Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap #67 — Siyasâl İslâm ve Beş Emniyet

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap #67 — Siyasâl İslâm ve Beş Emniyet. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.

https://www.youtube.com/watch?v=

Tebriz’den Misafir ve Giriş

Hepiniz de hoş geldiniz. Bu akşam buradaydık. Bir yandan misafirimiz var. O yüzden kardeşler inşallah bir iki kelam etsin istedim size de. Hem tanışmış olarak. Hem de inşallah tanışıp alalım kardeşimiz devam etsin. Inşallah. O yüzden kardeş de size bir selam Selâmün aleyküm. Kardeşimiz yeri anda mesleği buluyor. Sen başkanım. Destur usta. Selâmün aleyküm. Nasılsınız herkese iyi? Bu fakirin, Cavhede adı Muhammed Ersin’in Tebriz şehrinden Şam’si Tebriz şehrinden, İran’ın canlarından, kirdaşlarından herkese çok herkes çok salamı var etkisi, tek tekçimizin. Onu takdim ediyorum. Otuz senedir bu yolda Allah’a faaliyet vermiş eylef ediyoruz. Elhamdülillah. Cümleki Fidan efendimizin üç bin ayetini şambil oldu.

Bizim babada zaten Mesnevî kan. Gitti şehrde, İran’da elhamdülillah Mesnevî toplantıları varmış sonra derimiz olur, zikirler olur, samalar olur, fakire bir hal var olur. Çok şeyin derin, pirderin huzuruna çıktım. Ama bir acayip bir şeyler. Üç ayından önceden yaşadım. Birzat mübarek bir seri ziyaret ettim. Ama bu ziyaret surette değirdi, sirette. Biliyorsunuz zaten susuz ne arar? Su arar. Bir nagıs ne arar? Bir kamili arar. Bir damla nereye arar? O uyanusa arar. Bir ney neystağına arar. Zaten Mevlânâ Hazretleri de Mesnevî de şöyle anlatır. Ama tekçe bu değeri. O kamil de nagısı arar. O su da susuzu arar. asıl megnatis kamildedir. Bu fakirin nagısı çeker. Mevlânâ Hazretleri ne söylüyor? Sen eme gori ispare gidin.

Benim o yarımı nerede olsa bulun, getirin. Onu getirin. Ona yaptığım bir işler vardı, bir şeyler vardı. Elhamdülillah bu fakir nasibi kısmet oldu ustadımın. Çok lütfettiler. Bir toprağı kıyırdan götürdüler. O güzel gül kokuyan, cenneti kokuyan, güzel nefeslerinden üflendiler. Ama bir şeyler anlatmak lazımdı. Siz cemaat bursanın güzel eee süfreli, güzel musafirperver insanlarısınız. Ama bakar mısınız? Rica ederim. Bir mesnevide de vardı. Aman sakın ey salik. Öz kafama göre şeyhini, ustadını hiç ondan beraber bilme. Biliyorsunuz insan bir zaman olar. Nefsi emmari, nefsi sehari, nefsi mekkari. Ondan sonra bala bala bu nefis kamilleşer, mükemmelliğe geçer. Nefsi levvame, ondan sonra nefsi natige, nefsi mülhime, nefsi natige, nefsi mütümeinne, raziye merziye, ya âyet el-nefsil, mütümeinne irci eyle arabik.

Ondan sonra bir şey olar. Efendiye bu tarz bakmak lazım. O zaman olar fenaefe Allah olandan sonra bu göz olar eynullah, el olar yedullah, kan olar sarallah, vücud olar mezhar ola o adama ayetullah söylenir. Allah’ın Allah’ın eli yok, kolu yok, gözü yok ama evliyâ bu tarz bir şeyler. Olara bir sığışıp oların kölkesinde, oların himmetinden yol yersak inşallah biz de bu nakıslığımızı kamillere terafi ederiz. Biz buraya üst sürmeye geldik. en büyük hediye mi gittim efendime? Şöyle bir hediye gittim ki efendimden dergahında hiçbir dergahında yok. Fakir Niyâz gittim. Biliyorsunuz bu yoksulun dilin içinin neyi olar? Niyâz olar. Gani’de ne var? Kamillik vardı. Huzuruna getirip Niyâz getiririz huzurlarına.

Inşallah himmetlerine müteahciz. Inşallah harlı dualarızdan sizlerin tek tekin harlı dualarızda. İran’da da yarlar, canlar bu güzel nefesler, bu güzel atışlar, bu eşkiler orada gelsin inşallah. Orada bir rık da. Inşallah beraber yaparız. Sizi çok çok seviyorum. Eyvallah kusura bakmayın. Benim türküm çok iyi değeri. Eyvallah. Efendim her zaman tepkilerde bakardı. Söylerim. Eşha eşhaımız Kur’ân ve sünnetten dışarıya çıkmam değil. Kur’ân-ı Kerim’in dedikleri her yeri. Eyvallah. Biz de efendimizin yolundan geliyoruz. Ondan sonra bir kitabımızı yaşadığımız kitabı getirdim. Bizim yarlar, canlar yetişerdi yapırdığımızı, özümüzü anlatmaya canlıya getirdim. İlk safhası gösteriyorum. Ikinci sayfası. Üçüncü sayfası.

Ondan sonra canlar rikorda. Ondan sonra eee bir şey anlatmak istedim. Iki eee gülüyorsunuz. Tek şey burada usadın sözü geçerli değil. Bayrak işaretimizi getirdim. Sağ olun. Eyvallah. Eyvallah. İran bayrağını. Efendim dünün sohbetleri eee cam veriyor. Şeker kemin canlarımızda oturur. Bizim acil vücudumuzda olduğu acil nafsı amma amişliklere döndürüyor. Iramızla ahlaklı şekerlerine girecek. Bir tek şey vardı. Kanımızda olduğu yeri Allah ne söylüyor? Neden? Niye? Allah söyler. O ağızdan eee kalp geçirir. Allah dedi söyledikçe eyvallah. Allah söyledikçe ağızdan köleler yaşıyor. Ondan kan böyle latifiyet el çarpıyor. Tüm damarlardan geçiyor. Bizim kanımızın hediyesine zahtan getirdi. Iramın kalitesini zahtalarından getirdi.

Eee efendimiz gül her zaman nerede olsa orada bahçe gibi oluyor. Çiçeklenir. İsra’nın el yapıp eee lütanlarından çek. Evet yalnız. Bizim canlardan çok eski bir eserlerden şey vardı. Eee yazın, kizet, hak, üsfatları var ya Hazret-i Musa’da yazdım. Inşallah dergahımızda. Ustadımız çok güzel. Allah hem güzel sürat vermiş hem güzel silet vermiş. Yaman gözden kormakta bir halı kokutturdum. Eee ben de kaldım dizimde kefero yazdım leke. Allah yaman gözlerden korusun. Allah razı olsun. Allah razı olsun. Biz kardeşimizle tabii o ııı normalde Instagram’dan bir hal bana ulaşmak için uğraşmış. Ben de Instagram mesajlarından çok bakamadım dolayı böyle bir mesafe oluştu. Sonra bakınca bir cevap yazmış. Sonradan telefon numarası WhatsApp derken görüşme konuşma devamı Ben de dedim bu ara gelemez.

Ben dedim baharda geleceğim. Böyle denilince Allah razı olsun. Allah razı olsun. Malum akşamı gün zaten beraber inşallah. Kardeşliğimin ebediyeli devam eder. Bu sorunlara devam edeceğiz inşallah kaldığımız yerde. Ben aslında kendisine dediğiniz birer bize bugün mesneviden biraz sohbet ettiği ama haklı olarak gerçekten Mesnevî sohbetine hazırlanın hazırlanılmasını gerekiyor. O da hayır demedi ben eee hazırlanayım gibisinden. Dedim bir dahaki geldiğinde senden dinleyelim artık dedim. Öyle eee şey oldu. Kaldı. Inşallah bir dahaki ziyaretlerimizde Allah’ın izniyle kardeşimizden Mesnevî dinleyeceğiz inşallah. Bu devletle alakalı pardon İslâm’da siyasetle alakalı sorulara devam edeceğiz inşallah. Yirmi ikinci sayfada kalmışız.

Şimdi ana konuya geçelim. İslami devlet nasıl olmalı? Soru işareti neden olmuyor? Soru bu İslâm’ın devlet nasıl olmalı? Ve neden olmuyor? Tabii dört halifeden sonra İslâm dünyası bunu kendi içerisinde çok tartışmış.


Hilâfet Sonrası Ümmetin Bölünmesi

Zaman zaman Emevîler Abbasilerin o baskılı dönemlerinde bunu tartışanlar zulme uğramışlar. Ehl-i Beyt zulme uğramış. Çünkü Emevilerin devlet kuruluşu dört halîfe dönemindeki devlet kuruluşu gibi değil. Öyle olunca Ehl-i Beyt buna itiraz etmiş. Itiraz edince Ehl-i Beyt ve aynı zamanda Ehl-i Beyt gibi düşünenlerle Emevilerin bu noktada araları açılmış, değişik sıkıntılar yaşanmış ve bu İslami devlet nasıl olmalı? Hep tartışma konusu olmuş. Tabii zaman zaman neden olmuyor diye bu da tartışma konusu olmuş. Bunu tekrar geleceğiz buraya başa. Kitabın konusu çağdaş İslâm’a çağdaş İslami hareketlerdir. İslâm bir din olduğu kadar siyâsal bir ideoloji olarak da gören ve böylece kendilerini belli bir gelenekten kopuk olarak tanımlayan eylemci gruplar.

İslami geleneğinin siyaseti ele alışıyla Müslüman ülkelerdeki rejimler ve kurumlar gerçeği arasında bir nedensellik bağı kurmayı hatta dolayısız bir anlatımı yatar. Bu geleneğin etkileri kuşkusuz mevcuttur der. Ulemanın külliyatında aynı şekilde yenelenen selefilerin 19. yüzyıl reformcuları olarak parantez içerisine almış ve İslamcıların metinlerinde de açık seçik olan İslâm’ın siyâset İslami siyâsal muhayile olarak adlandırılan adlandırılabilecek bir şey vardır. Bu muayile İslami kültür ile aynı şey değildir. Bir başka klasik külliyet, felsefe, başka fikirler, başka uygulamalar bu muayilenin dışında kafayı oran aydınlar vardır. Fakat belli bir paradigmanın egemenliğindeki bir İslami siyâsal muayilenin varlığını kabul etmek için ulemanın olduğu kadar İslamcılığın literatürünü gözden geçirmekte camilerdeki vaazları dinlemekte yeterli olacaktır.

Bu Peygamber ve dört halîfe dönemindeki ilk müminlerin paradigmasıdır. İlk cemaat döneminden sonra Müslüman aleminde her zaman fiilen özerk bir siyâsal alan bulunmuştur. Bu alanın özelliği üzerine siyâsal bir düşünce geliştirilmemiştir. Hicretin birinci yüzyılının sonundan itibaren siyâsal iktidar Sultan-Emîr ile dinsel iktidar halîfe arasında fiilen bir ayrılık oluşmuş. Bu kurumsallaşmıştır. İslâm’da devlete karşı kayıtsız bir sivil toplum vardır. Şarp despotizmi yoktur. Devletin kendisine kendisinin de kendisinin de bir amacı vardır. Müslümanın iyi bir Müslüman olarak yaşamasını sağlamak. İslâm et modernite. Evet. Bu İslami devlet nasıl olmalı? İslami devlet oluşurken hangi noktadan oluşmalı?

Bununla alakalı çok tartışma var. İslâm dünyasının kendi içerisinde bu tartışmaya katılanlar çok az. Bu tartışmalar özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde daha da alevlenmiş, daha da fazlalaşmış ve Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra bu batıda da İslâm dünyasında da daha da tartışılır hale gelmiş. Bunun sebebi şu. Müslüman ülkeler, İslâm ülkeleri, Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’den sonra Emevîler, Abbâsîler, Selçuklular ve ondan sonra Osmanlı kendilerince İslâm ülkeleri kendi içlerinde kendilerine ait bir devlet kurgusu, kendilerine ait bir devletleri olmuş. Ve bu devletler Müslümanların kendi içerisinde zaman zaman hataları, kusurları, eksiklikleri de olsa kendi tabalarının nefislerini, nesillerini, akıllarını, mallarını, dinlerini korumuşlar.

Ama ne zaman ki en son İslâm devleti olmayan ama Müslümanların bütün hak ve hukukunu koruyan Osmanlı yıkıldıktan sonra ondan sonra cırcır’a başlamış. Cürcünanın başlaman sebeplerinden birisi şu. Osmanlı yıkıldıktan sonra malum emperyalist ülkeler kendilerince cetvelleri alıp Osmanlı’dan kalan bütün ülkeleri kendilerince ayrıştırdılar, böldüler, sınır koydular ve bütün ülkelere de Osmanlı’nın döneminde başladı bu. Milliyetçiliği, milliyetçiliği de değil, aşırı derecede bir ırkçılığı, aşırı derecede bir ııı ulusalcılığı koydular orta yere. Çünkü bölmenin en önemli noktalarından birisi oydu. Osmanlı kocaman bir mozaikti. Her türlü ırkın, her türlü inanışın özgür bir şekilde kendi içerisinde yaşadığı bir yerdi.

Bunu belki de eee Emevîler, Abbâsîler, Selçuklulardan sonra en iyi organize eden bu konuda bu üç devlet deneyiminden sonra belki de bu üç devletin de eee şartlarından daha uygun şartlar da bunları uyguladılar. Ama emperyalizm ve emperyalist uşaklar Osmanlı’nın yeniden ayaklanmasını yeniden ayağa kalkmasını istemiyorlardı. Ve böylece Osmanlı’nın içerisindeki değişik ırkları ırkçılık, ulusalcılık, milliyetçilik akımları içerisinde birbirlerini düşman ettiler. Birbirlerini ayırdılar. Biz buraya görmezsek bundan sonraki konuşacaklarımızı anlamakta güçlük çekeriz çünkü. Önce buraya görmemiz lazım. Düşünün. halifelerin merkezi konumunda olan Türkiye’de aşırı derecede bir ulusalcılık ve kemâlizm hakim oldu.

İran’da Şah oldu. Şah’ın ayrı bir rejimi oldu. Sûriye’de Arap hırçılığının üzerine bir devlet. Irak’ta Arap hırçılığının üzerine bir devlet. Suûdî Arabistan’da Selefî vahhabî bir çizgide vahhabîlik baş gösterdi. Vahabiliğin üzerine bir devlet oluştu. Yemen’de Bahreyn’nde Kuveyt’te buradaki ııı devletler, devletçiklerde farklı farklı oluşumlar oldu. Mısır’a geçtiğimizde aşırı bir despot bir sistem ve o despot sisteminin altında ııı altında inim inim inleyen Müslümanlar Mısır’dan ileri doğru gittiğimizde Fas, Tunus, Cezâir aynı. Şimdi bütün İslâm dünyası parça parça bölündü ve bütün İslâm dünyasında bölünen ülkeler kendilerince hangi yumuşak karınları varsa neresine dokunulduğunda canlar acıyacaksa oralarına dokundu emperyalistler ve bunları yaparken de İslâm dünyasının kendi içerisinde ama ilim ehliymiş gibi görünen ama ııı tarîkat şeyhimiş gibi görünen ama tefsirciymiş gibi görünen farklı farklı toplumun içerisindeki kimseler ama satın alınaraktan ama korkutularaktan ama başlarına bir çorap örülerekten değişik bir noktalara çekildi ve İslâm dünyası tabiri caizse halkı Müslüman ama devletleri kafir bir devlet haline geldi ve kafir bir devlet olunca Müslümanlar kendi içlerindeki sistemle mücadele etmek zorunda kaldılar.

Sebep bazı ülkelerde Kur’ân yasaklandı bazı ülkelerde namaz yasaklandı bazı ülkelerde başörtüsü yasaklandı bazı ülkelerde Kur’ân-ı Kerim’in öğrenilmesi öğretilmesi yasaklandı. Bütün İslâm dünyasında bakın burası çok önemli. Bütün İslâm dünyasında sûfî yapılanmalar yasaklandı lav edildi kapatıldı. Bütün İslâm dünyasında. Serbest bırakılanlar da Kur’ân sünnet dairesinde olmayanlara göz yumdular. Geri kalan hepsine de ne yaptılar? Hepsini de dağıttılar, hepsini de perperişan ettiler. Ve İslâm dünyası kendi iç sorunlarıyla boğuşur hale geldi hala da aynı.


Tepeden İnme İslâm Devleti Tezi

Bakın hala da aynı. Ve İslâm dünyasında değişik tepkiler oluşmaya başladı. Değişik tepkiler oluşurken yeniden bir İslâm devleti nasıl kurulurun? Yolunu kendi kendilerini aramaya başladılar. Bir kısmı tepeden inme. Bakın bir kısmı tepeden inme. bunu normalde şey daha fazla kullanır. Mısır’da tefsir yazan neydi adı? Seyyid Kutub bunu daha fazla kullanır. Biraz böyle sosyalist, komünist ağzı kullanarak islami devrim der. Mesela Filistîn Kurtuluş örgütü de bu tip söylemlere yakındır. Veya hatta biz Mısır’daki Müslüman kardeşler Sûriye’de bu İhvani Müslüman olarak ismin değiştirir. Fas’ta, Tunus’ta, Cezâir’de farklı isimler adı altındadır. Böyle bir örgütlenmem vardır. Ama ben o örgütlenmenin arkasında da İngilizlerin olduğunu düşünürüm.

Çünkü o örgütlenmenin temelinde ııı Mısırlı, Abduh vardır. Masondur kendisi. o örgütlenmenin içerisinde mesela örneğin ııı mevdu diyi bir kısım insanlar tutabilir. Ben fazla tutmuyorum. Cemâleddin Efgânî bir kısım insanlar tutabilirler. Ben tutmuyorum. Bunlar normalde çünkü nereden beslendikleri, nasıl beslendikleri ayrı bir tartışma konusudur. Bunlar ııı mesela ihtilalle bir İslami devletin oluşacağına, tepeden inme bir devletin oluşacağını düşünürler. Normalde bir bir veçeden öyledir ve biraz daha Selefî, Vahhabî çizgisi de aynı şeyi düşünür. Derler ki onlar böyle bir tepeden inme, bir devrim olsun, bir ihtilâl olsun, devlet İslâm olsun, devlet İslâm olduktan sonra halk, teba, mecbur buna dönecek der ve Batı, burası çok önemli.

Batı bu argümanları kullanarak tan bütün İslâm dünyasını terörist ilan eder. Fundamalist ilan eder. Der ki siz böyle zorla İslâm’ı getireceksiniz ki Türkiye’de de bununla alakalı tartışmalar vardır ya. Ve Batı bir örneği de İran’ı gösterir. Iıı İmam Hümeynî’nin normalde ııı Şah’ı devirip ardından ııı İslâm devrimi derler ya. İslâm devrimi olarak gösterir ve Batı der ki İran Hümeynî rejimi İslâm devrimiyle bu normalde ııı Kuzey Afrika ülkelerinde ve Mısır’da ve Sûriye’de ve Irak’taki o Müslüman kardeşler veya ihvân müslümünün çizgisi birbirinden etkilenir çünkü İran Hümeynî rejiminden ve derler ki siz böyle ııı fundamentalist bir yapıya sahipsiniz. Kalkacaksınız, zorla İslâm’ı getireceksiniz.

Zorla İslâm’ı getirdikten insanları keseceksiniz, pişseniz. O yüzden siz teröristisiniz der. Batı bunu hem İslâm dünyasının içerisinde besler. Mesela Selefî Vahabil’in kurucusu İngilizler’dir. Osmanlı’yı Ortadoğu’da vurmak için, Osmanlı’yı Ortadoğu’dan çıkarmak için Selefî Vahabil’i İngilizler kurar. Ben ııı bu konu başka bir gecenin konusu olabilir. Ihvanı Müslüman Müslüman kardeşler ve ııı Arafat’ın bu başında bulunduğu Filistîn Kurtuluş Örgütü’yle de alakalı farklı değerlendirmelerim var. Bu da ayrı bir konuşulur. Şimdi bir kısım İslâm dünyası normalde bu çizgiye bakaraktan batı bu çizgiyi de destekleyerekten bakın batı bu çizgiyi de destekler. Çünkü bu çizgi içinde ııı tabirci aysa batının tabiriyle anarşi üreten terörist üreten bir çizgidir.

Bunun içerisinden son dönem dayış çıkar. Ondan önce Nusra çıkar. Ondan önce neydi? el-Kâide çıkar. Ondan önce bak o harâm çıkar. Ondan önce bilmem Afganistan’da şu çıkar. Çıkar da çıkar. Bakın çıkar da çıkar. Orası çünkü bu anlayışta bu görüşte üretilir boyuna. bataklık gibidir. Bugün dayışı ııı bu miyadını doldurdu deyip kenara koysalar yarın öne ince ayış çıkar. Bir şey çıkar yani. O çıkan şeyde yine de söylemi odur. Bir İslâm devleti kuracaktır. Bakın söylemi de odur. İslâm devleti kuracaktır. Bir grup böyledir. Ben bütün dünya üzerindeki İslami devlet kurmaya çalışanların fikir yapılarını size analiz etmeye çalışıyorum. Bir yapı da şudur. Bu ikinci yapıdır. Bu ikinci yapı Batı modernitesiyle anlaşıp.

Bakın bu ikinci yapıdır. Batı modernizmle Batı modernitesiyle anlaşıp anlaşıp böyle bir eee Batı’nın ben onu öyle yorumluyorum. Batı’nın hego manyasında bir İslâm devleti kurmak. Adı İslâm devleti ama. Ama ne kanunu ne hukuku ne de kaideleri İslâm olmayan ama böyle adı İslâm devleti olan böyle ııı entelektüellerin böyle Kur’ân ve sünneti tam algılayamayanların tipik Batıcı Müslümanların istediği bir İslâm devletidir bu. Bu da ayrı bir hayaldir. ııı bu soruyu yazan kimse muayyile diyor ya muayyile dediği hayal. Hayal ürünü bir şey. Hayal ediyor insanlar bunu. Bu ııı İslâm dünyasında ikinci grup kesimdir. Bu ikinci grup kesim entel dantel kesimi diyebiliriz bunu. kapitalist sistemle mücadele etmeyen dünya vahşi kapitalist sistemi dünya decaliyet sistemini barışaraktan onlarla kol kola girerekten böyle bir İslâm devleti kurmak.

Bunu bir parantez açmak istiyorum. Son dönemde eski cumhurbaşkanının ııı şeyini söylemini de buna ilave etmek istiyorum. Eski bir önceki cumhurbaşkanı ne dedi? Dünya üzerinde siyâsal İslâm bitmiştir dedi. Bakın bu söz ne biliyor musunuz? Dünya üzerinde İslami bir devlet bir daha kurulamaz demektir. Dünya üzerinde İslâm devleti olmayacak demektir. Bu mesajdır. Kime mesajdır? Emperyalist ağababalara mesajdır. Kime mesajdır? Decalistlere mesajdır. Onlara mesaj gönderiyor. Diyor ki ben İslâm devleti kurma İslâm’ın devletleşmesini istemiyorum. Böyle bir derdim yok. Beni destekleyin. Benim arkamda durun. Emperyalizmin hakkını ve hukukunu koruyacak kimse benim diyor. Bunun Türkçesi budur. Türkiye’de bunu hiç kimse de böyle yorumlamaz, cesaret edemez.

Gannûşî’nin yoluna girmiştir. Onun İslâm dünyasındaki fikir babası Gannûşî’dir. Gannûşî’de açın bakın son açıklamalarını okuyun. Bakın İslâm dünyası kendi içinden çevrelenmek isteniyor. Ben onu okuduğumda Gannûşî aklıma geldi. Gannûşî kimdir? Kuzey Afrika’da İslami hareketin başındaki kimsedir. O kimsede son dönem açıklaması vardır. O da aynı zamanda İslami siyasetin son bulduğunu kendisinin İslâm siyasetçisi olmadığını söylemiştir. Şimdi bunlar kimlerdir? Bunlar Batı’yla Batı vahşi kapitalist, emperyalistlerle kol kola olup aklını, fikrini, kalbini, ruhunu onlara satmış kimselerdir. Bu da bir gruptur. İslami devleti savunanlar, İslâm devletinin olması lazım diyenler.


Sûfîlik ve Tedrîcî Teblîğ

Bunlar da bir gruptur. Bunlar Batı’nın su yolundadır. AB’denin, İngiltere’nin, AB’nin, bildiğiniz emperyalistlerin su yolundadır. Sömürülmeye devam. Sömürülmeye devam. Her türlü her şeye devam. Ama adı ne? Müslüman yıllardır aynı terenini söylenir ya camiler kapalı mı ki? Açık. Sizin namazınıza bir şey mi diyen var? Yok. Sizin ezanınıza bir şey mi diyen var? Yok. Müslüman sana ibadetine bak. Ne oldu? İslâm sadece namaz kılmakta kaldı. Oruç tutmakta kaldı. İslâm nerede kaldı? Sadece senin evinin içinde ve aynı zamanda caminin içinde kaldı. Bir müddet böyleydi. Şimdi evinin içinde de kalmadı. Camide de kalmadı. İslâm şimdi camide de yok, evinin içinde de yok. Bakın böyle dediler bize. Ama şu anda İslâm ne evlerimizde var ne de camilerimizde var.

Sokakta zaten yok, okulda zaten yok, devletin içinde zaten yok. Hukuk sisteminde yok, ekonomik sistemde yok, askeri sistemde yok. Hiçbir sistemde İslâm yok. Ama bize tarih, biz yıllardır böyle tanımlandık. Şimdi üçüncü grup ben bunları kendimce gruplandım, ben üç gruba topladım bunları. Üçüncü grup İslami devlet isteyenler. Bunlar da bu fakir gibi. Ben kendimi o grubun içerisinde görüyorum. Klasik, klasik, geleneksel, natural. Kur’ân sünnet tarihisinde Kur’ân sünnet dairesinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem hazretlerinin ve dört halîfe dönemini ve ehli beyti kendisini ölç alan bir sistem arayışında olanlar. Ben yıllardır derim ya bizim aradığımız ölçü bizim inanışımızda olan Kur’ân ve sünnette mevcut.

Bizim modelimiz de Kur’ân’da sünnette Hazret-i Ebû Bekir Ömer Osman Ali döneminde mevcut. Bir şeye örnekleme bakacaksak biz oradan örnekler alabiliriz. Hem bunu bu noktada devletin yapılanması, devletin siyaseti, ekonomisi, askeriyesi, sosyal hayatı düzenlemesi, ceza hukuku hem de kendi halkın içerisindeki kendi halkın içerisindeki dîni inanış akidesi, fıkıhı, felsefesi, tasavvufu, sufisi, bunun hepsi de hem inanış noktasında ve yaşantı noktasında bizim kendi inanış dairemizde mevcut hem de aynı zamanda meseleye siyasi manteliteyle bakacaksak siyâsal olarak da İslâm’ın nasıl bir devlet kurması gerektiği, nelere dikkat etmesi gerektiği de bizim Kur’ân sünnet dairemizde mevcut. O zaman biz eğer ki İslami bir devlet modeli oluşturacaksak böyle bir model oluşturulmak isteniyorsa biz geriye döndüğümüzde bizim kendi inanç sistemimizde bu mevcut.

Bu Mustafa Özbahçel söylüyorum bunu. Biz bir halifenin nasıl olması gerektiğini döner Kur’ân sünnet dairesinden bakarız. Buluruz da onu. Ve onun üzerinde iştahat edilmesi gerekiyorsa iştahat ederiz. Biz bir halîfe seçiminin nasıl olmasını biz döneriz. Hazret-i Ebubekir efendimizin seçiminden, Hazret-i Ömer efendimizin seçiminden, Hazret-i Osman efendimizin seçiminden, Hazret-i Ali efendimizin seçiminden, Hazret-i Hasan radıyallâhu anh Hazretlerinin kısa da olsa seçiminden kendimize örnekler çıkararak bir devlet başkanının nasıl seçilmesi gerektiğini biz kendimiz buna iştahat ederiz. Bizim batıdan bir şey almamıza, emperyalistlerden öğüt almamıza, ABD’den fikir almamıza, Amerikalı şeyden İngiltere’nin karanlık Buckingham sarayından bir şeyler almamıza gerek yok.

Birileri Türkiye’de veya İslâm dünyasının değişik yerlerinde siyâsal İslâm bitmiştir demesiyle bitmez çünkü. Sebeb İslâm devletsiz yaşayamaz çünkü. Daha doğrusu Müslümanlar İslami bir devlet olmadan yaşayamaz. Müslümanlar devletsiz de yaşayamaz. En kötü devlet devletsizlikten iyidir. Bu ayrı bir şeydir. Bakın en kötü devlet devletsizlikten iyidir. Bu ayrı bir şeydir. Ama Müslümanın, Müslümanın devletsiz bir sistemde yaşaması mümkün değildir. Sebeb çünkü hukuk kalmaz. Çünkü ahlâk kalmaz. Çünkü din kalmaz. Çünkü sizin sufiliniz de kalmaz. Kalmaz. E öyle olunca bu da üçüncü grup İslâm Devleti savunucuları öyle söyleyeyim. Bunun en kuvvetli akımı bakın bunun en kuvvetli akımı sufilerin içerisindedir.

En kuvvetli akımı. Klasik, natural, eskiden geçmişten alıp günümüze getirme isteği en kuvvetli şekilde sufilerde vardır. Çünkü sûfîler biraz daha gelenekçi bu manada. Biraz daha kökçüdür. Öz köklerine dönmek isterler. Bakın sûfîler kökçüdür. Bakar öz kökü nereli. Biz hala da Mesnevî okuruz. Sûfî öz köküne bakar. Biz hala da Geylan hazretlerinin Fethur Rabbanesini okuruz. Öz köküne bakar. Biz hala da Ahmet A. Rufa hazretlerinin ııı hak yolcusunun distrurlarını okuruz. Hala da Ahmet A. Rufa hazretlerinin onların alemini okuruz. Yeterli bize bunlar. Biz döneriz kuşeyri risalesini okuruz. Biz öz kökçüyüzdür çünkü. Biz döneriz Kur’ân’a bakarız. Biz döneriz sünnete bakarız. Sûfî akım öz kökçüdür. Geleneksel sûfî akımı öz kökünü bırakmaz.

Ve öz kökten ayrılmaz. Gelenekçi sûfî akımdır bu. Bakın gelenekçi sûfî akım. Siz nereye giderseniz gidin gelenekçi bir sûfî akımla karşılaştığınızda hiç yabancılık çekmezsiniz. Zikir vuruşları farklı olabilir, esmalar farklı olabilir, nefis meraatlerinin isimleri farklı olabilir ama öğrete aynıdır. Bakın öğrete aynıdır. Muhakkak renklilik vardır, çeşitlilik vardır. Muhakkak renklilik ve çeşitlilik vardır. Ama aykırılık yoktur. Bunun en yüksek derecede savunucıları dünya üzerinde öz köklerine sahip çıkan sufilerdir. Benim bu söylediklerim. Ama bunlar tepeden inme bir tepeden inme bir ihtilalle devrimle bir İslâm’ın gelmesinden yana değillerdir. Onlar anlatan tebliğ ede ede nasîhat ede ede İslâm’ın gelmesini isterler.

Bu öz kökçüler anarşiye girmezler. Ellerine silah Sebep onlar çünkü yolun sevgiden muhabbetten, aşktan, yolun nasihattan, tebliğden geçtiğini öğrenirler. Ve derler ki biz ölünce kadar tebliğ edeceğiz, anlatacağız. Eğer bir ülkenin bütün insanları doğru İslâm’ı öğrenirler, doğru İslâm’ı yaşarlarsa mesele biter diye düşünürler. Bunun ikinci veçesi nedir? Sufilikten mağda geri kalan Türkiye’deki yapılanmalar gibi değişik cemaat oluşumlarıdır. Bunlar kendisini İngiltere’ye, CIA’ya, ABD’ye, İngiliz muhastadına satmayan bir cemaatsal bir yapılanma varsa ki çok azdır. Bakın çok azdır. Çünkü sûfîler hak ve hakikat noktasındaki sûfîler manaya göre giderler. geçen bir Perşembe gün dedim ya üstadını rüyasında görenler elini kaldırsın dedim.


Beş Emniyet ve Fesâdın Men’i

Yine kaldırın. Evet bakın teşekkür ederim. Sebebi şu kendimi büyütmek için söylemiyorum. Böyle bir derdimin olmadığını herkes bilir zaten. Burada sufilerin kendince delilidir bu. Bakın delilidir. eğer o kimseler o üstadın rüyalarını görmüyorlarsa ona intisâb etmezler. Kalbi mutmain olmaz ona. Öyle olunca o dervişen grubu aldatılmaz. bir İngiliz soytarısını siz oraya oturturduğunuzda o tutmaz orada. Ama vahhabîlik tutar. Vahhabîlik kurucusu İngiliz soytarısıdır. Sebep çünkü orada rüyaya ihtiyaç yoktur. Manevete ihtiyaç yoktur. Parayı basarsın, makam verirsin, mevki verirsin, etrafına beş on tane yalak salak verirsin, meseleyi halledersin. Bir de dersin ki biz sizi burada devlet yapacağız aha bu da sizin Diyanet İşleri Başkanınız olacak der.

Sen de tamam dersin. Halifeye de karşı çıkarsın. Dikkat edin. Dikkat edin. Müslümanlar Osmanlı’da bir halîfe varken halifeye karşı çıkarlar. Halîfe var mı? Var. Kim karşı çıkar? Şimdi suudun başındaki narın dedeleri. Dedeleri. Birisi onların dedeleri, onlar üç kardeş, birisi Ürdün’e kral olur, birisi Irak kral olur. Irak mı? Sûriye mi ne? Sûriye kral olur. Birisi de Yemen’e kral olur. Evet. Komple suut ailesidir. Kardeşlerin hepsi de bir yere kral eder. Kim eder? İngiliz eder. İngiliz eder. Ve halifeye karşı çıkarak tanikarlar. Lafımı şuraya bağlayacağım. Şimdi suut krallığına birisi karşı çıksa suut krallığı ne yapar? Despot bir şekilde yerle eksan eder. Bunu da kimse konuşamaz. Neden biliyor musunuz?

Bunu konuşan kimselere suudun konsolosluğu duyarsa vize vermiyor. Ne ömre vizesi ne haç vizesi veriyor. Ne ömre vizesi veriyor ne haç vizesi veriyor. Şimdi bu üç grupta dünya üzerinde ne istiyorlar? İslami devlet istiyorlar. Bunların en ııı sıkıntılı kısmı birinci kısımdı. Batı bunları kullanıyor. Ikinci kısmı da batı kullanıyor. Anlatın üçüncü grubu batı tam olarak kullanamıyor. Zaten sıkıntı da burada. Batı bunları tam kullanamadığından dolayı dikkat edin. Tırnak içerisinde İslâm dünyasındaki bütün sûfîler bütün sûfîler mevcut sistemleri tarafından baskı altındadır. İslâm tırnak içerisinde söylüyorum onu. İslâm dünyasında hak ve hakikat noktasında duran bütün sûfî bunu biz ııı halk tabiriyle söylediğimizde tarikatlar ben tarikatı kabul etmem biliyorsunuz.

Sûfîlik derim. Bütün sûfîler kendi içlerinde bulunan sistemler tarafından baskı altındadır. Sebep çünkü onlar birer gizli tehlikedir sistemler için. Niçin tehlikedir? Çünkü onlar klasik klasik, natural İslâm’ı savunup yaşamak çalışanlardır. O yüzdendir. Şimdi böyle bir giriş yaptıktan sonra ııı ana konu İslâm devleti nasıl olmalı? Öyle ya. biz şimdi tipik böyle ya İslâm devleti böyle olmalı dememiz meseleyi böyle Kur’ân Sünnet’e ay tamam da bunu biraz açalım biraz bunu anlaşılır hale getirelim. Şimdi din İslâm bir insan fıtratına uygun bir dindir. Iki doğanın, evrenin, dünyanın, hayatın, yeşilliğin bütün yaratılmış olan bütün fıtrata uygun bir dindir. bu sadece insan fıtratına uygun bir din değildir.

Bütün evrensel varlık aleminin fıtratına uygun bir dindir. Çünkü Cenâb-ı Hak âyet-i kerimelerde yeryüzünde fesat çıkarmayın der. siz ağacı da korursunuz, taşı da korursunuz, börtü beceri de korumak zorundasınız. Siz insanların gelip geçtiği yerleri kirletemezsiniz. Hadîs şerif. Siz insanların suyundan faydalandığı yere bevledemezsiniz. Insanların suyundan faydalandığı yere çok özür dilerim. Siz lağımlarınızı bağlayamazsınız. Fesat çıkaramazsınız. Siz denizleri kirletemezsiniz. Siz yeşillikleri kirletemezsiniz. Siz hayvanları katledemezsiniz. Bakın İslâm doğanın fıtratına da uygun bir dindir. Siz avlanacağız deyip de bütün balıkları yok edemezsiniz. Ecinle cücünden beraber yok edemezsiniz. Siz bu balıkları satacağız.

Biz buradan ekonomik bir girdi yapacağız deyip balık neslini yok edemezsiniz. Siz üç aylık kuzuyu kesemezsiniz aslında. İslâm olarak siz üç aylık, dört aylık, beş aylık kuzuyu kesemezsiniz. Siz süt kuzu yiyemezsiniz İslâm olursanız. Sebep? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yasaklar. Bir de siz taze dişileri, hayvanları da kesemezsiniz. Siz bir düveyi kesemezsiniz. Ancak sütten kesildiyse ancak kısırsa düveyi kesebilirsiniz. Siz bir dişi koyunu kesemezsiniz. Ancak sütten kesildiyse doğurmuyorsa, kısırsa kesebilirsiniz. Siz üç aylık, dört aylık kuzuyu kesemezsiniz. Üç aylık, dört aylık keçiyi kesemezsiniz. Ancak annesinin boyuna geldiğinde kesersiniz. Bu sadece kurban için geçerli olan bir şey değildir.

Normalde de bu geçerlidir. O yüzden İslâm doğanın fıtratına da uygundur. Siz zehirlerle maden çıkaramazsınız. Siz meyvalarınızı, sebzelerinizi zehirleyemezsiniz. Kuşları düşünmek zorundasınız. Zehirleyemezsiniz. Fitne çıkaramazsınız siz. Siz toprağı zehirleyemezsiniz. İlaç adı altında toprağı zehirleyemezsiniz siz. İslâm natureldir. İslâm natureldir. Size fesat çıkarttırmaz. O zaman normalde biz şimdi bunu ben bunu uzattıkça uzatırım. Ekonomik olarak da siz fesat çıkaramazsınız. Siyâsal olarak da fesat çıkaramazsınız. Askeri olarak da fesat çıkaramazsınız. Siz hayatınızı, fıtratınıza uygun yaşamak zorundasınız. Fıtrata uygundur İslâm. Ama bu kapitalist, emperyalistler bir sürü izim ekleyebiliriz bunlara biz.

Hepsi de insan fıtratıyla savaşır. O zaman İslâm devlet anlayışında temel esas çıkar ortaya. Bu temel esasları ben yine kendi kafamdan çıkarmış değilim. İmamların iştahatleri. Bütün akayetçilerin bu noktada ortak noktası. Bir, İslâm insanların nefislerini korumakla mükelleftir. Nefsini korumak şahsın kimliğin, kişiliğin kendisini koruması. Iki, nesli korumak zorundadır. İslâm devletinin vazifeleri ve nasıl oluşması gerektiği. Üç, aklı korumalıdır. Dört, mâlı korumalıdır. Beş, dîni korumalıdır. Sistem, İslâm sistemi, İslâm devleti veyahut da devlet dediğimiz sistem, organ. Nefsimizi koracak, neslimizi koracak, aklımızı koracak, malımızı koracak, dinimizi koracak. Ama ne yazık ki İslâm kapitalizmle bir tarafta gün geldi komünizmle bir tarafta gün geldi Mao sosyalizmiyle veya komünizmiyle bir tarafta farklı izimlerle farklı izimlerle ve farklı izimlerin haince, katlarca, zalimce, hunharca baskısının altında can çekişiyor.


Global Lâik Sistem ve Dine Müdâhale

Ve bu baskının altında bütün dünya insanları bakın bütün dünya insanları sadece Müslümanlar değil Sefirlikle, rezillikle, tabiri caizse paspaye bir şekilde bir hayat yaşamakta. Bu mesele sadece Müslümanların meselesi değil. Bu mesele bütün dünya insanlığının meselesi. Bu mesele sadece sufilerin meselesi değil. Bu mesele sadece ben Müslümanım diyenlerin meselesi değil. Bu mesele bütün dünya insanlığının meselesi. Bütün dünya insanlığı rezilliğin paspaye’liğinin altında inim inim inliyor. Bütün dünya insanlığı ekonomik olarak, sosyal olarak, din olarak, akıl olarak, nefis olarak, mal olarak perperişan bir vaziyette. Ve bunun farkına varılmaması için her türlü algı, her türlü değiştirme, dönüştürme sistemleri mevcut.

Aslında şu anda dünyanın en büyük dünyanın en büyük düşmanı emperyalist kapitalist sistem. En büyük deccal. En büyük diktatör. En büyük karşısındakine nefes alma hakkı tanımayan yegane tek sistem. Bakın yegane tek sistem. Sizin dininiz, ırkınız, sizin mezhebiniz, devletinizin hiçbir hesamesi yok. Hiçbir kıymeti yok. Bakın hiçbir kıymeti yok. Bu deccalist, kapitalist, emperyalist sistem bütün dünya insanlığını sömürüyor. Bütün dünya insanlığını sömürüyor. Bütün dünya insanlarını zulmediyor. Bütün dünya insanlığını katlediyor. Katlediyor. Göz göre göre katlediyor. Göz göre göre sömürüyor. Göz göre göre vahşice insanların üzerine atlıyor. Yırtıcı hayvanlar bunlardan daha merhametli. Yırtıcı hayvanlar.

Yılan gelir sizi bir sefer ısırır. Zehirin akıtır gider. Siz o zehirden kurtulursanız canınızı kurtarırsınız. Bunlar öyle değil. Bunlar ısırdıkça ısırıyor. Bunlar kan dökçükçe döküyor. Kana doymuyor bunlar. Paraya doymuyor bunlar. Zalimliğe doymuyorlar. Zulme doymuyor bunlar. Bunlar zalimlikte, zulümde, kanda, topta, tüfekte, ortalığı barut kokusu almasında ortalıkta kimyasal silahların dolaşmasından zevk duyan şeytani bir durum bu. Şeytani bir durum. Bizler görmüyoruz. Dünya üzerinde bu batılın, bu tahtın öyle bir zulmü var ki insanlar çok özür dilerim. Iki dilim ekmeğin peşinde koştuğundan dolayı perdelenmiş vaziyette. Veyahut da insanlar önlerine beyhuda heva ve heves hedefler konularaktan o hedefe koşuyorum diyen insanlar perdelenmiş vaziyette.

Perdeliyiz hepimizde. Hepimiz perdeli, perdelendiğimiz için sabah vahşi bir dünyaya gözümüzü açtığımızda açtığımızın farkında değiliz. Akşam olduğunda yine vahşi bir dünyaya gözümüzü kapattığımızın farkında değiliz. Vahşet kol geziyor. Kan kol geziyor. Zulüm kol geziyor her yerde. Her yerde. Ve bu vahşete karşı, bu zulme karşı, bu kan dökülmesine karşı dünya insanlığı aciz. Ve insanlar bir mehdi gelecek ümidini de yok ediyor bu vahşi kapitalist sistem. Diyor ki o ümidinizi de yok edin. İçimizdeki beyinsizler tarafından onun gelmeyeceği, İsa’nın inmeyeceği söyleniyor. Bunu söyleyenler, bunu iddia edenleri şeytanlaştırıyor, taşlatıyor tabiri caizse. Ve insanların ümidini kırıyor. Ve bir ülkenin, bir ülkenin İslami cemaat ve cemiyetlerinin içerisinde çıkıp büyümüş, İngilizlerin ekmeğini yemiş ve insanlar ne yazık ki onu görememiş ve o kimse devlet başkanlığı yapmış ve o kimse çıkıp diyor ki dünya üzerinde siyâsal İslâm bitmiştir.

Bu ne demek biliyor musunuz? Ey Müslümanlar! Bu deccalist ve kapitalist sistemin zulmünün altında inlemeye devam edin. Gelin bu kapitalist ve deccalist sistemle barışın. Bununla kavga etmeyin. Tecavüz mutlaksa Çin ateş sözü gibi zevk almaya bakın. Bakın bu batılılar sizi daha da sömürsünler. Bu batılılar sizi daha da fazla tecavüz etsinler. Bu batılılar sizin yeraltı, yeryüstü, zengininiz ne varsa hepsini ütsünler. Siz tarih boyunca değil, ebediyen rezil ve zebil bir şekilde yaşayın. Bunun Türkçesi bu. Bakın bunun Türkçesi bu. siz İslami bir mücadele vermeyin. Bu sefilliğe devam edin. Bu selefilleri anlatmayacağım. Onları geçtim. Şimdi bu şeye geçmek istiyorum. Bu sıraladığım beş şeyi anlatmak istiyorum.

Çünkü soruyu soran başta diyor ya İslami devlet nasıl olmalı? Öyle ya. Nasıl olmalı? Bir, nefsi koruma. Şimdi baştan şunu söyleyelim. Dinin İslâm dininin bakın bu kaçınılmazdır. İslâm dininin devletten, hükümetten ayrılması devletten ve hükümetten ayrılması bize layıklık diyorlar ya bunu. Bize sorduklarında ne dediler? Layıklık ne? Din devlet işlerinden ayrılması dediler. Hiç ayrılmadı. Bakın hiç ayrılmadı. Herkes dine parmağını sokuyor, burnunu sokuyor. Bir makam sahibiyse o kimse, herkesten çok biliyorlar. Adam burnunu sokuyor, parmağını sokuyor. Son olaylar, Büyükşehir Belediye Başkanım burnunu sokuyor, parmağını sokuyor. Din, sen belediye başkanısın. Baksana sen yol köprü su yap, fakir fukarayı besle doyur.

Sana ne dinle alakalı mesele? Yok, din devlet ayrıdır? O hali karışıyor. ayrıdır kardeşim din devlet? Size ne? Ayrı değil mi? Karışıyor. Burnunu sokuyor mu? Herkes sokuyor. Sen kimsin? Büyükşehir Belediye Başkanısın. Sana ne sûfî topluluktan? Sen oy almaya baksana. Ama karışıyor. Sen kimsin karışacak? Kimse demiyor. Adam ne? Sosyolog karışıyor. Adam ne? Iktisatçı karışıyor. Adam ne? Ya doktor bildiğin hastanede profesör doktor. Karışıyor. Allah Allah. Din hiçbir şey karışmayacak. Ama herkes dine karışacak. Bakın herkes dine karışacak. kardeşim layıktık din ve devlet işlerinin ayrılmasıydı? Neden karışıyor o zaman devlet dine? Layıktık madem din ve devlet işlerinin karışmayacaktı. Diyanet neden devlete bağlı?

Özerk yap. Neden karışıyor? Demek ki öyle değil. Ama bu global sistem dediğimiz tekrar söylüyorum. Burada ülke sınırı yok. Burada ülke adı yok. Ülke sınırı ve ülke adı yok burada. Global sistem dediğimiz sistem dine karışıyor. Eğer din bu noktada sadece ibadet ve kendi vicdanında duâ sisteminde sokuyor. Hatta zaman zaman ibadete de karışıyor. Siz cuma günü cuma namazına gidemezsiniz. Mesainiz varsa devlet dairesindesiniz. Dine de karıştı, ibadete de karıştı. Siz beş vakit namazınızı camide kılamazsınız. Bakın ibadete de karıştı. Ama istenilen şu.


Batı Rasyonalizmi ve Hristiyanlık

Dünya üzerinde istenilen şu. Ne güzel onlara göre Hristiyanlığı halletmişler. Pazar gününü tatil yapmışlar. Din ihtiyacını pazar günü kiliseye gidip aaa yaptım mı mesele bitti. İki ilahi dinledin, bir vaaz dinledin, bitti. Tamam bu kadar. Bu senin dîni ihtiyacını karşılayacak kadar bu yeter. Eğer bize de bize de pazar gün tatil içerideki Yahudileri düşünmek lazım. Onlar da ibadet edecekler. Cumartesi de tatil bizde. Eee Müslümanlar cuma namazına gidecek olmaz. Öyle herkes cuma namazına gider mi ya? Cuma tatil yapılır mı? Hadi referandum yapın ülkede. Cuma tatil olsun mu, olmasın mı diye. Şu anda referandum yaparlarsa cuma tatil olsun çıkar. Elli yıl sonra ne çıkar belli değil. Bakın elli yıl sonra ne çıkacağı belli değil.

Şu anda cuma tatil olsun çıkar. Eğer Türkiye’deki bütün İslami duyarlılığa sahip olan topluluklar var güçleriyle İslâm’ı anlatır, İslâm’ın yaşanmasını sallarlarsa bu ayrı mesele. Evet normalde o zaman İslâm sadece duâ, sadece ibadet noktasına indirgenmesi mümkün değil. Şu anda indirgenmiş vaziyette. Ve devletten ve hükümetten ve hukuktan ve bu noktadaki bütün her şeyden ayrışmış vaziyette. çıkarıldı. herkes Müslümanlara kızıyor ülkede. Herkes Müslümanlara ve İslâm’a kızıyor. Ya neden kızıyorsunuz? Bu ülke yüz seneden beri batı medeniyeti dediğiniz o çarpık, o bozuk, o kokuşmuş, o rezil, o pas paye hukuk sistemiyle idare ediliyor. Bu ülkede yüz yıldan beri İslami öğretim yok, İslami eğitim yok, İslami hukuk yok, İslami bir sosyal hayat yok.

Hala da yok. Ve bütün İslâm dünyasında Müslümanlar devşirildi. Bütün İslâm dünyasında Müslümanlar değiştirildi. Ve son yirmi yıl otuz yıldan beri hız da değiştirildi. Ve Müslümanlar baskıdan kurtuldukça kapitalistleştiler. Müslümanlar baskıdan kurtuldukça emperyalizmin emrine girdi. Kapitalizmin emrine girdi. Müslümanlar şu zamanda kapitalizmin içindeki kapitalistlerden daha fazla kapitalist. iPhone’un en yüksek derecede satıldığı ülkelerden birisiyiz Türkiye olarak. Avrupa’dan daha fazla. Lüks araba Avrupa’dan daha fazla bizde. Lüks hayat Avrupa’dan bizde daha fazla. Orada insanlar hafta sonları alışveriş merkezlerine gidiyorlar. Haftalık ihtiyaçlarını alıyorlar. Gidiyorlar evlerine kapanıyorlar.

Bütün hafta boyunca onu yiyip içiyorlar. Bizlerde her gün açık. Her gün hınca hınç dolu hepsi de. Hepsinin önde her gün binlerce araba var. Bir tane kötü araba yok. Arabayı park edecek yer yok. Arabayı park edecek yer yok. Bizim Özgür bu kent meydanındaydı. Bazen gidiyordum oraya. Öğleninden sonra gittiğimde arabayı park etmek için iki kat aşağı iniyorsun. Park edecek yer yok. O ne o İzmir yolunda dağ Orhaneli yoluna giden orada ne var? Karfur var. Önünde araba park edecek yer yok. Ya sabah İzmir’e sohbete gidiyorum. Sabahtan ne işiniz var orada? Bir sürü araba var orada. Sordum sonra. Dediler ki kahvaltıya geliyorlar oraya. Orada kahvaltı satan yerler varmış. Öyle mi? Şimdi millet de öyle diyemez şimdi.

Hıh. Girdiğim belli olacak. Gittiğim belli olacak ulan. Sen gidiyorsun dur. Aybe gitmiyor musun sabahı? Hanım müsaade etmiyor. Aferin. İyi derviş olmuşsun. En iyi derviş Kılıbık dervişi. Hanım nereye müsaade eder? Sonra git. Helalim var. Böyle açık açık söyleyemez herkes. Aferin. Böyle söylüyorum. Millet Demirtaş’tan evlenmeyecek bir şey değil. Burada mı kendisi? Vay sen ne kurnaz esnafsın sen ya. Sen ne uyanık esnafsın sen ya. Ay avladı. Tabii. Bizim kız da diyordur şimdi. Ay geril artık. Nerede? Yukarıda. Elini kaldır. Gördün mü? Tamam. Vallahi yaptı yapacağını. Hanım müsaade etmiyor dedi. Attı kenara. Helalim var maşallah. Aferin ya. Demirtaş bayındır ya biraz. O yüzden ondan kaynaklanıyor.

Şimdi insanlar ya normalde o kapitalist sistemin hayat standartını yaşıyor. İslami sistemin hayat standartını değil. Neyse. Ve kapitalist sistem normalde bu İslâm topraklarının tamamını bakın ben ülke ülke ayırmıyorum. Tamamını sömürmek egemenlik altına almak ondan sonra ve bütün İslâm topraklarını ve dünya topraklarını ABD’nin zaman zaman Avrupa Birliği’nin zaman zaman Rusya’nın zaman zaman Çin’in onlar arasında bir dövüş yapıyorlar ya öyle. İnanmayın onlar. Onlar diyor ki sen çok yedin biraz ben yiyeceğim diyor. Ona operasyon yapıyor. Ben ben yiyeceğim biraz diyor. O yediriyor ona biraz. Ondan sonra o yiyeceğim diyor. O yedirenler de dönüyor arkaya. Milletten yiyor. Bütün insanlardan yiyor.

Onlar değişmiyor bir şey. Onlar kendi aralarında paylaşıyorlar. Bir tarafta Rusya, bir tarafta Çin, bir tarafta Avrupa Birliği, İngiltere içindeydi şimdi ayrıldı. Şimdi İngiltere ayrı bir saz çalıyor şimdi bir tarafta ABD. Avrupa Birliği’nin başını çeken Fransa’yla Almanya önceden İngiltere’de İngiltere onların kafalarıdı beyinleriydi. O ayrıldı şimdi. O dedi ki yeter benim bugüne kadar böyle yaşadığım. Eee ben dedi bayrağı çekiyorum. Ben de artık kendi başıma dedi bir oyun kurucu olacağım dedi. Yeniden tarih sahnesine çıktı yüz yıl sonra. Yeniden tarih sahnesine çıktı. O da emperyalisttir. Bakın o da emperyalisttir. Böylece şimdi dünya üzerinde çete oluştu. Yeni bir çete. Bu yeni çetede ne?

Bir tarafta Çin var. Bir tarafta Rusya var. Etti iki. Bir tarafta ABD var. Etti üç. Bir tarafta İngiltere var. Etti dört. Bir tarafta da Avrupa Birliği var. Etti beş. Bu dünya üzerinde beşli çete bunlar. Bakın beşli çete. Bu beşli çete İngiltere’ye ayıran da finansçılar, paracılar. Dediler ki ayrıl şeyden Avrupa Birliği’nden ayrıldılar. İngilizlerin kendi küçük şirketleri Hollanda’ya gitti. Ama İngiltere’ye büyük kocamanlar geliyor şimdi. ABD’yi bir parayla döveceğiz diyen Amerika’nın silah gücüne kafa tutanlar onlar geliyor şimdi İngiltere’ye. Onların onlar para kazanmaya bakıyorlar. ABD diyorlar ki bu Orta Doğu’da sen çok savaş çıkarıyorsun. Savaş çıkarma. Biz bir İpek Yolu kuracağız. Bu İpek yoluna sen karşı çıkıyorsun.

Fazla pay istiyorsun. Mesele bu. Her neyse. Bunlar dünya üzerinde, dünya üzerinde hiçbir ülkede, hiçbir devlette kendi emperyalizmlerinin dışında bir şey istemiyorlar. O Venezuela’ya Hristiyan değil mi orası? Hristiyan değil mi? Evet. Ne yaptılar? Operasyon yapıyorlar.


Petrol, Savaş ve Can Emniyeti

Sen diyorlar Hristiyan olman önemli değil. Sen bu petrolü tek başına yiyemezsin. Suûdî Arabistan’a operasyon yaptıkları gibi oraya da yapıyorlar. o Hristiyanmış. Önemli değil kardeşim. Senin dininin önemi yok. Sen o emperyalist beşli çeteyi doyuracaksın. Sen onların yüzdeliklerini vereceksin. Onlar seni sömürecekler. Bakın onlar seni sömürecekler. Sen sömürüye açık olacaksın. Onlarla anlaşacaksın. Diyeceksin ki ey beşli çetenin batı tarafı, batının da İngiliz tarafı, ben senin kurumlarında çalıştım. Sen beni tanıyorsun, ben de seni tanıyorum. Bak açıklamamı da yaptım. Dünya üzerinde siyâsal İslâm bitmiştir dedim. Beni gör artık. Beni gör. Darbe mi yapacaksınız başıma, başa geçireceksiniz beni ve hatta ne yapacaksanız yapın.

Hangi entrikaları uygulacaksanız uygulayın. Ben Türkiye’nin başına geçeyim. İngiliz sermayesinin adamı olayım. Bu başınızdaki adam kalktı zaten İngiltere Merkez Bankası’nda duran dört yüz yetmiş beş ton altının dört yüz tonunu aldı getirdi ülkeye. Zaten bu yanlış yaptı. Elimde kılıç olsa kesmeye doyamayacağım. Bu zalimliklere karşı. Ve ne yapıyor o zaman? Bu komple bu İslâm ııı devleti siyâsal İslâm dedikleri devlet istenmesin diye bütün emperyalisten içeriden ve dışarıdan bütün aşanlarıyla ne yapıyorlar? İslâm’ın devletleşmesini hükümet etmesini istemiyorlar. Ve istemeyince normalde diyorlar ki komple siz dîni devletleşmesini istemeyin. Ya kardeşim biz nereye kadar dîni imama tiplerde tutacağız?

Biz nereye kadar dîni ilahiyatlarda tutacağız? bu imama tiplerde sadece duâ ve ibadetten başka bir şey biz öğretmeyeceğiz mi? Bu ilahiyatçılar toplanıp sadece dîni ibadet ve duâ kısmıyla mı ilgilenecekler? Siz hiç bir ilahiyat profesörü gördünüz mü Türkiye’de bir İslâm devleti nasıl olmalı diye bir risale yazsın? Siz bir Diyanet Dişleri’nin teşkilatında herhangi bir kimse gördünüz mü İslâm devlet sistemi nasıl olmalıdır diye bir araştırma yapsın? Ben bilmediğim için soruyorum size. Ben araştırmıyorum çünkü. kim ne yazdı bakmıyorum. Ben o yüzden size soruyorum. Bir bakın bakalım. Böyle bir kitap yayınlanmış mı? Böyle bir çalışma olmuş mu? İslâm devlet sistemi nasıl olmalı? Böyle bir çalışma, böyle bir kitap var mı?

Böyle bir iş oldu da gerçekten haberimiz mi yok? Bilelim. Çeviri istemiyorum. İslâm devleti hukuku var bende. Çeviri istemiyorum. Yok. Bana Mevdudin’in de eserini getirmeyin. Çeviri istemiyorum. Yıllar önce gördüydüm Mevdudin’in İslâm devlet sistemiyle alakalı ne gülmüştüm ne gülmüştüm az bir şeye bakmıştım onu incelemiştim. Ne gülmüştüm ne gülmüştüm diyorum. Bunları istemiyorum. Yok. ülkede böyle bir şey oldu mu? Yok. Neden? Çünkü bütün dünya üzerinde din denince ibadet ve duâ kısmı söz konusudur. Ibadet ve duâ. Ibadet ve duanın dışında bir din düşünülmez. din devletleşmesi, dinin hükümet etmesi, dîni kaidelerle devlet ve hükümet kurulması mümkün değildir. Emperyalist kaidelerle bunun devam etmesi lazım.

Emperyalist kaidelerle. Bir İslâm devlet sisteminde birinci madde, nefsi korumak. Nefsi korumak demek ki insanın can emniyeti. Bir kimsenin beden emniyeti. Bu daha önce sohbette de dedim. Bir şey ya İslandır ya cahilidir ya da tauttur. Ortası arası yoktur diye keskin bir şekilde ayırmıştım. Hatırlayın. Hiç ortada durmadım. Hala da durmuyorum. İslâm nettir. Kur’anıyla, sünnetiyle, imamların iştahadıyla nettir. İslâm nettir. Âyet-i kerimelleriyle, hadisi şerifleriyle, fıkhıyla, akaydiyle, kelamıyla, felsefesiyle, sosyolojisiyle, psikolojisiyle nettir kardeşim. Net. İslâm sosyolojisi yok diye düşünmeyin. Sosyolojisi de vardır. İslâm psikolojisi yok diye düşünmeyin. Psikolojisi de vardır. Ya İslâm’da felsefe yoktur.

Felsefe de vardır kardeşim. Gazâlî oturmuş, felsefecilere cevap vermiş. Felsefe yok dese dahi felsefecilere cevap vermiş. Demek ki felsefesi de var. Zaten mümkün değil. İslâm kendi içerisinde sufili geliştirmiş. Bugün Muhyiddin Arabî’yi çözememiş bir dünya var. Entellektüel dünya dediğiniz dünyada Muhyiddin İbni Arabî’nin sözlerini çözememiş. Hazret-i Mevlânâ Celaletin, Rumi Hazretlerinin sözlerini çözememiş. Kendilerince entellektüel görünen bir dünya var. Bakın kendilerini entellektüel gören, kendi kendilerini biz bilgi çağındayız deyip bize bilgi çağında yutturdukları kan kokusu, barıt kokusu, zulüm kokusunu ortaya saydıkları bir dünya var. Ve bu dünyanın kendi içerisinde kendi ürettiği o zalimlerin şakşakçıları, payandıları diyorlar ki dünya bilgi sistemin, bilgi dünyası.

Kardeşim şu bilgi dünyası dediğin dünyada sen daha henüz Hazret-i Mevlânâ Celaletin, Rumi Hazretlerinin mesnevisindeki divanı kebirindeki beyitlerinin ne anlama geldiğini çözemiyorsan Muhyiddin’i İbn Arabî Hazretleri’nin füso’sunu, fütuhatını çözemiyorsan hangi bilgi dünyasından bahsediyorsun bana? Siz ancak laboratuvarlara kapatılır, yarı insan yarı hayvan askerler yetiştirmeye çalışırsınız. Siz laboratuvarlara kapanır, değişik bakteriler üretip dünya insanlığını katletmeye uğraşırsınız. Siz laboratuvarlara kapatıp bir küçücük bir bombayla kaç bin tane insanın ölümüne sebep oluruz, kaç bin tane insan öldürmemiz lazım. Siz onun araştırmasını yaparsınız. Siz oturursunuz karanlık tehlizlerde nerenin altını var, nerenin petrolü var, nerenin hangi madeni var, oraya çökelim nasıl onu çıkartalım da biz onunla nasıl zengin olanımı çözersiniz.

Batı demek bu demek. Batı demek bu demek. Daha fazla zehir satalım, daha fazla zehirleyelim. Batı demek bu demek. Ve öldürürsünüz ve öldürmeyi çok seversiniz. O yüzden nefsi koruyamaz, cahili ve tauti sistemler. İnsanların can emniyeti yok. Dünya üzerinde hiçbir yerin can emniyeti yok. Bu da bir şey değil. Bu da insanların can emniyeti yok. Dünya üzerinde hiçbir yerin can emniyeti yok. Bakın Müslümanların hiç yok. Dünya üzerinde hiç kimsenin can emniyeti yok, Müslümanların hiç yok. Daha dün Almanya’da on bir kişi hunharca katledildi.


İpek Yolu ve Aile Bağları

Nerede can emniyeti var? Her gün Sûriye’de, her gün Irak’ta, her gün Filistîn’de, her gün Mısır’da, Tunus’ta, Fas’ta, Cezâir’de’de, Lübnan’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Doğu Türkistân’da, Ermeniler’de kalan Azerbaycan’da her yerde Müslümanların her gün hunharca kanı akıtılmakta, dünyanın bunun gözünün önünde olmakta bu cahili ve tauti sistemler herhangi can emniyetini sağlayacak? Her gün Amerika’da, her gün İngiltere’de, her gün Fransa’da insanların can emniyeti yok. Nerede can emniyeti var? Müslümanların hiçbir yerde yok zaten. Düşünebiliyor musunuz şu anda Sûriye’de 5 milyon insan hicret etmiş vaziyette, göçebe Sûriye’den 5 milyon insan Nerede can emniyeti var? 5 milyon insan bunun 4 milyonu, ne 5’i 7-8 milyon insanın can emniyeti yok.

Bunun 4.5 milyonu Türkiye’de zaten. Can emniyet nerede can emniyeti? Irak’ta can emniyetim var, her gün bomba patlıyor bir yerde. Filistîn’de can emniyetim var, adam uçağı kaldırıyor gece bombalıyor, neresi olursa olsun. Fransa’da sarı yelekler, mavi yelekler, kırmızı yelekler bir giriyorlar, tufan talan ediyorlar ortalığı. Nerede can emniyeti? Almanya’da yeni ırçılık başladı. Irçılık ne demek? Müslüman düşmanlığı demek. Adam girdi takır takır öldürdü 5 tane Türk. Nerede can emniyeti var? Daha geçenlerde Avustralya’da adam camileri bastı, camilerde insanları, Müslümanları şehîd etti, katletti. Nerede can emniyeti var kardeşim? Demek ki bu tauti ve cahili sistemler insanların can emniyetini sağlayamıyor.

İslami bir sistem can emniyetini sağlamak zorundadır. Adamın canı sıkılıyor, güm güm güm öldürüyor. Kadınları öldürüyor, çocukları öldürüyor Türkiye’de. Fazla uzağa gitmeyin. Her gün bir kadın cinayeti işleniyor ülkede. Her gün bir çocuk cinayeti var ya. Nerede can emniyeti var ya? Çöp konteynerından çocuk çıkıyor bu ülkede. Çöp konteynerından. Nerede can emniyeti? Çöpe atmışlar çocuğu. vicdan, merhamet, insanlık? Nerede ya? Nerede eğitildi bu insan? Bu insan nerede eğitildi? Hangi eğitimi aldı da gitti karısını 60 sefer bıçakladı da öldürdü? Hangi eğitimi aldı da gitti karısını, çoluğunu, çocuğunu hepsine birer carcar boşalttı, ölmemiştir deyip döndü. Bir daha carcar boşalttı. Bu nerede aldı bu eğitimi ya?

Hangi eğitimi aldı? Bu insan nerede eğitimi aldı ya? Annesini dövüyor. Bu nerede bu eğitimi aldı ya? Annesine tecavüz ediyor. Nerede aldı bu eğitimi ya? Nerede aldı bu eğitimi ya? Kız kardeşine tecavüz ediyor. Bu eğitimi nerede aldı bu çocuk? Bu insan nerede aldı bu eğitimi? Demek ki can emniyeti yok. İnsanların can emniyetleri yok. Çünkü dünya emperyalist sistemi buradan sömürür, geçinir. Senin canının ehemmiyeti yoktur. Kimin canı önemlidir? Yukarıda tepedeki o emperyalist sistemin başındaki zaman zaman söylüyorum ya, ben diyeyim iki bin şirket, sen de üç bin şirket. Bunların can emniyeti vardır. Geri kalan hiç kimsenin can emniyeti yoktur. Bak Çin’e bir virüs bulaştırdılar. Adamın ekonomisini yok ediyorlar.

Canlarını yok ediyorlar. Bütün fabrikalar kapalı, yollarda hiç kimse yok. Şimdi nereye bakın dikkat edin. Nereye bulaştırıyor ikinci? İran’a. Diyor ki sırada Türkiye var. Mesaj veriyor. İpek yolunu, ne yapıyor? İpek yolunun savunucusu Çin, İran, Türkiye. Bir de nerede görüldü? İngiltere’de. Komple yol, İpek Yolu. Türkiye diyor ki bak bu İpek yolcularla beraber olma. Bu virüsü diyor senin kapına kadar getirdim. Gel benimle anlaş, benim emrime gir. Seni teğet geçeyim diyor. Seni teğet geçeyim diyor. Ben bunu anlıyorum. Herkes başka bir şey anlayabilir. O zaman bu can emniyeti, dünya insanlığının var mı yok. Müslümanların hiç yok. O zaman devletin, İslami bir sistemin birinci derecede görevi tebaasının can emniyetini. burada soruda diyordu ya, İslami devlet nasıl olmalı?

Evet, birincide kendi tebaasının canını korumalı. Her türlü virüsten, her türlü baruttan, her türlü bombadan, her türlü kimyasal silahtan ne yapacak? Tebaasını koruyacak. Tebaasını koruyacak. Tebaasını koruyacak. Kimyasal silahtan ne yapacak? Tebaasını koruyacak. İkincisi nesli korumak. Mesela siz kapitalist sisteme gittiğinizde, o deccalist sisteme gittiğinizde, o emperyalist sisteme gittiğinizde nesliyle alakalı hiçbir şey bulamaz, göremezsiniz. Nesli korumak diye bir dertleri yoktur. bir kadın istediği sperm bankasından gidip, istediği sperm alıp hamile kalıp çocuğunu doğurabilir. Babası hiç ki önemli değildir. Veya dileyen kadın, dilediği erkekle cinsele ilişkiye girip, dilediği zaman çocuk doğurabilir.

Hiç önemli değildir. Nesli koruma gibi bir dertleri yoktur bu emperyalist sistemin. Bakın nesli koruma gibi bir dertleri yoktur. O yüzden neden dertleri yoktur? Çünkü o emperyalist sistem ölümlerden para kazandığı gibi, fuhuştan da para kazanır. Bir kimsenin nesil, benim babam bu, onun babası bu, bunun babası bu, bir köke doğru iniştir. Kökle bağını kes. Senin baban kim? Bilmiyor. Nasıl bas? Benk sperm bankasını almışlar. Bağı kesti, sülaleyi kesti, akrabalığı kesti. Abdurrahim’i görüyorum şimdi. Abdurrahim, Demir Saç’ta kaç tane amcam var? Dört tane var. Dördü de orada mı? Dördü de orada mı? Çocuklarını tanıyorsun, amca çocuklarını tanıyorsun. Dedeni tanıdın mı orada? Dedesini de tanıyor. Dedeni tanıdın mı orada?

Dedeni tanıdın mı orada? Dedesini de tanıyor. Ben şimdi babasını tanıyorum. Ben o yüzden soruyorum. Ama düşünebiliyor musunuz? Bir kimseye sorduk. Baban kim? Bilmiyorum. Neden? Sperm bankasından alınmışım. Size bu tuhaf şimdi değil mi? Tuhaf değil batıda. Bunu alıştırdılar. Tamam. Bir çocuk doğurman için şeye gerek yok. Ne o? Adamangaya ihtiyaç yok. Hatta doğurmak için kadına da ihtiyaç yok. Nasıl? Kiralık anneler var. İstediğin kadının yumurtasını al, istediğin erkeğin spermini de al. Git kiralık annede normalde onu döllettir. O çocuğu alsın. Annesi sen de değsin. Annesini de tanımıyor mu? Babasını da tanımıyorsun. Çocuğa soracaklar. Senin annen kim? Bilmiyorum. Sperm bankasından alınmışım.

Yumurta bankasından alınmışım. Babam da sperm bankasından alınmış. Annem baban kim? Belli değil. Nesil yok. Yok oldu mu? Oldu. Bu batının nesil derdi var mı yok. Sebebi ama. Bunun arkasındaki sebebi görmemiz lazım. Sebebi ne? İnsanların akrabalık ve aile bağlarını korumak. Akrabalık ve aile bağlarından onları koparmak.


Nesl Koruma ve Mâl Emniyeti

Böylece tek başına dımdızlak bir kimse koymak ve o kimseyi sömürmek. İstediği gibi kullanmak onu. Evet. Neslin korunması kaldı mı yok. Nesli koruma noktasında komple bütün dünya sınıfta kalıyor mu? Evet sadece Müslümanlar değil. Şimdi bir şey diyeceğim tuhafınıza gidecek. Ya İslâm dünyasını biz Müslümanız denilen bir ülkede bilmem ne evler olur mu? Belçika’dan ne farkımız var. Belçika’ya gitmedim. Belçika’ya gidenler söylüyorlar. Önceden esnaflar çok giderlerdi böyle tekstilciler. Tabii tekstilci oldu mu? Müşteri ziyaretine gidiyorlar. Masa atmaya gidiyorlar. Fırtınalar, kutlar, kutlar. Tabii tekstilci oldu mu? Müşteri ziyaretine gidiyorlar. Masa atmaya gidiyorlar. Fuara gidiyorlar. Avrupa’ya gidiyorlar.

Gidince de geziyorlar oraları. Görüyorlar mı? Görüyorlar. Ondan sonra geliyorlar anlatıyorlar. O zaman bu tauti sistemler, bu cahili sistemlerin nesil koruma dertleri yok. Ama İslâm nesli korur. Huşu engeller. Huşu engeller. Nesli korur. İnsanların soyunu, sopunu muhafaza eder. Böylece aile bağlarını, sülale bağlarını, aile ve sülale ahidiyetini perçinler. Bakın perçinler. Üçüncü madde. Aklı korumak. Aklın korunması İslâm, İslami devlet sistemi, tebaasının aklını korur. Kıymetli kardeşler. Son on yılın içerisinde uyuşturucu bataklığına düşen kimseler devlet istatistiklerini açıklıyorum. Yüzde bin altı yüz kusur artmış. Tedavi isteyenler yüzde sekiz yüz yetmiş artmış. Bu deccalı sistem bütün dünyayı uyuşturucuya boğdu.

Ve bu uyuşturucu kimyasal. Kafa gidiyor adam kullanınca. Buna kim savaş açıyor? Sûfîler. O yüzden onlar da sufilere savaş açıyorlar. Siz bir yerde uyuşturucu insanlardan kurtarmaya çalışıyorsunuz. Siz bir yerde uyuşturucu insanlardan kurtarmaya çalışıyorsunuz. O bakıyor, bu diyor bize uygun değil. Bunları yok etmemiz lazım. Değişik kanallardan sizi yok etmeye çalışıyorlar. Sebep siz çünkü uyuşturucuya savaş açmışsınız. Siz diyorsunuz ki tabi olanlarınıza nefsinizi koruyun, neslinizi koruyun, aklınızı koruyun. Bu deccalı sisteme savaş açmaktır. Bu şeytani sisteme savaş açmaktır. Bu ülkeyi bütün dünyayı zapturapt altına almış emperyalizme karşı mücadeledir. Nefsini koru, neslini koru, aklını koru dedim mi adamın bütün tüyleri diken diken oluyor.

Dördüncüsü ne? Bakın İstanbul bunları korumak zorunda. Dördüncüsü ne? Malını korumak. Ben diyorum ki malınızı koruyun. Bana soruyorlar. bu kağıt miyat alalım mı? Ben diyorum öyle şeylere kafam basmaz. Öyle şeylere kafam benim çalışmaz. Çalışın kardeşim. Koşturun, mücadeledin. Ticaret yapın, üretin. Öyle kağıtlara üç kağıda bakmayın diyorum. Çünkü üç kağıtla milletin parasını alıyorlar. Ne yapıyor? Sen maden çıkarıyorsun, sen petrol çıkarıyorsun. Sen petrol çıkarıyorsun, sana kağıt veriyor. Çin üretiyor, Çin’e önce kağıt veriyor. Ne dolar. Sonra Çin’e diyor ki getir o dolarları, ver o dolarları. Sonra Çin’e diyor ki getir o dolarları, sana beyaz kağıt vereyim diyor. O ne? Amerikan Merkez Bankası’nın tahvilleri.

Amerikan Merkez Bankası tahvillerini veriyor. Amerikan Merkez Bankası’na kim borç veriyor biliyor musunuz? Dünyanın en batık bankası Amerikan Merkez Bankası. Dünyanın en büyük borçlu ülkesi ABD. ABD’nin bütün borcu Amerikan Merkez Bankası’nın üzerinde. Ve Amerikan Merkez Bankası’nın hiç kimseye borçlarını ödeme tahvili yok. o kağıtları altına çeviremez hiçbir kimse. Amerikan Merkez Bankası 1933’te onu yayınladı zaten. Dedi ki elinizdeki beyaz kağıtların karşılığı altın olarak bende yok dedi. Hiç kimse de bir şey diyemedi. Sustu zaten. Ve o beyaz kağıtların hiçbir hükmü yok. O beyaz kağıtların hiçbir hükmü yok. Devletleri sömürdü mü? Evet. Mal emniyeti kaldı mı? Hayır. Amerikan Merkez Bankası’nın başındakini nerede?

Yahudi. İki tane büyük aile. Ne o? Birisi roktefiller, birisi öbürkü neydi? Rochelle. Evet. Paralar nereye gidiyor? İkisine gidiyor. Onlar paylaşılıyor. Onlar şimdi merkezlerini nereye aldılar? Londra’ya. Amerika’dan çıktılar. İkisi de şirket merkezlerini Londra’ya aldılar. Anladınız mı şimdi Londra’nın değerini? Onlar kraliçe ile barış yaptılar. Analarına gittiler, analarının kucağına gittiler. E bir lafla bakar mısın? Analarına gittiler, analarının kucağına gittiler. E bir laf daha söyleyeyim şimdi içimdekini. Bizim genel kurmay başkanımız da kimle konuşuyordu? Dün haberlerde dinliyordum. İngiltere genel kurmay başkanıyla. Çocuğun başı sıkışınca nereye gidecek? Anasına gidecek. Yani, paranın merkezine gitti.

Meseleyi toparlayıp. bu tahti ve bu İslâm dışı olan sistemler insanların mallarını korumazlar. İnsanların paralarını korumazlar. Basarlar orada kağıdı bütün insanların eline tutuştururlar. Sizin elinizde kağıt vardır. Herhangi bir ülkenin herhangi bir kağıt parası karşılığı altın değildir. Elinizdeki paranın karşılığı altın değilse siz ütüldünüz. Elinizdeki paranın karşılığı tekrar söylüyorum. Altın değilse siz ütüldünüz. Bir daha söyleyeyim mi? Kim üttü? Emperyalistler üttü. Kağıt kaç para çıktı? Kaç para indi? Kaç oldu? 6100 oldu. 6100 oldu. Sen 50 lira kazanacağım diye uğraş. Dolar bozdur, dolar seyret. Kağıt lan. Yarın bir rüzgar iste 6800 oldu. Bir rüzgar iste 6800 oldu. Kağıt 6100 oldu.

Yarın bir rüzgar iste 6800 oldu. Bir rüzgar iste 5800’e indi. Kağıt ya. Rüzgarın esmesinden uçuşur mu? Uçuşur. Rüzgarın esmesinden etkilenir mi? Etkilenir. Bir şey etkilenmez. Toprak. Rüzgarın uçuşmasından etkilenmez. Ne? Maden. En kıymetlisi ne? Altın. Deprem olsa kaybolmaz. Yangın olsa yanmaz. Evde yangın çıktı. Eritemez onu. Udurur. Kağıt yanar ama. O yanmaz. Toprak bir yere gitmez. Üç kağıda getiremezsiniz toprağı. Parayı üç kağıda getirirsiniz. Bir fısıltı yayılır. Şu kağıt ne o? Borsada kazanacakmış. Fısıltı hüra. Herkes gider o kağıdı yatırım yapar. Üç gün beş gün çıkar. Ondan sonra çak bir aşağı iner. Kağıtlar elinde kalır. Yenilen Allah yenilen. Sıcak havalarda iyi olur. Mal emniyeti kaldı mı?

Hayır. Malı korudu mu? Hayır. Kara borsa, kumar. Hepsi de oraya gider mi? Evet. şans oyunları. Hepsi oraya gider mi? Gider. Böylece ne yapar? Fâiz. Fâiz mâlı korumaz.


Fâiz Zulmü ve Din Emniyeti

O senin daha gursağına girmeyen ekmek yokmasını alır fâiz. Ya yiyecek mi? Ya yiyeceksin tam böyle ağzına götüreceksin. Fâiz alır senin ekmeğini. Her ekmekten sen yıllık şu anda yüzde dokuz nokta dokuz fâiz ediyorsun. Her ekmeğe. Siz diyorsunuz ki bankayla ne işimiz var bizim? Bizim bankayla bir işimiz yok. Fâiz nereden alıyor? Evet. Bütün ülkeden alıyor. Merkez bankası faizleri kaça indirdi? Yüzde on nokta ikiye. Bu ne demek biliyor musun? Diyor ki bütün Türkiye halkı yıllık yüzde on fâiz alacak ödeyeceksiniz herkese diyor. Diyor ki bütün Türkiye halkı siz diyor yıllık yüzde on bütün gelirlerinizden fâiz ödeyeceksiniz. Nerede mâlı korumak? Sen diyorsun ki benim yüz lira sermayem vardı yıl sonunda yüzde onu gitti.

Doksan lira kaldı sende. Sen onu yüz on lira yapman için senin yıl sonuna kadar yüzde yirmi kar etmen lazım ki sonunda yüzde on kar kalacak sana. Sebep? Yüzde onu çünkü devlet aldı. merkez bankası aldı. merkez bankasının üzerinde emperyalistler aldı. Emperyalistler aldı. Komple. Devletten aldıkları öbür şirketlerden geri kalan öbür alışverişlerden onlar hariç. Malı koruyabildi mi? Hayır. Koruyamadığı gibi bir de ne yaptı bize? Tüketimi dayattı bütün topluluklara. Herkes tüketici. Müthiş tüketiciyiz. Saymadım, saymasını sevmedimden sayıyorum. Yirmi tane gömleğim vardır. Bunları konuşan benim benim yirmiye yakın gömleğim vardır. Yazlık, kışlık dahil. Vardır. Aklıma geldi sayayım bari. Ama saymayayım.

Sayma alışkanlığım olmaz. Vardır ama. Tüketim. Tükettiriyor bize. Tükettiriyor. Özgür diyor baba kampanya başladı diyor. Özgür neredesin? Baktım gene kampanya yapıyorsun. İGS ne yaptın ya öyle? Üç al bir öde mi? Üç takım alacak veya üç tane malzemi alacak bir tane mi ödecek? Bak amma reklamını yaptım ha. Özgür senin reklamını yaptım. Geçen derse giderken gördüm kocaman tabeli asmış üç al bir öde diye. Sen mi yaptın onu komple firma mı yaptı? Firma yaptı. Aldırıyor sana. Teşekkür ederim Özgür. İşin gücün nasıl gelsin? İşin gücün nasıl gelsin? Allah başarı ihsan eylesin. Ne yaptırdı? Tüketime zorladı seni. Tüketime zorladı. İhtiyacın olmayan şeyi aldırttırdı sana. Bakın ihtiyacın olmayan aldın. neye ihtiyacın var?

Bir ayakkabı. Dedi ki bir ayakkabı 199 lira, ikinci ayakkabı 100 lira. Sen ikinci ayakkabıyı aldın. Ne yaptın? İki ayakkabı aldın. 299 lira 300 lira. Aslında bir ayakkabıyı sen 150 liraya aldın. O ayakkabının zaten kendisi 100 lira 110 lira. Adam 150 liradan iki ayakkabı sattı sana. Tüketti. Senin malını korumadı. Şimdi can emniyeti yok, mal emniyeti yok, nesil emniyeti yok, akıl emniyeti yok. Bu dört tane emniyetin olmadığı bir dünyada din emniyeti kalır mı? Kalmaz. Dünya üzerinde hiçbir insanın din emniyeti yok. Çünkü hiçbir insanın can emniyeti yok. Hiçbir insanın nesep namus emniyeti yok. Hiçbir insanın akıl emniyeti yok. Hiçbir insanın mal emniyeti yok. Dört tane emniyetin olmadığı bir dünyada din emniyeti hiç yoktur arkadaşlar.

İslâm o insanların din emniyetini de korur. Bakın birinci derecede İslâm insanın can emniyetini korudu. İkinci derecede İslâm bak birinci derecede din emniyetini korumuyor onun. Dikkat edin. İslâm devlet sisteminde birinci korunacak olan şey din emniyeti değil. Birinci korunacak olan kimsenin can emniyeti. İslâm devleti önce tebaasının canını korur. Ondan sonra neslinin namusunu korur. Ondan sonra o kimsenin aklını korur. Ondan sonra o kimsenin malını korur. Ondan sonra o kimsenin dinini korur. Birinci korumaya alınacak olan şey din değildir. Önce insandır çünkü. Bakın önce insandır. Din insan içindir. İnsan din için değildir. Din insan içindir. Bunun tersi nedir? İnsan din içindir değil. Din insan içindir.

Din bir insanın canından kıymetli değildir. Dikkat edin. İnsan kıymetlidir. İnsan kıymetlidir. İslâm bunu böyle emreder. Der ki insan kıymetlidir. Neden? İnsanın insanı kıymetlidir. Neden? İnsan halifedir çünkü. Şimdi burada soruyu yazan İslâm’ı devlet nasıl olmalı? böyle beş unsuru yerine getirmeli. Böyle olursa bunun tabi alt argümanları var. Devletin yapılanması, bakanlıkların yapılanması, hukukun yapılanması, ekonominin yapılanması, bunların farklı farklı uzun konular. Allah bizi muhafaza eylesin, korusun. Biz şeyden bu a-lur-on-hi buradan devam edeceğiz. İnşallah şuraya devam yazayım. 23. sayfanın sonraki paragrafından. Bunu kim ilgileniyorsa bunu alın. Ben karıştıracağım çünkü bunu buradan.

Karıştırmadan alın. İnşallah. Sorularınızda da bakayım. Saat de 11 oldu. Hoş sema olmuyor burada nasıl olsa. Değil mi? Caferi. Evet. Dövüş, antrenmanına gidiyorum ve antrenmana başlamadan önce adına Kamil denilen simgesel bir cisme selam veriyoruz. Ve sonrasında antrenman başlıyor. Tam bir cehalet işte. Nuhus Shintosim Japonya’nın yerli ve milli dinidir. Ve Shintosimi dîni kami inana içerir. Kami inancı. Hayat için önemli olan rüzgar, yağmur, ağaç, dağ, hırmak ve bereket gibi anlayış ve şeylerin şeklini alan kutsal ruhlar olarak ifade edilir. Bu yaptığımız şeyde Allah’a şirk koşma durumu olur mu? Evet. Ne yapmamız gerek? Allah’a secde et ya. Allah’a secde de neyin önünde eğilecek selam verecek?

Bazen zaman zaman anlatıyorum ya, bu Kültür Park’ın karşısındaydı onların yerleri. Bir gün getirdiler o kırmızı noktalı hatun var ya kocaman. Onun kocaman bir tane portresini koymuşlar. Gelen böyle kırmızıya bakıyor, selam veriyor. Yemin ediyorum dışarı çıkarken de kırmızıya bakaraktan geri geri çıkıyorlar. Ulan dedim bunu bir şey efendiye yapsalar tefe koyarlar herkesi. Vay siz böyle yapıyorsunuz. Şirk yapıyorsunuz. Şirkli ilahlaştırıyorsunuz diye. O kırmızı noktalı kadını ilahlaştırıyorlar. O kadar çok ilahe var ki dünya üzerinde. O kadar çok ilahe var ki Allah bizi muhafaza eylesin. Çok. 2-3 yıl önce ders almadan zikrinize ve sohbetinize geldim bir süre ve çabuk zamanda rüya ve ilhâm gibi şeyler yaşadım maneviyat olarak.

Ama ne oldu bilinmez kendimi günahın içinde buldum. Her şeyi kaybettim. Şimdi sıkıca ders alarak geliyorum. Sorum şu ki bu aşkı ilhamı tekrar nasıl yakalayabilirim? Tekrar ulaşılabilir miyim? Günahlar işledikten sonra. İlyas Kölük’ün selamı var.


İlhâm, Tevbe ve Gelibolu İftârı

Aleyküm selam. Tevbe kapısı açıktır. Kim tevbe eder geri dönerse hiç günah işlememiş gibidir. Hadîs-i şerif. Bu hadîs-i şerîf uzun. Baştan alayım. Hiçbir kimse yoktur ki bir günah onun anından, perçeminden tutmamış olsun. Hiçbir kimse yoktur ki. Bir tek Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ve önceki peygamberler onlar büyük günah yoktur. Onlarda küçücük hatalar vardır. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem de o da yoktur. Şimdi yeni yeni müşrikler çıkıyor. O da günah işlemiştir. Allah onu affetmiştir diyor. Değil. O hiç günah işlemedi. İnancın kamili ve safisi budur. Hazret-i Muhammed Mustafa Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri büyük küçük hiçbir günah işlemedi. Geri kalan herkes de günah görülür mü?

Evet. Velî’miş, mürşidi kamilmiş, kim olursa olsun bir günah onu perçeminden tutar. Bakın perçeminden tutar. Bir günah bir günah bir günah bir günah. Bakın perçeminden tutar. Hadîs-i sabit Ben şöyle demek benim hakkımdır. Ben şeyhimin günah işlediğine şahit olmadım. Günahsızdır demiyorum. Ben şahit olmadım. Ben 18 yıl Hasbel kadar biz yılın yarısını beraber geçirdik diyebiliriz. Ben şahit olmadım. Başkası şahit olmuştur. Beni ilgilendirmez. Ama ben şeyhimi günahsız görmedim hiç. Bu sıkıntılı bir durum zaten. Hiç kimse yoktur ki onun perçeminden bir günah tutmamış. Bir günah onu tutmamış olsun. Hadîs-i şerif devam eder. Günah işleyenlerin en hayırlısı günahına tevbe edenlerdir. Günahına tevbe edenler hadîs-i şerîf devam eder.

Hiç günah işlememiş gibidir. Allah bizi onlardan eylesin. Allah bizi onlardan eylesin. Bu bir ikincisi. Ben bugün bayan sohbetinde de söyledim bunu. Benim ümit kapımdır o. Kendimce. Benim ümit kapımdır. Benim ümit kapım toplu şekilde yapılan zikrullahlardır. Benim ümit kapımdır o. Ben o hadîs-i şerîf okuduğumdan beri yıllar yıllar yıllar yıllar önce. Benim ümit kapımdır o. Ben şöyle düşünürüm. Benim ümit kapım. Hadîs-i şerif İmam-ı Hanbel nakleder ya bir kimse bir cemaatle zikrullaha katılırsa oradan af olmuş olarak kalkar. Allah o cemaatle zikrullahın bereketinden onun geçmiş günahlarını affettiği gibi geçmiş günahlarını hayra çevirir. Bu hadîs-i şerîf benim için ümit kapısıdır. Ben kendi kendime şöyle derim Ya Rabbi beni zikir halakalarından uzak eyleme.

Bütün kardeşlerimizi de uzak eyleme. Her hali kardı. Zorlansak da nefsimize duysak şeytana duysak her tarafımızdan böyle demir bukağlarla çekseler de biz o zikrullâh halakasına oturmayı Cenâb-ı Hak bize nasîb eylesin. Çünkü ardından hadîs-i şerifte muhteşem bir müjde var. Diyor ki günahları af olmuş olduğu gibi hayra çevrilir. Bir de malum bizim içimizde para yoktur, pul yoktur, makam yoktur, mevki yoktur. Biz para katmayız dergahımıza. Allah için buradayızdır. Allah için geliriz, Allah için toplanırız. Allah için severiz. Üstadımızı, derviş kardeşlerimizi, ihvân kardeşlerimizi Allah için severiz. Biz iş ve işçi bulma kurumu değiliz. Biz finans kurumu da değiliz. Millete borç para dağıtalım.

Biz isteğici de değiliz. Hiç kimseden de bir şey istemeyiz. Hiç kimseden de bir şey istemeyiz. Hiç kimseden de bir şey beklemeyiz. Ummayız. Ummak insanı köleleştirir. Biz ummayız da. Biz ne umarız, ne isteriz. Bak ne umarız, ne isteriz. Ne işçi bulma kurumuyuz, ne de finans kurumuyuz. Biz Allah için birbirini seven, Allah için toplanan, toplandığında Allah için Allah sohbeti yapan, Resûlullah sohbeti yapan, Allah’ı zikreden bir topluluğuz. Ben bunun korunmasını istiyorum. Sağ olduğum müddetçe ben bunu korumaya gayret edeceğim. Arkamızdan gelen kardeşler bunu gayret edecekler, bunu koruyacaklar. Bizden sonra da bu emaneti böyle götürecekler. Bakın böyle götürecekler. Hiç bir zaman paraya, makama, mevkiye tevessül etmeyecekler.

Hiç bir zaman kardeşliklerini yok etmeyecekler, inkıtaya uğratmayacaklar. Bununla da alakalı müjde var, bununla da alakalı müjde var. Ne var? Onlar akrabâ olmadıkları halde, aynı kavimden olmadıkları halde, aynı kavimden olmadıkları halde, birbirlerinden menfaatleri olmadıkları halde, birbirlerini Allah için severler, hadisi kutsi ve toplandıklarında Allah’ı zikrederler. Toplandıklarında Allah’ı zikrederler. İki hususiyetleri var. Bir, Allah için toplanıyorlar, mal, mülk, maka, mevki, para, pul değil. İkincisi ne? Allah’ı zikrediyorlar ve diyor müjde. Hiç bir gölgenin bulunmadığı o mahşer yerinde Allah’ın gölgesinde gölgelenirler. Benim derdim bu. O yüzden bir kardeş günaha işlemiştir, işlemişsizdir kardeşim.

Hepimiz işleriz, hepimiz hala da işleriz. Biz günahkar bir topluluğumuz. Evet. Biz günahsız bir topluluk değiliz. Biz günahkar bir topluluğuz. Ben kendim nefsim için söylüyorum. Ben günahkar bir insanım. Bunu böyle tevazu mevazu için, ay sen günah işlememişsin desinler diye demiyorum. Ciddi ciddi söylüyorum. Sizden saklım gizlim yok benim. Ben günahkar bir insanım. Benim de ümit ettiğim yerler bunlar. Bakın benim de ümit ettiğim yerler bunlar. Herkesin bir ümit kapısı olacak ya, benim de ümit ettiğim yerler bunlar. Benim söylememe gerek yok. Hiçbirinizin parası, pulu, mâlı, mülkü beni ilgilendirmez. Hiç ilgilendirmedi. Beni ilgilendiren sizin Allah demeniz. Başka bir derdim yok. O yüzden hepimiz günahkarızdır.

Hepimiz günah işleriz. Hepimiz hata yaparız. Hepimiz bir bir şeyin içerisinde bulanırız. Bulanırız. Veya bir şey bize doğru gelir. Öyle ya. İlla biz gideceğiz diye bir kaydı yok. Bir şey bize gelir. Ümidimizi kesmeyiz. En kısa zamanda bir zikrullâh alakasını oturur. La ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah La ilahe illallah İllallah Muhammeden Resûlullah Eşhedü en la ilahe illallah Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü Deriz, günahlarımızın affolduğuna inanırız. Deriz, günahlarımızın affolduğuna inanırız. Ve hadîs-i şerifin tecellî ettiğine inanırız. Oradan af olmuş olarak kalkınız. Buna inanırız. Bu inancı üzerinde yaşarız.

Bu demek değildir ki, gidin Hutsi’si günah işleyin. Bu değil. Bakın derdim bu değil. Ama günahlarımızdan bu şekilde kurtulacağımıza, bu şekilde Allah’ın bizi temizleyeceğine inanırız. İnancımız bu. Allah bizi bu inanç üzerinde inşallah yaşatsın ve nefeslerimizi bu inanç üzerinde alsın inşallah. Amin. Kaza namazı borcu olan bir kimse akşam namazı sünnetinin yerine akşam namazının farzının kazasının kılsı olur mu? Olur. Hanefiler mağazıları olmaz demiş ama olur. Sonradan gelenler fetvâ vermişler. Haklarınız helâl edin. Bizden yana da helâl olsun inşallah. Geceniz mübarek olsun. Önümüzdeki Perşembe malum burada olacak şey, iftâr, kandîl. Şimdi çalışmaları görmüşünüzdür. Osmangazi Belediyesi komple burayı böyle bir düzenliyor.

Herhalde asfaltacakmış orayı. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki Perşembe gün baya baya burası büyükmüş. Bugün Hacı Câfer gezdirdi beni. Ondan sonra Muhtar da hesaplamış. 1400 metrekareymiş bu boşalayın. Hatta Hacı Câfer dedi aynı şey gibi yapacağız. Gelibolu gibi yapacağız dedi masaları filan dedi. 1400 metrekare olunca baya metrekare bir de asfaltlanacak orası şimdi. Asfaltlanınca düp düzgün bir yer olacak. Şimdi öyleyse olunca bütün il, ilçe, her taraf inşallah iftara davetli. O yüzden iftarı burada normalde inşallah burada icra edeceğiz. İftardan sonra da inşallah burada gene sohbetimiz olacak. Aldığı yere kadar. Aldığı yere kadar. Ufak ama aldığı yere kadar. İnşallah o gün görüşeceğiz.

Bu kadar söyleyeyim mi yetişeceğim. Değil mi Hacı Câfer? Daha fazla söylemeyeyim konuşmayayım yani. Tamam. Peki geceniz hayır olsun hakkınızı helâl edin inşallah. Yarın malum şeydeyiz Gelibolu’dayız inşallah. Gelibolu’ya gelenler de orada buluşuruz inşallah. Geceniz hayır olsun.


Kaynakça ve Referanslar

  • Tebriz’den Misafir ve Giriş: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf I. cilt, Ney ve Neyistân temâsı; “Susuz suyu arar, nakıs kâmili arar” temâsı; mecâzî aşktan hakîkî aşka intîkâl; nefsin yedi mertebesi — emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiye, merdiyye, sâfiye; “İrci’î ilâ Rabbiki” — Fecr 89/27-28; fenâ fillâh — İmâm-ı Rabbânî Mektûbât; gözü Aynullah, eli Yedullâh olma temâsı (hadîs-i kudsî) — Buhârî, Rıkâk 38
  • Hilâfet Sonrası Ümmetin Bölünmesi: Dört Halîfe dönemi, Emevî-Abbâsî-Selçuklu-Osmanlı devlet tecrübesi; Ehl-i Beyt’in zulme uğratılması — Kerbelâ hâdisesi; Osmanlı özerkliği ve mozaik yapısı; Bernard Lewis, What Went Wrong? (karşı delil mahıyyetinde); Osmanlı’nın yıkılışı ve Sykes-Picot ile cetvelle ülke bölünmesi; kemâlizm, Şah rejimi, Arap ırkçılığı (Ba’as), vahhabîlik — İngiliz casusu Hempher’in rıvâyeti; sûfî yapılanmaların ülke ülke ilgâsı (1925 Tekke ve Zâviyeler Kânûnu, Mısır Nasır dönemi, Müslüman Kardeşler baskıları)
  • Tepeden İnme İslâm Devleti Tezi: Seyyid Kutub, Yoldaki İşaretler (Meâlimu fi’t-Tarik) ve Fî Zilâli’l-Kur’an; Ebu’l-A’lâ Mevdûdî, İslâm’da Hükûmet; Cemâleddin Efgânî – Muhammed Abduh – Reşid Rızâ üçlüsü ve masonluk ilintisi (Mustafa Özbağ’ın şahsî değerlendirmesi); Hümeynî’nin İrân İslâm devrimi (1979); İhvân-ı Müslimîn (Mısır-Hasan el-Bennâ), Cezâir’de FIS, Tunus’ta Nahda, Suûdî Arabistan’daki Selefî-Vahhabî teşkilât; terör örgütleri silsilesi: el-Kâide – Taliban – Boşnâk kampları – el-Haram – Nusra – DAEŞ; “İslâm devleti” iddiasının Kâ’be çevresinde silâhla kurulması — Tevbe 9/11-12
  • Sûfîlik ve Tedrîcî Teblîğ: Sûfîlerin teblîğ yolu — Nahl 16/125 (“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır, onlarla en güzel biçimde mücâdele et”); Âl-i İmrân 3/159 (“Allah’ın rahmeti sebebiyle onlara yumuşak davrandın”); Hadis-i Şerîfî: “İnsanlara aklına göre konuşun” — Müslim, Îmân 4; Hacı Bayrâm-ı Velî ve Muhyiddîn-i Üftâde Hazretleri’nin sohbet yoluyla tedrîcî hidâyet metodu — Hasan Kamil Yılmaz, Azîz Mahmud Hüdâyî; Abdülkâdir-i Geylânî, Gunyetu’t-Tâlibîn; Mevlânâ, Mesnevî II-III. cilt’teki İbrâhim Edhem ve Mecnûn örnekleri — hizmet ve şefkatle yol alış; “kör bıçağın kesmemesi” temâsı
  • Beş Emniyet ve Fesâdın Men’i: İmâm-ı Şâtibî, el-Muvâfakât 2. cilt, Zarûrât-ı hamse (dîn-nefs-nesl-akl-mâl); İmâm-ı Gazzâlî, el-Müstasfâ I. cilt; “yeryüzünde fesâd çıkarmayın” — A’râf 7/56, Bakara 2/11, Rûm 30/41; hadîs: “Her biriniz çobandır ve her çoban güttüğünden mes’uldür” — Buhârî, Cum’a 11; ağaç-taş-hayvan koruması — Ebû Dâvûd, Cihâd 90 (muhârebe yasakları); akâidcî/akâid imamlarının ortak ictihâdı — Ömer en-Nesefî, Akâidu’n-Nesefî; Teftazânî şerhi
  • Global Lâik Sistem ve Dine Müdâhale: Sultan-Emîr ile halîfe/dinsel iktidar ayrışımı — Bernard Lewis, The Political Language of Islam; Mohammed Arkoun, İslâm, Avrupa, Batı; global/emperyalist sistem tanımı — İmâm-ı Rabbânî’nın “dârü’l-ıslâm/dârü’l-harb” ayrımı; Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın devlete bağlılığının lâiklikle çelişkisi; beş vakit namaz ve cum’a izîni problematikleri — Cum’a 62/9; “işimız var, mesaimiz var” mazeretine cevâb — Haşr 59/19; Hristiyan Pazar tatili benzetmesi ve şabat günü — Bakara 2/65
  • Batı Rasyonalizmi ve Hristiyanlık: “Din sadece şahsî vicdân meselesidir” tezi — John Locke, A Letter Concerning Toleration (Batı’nın kilise-devlet ayrımı); Pazar kiliseye gitme kalıbı; 20. yüzyıl medya-eğlence endüstrisi ve aile kurumunun erozyonu; Mehmet Şeref Vardar vb. akademik eleştiriler; Türkiye’deki “derviş Kölübük” fıkrası ve aile reisliğinin sönmesi; erkekliğin biyolojik/dinsel tanımı — Nisâ 4/34 (“Erkekler kadınlarüzerine kâyimdir”); nefîre-i âmme temâsı — Tevbe 9/41
  • Petrol, Savaş ve Can Emniyeti: Venezuela ve Maduro’ya operasyon benzeşimi; Suûdî Arabistan, Cemâl Kaşıkçı sûikâsti; Filistîn-Gâzze, Sûriye-Rakka, Irak-Musul, Mısır Rabia meydânı katliâmı (Ağustos 2013); Türkîye’nin Doğu Türkistân, Pakistan, Afganistan, Lübnan rıvâyetleri; Almanya’da 11 Müslümanın hunhârca katli (2020 Şubât Hanau); hadîs: “Bir kişinin katli bütün insanlığı öldürmek gibidir” — Mâide 5/32; “Müslümanın Müslüman’a kanı-mağı-ırzı harâmdır” — Müslim, Birr 32
  • İpek Yolu ve Aile Bağları: Çin-İran-Türkiye-İngiltere hattındaki yeni İpek Yolu projesi (Belt and Road Initiative); ABD Merkez Bankası (FED)’in trilyonlarca dolarlık borcu, dolar hegemonyası; Çin’in Doğu Türkistân’da Müslümanları baskılaması ve toplama kamp bildirileri (BM raporları); aile ve akrabâlık bağlarının korunması — Nisâ 4/1 (“Sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden sakının”); Rûm 30/21; Mevedde ve rahmet temeli — Şûrâ 42/23 (“yakınlığa sevgi hariç sizden bir ücret istemiyorum”); hadîs: “Silayı rahim rızkı bollatır” — Buhârî, Edeb 12
  • Nesl Koruma ve Mâl Emniyeti: Kiralık anne (surrogate), sperm bankası ve yumurta bankası uygulamalarının İslâm fıkhında külliyen harâmlığı — İsrâ 17/32 (“Zinâya yaklaşmayın”); Nûr 24/2-3; nâfakanın ölçüsü — Talâk 65/6-7; ABD ve küresel malî sistemin içi boşlukları; “Dolar karlıca olmuş” temâsı; kâğıt para ve altın-gerek ayırımı — İmâm-ı İbn Teymiyye’nin para hükmü, altın standardı; malın korunması — Bakara 2/188 (“Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin”)
  • Fâiz Zulmü ve Din Emniyeti: Fâizin harâmlığı ve ilk elden savaş âyeti — Bakara 2/275-279 (“Allah ve Resûlünden bir savaş açılmış olarak biliniz”); Âl-i İmrân 3/130; Rûm 30/39; hadîs: “Fâiz yiyenle veren ve şâhit olan büyük günâh işlemiştir” — Müslim, Musâkât 105; İslâm devlet sisteminde korunması gereken beş şeyin mertîbe sırası: (1) nefs, (2) nesl, (3) akl, (4) mâl, (5) dîn — İmâm-ı Şâtibî, el-Muvâfakât; dîn emniyetinin son sırada olması — “Lâ ikrâhe fi’d-dîn” — Bakara 2/256; özgür iradeyle îmân — Kâfirun 109/6
  • İlhâm, Tevbe ve Gelibolu İftârı: “Köpeklerimi kovmam” hadîsi ve tevbe kapısının açık oluşu — Tirmizî, Kader 6; Buhârî, Tevhîd 24 (“Tevbe eden hiç günâh işlememiş gibidir”); Zumer 39/53 (“Ey günâhta haddî aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden ümîdinizi kesmeyin”); “Ben günâhkâr bir insanım” temâsı — İbn Hanbel, Müsned (Peygamber’in günde 70-100 istiğfarı); akrabâ olmaksızın birbirine söyleyen muhabbet — Buhârî, Ezan 36 (“Arzu-yı Rahmân gölgede gölgelenecek yedi sınıftan biri Allah için sevişenlerdir”); kaza namazı ve sünnet kazası — İbn Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr; Gelibolu-Çanakkale ziyareti ve Osmangazi Belediyesi iftârı — Bursa şehîdlerine hizmet âdâbı

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Fenâ, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı