Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #022 — Mesnevî 1749. Beyit

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #022 — Mesnevî 1749. Beyit. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Beyit Girisi ve Mesnevi Manasi

Dedi ki seni görmek isterim. Seni görmek isterim deyince ya Musa gözler sen göremezsin senin gözün bunu idrak etmekten uzak. Ben şimdi şu dağa tecelli edeceğim oraya bak dedi. Cenâb-ı Hak o Musa aleyhisselâm yönünü ve gözünü oraya çevirdiği anda Cenâb-ı Hak tabiri caizse hafiften bir tecelliyat oraya gösterdi. Gösteringe Musa aleyhisselâm bayıldı kaldı. onun küçücük bir sıfatsal tecelliyatına mahzar olan kimse o tecelliyat onun üzerinde tecelli edince o da kendinden geçer. O tecelli edince senin aklının nuru söner, aklının bir hükmü kalmaz. Çünkü ona âlemin kanını dökmek helaldir. Hilal’in kan diyetidir. O zaman normalde o küçücük bir sıfatsal tecelliyat senin üzerinde tecelli ettiğinde sende akıl donar kalır.

Akıl falan kalmaz, aklın gider. Çünkü akıl bildiği şeyleri idrak eder hep. Akıl gördüğü ilmini öğrendiği şeyleri idrak eder. Akıla öğretilmeyen bir şeyi aklın idrak etmesi mümkün değildir. Çünkü akıl görecek, dokunacak, duyacak, tatacak, duyu organlarıyla çalışıyor. Okuyacak, okuduklarına hıfs ediyor. Bunun dışında aklın bilgisi yok. Aklın bilgisi öğrendiklerinle, yaşadıklarınla sınırlı. Akıl sınırsız değil sende. Ama birkaç derstir bahsettiğim kalbi aklın ise sınırı yok. O bütün tecelliyatlara raham olacak olan bir şey. Bütün tecelliyatları kendi üzerinde kabul edebilen bir yer. Çünkü Cenâb-ı Hak buyurdu ki, Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım. Demek ki bu şu demek, kalp mana olarak sonsuz.

Nasıl sonsuz bir Rab oraya tecelli ediyorsa ve oraya sığdım diyorsa, sonsuz olan bir Rab ancak sonsuz bir yere sığar. Tecelli eder. O zaman o küçücük tecelliyat yıldız gibi olur. Ve o kanını dökmekte helaldir ona. Evet, o normalde bir şeyin kanını dökmek, bir şeyi yapmak. Cenâb-ı Hak bu konuda yaratmada özgürdür, fiiliyatta özgürdür. Allâh’ın önüne geçebilecek herhangi bir şey yoktur. O dilediğini dilediği gibi tecelli ettirir. De ki, Âl-i İmran âyet 26’ı, Ey mülkün gerçek sahibi olan Allâh! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın. Dilediğini yüceltip aziz kılar, dilediğini alçaltıp zelil edersin. Bütün hayırlar yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin. Mülkün gerçek sahibi Allâh!

Dilediğine mülkü verir, dilediğinden alır. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil eder. Dilediğine dilediği gibi yapar, bu yaptığından da Cenâb-ı Hak sorumlu değildir. Allâh bu konuda sorumluluk kaldırmaz. O yüzden dilediğine dilediği gibi yapmakta hürdür, dilediğinin de kanını döker. Bu konuda da Cenâb-ı Hak mesul değildir hiçbir zaman. Ben çünkü burada kaldığımızı en son okuduğum şiirden anladım. Dilediğini neb-i resul edersin, dilediğini mürşid vehli edersin, dilediğini mümin edersin, dilediğini kaftana sultan edersin, dilediğini sirusa postunu serersin, dilediğinin kanından değirmen kurarsın, dilediğinin gözyaşından değirmen kurarsın, dilediğini aşk kadıhinden içirir, mecnun edersin, dilediğini aziz eder, nebilere dost edersin, dilediğini zelil eder, cehenneme odun edersin.

Veren sensin, vermeyen sensin, alan da sensin. Dilediği olan, dilemediği olmayan da sensin. Sen dilediğin her şeyi dilediğin gibi yapansın. Bu rüc âyet 16. Evet, malikül mülk odur. Dilediğini dilediği gibi yapar. Her ne dilerse onu yapar. İsterse bir anda alemi harap eder, isterse bir anda alemi de ne yapar?


Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen

Mahmur eder, dilediğinin kanını döker. Dilediğinin kanını döker. Beni arayan bulur, bulan tanır, beni tanıyan sever ve aşık olur. Bana aşık olana ben de aşık olurum. Aşık olduğum kimseyi öldürürüm. Öldürdüğüm kimsenin diyeti benim üzerimdedir. Diyeti üzerimde olan kimsenin diyeti ben kendimim demiş. Bazıları bunu hadisi kutsi olarak yorumlar. Bazıları Hazret-i Ali Efendimiz’in sözü olarak yorumlar. Ama kokusu hadisi kutsi. O zaman o normalde dilediğini ne yapıyor? Dilediği gibi eğiliyor. Hatta diliyor, meşhur ya velilerle alakalı hadisi kutsi. Ne diyor? Kim benim veli dostuma düşmanlık ederse ben ona savaş açarım. Kulum bana kendine farz kıldığım amellerden daha sevindim. Bir amelle yaklaşamaz.

Kulum nafile amellerle de bana yaklaşmaya devam ederse ben onu severim. Onu sevdiğim zaman da onu duyan kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey istediği zaman, istediğini veririm. Bana sığındığı zaman kendisini korurum. Mümin bir kulumun, burası konuyla alakalı. Mümin bir kulumun canını almakta tereddüt ettiğim kadar hiçbir şeyde tereddüt etmiş değilim. O ölümü istemezken ben daha fazla yaşlanarak fena duruma düşmemesini, düşmesini arzulamam. Demek ki ne yapıyormuş? Dilediğinin de canını alıyormuş. Hem de erken alıyormuş. ben onun ihtiyarlayıp da daha fena bir hal yaşamasını istemem. Ve istemeyerek onun canını alırım. Ne yaptı? Dilediğinin de ne yaptı? Kanını döktü. 1750. Beyid, biz değeri de bulduk kan diyetini de.

Ve o yüzden can vermeye koştuk. Biz değeri bulduk, onun karşılığındaki diyetini de bulduk. Hiçbir manevi değer, diyetsiz değildir. Hiçbir manevi değer, diyetsiz değildir. Bu dünyadaki hiçbir lütuf, hiçbir ikram, hiçbir ihsan, diyetsiz değildir. Bunların hepsini de mananın içerisinde değerlendirirsek, değersiz, ucuz bir mana, değersiz, ucuz bir değer mümkün değildir. Bakın mümkün değildir. Hele iş, sufilikse, manasa onun bir diyeti vardır. O diyet ödenmedikçe, o diyet yaşanmadıkça siz o hâlle hallenemezsiniz. O yüzden can vermeye koştuk der ya Hz. İpir, kan diyetini de bulduk. O yüzden can vermeye koştuk. Can vermeye koşmak ne demek? hadîs-i şeritte buyrulan ölmeden önce ölünüz. Can vermeye koşmak, kendin koşuyorsun ona.

Can vermeye koşuyorsun. İki can verme var. Bir, şehitlik için koşuyorsun. İki, nefisle mücadele için koşuyorsun. İki, ölüm var. Bir, sen kendin nefisle mücadele için koşuyorsun. Sen kendin mecburi istikamette ölüme koşuyorsun doğduğundan itibaren. Bunda senin cüz-i iraden yok. İkinci ölüm var. Biz ona iradi ölüm diyelim. Kendi iradenle ölümü seçiyorsun. Kendi iradenle. Bu intihar etmek değil. Biliyorsunuz intihar eden bir krimse imansız olarak gider. Küfre düşmüş olur aklı yerinde ise. Ama sufilerde iki ölüm vardır. Bir, mecburi istikamet olan tabi ölüm. İkincisi, bir sufinin nefis mücadelesine girip iradi ölümü tercih etmesidir. O yüzden bir kimse bir mürşidi kamilden ders aldığında iradi ölümü seçmiş kabul edilir.

Normalde bu son dönem çıktı. dört tane ölüm vardır diye dört ölüm sıralarlar ya. Böyle değişik şeyler var. Zaman zaman soru olarak da soruyorlar dört ölüm diye. beyaz ölüm, ondan sonra yeşil ölüm, kırmızı ölüm, ondan sonra siyah ölüm gibi. Bunları sonradan artık nereden doğu felsefesinden mi aldılar, getirdiler? Nereden getirdilerse kendi kendilerine ölümleri ilim bir noktaydı. Cahiller çoğalttı.


Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari

Çoğaltıyorlar boyuna, böyle kendilerince farklı bir öğreti veriyorlarmış gibi gösteriyorlar. Sufilerce, normalde sufilerce ölüm bu manada ikidir. Bir, tabi ölüm dediğimiz bir kimsenin eceli geldiğinde ölümü. İki, iradi ölüm dediğimiz bir kimsenin ölmeden önce ölünüz. Hadis-i şerifinin tecelliyatını yaşamak içindir. Hazreti Pir, burada o yüzden can vermeye koştuk dediği şeyde bu var. İnsan iki şeyde can vermeye koşar. Bir, Kur’ân ve Sünnet için Allâh için cihada çıkar, orada canından geçer. Can vermeye koşmak budur. Cihada giden bir kimse eş, çocuk, mal, mülk, şan, şöhret her şeyi geride bırakır. Allâh için can vermeye çıkar. Ben bazen derim ki Allâh için can vermeye çıktın, cihada çıktın. Bir sefer çıktın, öldün, şehit oldun, bitti işin.

Zor olan iradi ölümdür. nefsinle mücadeledir. yine meşhur ya hadîs-i şerîf savaştan dönen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, küçük cihattan büyük cihada döndük dedi. Sahabe sordu, Ya Resulallah büyük cihâd ne ki? Ne ki? O da dedi, nefsinizle olan savaş, nefsinizle olan mücadele onu büyük cihâd olarak nitelendirdi. o büyük cihâd asıl önemli. Büyük cihâd asıl sıkıntılı. Büyük cihâd asıl böyle kıymetli. Neden? Sen çünkü göz göre göre yürüyorsun. Ve bir insan için en zor olan sınav, şeytanla, nefisle yapılan mücadele, şeytanla, nefisle yapılan savaş. O savaş çünkü bitmek tükenmek bilmiyor. O her nefes şeytanla ve nefsinle olan savaşın devam ediyor. Hatta her nefes ölüp her nefes diriliyorsun.

Sebep? Çünkü her nefes, tabiri caizse imtihan topunun ağzındasın. Her nefes. Ve nefsin arzu ve isteklerini terk edip, hayvan ve hevesini terk edip, şeytanın vesvesesine dalmayıp o kimsenin farzları yerine getirmesi. az önce hadisi kutside okuduk ya, Allâh’a en sevimli gelen şey farzları yerine getirmek. Ve farzları yerine getirirken Allâh’ın çizdiği kurallar içerisinde yaşamak. Allâh’ın çizmiş olduğu hukuku, hududu aşmamak. haramlara da girmemek. Harama göz göre göre düşmemek. Ve bu nefisle alakalı bu mücadeleyi vermek. Ve nafileyle devamlı iştigal etmek. Bunlar nefse ağır gelen şeyler. Bir mürşide kamile bağlanmak. Nefse ağır gelen bir şey bu. Aklına uyan bir kimse için, aklını ilahlaştıran bir kimse için zor olan şeyler.

Artı bu ne? Orada kalmadı. Allâh’ı sevecek, Resulünü sevecek, Üstadını sevecek, Mü’minleri sevecek, Anne-Babayı sevecek, Eş ve Çocukları sevecek, etrafıyla iyi geçinecek. Ve bu hayatı, kendi hayatını böyle dizayn edip son nefese kadar bunu götürecek. Bakın son nefese kadar bunu götürecek. Ben onu söylüyorum. En büyük savaş bu. Bakın en büyük savaş bu. Savaş meydanına çıktı, çektin kılıcını. Ya can aldın ya can verdin. Can verdin, bittin işin, şehitsin. Cennetliksin, bak keyfine. O yüzden o diyor ki beni tekrar dünyaya gönder, ben yine şehitlik şerbeti içeyim. Böyle şehitlik şerbetini bin sefer gönder, bin sefer bende içeyim. On bin sefer gönder, on bin sefer bende içeyim. Neden? Yemin ediyorum, vallahi de çok kolay, billahi de çok kolay.

Nefisle mücadele etmek zor. Nefisle mücadele etmek zor. Dilini tutmak zor, kalbini tutmak zor, gözünü tutmak zor. Allâh yolunda durmak zor, Allâh yolunda koşmak zor. Ve bu bir günlük değil, iki günlük değil. Ölünceye kadar namaz kılmak, ölünceye kadar zikrullâh etmek, ders çekmek, ölünceye kadar oruç tutmak, ölünceye kadar haramlardan uzak durmak, ölünceye kadar her türlü pislikten kendini uzaklaştırmak, her türlü nefse tatlı gelen, heva hevese tatlı gelen her şeyden uzak durmak, ölünceye kadar.


Nefsin Mertebeleri ve Mucahede

Yemin ediyorum en zor olan şey bu. En zor olan şey bu. Ve her şey ve her taraf her şeyi yapmaya müsaitken, yapmaya müsaitken oraya düşmemek, ona dokunmamak zor olan bu. Bakın zor olan bu. Ama Hazret-iPir diyor ki o zorluya biz koşa koşa yürüdük. O can vermeye koşa koşa yürüdük. Koştuk ona. O yüzden Sufiler bir mürşide bağlanma, bir mürşide bağlanmayı kendilerince derler ki bir mürşide bağlanmak ikinci doğumdur. Ve ne zaman ders aldı? 30 yaşında değil mi? 1 yaşındayım der. Ne zaman ders aldı? 50 yaşında. 1 sene olduğu zaman 1 yaşındayım. Yeni doğdum der. Çünkü Kur’ân ve Sünnet’e intisap edip, Kur’ân ve Sünnet’in emirlerini yerine getirmek ve o dairede durmak hele bu zamanda, ahir zamanda en zor işlerden birisi.

Ben o yüzden diyorum herkes derviş olmaz, herkes dervişlikte oturamaz. Herkes son nefese kadar bu sabrı gösteremez. Eğer oturuyorsa, o sabrı gösteriyorsa Allâh’ın seçilmiş kuludur o. Bakın o Allâh’ın seçilmiş kuludur. Allâh onu kendine seçmiş. Allâh onu kendine seçtiği için o lütfukla, ikramla, ihsanla orada oturuyor. Allâh lütfetmezse, ikram etmezse, ihsan etmezse o kimse orada oturamaz. Ve bunun kıymetini bilenler ancak oturur. Bu işin şeyh efendi öyle derdi Allâh rahmet eylesin. Derdi ki valiler, bakanlar, milletvekilleri, belediye başkanları, böyle büyük amiri, memuru, makam sahipleri, zenginler, çok zenginler. Mustafa efendi oğlum derdi, bu işin kıymetini bilseler bize derler ki çekilin.

Şeyh efendinin öyle anlatışı vardı, çekilin kenara biz oturacağız oraya derlerdi dedi. Bilmiyorlardı oğlum dedi, bilmiyorlar dedi. Evet kıymetini bilmiyorlar. Cenâb-ı Hak aslında o ben hep derim ya böyle sufiler özel kullardır diye, sufilik özel bir yoldur. Cenâb-ı Hak sufileri böyle örter, korur, muhafaza eder. Kıskanır çünkü onlara. Allâh kıskançtır. O yüzden gerçek bir sufi topluluğu çok meşhur olmaz. Mesaj geldi mi? Öyle, cezanısın. Yapacak bir şey yok. Bu iş hevâ hevesi kaldırmaz. Ya gözüne görünmeyeceksin hiç. Ya da gözüne göründüysen gözünden eksik olmayacaksın. Öyle. Bu iş leke kaldırmaz. Ders olsun sana. Sufileri bu manada, ben sufilik yolunu seçilmişlerin yolu olarak görüyorum. Bunu ben bu yoldayım diye abarttığımı düşünmeyin.

Bu bir tecrübe bendeki. Hiç kimse son nefesine kadar kimsenin elinde hiçbir şey yok. Emanlık yok. Rabbim bizi son nefesimize kadar kendi yolunda eylesin. Zikrullâh halakalarında eylesin. Kendisine zikredenlerden eylesin. Kendisine hamd edenlerden eylesin. Son nefesimize kadar buyrun. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühü. Yolunda ve nefesinde eylesin. Ben artık böyle herhalde yaş geçtikçe ve hatta başka şeyler oldukça bu işleri artık Allâh affetsin. Sakın cebriyeciye veya kaderiye düştüğü olarak düşünmeyin. bu bir Allâh’ın lütfu, ikramı, ihsanı olarak düşünüyorum. Bir kimsenin zikrullâh halakasına oturması Allâh’ın lütfu, ikramı, ihsanı. Bu böyle bir kimsenin kendi çalışmasıyla elde edilebilecek bir şey değil. ben Bain’dır’da tek başımayım.

Dua ediyorum Ya Rabbi beni bir mürşidi Kamil ile buluştur. Beni onunla beraber eyle. Bana bir şeyh lazım diye. Normal oturduğum yerde ne şeyh tanırım ne mürşid tanırım ne veli tanırım. Hiçbir şey tanımam. Bilmiyorum. Sadece dua ediyorum. Onda onların alemini okuyor. Onların aleminde dang dang kafamı vuruyor. Diyor ki şeyhsiz yürünmez bu yolda.


Asik-Masuk Iliskisi

Böyle dua ediyorum kendi kendime. Böyle beton bir yer var evin arkasında. Sandalyeye merdiveni oraya dayıyorum oraya çıkıyorum. Bir de kıyamet bekliyorum o ara. Güneş batıdan doğacak diye düşünüyorum. O kadar psikolojiyi kaptırmışım. Güneş eğer doğmazsa o gün böyle kızıllık kaldı doğmadı kıyamet kopuyor diyeceğim bugün. Öyle psikolojim o noktada. Devamlı dua ediyorum. Ya Rabbi bana bir mürşid kâmin nasip eyle diye. Allâh affetsin. Böyle olacak bir şey değil. Allâh’ın lütfu. Sonra Allâh rahmet eylesin. Bizim bir Mehmet vardı. Ramazan’da oruçluyuz. Onu çağırdı hep anlatıyorum onu. Köyden bir Hasan abi vardı. Sakal bırak dedi. Sonra risale-i nurcuydu o. Pıs pıs ona bir şeyler söyledi. Nereye çağırdılar onu senin dedim ben.

Birader sana göre değil ya dedi. Oğlum ne varmış dedim ben. Zikir varmış. Birader sana göre değil dedi. Sen beni dedim bu gece oraya götürme. Ben onun evini biliyorum dedim. Furunu köyün evini. Hem vallaha basacağım hem billaha basacağım dağıtacağım oraya dedim. Birader dedim ben. Sen götürme beni ben basacağım bu gece oraya dedim. Tabii mecbur götürdü beni Zikrullâh lakası. Bu insanın kendi cüzi iradesiyle bulduğunu gösterir bir şey yok. Kendine bir pay çıkaracaksan bunu istedin sen tamam. Her isteyene bu nerede verilmiş bulunmuş. Allâh lütfetecek. Allâh ikram edecek. O ihsan edecek ki Sen o yolun içinde durasın. Nice lere kaydı gitti. Şeyh efendinin sağlığında kayıp gittiler. Kayıp gidiyor adam.

Millet üzerinde alıyor gitmez dedim gider deyince. Evet gitmez dedin kimse gider. Kaymaz dedin kimse kayar. Kayar. Savrulmaz dedin kimse savrulur. Evet. Hazreti Peygamber boşuna mı dua etti. Ya Rabbi benim kalbimi senin dininde kaim eyle diye. Sabit eyle diye dua etti. Bu bize aslında dua. Allâh bizi onlardan eylesin. Bu yüzden bu diyor ya biz can vermeye çıktık diye. Evet bu sufilik yolu bir kimsenin kendi kendisine can vermeye çıkması. Can vermek için koşması. Çünkü nefsiyle mücadele edecek. O nefsiyle mücadele ederekten yürüyecek. hadîs-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya. Allâh’ı zikredenle zikretmeyen arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah.

Allâh’ı zikreden diri zikretmeyen ölüdür. Can vermeye gidiyorsun. Ne yapıyorsun? Zikrediyorsun. Zikrederekten ne yaptın? Can verdin. ölüyordun dirildin. Can aldın karşılığında. Bak ölüyordun dirildin. Can aldın ve o can verdikçe Allâh sana binlerce can bağışlıyor. Ama sen can vereceksin. O canın vermeye kendini alıştıracaksın. Bu ne? Nefsinle mücadele edeceksin. Nefisle savaşacaksın. Nefsinle mücadele etmeyen o hal ile hallenmiyor. Allâh bizi iyi etsin inşallah. Âmîn. O yüzden Cenâb-ı Hak can verenler için diyor ki Ölüken dirilttiğimiz. Ölüken dirilttiğimiz. Sen ölüsün. Allâh seni ne yapıyor? Diriltiyor. Ve can vermeye koşmak. İnsanın en çok sevdiğine iyidir. Canıdır öyle değil mi? Canı olmamış olsa diğer sevdiklerinin bir anlamı kalır mı?

Kalmaz. E normalde Âyet-i Kerîme’de de sevdiğiniz şeylerden Allâh için harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz der. Sevdiğiniz şey nedir? Örneğin insanların konumuna durumuna göre lüks evleriniz, lüks arabalarınız, şatat, şatafat, gösteriş, tantana, ne bileyim fakirlik, zenginlik neyse mal, mevki. Şimdi bir kimse bir mürşide bağlanıp ben nefsimle mücadele edeceğim dediğinde bu nefse hoş gelen her şeyi sığırıp atması gerekiyor.


Tevhidin Derinligi ve Vahdet

Nefse hoş gelen her şeyi sığırıp atacak. Bu meydanda cihâd etmekten daha zor. Bu meydanda cihâd etmekten daha zor. Gücün var, harika bir arabaya binebilirsin. Ama sen diyorsun ki gösterişten uzak durayım. Gücün var, lüks, ultra lüks. Bir evde oturabilirsin. Ama sen diyorsun ki yok ben bunu sevmeyeyim. Böyle bir şeyin olsa dahi bunu Allâh yolunda hizmette bırakırsın. Öyle bir şeyin olsa dahi bunu Allâh yolunda hizmette kullanayım diyorsun. Çağırıyorsun dervişleri yiyorlar içiyorlar dağıtıyorlar gidiyorlar. Şimdi millet evine ders almıyor neden? Çocuklar kirletiyor, neden? Gürültü oluyor, neden? Bir sürü derviş geliyor gidiyor filan. Neden? Koltuklar eziliyor. Neden araba evinin arkasına üç kişi bindirmemiş koltuklar ezilir diye?

Hiç unutmuyorum İstanbul’dan birisinin arabasını alacağız esnaf. Konuşuyorlar Ahmet Acar’la. Ahmet Acar’a diyor ki daha arka koltuğa Ahmet’ciğim kimseye oturtmadım diyor. Dinliyorum böyle ben dedi abi ne yapıyorum? Pazar günleri herkes köpek gezdiriyor ben arabaya çıkıyorum yıkatıyorum gezdiriyorum böyle dedi. Tekrar otoparka gidip onun olsana kapatıyorum otoparka dedi. Hanımım bir tane fordu var ona biniyorum dedi. Daha arka koltuğa hiç kimse oturmadı dedi sıfır almış. Bizim Ahmet Acar da bu arabayı değiştirecek baba bu arabayı alalım sana diyor. Sonra o gitti dedim Ahmet Acar bunun arabası alınmaz. Neden baba ya dedi oğlum cimri bu adam dedim. Dedim bir insanın arabasının arkasına hiç kimse oturmadı diye övünür mü dedim ya.

Vallahi hiç böyle düşünmedim dedi. Dedim bizim araba 5 kişilikse 10 kişi biniyor bizim arabaya dedi. Hatta ben bazen Cafer’e soruyorum. Cafer’i bir çevirmeden çevirme dersen gelirlerken çevirmiş şey. Ne o trafik polisi? Kaç kişi inmişler ya? Cafer arkada mı gitti mi? Yalan olmasın 14 kişi mi ne şeyden ne o? Kartaldan. Gitti mi Cafer gitmiş mi? Cafer kartaldan kaç kişi indiydiniz çevirmede? 16 kişi indiniz. Trafik polisi dersden gelirken çevirmiş Cafer’i. Çeviriyor o o zaman araba dergahta kimse de yok. Birkaç tane araba var. Onunla o sonra Hüseyin Karadağ da var Adnanlar da var. Onunla o sonra Cafer de var. Bir yere derse giderken herkes bir araba var doluşuyor gidiyor. Tabi inen iniyor arabadan.

Trafik polisi demiş kaç kişi 16 kişi. Demiş bu 16’yi nasıl sığdırdınız? Vallahi sığdırdık. Tekrar demiş sığdır ceza kesmeyeceğim sana demiş öyle mi dedi. Kesmedi değil mi? 16 kişiyi tekrar sığdırdın mı? İndirdiniz onu. Sonra 16 kişi gene bindiniz mi? Maşallah subhanallah. Tabi bu da bir maharet Allâh genişletiyor işte. Kartala 16 kişi biniyor. Bizde normalde adam arabanın arkasına kimseye oturtturmamış. Aradaki fark bu. Birisi kartala 16 kişi biniyor. Öbürki arabanın arkasında çocuk dahi torununu dahi oturtturmamış. Arabanın arkasına. Şimdi sufi olmak bu manada Allâh razı olsun. Cafer hakkını helal et. Sufi olmak ve can vermeye koşmak bunun gibi bir şey. Sen maldan da geçiyorsun. Maldan da geçiyorsun.

Mülkten de geçiyorsun. Paradan, puldan da geçiyorsun. Bu savurganlık demek değil. Kenara atmak demek değil. Sen onu dinden daha fazla ehemmiyet vermiyorsun. Sen onu sufilikten daha fazla ehemmiyet vermiyorsun. Sen dünya malına, dünya malına, dünyaya sufilikten, dinden daha fazla değer vermiyorsun. Zannediyorlar ki malını dağıt falan çarçur et değil. Onu sufilikten daha fazla sevmemek. Rahatını sufilikten fazla sevmemek veya senin üzerinde ne varsa sufiliğin önüne geçmeyecek.


Sabir, Riza ve Teslimiyet

Dininin önüne geçmeyecek. Ne varsa ma. Bu şu demek değil. bağım var, bahçem var, tarlam var, takkam var, dükkanım var. En titiz bir şekilde ilgileneceksin. En titiz bir şekilde ilgileneceksin. Ama söz konusu olan din ise, yolun ise diyeceksin ki masanın altına hepsi de. Bu can vermeye koşmak bu. Ve bunlar kim? Şüphesiz ki Allâh cihâd eden müminlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allâh yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürürler. Bu Allâh’ın Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’ân’da olan gerçek vadidir. Allâh’tan daha fazla kim ahdine vefa gösterir? Öyleyse yaptığınız bu alışverişe sevinin. büyük kurtuluş budur. o can vermek, koşmak, şehitlik yolunda yürümek. Ama bu bir sefer bakın, o kimse şehit oldu.

Cenâb-ı Hak onu ne yaptı? Cennetin baş köşesini o tutturdu. Bunun suficesini düşünün. o kimse o zaman bir sefer can vermekle cennete gittiyse, bir sufi nefisle mücadelede her gün can alıp vermedi. Dünyayla mücadelede her gün can alıp vermedi. Onun işi o yüzden zor diyorum. Her gün, her an gönlümdeki putları yıkmak için savaştım. O şehitler ki bir kez canını verdi, cennete aldı. Ben ise nefisle, mücadelede, her nefeste öldüm dirildim. Sufiler nefislerini yok etmişlerdir. Hakkın gücü ve kuvveti karşısında. Başka bir şey de değil. Onların ne güçleri ne de kuvvetleri kalmıştır. Hakkın karşısında. Allâh önünde güçleri kuvvetleri yoktur. Allâh önünde nefisleri de yoktur. Onlar nefisleri yoktur. Onlar nefisleri kuvvetleri yoktur.

Allâh önünde nefisleri de yoktur. Onlar Allâh’ın kudreti ve kuvvetiyle var olurlar. O Allâh’ın önünde gücünden, kuvvetinden, bilgisinden, aklından, fikrinden vazgeçen ve ölmeden önce ölünüz şerbetini içen kimse Allâh’ın kudreti ve kuvvetiyle var olur. Sen Allâh’ın önünde üzerinde ne varsa hepsinden vazgeçer. İradi ölümü seçersin. Allâh kudretiyle kuvvetiyle seni yeniden diriltir. Onun ulhiyetinin önünde, onun büyüklüğünün önünde varlıksal sebeplerin hepsinden vazgeçer. Tabiri caizse kendi ellerinle parçalar yok edersin. Ve kendiliyle parçalayıp yok edenler kimlerdir? Bakın Âyet-i Kerîme nasıl tarif ediyor onları. Bunlar günahlardan tövbe edenler, Allâh’a ibadet edenler, ona hant edenler, onun yolunda seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allâh’ın koyduğu sınırları koruyanlardır.

Bunlar nefislerinden geçip üzerlerinde her ne var ise Allâh’ın önünde mahviyeti yakalayıp, günahlarına tövbe eden, Allâh’a ibadet eden, ona hant eden, onun yolunda seyahat eden, Allâh için şehir şehir, il il mahalle mahalle dolaşan, tebliğ için nasihat için koşan, rüku edenler secde edenler, namaz kılanlar ya iyiliği emrelip kötülüğü yasaklayanlar. bunlar Allâh’ın koymuş olduğu sınırları koruyanlar, bunlar kendi iradeleriyle iradi ölümü tercih edenler. Bunlar yine Nisa âyet yüz, kim Allâh yolunda hicret ederse yeryüzünde çok barınacak yerler genişlik ve bolluk bulur. Kim evinden Allâh ve Resulü için hicret etmek gayesiyle çıkar da sonra ona ölüm gelirse, şüphesiz ki onun mükafatı Allâh’a aittir.

Allâh çok bağışlayan, çok merhamet edendir. nefislerinden geçen, iradi ölümü tercih eden ve kendi eliyle şeytanı heva ve hevesi, nefesi kenara atıp canını, malını her neyi var ise Allâh’ın önüne kendi iradesiyle koyan kimselerdir bu Hazret-iPir’in can vermeye koştuk dediği kimseler.


Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi

Allâh cümlemizi onlardan eylesin. Allâh için Allâh yolunda olmak, Allâh için iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek, Allâh için namaz kılmak, Allâh için seyahat etmek, Allâh için Allâh’ı zikretmek, Allâh için cömertlik yapmak, Allâh için feda etmek, Allâh için nefsini kenara çekmek, Allâh için heva ve heves tabrica ise olunu kapatmak, Allâh için şeytanın vesvesesini La ilâhe illallah diyerekten tıkamak, kalbe şeytanın vesvesesinin ulaşmasını tıkamak, engellemek neyle? Tevhidle, zikirle. Kalbe gelecek olan heva ve hevesi, kalbe gelecek olan yanlışlıkları Allâh’ın zikriyle durdurmak. Heva hevesini durdurmak, şan, şöhret, gösteriş, Allâh yolundan uzaklaşma, şeytana yakınlaşma, nefsin isteklerini yerine getirme, bunları bırakıp Allâh’a dost olma, Habibine dost olma, müminlere dost olma yolundan gitmek.

Ve en önemlisi, nefisle mücadele etmek, en önemlisi, günah-i kebalilerle mücadele etmek, en önemlisi gösteriş, şatahat, şatafat bunlarla mücadele etme. Hepiniz fakirsiniz, Allâh ganidir. Ayet-i kerimesini kendi üzerinde tecelli etmesini sağlayıp, kudretini, kuvvetini, makamını, mevkiini, gücünü, bilgini, aklını neyin varsa, neyin varsa, sıyırılıp bir hiç olarak Allâh’ın önünde oturmak. Allâh’a ölüme koşmak bu. Ey aşık! Aşıkların hayatı ölümledir. Gönlü gönül vermeden başka bir surette bulamazsın. Aşıkların hayatı ölümledir. Sen nefsinle mücadele edip, o ölmeden önce ölünüzün sırrını yaşaman gerekir ki, o zaman sen yeniden hayat bulasın. Sen ölmeden önce ölünün sırrına ulaşmadan, nefsini heva ve hevesten, nefsini şeytanilikten, nefsini aklın putlaştırmaktan, nefsini uzaklaştırdığında, o zaman sen ölümü tadar ve yeniden dirilmiş olursun.

Eğer nefsinin istediği yerde koşuyorsan, nefsinin istediği gibi oluyorsan, hayır, sen aşıklık meydanından uzak dur. Aşıklık meydanı onu kaldırmaz. Sen aşıklık meydanından beri dur. Çünkü bu yol öyle bir yol değil. Yine aynı hadîs-i kutsi var ya, beni arayan bulur, beni bulan beni tanır, beni tanıyan sever, beni seven bana aşık olur. Bana aşık olana ben de aşık olurum. Aşık olduğum kimseyi öldürürüm. Öldürdüğüm kimsenin diyeti benim üzerimedir. Diyeti üzerimde olan kimsenin diyeti de ben kendimim demiş Cenâb-ı Hak. Sen ölümü seçeceksin. Ölümü seçtiğinde Cenâb-ı Hak ne diyor? Diyeti ben olurum. O zaman yeni bir canla yeniden dirileceksin. Yeni bir canla yeniden dirileceksin. Ama o ölümü seçersen.

Ah Mustafa’m! Kara kaçtı biyare gönül verdin. Makamı sidrede olana gönül verdin. Abu hayat çeşmesinden su verene gönlünü verdin. Bir bakışıyla gönlünü viran edene gönlünü verdin. Ah Mustafa’m! Selvi boylu, gül dudaklı, lale yanaklıya gönül verdin. Gönlü onunla durdurdun. Gönül onun oldu. Ne derdi kaldı, ne gamı, ne tasası. Şad oldu gönlün. Mihnetlerle dolu olan bu dünyadan geçip gidince. Yüzlerce nazu işveyle gönlünü almak istedim. Sevgili bana istinai yüzünü gösterdi. Bahaneler etti. Ah Mustafa’m! Sevgilinin yüzüne milyonlarca göz dikilmiş. Herden bir anlık nazarını sen isterken o yüzüne bakmakta nazlanmış. Bir tek aşığına olsun. Cemalini göster diye ona yalvarıp dururken nazınla, edanla, bütün gönüllere hoşluk vermişsin.

Ah sevgili ah! Naz ederek beni gamlara atsan da, yaksan da, yandırsan da, hatta öldürsen, bedeni mi pare pare etsen, kanımı dağlara taşlara, oğullara, çöllere davıtsan da, her şeyim sana helaldir. Eyvallâh! Hakkınızı helal edin. Bu gecelikte burada kalsın.


Kaynakca ve Referanslar

  • Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
  • Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
  • Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
  • Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
  • Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
  • Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
  • Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
  • Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
  • Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı