımazdı. Ama bunları bu ülkeye getirdiler, tanıttılar.


Sabir, Riza ve Teslimiyet

Ve böylece ülkenin içerisinde dini olarak kocaman bir fitne koydular. Kocaman bir fitne koydular. Şimdi adam bir şey diyor, sen kafirsin diyor ona. Oğlan babasına diyor sen kafirsin diye. Oğlan babasına diyor sen kafirsin diyor. Annesine diyor sen kafirsin diye. Kız çocuğu annesine diyor sen kafirsin diyor, başta örtüyle dolaşıyor evin içinde. Annesinin yanında örtüyle dolaşıyor. Kafir çünkü diyor ben haramım ona diyor. Neden yapıyorsun böyle dedim ben? Haramım ben ona dedi. Kız çocuğu. Evin içerisinde kız çocuğu, abisinin yanında örtüyle dolaşıyor. Ben haramım ona diyor. Neden? Abim kafir çünkü diyor. Evet. Aileyi nasıl yıkıyorlar gördünüz mü? Nasıl parçalıyorlar? Neden? Deyince hayri. Şimdi madem ki halkı unutması ve hatırlaması onun elindedir, imdatlarına da o erişir.

Hemen bunlar diyecekler ki Hazret-i Mevlânâ buradan küfre düştü kafir. Ama onun bu noktada şeyi anlattığı şey farklı. Mesela bak hemen ben bunun açıklaması olarak 3 tane hadîs aldım buraya. Ahmet İbn-i Hanber’den naklediyoruz. Ubaade İbn-i Semid’den merfu olarak naklediliyor. Bu ümmette ebdallar 30 tanedir. Kalpleri Hallülrahman Hazretleri, İbrahim aleyhisselâm’ın kalbi üzeridir. Bunlardan biri ölünce Allâh onun yerine bir başkasını koyar. Demek ki ümmetin velileri var. Bunlardan birisi ölünce yerine birisi geçiyor. Yine başka bir rivayette yine 30 tanedir arz. Bakın onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura masarsınız. Onlar sebebiyle yardıma masarsınız. Kütüb-i siddete geçiyor bu hadisler.

E şimdi demek ki onlar sebebiyle yardıma masarsınız. Ne diyordu Hz. Tipir? O zaman diyor imdatlanır da onlar yetişir. onlar sebebiyle. Burada Hz. Tipir zamanın kutbu hükmündeki bir kimseyi tabiri caizse Allâh’ın elinde bir maşa olarak görüyor. Çünkü o gören gözü duyan kolu tutan eli ya diyor ki unut oradaki aslında sıfatsal tecelliyatta onu yapan, onu yaratan Allâh’tır. Ama Allâh kulun üzerinden tecelli ediyor. Şimdi az önce herkes lokma yedi. Helal-ı uş olsun afiyet olsun. Şimdi lokmayı birisi vesile oldu değil mi? Gerçek manada kim rızıklandıran? Allâh. Ama ne dedi bir kimse? Dedi ki ya biz oraya vakıfa gittik Allâh razı olsun ya lokma ikram ettiler bize yedik. Doğru mu? Kim ikram etti? Vakıf değil mi?

Değil. Tevhid ne? Allâh. İkram eden kim? Allâh. İyilikleri Rabbinizden, kötülükleri de nefsinizden görün. O zaman sen seni hayırda çalıştırdı alet gibi. Seni hayırda çalıştırdı. Sen iyi bir kulsun ki seni hayırda çalıştırdı. Seni orada görevlendirdi perdenin gerisinde. Sen onu istedin. Aslında sende öyle bir mekanizma var. bir ben var benden içeri dedi. O mekanizma çalışıyor. O mekanizmaya sen hükmedemiyorsun. Sende %5’lik %3’lük bir pay var. Sen o %5’lik %3’lük pay imtihanın sırrı. O ne? Gelip gelmeme idraki. Ben oraya gideyim mi gitmeyeyim mi gideyim. Senin payın bu. Geri kalan seni orada alet gibi kullanan o. La fa’ili illallah. Allâh’tan başka fa’il yok çünkü. Allâh’tan başka yaratan yok.

Yaratan Allâh, fa’il olan Allâh. O zaman Allâh gören gözünün üzerinden tecelli etti. Kim gören göz? Zamanın kutbu. Gören gözün elinden tecelli etti. Zamanın kutbunun elinden tecelli etti. Allâh haşa avama göre kendini perdeledi. Hakikat ehli ise perdenin gerisini gördü. İşliğinin Allâh olduğunu biliyor. İşliğinin Allâh olduğunu bildiğinden o fitursuz. Sen de onu kibirli zannediyorsun. Değil. O yaratanın Allâh olduğunu Allâh izin vermedikçe hiçbir şeyin olmayacağına iman etmiş.


Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi

İzin vermezse hiçbir şey olmaz. Terkisinde kim var? Hazreti Abbas’ın oğlu Abdullah var. Ey oğul, iyi dinle. Emret ya Resulallah. Ey oğul, iyi dinle. Emret ya Resulallah. Ey oğul, iyi dinle. Emret ya Resulallah. Bütün dünya insanları toplansalar, sana zarar vermek isteseler Allâh izin vermeyince kimse sana zarar veremez. Saddak ya Resulallah. Bütün dünya insanları toplansalar sana fayda olmak, sana yardım etmek isteseler Allâh yaratmayınca sana yardım edemezler. O zaman iyilikler Rabbinizden kimmiş her şeyi sevk eden? Allâh. O zaman kul ne oldu? Maşa oldu ortaya. Biz şimdi gideriz doktora değil mi? Doktor dinler, tahlil yapıyor. Öyle değil mi? Bastırıyor. Buranın ağrıyor mu? Yok hocam. Buranın ağrıyor mu diyor.

Yok hocam. Şuraya bakıyor. Buranın ağrıyor mu? Yok hocam. Hocam hiçbir ağrımsızım yok. Tamam şu var mı yok, bu var mı yok, bu var mı yok. Bastırıyor şimdi. Dedi yok sen hastasın dedi. Tamam hocam hastasam hastayım. Tam kan tahlili yapacağız. Yaptı, etti, çattı tamam. Şu olacak, bu olacak tamam. Soruyor nasılsın? İyi mi hocam diyor. Peki. Şimdi doktor mu iyi etti bize? Allâh. O orta yerde onun maşası. Onun eli, gören gözü o konuda. O o konuda kamil işin ehli çünkü. Bak kamil o konuda o. Biz şimdi mürşid-i kâmil dini manevi meselelerde olgunlaşmış kamil. Doktorun da mürşidi kamili var. Kamil olanı var. Çok iyi doktor. Çok iyi ahşi. O da onun kemale ermiş. Değil mi? Serdar şimdi usta ne motor ustası değil mi? belli arabalara bakıyor.

Onun mürşidi. Evet. Bak onun mürşidi. Neden? Adam o konuda uzman. O da onun mürşidi. İçerideki ayrı. Onu diyorum ki arabada böyle bir şey var. Bas marşı bir dinlet bana diyor. Ben basıyorum dinletim. Onun burasında şu var diyor. O da onun mürşidi. Öbürkü de doktor. O da hasta mürşidi. Bak daha hastasın dedi bana. Hocam iyiyim yürüyün yürüyün dedim. Bir sıkıntım yok. Yok yok hastasın dedi. Yok yok hastasın dedi. Tamam tamam. O da onun mürşidi. E şimdi herkesin bir sanatı var. Herkes sanatında ilerlediyse onun mürşidi. Allâh ne yaptı? Onun üzerinden yürüdü. Onun üzerinden. Onun üzerinden. Onu ne yaptı? Onunla kendini perdeledi. Onunla ne yaptı? Yardım etti. O güzel huylarla huylanmış olan zat her gece gönüllerden yüz binlerce iyi ve kötü hatıraya giderir.

Tam şirk. Öyle diyecekler ya. Halbuki ne? Onu mürşid-i kamili zamanın kutbunu kullandı. Zamanın kutbunu ne yaptı? O meselede memur etti. Onun üzerinden yapıyor ne yapıyorsa. Onun üzerinden yapıyor. Ahmet’in Mehmet’in üzerinden yapıyor. Sen dardasın ya Rabbi diyor. Bir kulu gönderiyor sana. Diyor ki bu sana yardımcı olsun. O sana yardımcı oluyor. Oysa sen ya Rabbi dedin. O sana bir tane kul gönderdi. Oradan yardımcı gönderdi sana. Sen diyorsun ki ya Rabbi dardayım. Olmadı sazını dalıyorsun eline. Dardayım. Allâh dardayım. Allâh dardayım. Bakın otursanız hiçbir şey bilmeseniz deseniz ki Allâh’a dardayım ya Rabbi. İmdat. Duanın özü çünkü ciğerden gelen dua. İhlas, samimiyet. Desen ki dardayım, yangınlardayım.

Biraz arabeske bağlasan kapının önüne gönderir sana. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Geldim. Geleni kim göreceksin şimdi? Dardayım demişsin. Gelen kim şimdi? Gönderen kim? Sen Ahmet Mehmet diyeceksin. Kime dardayım dedin? Ona. Kime yalvardın? Ona. O da bir memur gönderdi sana. Bir işçi gönderdi. Bir görevli gönderdi. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Bitti.


Mursid-i Kamilin Nuru

Bitti bu kadar. Seni tevhide önlendiriyor. E ne dedi hadisi kutsuda? Bir hastayı ziyaret etseydin beni ziyaret etmiş olacaktın. Bir açı doyursaydın beni doyuracaktın. Bir çıplağı giydirseydin beni giydirecektin. Hey kardeş dinin özü burada. Dinin özü burada. Sen insan gördün yedirdiğini. O da diyor ki beni yedirmiş gibi olacaktın. O diyor ki beni giydirmiş gibi olacaktın. Diyor ki beni görecektin yanında. Başka rivayette beni ziyaret etmiş gibi olacaktın. Hım dedi ya Musa aleyhisselâm. Yarabbi dedi. Benim ümmetim seni çok merak ediyor. Dedi yemek versem gelir misin? Gelirim ya Musa dedi. Gelirim. Peki dedi ne gün? Sen ne gün dersen? Şu gün. Tamam ben o gün geleceğim ya Musa dedi. Musa aleyhisselâm kesti danaları, inekleri, koyunları.

Halkına dedi ki Allâh geliyor ziyaretimize. Onların bir şey yok çünkü Musa’ya dediler ki Rabbine söyle. Biz bu çöle geldik zulme mi geldik? Biz ne yiyeceğiz içeceğiz? Canan bak Musa aleyhisselâm yalvardı. Bıldırcı netiyle helva geliyor her gün. Bu Yahudiler böyle nemuriydidir. Sonra dediler ki ya biz her gün bıldırcı mı yiyeceğiz? Her gün helva mı yiyeceğiz? Biz soğan sarımsak istiyoruz dedi. Hazreti Pirol öyle diyor. Küstahlık yaptılar soğan sarımsak istediler diyor. Küstahlık yaptılar soğan sarımsak istediler. Yahudi ya. Yahudi hakafası bu. Neyse biliyorlar ya Musa dua etti. Şeyden cennet nimetleri geliyor. Allâh gelecek deyince evet yıkadılar, temizlediler, pakladılar şehirlerini. Hayvanları kestiler, yemekleri hazırladılar, sofralar hazır.

Musa aleyhisselâm şehrin gelişinde Allâh’ı bekliyor. Geldiği yaştanın birisi. Ya Musa dedi yoldan geliyorum çok açım. Şurada biraz yemek yesem dedi. Olmaz dedi. Bizim çok önemli misafirimiz gelecek. Onu bekliyoruz. Biraz sonra başka bir surette geldi. Dedi ki Ya Musa çok açım, çok kötü durumdayım. Şuradan biraz yemek yedir bana. Olmaz dedi. Misafirimiz çok önemli. O gelecek. Bir daha geldi. Gene olmaz dedi. Üçüncüsünde su istedi hatta. Dedi ki bir yudum su. Olmaz dedi sofrayı bozamıyorlar. Şimdi var ya öyle bayanlar evde. Sofranın düzenini bozmayın. Oha millet susuz. Ver lan bir bardak su içsin ya. Çocuktur, şudur, budur. Adamlar dikkat edin sofra düzenini bozmayın. Kadınların sofra düzeni önemli.

Ooo. Şey de önemli, ikram da önemli. Nerede bizim şey be Gürcan? Kapının önünde mi? Gürcan senden müsaade istemeden bir şey anlatacağım. Anlatayım mı özel? Şimdi Gürcan anlatıyor. Ondan sonra hanımı demiş ki ona. Nihambırlarda mı? Gürcan anlatıyor mu? Bir mahsuru yok değil mi? Sunumla alakalı mesele var ya. Gürcan’a demiş ki anam. Bu akşama demiş yemek yapmadan gel. Yemek demiş yemeden gel. Yemek hazırlayacağım. Gürcan da o demiş ya evlendiğimizden beri bir yemek yiyeceğiz. Tabii Gürcan gitmiş eve. Valla efendim diyor tabak tabak üstüne diyor buraya kadar tabak var diyor. Burununa kadar. Gele gele diyor bir çorba geldi diyor. Çorbayı içtim diyor. demiş nerede gerisi? E demiş bu kadar. E demiş bunca tabak ne?

Demiş sunum önemli. Gürcan eşine selam söyle bana hakkını helal etsin ya. Bunu söylüyorum iki taraftan ben ama isim bazen veriyorum bazen vermiyorum. Şimdi iyice faş oldu artık. Demiş sunum önemli. Tamam. Ama Gürcan diyor ki efendim diyor valla tabak diyor tabaklar burnuma kadar geliyor üst üste diyor. Ama diyor bir çorba içtik diyor bu kadar diyor.


Muridin Is Adabi

Ondan sonra ama diyor sunum önemli dedi diyor. Dedim tamam sunum önemli. Sunum önemli. Şimdi kadınlar bazen böyle takıntıları olur. Sunum önemlidir. Git çeşmeden iç masadaki bardağı kullanma. Huzur arıyorsan huzurun bozulsun istemiyorsan git çeşmeden böyle evine tut iç. Asla masadan tabak bardağı kullanma asla. Sunum önemli. Musa Aleyhisselâm da sunum önemli. Demiş veremeyiz. Çok önemli bir misafir gelecek. Gün tabi batmış gece olmuş. Gelen giden yok. Musa’nın kavmi zaten Yahudi zihniyetleri bozuk. Demişler Rabbin sana yalan söyledi. Seni aldattı kandırdı bak gelmedi. Tabi Musa üzgün ne yapsın. Ondan sonra dost doğru turist iner ya. Demiş bekledim gelmedin. O da diyor ben geldim. Dedi ki diyor ki Musa Aleyhisselâm nasıl geldin Ya Rab.

Diyor ki o vardı ya cübbenden asılan ekmek isteyen. Evet o bendim ya Musa. diyor sonra başka birisi geldi yine senden diyor bir tabak yemek istedi evet vermedin. O bendim ya Musa. diyor birisi geldi bir yudum su istedi vermedin ya diyor evet o bendim ya Musa diyor. Yandı ketenelva değil mi Gürcan. Neler geri döndürdük diyorsun. Şey de kendi kafasını sallıyor. Diyor yandık biz evet yandık. Evet ama ne diyor o bendim işte. demek ki Cenâb-ı Hak kullarının üzerinden tecelli ediyor. Burada en önemli zamanın kutbunun üzerinden tecelli etmesi. Zamanın kutbunun üzerinden tecelli ediyor. Gündüzün gönülleriyle yine o hatıralarla doldurmakta o sedefleri incilerle dopdolu bir hale getirmektedir. Gece oldu hepimiz uyuduk mu?

Uyuduk. Uyandığımızda normalde uyuduğumuzda ne fikrimiz varsa ne düşüncemiz varsa hepsi gitti mi? Gitti. Kaldı mı elimizde bir şey? Yok. Dertti, kandı, kasavetti, hastalıktı, alamadım, veremedim, yan yattı, çamura battı. Uyuyunca hepsi de gitti mi? Gitti. Kavgaydı, gürültüdüydü, şöyle oldu böyleydi. Uyudun bitti mi? Bitti. Uyku neydi? Yarım ölündü. O zaman ne oldu? Sabah olduğunda ne yaptı? Yeniden her şeyi verdi sana. Yeniden her şeyi verdi. Neydi? Serdar Usta bizim motor tamircesiydi değil mi? Tamirci. Ne? Mekanik mi oluyor usta? Şey, ismi. Mekanik. Mesleğine mekanikci. Uyudu. Uyuyunca mekanikçiliği kaldı mı? Kalmadı. Bitti. Dıgındı. Sabah uyandı. Mekanikçiliği tekrar geldi mi ona? Geldi. Gece alındı.

Gündüz erildi. Şimdi o çakır çakır konuşuyorsun. Bitti mi? Uyudun mu? Uyudun. Ha bazıları gece uyuduğunda da konuşuyor da. O ayrı mesele. Ama öbür türlü gitti mi? Gitti. Uyudun mu? Uyudu. Bitti. Tabii gece uykusunda konuşan adam, kadın kolay bir şey değil öyle. Hele bir de celaliyet varsa bir başladıysa sohbete yandı. Kadıncağız nereye kaçacağını şaşırır. Veya kadın gece uyuyor, uykusunda konuşuyor. Bağırıyor, çağırıyor daha çocuklarına. Şunu şöyle yapmadınız, bunu böyle yapmadınız. Gece de rahat yok. Allâh muhâfaza eylesin. Evvelki düşüncelerin hepsi Allâh’ın hidayetiyle sahiplerini tanırlar. sen neyin varsa ne düşündün ne ettin uykudan gitti sabah olduğunda hepsi de geldi mi geldi. Adres şaşırdı mı?

Hayır. Direkt sana geldi gene. Adresi şaşırmadı. Başka bir yere gitmedi. Serdar’ın mekanik ustalığı gene Serdar’a geldi. Adem’e gitmedi. Adem, Serdar’la ev yakın mı sizin? Çok uzak değil. Serdar ev en yakın kim var burada? Kim? İdris var. Tamam. E şimdi normalde Serdar’ın mekanikçiliği İdris’e gitmedi. Adres’te şaşkınlık yok. Tekrar Serdar’a geldi. Bu akşam da Serdar’dan göründük. Serdar boyun uzun ya. Bir de güzel koca Arap oynuyorsun şimdi Allâh için.


Kalp Alemi ve Ilahi Tecelli

Unutmak mümkün değil. İnşallah burada bir koca Arap böyle bir yakışır bahçede. İnşallah. Böyle bir ağır ağır böyle. Seni seyrederken diyorum ki, ha diyorum bayındırlıyım ama böyle koca Arap bayındırda bile oynayan yok diyorum. Yok şimdi Allâh için. koca Arap Aydın yöresinin dir. Aydın’a gitsen derler ki ya bu nereden geldi böyle. Bizim Çukur’da böyle koca Arap oynayan yoktur derler. Elhamdülillah güzel koca Arap oynuyor. Allâh razı olsun inşallah. Ama o koca Arap oyun bilgisi de başkasına gitmiyor. İdris’e gitmiyor bak. Hiç Adres şaşırmamış. Gene onda kalıyor sabah olduğunda. Uyanınca sanat ve hünerin sebepler kapısını açmak üzere yine sana gelir. Kuyumcunun hüneri demirciye gitmez. Bu güzel huyunun huyu öteki kötüye mal olmaz.

Hünerler ve huylar kıyamet günü çeyiz gibi sahibine döner. sabah oldu, sen iyisin iyilik tekrar geldi, kötüsen kötülük tekrar sana geldi. Başka bir adrese gitmedi. İyi adama kötülük, kötü adama iyilik gelmedi. Hepsi de adrese teslim. Sanatı var ne? Reslam. Onun o reslamını gene ona geldi. O ne mekanikçi? Geldi gene ona. Çünkü sabah herkes o mesleğinden ne yapacak? Rızık kapısı olacak. Bakın ona da sebeplere bağladı. Rızkı veren Allâh onu sebebe bağladı tekrar. Herkesin sanatına, herkesin normalde huyuna, ahlakına bağladı. Güzel olsun, çirkin olsun bütün huylar ve hünerler sabah çağında sahiplerine gelir. Nitekim posta güvercinleri, gönderilen mektupları yine uçtukları şehre getirirler. Bu hiçbir şey hiç değişmez.

Hadis-i şerif, normalde nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle diriltilirsiniz. Bunu normalde kıyamete atfederseniz nasıl öldüysen, nasıl yaşadıysan öyle öleceksin. İyi yaşadın, iyiliklerle yaşadın, iyi bir şekilde öleceksin. Kötülük yaptın, kötü bir şekilde öleceksin. Yarın mahşerde senin yaratılman da aynı olacak. Uyku yara ölüm. Yattın, uyudun. İyi sen, iyi uyudun. Rüyalarında iyi şeyler göreceksin. Rüyalarında iyi şeyler göreceksin. İyi bir şekilde yatacaksın, iyi bir şekilde uyanacaksın. Kötüsün, kötü bir şekilde uyuyacaksın. Rüyanda kötülükler göreceksin. Kabuslar göreceksin, sıkıntılar göreceksin, daraltılar göreceksin. Karşı daraltılar göreceksin, korkacaksın, korkacaksın, titreceksin.

Sen normal ölünce de öyle olacaksın. Kabirde inim inim ineceksin. Sen nasıl yaşarsan öyle öleceksin. Zulmettin, bağıra bağıra öleceksin. Haksızlık yaptın. Zaten Allâh senin geceni cehennem ediyor. Hele bu ahir zamanda zulmedenler, haksızlık edenler akli dengelerini bozacaklar. Evet. Al mı mazlumun ahını? Çıkar aheste aheste derdi Hasan babam. Çıkacak aheste aheste. Neden? Sen yaşarken zulmettin. Masumların hakkına girdin. İnsanların gözyaşına kıttın. Gece rahat uyku yok sana. Avuçla antidepresan içeceksin sen. Avuçla. Annenle aranı bozdun, babanla aranı bozdun, anne babaya itaatsizlik ettin. Haram yedin. İnsanların arasını ayırdın kayırdın. Mazlumun ahını aldın. Sana rahat uyku yok. Bekleme.

Günahı kebâilleri fitursuz bir şekilde işledin. Sen ona dışarıdan bakınca oh ne rahat adam diyor. Rahat değil. Geceleri kabus onun. Kabus, kabus geceleri. Sonra saklı gizli gitmedikleri falcılar, gitmedikleri ne o? Büyücüler, bir de şeyciler var ya, medyumlar, ne? Astro loglar. Gitmedikleri yer yok. Sebeb kendine bakmıyor. Kardeş sen anneye babaya haksızlık yapmışsın, uğursuzluk yapmışsın. Anne babaya sen âyet-i keriminde öf bile demeyiniz diyor.


Zikir ve Fikir Gelenegi

Sen kırmışsın, fakmışsın. Senin psikolojin de bozulacak. Senin her şeyin bozulacak. Neden? Cebrail aleyhisselâm öyle dua etti. Allâh resulü de amin dedi. Ramazan gününde ne dedi? Ey Muhammed! Ramazan ayı gelir geçer bir kimse affolmazsa Allâh ona lanet etsin. Âmîn dedi. Anne babasının yaşlılığına denk gelir de cenneti kazanmazsa Allâh ona lanet etsin dedi. Âmîn dedi. Bir topluluk da senin adın anılır da salatü selam getirmezlerse Allâh onlara lanet etsin dedi. Âmîn dedi. Şimdi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Kardeş sen anneyle babayla iyi geçinme. Anne babayı sen kır, üzd, harap et. Ondan sonra akli dengara. Öyle mi? Yok. Sen lanetlik bir insansın. Ortalıkta lanetlenmiş bir şekilde geziyorsun.

Sen Ramazan orucunu attaca keyfiye tutma. Lanetlik iş yapıyorsun sen. Eee sen namazı kasten terk et. Lanetlik iş yapıyorsun. Dinde son yıkılan kale diyor. Sen neyin huzurunu arıyorsun ki? Sen sabahtan akşama kadar biradır, pirniktir, içkidir, odur budur. İç. Haa sen lanetlik iş yapıyorsun. Devamlı içki içenler. Evet hiçbir ibadetleri kabul olmaz. Tevbe edip bırakmadıkları müddetçe. Lanetlik iş yapıyorsun. Ne huzur arıyorsun sen? Yok huzur. Birine zulmetliysen, birinin hakkına tecavüz ettiysen, bir topluluğa zulmetliysen, bir topluluğun hakkına girdiysen sana rahat uyku yok. Sana rahat uyku yok. Sen kabri burada yaşayacaksın. Senin gecelerin, evet kabir azabı gibi. Sana rahat yok. Sen dön o tarafa dön bu tarafa.

Yan da tarafa, bir yan döneceksin, bir olmadı öbür yana döneceksin. Sana rahat yok. O yüzden bir topluluğun ahını alma. Hangi birine helallaşacaksın? Serdar’ın ahını aldın, parasını ödemedin. Gidersin Serdar’a dersin ya Serdar ben yaptırdım arabayı, kaçtım gittim veyahut yarın geleceğim dedim gelmedin. Esnaflarda çok olur değil mi Serdar? 3 ay sonra gelir, 5 ay sonra gelir. Kimisi hiç gelmez değil mi? Kapından uğramaz. İyi. Sonra gidersin. Serdar’la helallaşırsın. Dersin ki ya Serdar ben 2 yıl önce sana geldim iş yaptırdım parasını ödeyemedim. Ödemedim. Ya al bu parayı hakkın helal olsun. İyi helal olsun. Toplulukla nasıl helallaşacaksın? Hadi gel bu toplulukla helallaş şimdi. Nasıl helallaşacaksın?

Hiç gördünüz mü buraya gelip ben Bursa’da 89’dan beri sohbet ediyorum. Hiç topluluğa zulmeden bir kimse gelip de arkadaşlar hakkınızı helal edin ben size zulmettim, haksızlık yaptım diyenini gördünüz mü? Ben 86’dan beri sohbet ediyorum. Ben 86’dan beri hiç görmedim. Ben diyorum ki bu toplulukla helallaşmadan ölmeyin. Neden? Ya bu topluluk Allâh’ı zikrediyor. Senden para isteyen yok, pul isteyen yok, makam isteyen yok, mevki isteyen yok, senden bir şey isteyen yok. Bunlar fi se billah Allâh için toplanmışlar, Allâh’ı zikredip doğalıyorlar. hadisi kutsal ediyor, birbirleriyle akraba olmadıkları halde, birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde onlar birbirlerini severler, toplandıklarında da Allâh’ı zikrederler.

Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer yerinde Allâh’ın gölgesinde onlar gölgelenecektir. Müjde bu. Müjde bu. Ben neden diyorum içimize para girmesin, pul girmesin, menfaat girmesin? Bu müjdeye nail olmak için. Diyorum sakın ha birbirinizden menfaatlenmeye kalkmayın. Sakın birbirinize bir iş yaptırdıysanız ücretini ödeyin. Sakın sufili menfaate çevirmeyin. Adem’den itibaren Hz. Muhammed Mustafa’ya kadar hiçbir peygamber din anlatmaktan din tebliğ etmekten geçinmemiştir.


Seriat, Tarikat, Hakikat, Marifet

Dinden geçinenler ne azı ki Allâh’ın lanetine uğrarlar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından şu var, ayetle sabit bu da. Ben sizden ücret istemiyorum ancak diyor benim ehlime iyi davranın. ehli beyt’e. Sizden diyor bir ücret istemiyorum. Siz de din tebliğ ettimden dolayı. Ancak diyor benim ehli beytimi sevin, ehli beytime iyi davranın dediği halde ayetle sabit olduğu halde bu ümmet Hazret-i Hüseyin efendimiz’i şehit etti. Şimdi o zaman araya menfaat koyma. Ben oraya giderim evlenirim, ben oraya giderim iş bulurum, ben oraya giderim geçinirim, ben oraya gitmem de herkes gelir benden alışveriş eder. Ben oraya gittim de şu olurum, ben oraya buraya gittim de bu olurum.

Sil kardeş aklından bunları. Sil, kalbini bozma, içini bozma. Kirletme kendini. Bu refi sebilillah Allâh’ı sevdiğin için, Resulünü sevdiğin için, buradaki kardeşleri sevdiğin için gel toplan, zikrullâh yap, bak işine. Gözünü ahşerde Allâh’ın gölgesine dik. Rabbim cümlemizi onlardan eylesin. Geceniz mübarek olsun. Biraz geciktirdim sizi, 23 dakika fazladan kullandım. Tekrar hakkınızı helal edin. Önümüzdeki hafta aşure yapmazsak eğer ki inşallah yaparız. Dudunun, duduların hareketlerini duyması ve kafesli ölümü tacirin ona ağlaması babından devam edeceğiz. Tekrar söylüyorum inşallah aşure ile alakalı bir ilan yapacağız size. İlan yaptığımızda inşallah ama önümüzdeki hafta ama bir daha hafta takip edin aşureyi inşallah tekrar ne yapacağız?

Yapacağız. Bu konuda biz Allâh’ın izniyle devletle çatışmayız, devletin kurumlarıyla çatışmayız asla. Biz hukukun içerisinde hareket ederiz. Hukukun içerisinde hareket ederiz. Tekrar izinlerimizi alacağız. İzin verirlerse inşallah burada bahçede hem aşure yiyeceğiz hem sema edeceğiz hem dua edeceğiz orada inşallah. Malum bakın burası normalde almıyor. O yüzden aşure etkinliği olunca daha da kalabalık olacak. Biz yoksa bir yerlere gösteriş yapalım, bir yerlerle böyle yarışalım, bir yerlere güç gösterisi de bulalım. Böyle bir derdimiz yok. Benim böyle bir derdim de yok. Benim kendimi tanıtma derdim de yok. Güç gösterisinde bulunma derdim de yok. Ben Hasbel Kader 35-36 yıldan beri sufilik yapmaya çalışan bir kimseyim.

Ne bir siyasi emelim var ne siyasi bir hedefim var. Benim hedefim hiçbir gölgenin olmadığı orada onun gölgesinde gölgelenmek. Başka bir hedefim yok. Ben sizlerin üzerinde de başka bir hedefin olduğunu inanmıyorum. İnşallah hep beraber orada o gölgede de gölgeleniriz inşallah. Hatta diyor ki onlara bakanlar derler ki diyor bunlar hangi peygamberler? Oradan bir münaadi der ki diyor bunlar peygamber değil. Sorarlar diyor bunlar hangi şehitlerden bir münaadi cevap verir bunlar şehit de değil. O zaman diyor bunlar kim? Onu sorarlar. O zaman diyor cevap gelir bunlar dünyadayken akraba olmadıkları halde birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde birbirlerini Allâh için sevip toplandıklarında Allâh’ı zikredenlerdir diyor.

Hadisi kudsi bu. O yüzden sohbetin başında tevhid okuduk zikrullâh yaptık. Sohbetimiz ettik Fatiha dedik kapattık. Allâh için. Mustafa Özva seven Allâh için sevecek. Benden size maaş gelmez para gelmez pul gelmez. Kapının önünde ne kitap satarım ne dergi satarım. Sizin paranız da bana lazım değil. Ben de böyle bir şey yok. Allâh için buradayız hep beraber.


Kaynakca ve Referanslar

  • Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
  • Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
  • Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
  • Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
  • Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
  • Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
  • Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
  • Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
  • Kerbelâ ve Ehl-i Beyt: Şûrâ 42/23; Ahzâb 33/33; Taberî, Târîh 5/389; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Ebu Mihnef, Maktelu’l-Hüseyn; Mevlânâ Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süedâ.
  • Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Vahdet, Sabır. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı