Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap Sohbet #34 — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap Sohbet #34 — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış ve İslâm’da Başkanlık

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin, gündüzünüzü hayırlı eylesin, ayılınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Her nefeste Cenab-ı Hakk’ı zikreden, her an Cenâb-ı Hak’la dostluğunu arttıran, yakınlığını arttıran kullarından eylesin. Günah kebalilerden kaçınıp, Cenâb-ı Hak’ın farzlarını yerine getiren, farz ibadetlerini yerine getiren kullarından eylesin. Hakk’ı hak, batılı batıl bilen kullarından eylesin. Dini, İslâm’ı kendi heva ve hevesine göre yorumlayanlardan değil, Kur’ân ve Sünnetse sımsıkı yapışıp, dini öyle yaşayanlardan eylesin. Dindarlık adı altında, dini kisveler altında, insanların parasını, pulunu, namusunu, şerefini, haysiyetini heder edenlerden eylemesin.

Dindarlık adı altında, dini sismar eden, dini kendine basamak eden, kendi sufli arzularına koşan kullarından eylemesin. Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed’i, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp, Kur’ân ve Sünnet’i yaşayan ve yaşatan kullarından eylesin. İnşallah. Amin. Kıymetli kardeşler, İslamda siyaset veyahut da siyasal İslâm konulu sohbetimize inşallah devam edeceğiz. Cumartesi günleri bu programa ayırmıştık kendimizi. Zaten Tekke’de de bununla alakalı sohbet ediyorduk. Bu korona günlerinde henüz daha vakıflarda toplanma, vakıfların eğitim çalışmalarına müsaade edilmediği için inşallah böyle canlı yayınla hizmetimize devam edeceğiz. Allah size oturduklarınız yerden dinlemeyi ve amel etmeyi, bizleri de burada Kur’ân ve Sünnet dairesinde doğruları anlatmayı nasip ve müyesser eylesin inşallah.

Biz geçen cumarteseden kalan yerden devam edeceğiz inşallah. Şunu okumuştuk. Parti üyeleri tarafından, Hizb-i İslâm’ın programında yöneticinin parti üyeleri tarafından ruhani bir liderlik olarak görülmesi gerektiği yazılıdır. Dolayısıyla emir hem fakih âlemi hem siyasal lider hem de davranış modelidir. Ona bağlılık yemini biat edilmelidir. Buradan devam edeceğiz. İslâm da bugünkü başkan, emir veya halîfe den fazla sistemin çalışması önemlidir. O yüzden eğer sistem doğru çalışır, doğru işletilirse o zaman harika bir şey ortaya çıkacaktır. Başkanın da başkanla ehil olması gerekir. Başkanın genel olarak İslâm âlimlerinin ortak birleştikleri özellikleri, o başkanın İslâm olması, akıllı olması ve akıl baliğ dediğimiz bu lühe ermesi, hürriyetinin elinde bulunması, cinsiyet olarak bunu önemsemişler erkek olması, ilim ehli olması, adalet ehli olması, dünyaya karşı hariç olmaması ve ruhi ve cismi olarak yeterli bulunması, İslâm ümmetinin başında başkanlık yapmaya olarak yeterli görülmüş.

O yüzden illaki her şeyiyle ruhani bir lider olarak görülmesi gerektiği İslâm ümmeti tarafından, ümmetin âlimleri tarafından çok önde görülmemiş. Bu ruhaniyetlik biraz daha Şia’da yer bulmuş, Şia devlet başkanını biraz daha ruhani dairede görmeye çalışır. Afgan Hizbi İslaminin programında yorum hakkı yalnızca emire tanınmıştır. Ancak şimdiki yönetici Gülbettin Hikmetyar, dinsel ilimlerde eğitim görmemiş bir mühendistir. Burada siyasetin din karşısındaki önceliği ve çelişki görülür. Bu ise İslamcıların fazlasıyla ürktüğü bir şeyi, ulemanın önceliği riskini beraberinde getirmektedir. Parantez içerisinde mevdudi emirin yetkilerinin sınırlandırılması konusunda ısrarcıdır. Bununla birlikte son zamanlardaki İslâmcı ve daha çok yeni fundamaletist hareketlerde emir kavramının ve figürünün zayıfladığını gözlemek gerekmektedir.

Parantez içerisinde Cezayirdeki FİHS, Sovyet İslami Yeniden Doğuş Partisi gibi. Şimdi halifenin veyahut da başkanın toplum içerisinde en faziletli olması şartı yoktur. Milletin işlerini görmeye, vazifesini yapmaya uygun olan seçilirse illade en üstün olması şart değildir. Bu söylediklerim benim kendimce genel olarak sünnî alimlerinin ortak iştahatları veya düşüncesi önemli olan başkanın mesuliyetini idrak edip memur olduğu işi ifa etmesidir. Memur olduğu iş nedir? İslâm devlet başkanının en önemli vazifesi Kur’ân ve Sünnetin yaşanması ve yaşatılması için gayret göstermektir. Kur’ân ve Sünnetin dışında olan batıl her ne var ise onları iptal etmek, hakkı yaygınlaştırmak, hakkı üstün tutmak, insanların nesnini, nefsini, malını, aklını korumaya çalışmak.

İslâm ahlakının yaşanması ve korunması için mücadele etmek, adaleti tesis etmek, dünyanın hatta ülkesinin ve ardından dünyanın komple arzın imarına çalışmak. Adaleti tesis etmek, millete şefkat ve nasihatle yaklaşmak, halka örnek olmaktır. İslâm devlet başkanının vazifeleri, halka da hak, o başkanın hak yolu izlediği müddetçe itaat etmeleri düşer. İtaat etmekle beraber İslâm halifesine, İslâm başkanına yardım etmek, onu korumak, nasihat edip uyarıda bulunmak azledilmediği müddetçe de halk bu vazifeyi de halk da yerine getirir başkana karşı. Bunlar da halkın haklarıdır. O zaman İslâm devlet başkanına halk, devlet başkanına hakkı ve hukuku koruduğu müddetçe, adaleti davrandığı müddetçe onun yanında yer alır, onu korur, onu muhafaza eder.

Hatta halk İslâm devlet başkanına nasihatlerde bulunur, uyarlarda bulunur. Çünkü bunun övçüsü nedir? Bir gün Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri hutbeye çıkar, Ömer şaşarsa ne yaparsınız derinde bir sahabe kılıcını kınından çıkarıp bununla düzeltmesini biliriz der. Hazret-i Ömer Radıyallâhu Anh Hazretleri bu sözün ve hareketin karşısında kendisi üzülmez, sinirlenmez, sevinir, Allah’a hamd eder, der ki Ömer saparsa onu düzeltmek olan Allah’ın kulları var, Allah’a hamd ediyorum der. O yüzden halkın seçilmiş devlet başkanını uyarlarda bulunması, halkın seçilmiş bir belediye başkanına veya seçilmiş bir valiye veya seçilmiş bir emniyet müdürüne veya seçilmiş bir milletvekiline veya seçilmiş bir bakana, bakana uyarlarda bulunması, ona nasihatlerde bulunması, onların eksik ve noksanlıklarını yapmış oldukları işlerde eksik ve noksanlıklarını onlara nasihat etmesi halkın görevlerinden birisidir, İslâm hukukunda. o seçilmiş başkan, her ne başkanı olursa olsun halkın bu uyarılarını, bu nasihatlerini dikkate almak zorundadır.

Çünkü seçilen kimse böyle Şia’dadır o, aşırı derecede onu ruhani bir lider olarak görürler, masum hükmünde görüp onu uyarıda bulunması, ona karşı nasihatta bulunmasını mümkün görmezler. Oysa Ehli Sünnet’te bu böyle değildir. Ha diyeceksiniz ki Ehli Sünnet’te halk bu vazifesini yerine getiriyor mu? Hayır. Diyeceksiniz ki şimdi Müslümanlar bu vazifelerini yerine getiriyorlar mı? Yine hayır. Çünkü bizdeki şu anda dünya üzerindeki demokrasi anlayışı veya dünya üzerindeki demokrasinin çalışması seçimden seçime geçen oyunu vereceksin. Hangi partiye, hangi lidere vereceksen oyunu verdikten sonra o seçilen kimseyi denetlemek, seçilen kimseyi uyarılarda bulunmak, seçilen kimseye nasihatlerde bulunmak, hatta seçilen kimse yanlış yapıyorsa, eksik yapıyorsa bununla alakalı gidip görüşme tertip edip onunla görüşmek ne yazık ki yok.

Yok. Zaten İslâm toplumunun da şu anda geri kalmasının ve hatta İslâm toplumunun başındaki yöneticilerinin böyle çok özür dilerim ama başıboş iş yapmaları, kafalarına göre iş yapmalarının bir sebebi de o. O yüzden mesela seçilen kimselerin ama bu devlet başkanı olsun ama bu belediye başkanı olsun ama bir yerde muhtar olsun ama bir yerde yönetici olsun onların dikkat edeceği prensiplerden en önemli birisi de şûrâ üyeleriyle. bunun karşılığı nedir şu anda belki de tam anlamıyla değil ama meclis diyelim. Belediye başkanının meclis üyelerine istişâre etmesi ve hatta devlet başkanının şûrâ üyeleriyle istişâre etmesi ve şûrâ üyeleriyle idari işleri milletin işlerini istişâre etmesi gerekir. Başkanın kendisinin müctehid veya müceddid olması ve hatta çok büyük bir fakir alimi, bir hadîs alimi, bir tefsir alimi ve hatta bütün bu meselelere iştahat edebilecek bir müctehid olması ve hatta dini yeniden anlamaya, yeniden anlatılmaya müctehid olması gerekir.


Şûrâ ve İstişâre Farzı

O yüzden bu konuda etrafında danışmanlar bulundurması, danışmanların raporlarıyla birlikte istişâre edilecek olan her şeyi şûrâ üyeleriyle istişâre etmesi de başkanlara farzdır. Sebep çünkü Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerime’de Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine istişâre et ve istişarede bir karar aldıktan sonra da o yolda devam et, o yolda kararlı ol, o yolda yürü diye emreder ve istişareyi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine emretmiş olur. Bu manada bir başkanın, bir yöneticinin, bir devlet başkanının elinin altında birilerinin olup da idare eden idarecilerin etrafında istişâre edeceği, etrafında konulara hakim konusunda uzman kimseleri bulundurma zorunluluğu vardır ve onlarla bu İslâm devlet başkanı istişâre etmek zorundadır.

Bu Kur’ân’ın ve Sünnet-i Seniyye’nin ve İjman’ın öngördüğü bir farzdır. Seçim ve danışma konseyi soru işareti var. Egemenlik sadece Allah’a ait olduğuna göre, İslâmcılar halk egemenliği ilkesini reddetmekte ve seçim ilkesine olumsal bir değer vermektedirler. Emir bir danışma meclisi, parantez içerisinde, şuura tarafından ya da hatta genel oyla seçilebilir. Danışma meclisi ya da genel olan bu durumda belli bir egemenliği değil, sadece cemaatin uzlaşması ilkesini, icmâ ifade ederler. Mısırlı Müslüman kardeşlerde emrin belirlenmesi konusundaki tartışmalar. R.P.Mitsel. Şimdi halîfe olma yolları daha önceki bu konuyla alakalı sohbetlerde kısa da olsa tarihi sehirle anlatmıştık. Hazret-iEbu Bekir Radı’l-Allah’ın seçilmesi, Hazret-iÖmer Efendimizin halîfe seçilmesi, Hazret-iOsman’ın, Hazret-iAli Radı’l-Allah’ın halîfe seçilmesini ve sonradan Muaviyenin oğlunu atamasını bu meseleleri daha önce tarihi süreçlerinde görüşmüş, tartışmış, hatta biz bu konuyla alakalı geniş bir şekilde sohbet etmiştik.

Bunlar geniş bir sohbette anlattıktan sonra ben kendimce bir sonuç olarak şunu çıkarıyorum. En önemlisi ve birinci yolu halifenin seçimi, seçim ne? Bunu zaman zaman ben derslerde hep arkadaşlara kardeşlere derdim. Gerçekten belediye başkanlarının seçildiği gibi valilerin de seçilmesi ve valileriyle beraber hemliyet teşkilatının başındaki emniyet müdürünün de seçilmesi gibi veyahut da hakimlerin arasında bir baş hakim seçilmesi gibi veya savcıların içerisinde bir baş savcı seçilmesi gibi illerde baş savcının, baş hakimin veyahut da valinin veya belediye başkanının ve aynı zamanda da bu bir ilin milletvekillerinin de il tarafından ilin içerisinde seçilmesi buna hiç kimsenin karışmaması, bir parti başkanının da karışmamasını yeğlerim.

Öyle olunca birinci yol seçim oluyor. bunu zaman zaman hep arkadaşlara kardeşlere söylüyorum ben. Biz şimdi örnekliyorum bunu, örneklemek için söylüyorum belki de ben bilmiyorumdur. biz Amerika’da Cumhuriyetçilerin parti başkanının ismini biliyor muyuz? Bilmiyoruz, hiç kimse bilmiyor. Veya biz Amerika’da demokratların parti başkanının ismini biliyor muyuz? Bilmiyoruz. Veya hatta Almanya’da zannediyorum neydi? Hristiyan demokratlar var orada. Hristiyan demokratların parti başkanının ismini biliyor muyuz? Biliyor muyuz biz? Hayır. Ben bilmiyorum en azından. Ama bu İslâm dünyasına geldiğimizde particilik o kadar çok keskin bir hale gelmiş ki parti başkanı veya partilerin başındaki kimse o kadar tanınmış, o kadar öne geçirilmiş ki parti başkanı haşa bir peygamber gibi görülüyor.

Ve bu böyle o yüzden mevduudi veya o yüzden Müslüman kardeşler kendi başlarındaki liderlere ruhani bir elbise giydiriyorlar. Bu biraz da herhalde Şia’daki ruhani elbiselere özeniyorlar. Veya hatta Sudarabistan Krallık var. Sudarabistan Krallığı’nın başındaki, Sudarabistan Krallığı’nın ruhani elbisesine özeniyor olabilirler. Ama Ehli Sünnet’in, özür dilerim, Ehli Sünnet’in böyle bir ruhani elbise giydirmesi söz konusu olmaması gerekir. Ehli Sünnet için ruhani bir elbiseyi kimse varsa o Hazret-i Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleridir. Burada ne zaman ki İslâm dünyası söz konusu olan şeyin sistem olduğuna idrak eder ve insanları ilahlaştırmaktan, ruhanileştirmekten, putlaştırmaktan kurtulursa o zaman sistem çalışır hale gelir.

Ve seçilecek olan devlet başkanı, seçilecek olan vali, seçilecek olan belediye başkanı veya hatta seçilecek her kimse, diğerleri hiçbir zaman ruhani bir havaya bürünmez. Ama neredeyse biz, örneğin Mustafa Kemal Atatürk’ü kendi zamanında ve ondan sonraki araplar, siz Muhammed Mustafa’nız var, bizim de Mustafa Kemalimiz var deyip Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin karşısında ruhani bir lider olarak çıkarması veyahut da insanların kendilerince parti başkanlarını mehdi gibi görmesi, onları ruhani bir elbise giydirmesi, İslâm ümmetinin en büyük sıkıntılarından birisi veyahut da bir kimsenin bir cemaatin başındaki hocayı mehdi görmesi ve onu gelecek olan o mehdi budur demesi veyahut da kendi hocasını, kendi şeyhini, kendi cemaat liderini mehdi görmesi, hatta kendi cemaat liderini o olmazsa bu kainat dönmez noktasına getirmesi, bunların hepsi de insanların kendi içlerindeki sapkınlıkları, inananların kendi içerisindeki dini bilme işlerine bağlıyorum.

O yüzden evet İslâm dünyasında bir başkanın en ideal yolu seçimle gelmesidir ve seçimle gelmesi gerçekten benim nazarımda çok önemli ve çok kıymetli ve bunu da ben dört halifenin seçimlerinde, dört halifenin halifelik işlerine icra ederlerken halifeli olmalarına bağlıyorum. İster Ehlihal ve Akdin uyguladığı, Hz. Bubekir ile Hazret-i Ali’nin halifelinin seçilmesi yoludur bu. Çünkü Sunni İslâm alimler arasında halifeyi de belirleyen birinci yol seçim olduğu konusunda hemen hemen görüş birliği vardır. Ve o görüş birliği hemen hemen Sunni kesimin hepsinde de oturmuş yerleşmiştir. Ehli sünnet halifenin ümmetin hakimiyetini temsil ettiğini ve ümmetin seçimiyle iş başına gelmesi gerektiğini kabul etmiş.

Bu arada ilk dört halifenin meşruiyetini de koruyan bir esneklikle devlet başkanını Ehlihal ve Akdin denilen grubun belirlenmesi gerektiğini ağırlıklı olarak da işlemeye başlamışlar. bu ikinci yol ne? Velihat tayini. Bakın ikinci yol velihat tayini. Emirin veya başkanın tayin yollarından birisi de önceki halifenin Müslümanlardan seçeceği bu makama layık gördüğü kimseye vasiyetidir. Halîfe ecelinin yaklaştığını hisseder de topluma kendilerinden birisini halîfe bırakmayı isterse seçilecek kimse hakkında Ehlihal ve Akdin’e müşavireye koyulur. Görüşü bu makama uygun belli bir şahıs üzerinde yoğunlaşır. Ehlihal ve Akdin ona da muvaffakat ederse halîfe kendinden sonra onu velihat halîfe olarak tayin eder.

Burayı şimdi tırnak içerisinde söylüyorum. Bunu normalde bazı fıkıh kitaplarında ve bu meselenin nasıl olması gerektiğiyle alakalı değişik yerlerde bu minval üzerine bir şeyler bulabilirsiniz. Bunu bulurken bu işin içerisinde biraz emevi abbasi halifeliğinin kırıntıları ve kokuları var. Tabi bu Hazret-iEbu Bekir veya Hazret-iOsman veya Hazret-iAli veya Hazret-iÖmer efendilerimizin zamanındaki gibi olan bir şey değil çünkü bu. Bu biraz da böyle emevi abbasi halifelerinin oğullarını halîfe seçtirmek için izledikleri yol olarak görünüyor. Ama buna zaman zaman imam-ı azam, hanefiler bununla bu seçim türüne karşı çıkmışlar mı? Evet. Bu seçim türüne Hazret-iHüseyin efendimiz de karşı çıkmış mı? Evet.

Bu yolu ben çok uygun görenlerden değilim. Bunu bir ilim olarak buraya aldım ve anlatıyorum. Bu hem sufilik olarak hem de siyasi olarak bu yolu çok uygun görenlerden değilim. bunu böyle sufilikte bu çok zor zaten de ama bunu böyle yapanlar da var mı? Bazı ehli tarikatlarda var. ne yapıyorlar? Şeyh Efendi kendi sağlığında oğlunu halîfe edip onu atıyor. Eğer gerçekten oğlu yetişmiştir, o işi yapabilecek seviyede ve kapasitede ve yetkinliktedir buna söylenecek bir laf yok.


Veliahd Tayini ve Zayıf İcmâ

Ama o seviyede, etkinlikte ve yetkinlikte olmadığı halde bu ehli sünnetin bu benim nazamda, benim kendimce diyorum bunu, zayıf iştah adına bu zayıf icmasına bir delil gösterip bu yolda yürüyorlar. Benim oyum buna karşı red oyum. Ben buna katılmıyorum. Ben bu yolu anlattım, ilim olarak anlattım. Benim nazamda başka seçimle gelmeli ama bir şuuranın seçmesiyle gelmeli ama bütün inananların ortak seçimiyle gelmeli. O yüzden ben seçimden yana tavrımı koyuyorum. Hatta Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde başkanlık sistemine geçilmesine evet dememin bir sebebi de bu. başkanlık bütün başkan olarak gelmeli, cumhurbaşkanı seçilecek olan bir kimse kapalı odalar arkasında gizli mahvillerde seçilmemeli. O seçilen cumhurbaşkanı halk seçmeli.

Halk onu seçince de ona sahip çıkmadı. Çıkmalı bir darbe olduğunda da veya darbe olacaksa veya değişik darbelerle halkın seçtiği cumhurbaşkanını veya halkın seçtiği başkanı darbeyle değiştireceklerse halk bunu korumalı muhafaza etmeli. Bunu kendi oyuna ve başkanına sahip çıkmalı. O yüzden bunu öngördüğümden dolayı cumhurbaşkanının sistemine ben evet diyenlerden oldum. Şûrâ, kelimenin dar anlamıyla bir konseydir. Egemenlik aslında sadece Allah’tan geldiği için cemaatin sahip olduğu tek yetki emire bizatihi İslami ilkeler açısından öğüt vermek. Şûrâ bir parlimon tüpüçümü alabilir demiş. Kim? E. Sivan Radikal İslâm içinde diye bir sayfa 74’ten alınmış. Bu ehlihal ve akd ne? Bu böyle değişik hep ibare olarak geçer.

Bunu bir açayım istedim. Çünkü ehlihalden vel akilden bir şuura oluşuyor ya, bu ehlihal ne o zaman? Din de ahlâk da insanların hallerini işlerini düzenlemeyi bilme de belli bir dereceye ulaşan insanlardan bir topluluktur. Bunlara ehli ihtiyar, ehli şuura, ehli rey ve ehli tedbir ismi verilmektedir. Ulemanın bazıları şöyle de tarif etmişlerdir. Onlar, alimler, reisler üzerilerinde insanların kolaylıkla birleştiği şan ve şeref sahipleridirler. Ümmetin dini ve dünyevi maslahatlarına bakmak bu topluluğa bırakılmıştır. Maslahatlardan birisi de Müslümanların imamının seçilmesidir. Bu önemli makamı üzerine almaya müsait olanların hallerine iyiden iyiye bakıp düşünmek ve bu konuda gayret etmektir. Bu makamı üzerine almaya uygun olanı görür iseler, Allah’ın kitabı ve Resulün Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in sünnetine göre o kimseye biat ederler.

Masiyet olmayan hususlarda da, günah olmayan hususlarda da itaat ederler. Bu topluluk bütün ümmetin yerine vekaletten imamı seçme işini de yürütebilir. Onlar sırf kendilerini değil bütün ümmeti temsil ederek seçim işine girişirler. Bundan dolayı ehli hal vel akt imama beyat ederken ümmetin diğer fertleri de, fertleri ne de imama beyat etmek ve itaat etmek vacip olur. ehli hal veya ehli ihtiyar veyahut da aksakalılar, siz ona öyle de diyebilirsiniz. Onlar bizim çünkü Türkler’de gelenektir bu aksakalılar vardır. O aksakalılar ötügenlerden itibaren Türklerin geleneğidir. Onlar devlet başkanını tayin ederler. Hatta devlet başkanından sonra gelecek olan devlet başkanını da tayin ederler. Bunlar böyle devam edip gelmişlerdir.

Ben hala da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde aksakalıların olduğuna inanırım. Bu siz ona derin devlet diyebilirsiniz. Bugünkü anlamda derin devlet olarak nitelendirilebilir. Evet o derin devlet de olabilir. Bunlar ama çok fazla değildir. Bunlar ne yaparlar? o milletin bekasını düşünürler. Milletin bekasını düşünerekten uygun olan kim devlet başkanı olacaksa onun seçimiyle uğraşırlar. Aynı zamanda milletin faydasına, milletin yararına her ne yapılacaksa onlar o şuurada karar alıp devlet başkanına bu şuura kararlarını devlet başkanına iletirler. Bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bunun iz düşümü Milli Güvenlik Kurulu gibiydi. önceden Milli Güvenlik Kurulu en önemli devletin kurumlarından birisiydi.

Milli Güvenlik Kurulu isterse darbe de yapıyordu. Ve Milli Güvenlik Kurulu da 28 Şubat’ta değişik kararlar aldı. O kararları da hükumete ne yaptı? Bu şubatı nasihat niteliğinde, tavsiye niteliğinde hükumete bildirdi. Hükumete bu nasihatı, bu tavsiye nitelindeki bu emirleri harfiye yerine getirmeye gayret etti. Bunun şimdi normalde tabi İslami olarak bunu düşündüğümüzde böyle bir şuura var. bu şuura böyle bir karar alıyor. Bunu tabi İslami olarak düşündüğümüzde bu mümkün mü? El cevap evet. Ha şunu söyleyelim. Şimdi demokrasi adı altında bu tip şuuralar oluşturulduğunda bu suç değil. Ama İslâm devleti adı altında bu tip şuuralar oluşturursanız bu suç. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na göre bunu isimlendirmeniz dahi mümkün değil.

Önemli olan hangi somut biçimleri alırsa alsın öğüt verme işleminin yasama değil. Çünkü kuralları sadece Allah koyar, öngörülmesidir. Bakın biz bunu İslâm’ın kendi içerisindeki bu sistematini demokrasiye uygun olmadığını söyleyip bunu kalkıp da itiraz edebiliriz. Ama ne yazık ki Türkiye’deki veya dünya üzerindeki demokratik cumhuriyetlere baktığımızda İslâm’ın hemen hemen öngördüğü bütün kurum ve kurullar değişik isimler altında orada örgütlenmiş ve kurulmuş vaziyettedir. Mesela bütün ülkelerde bir milli güvenlik konseyi vardır veya kurulu vardır veya askeri şuura vardı malum toplanırdı. Kimin komutan olup kimin komutan olmayacağına karar verirdi ve askeri şuura hala da toplanıyor. Hala da kimin organeller, kimin kor general olacağını, kimin albaylıktan organellerle terfi edeceğini o şuura tespit ediyor ve o şuuradan geçiyor bütün kararlar.

Ve hiç kimse de daha önce öyleydi şimdi nasıl bilmiyorum o şuura kararlarını mevcut mahkemeye götüremiyor ve mahkemede hakkını arayamıyor. Şuura kararıyla emekli olan bir paşa emekli oluyor. Hayır ben emekli olmak istemiyorum ben daha duracaktım deme lüksüne sahip değildi önceden şimdi nasıl bilmiyorum bunu da açıkça söyleyeyim. O yüzden demek ki bu tip şuuralar demokratik cumhuriyet dediğimiz bütün her yerde var ve o her yer o şuura kararlarıyla birisini görevden vazifeden atma. Önceden askerlerde de şey polislerde de böyle bir şuura vardı polislerde örneğin polislikten atıyordu o kimseyi veya komiserlikten atıyordu. Veya da müdür adam onun işine son veriyordu meslekten ihraç ediyordu. Ve bunların da normalde mahkeme kapıları kapalıydı ve neydi adı demokratik cumhuriyeti.

Veya tabi kimse ona göre dizayn edildiğini söyleniyordu. Ve genel kurmay başkanlarının üç kuşak, dört kuşak, beş kuşak, altı kuşak öncesi genel kurmay başkanının dair tespit edildiğini ve ona göre dizayn edildiğine dair söylentiler vardı halkın içerisinde. Demek ki böyle bir örgütlenmeler var ve bu örgütlenme anayasada geçtiği için hukuki görülüyor. Ama bunun demokrasiye aykırılı olup olmadığı, mevcut dünya demokrasilerine aykırılı olup olmadığı hiç bakılmaksızın devam ediliyor. Bunu eğer İslami daireden İslami noktadan ele alacak olursak bir sıkıntısı var mı? Hayır. İslami de olarak bu örgüt veya bu şuuralar kurulabilir mi? El cevap evet. Ama İslami olunca tu kaka oluyor ama adı demokratik cumhuriyet ise tu kaka olmuyor.

O yüzden bu şuuralar da öğüt veriyorlar mı? Evet. İşlevleri olarak onlar bir kanun çıkarabiliyorlar mı? Hayır. Bir yasa çıkarabiliyorlar mı? Hayır. Ama bir öğüt verme veyahut da nasihat verme veyahut da bir öneri koyma gibi işlemleri var mı? İşlevleri var mı? Evet. O yüzden 28 Şubat çok tartışılmıştı. 28 Şubat kararları da çok tartışılmıştı. Neden? Çünkü Milli Güvenlik Kuruluğu o günkü hükumete tavsiyelerde bulunmuştu. Ve o günkü hükümet o tavsiyelere uymak zorunda kaldı. Yasa mıydı? Değildi. Bakın yasa mıydı? Değildi. Kanun muydu? Değildi. Ve o tavsiyelere uyarak Necmettin Erbakan Hoca başbakanlıktan istifa edip, benim yerime onu sonra iki ortağız biz benim yerime Tansu Çiller olacak dediğinde dönemin Cumhurbaşkanı kendince benim nazımda kendince bir darbe yaptı. çok az grubu olan Mesut Yılmaz’a başbakanlık görevini verdi.


Erbakan, 28 Şubat ve Siyaset

Ve bunu da yaparken dedi ki ben çoğunluğa uymak zorunda değilim. Ben başbakanlık görevini istediğim kimseye, hükümet kurma görevini istediğim kimseye veririm. O kimsede hükümeti kurar veya kurmaz dedi. Ve halkın büyük ekseriyetiyle iki parti en fazla oy almasına rağmen ve parlamentada da en fazla milletvekiline sahip olmasına rağmen Cumhurbaşkanı aldı. Bir başkasını burada hükümet başkanı olarak atadı. Ve hükümet başkanı olarak atadığında da ne yaptılar? Bazı milletvekillerini de devşirdiler o tarafa doğru ve üçüncü parti olan o günkü anap Mesut Yılmaz’ın başkanlığında hükümet kurdu. Ve 28 Şubat kararlarını uyguladı. Tabi ardından devletin ekonomisi çöktü, siyaseti çöktü, hukuku çöktü. Kimse buna bakmadı.

Şimdi demek ki biz onlara öğüt verme olarak algılarken Türkiye’deki uygulamada öğüt verme olarak değil, emir verme olarak nitelendiriliyor. O yüzden İslami şuuralarda öğüt verecekler, emir değil. Ama bugüne kadar Osmanlı’dan sonra Osmanlı’yı da ben İslami bir devlet sistemi, İslami bir devlet olarak görmüyorum. Bunu görmediğimde söylediğim Selçuklu’yu da görmüyorum, Evveviler’i de görmüyorum, Abbasiler’i de görmüyorum. Ha, yakinliği olabilir. Bunların içerisinde dört halîfe dönemine en yakın devlet sistemi Osmanlı’dır diyebiliriz. Ondan öncesi Selçuklu’da diyebiliriz. Ben tam olarak konuya vakıf olmamakla beraber, çünkü ben bir tarihçi değilim, bu konuda bir hukukçu değilim, ben bu konuda uluslararası siyasetçi değilim. ne bileyim ben bir siyaset akademisi de bitirmedim.

Böyle bir iddiam yok. Ama bu benim kendi şahsi görüşüm. Kendi fikri edinimlerimle yola çıkarırktan söylüyorum. İslâm’a en yakın zamanın içerisinde, en yakın devlet olarak nitelendirilebilir mi? Zaman zaman belli dönemler içerisinde evet. Ama orada da bu şuralar, bu kurallar olmuş mu? Evet. Bunlar herhangi bir İslâm’a karşıtlığı var mı? Yok. Böyle olabilir mi? El cevap olabilir. Devam ediyoruz. Peki şuurayı kimlerden oluşturacağız? Soru işareti. Din adamları ulema. Bunlar İslâmcılar’ın hep ortadan kaldırmaya çalıştıkları ikili düzeni, ruhban ile cemaat arasındaki ikiliyi yeniden devreye sokarlar. 2. Cemaatin bütünü. Bu genel oyu haklı çıkarmaktadır. Ancak günümüzde İslâmcılar’ın pek çoğu tarafından hiç sevilmeyen batı demokrasisini çağrıştırır. 3. İslâmcı aydınlar çağdaş İslâm’ın aydınları ve militanları.

Sosyalizm açıdan bakıldığında bunların hepsi de layıktır. E. Sivan Radikal İslâm. Şimdi bu ehli akd kimlerden olmalı, nasıl olmalı, nasıl oluşturulmalı bunlar? Evet bunlarla alakalı değişik görüşler olmuş, değişik bu konuda öngörüler olmuş. Baktığımız zaman son dönem soruyu yazan kimsenin tabiriyle söylüyorum. İslâmcılar cemaatin bütünü din adamları veya ulemalar arasında böyle zaman zaman çatışmaya fikri çatışmaya zaman zaman böyle değişik söylemlerle çatışmalar olmuş mu el cevap olmuş. İslâm dünyasının içerisinde mesela tefsirciler, fıkıhçılarla, fıkıhçılar, hadisçilerle veyahut da sufilerle diğerleri gibi zaman zaman fikirsel çatışmalar hep olmuş mu olmuş. Bugüne süre gelen çatışmalar hala da var mı?

Var. Mesela sufilerle bir kısım dar dairede durunan fıkıhçılarla çatışmalar olmuş mu el cevap olmuş. bugün de İslâm dünyasında şimdi böyle kendisini aydın gören, entelektüel gören kimseler var. Bu kimseler hadislere inkar ediyorlar, âyet-i kerimeleri tarihsel görmeye çalışıyorlar. Bunlarla da çatışma var mı şu anda? Evet var. Ve hatta İslâm dünyası şu anda gerçek manada sufili yaşamaya çalışan, sufili kendi içerisindeki Kur’ân ve sünnete dayalı anlayışını yıkmaya çalışan insanlar var mı? Ne yazık ki var hatta siyasilerle bunlar kol kola girip sufilerin üzerinde bir baskı oluşturmaya çalışıyorlar mı? Evet. Çünkü bu kimseler ne yazık ki mevcut tırnak içerisindeki düzenin insanı değiller gerçek manada.

Bu kimseler dünya üzerindeki mevcut düzenlere savaş açmış, onlara karşı duran kimlikteler böyle bir inanışa sahipler. Çünkü neden? Çünkü dünya üzerindeki bütün her şey deccalist sisteme, kapitalist sisteme dönüştürülmüş. Din de kapitalistleştirilmiş. Ne yazık ki insanlar tarafından insanlar eliyle. bu kendilerini entelektel görenler, kendilerini belli bir dairede belli bir seviyede görüp de sufileri beğenmeyenler kendilerince sufilere karşı savaş açmışlar mı? Evet. Bunu genelde siyasiler yapıyorlar. Sebebi de şu. Çünkü siyasiler kendilerinin eleştirilmesini, kendilerinin uyarılmasını, kendilerinin gözünün üstünde kaşın var denilmesini istemiyorlar. Ama gerçek sufiler bu konuda cesaretle olduklarından, onların gözünün üstünde kaşın var deme cesaretleri bulunduğundan ve aynı zamanda da gerçek sufiler gerçekten ve gerçekten sufili yaşıyorlarsa koyun değiller, güdülmüyorlar.

Öyle olunca da onlar güdülen insanlar istiyorlar. Veyahut da bu ulema dediğimiz kimseler güdülen insanlar arıyorlar. Veyahut da bu İslami aydın gibi görünen kimseler güdülen insanlar istiyorlar. Güdülen insanlar olunca onların işler ne yarıyor? Onlar oy zamanı geldiğinde oylarını atacaklar. Yürüyün dediklerinde yürüyecekler, oturun dediklerinde oturacaklar. Böyle bir sistematin içerisine koymak istiyorlar. Tarih boyunca sufiler böyle bir sistematin içerisine girmemişler. Bakın sufiler diyorum. Özellikle sufileri söylüyorum. Tarikat erbabını demiyorum. Çünkü tarikat erbabı bu öyle su yoluna girer mi girer. Örneğin seçimlerden önce ne zaman görülmüş ki bir kısım tarikat erbabının kalkıp da biz filanca siyasi partiyi destekliyoruz diye açıklamada bulunmaları.

Veyahut da ne zaman görülmüş ki kendisine ehli beyaz hizmi görüp biz Türkiye’de filanca partiyi destekliyoruz deyip de açıklaması gibi. normalde bunlar ne ehli beyaz topluluklarına yakışacak bir şey daha da bunu açık bir net bir şekilde söyleyeyim. Mesela Türkiye’deki alevi toplumun önderleri kalkıp da seçimlerden önce biz X partiyi destekliyoruz diye açıklamada bulunmaları kendi bulundukları dairede kendi bulundukları ortama uygun bir davranış değil. Veya da Türkiye’deki tarikat yapılanmanın bir hasta nakşibendileri kalkıp da seçimlerden önce biz filanca partiyi destekliyoruz filanca partiye desteğimiz orada oyumuzu oraya atacağız gibi söylemeleri aslında sufi literatürüne uygun değil. Bunu da böyle cesaretle söyleyebilecek ifade edebilecek Türkiye’de insan çok az.

Sebeb korkuyorlar çünkü. O yüzden bu İslâmcı aydınlar diye nitelendirdiğimiz Türkiye’deki böyle kendince okuması yazmış olanlar sufilere savaş açıyorlar. Bu İslâmcı aydın gibi gördüğümüz Ali şeriatıcılar örneğin bunlar sufilere savaş açıyorlar. Ali şeriatı inceleseler o zaman belki de savaş açmayacaklar. Veya da Selefî vahabiler sufilere savaş açıyorlar. Bakın sufilere savaş açan enteresan gruplar bunlar. Bunların sufileri savaş açmalarının sebebi sufilerin kendilerine ölçü olarak kendilerine doktrin olarak Kur’ân ve sünneti seçmeleri. Bizim için ölçü Kur’ân ve sünnettir. Sonra imamların iştahıdır sonra ilk sufilerin yoludur. Bizim için ilk bir kimsenin sözü bizim için Kur’ân ve sünnet uyduğu müddetçe mutaberdir.

Kur’ân ve sünnete uymazsa mutaber değildir. O yüzden bilhassa dünya üzerinde Ali şeriatı çizgisindeki İslâmcı aydınlar ile, tarihselci olarak gören İslâmcı aydınlar ile, Türkiye’de hadisleri inkar eden İslâmcı aydın görünen kimseler sufi, gerçek sufi yapılanmalara karşı savaş açıyorlar. Bu tartışmalar, bu mücadeleler, bu atışmalar devam ediyor mu? Evet. Bunlar devam edecek mi? Evet. Çünkü Kur’ân ve sünnetin doğrularını eğip bükmek, Kur’ân ve sünnetin emirlerini yumuşatmaya çalışmak, eğip bükmeye çalışmak bunların işi. Çünkü bu tırnak içerisinde İslâmcı aydın gibi görünen kimseler gidip bir siyasi hizmin peşine takılıyorlar. Ve o siyasi hizmin peşine takılıp öyle yürüyorlar.


Selefî-Vahhâbî Akım ve Krallık

Selefî vahabilerin de veyahut da Selefî akımında en büyük önündeki engellerden birisi de Suûdî Arabistan’ın yönetim biçimidir. Bu Selefî vahabiler az önceki ikinci yol olan veliahd tayin etme yolunu o yüzden çok öngörüler ve derler ki veliahd tayin ediliyor. O yüzden Suûdî Arabistan’ın veyahut da krallıkla yönetilen Ürdün gibi o devletlerin yönetim biçimini şerî’at olarak bize aktarmaya çalışırlar. Değil, kıymetli dostlar ne Afganistan’da şerî’at bir devleti kuruldu ne İran’da bir şerî’at devleti kuruldu ne de Suûdî Arabistan’da bir şerî’at devleti var ne Ürdün’de bir şerî’at devleti var. Dünya üzerinde hiçbir yerde bir şerî’at devleti yok benim bildiğim. Benim yakın dairemde yok. Ben yakın daireye yakın tarihe baktım da bu devletlerin içerisinde şerî’at’a uygun bir devlet olarak gördüğüm bir yer yok.

O yüzden ne Afganistan’da ne Pakistan’da ne Suûdî Arabistan’da ne Mısır’da ne de İran’da ne de Türkiye’de İslami bir devlet yapılanması yok. Bunun altını çizelim. Şimdi böyle olunca bu bu üç grup değil dört grup beş grup altı gruba çıkarabiliriz. Herhalde bu E. Sivan bunu yazarken belki de bundan 10 yıl 15 yıl önce 20 yıl önce bu tespitleri yapmış olabilir. Bugün baktığımızda ehli akdebiz şuurayı kimlerden oluşturacağız? Bu oluştururken İslâm’ın kendi içerisindeki fikirsel parçalanmanın veya kendi içerisinde birbirine karşı olan acımasızca vuruşlarının olduğu bir zamanda bunu tespit etmek bunu yaparız. Tespit etmek bunu yakalayabilmek güç mü? Gerçekten güç evet. Bakın bugünkü zaman için bu gerçekten güç mü?

Bugün için gerçekten güç. Sebep? Çünkü İslâm dünyasında dışarıdan beslenen, dışarıdan beslenen ne yazık ki böyle denyası bozulmuş, organizması bozulmuş, tırnak içerisinde aydınlarımız çok. O yüzden çatışma var. Bunlar neden dışarıdan beslenmiş? Bunlar İngiltere’de eğitim görmüşler, İngiltere’de de masonik bir eğitim almışlar, İngiltere’de de darvinist bir eğitim almışlar. İngiltere’de, Amerika’da orada burada değişik yerlerden zehirlenmişler, değişik yerlerden hormonlu bir şekilde beslenmişler. Bir kısmı gitmiş 3 bin dolar, 5 bin dolar, 10 bin dolar hâlâ da onlardan maaş alan, hatta Amerika’ya sığınan, İngiltere’ye sığınan, Kanada’ya sığınan tırnak içerisinde İslami entelektüel görünen kimseler var.

Bunlar içinde bulundukları devletlerin gizli örgütleri tarafından korunmuş, muhafaza edilmiş, gerektiği zaman kendi ülkelerinde darbe yapılması için, ortalık karıştırılması için beslenen kimseler. Ben bunu zaman zaman örnek olarak veriyorum. İmam Hümeyni’nin İran’a nereden geldiğine bakarsanız bunu daha iyi anlarsınız. Veyahut da Irak’ta İngilizlerle oradaki Müslümanlar Irak işgalinde çatışırken Sistani’nin nereden geldiğine bakarsanız ve Sistani’nin gelip de oradaki sadrı nasıl durdurduğuna baktığınızda bu meseleyi anlarsınız. Veyahut da zamanın en büyük çeçen mücahid, mücahidinin komutanının sonra İngiltere’den oturumu alıp İngiltere’de bir kazada, lüks bir villada İngiliz maaşıyla geçinme baktığınızda bunu daha iyi anlarsınız.

Veyahut da Almanya’da kurulan, Anadolu İslâm Federi Devleti nerede kuruldu? Almanya’da kuruldu. oradan tahtadan üç beş tane tüfek, ondan sonra Bamyada fişek, Gargı’dan tüfek, orada yürüyüş yap. Ne? Yıkmaya, yıkmaya, yıkmaya geliyoruz de kim besledi bunu? Almanya besledi. Kim bunun böyle sesini çıkarttırdı? Almanya çıkarttırdı. Bizi çok sevdiğinden mi? İslâm’ı çok sevdiğinden mi? bunlar hep çatışmaları örgütleyen, çatışmaları düzenleyen, çatışmaları İslâm dünyasının içerisinde derinleştiren unsurlar. Kimler bunlar? Batı emperyalistleri. Bugün örneğin hadîs inkarcısı neydi o bir tane böyle adam var YouTube’dan yayın yapıyor, babası oğlunun oğluluktan reddetmişti. Salim neydi? Hatta mahkemelikiz biz onunla, bizi bana da hakaret ediyor.

Edip Yüksel. Edip Yüksel nerede? Amerika’da. Bunu kim finanse ediyor acaba? Edip Yüksel Amerika’da. Sahte peygamber vardı, peygamberliğini ilan ediyordu, vefat etti, öldü, geldi, Bursa’ya gömüldü, evranasolu. Neredeydi? Amerika’da. Fethullah Gülen nerede? Amerika’da. Bakın şimdi bunlara baktığımızda biz, bunlara baktığımızda veyahut da Mısır’da. Abdüh nereden geldi? İngiltere’den geldi, Fransa’dan geldi. baktığımızda biz bunlara İslâm dünyasındaki çatışmaları, İslâm dünyasındaki ayrılıkları derinleştiren kimselerin hepsi de emperyalist batının kucağında büyüyorlar. Hepsi de. Bakın büyük bir çoğunluğu, bunlar bizim önümüzde bir de mesela Ali Şeriatı neredeydi? Batıdaydı. İslâmcı Aydın olarak geliyor ve Türkiye’de işinin enteresan noktası, böyle parti ismi de vereyim çok vermek istemiyorum ama Ali Şeriatıcı hem eski Refah Partisi şimdi yeniden Refah Partisi olan partinin içerisinde hem de AK Partinin içerisinde.

Ali Şeriatı’nın fikirlerini desteklenen, Ali Şeriatı’yı ilahlaştıran, putlaştıran, Ali Şeriatı’yı ruhanileştiren kimseler var. Ali Şeriatı’nın hastası bunlar. Ali Şeriatı’yı böyle yere göğe sığdıramıyorlar. Ya Ali Şeriatı’nın baktığınızda hadisin karşısı bir kimse. Ali Şeriatı’yı yerden yere vurursun fikri olarak. Kur’ân Sünnet tarihinde baktığımızda ama bizim içimizde yer ediliyor ve bunlara baktığımızda bu tip insanlar var olduğu müddetçe bu çatışma devam edecek mi? El cevap edecek canım kardeşlerim. Bakın el cevap edecek. Çünkü ortak nokta Kur’ân ve Sünnet ise İslâm dünyası ortak nokta olan Kur’ân ve Sünnet ile birleşmediği müddetçe birbirleriyle çatışmaya devam edecek. Hadîs inkarcıları komple hadisleri inkar ettiği müddetçe çatışma devam edecek.

Kader inkarcısı kadere imanı reddediyorsa bir kimse onunla çatışma devam edecek. Veyahut da siz kalkıp da kabir azabını reddediyorsanız hadislerle sabit olan kabir azabını reddediyorsanız. Veyahut da siz mahşeri reddediyorsanız hesabı kitabı reddediyorsanız cenneti cehennemi reddediyorsanız o zaman çatışma devam edecek. Siz Sünnet-i Seniyyeyi reddediyorsanız fiili Sünnet-i Seniyyeyi reddediyorsanız çatışma devam edecek. Siz kalkıp da Suud Arabistan’ın yönetim biçimini bize naif, güzel, süslü göstermeye çalıştığınız müddetçe çatışma devam edecek. Veyahut da siz bugünkü Mısır’da mevcut Sistan’i bize güzel göstermeye çalışırsanız bu çatışma devam edecek. Veyahut da ama Müslüman kardeşlerin ama Hizbül Tahir’in ben sizi Pakistan’a Hindistan’a kadar götüreyim değişik kesimlerin, değişik yanlışlıklarının ve eksikliklerini bize doğruymuş gibi aktarmaya çalışırsanız çatışma devam edecek.

Veyahut sufilerin içerisinde kendilerince Kur’ân ve Sünnet’e uymayan, Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir kısım edep, adab adı altında bir sürü ritüeli bize Kur’ân ve Sünnet’denmiş gibi sufilin genel adabından, erkanındanmış gibi dayatmaya kalkarsanız çatışmalar hep devam edecek. Benim bir tezim de şu, bunlarla çatışa çatışa çatışa 250 yıllık sapkınlıktan kurtulup Allah-u Alem biz doğruyu bulacağız. Ben ona inanıyorum. Çatışmaya devam edeceğiz. çatışmaya devam edeceğiz derken biz Kur’ân ve Sünnet’i haykırmaya devam edeceğiz. Biz Kur’ân ve Sünnet dairesindeki imamların bugüne göre, bugün için yaşanabilir fıkıhi ölçülerini nasihat etmeye devam edeceğiz. Bakın yaşanabilir, yaşanabilir fıkıhi ölçülerini.

Sebep imamların bazı iştahatları var. Ben de uygun görmüyorum bu zamanda yaşanabilecek noktada değil. Neden? Onların yeniden iştahat edilmesi lazım. Yeniden onların konuşulması lazım. Buna hemfikirim. Ama iştahatı reddetmek, komple mezhepleri reddetmek buna hemfikir değilim. Ama siz birisi kalkar da imamların yaşanan, bugün yaşanması zor olan bazı iştahatların örnek gösterip mezheplerinin tamamının dibine kibrisuyu dökmeye kalkarsanız, deriz ki kardeşim yok hayır buna hakkınız yok derim ben.


Kur’ân-Sünnet Yeterli, Mezheb Edebi

Veya da ben canım kardeşlerim hadîs kitaplarında geçen hadislerin hepsini ben sahi olarak nitelendiriyorum ve ben böyle îmân ediyorum dediğinde birisinin de kalkıp cahilane bir şekilde sen Kur’ân’ın yanında yeni bir kitap mı oluşturuyorsun deyip de cahilane çıkışı olduğu müddetçe biz onunla çatışırız. Ve cahil adam Kur’ân ve sünnet diyen bir adamın, sünneti seniye’nin veyahut hadîs-i şeriflerin ben hepsini de sahi olarak kabul ettim demek Kur’ân demek mi? Gerizekalı şey. Sonra ya başındaki sarık da böyle söylüyor. Ne yapayım gerizekalı ya sen üstün zekalı mısın diyeyim. Ne yapayım cahil adama sen çok bilgilesin mi diyeyim. Ne yapayım cahillini dahi bilmeyen zır cahil kara cahil bir kimseye sen çok biliyorsun deyip alkışlayıp ilme mi hakaret edeyim Allah muhafaza eylesin.

O yüzden bu çatışmalar devam edecek veyahut da siz kalkıp da şirin görülmek için eşcinselliği överseniz siz şirin görülmek için kalkart da Lüt Aleyhisselâm’ın kavminin yaptığı o pislikleri o cinayetleri uygun görmeye kalkarsanız çatışırsınız canım kardeşim. Çatışırız. Kur’ân ve sünnetin dışında heva ve hevesinizden gelen, batıldan gelen bir şeyi haktanmış gibi bizim önümüze koyarsanız çatışırız canım kardeşim. Siz adaleti konuşmanız gerekirken, siz doğruluğu konuşmanız gerekirken, siz insanlar açlıktan ölürken, açlığı konuşmanız gerekirken, siz insanlar yüz kusur bin tane kadın bilmem ne evlerinde çalışıyor, yüz kusur bin tane Türkiye’de kadın bilmem ne evlerine girmek için izin beklerken siz iki tane kadın cinayetini öne koyup kadın cinayetlerini öne çıkarıp kadınların fuuş yapmasını, tenlerini satmasını, görmezden gelirseniz çatışırız canım kardeşim.

Hiçbir kadının, hiçbir çocuğun ölmesini istemem. Hiçbir insanın haksız yere ölmesini istemem. Oradan da bunu çıkarmaya çalışmayın. Ama kıymetli dostlar, sizler normalde hiçbir kadın ölmesin ama iki yüz bin tane fuuş yapan Türkiye’de kadını görmezden gelirseniz çatışırız. Ülkede fuuş son 10 yılda yüzde 1700 arttıysa ve siz buna kör kalıyorsanız, bunu görmemez diye geliyorsanız, oturup da siz namazda eller kulağa değdi mi, değmedi mi tartışmasına girdiyse çatışırız sizinle biz. Ülkede uyuşturucu kendi başını alıp gitmişken, ülkede uyuşturucu almış başını gitmişken, uyuşturucu yaşı 12’ye, 11’e düşmüşken, ülkede fuuş yaşı 15’e düşmüşken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ülkesinde fuuş yaşı 15, uyuşturucu yaşı 13’e düşmüşken, siz kalkıp da kavanozdan deve sidiğini koyup masanın üzerine, televizyonlarda deve sidini tartışıyorsanız, biz sizinle çatışırız.

Çatışırız. Siz bunları görmüyorsanız, bunları görmek istemiyorsanız sizlerle çatışırız. Bakın çatışırız. Varoş mahallelerde açlık yaşayan, Varoş mahallelerde eğitimsiz olan, Varoş mahallelerde uyuşturucuya, fuuşa, töreğe maruz kalan genç çocukları görmeyip de siz gidip lüks villalarda, lüks dairelerde, lüks arabalarda keyfinize keyif çatıyorsanız, lüks kafelerde, lüks restoranlarda, otellerde keyfinize keyif çatıp siz orada İslâm’dan bahsediyorsanız biz sizlerle çatışırız. Biz çatışırız. Siz belediyelerden kendi arsalarınıza özel, kendi mülklerinize özel imar planları çıkarıyorsanız ve kendi 3 liraya aldığınız arsayı 30 liraya satmak için İstanbullarda uğraşıyorsanız, lüks otellerde uğraşıyorsanız sizinle çatışırız.

Sizin İslâm’ınızla da çatışırız. Bizim anladığımız İslâm, bizim inandığımız din o değil çünkü sizlerle biz çatışırız. Siz siyaseti, siz bürokrasiyi, siz geldiğiniz makamın mevkiyi, siz geldiğiniz konumu durumu, kendinize maddi menfaatler devşirir de etrafınızdaki insanları devlette, belediyede, orada, burada makamları, mevkileri peşkeş çekerseniz ve bunu da tırnak içerisinde din algısıyla, din algısıyla yaparsanız sizlerle çatışırız. O yüzden biz ortak noktada buluşamayız. Evet. Siz sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz ayeti kerimesini inkar edecek halde gelip de dinden ücret kazananlara siz böyle neden ücret alanlara neden böyle kızıyorsunuz, neden böyle bağırıyorsunuz. Yok imamlar ücret almayacak mı, müftüler ücret almayacak mı, profesörler ücret almayacak mı, yok şunlar ücret almayacak mı, yok şeyefendiler nereden geçinecek, yok dergallar nereden geçinecek deyip de sizden ücret istemeyenler peşinden gidiniz ayeti kerimesini siz eğip bükmeye kalkarsanız çatışırız canım kardeşim.

Biz çatışmaya da razıyız. Korkumuz da çekintimiz de yok. Çatışmaya devam ederiz. Hak hakim gelinceye kadar biz çatışmaya devam ederiz. O yüzden asla ve asla bu çatışmalar durmaz. Bitmez. Sebep? birisi gelecek, Selef’in vahabiliği bize dayatmaya kalkacak. Neden? diyecek ki ya siz seçimlere evet diyorsunuz. Seçim Avrupa’dan gelme, demokrasiden gelme. Sen de evet dedirttirdiğin için, seçimlerde de evet oyu attırdığın için sen de küfür eylesin diye bana fetvâ vermeye kalkarsa seninle de çatışırız canım kardeşim. Çatışırız. Sen seçime küfür adeti dersen seninle çatışırız. Sen seçime küfür adeti derken Hz. Ebubekir’in, Hazret-i Ömer, Hz. Osman, Hazret-i Ali efendilerimizin hilafete geçiş sistemine küfür dediğin için seninle çatışırız.

Sen küfre giriyorsun asıl. Sen bırak, suudu korumaya çalışma. Din suud demek değil. Sen suudu prensleri korumaya çalışma. Din suud demek değil. Koruma kardeşim. Kur’ân ve sünneti söyle bize. Kur’ân ve sünneti söyle. Biz çatışmaya razıyız. Kabulenmeyeceğiz. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Kanımın son damlasına kadar. Kanımın son damlasına kadar. Kur’ân ve sünnet neyi emrettiyse ben onu haykırmaya devam edeceğim. Kur’ân ve sünnetin dışında neyi görüyorsam, nerede bir çarpıklık, nerede bir sapkınlık varsa, nerede bir eksiklik, nerede bir noksanlık varsa ben bunu anlatmaya, bunu haykırmaya devam edeceğim. Devam edeceğim. Rahatsız olacaksınız. Koltuklarınızda, lüks koltuklarınızda oturamayacaksınız.

Oturamayacaksınız. Hakkımızda bir sürü dedikodu, laf küf yapacaksınız. Yapacaksınız. Hiç umurumuzda değil. Hiç de umurunda değil. Hiç de umurunda değil. Rezzak olan Allah. Galip olan Allah. Kuvvet sahibi Allah. Kudret sahibi Allah. Vekilimiz Allah. Sahibimiz Allah. Hasbinallahu enimel vekil. Hasbinallahu enimel vekil. Hasbinallahu enimel vekil. Geldik bu dünyadan, göçüp gidiyoruz. O yüzden dünyanın krallarından korkumuz yok. Hazret-i Mevlânâ’nın dediği gibi bir sinek, sidiğin üzerindeki saman çöpünün üzerinde çıkmış, kendini Kaptanı Derya zannediyor. Bu cife olan dünyanın üzerinde kendisinde bir varlık gören, varlık gören, bu cife dünyanın padişahı zanneden kimseler bizi korkutmaya muktedir değiller.

O yüzden şimdi şu rakimlerden oluşturacağız. Biz yine ilme dönelim. Bu çatışmalar olacak mı? El cevap olacak. Olsun zaten. Hak yerini bulunca kadar olsun. Hak yerini bulsun. Sebeb bu insanlar uyansınlar. İslâm dünyası kendine gelsin. Empereyalistlerin çizmesinin altında inim inim inlemesin. Adam sabahleyin erken kalkıp bombalıyor. Bir ülkeyi yerle bir ediyor. Ve İslâm dünyası hala da kendinde değil. İsrail Filistin denilen o bölgeyi komple işgal ediyor. İslâm dünyası uyuyor. Komple. Ve gitmiş insanlar kendi koltukları kendi bakanlıkları için İsrail ile anlaşmanın yolunu arıyorlar. Sisi gibi. İsrail ile anlaşmanın yolunu arıyorlar. Suud-Arabistan gibi. İsrail ile anlaşmanın yolunu arıyorlar. Bahreyn gibi.

Yazık. Ve bu yönetimler İslâm dünyasının başında olduğu müddetçe çatışmalar devam edecek. Ve Müslümanların içerisinde, İslâmcılar özür dilerim, Müslümanların içerisinde Amerikancılar, Ruscular, Çinciler, Fransızcılar, İngilizciler olduğu müddetçe çatışma devam edecek. Allah bizi ileriden eylesin inşallah. Evet. Ehli akt veyahut da şuurayı kimlerden oluşturacağız? Ve ehli akt olarak kimleri seçeceğiz? Öyle ya. Şimdi Kur’ân-ı Kerim’de Nisâ Suresi âyet 59. Ey îmân edenler, ey müminler! Allah’a itaat ediniz. Resulüne ve sizden olan ulu’l-emre itaat ediniz. Bu âyet-i kerime var ya, mümkün olsa emperyalist batı bu âyet-i kerimeyi Kur’ân’dan çıkaracak.


Nisâ 59 Âyeti ve Ulu’l-Emr

Fransa’da tartışılan en önemli âyet-i kerimelerden birisi bu. Sebep? Çünkü burada sizden olan ulu’l-emre itaat ediniz emri var. Ulu’l-emre itaat ediniz yok. Sizden olan ulu’l-emre itaat ediniz. Allah’a itaat edin. Kur’ân-ı Kerim, Resul’e itaat edin. Hadîs-i şerifler, ulu’l-emre sizden olan ulu’l-emre itaat edin. Sizden olan. Sizden olan deyince bütün ulu’l-emre olan alimler, idareciler hepsi de İslâm olmak zorunda. Başka bir ayette de diyor ki, Şayet onu Peygambere ve onlardan, müminlerden emir sahiplerine, ulul emirlerine döndürmüş, onlara müracaat etmiş olsalardı, o haberi arayıp yayanlar bunu elbette onlardan öğrenirlerdi. Nisa 83. bir mesele var, bir konu var. Bu konuyu nereye götüreceğiz biz?

Peygambere ve onlardan ulu’l-emre, bizden olan ulu’l-emre götüreceğiz. Başka bir kimseye değil. Bakın burası çok önemli. Biz bir problemi Allah’a, Resul’ne ve bizden olan ulul emirlerine götüreceğiz. başka bir kimseye değil. Birleşmiş Milletlere değil. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne değil. Dikkat edin bunlara. Ya bizden olan emir sahiplerine? Böyle olunca o zaman orta yere bir, bu şuurayla alakalı genel bir daire çıktı. Genel bir daire ne? Bizden olacak bunlar. İslâm olacaklar. Kur’ân ve Sünnete îmân etmiş olacaklar. bizden olacaklar. kalkıp da bir Hristiyan’ı, bir Yahudi, bir Mason’u, bir dönmeyi biz kalkıp da ulul emir olarak seçemeyiz. Bakın biz seçemeyiz Müslüman olarak. Biz kalkıp da domuz etini yiyen ve domuz etini helâl gören bir kimse ulul emir olarak seçemeyiz.

Biz onu belediye başkanı olarak seçemeyiz. Biz bizden olan emir sahibi olduğunda biz onun namaz kılmasını göreceğiz. Biz onun oruç tuttuğunu göreceğiz. Biz onun Kur’ân ve Sünnet’i kendisine bir ölçü olarak aldığını göreceğiz. Bizden olan ulul emir sahibi olacak o kimse çünkü. Bunu bütün idareciler, bütün yöneticiler için tırnak içerisinde İslâm’ın emri bu. Bunu biz bulmak zorundayız. Sünnet’ten delil ne? Hadîs-i şerif Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyuruyor. Kavimlerine haklarında olan şeylere vekalet etmeler için bana kendinizden 12 başkan çıkarın seçin. Bu ikinci Akab-ı Biat’ında Ensar’a söylenmiştir. dedi ki siz içinizden 12 tane başkan seçin. Siz 12 tane bir akil kimse seçin.

Biz onlarla biz biatlaşalım. Demek ki böyle de ne oldu? Sünnet seneyeden de bir ölçü çıktı. Şûrâ da girecek olanın o zaman birinci önemli özelliği ne oldu? İslâm olması yani. Ve İslâm beldelerinde her idareci için temel şarttır bu. İslâm ülkelerinde ve İslâm beldelerinde her idareci, idareci seçilecek olan bir kimsenin İslâm olması birinci şarttır. Müslüman olmayan bir kimsenin Müslümanların başına idareci olması caiz değildir. Bütün mezheplerde Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli dört mezhebin dördünde de o kimsenin İslâm olması lazım. Şia’da da İslâm olması lazım. Vahabilerde de İslâm olması lazım. O yüzden İslâm olmaz, yönetici seçilmesi mümkün değil. O zaman Âyet-i Kerime, Nisa 141, Allah kafirlere müminler üzerinde hakimiyet için bir yol kılmayacaktır.

Bakın o zaman müminlerin başında hakimiyet olarak kafirler olması mümkün değil. Bir kafirin Müslümanın başında idareci olması mümkün değil. Onun şuuraya seçilmesi mümkün değil. İslâm olarak söylüyorum bunu. Çünkü hiçbir kafir, hiçbir Müslümanın üzerinde idareci olamaz. İbn-i Münzir diyor ki kendisinden ehli ilim diye bahsedilen herkes kafirin Müslümanın üzerinde idareci olamayacağını icmâ etmişlerdir. Bu konuda Ümmet-i Muhammedin üzerinde icmâ, toplu bir fikir var mı? Evet. O zaman bir Müslümanın başında kafir bir idarecinin olması mümkün değil. İkinci şartına ehli sünnetin akıl sahibi olması lazım. Akılsızları, idarecileri caiz değildir. İster akılsızlık güluha ermemiş küçüklükten dolayı olsun, ister aklın tamamını yok eden veya noksanlaştıran bir arızadan dolayı olsun bu birdir.

Şimdi sarhoş edici unsurlar insanın aklını alıyor mu? Alıyor. O zaman içki içen, uyuşturucu kullanan bir kimseden de Müslümanların başında idareci olmaz. Bir kimse alkol kullanıyorsa, içki içiyorsa, uyuşturucu kullanıyorsa o kimse Müslümanların başında idareci olmaz. Bir kimse dünya sarhoşu olduysa o kimse Müslümanların başına idareci olmaz. Neden? Çünkü dünya sarhoşu da insanın aklını alır. O yüzden akılsızlara Müslümanların işlerinden hiçbir şey verilmez. Veren adam akılsızdır. Allah muhafaza eylesin. Üçüncüsü erkek olmak. Bu şimdi cinsiyetçiliği ortadan kaldırmaya çalışıyorlar ya. Bunların cinsiyetçiliği ortadan kaldırmaya çalışmaları eşcinselliği önermek için, eşcinselliği ortaya da çıkarmak için.

Erkek olmak. Yönetici olacaksa bir kimse Müslümanların başına erkek olmak zorunda. İstanbul hukukçularının büyük bir çoğunluğu genel olarak idarecilikte erkek olmaya şart koşmuştur. Bu da şu ayetten çıkıyor. Nisa 34. Erkekler kadınlar üzerine yöneticidirlar. Çünkü Allah kimini kiminden üstün kılmıştır. Çünkü erkekler kadınlara mallarından harcamaktadırlar. Ayeti Kerime bu. Nisa 34. Yine Hadîs-i Şerîf’ten bunun ölçüsü var mı? Var. Hazret-i Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem adıdır bir ülkenin bir milletin idareciliği kadınları düştüyse onlar helak olmuşlardır diye Hadîs-i Şerîf var. Ve Kisra ile alakalı bu Hadîs-i Şerîf mevcuttur. Dördüncüsü hürriyet. Bakın idarecilik şartlarının en önemli birilerinden birisi de, ögelerinden birisi de hürriyet.

Çünkü bu temel bir şart. Ve şuuraya girecek olan kimseler için tam bir hürriyet gerektidir. Beşincisi adalet. o kimse adil insanlar olması gerekir. Çünkü insan nefsine yerleşmiş, insana büyük küçük günahlardan sakınmayı, kişiliği öldüren vibarlardan bazısından kaçınmaya gerektiren bir durumdur adalet sahip olmak. Altıncısı ilim sahip olacak. Bu şuuraya girecek olan kimseler, halîfe seçiminde kendilerini ehil kılabilecek belli bir bilgi seviyesine ulaşmış olmaları gerekir. Yedincisi görüş ve hikmet sahibi olmalı bunlar. Çünkü şerî’at hükümlerini bilmeye ek olarak ehlihal vel akdîn insanları, insanların tabiatlarını, devlet ihtiyaçlarını bilen, isabetli bir bakış sahibi, doğru görüş sahibi olmuş olmaları lazım.

Belli bir tecrübe sahip, belli bir eğitime sahip olmaları lazım. İnsanları neye ihtiyacı var, sistemi neye ihtiyacı var, insanlar arasında ne olmalı, ne olmamalı, devletin çalışan çarkı nasıl çalışmalı, sistem nasıl olmalı bunları bilmesi lazım. Bir de devlet başkanını seçecekse o şuura, o zaman devlet başkanının üzerinde temsil etmeye güç var mı yok mu, devlet başkanının devlet başkanını yapmaya muktedir mi değil mi bunu da bilmesi lazım. Şuraya katılacak olanların, ben kendimce böyle daha başka maddeleri sıralamak mümkün veya bunları eksiltmek mümkün değil. Şimdi kim? Je esposita’dan alınan bir paragraf okuyoruz. Bütün sünnî İslâm düşüncesi aslında emir ve şuura kavramlarını kendisini oluşturan bireylerden bağımsız, istikarlı bir siyaset uygulamayı ortaya koyabilecek özel kurumlara dönüştürme, anayasa çatısı alma konusunda güçlü bir isteksizliği ifade etmektedir.

Sünnilerde anayasamız Kur’andır solaganından öteye gidilmez. Yaşamanın olduğu kadar, yasamanın olduğu kadar yürütmenin de alacağı kesin biçim esasa ilişkin görülmemektedir. Çünkü Turabi’nin belirttiği gibi yürütmenin aldığı biçim ne olursa olsun bir yönetici şeriatta belirtildiği gibi her zaman hem şeriatı hem de icmaya tabidir. Sünnî İslâmcılar İranların tersine devlet konusunda genel olarak kuşkulu güvensiz bir tavır içindedirler. Je esposito, you ages of resurgent, İslâm oxford 1983 Evet, şimdi doğru bir tespit demişim buraya, tespit doğru demişim. Evet tespit doğru. Ne yazık ki Sünnî İslâmcılar nerede neyi nasıl yapacaklar, nerede neyi nasıl oluşturacaklar bununla alakalı çok böyle yaygın, geniş bir yazılı bilgiye sahip değiller.


Sünnî İslâmcıların Eksiği

Allah affetsin ben bu sorulara cevap verirken bir çok kaynaktan kendimce ölçü almaya ilk etapta öyle uğraştım ama böyle çok kaynak bulamadım. Hep eleştirel kaynaklar var. Bu sefer ben döndüm Kur’ân Sünnet ile alakadar olmaya başladım. Ve hadîs-i şeriflerden farkındaysanız bunlara cevaplar çıkarmaya gayret ediyorum. Bir de yakın tarihte benim şahit olduğum meselelerden tecrübe ile hareket ediyorum. Bu Sünnî İslâm perspektifine baktığımızda bununla alakalı çalışmalar az mı? Evet. Bununla alakalı bilgi birikimi az mı? Evet. Mesela bugün İslâm bir devletin başında iktidar olsa yönetimsel biçimi, ana hatlarıyla nasıl olacak? Bunu bir yerde bulmak mümkün mü değil? Mesela örneğin Türkiye’de böyle bir çalışma yapabilir mi?

Türkiye Diyanet Teşkilatı yapamaz. İlahi fakülteleri böyle bir çalışma yapabilirler mi? Yapamazlar. Mısır’da yapabilirler mi? Yapamazlar. Suid Arabistan’da yapabilirler mi? Yapamazlar. Pakistan’da yapabilirler mi? Yapamazlar. Fağust, Tunus, Cezayir yapabilirler mi? El cevap yapamazlar. Bakın çok iddialı bir şey söylüyorum. Yapamazlar. Sebep, her yerde sistem onların önünü tıkar. Çünkü her yerde sistem Batı ve Batıcıların elindedir. Yerleşmiş. Bu tespitler, bu kısır döngü doğru mu? El cevap doğru. Şimdi ben kendi ülkeme döneyim. Tehlikeli mecralarda dolaşayım biraz müsaade ederseniz. 10 Nisan 1928 tarihinde yapılan değişiklikle Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır hükmü çıkarılmıştır.

Böylelikle her ne kadar layıklık ilkesi 1937 yılında Anayasa’ya girmiş olsa da 28’den itibaren her alanda fiilen uygulanmaya başlanmıştır. Hatta bir kısım Türkiye’deki insanlar 10 Nisan’ı layıklık günü olarak kutlarlar. Türkiye’deki layıklık sürecinden az bir şey bahsedecek olursak 1921 Anayasa’sı Türkiye Cumhuriyet’in dini İslâm’dır. 1924 Anayasa’sı Türkiye Cumhuriyet’in dini İslâm’dır. 1924 Anayasa’sından daha sonra 1928 yılında bir değişiklik daha yapılarak Türkiye Cumhuriyet’in dini İslâm’dır maddesi kaldırılmıştır. Ve bir sonraki Anayasa olan 1937 Anayasa’sında Türkiye Cumhuriyet’i layıktır maddesine yer almıştır. 1937-1921 16 yılında 4 sefer Anayasa değişmiş. 16 yılda 4 sefer Anayasa değişiyor.

Karar veremiyorlar daha. 1937 Anayasa’sında Türkiye Cumhuriyet’i layıktır maddesine yer almıştır. İsmet Ünönü ve 120 arkadaşının teklifiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi 10 Nisan, 1928 tarihli toplantısında Anayasa’nın layıkleşmesi ilkesinden hareketle Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan, Türkiye Devleti’nin dini İslâm’dır fıkrası kaldırıldığı gibi, buraya dikkat edin, 26. maddenin baş tarafında şerî’at hükümlerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütüleceğini belirten cümle de kaldırılmıştır. Bundan başka milletvekilleri ve Cumhurbaşkanının yaptığı yeminlerde Allah üzerine yemin kaldırılırlar, namus üzerine ant içilmesi şekli kabul edilmiştir. Geldik 82 Anayasa’sa, geleyim yavaş yavaş, madde 24. Herkes vicdan, dini, inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Ne kadar güzel değil mi? Altındaki paragrafa dikkat edin. 14. madde hükümlerine aykırık olmamak şartıyla ibadet, dini, ayin ve törenler serbesttir. Kimse ibadete dini, ayin ve törenlere katılmaya, dini, inanç ve kanaatlerin açıklamaya zorlanamaz. Dini, inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenine kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkarı yahut nüfus sağlamamacıyla her ne surette olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez, kötüye kullanamaz. Madde 14 bir daha değişiyor. Bakın madde 14 bir değişiklik daha var. Anayasada yer alan hak ve üriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milleti mümkünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve layık cumhuriyeti ortadan kaldırmaya amayışlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Sonra ceza 312. 312’den Türkiye’de millete yargılandı mı? Evet. İçeri atıldı mı? Evet. Bunun ceza, Türk ceza hukukunda 312. madde vardı. bir kimse dinin hükmünü ve hukukunu konuştuğu anda bu anayasanın 14. maddesiyle anayasaya aykırılıktan 312’li ceza alıyordu. Söyleyebilir misiniz? Türkiye’de İslâm devletinin nasıl olması ile, gerektiği ile alakalı kim çalışma yapabilir bu şartlarda? Kimse yapamaz. Hiç kimse yapamaz. Sebep? Türkiye’de son döneme kadar anayasanın 14. maddesine aykırılıktan ceza yiyenler oldu mu? Oldu. Nasıl geliştireceğiz biz bunu? Geliştiremeyiz. örneğin tırnak içerisinde bilimsel olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin üniversitelerinde, ilahiyat fakültelerinde böyle bir çalışma dahi yapamazlar.

Nasıl bir İslâm devlet modeli olması gerekir? Bunun çalışmasını yapamazlar. Mısır’da yapamazlar. Suûdî Arabistan’da yapamazlar. Türkiye’de yapamazlar. Sünnî kesimin kesim olarak nitelendirilen yerler. Yapmaya kalkarlarsa dinazorlara çarparlar. Onları perperişan ederler. Bakın onları perperişan ederler. Çünkü İslâm dünyasındaki yönetimler, yönetimsel mecrada bulunanlar Müslümanlardan şunu istiyorlar. Ey Müslümanlar! Yiyin, için, canınızı istediğinde namaz kılın. Harika uğruşlar tutun. Hacca gidin. Ama yönetimle alakalı bir şeye karışmayın. Oy zamanı gidin oy verin. Ama bu haramlar neden serbest? Konuşmayın. Yönetimle alakalı bunların böyle böyle olması lazım. Bunları konuşmayın. Siz tekrar söyleyeceğim.

Bir Sufi topluluk gördünüz mü siyasal İslâm’ı konuşacak olan? Bir tarikat gördünüz mü siyasal İslâm’ı veya bir İslami yönetim modeli nasıl olması lazım? Konuşamazlar. Siz bir gidip profesör dinlediniz mi hiç bunları konuşan? Konuşamazlar. Bakın Ramazan boyunda televizyonlardaki profesörleri dinlediniz mi hepsini? Dinlediniz. Neler konuştular? Her sene konuştuklarını konuştular. Orucu bozan bozmayan, tırnak boyu ojesi abdesti bozar mı bozmaz mı? Saç boyası abdesti, gusti bozar mı bozmaz mı? Dişimizi doldururken, hayır halindeyken dişimizi doldurur muyuz dolduramaz mıyız? Evet bunları konuştular. Başka ne konuştular? Başka hiçbir şey konuşmadılar. Ve çıktılar bir aylık programlarla kimisi 300 milyar aldı kimisi 500 milyar aldı.

Evet. Kimisi ottan çöpten şeyleri konuştular. Konuşamazlar ki. Bir bilgileri yok, iki cesaretleri yok. Böylece de imanları zayıf. Allah muhafaza eylesin. Evet. Uzun bir paragraf okumayacağım ama böyle yavaş yavaş gideyim inşallah. Saat 23.16 oldu ama inşallah bu niyet ettiğim yeri bitirmek istiyorum. Sıkıldıysanız bırakabilirim. Ne kadar? Bir saat 31 dakika. Bir saat 31 dakika olmuş. Çok olmuş değil mi? Evet. Çok olmuş. Neyse. Karmışık ve etkin bir anayasa geliştiren İran devrimi istisna tutulursa, İslâmcı düşüncenin siyasal kurumlar alanındaki yoksulluğu insanı sarsar. Oysa İslamcılık siyaset sorunu her şeyin önüne koymaktadır. Doğru. Tesbite katılıyor. Bir İslami toplumun yerli yerine oturtulmasında siyasal iktidar zorunludur.

İslâm’ın getirmek istediği reformlar sadece vaazlarda gerçekleştirilemez. Doğru. Bunları gerçekleştirebilmek için siyasal iktidar zorunludur. Doğru. Diye yazıyor Hurşit Ahmet. Bu da doğru. Mehdudu da bu görüşe katılıyor. Eyvallah. Bir Müslümanın tırnak içerisinde İslami bir yaşam modeline uyma niyetini, İslami olmayan bir hükümet sisteminin otoritesi altında başarıyı ulaştırmak imkansızdır. Doğru. Fakat öte yandan ana hatları kabat hastak çizilen kurumlar hakkındaki tartışmanın içi, yöneticileri nitelikleri ve erdemleri hakkında tartışmaların lehin olacak biçimde boşaltılmıştır. Doğru. İslâmcı siyaset anlayışının temelinde yatan emir ve şuura kavramlarını somut siyasal kurumlara nasıl dönüştürmeli?

Soru işareti. Mehdudu bunu daha baştan kesinlik getirir. İslâm Danışma Kurulu ya da kurullarının ortaya konusunda önceden belirlenmiş hiçbir biçimli şart koşmaz. Bunun basit nedeni İslâm’ın bütün zamanlar ve mekanlar için geçerli evrensel bir din olmasıdır der.


Halîfe Seçimi ve Nas Meselesi

Evet kabul ediyorum doğru ve bu normalde kabul ettim doğru derken bunu da delillerimi ben sıralıyım meseleyi bitireyim. Ben bu kabul ediyorum doğru derken bunu böyle bir başkasının fikrini doğru kabul etmek gibi değil. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi fiiliyatında var bu. Kendisinden sonra gelen halifeye dair hiçbir nas söz ifade etmeden vefat etmiştir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Ancak gördüğümüz kadarıyla bir halîfe olacak kimseye haber verdi. Bunu da daha önce defalarca söyledim. Hazret-i Ömer’in şu sözü. Meşhur ya Buhari’de, Müslim’de, Termizi’de, Ahmet İmmin Hanbel’de, Ebu Davut’ta geçer bu Hazret-i Ömer efendimizin sözü. Müthiştir.

Halîfe bırakmış olsam benden daha hayırlısı Hz. Ebu Bekir kendine halîfe bırakmıştır. Ona uymuş olurum. Eğer halifesiz bıraksam kimseye halîfe tayin etmezsem kendimden sonra benden daha iyi hayırlı olan Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine uymuşumdur ki o da sizi halifesiz bıraktı der. Böylece ondan ona halîfe bırakmanın veya bırakmamanın kesin kaideli yoktur. Ve böylece halifelik seçimi ve hatta bu kurulların oluşumu dört halifenin içerisinde örneklendirmek mümkün. Ama Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden şöyle olmalıdır demek mümkün değil. Şimdi buradan çıkan gerçek benim kendi nefsimi ilgilendiriyor. Beni şu sonuca çıkarıyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir devletin başına bir imam tayin edilmesinin, bir başkan seçilmesinin, bir halîfe seçilmesini vahak emrediyor.

Çünkü bu mümkün değil. Bu Kur’ân ile mümkün. Sabit bu, hadiste sabit bu. Çünkü bir halifenin seçilmesi farz. Evet. Ve kendisinden sonra hiç kimseyi seçmemesi, vasiyet etmemesi de bu seçimin Müslümanlara kaldığının bir göstergesi. Bunu Müslümanlar kendileri halledecekler, kendileri seçecekler. Bunu kendileri oluşturacaklar. Ve bu seçim meşru hale geliyor. Çünkü Hz. Ebubekir radıyallâhu anh hazretleri kılıçla gelmedi devletin başına. Hazret-i Ömer efendimiz kılıçla gelmedi devletin başına. Hz. Osman efendimiz kılıçla gelmedi devletin başına. Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretleri de kılıçla devletin başına gelmedi. Dikkat edin buraya. Hepsi de ya bir şuranın seçimiyle geldi, genel olarak şuranın seçimiyle geldi. bir seçim oldu.

Burada ana unsur seçimle oluşması. Ana unsur bu. Şimdi yine Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine diyorlar ki sizden sonra kimi seçeceksiniz, kimin vasiyeti diyorsunuz? Teşhidler muhteşem. Eğer Ebubekir’i emir yaparsanız bakın Ebubekir’i emir olarak seçiyorum demiyor. Eğer Ebubekir’i emir yaparsanız onu dünyaya karşı zahit ve emin ahirete de rağbet eden, meyleden kimse olarak bulursunuz. Eğer Ömer’i emir yaparsanız onu kuvvetli, emin, Allah yolunda kınayanın kınanmasının tesir etmediği kimse olarak bulursunuz. Eğer Ali’yi emirliğe bırakırsanız onu sizi sırat-ı mustakime götüren, doğru yolu tutan, doğru yolu ileten kimse olarak bulursunuz buyurdu. Bundan da şu sonucu çıkarabilirim çok rahat.

Seçim caiz olmasaydı, bu Selefî vahabilere söylüyorum bunu, seçim caiz olmasaydı filanı emir yaparsanız şöyle yapar, filanı emirlik verirsiniz, şöyle yapar, şöyle bulursunuz sözünü söylemezdi. Ve böyle söylemediği için Hz. Resûlullah Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri halîfe tayinini seçime bıraktı. Ben seçimden yana oyumu kullanıyorum. Biz Hulafeyi Râşidine de uymak zorundayız. Çünkü hadîs-i şerifler var, Hulafeyi Râşidine uyulması ile alakalı ve onlara uyumamızla alakalı hadîs-i şerifler var. Hazret-i Ömer Efendimiz diyor ki, burası da önemli, her kim meşveret yapmadan Müslümanlardan herhangi bir adama beyat ederse onun beyatı kabul edilmez, o beyat eden de beyat edilen de kendilerinin öldürülme tehlikesine atmış olurlar.

Buhari Ahmet Bin Hanbel söz, Hazret-i Ömer Efendimiz’in sözü. O zaman meşveret yapmadan, bir yerlere danışmadan, istişâre etmeden bir kimseye beyat edilmeyecek. İstişâre edecekler, meşveret edecekler. Ve ondan sonra beyat edecekler. Eğer meşveretsiz olursa diyor, beyat eden de beyat edilen de kendilerinin öldürülme tehlikesi ile baş başa kalırlar. Nevevi’den bu. Meşhur hadîs âlimi Nevevi. Aynı zamanda Hanevi’den birisi Riyav Salih’i ben çok methederim. İslâm âlimleri, hilafetin önceki halifenin yerine halîfe tayin etmesiyle halîfe olabileceği üzerinde ve öncek halifenin yerine kimseyi bırakmadığı zaman Ehli Halil ve Ehli Aktin birisini halîfe seçmeliyle de halîfe olabileceği üzerine icmâ etmişlerdir.

Bu da az önce dediğim ikinci yol. Diyeceksiniz ki ikinci yol benim için çok zorunlu kalınarsa uyurulacak bir yol. Mecbur kalınarsa. Ama o da Ehli Halil seçiyor. O yüzden ben birinci yola tabiyim. seçimden yanayım. Haklarınızı helâl edin. Ben niyet ettim yere kadar geldim. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki hafta, Cenâb-ı Hak müsaade ederse, Rabbimize nefes verirse ayın 20’sinde. Allah izin verirse inşallah 20.06’da biz 36. sayfadan devam edeceğiz bu sohbetimize. Soruları dinlemeyen olabilir. Hakkınızı helâl edin. Sürçüleyi san ettiysek affola. Şimdi de inşallah biz sorularınızı geçiyoruz. Günaydın hocam demiş bir kimse. Herhalde 10.14’de yazmış sabah. Bir sorun var. İlmi kendi çıkarları için kullanırsa, insanları kandırırsa Allah katında azabı nedir?

Kim kimi kandırırsa Allah onun cezasını verir. İnsanları kandırmak gerçekten büyük bir suç. Allah bizi kandırmaktan ve kandırılmaktan da muhafaza eylesin. Şimdi Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri pazarda geçerken, buğdayın altına elini attı. Baktı ki 6 yaş üstü kuru. Ondan sonra böyle buğdayı aşağı doğru attı. Aldatan bizden değildir dedi. Kandırmak bu. Allah muhafaza eylesin. Yoksa ilmi kendi çıkarları için bir kimse çok zor kullanır. işte ne yapması lazım? Kendi ince ilmi kendi çıkarları için, mesela İslami olarak bunu düşünecek olursak, bu çok zor. Kur’ân belli, sünnet belli. Kur’ân ve sünnet belli olduğu için, ilmi kendi çıkarlarını bir kimsenin kullanması ancak öğrettiği ilimden ücret alsa caizdir. bir hadîs alimi kalktı, hadîs ilmi öğretiyor, öğrencilerden ücret aldı.

Caizdir. Bir kimse Kur’ân-ı Kerim öğretiyor, öğrencilerden ücret aldı. Caizdir. Bir kimse tefsir öğretiyor, öğrencilerinden ücret aldı. Caizdir. O zaman ilmi kendi çıkarları için nasıl kullanılmış olacak? Bu, caiz. Sufilerce biz ücret almayız. Bu sufilerin kendi durdukları noktadır. Ama fıkıh olarak caiz midir? Evet. Selamün aleyküm hocam. Kişi kendi nazarının olduğu bildiği halde gözü değdiği kişiden sorumlu olur mu? Allah sizden razı olsun. İyi ki sizin gibi ilim insanları var. Teşekkürler. Normalde bir kimse kendince kendisinin nazarının değdiğinin farkındaysa direkt şahsa bakmayacak. İlk şuayı şahsa vermeyecek. O yüzden bakışını kaçıracak. Hemen Subhanallah diyecek. Maşallah diyecek. Allah’ı zikredecek.

Ahirette dünyadaki her şeyi hatırlayacak mıyız? Evet. Selamün aleyküm. Hazret-i Ömer diyor ki eğer kim meşveret yapmadan Müslümanlardan bir adamı beyat ederse? Evet. Bunu bugün Twitter’da paylaştıydım. Oradan sordunuz. Evet. Onu cevapladım zaten. Cevdet hoş geldin. Selamün aleyküm. Hayırlı akşamlar. Yaklaşık 13 yıldır sohbet ve zikirlerinizi takip ediyoruz. Beğeniyiz, izliyorum. Zikirlerinize katılıyoruz. Hacı Abdullah Efendi ile uzun yıllar hizmet ettiğinizde anlatıyorsunuz. Tabiri caizse kıskanıyoruz. Bir sohbetinizde, efendim gider de aydınlıklar ülkesine ben kalırdım karanlıklarda. Bizde bu aydını biraz anlatır mısınız? Benim dikkatimi çeken Hacı Abdullah Efendi’nin annesi merak ediyorum siz o sâiken yetiştiniz mi?

Nasıl bir anneydi? Bir mürşide hesaplı mıydı? Mürşide tanıştınız mı? Tanıştığınızı anlatır mısınız? Ben Şeyh Efendi Hazretleri’nin annesiyle tanışmadım. Babası ile de tanışmadım. Biz tanıştığımızda o zaten vefat etmişti onlar.


Eşe Lânet, Boşama ve Kapanış

O yüzden onun anne ve babasını tanımıyorum. Selamünaleyküm. Ashab’tan biri devvesine lânet okuduğunda Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ona devvesini salmasını ve mallarınıza lânet okumayın diye buyurmuş. Bir koca eşine lânet birisin seninle evlendiğim güne lânet olsun diyorsa bu kadının durumu nedir? Lânet olsun seninle evlendiğim güne diyorsa bu boşama değil. O zaman bir kadın böyle bir söze maruz kaldığında bir kadın ne diyecek? O zaman eşine diyecek ki benden memnun değilsen, benden hoşnut değilsen beni boşayabilirsin. Veya benden memnun değilsen, nelerimden memnun değilsin. Kur’ân ve sünneti uymayan bir hâlim varsa ben bunu değiştireyim, ben bunu düzelteyim, bana nasihat et diye kocasına müracahta bulunabilir.

Selamun aleyküm bir kardeş bizim anladığımız âlim fikri sorulmasa da fikrini beyan edendir. Mesuliyetleri vardır ve sorulmasa da söylemelidir derken karşı söylem olarak da hayır sorulmadan söylenmemelidir. Bir hâlim olan cevherini boş yere saçar mı deniyor, buradaki fark oluşmasının sebebi nedendir? Normalde sufiler kendilerine sorulmasa konuşmazlar kolay kolay. Ama kendi darelerinde kendilerince sufileri anlatırlar mı? Evet ama diğer sufilerin dışındaki kimselere bir şey anlatmazlar. Ama bir âlim gerçekten âlim ise onun fikri sorulmasa da o fikrini beyan edebilir. Telefonla boşanma olur mu şahit olması şart mı? Telefonla boşanma olur, telefonla nikah da olur. Kadın hayızlı iken boşanma gerçekleşiyor mu?

İddet mükteti ne kadar? Hazret-i Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah hanımı hayızlı iken boşuyor, Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri onu geri döndürüyor. Diyor ki hayızlı iken boşayamazsın, temizle temizlensin ondan sonra sen onu boşalıyor. O yüzden hayızlı iken kadını boşamak sünnete uygun değil, aykırı. Bunun olmaması lazım. İddet mükteti ne kadar? İddet zamanı 3 aydır boşamada. Boşandıktan sonra sen benim karımsın veya sen benim karımsan ben seni öpebilirim demekle nikah geri gelir mi ve boşanmanın boy abdestiyle alakası var mı? Eğer bir erkek 3 ayrı iddet döneminde 3 talakla eşini boşarsa onu tekrar nikahına alma yolu çok zor. kadının gidip bir başkasıyla evlenip ondan boşandıktan sonra ilk kocasıyla evlenebilir.

Başka türlü evlenmesi mümkün değil. Selamünaleyküm. İnternette karşılaştığım bir yazı. Allah her evladın kendi rızkıyla dünyaya geldiğini bildirmiş. Çocukların 2 yaşına kadar anne sütüyle beslenmesi gerektiğini apaçık ayetlerle emredilmiştir. Elbette bizi yaratan Rabbimiz hayatın başlangıcında ihtiyacımız olan tüm gıdaları anne sütüne yerleştirmiştir. Eğer anne sütünde bir dönemden sonra bazı vitaminler azalıyorsa ve bizim için en hayırlı olandır. Aksini düşünmek rızık verende ve rızıkta hata aramaktır. Bu yazıya dayanarak bebek doğduğu zaman D vitamini başlamak gibi doktor tarafından verilen vitaminleri kullanmak yanlış mı olur? Bu şahısların kendi bakış açılarına kendi aldıkları eğitime bağlı.

İkinci sorum. Bebeklere farklı aylarda aşılar tetanos, çocuk felci, B12 gibi hakkında ne düşünüyorsunuz? Uzun oldu hakkınızı evlendir. Bunlar da ailelerin kendi alacak olduğu kararlar. Bir devlet din idaresinde çalışıyorsanız, yaşıyorsanız, o devlette kendi tebaasını sağlığını korumakla mükellef, o devletin almış olduğu kararlara o devletin tebaası gücü nisbetinde uymaya gayret edecek. Selamun aleyküm. Bazı içsel hastalıklarım var kıskançlık gibi. Bunlar dergah yaşantımda da gün yüzüne çıkıyor. Üstesinden gelemeyince derslere devam ediyorum ama kendimi biraz geri planda tutayım gibi düşüncelerim oluşuyor. Dersli olan birisi görevlerini aksatmasa, kendini geri tutmasa manen o zarar verir mi? normalde insanlar böyle söylerler.

Ben buna çok sıcak bakan bir kimse değilim. Kendi fıtratım gereği belki de, aldığım öğreti gereği belki de. Ben böyle ateşe yakın olmaya gayret ederim. Yanacaksam yanayım, pişeceksen pişeyim, ne olacaksam olayım. İşin ortasında olmayı, işin böyle kaynayan noktasında olmayı severim. O yüzden kendimce belki de böyle bir hayatım olduğundan öyledir bir şey diyemem ama çok uygun değil benim bence. Benim sufi düşünceme, yaşantıma, fikrime de uygun değil. Hocam hayırlı geceler, bir Müslüman ikilemde kalırsa ne yapmalı? hayatında artık kaliteli, faydalı bir birey olmak istiyor ise fakat evli olduğu insan bunu devamlı önlüyor ve kendisine yaşattığı hayat çok faydasız ve bomboş tükenir halde ise bunun karşısında nasıl bir duruş sergilemeli?

Kısacası eşim bana bir düzen sağlayamayacak gibi bundan sonra da bir umudum kalmadı. Şunu da belirteyim, 14 yıllık evliyiz, cinsel hayattan tutun bir ev reisinin ailesine vereceği hiçbir düzeni vermemiş ve hem kendince hem de bence vereceğine umutsuz durumdayız. Şimdi insanlar böyle aile durumlarında oturup eşiyle beraber ortak bunun önce bir fikri mücadelesini vermeli. Ondan sonra fiili mücadelesini vermeli. Eğer gerçekten olmuyorsa, oluşmuyorsa böyle bir şey, bu konuda ümit ve umutları yok ise o zaman değişik bir yol izleyebilirler, boşanmak Allah’ın sevmediği bir harâm ama bazen şifa olabilir. Selamun aleyküm, yarın subaylık sınavına gireceğim, bana ve girecek olan bütün kardeşlerimiz, duanızı bekliyorum.

Allah yardımcınız olsun, yarın MSB’nin sınavı var herhalde, o yüzden bütün herkes o sınava herhalde hazırlanıyordur büyük bir çoğunluk. Allah sınava girecek olan tüm insanlara, Rabbim çalıştıklarının karşılığını onlara bu dünyada versin, öyle diyelim. Selamun aleyküm, ben sınav 12 yaşındayım, YouTube’da gezerken Allah’ın yasakladığı yatış pozisyonu vardır, dikkat edelim diye bir şey duydum. Doğru mu? Evet, bir Müslümanın yüzü koyun yatması uygun değil, yüzü yukarı yatması da uygun değil, soluna yatması da uygun değil. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri her daim savana yatmış. Selamun aleyküm, uzun zamandır tanımını yapamadığım bir özlem var içimde. Bu özlemin sebebini bilmiyorum, kime olduğunu dahi bilmiyorum, bu duygum zikir eksikliğinden midir?

Yoksa bekar biri olmanın verdiği duygumu, bu duygunun sebebi bir eşe duyulan duygumu, bu eksikliğin sebebi nedir? Hakkınızı helâl edin. Ben bu tip eksikliklerin tamamını Allah’a olan sevginin, Allah’a olan muhabbetin eksikliğine bağlarım. Bunu doldurmanın yolu da Allah’ı zikirdir. İnşallah bol bol zikredelim. Selamun aleyküm, Cübbeli Ahmet Hoca bir sohbetinde bir kimse mürşid bulamazsa, sırf salavat ile meşgul olsa mürşid yerine geçer dedi. Bu söz ile alakalı siz ne buyurursunuz? Olabilir. Öyle dediyse… Selamun aleyküm, Twitter’da sizin hakkınızda küfürlü ve lohabali konuşan şahıslara karşı ister istemez kalbime alenen buğuz ediyoruz. Bu durum Sufi için nasıl olmalı? Gerek yok. Buğuz edilecekse bir insan buğuz edilmeye değmeli.

O yüzden öyle Twitter’da orada burada küfürlü konuşan, lohabali konuşanlar var. ben onları böyle Kur’ân ve Sünnet’te, Sünnet tarihinde doğru adımlarla yürüdüğümüze bağlıyorum. Başka bir şey değil. O yüzden eden kendine yapar, yapan kendine yapar. Canınızı sıkmayın. Allah muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak korusun inşallah. Evet, kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler. Bu gecelik de nasibimiz bu kadarmış. Sorularınız bitti. Saat 23.41 oldu. İnşallah Perşembe gün İslâm’da cinsel suçlarla alakalı son bölüm herhalde olur. Bilmiyorum. Sohbete devam edeceğiz. Bugün bu sohbet bu akşam da nasibimiz bu kadarmış. Konu bitti, soru bitti. Gecenin hayırlı olsun. Şimdi biz bu tat inşallah zikrimizi üç tevhîd yapıp Allah’ın izniyle geceyi sonlandıracağız.

Eftar-ı zikir, fa’l-e mendehu. Allah’a emanet olun. Hak Muhammed’e Resûlullah, cemiyye-i enbiya-i vel mursalin vel hamdilillahi Rabbil alemin. El-Fatiha ma salavat. Ameen. Allah gecenizi hayırlı eylesin, ömrünüzü hayırlı eylesin. Hakkınızı helâl edin. Sürçü lisan ettiysek affola. Selamun aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • İslâm’da Başkanlık ve Yönetici Vasıfları: Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye, imâmet şartları bâbı; Ebû Ya’lâ el-Ferrâ, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye; İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye; İbn Halduun, Mukaddime, asâbiyet ve hilâfet bölümleri; devlet başkanında ilim, adalet ve istişâre ehliyeti şartları
  • Şûrâ ve İstişârenin Farziyeti: Âl-i İmrân 3/159 (“işlerinde onlarla müşâvere et”); Şûrâ 42/38 (“işleri aralarında şûrâ iledir”); Buhârî, İ’tisâm 28; Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Bedir, Uhud ve Hendek’te istişâre etmesi; Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer’in ehl-i hal ve’l-akd uygulamaları; İmâm-ı Gazzâlî, el-Mustasfâ, icmâ bölümü
  • Veliahd Tayini ve Zayıf İcmâ Tartışması: Hazret-i Muaviye’nin Yezid’i veliahd tayini ve tarihî eleştiri — İbn Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye; İbn Haldun, Mukaddime, saltanat ve hilâfet ayrımı; Hasan-ı Basrî’nin itirazları; şeyhlerin sağlıklarında oğullarını halef tayini uygulamalarının ehil olma şartıyla meşrûiyeti — Mustafa Özbağ Efendi dergahı görüşlü; İmâm-ı Şâtıbî, el-Muvâfakât
  • 28 Şubat Süreci ve Türkiye Siyaseti: 1997 post-modern darbe; Necmettin Erbakan’ın Refah-Yol hükûmeti; Süleyman Demirel’in Mesut Yılmaz’a hükûmet kurma görevi vermesi ve çoğunluk kuralı tartışması; 1982 Anayasası md. 109 ve teâmül; siyasetin şer’î hudutları — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, idarecilerle münâsebet bâbı
  • Selefî-Vahhâbî Akım ve Krallık Tenkîdi: Muhammed b. Abdilvehhâb hareketinin tarihi; Suûdî Arabistan ve Ürdün monarşilerinin şer’î tartışması; İbn Teymiyye’nin bazı görüşlerinin bağlamdışı kullanımı; Ehl-i Sünnet ulemanın Vahhâbî eleştirisi — İmâm-ı Zahid el-Kevserî, Maqâlât; Yûsuf en-Nebhânî, Şevâhidu’l-Hak
  • Kur’ân-Sünnet Öncelikli, Mezheb Edebi: Nisâ 4/59 ve Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse alın”); hadîs-i şerîflerin bütününü sahîh kabul etmenin İsnâd usulü — İbn Haceri’l-Askalânî, Nuhbetu’l-Fiker; mezhep imâmlarının içtihatlarının o dönem şartlarıyla bağlamlılığı; tek bir şâz rivayete dayanarak mezhebi iptal etmenin reddi — İmâm-ı Nevevî, el-Mecmû mukaddimesi
  • Nisâ 59 Âyeti — Ulu’l-Emr ve İslâm Şartı: Nisâ 4/59 (“Allah’a itaat edin, Resul’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre itaat edin”); “minkum” (sizden olan) kaydı — Fahruddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesir, Tefsîr; Kurtubî, el-Câmi’; Ülü’l-emrin âlim ve ümerâyı kapsaması — Taberî, Câmiu’l-Beyân; Fransa’nın laisite bağlamında bu âyeti tartışması üzerine güncel değerlendirme
  • Sünnî İslâmcıların Sistem Eksiği: Çağdaş Sünnî İslâmcıların devlet, danışma kurulu ve yönetim modelleri üzerine yeterli yazılı literatüre sahip olmaması; eleştirel kaynakların baskınlığı; Kur’ân ve Sünnet temelli pratik içtihad ihtiyâcı — Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku; Tahirül Mevlevî; M. Saîd Ramazan el-Bûtî, Fıkhu’s-Sîre; mevcût tez ve eksikliklerin eleştirel okuması
  • Halîfe Seçimi, Nas ve Örnek Uygulamalar: Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in halefi konusunda açık nas bırakmaması — Buhârî, Marzâ 17; Hazret-i Ebû Bekir’in bey’atle seçilmesi (Sakîfe); Hazret-i Ömer’in altı kişilik şûrâsı; Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali seçimleri — İbn Kesir, el-Bidâye; İslâm’ın her zaman ve mekân için geçerli evrensel yapısı — Mâide 5/3 ve usul-i fıkıh prensipleri
  • Eşe Lânet, Had ve Müridin İntisâbı: Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in deveye lânet okuyanı iâzârı — Müslim, Birr 80; Ebû Dâvûd, Edeb 53 (“mallarınıza lânet etmeyin”); kocanın eşine “seninle evlendiğim güne lânet” demesinin boşama sayılmaması — Hanefî fıkhında sarîh-kinaye lafzı — Mergınânî, el-Hidâye, Kitâbu’t-Talâk; Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin anne-baba rızâsı ve mürşid tanışıklığı hakkındaki ifadeleri; Mustafa Özbağ Efendi dergahı şifahî geleneği

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Halife, Salavât. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı