Siyasal İslâm Analîzine Giriş
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Yine bir cuma tesisi sohbeti. Yine kardeşlerle, arkadaşlarla, izleyenlerimizle beraber olma günü. İnşallah. Yine bir Korone günü. Koronenin normalde dünyayı kasıp kovurduğu, ülkemizde de ne yazık ki etkili olan bu salgın hastalıklardan devam ederken bir gece. Öyle söyleyelim inşallah. Tabi bu akşamki sohbet daha önce takip edenler bilir. Bizim bir soru hazırlayan kardeşimiz vardı. İslâm’ın siyasi hareketi olarak bir hayli geniş bir soru hazırlamıştı. Yaklaşık 41 sayfa. Bu akşam bunun 26. sayfasının 2. paragrafından devam edeceğiz inşallah. Allah’tan bir şey gelmezse.
Rabbim bizleri doğruyu konuşan, doğruyu yaşayan kullarından eylesin inşallah. Malum İslâm’da siyaset, İslâmî siyaset, İslamcı siyaset herkes bir isim koyuyor. Normalde buna neymiş, ne değilmiş bunu konuşmaya gayret ediyoruz. 26. sayfanın 2. paragrafından devam ediyoruz. 3. ayın 14. en son bunun sohbetini yapmışız. İnşallah buradan devam edeceğiz. İslamcıların siyasal hareketi devletlerin ya da İslâmî toplumların ortaya çıkışına yol açmak şöyle dursun. Ya devlet mantığına parantez içinde İran ya da yeniden düzenlenmiş olsa bile geleneksel bölünmüş diye parantez içinde Afganistan geri dönmektir. Aktörleri ne söylerse söylesin her siyasal hareket otomatik olarak layık bir alanın yaratılması ya da geleneksel bölünmüş diye geri dönüşür.
İncelediğimiz hareketlerin düşünceleri iki kutup arasında gidip geliyor. Toplumun İslamileştirilmesinin devlet iktidarından geçtiğini düşünen devrimci kutup ile toplumsal ve siyasal eylemi ile toplumu her şeyden önce aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen reformcu kutup. Bu iki kutuba göre aşağıdan hareket İslâmî bir devletin kuruluşuna otomatik olarak yol açacaktır. Devrimci yol başarısızlığa uğradı. İran devrimi saray kavgalarının ve ekonomik münalımın içine gömüldü. Müslüman kardeşlerden kopan grupların eylemciliği Arap ülkelerinde herhangi bir rejim değişikliği sağlamayı başaramadı. Sunni aşırı gruplar marjinelleştiler. Şii gruplar ise tersine stratejilerinin terörizmin Suriye ve İran tarafından yönlendirilmesi piyonları haline geldiler.
Fakat İslamcılık siyasal manzaraya ve çağdaş Müslüman topluma derinlemesine damgasını vurdu. Doğu-Batı çatışmasının son bulması, komünizmi arkasına sığınılan bir karşı güç olmaktan çıkardığı için, İslamcı devrim düşüncesinin başarısızlığı uğraması 80’li yılların sonunda İran devrimi tarafından temsil edilen devrimci üçüncü dünyacı siyasal İslamcılığın öteden beri Suudi Arabistan tarafından finanse edilen şiddetle Batı karşıtı puriten, ahlakçı, popülist, muhafazakar bir yeni fundalmalizme doğru kayışına yol açtı. Cezayir FIS’i bunun protipiydi. Parantez içerisinde İslâmî Kurtuluş cephesi eşittir FIS. Bununla birlikte İslamcılığa getiren sosya ekonomik gerçekler ortadadır ve silinmeye yüz tutmuş değildir.
Parantez içinde sefalet, köksüzlük duygusu, diğer bir kimlik bunalımı, eğitim sistemlerinin bozulması, göçmenlerin gittikleri ülkelerde bütünleşme sorunları, İslâm devrimi, İslâm devleti, İslâm ekonomisi birer efsanedir. Ama İslamcı muhalefet konusunda bir çözüme varmış değiliz. FIS gibi hareketlerin iktidara gelmeleri, İslâmî devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan başka sonuç doğurmamıştır. Oliver Roy, siyasal İslâm’ın iflazı. Zamanımız yeterse inşallah bu pasajları, bu paragrafları işlemeye gayret edeceğiz. Oliver Roy, bu siyasal İslâm’ın dünya üzerindeki hareketlerini kendince tanımlayan, kendince bu noktada araştırmalar yapan bir kimse. Bu komple alıntı da Oliver Roy’un, siyasal İslâm’ın iflazı adlı kitabından alınmış.
Demek ki kardeş bunu öyle yazmış. Okuduğumuz ilk paragraf, İslamcılar’ın siyasal hareketi devletlerin ya da İslâmî toplumların ortaya çıkışına yol açmak şöyle dursun, ya devlet mantığına parantez içerisinde İran ya da yeniden düzenlenmiş olsa bile geleneksel bölünmüşlüğe parantez içerisinde Afganistan geri dönmektir. Aktörleri ne söylerse söylesin, her siyasal hareket otomatik olarak layık bir alanın yaratılması ya da geleneksel bölünmüşlüğe geri dönüşür. Bu iki örneğimiz var elimizde, Oliver Roy’un söylediği. Bir İran örneği var, iki Afganistan örneği var. Malum İran örneği ile Afganistan örneği, hatta biz buna Suudi Arabistan’ı da ilave edebiliriz.
İrân İslâm Devleti Modeli
Çünkü kendilerini İslâm olarak nitelendiren üç tane yeryüzünde. Çünkü analizler 80’lere 90’lara dayılan analizler, böyle baktığımızda normalde üç tane devlet var kendisini İslâm devleti olarak tanımlayan. Bir Suudi Arabistan devleti var, iki İmam Hümeyni’den sonra şia İslâm devleti veya İran İslâm devleti olarak nitelendirilen bir devlet var. Bir de Sovyetlerin normalde işgal etmeye kalktığı, hatta işgal ettiği Afganistan’da Taliban’ın kurduğu veya kurmaya çalıştığı bir İslâm devleti var. Biz bunların adına İslâm devleti, onlar kendilerini öyle nitelendirdikleri için ben de öyle nitelendiriyorum. Yoksa ben onları birer İslâm devleti gördüğüm noktasında değilim. Hatta bunu ben her daim söyleyen bir kimseyim.
Yeryüzünde şu anda bir İslâm devleti olduğuna inananlardan da değilim. Şimdi İran söz konusu olunca İran İslâm devletinin modelini konuşabiliriz. Veyahut da gerçekten İran İslâm devleti modeli başarısız mı oldu, başarılı mı oldu buna bakabiliriz. Tabi İran İslâm devleti modeli ben başarısız görüyorum. Başarısızlığı her şeyden önce İran İslâm devleti modelinin başarısızlığıdır. normalde oradaki söz konusu olan başarısızlık İslâm’la alakalı değildir. Orada o İran İslâm devleti modelinin bir başarısızlığı vardır. Bunun normalde işle işi, tarzı, tavrı, komple benim nazarımda da başarısızdır. Bu komple İslâm dünyasını bağlamaz bu başarısızlık. Adının başına İslâm koyulan her şey çünkü İslâm değildir.
İran İslâm’ı olarak nitelendireceğimiz olgu Şia düşüncesinin üzerine kuruludur ki bu da İslâm dünyasında çok tartışılan bir olgudur. Çünkü tüm İslâm dünyasını kaplamaz. Kendi içerisinde dahi birlikteliği sağlayamamış bir fikriyat veya felsefenin tüm İslâm dünyasını kapsaması da mümkün değildir. Çünkü İran’da bu İran İslâm devlet modelini veyahut da İran İslâm hükümetini, devletini ama içindeki her şeyle tartışmaya açıktır. Bu tartışma bitmiş değildir. Ve normalde kendi içinde de bu model oturmamış yerleşmemiştir. Kaldı ki dünya üzerinde bir model oluştursun. Ne yazık ki model de oluşturamamış ve ilerleyen safhalarda bunu göreceğiz. Bunu konuşmaya devam edeceğiz bugün çünkü ne yazık ki Orta Doğu’daki terör oluşumlarına bence destek olmuş.
Hatta sünni kesimle derinlemesine savaş açmış ve savaşmış bir kimse. O dönemdeki İran-Irak savaşı dillere destan olmuştur. İran-Irak savaşı yıllarca sürmüş ve Orta Doğu’da normalde sönmeyen ateşin yakılmasına sebep olmuş. Afganistan’daki durum ise bundan çok farklı değildir. Afganistan’da da Sovyetlerinin yenilerek o çok büyük ekonomik kayıplar vererek 1989’da çekildiğinde süreç olarak bir İslâm devletinin ortaya çıkmamıştır. Batı veya Berlik kesimler özellikle İran’da ve Afganistan’dakini İslâm devleti olarak nitelendirirler. Kaldı ki onlar da kendilerini öyle nitelendirirler. Zaten en büyük açmaz o. Her ikisi de birer İslâm devleti değildir. Taliban’ın, El-Kaide’nin, Peştunların ve diğerlerin ayrı ayrı grupları hepsi de baş olma iddiasıyla birbirleriyle kavga etmeye, savaşmaya başladılar ki ardından da Batı’nın müdahalesi geldi.
Ve hepsini de dağıtarak birbirine düşürerek kendisi de sivil ve askeri toplulukları katlederek bambaşka bir tablo ortaya çıktı. Afgan mücahitlerinin, yurt dışından gelen diğer mücahitlerin ideolojik olmaktan çok etnik ve kabilesel temelde olan ayrılıkları ve gittikçe artan çatışmalar izledi. Hala daha ne yazık ki aynılar. Bu sebeple Afganistan’da tam anlamıyla bir İslâm devlet modelinden bahsetmemiz mümkün değildir. Tabii ki var olanı tam bir İslâm modeli göremezsek dahi başarılı görmemiz de mümkün değildir. Bu bölünmüşlüklerle de başarılması da mümkün değildir. O yüzden Afganistan’da da ne yazık ki Oliver Roy’un dediği gibi yeniden layık bir noktaya dönüş söz konusu şu anda öyle denile bilinir.
Çünkü Afganistan’daki savaşan gruplar kendilerince yola çıktıklarında kendi vatanlarını önce Sovyet işgalinden sonra Amerikan işgalinden kurtarma, kendilerince yola çıkarken bir İslâm devleti kurma düşüncesiyle, hayaliyle yola çıkanlar hükmetme, oradaki devletin yegane tek sahibi olma ve kendilerince orada yönetimde pay sahibi, yönetimde söz sahibi olma mücadelesine girdiler ki ne yazık ki sonra birbirlerini düştüler, birbirlerini kafirlikle itham edip birbirleriyle savaşmaya başladılar ki bu ne yazık ki bir rol model olmaktan çıktılar. Çünkü aslında biz bu meselelere bakarken de biraz tarihi boyutuyla bakmamız lazım. tarih boyunca Afganistan’da bir İslâm devlet modeli hiç oluşmamış, İran’da bir İslâm devlet modeli hiç oluşmamış.
İslâm dünyasındaki bu topraklarda en uzun süre İslâm devlet modeli olarak modelleyebileceğimiz, ki benim tam olarak İslâm devleti olarak nitelendirmediğim bir Osmanlı imparatorluğu var. Ondan öncesi Selçuklu imparatorluğu kurulmuş ve değişik imparatorluklar, değişik devletler kurulmuş. Bu topraklarda İslâm devleti, İslâm inananlarının bulunduğu topraklarda değişik devletler oluşmuş. Ama bunlar ne yazık ki Hazret-i Peygamber’in zamanındaki İslâm devlet modelleri olmamışlar hiç, olamamışlar. Bunda değişik unsurlar, değişik sıkıntılar, kültürel problemler, ne bileyim kendilerinecek etnik problemler bunlarda etkili olmuş. Böyle olunca da normalde tam bir İslâm devlet modelini oluşturamamışlar. O Hazret-i Peygamber’in zamanındaki modelleri kendi zamanlarına taşıyamamışlar.
Kaldı ki İran’da çok eski bir devlet geleneği vardır. Kerslerle özür dilerim, Faresilerin bu noktada çok eski bir devlet geleneği vardır. Ama onlar da İslâm devlet geleneği de çok derinlemesine değildir. Kaldı ki Afganistan’da böyle bir derinlik olsun. Bu da mümkün değildir. Aslında İran’da, Afganistan’da bütün İslâm dünyasını kanatlarının altına alacak bir rol model devlet olamamışlardır. Buna Suvidiler de dahildir. Suvidilerde de en büyük problem her ne kadar Oliver Roy burada İran’ı ve Afganistan’ı örnek gösterdiyse buna Suud-Arabistan’ı da ilave edebiliriz. Suvidilerde de Arap hırçılığına dayalı. Bir devlet sistemi vardır. Dini olarak da vahabiliği kendilerine ölçe edinirler. Öyle olunca Osmanlı’dan sonra kurulan o Suud-Arabistan devleti de ne yazık ki İslâm devleti statüsünde olamamışlardır.
İncelediğimiz hareketlerin düşüncesi, yine bu paragraf, iki kutup arasında gidip geliyor. Toplumun İslamileştirilmesinin devlet iktidarından geçtiğini düşünen devrimci kutup ile toplumsal ve siyaset eylemi ile toplumu her şeyden önce aşağıdan yukarıya İslamileştirmeyi hedefleyen reformcu kutup, bu iki kutuba göre aşağıdan hareket İslâmî bir devletin kuruluşuna otomatik olarak yol açacaktır. Normalde bu iki kutup her iki tarafta bunu denemiş midir? Evet, bir devlet eliyle İslâmî yeniden organize etmek ve toplumları İslamlaştırma bu İran tarafından denenmiş. İran tarafından bu denenince ne yazık ki bu denemeden belli bir sonuç alınmamış. Ve bu aslında, bunun öbür küsünü de söyleyeyim, toplumları İslamlaştırarak devlet kurma.
Bu kanat da ne yazık ki Türkiye’nin dışındaki yerlere baktığımızda bu da başarıya ulaşmış bir nokta değil. Ve bunun da başarıya ulaşmamış noktasını Cezayir’deki FIS hareketi ile anlatmaya çalışacağız. Ama önce bunu anlatırken İslâm’ın kendi fıtratı var. İslâm kendi fıtratında devletler eliyle kurulan bir düzen sistem değildir. İslâm’ı siz bir devlet eliyle, bunu savunanlar çoktur, bir devlet eliyle siz bir yerde kurup sistemleştiremezsiniz. Bu çünkü İslâm’ın kendi fıtratına aykırıdır, Cenâb-ı Hakk’ın Sünnetullah’ına aykırıdır. Sebeb normalde eğer toplum İslâm olursa o kurulan devlete tabi olur, o kurulan devlete riayet eder. Eğer toplum İslâm olmazsa o zaman o kurulmuş olan devlet onlara zulüm gibi olur.
Onlar tabi olmazlar, onu istemezler, onu yıkmaya çalışırlar. Şimdi bunu ta geriye doğru gittiğimizde Mekke ve Medîne devirlerine baktığımızda başlangıçta bir devlet yoktur. Mekke’de Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir devlet kurma yoluna çıkmamıştır. Devlette bir bağlantısı da olmamıştır. Hatta o günkü müşrik devletin yöneticileri ona gelip devlette hazineyi ele almasını veyahut da devlette hangi görevi almak istiyorsa o görevi onlara vereceklerini söylediklerini de Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Mekke müşrik devletinde görev almayı kabul etmemiş ve orada bir görev almamıştır. Ve onların istedikleri tabi bir tek Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin yeni getirmiş olduğu dinden dönmeleridir.
Hatta bu meşhurdur amcasına söyler ya Allah’a yemin ederim ki güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler ve yine de bu davadan vazgeçmem ya Allah bu dini hakim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim der. Ve devam eder Mekke’de kendince Cenâb-ı Hak’ın kendisine vahyetmiş olduğu dini tebliğ etmeye ve etrafındaki insanları Allah’a davet etmeye devam eder. Ve bu noktada asıl amaç çünkü devlet kurmak değildir Mekke’de ve zaten İslâm devletinin de asıl amacı ilah-ı kelimetullah’tır. Ve İslâm’ın insanlara tebliğ edilmesidir. Müslümanların İslâm’ın yaşamlarını kolaylaştırmak ve buna imkan hazırlamaktır. Çünkü normalde devletin İslâm literatüründe asıl amacı budur ve bunu gerçekleştirmek gayesiyle kurulmamış olan bir devlet İslâm devleti olmaktan da çok uzaktır.
İran, Afganistan, Suudi devlet modelleri de bu manada İslâm devlet modeli olmaktan uzaktır ve başarısızlıklarının sebebi de İslâmî devlet ölçüsünden uzak olmalarından dolayıdır. Bu üç sistemin üçü de normalde İslâmî devlet ölçülerinden uzaktırlar. İslâmî devlet ölçülerinden uzak olduklarından dolayı bunlar İslâm devlet fıtratının da dışında kaldıklarından dolayısıyla dinin kendi fıtratının dışında kaldıklarından dolayı başarısız olmuşlardır ve başarısızlıkları devam etmektedir. Acı bir şey yeryüzü de şu anda mevcut bulunan Suud-i Arabistan devletini ve İran İslâm Cumhuriyeti devletini İslâm devleti zannetmekteler. İşin acı tarafı da bu. Paralafa devam ediyoruz. Devrimci yol başarısızlığa uğradı.
İran devrimi saray kavgalarının ve ekonomik bunalımın içine gömüldü. Müslüman kardeşlerden kopan grupların eylemciliği, Arap ülkelerinde herhangi bir rejim değişikliği sağlamayı başaramadı. Sunni aşırı gruplar marjinelleştiler. Şii gruplar ise tersine devlet stratejilerinin parantez içerisinde terörizm, Suriye ve İran tarafından yönlendirilmesi, parantezi kapattık, piyonları haline geldiler. Fakat İslamcılık siyasal monzaraya ve çağdaş Müslüman topluma derinlemesine damgasını vurdu. Şimdi İran İslâm Devrimi’nin oturduğu zemin ne yazık ki tam bir İslâm değildi. Çünkü İslâm Devleti’nin amaçlarının başında, Rıbbi bin Amir’in Kadisiyye vakasından önce İran ordusu komutanı Rüstem’e söylediği sözle meşhur olmuştur.
O söz de şudur, İslâm Devleti insanları dünyanın darlığından bolluğuna, kullara kulluktan kurtarıp Allah’a kul olmaya ulaştırmak gelmektedir. İslâm Devleti’nin asıl amacı budur. Başka bir devlette böyle bir ayrıcı bir özellik bulunamaz.
Afganistan ve Sû’ûdî Arabistan
Yani bu tek İslâm Devletinde olur. İnsanları dünyanın darlığından bolluğuna, kullara kulluktan kurtarıp Allah’a kul olmaya ulaştırmaktır. İslâm Devleti modeli. Ama İran İslâm Devleti ne yazık ki benim nazarımda tepeden inme bir reformist bir İslâm Devleti değildir. Çünkü normalde İran Devrimi kendi içerisinde ne yazık ki kendi çocuklarını da katletmiş olan bir İslâm Devrimidir ki adı İslâm olduğu için de İslâm değildir. Ayrıca İran Devrimi dünyada tek layık devlet olan Türkiye ve muhafazakar Arap Devletleri ve tüm Batı Devletleri, başta İsrail, Amerika tarafından bir tehdit olarak algılanmıştır. Çünkü İran İslâm Devleti kendisini bu tehdit de ayakta tutar. Devamlı bu tehdit, kendisi de çünkü Batı’yı, Amerika’yı, İsrail’i devamlı tehdit eder görüntüdedir.
Devamlı tehdit eder ki, devamlı Batı’nın ve tehdit ettiği ülkelerin de kendisini tehdit ettiğini düşünerekten içerisini bastırır. Aslında işin acı tarafı da şudur. Veyahut da bilinmeyen tarafı da şudur. İran İslâm Devleti aslında Batı’yla da, Amerika’yla da, İsrail’le de ilişkilerini dostane bir şekilde götürür. İran İslâm Devleti’nin çünkü hedef tahtasında sözel olarak her ne kadar İsrail ve Batı var ise de eylem olarak, bu çok acıdır, asla batı ve İsrail olmamıştır. Ya kim olmuştur? Oradaki Sunni, yereldeki Sunni Müslümanlar olmuştur. İran İslâm Devleti’nin ilk savaştığı yer Irak’tır. Kiminle savaşmıştır? Sunni Araplarla savaşmıştır. Kimle? Saddam Hüseyin ile savaşmıştır. Ve acı bir şeydir, bütün Arapsunni Arap dünyası Saddam Hüseyin gibi bir zalim kimsenin arkasında durmak zorunda kalmıştır.
Batı, İran ile Saddam Hüseyin’i 8 yıl boyunca savaştırmış olan Müslüman çocukları olmuştur. Normalde bu devletler, batı dolaylı veya dolayısıyla direk veya endirek, veya Sunni gibi görünen Arap İslâm ve Arap devletler, İran’ın ayağını kaydırmak için normalde sınırlarının dışında, herkes kendi sınırlarının dışında teröre hizmet etmişlerdir. El-Kaide gibi veya değişik örgütleri besleyerekten İran Şia devrimini veya İran Şiasını durdurmak için mücadele etmişler, savaşmışlardır. İran’ın bugüne kadar her gün tehdit ettiği İsrail’e zerrece herhangi bir saldırıda bulunmamış, zerrece herhangi bir şey yapmamıştır. Veya da Amerika’ya, veya da İngiltere’ye, veya da Fransa’ya, veya batının herhangi bir devlet gücüne herhangi bir şey yapmamıştır.
Ama İran şunu yapmıştır, Orto Doğu’da Sunni Araplarla savaşmış, Sunni Araplarla aralarındaki uçurum daha dağıtmış ve kıyasaya hala da Suriye üzerinde bu savaş devam etmekte, Yemen üzerinde bu savaş devam etmekte, Irak üzerinde bu savaş devam etmektedir. O yüzden tepeden inmeci bir devlet sistemi ne yazık ki İran modeli noktasında tutmamış ve tutması da mümkün değil. Öbür taraftan da hani aşağıdan halkın içerisinde İslâmî bir eğitim vererekten, bir İslâmî nasihat ederekten, insanları irşad ederekten belli bir noktaya gelen o Reformcio kanat dediğimiz, o kanat da ne yazık ki değişik ülkelerde, değişik yerlerde bu en fazla Kuzey Afrika’da görüldü. Cezayir gibi, Faas, Tunus gibi, Mısır gibi ülkelerde görüldü.
Bu Müslüman kardeşler veya ihvani Müslüman olarak nitelendirilen bu anlayış devlette görev alınca veyahut da devletlerin değişik birimlerinde görev aldıklarında da onlar da ne yazık ki böyle başarısızlığa uğramışlardır. O yüzden normalde şu anda İran İslâm devleti, o Şii devletiyle sünnilerin arasındaki uçurum daha da artmış, daha da fazlalaşmış. Hatta Ortadoğu’da camiler bombalanmış, Ortadoğu’da mübarek zatların kabri şerifleri bombalanmış. Ve işin ilginç tarafı Şii’ler tarafından da kutsal olan Müslümanlar, Sünniler tarafından da kutsal olan, ne yazık ki Ehl-i Beyt’in türbeleri de bombalanmıştır bu arada. O yüzden Sünnilerle Şii’anın arasında çok acı kan girmiş ve ayrılıkları daha da derinleşmiştir.
Pararaftan devam ediyoruz. Doğu-Batı çatışmasının son bulması, komünizmi arkasına sığınılan bir karşı güç olmaktan çıkardığı için, İslamcı devrim düşüncesinin başarısızlığa uğraması 80’li yılların sonunda İran devrimi tarafından temsil edilen devrimci, üçüncü dünyacı siyasal İslamcılığın öteden beri, Sudarabistan tarafından finanse edilen şiddetle batık karşıtı, puriten, ahlakçı, popülist, muhafazakar bir yeni fundamentalizme doğru kayışına yol açtı. Ceza-i El-Fis’i bunun protipiydi. Parantez içerisinde İslâmî kurtuluş cephesi Fis. Şimdi evet, bu Doğu-Batı çatışmasının son bulması, Rusya komünist sisteminin, SSCB’nin dağılması ve o yıllarda SSVC’nin dünya siyasetinden birkaç adım geri çıkması ve alanı batıya bırakması, batıya bırakınca da normalde tek kutuplu bir dünya oluşunca da bütün o tek kutuplu Amerikan emperyalizminin hegomanyasının altında bir dünya oluştu.
Böyle bir dünya oluşunca da ne yazık ki İslâmî diriliş, İslâmî bir uyanış, İslâmî bir çalışmalar o hegomanyas yapı tarafından yönlendirilmeye, o hegomanyas yapı tarafından değiştirilmeye ve dönüştürülmeye başladı. Bu acı bir şey. bunu normalde 80’li yıllardan sonra dünya İslâmî hareketlere baktığımızda bunun çok açık bir şekilde örneklerini görürüz. Örneğin Sofiyetlere karşı Amerika Afganistan’daki mücahitleri desteklemiş ve destekledikleri mücahitlerin başında Usama Bin Laden gelir. El kaideyle Taliban’ın bu noktada ortak hareket ederekten Afganistan’da Sofiyetlere karşı başarılı bir savaş ama bu savaşın arkasında para desteği, normalde Sud Arabistan’a aittir, kanımca. Bunun silah desteği de Batılı Devletleri ki dolayısıyla en başta ABD’ye aittir.
Ama oradaki amaç söz konusu olan İslâmî bir hareketi destemek değil, SSCB’nin ekonomik olarak ve askeri olarak batışına sebeptir. Çünkü her iki tarafta bir türlü galibiyet gösteremezler. Galibiyet gösteremedikleri için savaş bir türlü bitmez. Savaş bir türlü bitmeyince de normalde Avrupa’dan, ondan sonra Orta Doğu’dan, İslâm ülkelerinden kendilerince cihat etmeyi hedefleyen, o tırnak içerisinde cihatci Müslüman olarak nitelendirilen genç Müslümanlar Afganistan’a gittiler. Afganistan’da gönüllü olarak sanki İslâmî bir cihat yapıyormuş görüntüsüyle savaştılar. İşin acı tarafı aslında amaç oradaki perde gerisinde. Ben o zamanlarda sohbetlerde bunları yorumlayamayan bir kimseyim. O zamanlarda amacın ben İslâm olmadığını, burada örtülü bir şekilde Sovyetlerle Amerika’nın savaştığını, dövüştüğünü ve Sovyetleri burada muhalup edip, ekonomik ve askeri olarak dünya siyaset sahnesinden geri püskürtme çalışması olarak görüyordum.
Nitekim bu öyle oldu. Sovyetler normalde Afganistan’dan geri çekilince oradaki Afgan gruplar, orada Afganistan’da savaşan, oradaki Allah için, din için savaşıyoruz diyenler bambaşka bir tablonun içerisine girdiler. Ve o tabloda ırkçılık girdi. O tabloda etnik grupların fikri, etnik grupların birbirleriyle çatışmaları girdi. Ve orada ne yazık ki Afganistan’da İslâmî cihat için yola çıkan gruplar birbirleriyle savaştı. Sonra döndü Amerika onlarla savaşmaya başladı. Şimdi burada İslâmî Kurtuluş cephesi FIS olarak nitelendirdiğimiz, Cezayir’de ise olay bambaşkaydı. Cezayir’de FIS’in başlangıcında normalde silah yoktu.
Cezayir Tarîhi ve FIS Kuruluşu
Sonradan FIS’in içerisine silah girdi. Cezayir’de İslâmî hareketlerin tarihi kökleri son dönemdeki, Arap İslâm düşüncesinin veyahut Arap İslâm istihadi köktenci hareketi dayandırmak mümkün değildir. oraya dayandırırsak biz tarihi derinliğine girmemiş oluruz. Çünkü normalde Cezayir enteresan bir ülkedir. Avrupa’nın burnunun dibinde ve Avrupa emperyalistleri ta Osmanlı’dan önce, bilhassa İspanyollar Cezayir’i hep sömürmüşler. Zaman içerisinde İtalyanlar sömürmüş, zamanla Fransızlar sömürmüş ve Cezayir ama tarih boyunca hep sömürgecilerin tasallutu altında kalmış. Bundan kurtulmayı Cezayir’ler Osmanlıların kuvvetli zamanlarında Osmanlıdan yardım dileyerekten bunu yapmışlar. Osmanlı’ya yardıma çağırmışlar ve Osmanlı yardıma çağırarak, bu yaklaşık 1520’lerde tarihçiler bunu daha iyi araştırırlar, bir tarih bulabilirler.
Normalde Osmanlılar Cezayir’e davet edilmişler ve dikkat edin davet edilmişler Cezayir halkı ve Cezayir yöneticileri olarak. Osmanlılar Cezayir’e savaşmamışlardır ve Cezayir bir fetih hareketi değildir Osmanlı’da. Ve Osmanlılar davet üzerine Cezayir’e gitmişler ve cezayeti korumayı muhafaza altına almışlar. Ve en fazla da bu İspanyol askerleri ve yağmacıları İspanyol korsanlardan Cezayir’i korumuşlar. Ta ki ne zamana kadar Osmanlı yıkılıncaya kadar. Ve normalde 1830’larda herhalde Fransızlar normalde Cezayir’i sömürgeleştirdiler ve Cezayir’i işgal ettiler. Ve Fransızlar Cezayir’i işgal ettikten sonra Cezayir halkı Fransızlarla mücadele etme bu sömürgeye bu emperyalizmle savaşmaya başladılar.
Çünkü normalde bir Müslümanın bir Müminin gayrimüslim bir devlete gayrimüslim bir unsurun işgalini kabul etmesi o işgali içine sindirmesi mümkün değildir. Eğer bu noktada güçlerinin yettiğince mücadele etmeleri İslâm’ın emridir. Tekrar söylüyorum bunu. Bir Müslümanın bir Müminin hem birey olarak hem de topluluk olarak gayrimüslim bir unsurun istilasına karşı gayrimüslim bir devletin oraya sömürgeleştirmesine karşı savaşması Müslümanlar için farzayındır. Ve en büyük cihatlardan birisidir. O yüzden Cezayir halkı da bu normalde Fransa emperyalizmine karşı savaşmaya başlamıştır. Ne zamandır bu? 1830’larda başlar bu savaşma bu mücadele. Çünkü Fransızlar Osmanlı’dan sonra Cezayir’i ve hatta bu zaman içerisinde Orta Doğu’yu da gelirler Suriye’de Fransızlar işgal ederler.
Hatta normalde daha ileriki dönemlerde Suriye’den sonra Anadolu topraklarına kadar gelirler ya hatta Antep’e kadar Antep sınırına kadar gelirler Maras sınırına kadar gelirler. Normalde Fransızlar onlara kadar gelirler çünkü Osmanlı devleti parçalanmakta ve parçalanınca da batılı devletler Osmanlı devletin topraklarını kendi aralarında paylaşmaktadırlar. Ve bu paylaşımla Cezayir sonuçta Fransa’ya düşmüştür kendilerince ve Fransa Cezayir’i işgal eder. Ve ilk çatışmalar Cezayir’deki bu noktada Fransızlara karşı cihat hareketi başlar. Tabi bu cihat hareketi başlar. Bu 1830’lardan başlar. Hemen hemen Cumhuriyet’in kurulduğu yıllara kadar Fransa’yla savaşırlar. Ve Fransa Cezayir’den normalde çekilmek zorunda kalır.
Ama bu çekilmek zorunda kaldı. 1920’lerde iyice bu Cezayir’deki hareket güçlenir. 1930’lara geldiğinde daha da güçlenir. Ve normalde Fransa Cezayir’i oradan çıkarken Cezayir’de layık bir devlet modeli bırakır. İşin enteresan noktası burası zaten. Ve bağımsızlık sonrası Cezayir’de 30 yıl boyunca… Bakın çok benzerlikler var. Bu benzerlikleri kendi kafanızda siz resim kurarak otutturabilirsiniz. Cezayir bağımsızlığını ele alır, bağımsızlığını ele aldıktan sonra 30 yıl boyunca Cezayir’i yöneten tek parti yönetimi vardır. Ve Cezayir’de layık bir devlet modeli kurulur, layık devlet modeli kurulur ve tek partidir. Ve seçim de yoktur. Seçimle iş başına da gelmek yoktur. Ceberrut bir tek parti sistemi vardır.
Ve Ceberrut bir tek parti sistemi 1800-30’lardan 1930’lara gelinceye kadar 100 yıllık bir İslâmî uyanış, İslâmî cihat anlayışı, İslâm’ın yeniden yaşanması ve yeniden devletleşmesi için mücadele eden anlayış bu 30 yıllık zaman içerisinde köreltilir. Bu 30 yıllık zaman içerisinde ne yazık ki Cezayir’de pasifize edilir. Bu nasıl pasifize edilir? Bu 30 yıl boyunca orada da bir Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur. Bu Diyanet İşleri Başkanlığı kurularaktan Cezayir Devleti’ndeki bütün dini hareketler, bütün dini eğitimler, bütün dinle alakalı her şey Cezayir Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yürütülmeye başlar. Ve Cezayir Diyanet İşleri Başkanlığı yürütürken de o tekelci zihniyetle ülkedeki İslâmî direniş, İslâmî uyanış ve ülkede Fransızları ülkeden çıkmaya zorlayan İslâm cihat düşüncesi ne yazık ki yine Cezayirlilerin devleti ve Diyaneti ile ortaklaşa köreltilir.
O ortaklaşa 30 yıl içerisinde ne yazık ki perperişan edilir. Ve o zaman Cezayir, Orta Doğu’da yaygın olan, daha doğrusu Mısır’da başlayan, Suriye’de devam eden, Ürdün’de devam eden ve Kuzey Afrika ülkelerinde içine almaya başlayan ihvani Müslüman, Müslüman kardeşler veya özellikle Hasan Benna’nın, Seyyid Kutubu’nun ve devamiyeti gibi görülen Muhammed Kutubu’nun etkileri ile orada Arapça’yı çok iyi kullanan, çok iyi bilen entelektüellerin arasında yaygınlaşmaya başlar. Ve Müslüman kardeşler veya ihvani Müslüman, Cezayir’deki İslâmî direnişin, İslâmî hareketliliğin bir böyle merkezi hükmüne gelir. Aslında bunlar tek başlarına değillerdir. Normalde enteresan bir şeydir. Kuzey Afrika’da ve Orta Doğu’da mesela bana çok ters gelen Müslüman sosyalizm de oluşmaya başlar.
Enteresan bir şeydir, sosyalist Müslümanlar vardır. Hatta böyle daha ileri komünist Müslümanlar vardır. Bunlar Orta Doğu’da vardır. Mesela Filistin Kurtuluş örgütünün çıkış noktası da sosyalist İslâm’dır. Enteresan bir şeydir. F köğünün başındaki Yasar Arafat da bir sosyalist, solcu bir kimsedir. Ha ben bunu biraz böyle tuhaf karşılarım, reddetmem, tuhaf karşılarım. O yüzden normalde tabii cezayede Müslüman kardeşler etkili olmaya başlayınca, 1970’ti böyle normalde 80’li yıllarda, o esnada da İslâm dünyasında İran İslâm Cumhuriyeti’nin veya İran İslâm Devrimi’nin etkileri de vardır bütün İslâm dünyasında. Bütün bu İran’ın aslında örtülü olarak Fransa’nın desteklediği İslâm Devrimi. Bakın örtülü olarak Fransa’nın desteklediği diyorum.
Sebep çünkü Şah İngiliz yanlısı, Amerikan yanlısı yönetime sahipti. Ve İran İslâm Devrimi Fransa’nın etkisiyle olmuştur. Çünkü Fransa Suriye’de de çok etkilidir. İran Şia’sına benzemese dahi Suriye’de de Şia kuvvetlenmesi vardır. O yüzden Suriye’deki Fransa etkinliği İran’da da görülmüş olur. İran İslâm Devrimi birçok Müslüman ülkede olduğu gibi, Cezayir’de de İslâmî uyanışı üzerinde etkiler olmuştur. Normalde Afganistan’daki Sovyet işgaline karşı olan Afgan İslâm direnişi, öyle söyleyelim ben onu katılmıyorum ama, Afganistan’daki İslâm direnişi de bu Cezayir, Fas, Tunus, Mısır gibi hatta Ürdün, Suid-Arabistan, Suriye gibi ülkelerde zemin bulmuş. Müslümanlar kendilerince böyle bir ümit etmişler, umut etmişler ve İran’da başarılıyorsa, Afganistan’da başarılıyorsa bunlar da olabilir ümidiyle bir heyecanlandılar. 80’ler, 90’lara gelirken, çünkü ben 80’lerde artık siyasetin içindeydim, 80’li ihtilalinde filan, ihtilalden sonra İran devrimi olmuştu bizim 80’li ihtilalinden sonra, 12’li ihtilalinden sonra olmuştu.
Bütün Müslüman dünya büyük bir heyecanla İran İslâm Devleti’ni ayakta alkışladı, Sünnisi ile, Şiası ile. İşin rengini tam bilmiyorlardı, bazıları bunun rengini biliyorlardı, o bazıları da konuştuklarında Müslüman, Sünni Müslümanlar tarafından ne yazık ki boğuluyordu. O zaman da 94’lerde, 95’lerde, bu Türkiye’de de çok konuşulan, tartışılan bir meseleydi. Türkiye’de bunlar Şia, bunlar normalde milliyetçi bir akım, bu milliyetçilik üzerine kurulu dediğimizde, benim o zaman İslâm’la çok bağlantım yoktu, bizi boğmaya çalışıyordu. Boğmaya çalışan gruplar da enteresan bir şey. Bunları açık açık konuşacağım şimdi. Bunları boğmaya çalışan kimseler de bizim bölgemizde, bizim etrafımızda olan milli görüşçülerdi.
Bu milli görüşçüler, İran’ın İslâm devletini çok hızlı bir şekilde destekliyorlar. Türkiye’deki milli görüşçüler, bu Müslüman kardeşleri çok hızlı, fanatik bir şekilde destekliyorlardı. Ve Fas’ta, Tunusça, Cezaide, Mısır’daki Sayı Tavva’nın, Hasan el-Benna’nın, o Seyyid Kutubu’nun kitapları hızla Türkçeye çevrilip, Türkiye’de milli gazete tarafından bedava dağıtılır. Ve normalde bunlar böyle risaleleri hızla dağıtılırdı. Türkiye’deki milli görüş yapılanması da Müslüman kardeşler Sayı Tavva, Hasan el-Benna, Muhammed Kutub üçcüsünden fazlaca etkilenip, ülke içerisinde bunların kitapları bedava dağıtılırdı. Şimdi normalde, tabii o zamanlar 90’lara gelindiğinde, 93-94-95-96’lara gelindiğinde, İslâm dünyası bunlar çok hızlı bir şekilde aktivite edildi.
Ve Müslümanlar kendilerince bir moral motivasyonuna girip, kendi içerisindeki bulundukları devletlere karşı alternatif bir güç noktasında görülmeye başlandı. Ve Cezaer’de de, Cezaer o fisi konuşmamız lazım, aslında bir psikoloji dalında öğretim üyesi olan, Cezaer, o katı Cebarut layık devleti, Cezaer’deki katı Cebarut layık devletinin eski bir mahkumudur, Dr. Abbas-ı Medeni. O yakın zamanda Katar’da zaten tedavi gördüğü bir hastanede vefat etti, Allah rahmet eylesin. Bu medeni yine daha önce, yine Cebarut, Cezaer layık devleti tarafından zindanlarda yatmış olan, yine Cezaer’in başkent camilerinin birisinde imam olan Ali Belhaj vardır. Bu hareketin önde gelen liderleriydi bunlar. Normalde cuma hutbeleri olur, mitingler olur, biz o zamanlar bunları dışarıdan izleyen bir insandım ben.
O mitinglerde, o cuma hutbelerinde çok ateşli mitingler olurdu. O layık sistemin o müfsid ve Cebarutlu’na saldırırlar, o layık sistemin ülkeyi soyup soğana çevirdiği, belli bir rejime bağlı kimselerin lüks bir hayat içerisinde yaşadığı ve o layık sistemin sanki küçük dağları biz yarattık edasıyla bütün Cezaer halkına ve bilhassa Müslümanlara çok ağır hareketlerde bulunması ve Müslümanları cezaevlerine atması ve Müslümanları biraz din ve diyanetten bahsedenleri zalimane bir şekilde, zalimce onları cezalandırması ve tüm devlet işlerinin gayri-İslâmî, hukuksuz bir şekilde yönetilmesi bu oradaki Müslüman kardeşler hareketinin güçlenmesini sağladı. Açlık var, yokluk var, yolsuzluk var, adaletsizlik var, ondan sonra insanları kimliksizleştirme var, insanları bu noktada köklerinden koparmak var, her şey var. öyle olunca o Cezaer layık sistemi, Fransa’nın güdümündeki bir layık sistem, Fransa’nın güdümündeki bir devlet sistemi oradaki yerel halka zulmetmekte, yerel halka her türlü kötülüğü yapmakta ve devlet idaresi de her türlü yolsuzluya, her türlü ayrımcılığa, her türlü kayırımcılığa açık.
Böyle olunca, Cezaer nüfusu da genç bir nüfus. Yıllardır savaşmışlar halkın yaşlıları, orta yaşlıları, kendilerince milli mücadele dönemlerinde şehit olmuşlar ve geriye kalan genç nüfus, o genç nüfusta açlıkla, baskıyla, ayrımcılıkla, genç nüfusta yoklukla baş başa kalınca Müslüman Kardeşler örgütü veya Müslüman Kardeşler hareketi cezae de yer buldu. Tabii, her İslâmî düşünce sonunda devletleşmeyi kendisine yolda bir basamak olarak görür. Müslüman kendince bir müddet sonra devletine sahip çıkacaktır devletine kuracaktır ve devletini kurduktan sonra da oradaki hukuk sisteminden tutun her şey bir İslâm hukuku üzerine yürüyecektir. Çünkü Mekke ve Medîne süreçlerine baktığımızda süreç böyle ileri gelmiştir.
Mekke’de bir devlet kurma düşüncesi yoktur. Medîne-i münevvereye hizmet edilir, Medîne-i münevvere de baskılar ve savaşlar arttıkça İslâm güçlenir. İslâm orada güçlenince sonuçta Medîne Devleti kurulmuş olur. Ve bu burada devam etmez. Hazret-i Ebû Bekir Ömer Osman zamanında Medîne Devleti ne yapar? Ortadoğu’da topraklarda yayılmaya başlar, zenginleşir, kuvvetlenir ve İslâm bu noktada her yönüyle icra edilmeye başlandı. Normalde oradaki Hasan el-Bennas Seyyid kutup fikir yapısındaki İslâmî yapılanma da böyle yola çıkar. Aslında başka İslâmî hareketler de mevcut mudur o esnada? Cezaev de mevcuttur. Mesela Mahvuz Nahna’nın liderliğini yaptığı irşad ve islah O’nun sona yine Doğu Cezaev bölgesinden bir avukat olan ve imam olan Abdullah Ceballah’ın lideri olduğu en nakda, en nakdayı sonradan çok olaylar olmuştur.
En nakda çok duyulmuş, uluslararası popülarisi olan, popüli teresi olan bir örgüt haline, bir topluluk haline gelmiştir. Ve bu her iki lider de işin enteresan noktası, o 30 yıllık Ceborut, Cezaev layık devleti tarafından cezaevlerine atılmış, onlar da haksız bir şekilde adaletsizliklere duçar kalmışlar ve o Cezaev layık devletinin hışmına uğramış kimselerdir. Ve bunlar değişik hapis cezalarına çaptırılmış. Bu iki cemiyet de ıslahatçı, kültürel ve eğitimsel bir hareket olduklarını yine siyasetten uzak kalacaklarını iddia etmişler. Müslüman kardeşler de kendilerine siyasetten uzak kalacaklarını iddia etmişlerdir. Aynı şey mesela Türkiye’de de Risaleleri yazan Bediüzzaman Sayyidi Nursi Hazretleri’nin deyimi de aynıdır.
Bediüzzaman Sayyidi Nursi de Türkiye’de risalelerle Cumhuriyet’in ilk yıllarında ortaya çıktığında asla siyasette ilgilenmeyeceğini, siyasetten uzak duracağını, siyasi bir teşkilat olmadığını, siyasi bir yapılanma olmadığını söyleyerekten bu söylemle yola çıkart. Tabii normalde cezaeirdeki olgu da oluşum da Müslüman kardeşler olsun, isterse el nakda olsun, onolsun bunların hiçbirisi de siyasette ilgilenmeyeceklerini söyleyerekten yola çıkmışlar, insanları Kur’ân’ın sünneti, İslâmî değerleri, İslâmî ölçüleri anlatmaya başlamışlar ve cezayir layık devlet sisteminin yanlışlıklarını eleştirerekten komple bir tutuma cezayir layık devletini reddederekten yola gitmişlerdir. Bunlar bir cephe oluştururlar.
İşin en enteresan tespitini söylemek istiyorum sizlere. Cezayir’de de, bizde de tanıdık bir cephe veya parti kurulur. Adına da İslâmî Selamet Cephesidir adı. Bu normalde size çok tanıdık gelir. Böyle resim tamamlamak için bu isimlerin üzerinde duruyorum. Cezayir’deki kurulan cephe İslâmî Selamet Cephesidir, Türkiye’de kurulan parti Milli Selamet Partisi’dir. Milli Selamet Partisi ile İslâmî Selamet Cephesinin arasında fikri bir bağ da vardır. Gerçekten Milli Selamet Partisi de gençlerine o zaman için Hasan Albenna’nın Seyyid Kutubu’nun kitaplarını dağıtmaktadır. Onlarla eğitim vermektedir. Risalelerini okumaktadırlar. Tabii İslâmî Selamet Cephesi, Cezayir’de o kadar çok baskın bir hale gelir ve o kadar çok kuvvetlenir ki, Cezayir o Ceburut layık devleti, İslâmî Selamet Cephesini siyasi bir cemiyet olarak gayri resmi olarak ilan eder.
Ve cephe’nin liderliğini de Abbasi Medeni ile yardımcılığını da Ali Belhaç üstlenir. İşin en ilginç noktası bu. Şimdi bunu böyle bir giriş olarak yaptım, İslâmî Selamet Cephesi olarak. Ve Oliver Roy, onun sonra burada mantelizme doğru kayışına yol açtı. Bunun protipi İslâmî Kurtuluş Cephesi, FIS dediği için ben normalde bunu böyle bir Cezayir’deki bu yapıyı biraz açmak istedim. Biraz uzun oldu belki de ama hakkınızı helâl edin. Şimdi yine devam ediyoruz Oliver Roy’un tespitlerine. Ve bu son paragraf. Bununla birlikte İslamcılığı getiren sosya ekonomik gerçekler ortadadır. Ve silinmeye yüz tutmuş değildir.
FIS’in Seçim Yolu ve Çöküşü
Sefalet, köksüzlük duygusu, değer ve kimlik bunalımı, eğitim sistemlerinin bozulması, göçmenlerin gittikleri ülkelerde bütünleşme sorunları, İslâm devrimi, İslâm devleti, İslâm ekonomisi birer efsanedir. Ama İslamcı muhalefet konusunda bir çözüme varmış değiliz. FIS gibi hareketlerin iktidara gelmeleri, İslâmî devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır demiş Oliver Roy. O zaman yeniden biz şimdi Cezayir’deki FIS hareketine geçeceğiz. Cezayir’deki o FIS hareketi çok kuvvetlenince bakın tarihlerde birbirini tutar yaklaşık olarak. FIS adayları 1990’da yerel seçimlerde. 90 yerel seçimleri. Türkiye’den de siz bunları bağdaştırın. Cezayir’deki FIS 94 yerel seçimlere giriyor.
Ama yerel seçimlere girerken belli bir oranda milletvekilliği seçimlerinde belli bir mecliste milletvekilleri var. Ve yerel seçimlerde belediye ve yerel meclislerde sandalyelerinin büyük bir kısmını kazandılar. Ve böylece siyasi, ekonomik ve sosyal aşamalarda muhakeme edilmeye başlandılar. Ve FIS adaylarının başarısının Cezayir’de İslâmî tercihin başarısı olduğunu iddia ediyorlardı. FIS’ciler. Ve Cezayir halkının 1990 yılında yapılan seçimlerde diğer seçenekler önünde İslâmî çözümü tercih ettikleri iddiasındadılar. Ve bu iddiada doğruydu. Çünkü Cezayir Müslüman halkı Ceburut layık devletten yakas etmiş. Ceburut layık devletin o yönetim hataları, hukuk hataları, zalimlikleri ve Ceburut o layık devletin halkına kankusturması, din ve diyanetle alakalı her şeyi baskı altında tutması zaman içerisinde mesela Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de de bir müddet uygulandığı kadınların başörtülü, dışarı çıkmaları da yasaktı. iş bu noktaya kadar gitmişti.
Bu Fas’ta da, Tunus’ta da, Cezayir’de de layıklık çok katı bir şekilde uygulanıyordu. Türkiye’de de uygulanıyordu. Bunu da söylemek lazım. Ve normalde insanlar orada böyle bir fırsat oluşunca Hız da o İslâmî cephe FIS’e, tabirci aysa bir kurtarıcı gördüler. Ve onu desteklemeye başladılar. Ama normalde işin Müslümanlar için en büyük handikap o zaten. Bütün İslâm dünyasında en büyük handikap bu. Bu İslâmî cepheler veya İslâmî partiler veya muhafazakar tabanlı partiler kuvvetlenince, yerel meclislerde, belediyelerde kuvvetlenince, meclis üyeleri veya belediye başkanlıkları veya hükümet ortaklığı olmaya başlayınca normalde finansçılar, maddi kaynakları ulaşabilmek için ondan sonra ne bileyim böyle işi bozulanlar ne bileyim müteahhitlik yapacak olanlar bunlar size çok tanıdık gelir. normalde daha önce layık devor layık cebari devlet sisteminden nemalanamayan iki yüzlüler, cebari laik devlet sisteminde zenginleşemeyen menfaatperestler o İslâmî cephelerin içerisine girip orada normalde iş yapmaya başladılar.
Çünkü Bunları içine alan. işin enteresan noktası bu zaten FIS bir müddet sonra değişik açıklamalarda bulunmaya başlamıştı. Ve FIS önceden açıklamalarında demokrasiye inanmadığını, demokrasinin doğru bir sistem olmadığını sistem olarak İslâm Devleti sistemi kurulması gerektiğini söyleyen bir söyleme sahip bir FIS siyasi bir hareket olarak kabul edilince seçimlere girmeyi, milletvekili seçilmeyi belediye başkanlarını başkanlıklarını almayı hedefledi. Ve bu normalde hedefledi ama belediye başkanı oldu. Fakat belediye başkanı olunca mevcut cezayir anayasası ve hukuku ile çatışmaya başladılar. Mevcut cezayir anayasası ve hukuki ile çatışmaya başlayınca bu sefer belediye başkanları veya milletvekilleri veya meclis üyeleri mevcut anayasa ve hukuka çarparaktan mahkemelerde ne yazık ki yeniden cezayirlerine girmeye başladılar.
Çünkü cezayirin hakim rejimi onlara rahat hareket etme imkanını sağlamıyordu. Ve belediye başkanları, FIS meclisleri, yerel halkın talep ettiği ihtiyaçları aynı zamanda karşılamaya kalksalar ve legal sistem olan ve görünen cezayir devleti ile karşı karşıya kalıyorlar ve ne yazık ki önde gelen üyeleri hatta bazı belediye başkanları kanunla aykırı davranmak suçuyla tutuklanmaya başladılar. Ve FIS liderliği sonuç olarak başarılı yerel seçim sonuçlarının devletin bir tuzağı olduğunu hatta muhtemel milli seçimlerde FIS’in uzun dönem başarısına karşı bir komple kurulduğunu sonradan anladılar. Ve bu başarı gelirse ardından İslâmî bir devlet kurulması ihtimaline karşı hakim rejim ortaya koyduğu bir gizli, bu benim tespitim, gizli bir komplo olarak bunları yerelde ve bazı milletvekilliklerini seçtirerekten o tezgaha onları düşürdü.
Ve zaman içerisinde FIS liderliği demokrasiye karşı olmadığını zaman içerisinde FIS liderliği mevcut devleti tanıdığını o layık sistemi tanıdığını zaman içerisinde FIS liderliği çok tavizler verdi ve sonuçta FIS liderliği cezaehrde şunu gördü. Gördüğü şey şuydu, hata yaptılar, yanlış yaptılar, eksik yaptılar, asla seçimlere girmeyeceklerdi. Ve asla seçimlere girmeyerekten yerel bir güç olarak dini bir güç olarak kalacaklardı. Çünkü mevcut devletin anayasası ve hukuku orada dururken belediyelileri ele alan veya değişik meclis üyeliklerine ele alan FIS yöneticilerinin mevcut anayasa ve hukukla bir iş yapamayacağını göremediler. Onlar belki de iktidara geldiklerinde veya iktidardan ortaklık aldıklarında o anayasadaki hukukları veyahut anayasayı veyahut da hukukları değiştireceklerini ettiler ama o da olmadı.
Ve sonuçta Cezayir’de bir iş savaşı çıktı. Cezayir’de bir iş savaşı çıkınca çok kan döküldü ve ne yazık ki FIS üyeleri ve FIS mensupları bütün dünya dilinde kafa kesen, kol koparan, ondan sonra bütün dünya göndeminde değişik anarşik hareketlere, terör hareketlerine girmiş bir hareket oldu. Ve FIS başlangıç noktasında sırf Kur’ân’ı ve Sünnet’i ve insanları normal dediğini bir eğitim olarak yola çıkarken sonunda terör örgütü oldu. Bakın sonunda terör örgütü oldu. Bu fakirin kendince bir tespitidir. Ne zaman ki herhangi bir İslâmî hareket partileşir, bakın partileşir ve siyasete bulaşırsa sonuçta o hükümetler birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle birbirleriyle sonuçta o hüsrana uğruyor.
Hakkınızı helâl edin. Buradan Oliver Ruh’un siyaset İslâm iflası olarak normalde analizlerinin bir kısmına katılıyorum. Tabii son kısım olan İslamcığı, İslâmî devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan başka bir sonuç doğurmayacak. Bu normalde hareketlerin sonuç olarak fiyaskoyla sonuçlanması hiçbir nasıl söyleyeyim Müslümanı İslâmî devlet felsefesinden veya da İslâmî devletin himayesinde idare edilmekten geri bırakmayacaktır. Allahu alem. Bu hükümetler bu alem. Uzun olduğu hakkınızı helâl edin ama bu paragrafı bitirmek istedim. O yüzden bu paragraf da 27. sayfa da bitti. Önümüzdeki hafta cumaatesi günü 28. sayfadan başlayacağız inşallah. Biraz uzun oldu. Uzun olduğu için de sizlerden özür diliyorum.
Şimdi sorularınızı cevaplandırmaya bazı cevaplandırmaya gayret edeceğiz inşallah. Ona başlayacağız. Allah izin versin inşallah.
Mürşid, Gizli Şirk ve Mehdî
Tekrar özür dileyerekten uzun sorular sormamanızı burada okunması için metinler paylaşmamanızı bazı kardeşler bazı arkadaşlar uzun metinler burada okumam için bir metin hazırlamışlar. Canım kardeşlerim ben muhakkak ki sizin düşünceleriniz sizin paylaşacağınız metinleri önemsiz görmek değil önemsiyorum. Ama burada sorulara cevap vermek program bu zaten kısa bir mutat bizim cumaatesi sohbetlerimiz vardı. Buna devam perşembe sohbetlerimiz mutattı. Bunlara devam ediyoruz. Bu mutat sohbetleri takip edenler bilir. Biz ardından soru cevap da alırız. O soru cevaplarımıza devam edeceğiz. O yüzden kardeşler takipçiler takip edenler bir sorular varsa ben saati çok önemsemiyorum. Gücümün yettiğince burada sorularınıza cevap vermeye gayret edeceğim inşallah.
Bir kardeş cuma mübarek göndermiş, dua halinde evet. Çok uzun bir soru var. Çok uzun. Hakkını helâl etsin o kardeş. O normalde o kardeş İstanbul’daki kardeşlerden benim telefonumu alsın. Oraya yazsın inşallah bu uzun sorusunu. Selamun aleyküm. İlmi muktedir ne demektir? İlme muktedir demek belli bir ilme muktedirliği var. O demek. Malum günlerden dolayı eşinizden helallık istesek diliyle helâl olsun ama kalbiyle demediğinin farkındaysak ne demek? Diliyle söyleyen mi? Yoksa kalbinden geçer mi? Şerî’at’a göre diliyle söylenen geçerli ama siz eşinizden doğru bir helallık alıp kalbiyle de helallık alınanlardan olun inşallah. Birbirlerinizden helallık alın kalbiyle birbirlerinizle zulmetmeyin inşallah.
Özür dilerim. Selamun aleyküm. Sizin sohbetlerinizi sosyal medyada 28 bin üyesi olan Tasavvuf Yolu adlı grupta paylaşıyordum. Persembü sohbetinizden itibaren de canlı yayınlamaya başladık. Gururumda birçok birçok üyesi var. Bu yayınlamaya başladık. Gruptan size çeşitli sorular soruldu. Müsaade ederseniz sormak istiyoruz. Bir, Nur Erden sormuş. Mürşid kimdir? Medyada adı sanı olan, el ete köptüren, zengin, son model arabalara binen midir? O eski mürşidler gibi hiçbir şeyi olmayan, yokluya bolluk gören, adı sanı bilinmeyen, şanı şöhreti olmayan mürşidler nerede? Bu vaziyette bizler hangi mürşidin yolundan gidebiliriz? Mürşid şart mıdır? Hakiki mürşid nasıl bulunur? Mürşid kimdir? Mürşid Allah’tır.
Birinci derecede. Asıl gerçek mürşid Allah’tır. Ve gerçek mürşid Allah olduğu için, Allah’ın yolunu, Allah’ın koymuş olduğu hukuku, sistemi anlatanlar da Allah’ın mürşid sıfatıyla sıfatlanmış kimselerdir. O yüzden asıl mürşid, gerçek mürşid Cenâb-ı Hak iken yeryüzünde insanların arasında en önemli bu noktada Allah’tan sonraki mürşid de Hz. Peygamberdir sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Çünkü asıl ilim Allah’ı bilmektir. Asıl ilim Allah’ı bilmekse o zaman yeryüzünde insanların içerisinde geçmiş ve gelecek en fazla Allah’ı bilen Hazret-i Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Ve sonra Adem ile her ikisinin arasında gelmiş geçmiş peygamberlerdir. Ve sonra, peygamberlerden sonra ashabı Resûlullâh’dır.
Ondan sonra zamanın velileridir, mürşidleridir. O zaman buradaki zamanın velisi veyahut da velileri, mürşidleri, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin yolunu kendine yol eden Kur’ân’ı kendisine kitap eden kimselerdir. Böyle olunca medyada adı duymuş, duyulmamış, zengin olmuş, fakir olmuş bu önemli değildir. Ama gerçekten Allah yolunda olan kimseler şataattan, şatafattan, gösterişten uzak durmaları lazım. Normalde gösterişten, süsten uzak durmaları lazım. Bu suifilik yolunun disturlarıdır. Yoksa bir Müslüman zengin olabilir, bir Müslüman kendince malı, mülkü, parası, pulu olabilir. Bunda bir beyiş yok. Ama velakin normalde mürşidler illa ki fakir olacak diye de bir kaide yoktur. bizde şöyle bir ibare var.
Mürşidlerin hepsi de fakir olmalı. Değil kardeşim, mürşidler zekat veren olmalı hatta. Sebep, fakir olurlarsa şey’e enillah diyecekler, isteyenlerden olacaklar. Bu bir mürşid için uygun bir şey değildir. Çünkü zekat farzdır. Bütün Müslümanlar zekat verme noktasında yükselmek için çalışıp gayret etmeleri lazım. Veren el, alan elden üstün görüldü. Hadîs-i şerifte bu. Bir kere şu ibareyi yıkalım. normalde siz Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin fakir olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya siz Ahmet Errufay Hazretlerinin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya siz Hazret-i Mevlânâ Cennet’in Rûm Hazretlerinin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya Mahmud-i Dâğ Hazretlerinin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz?
Değiller. Veya siz Hazret-i Hüseyin Efendimizin beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Veya Hazret-i Hasan Efendimiz’in beş parasız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Medîne’yi münevvere de Hazret-i Hasan Efendimiz kadar tasadlık eden bir kimse yok kendi zamanında. Medîne gençlerinin içerisinde en fazla para tasadlık eden, mal tasadlık eden Hazret-i Hasan Efendimiz çok cömert ve Hazret-i Hüseyin Efendimiz de ha kez ha öyle. O zaman normalde şunu kafanızdan çıkarın. Türkiye’de bu çok konuşuluyor. Bu anlamsız. işte bütün mürşidler fakir olmalı. Nerede o eski mürşidler? Kıymetli dostlar ne yapsın? Şe’enillah deyip el mi açsınlar? Size muhtaç mı olsunlar? böyle insanlara el açan bir mürşid olabilir mi ki?
Ha şuna katılıyorum. üstadımın bana vermiş olduğu bir distür vardı. Mustafa Efendi oğlum senin evine gelen bir derviş demeli ki ya benim evimde bu eşyalardan daha lüksü var. orta yolu tercih edecek Müslümanlar. Ben de rahatsızım bir kısım Şeyh Efendilerin lüks hayatlarından. Çünkü o şatafatta şatıata yönelik o lüks hayatları gerçekten sufi yoluna zarar veriyor. Bunu kabul ediyorum. Ama bizim insanımız da ne yazık ki böyle kendisinden istenen kendisinden dilenen bir mürşid bir sufi protipi bekliyor. Bu da doğru değil bu da yanlış. O yüzden siz eski mürşidleri aramayın. Siz bugünün mürşidlerini arayın. Siz eski mürşidlerinin fukara olduğunu düşünüyorsanız bu manada maddesel bağlamda bunda da yanılıyorsunuz.
Her biri dergah yaptırmış, her biri tekke yaptırmış. Bugün Karabasi Velî tekkesini siz hangi parayla yaptıracaksınız? Örneğin veya siz bugün Mahmud-i Hidayet tekkesini hangi parayla yaptıracaksınız? Veya herhangi bir tekkeye gidin İstanbul’da veya Anadolu’nun herhangi bir yerinde o tekke hangi parayla yaptıracaksınız? Sonuçta mürşidler dilenmezler. Şehenillah demezler. Mürşidler şehenillah demiyorlarsa dilenmiyorlarsa o zaman bir beis yok. Onlar Kur’ân sünnet tarihinde devam ediyorlardır. Gerçek mürşidler dilenmezler. Gerçek mürşidler talebelerinden müridlerinden para toplamazlar. Gerçek mürşidler bakın bu noktada biz mürşidlerin ölçülerini konuşalım. Gerçek mürşidler dergahların içerisinde zekat memurları tayin etmezler.
Gerçek mürşidler dergahlarında dersi parayla satmazlar. Gerçek mürşidler dervişlerini birer ticari meta olarak görmezler. Bunda hemfikirim bunu kabul ediyorum. Ama bir kimse ben de duyuyorum bir şeyhin eteğini öpüyorlarmış cübbesini öpüyorlarmış yok etrafında tavaf ediyorlarmış gerçekten bunları kabul etmiyorum. normade son model lüks arabalarda dolaşıyorlarmış. Ben de kabul etmiyorum bunları. gidip lüks otellerde kalıyorlarmış. Ben de kabul etmiyorum bunları. Allah bizi affetsin. ben üstadımdan o tip tavırlar, o tip davranışlar hiç görmedim. Allah bizi affetsin. Ama böyle davranan şey efendiler, onlara mürşid demiyorum ben. Böyle davranan şey efendiler var mı? El cevap var. Ama onlar mürşid değildir.
O yüzden siz bir mürşide bağlanacaksanız bu noktada onu gideceksiniz Kur’ân Sünnet tarihinde bildiğiniz kadarıyla, zahiri olarak onu ölçüp tartacaksınız. Ve en önemlisi onu rüyanızda göreceksiniz. Mürşid şart mı? Tasavvuf yolunda gidecek olana şart. Eğer bir kimse tasavvuf yolunda gidecekse sufilik yaşayacaksa ona mürşid şart. Hakiki mürşid nasıl bulunur? Az önce söylediğim gibi o kimse Kur’ân ve Sünnet tarihinde normalde yol olarak, yol düstürleri olarak bir sapkınlığı olmayacak ve aynı zamanda da siz onu rüyanızda göreceksiniz inşallah. Cengiz Gürsan sormuş gizli şirk nedir? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok önemsediği, çokça hadîs-i şerifte bahsettiği ümmetimin gizli şirkinden korkarım dediği şirktir.
Bunun bu gizli şirk Allah’ı ikilemekten tutun, Kur’ân-ı Kerim’deki herhangi bir âyet-i kerimeyi reddetmekten tutun, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sahih sünnetlerini reddetmekten tutun onu. Sonra kibirlenmek, riya dahi bu gizli şirkin içerisine girer. Rumeysa Muhlis sormuş, Türkiye’deki bütün akayit kitaplarına bakın şirk diye bir başlık yoktur. Bu tasavvuf ve tarikata özel bir durum mudur? Hayır bu noktada akayit kitaplarında da geçer, şirk, gizli şirk, hadîs-i şeriflerde de geçer, âyet-i kerimelerde de geçer. Muhammed İsmail Ferah Selamünaleyküm Hazret-i Mehti aleyhisselâm kimdir? Adı sana bilinir mi? Hangi devirde, ne zaman ve hangi minnetten çıkacağı ile ilgili hadîs-i şerifler var mı?
Hazret-i Mehti aleyhisselâm ile ilgili geniş bir sohbet yapabilirlerse memnun oluruz inşallah. Normalde Hazret-i Mehti aleyhisselâm Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine müjdeledi ve kendi soyundan geleceği kendi adından olacağı, annesinin adı da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazret-i Peygamberin annesinin adından olacağını kıyamete yakın müslümanlara önderlik yapacak olan kimse adı sana bilinir mi? Bu noktada Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin adından olacağına dair hadîs-i şerifler var. Hangi milletten çıkacağına dair kesin bir sahi hadîs-i şerîf bildiğim kadarıyla yok. Geniş bir sohbet yapılabilirse inşallah yapmaya gayret edelim.
Bu konuda çok soru soruluyor. Bu perşembeye hazırlayabilirsek inşallah Mehdi aleyhisselamla alakalı Salim bana hatırlat inşallah. Bir Mehdi ile alakalı bir sohbet bu perşembe veya önümüzdeki perşembe inşallah yapalım. Bu konuda çok soru geliyor çünkü. Geniş bir şekilde Mehdi ile alakalı bir sohbet oluşturalım inşallah. Cemil Başpınar sormuş bütün haklar Allah’ın ken kulun hakkım olur. Bütün haklar Allah’ın ken kulun hakkım olur. O çok bağışlayandır. Bendeki açığa çıkarın. Ama çoğu Hacı, Hocalar kul hakkı yiyene Allah karışmaz gibi bütün günahları affeder, kul hakkını affetmez gibi söylemler diyorlar. Aydınlatırsanız memnun olurum. Kul hakkı kul hakkıdır. Normalde kullar birbirlerine zulmederlerse birbirlerine kulaklar olur.
O yüzden normalde bu dünyada birbirlerine zulmettiklerinden dolayı helallaşmazlar birbirlerinin zararlarını. Bu noktada zarar verenin o zararı telaf etmezse mahşerde bunun normalde Cenâb-ı Hak tarafından adaletle hükmedilecektir. Bu noktada kul hakkı var mıdır? Evet cevap vardır. Ondan sonra öyle Hacı, Hoca kul hakkı yiyince bir şey olmaz diye bir şey yok. Kul hakkı kul hakkıdır. Herkesin helallaşması gerekir. Hatta kul hakkıyla benim huzuruma gelmeyin diye Hadîs-i Kudsî de mevcuttur. Selamun aleyküm. Cuma günü tırnak kesmek sünnet olduğu için her cuma kesmeye gayret eden bir bayan özel günlerinde de kesmeye devam etmeli mi? Evet. Temizlendiği zamanı mı ertelemeli? Yok. Cuma sünnetidir. Devam edebilir.
Çocuklarımızı eğitirken nelere dikkat etmeliyiz? Ceza ve ödül sistemini nasıl kullanmalıyız? Ne cezanı, ödül yapmamız gerekeni yapalım. Çocukların ne cezayla, ne ödülle olması gerektiği bir şekilde inşallah. Ödüllendirilecek yerler olur, ödüllendirebiliriz. Cezalandırılacak yerler olabilir, cezalandırılırız. Ama onları ceza-ödül ikileminin arasında yetiştirmemeye gayret edelim bence. Hayızlı günlerde Âyet-el Kürsi Nas felak okunabileceğine dair bir açıklama okudum. Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Sünnet-i Resûlullâh’ta Hazret-i Ayşe Annemiz nakleder. Hanefiler, Şafiler, Malikiler, Hanbeliler hepsi de ittifak halindedir. Kadınlar hayızlı günlerinde Kur’ân-ı Kerîm’i okuyamazlar. Mescitlere büyük mescitlere, camilere giremezler.
Beytullah’ı tavaf edemezler. Medîne-i Münevvere’deki de camiye de giremezler. Ama Malikilerde bir fetvâ vardır. Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğreten bu günlerde de öğrenmeye ve öğretmeye devam ederler. Çocuklarım namaz kılmıyor. Onlara nasıl namaz kılmalarını nasıl sevdirebilirim? Bir duası var mı demiş. Tatlı tatlı sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz. Müjdeleyiniz, korkutmayınız. Hadîs-i şeriflerinin ölçü alarak inşallah biz çocuklarımıza Kur’ân ve Sünneti öğretmeye gayret edeceğiz inşallah. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Teheccüd namazında secdede Rabbiyyel alâdan sonra üç kere Rabbil Firli demenin fazileti nedir? İlk defa duyuyorum, hakkınızı ellal edin. Böyle bir Rabbil Firli de ne olduğunu da bilmiyorum.
İlk defa okudum. İki, Kur’ân’ın Kerimi devamını okuyorum ama meali okumak nasip olmamıştı. Şimdik meali okuyorum, sadece meali da hatim yerine sayılır mı? Sayılmaz, meali ayrı. Kur’ân’ın kendi kelamı ayrı. Kur’ân’ın kendi kelamıyla okursanız hatim olur. Meali okumak hatim olmaz ama meali okumaya devam edin. Soru üç, kuşluk ve işrah namazından sonra dua namazı da var mı? Normalde kuşluk namazıyla dua namazı aynı namazdır. İşrah namazı hemen güneş doğarken kılınan güneş doğduktan sonra kılınan namazdır. Eşimle birbirimize ben senden razıyım, Rabbim de senden razı olsun diyerek dua ediyoruz. Rabbim kendine kul Habibine ümmet eylesin diyoruz. Birbirimize bu şekilde ettiğiniz dualar günahlarımıza kefareti olur mu?
İnşallah olur, sevapta yazılır inşallah. Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Hadîs-i şerifi var, var.
Evlilik, Mehîr ve İslâmî Âdâb
Fakat namazlarını kılmaya çalışan, Allah’a yakınlaşmaya çalışan biri olsak da beşeriyetten kaynaklanan günahlara düşebiliyoruz, tövbeye sarılıyoruz. Müslüman gibi yaşamaya çalışsak da ölünce, sekarat anı denilen anda imanımı kaybetmekten çok korkuyorum. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Normalde biz elimizden geldiğince dinimizi yaşamaya gayret edeceğiz. Farzları yerine getirmeye gayret edeceğiz. Haramlardan uzak durmaya gayret edeceğiz. Allah’ı daim zikretmeye gayret edeceğiz. Nasıl yaşıyorsak inşallah öyle öleceğiz. Ümidimiz, umudumuz bu. O yüzden normalde muhakkak ki son nefesimizden korkacağız. Ama ümidimiz de hiç yitirmeyeceğiz inşallah. Selamun aleyküm hocam. Ben Ömer, sağlığınıza duacıyım.
Benim bir sorum olacaktı inşallah. İleride ömreye gitmeyi düşünüyorum. Fakat malumunuzdur ki, Amerika ve Arabistan çoğu yerde ortak hareket ediyorlar. Neden Müslümanların parası Amerika’ya geçsin ki diye düşünüyorum. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? Canım kardeşim, insanın ömre hayatında bir sefer hacca gitmesi eğer parası ve sağlığı yerinde ise farz. Bunu normalde ömreye gitmesi de Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin hadîs-i şerifince methedilmiş. O yüzden biz bu noktada ibadet kastıyla gideriz. Parayı kim kazanıyor, kim kazanmıyor? Bunlar ayrı tartışma konuları. Selamun aleyküm. Yıllar önce çocukken gördüğüm bir rüyamda Peygamber efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem bana 41 tane Yasin-i Şerif okumamı söylemişti.
Ama o zaman bu niyetle tamamını okuyup okumadığımı hatırlamıyorum ve ara ara bu rüya gönlüme düşüyor. Vecdanın kendimi kötü hissediyorum. Ne yapmalıyım? Oku inşallah zor bir şey değil. 41 tane Yasin-i Şerif oku. Niyet et oku inşallah. İnsanın bazen konuşması esnasında başka bir gücün ya da kişinin kendisi yerine konuştuğunu, fark etmesi durumunu nasıl izah edersiniz? Kızma canım kardeşim. Sen bunu böyle bir zan üzerine düşünüyorsun. Böyle bir şey olmaz. Bir insanın içinde başka biri konuşabilir mi? Hayır. Özellikle manevi konunun muhabbetlerde ben katılmıyorum. Selamünaleyküm. Bulunduğumuz odada Kur’ân-ı Kerim var ise o odada yatmak uygun mu? Canım kardeşim, o odada yatmakta bir sakınca yok.
Kur’ân-ı Kerim’e uymak önemli yalnız. Biz Kur’ân’a uyalım inşallah. Selamünaleyküm. Akşam dersimi çektikten sonra uyudum uyandığımda ise içimden bir şey, iti kafa girmem gerektiğiyle alakalı bir şey yaşadığı mı hissi geldi? Rüyamı gördüm veyahut da ders çekerken yaşadığım bir şey miydi? Veyahut da kendi kendime mi? Öyle geldi bilemedim. Ne yapayım? Bir şey yapmanın gerek yok. Kırmak mı kötüdür? Kırılmak mı? Kırmak kötüdür. Sesim çok azmış, alamıyorlarmış. Ben bugün bağırmıyorum, o yüzden mi? Sizi rüyamda görmedim, günlük virdi çekebilir miyim? Tehvîd çekin siz, lâ lâhe illallah çekin inşallah. Selamünaleyküm. Tüm sağlık çalışanlar olarak hamdolsun. Görevimizin başındayız. Başta üstadım ve tüm kardeşlerden dua bekleriz.
Hasan Şanlı. Allah yardımcınız olsun inşallah. Gerçekten sağlık çalışanları her türlü riski ve tehlike altındalar. O yüzden bugün bir bayan kardeşimiz vardı. İzmit’te. O da pırlattı. O da bir bayan kardeşimiz vardı. O da bir bayan kardeşimiz vardı. Ve o da pozitif çıkmış koronavirüs noktasında. Onu da bakımı, yoğun bakımı aldılar. Allah tüm çalışanlarımıza, tüm milletimize yardım etsin. Şu virüs belasından muhafaza etsin, korusun inşallah. 50 yıl kadar önce boşadığım iki eşimin mehirlerini vermedim. Şu anda hayatta değiller. Çocukları da yok. Ne yapmalıyım? Mehir borcun var. Cenâb-ı Hak onu mahşerde hesabını alır senden. O yüzden bir şekilde helallaştırman lazım. Bu da mümkün değil. Her ikisi de ölmüş.
Müslümanlar, müminler mehir paralarını önemsemiyorlar. Ödemiyorlar. Bu gerçekten eğer helallık almazlarsa boyunlarında bir borç olarak mahşerde bunu Cenâb-ı Hak kadınların hakkını alır. Selamun aleyküm. Geceniz hayırlı mübarek olsun. İki sorum olacak. Bir günlük üyidimizde sonuna kadar üstadımızı rabut etmemize bir sıkıntı olur mu? Veya buradaki ölçü ne olmalı? Bize tavsiyeniz nedir? Her sufi yolunun kendince burada bir ölçüsü vardır. O yüzden her sufi yolu kendince rabuta ölçüsünü de koyar. O yüzden bunu genelleştirmek mümkün değil. Bunu genelleştirmek benim de haddim değil. Virdimizde İhlas-i Şerif okurken her defasında besmele çekmeli miyiz? Çekerseniz iyi olur. Öyle ikindi ve yasli namazında sünnet niyetine sünnet yerine kaza namazı kılınır mı?
Kılınır. Hanefiler buna çok müsaade etmemişler. Ama Şafi Maliki, Hanbeli uleması ve Hergeylana Hazretlerinin Günyetül Talibinde de geçer. Kılınabilirler. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Benim sorum iki senedir tavsiye üzerine derslerinizi çekiyorum. Çok sıkıntılı dönemlerde bana sığınak oldu. Bir hastalık veya başka bir neden dolayı çekmezsem başıma bir şey gelir mi? Allah razı olsun. Başına ne gelsin canım kardeşim? Allah yardımcınız olsun. Ne yapayım? E ibadet sonuçta. Selamun aleyküm namaz kılmak için abdest alıyorum. Ama içimde süper oluyor. Ama namaz kılarken de oluyor. Ne yapmam gerekir? Bana bir yol gösterir misiniz? İçimde süper oluyor. Anlayamadım. Herhalde yazım hatası olmuş. Sufyan-ı Selvi’nin birkaç tespiti.
Evlenen dünyayı evine sokmuştur. Dünyayı evine sokan ise iblisin kızıyla evlenmiş demektir. İblisin kızıyla evlenin de evine de pek tabi kızını görmek için iblis sık sık gidip gelecektir. Öyle ise siz evlenmemeye bakın. Bu Sufyan-ı Selvi’nin tespiti ise buna katılmam mümkün değil. Çünkü bu hadîs-i şerife karşı, ayeti kerimeye karşı, o yüzden insanın yaratılış fıtratına karşı, Sufyan-ı Selvi’nin bu noktadaki tespitine katılmam mümkün değil. Evlenin, çoğalın. Ben sizin mahşerde çokluğunuzla övüncem diyen bir Hazret-i Peygamber var. Evlenmiş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Hem de çok evlilik yapmış Medîne döneminde. Mekke döneminde değil, Medîne döneminde. O yüzden evlenmek sağlıklı bir ve maddi gücümü yerinde, sağlıklı bir kadın için bazılarında farz, bazılarında vacip hükmündedir.
Evlilik bazı erkek ve kadınlarda nafile hükmündedir. Evlilik bazı kadın ve erkeklerde harâm hükmündedir. Nasıl? Eğer bir evliliği götürebilecek maddi ve manevi yeterliliği yoksa o kimse evlenmesin. Eyvallah. Ama öbür türlü o insanlar evlenecekler. Evlenmeyi yasak eden bu noktada değişik farklı unsurlar olması lazım. Bu Sufyan-ı Selvi’nin bu tespiti nereden bu kardeş almış göndermiş bunu, buna katılmam mümkün değil. İmam-ı Şahran ise evlenip çoluk çocuk sahibi olmuş. Peygamberler ile evliyaları bu kategoride değerlendirmek, onları istisna tutmak, Selvi’nin sözlerini bu şekilde yorumlaması kaçınılmazdır. Peki diğer Müslümanlar bu katılide değilse, iblisin kızıyla mı evlenmiş olur? Katılmıyorum.
Müslümanlar iyi bir evlilik kursunlar, evlensinler. Bu noktada gün geçtikçe Müslümanlar Kur’ân Sünnet Distürü’nden uzaklaşıp evlenmeyi geciktiriyorlar. Evlenmeyi geciktirmesinler, hızla evlensinler. Selamünaleyküm hocam. Dün gece rüyamda sizi gördüm. Ben La ilahe illallah çekiyordum. Bir anda siz belirdiniz evin içinde, Bismillah çekmem gerektiğini söylediniz. Ben de Bismillah diye çekmeye başladım. Siz evzü besmele şeklinde çekmemi söylediniz. Sonra ben size sarıldım, çorba sordum. Mercimek mi tarhana mı yapayım dedim. Mercimek dediniz. Soru üşüdüğünüzü hissettim. Size hırka verdim, giydiniz. Soru çok mutlu bir şekilde uyandım. Hakkınızı helâl edin. Biraz uzun oldu, detaylı anlattım. Allah mubarek eylesin.
İnşallah sen ders alacağına işaret. Tevhide devam et. İnşallah benimle irtibat kur. Bu telefonda ben de durmuyor. Ama ben sana buradan şimdi kendi telefonumu da, ne yazık ki ben ezberimden bilmiyorum. O yüzden telefonu da ben şimdi kendi telefonumdan bakıp sana telefon numaramı yazacağım. Sen inşallah bana bu noktada kendini hatırlat. İnşallah sana normal bir vüvet veririm. Allah’tan bir şey görmezse. Hakkınızı helâl edin. Benim biraz böyle ezber problemim var. Ben kendi telefon numaramı, ne yazık ki herhangi bir şey daha doğrusu ezberleyemiyorum. Hakkınızı helâl edin. Telefon numaramı yazıyorum sana. İnşallah sen buradan bana mesaj çek. İnşallah doğru yazmışımdır. Selamun aleyküm hocam. Zamanında bir kişinin iki defa arkasından o kişi hakkında doğru olmayan şeyleri konuştum.
Helallik istemeye çekiniyorum. Ne yapmayayım? Kardeşim nefis terbiyesi bu. O doğru olmayan şeyleri konuştuysanız bir, konuştuğunuz mecliste onların doğru olmadığını tekrar orada söyleyeceksiniz. İki, o kimseyle de helallaşacaksınız. Üç, ayrıca tövbe edeceksiniz. birisinin arkasında iftira etmek çünkü, gıybet etmek çok büyük günahı kebait. İftira ne? O kimsenin üzerinde olmayan bir şey. Gıybet ne? O kimsenin üzerinde ama o kimse onunla konuşulmasını hoşlanmıyor. O zaman gıybet ve iftiradan dilimizi koruyalım inşallah. Zikir öncesi tövbe etmemiz gerekiyor demiştiniz. Bu her farklı zikir öncesi mi olacak? Örnek tevhîd de ayrı, salavat da ayrı gibi. Normalde zikrullâh oturan bir kimse önce tövbe ederse, sonra salatü selam getirir, sonra da Allah’ı zikrederse, bu usulü devam etirse güzel olur.
Bir polar rahatsızlığım var, ilaç kullanıyorum fakat ilaçlarımda yük ilacı olmadığı halde bedenimde uyuşukluk ve aşırı uyku hali var, gece gününüzde onu uyuyorum, ben ilaçtan uyuyorum desem, kızım da gününün çoğununu uyuyarak geçiriyor. Bu uyku hali benim ibadetim aksatıyor ve devam bedenimde bir uyuşuk hal, ağrı sancı bu konuda öneriniz nedir? Normalde rahatsızlığınız varsa doktorunuza buna müracaat edeceksiniz, doktorunuza soracaksınız inşallah. Selamun aleyküm, koronavirüs hastalığı istatistikleri sayı her gün geçen gün artarak ilerliyor. Türkiye’de sayı İtalya gibi olur mu? Olursa ekonomik olarak, sosyal olarak, yaşam olarak nasıl önlemler alabiliriz? Bu koronavirüsün inşallah bu 15 günlük süreç içerisinde bunun bir hali aşağı ineceğine inanıyorum.
Hatta normalde bu 15 günlük 20 yaşa kadar ve 15 günlük normalde daha öncesinden devam eden 65 yaş ve 20 yaş bu uygulamalara tam harfiye uyulursa ve insanlar normalde devletin önerdiği, bu bilim kurulunun önerdiğine dikkat ederlerse bu 15 gün içerisinde bunun iyice yavaşlayacağını, bu ayın sonuna doğru da bu meselenin hallolacağına inananlardan ol. Direkt söyleyeyim.
Korona Tedbîrleri ve Hadîs Uyumu
Ama bu konuda bizim insanlarımız Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadîs-i şerifine uyusunlar. Bir yerde bulaşıcı hastalık varsa tabi bu veba olarak geçiyor hadîs-i şeriflerde. Daha doğrusu vebaya yorumlamışlar ama biz bunu normalde güncelleyelim. Bir yerde eğer ki bir fitne var ise, bir hastalık var ise, bir, eğer bir kimse bir şehirdeyse başka bir şehire gitmeyecek. Bu bizim insanımız ne yazık ki bunu uygulamadı. Hadîs-i şerifi dinlemedi. Biz bu salgının başlangıcından beri bütün kardeşlere biz bunu defalarca haykırıyoruz. Bütün sosyal medyada, Twitter’da, Instagram’da, ben sohbetlerde hep söyledim. Veba nasılsa bu da onun gibi. Bir kimse şehrini terk etmeyecek, ülkesini terk etmeyecek, hangi ülkede durursa dursun, orada duracak.
Ölürse orada ölsün. Neden? Hastalık taşıyor. Hastalık taşıyorlar. Ebu Zerri Gifariye fitne zamanında evinden dışarı çıkma, otur evinde diyor ya, Ebu Zerri Gifariye nasıl fitne zamanında otur evinde diyorsa, evinde oturması gerekenler oturacak. Yok canım sıkılıyor, içim daraldı da, yok bir kibrit alacaktım da, yok bir sakız alacaktım da, şuraya kadar gidiyordum da, ayıp ya, yazık ya. Kendilerini düşünmüyorlar, ailelerini düşünmüyorlar, devletini düşünmüyorlar, milletlerini düşünmüyorlar. Ben daha ilerisini söyledim. Bakın daha ilerisini söylüyorum. Devletin, bilim kurulunun koymuş olduğu kurallara uymayan bir kimse, vatanını, milletini, ailesini, çoluğunu, çocuğunu sevmeyen, dikkat etmeyen kimseler.
Uyu kardeşim, senin bizi hasta etme hakkın yok. Senin insanları hasta etmeye hakkın yok. Senin toplumu hasta etmeye hakkın yok. Senin bu toplumu ekonomik darboğaza katmaya hakkın yok. Senin ailelerin içerisine ateş düşürmeye hakkın yok. Karanovirüsü bulaştıran insanlar, bir insanın ölümüne sebep oluyorsunuz. Bu az bir şey değil. Katil hükmüne giriyorsun bilerek veya bilmeyerekten. Bu az bir şey değil. Oturun kardeşim evlerinizde. Devletin çizmiş olduğu kurallara uyun. Ondan sonra devlet suçlu oluyor. Ondan sonra hükümet suçlu oluyor. Ondan sonra birileri suçlu oluyor orta yerde. Ben böyle konuştum diye de ben de suçlu oluyorum. Ondan sonra diyorlar da yok hükümet yanlısıymış da, yok devlet yanlısıymışım da, yok ah şeyhmişim de var.
Kardeş hadîs-i şerîf var diyorum sana. Devlet bunu uygulamasa dahi Müslümansan bu hadîs-i şerifi uygulacaksın. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretinin izinden gideceksin, sözünü dinleyeceksin. Salgın bir hastalık var ise şehrini terk etmeyeceksin. Aynı şehirde oturacaksın. Aynı kaza da oturacaksın. Aynı kasabada oturacaksın. Aynı mahallede oturacaksın. Hatta aynı evde oturacaksın. Hatta aynı odada oturacaksın. Uyun kardeşim ya. Yoksa Hak’ka girmiş oluyorsunuz ha. Hak’ka giriyorsunuz. Genelde de bu memur kesim ve devlet işçisi kesin bu yasakları çiğnedi. Çünkü fabrikalarda çalışan işçiler çalışıyor zaten veya normal esnaf dükkanını açmak zorunda adamın vergisi var, algısı var, borcu var, çeki var, senedi var.
Okullar tatil olunca devlet memurları da değişik şekilde tatil olunca yürüdüler oraya buraya gittiler. Oturun kardeşim oturduğunuz yere devlet sizin maaşınızı veriyor. Dolaşmayın, gezmeyin. Selamünaleyküm. Bir buçuk yaşında iken ölen kardeşim bana şefaat edebilir mi? onu çok çağına alsam. Hayır, böyle bedavacılık yok. Çocuklar ancak anne babalarına. İkinci olarak dört, mezheb imamlarımızı neden görüş olarak birbirlerinden ayrı kurallara dinlerini icra ettiklerini ve görüşelliklerini biraz özetler misiniz? Bunlar zenginlik, bunlar kolaylık. O yüzden normalde zenginlik ve kolaylık olarak görün mezheb imamların iştahatlarına. İbadet ederken şafi, Hanefî, hambeli ve maliki mezheplerinin ayrı görüşlerinin olmasını kavrayamayan insanları nasıl açıklayabiliriz?
Tek İslâm, tek din için dört mezheb deniliyor. Ne olmuş? Be dört mezheb yok ki zaten. 30 tane mezheb var yaklaşık. Dört tanesi ayakta durmuş. Tabileri fazla. Normalde bu zenginliktir. Bütün dinlerde bu mezhepler vardır. Bunu büyütecek bir mesele değil. Size intisâb etmek isteyen bir kişi sizi gördüğü rüyaları tevil ettirmeden sitenizdeki virtlerden başlayabilir mi? Tevil ettirmesi lazım. Normalde rüyasını anlatması lazım. Rüyasını tevil ettirdikten, anlattıktan sonra da ondan sonra ondan ders olarak biatlaşması lazım. Başka türlü bunun olması mümkün değil, öyle söyleyeyim. Çünkü ders almak biatlaşmaktır. O biatlaşmayı sağlaması lazım inşallah. Selamünaleyküm hocam. Eşim her zaman benim konuşurken aniden parlamamdan rahatsız olduğunu söylüyor.
Ama her zaman sakin konuşarak beni aşağılıyor. Sonra sinirlenince sakin ol diyor. Anlatamıyorum. Derdimi anlamıyor. Bir kocanın eşini sürekli aşağılarak konuşması dinen yeri nedir? Sizi dinliyor hocam şu an. Normalde kim olursa olsun, herhangi bir kimsenin aşağılanması doğru bir şey değil. Aşağılayan insan ne yazık ki kendisini aşağılanmıştır. Doğru hareketler değil. Kim olursa olsun kimseye aşağılamayın. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Sohbetiniz hayırlı olsun. Ölümden kaçılır mı? Veya kaçmak, engellemek olur mu? İzmir sizi seviyor. Allah razı olsun inşallah. Ecel ne bir adım öne ne bir adım sonraya. Ama Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir bedevik geliyor.
Devemi bağlayıp da mı yoksa bağlamadan mı tevekkül ediyorum diyor. Deveni bağla diyor ya biz de normal ölçülerde sebepler dairesinde devemizi bağlarız. Benim bir sorum olacak. Burada çoğu kişi aşırı kiloda mide ameliyatı oluyor. Bu yüzden mide ameliyatı olmalarına dinen bir günaha girmiş oluyorlar mı? Az yesinler mide ameliyatı olacaklarına. Az yesinler az. Çok yemek şuneti Resûlullâh’a aykırı. Selamünaleyküm. Peygamber efendimiz’e salavat getirirken onu rabıta etmek nasıl olmalıdır? Salavat’daki mana ve maksat nedir? Teşekkür ederim. Allah ve melekler sana salatü selam ederler. Ey îmân edenler siz de salatü selam edin. Farzdır. Biz de salatü selam ederiz. Önemli olan rabıta burada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerine uymak.
Sabahtan akşama kadar Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri düşünmüşsün, sünnetini işlememişsin. Bu noktada şey değil, ölçü değil. Selamünaleyküm. Emanaziyedeki Sumatra adasının batısında iç işlerinde özellik olan Aceh Darül İslâm vilayetini İslâm şeriatına göre yönetildiği söyleniyor. Kur’ân ve sünneti aykırı olan şeylerin hepsi yasakmış. 16. yüzyılda Portekizlilere karşı Osmanlı’na Aceh Sultan’ına filo göndermiş ve filo Türklerinin bir kısmını geri dönmeyip oraya yerleşmişler. Türkleri çok seviyorlarmış. Bu konudaki görüşlerinizi rica edecektim. Buraya Darül İslâm diyebilir miyiz? Eğer öyleyse hadîs-i şeriflere göre buraya göçmek gerekir mi? Eğer oraya Darül İslâm ise Müslümanlar ya bulundukları yeri Darül İslâm’a çevirecekler ya da gidecekler Darül İslâm olan bir yere hicret edecekler.
Resûl-i Ekrem’in, sallallâhu aleyhi ve sellem, kendisine bir şey yedirilmediği halde yedim diyen, bir şey verilmediği halde kendisini doymuş gibi gösteren kimse iki kere yalan söylemiş olur buyurdu. Bu hadîs-i şerifte iki kere yalan söylemekten kastedilen nedir? Hem yedim dedi hem de doymuş gösterdi. İki yalan oldu. Selamünaleyküm. Ebu Bakir Radıyallahu anh Efendimizin şöyle buyurduğu rivayet etti. İşleyene daha dünyada cezası çabucak germeye en layık günah zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaktır. Bu cezanın dünyada verilmesi ahiretlik ceza kefaret değildir. Ebu Davud Edep 43. Halavulun ve ablamın evliliği, çocuk sorunu ve akabinde zenginliğin verdiği özgüven ile ablamın üstüne kuma getirmeye çalışmaları üzerine son buldu.
Sülale bu konuda ikiye bölündü. Yarısı bizimle yarısı onlarla görüşmüyoruz. Biz hal, hala çocuklarım ve bu organizasyonu yapanlar hariç sülaleden yüz çevirmiş değiliz. Bu hadîs-i mucibinde bizim hadiseyi yaşadığımız insanlara karşı bir sorumluluğumuz var mı? Bu insanları akrab olarak görmememiz bize bir zarar verir mi? Bir kimseye karşı duracaksanız karşı duracağınız kimsenin Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir şeyse olması lazım. Kur’ân ve Sünnet’e aykırı bir şeyse gidin nasihat edin, Kur’ân ve Sünnet’e onu geri çevirin. Hala da Kur’ân ve Sünnet’e aykırı noktada duruyorsa ama kafirlik ama müşriklik noktasında o zaman onunla bağınızı kesebilirsiniz. Selamun aleyküm. Soru bir. Mehmet Zahid Kodku Hoca, Necmettin Erbakan’ın siyasete girmesini istememişti.
Lakin kendisi girdi ve mevcut yetiştirdiği kişiler şu an iktidarda. Mevcut iktidarın başarısızlığını Mehmet Zahid Kodku Hoca’nın dinlenmemesi, bundan dolayı mevcut iktidarın içinde manaviyatın olmamasının sebebi bu mudur? Ben Mehmet Zahid Kodku ile Hoca Efendi ile Necmettin Erbakan’ın arasındaki meselenin ne olduğunu bilmiyorum. Ona şahit de değilim. Böyle rivayetler var. Ne kadar doğru ne kadar doğru değil. O yüzden bunu yorumlamam mümkün değil. Ama Mehmet Zahid Kodku üzerine ama Necmettin Erbakan’ın üzerine suizam beslemişimdir. Beslemiş olurum. Veya bilmediğim bir konuda konuşmuş olurum. Bu da beni maddi manevi olarak rahatsız eder. Soru iki. Bir insan hem Müslüman hem de demokrat ve layık olabilir mi?
Bu benim kendimce. Ben bunu söylerim. Ben Müslümanım, İslamım. Ben demokrat değilim. Bugünkü mevcut dünya üzerindeki demokratlığı kasedersek ben demokrat değilim. Bugün mevcut Türkiye’de veya Fransa’daki, Türkiye’deki layıklığa baktığımda ben layıkta değilim. Soru üç. Siyasal İslâm için demokrasi ve layıklık sadece bir sandık mekanizması mıdır? Yoksa devamlı bir yaşam biçimi olarak da kabul edilebilir mi? Ben dünya üzerinde siyasal İslâm’ın olduğunu da kabul etmiyorum. Ne yazık ki Müslümanlar sonradan siyasallaşıyorlar. İslâm kendine münhasır. Hem ibadeti, hem imanı, ibadeti, siyaseti, devleti olan bir dindir. İslâm sokağa da karışır, devlete de karışır, aileye de karışır, bireye de karışır, ticarete de karışır.
O yüzden batıyla çatışmasının sebebi de budur zaten. Eğer İslâm ailenin hayatına karışmamış olsa, bireyin hayatına karışmamış olsa, sokağa karışmamış olsa, ekonomiye karışmamış olsa, devletin çalışma sistemine karışmamış olsa, siyasete ve hukuka karışmamış olsa batıyla çatışmayacak zaten. Batının çatışmasının sebebi İslâm’ın hayatın her alanına karışmasından kaynaklanıyor. İslâm doğumdan ölüme kadar insanı ilgilendiren, toplumu ilgilendiren, devleti ilgilendiren, doğayı ilgilendiren her şeye karışıyor. Batılıların problem olarak gördüğü şey bu. Biz Müslümanlar olarak ben bundan memnunum. Din benim doğumuma da karışsın, benim gençliğime de karışsın, benim hayatıma da karışsın. Ben îmân etmişim o dine.
O yüzden faizle iştigal edenler mezarlarından şeytân çarpmış gibi kalkarlar. Bu faizle iştigal edenlere karışıyor. Ticarette, alımda, satımda hile yapanlar, tartıda hile yapanlar. İslâm karışıyor. Adaletsizliğinde hükmedenler, adaletsizliğin içerisinde bulunanlar, İslâm karışıyor. Zulmedenlere İslâm karışıyor. Zalimlere İslâm karışıyor. Diyor ki o zalimlerle, zulmedenlerle mücadele edin, cihat edin. Bakın karışıyor İslâm. Veyahut da haramları nitelendirmiş, haramları sınırlamış, haramları koymuş. Ve bu haramları isteyen kimselerle mücadele edin demiş. İslâm karışıyor. İslâm eşcinselliği harâm etmiş, karışıyor. İçkiye harâm etmiş, karışıyor. Uyuşturucuya harâm etmiş, karışıyor. Bakın karışıyor.
Ailelerin arasında zulmetmeyin diyor, karışıyor. İslâm tesettürsüz diye karışıyor. Kadınlarınızı diyor, belli bir tesettür normlarında dolaştırınız diyor. İçerisinde konuşuyor İslâm. Bu karışmasından Batı, Batıcılar memnun değiller. Ama sonuçta İslâm karışıyor ve İslâm’la layıklığın, İslâm’la demokrasinin normalde bağdaşlayacağına da inanmıyorum. Bunu her sohbette de söylerim. Hiçbir zaman İslâm eşittir demokrasi, İslâm eşittir layıklık. Bağdaşmaz, olmaz, mümkün değil. Bize öğretilen layıklık ne? Din ve devlet işlerinin ayrılması. Bizde yaşanan layıklık ne? Cebarut bir devlet. İnsanların inancına karışan, örtüsüne karışan, okuluna karışınan, eğitimine karışan, yaşantısına karışan cebarut bir layıklık yaşadık biz.
O yüzden İslâm bunlara karşı, İslâm haramlara karşı. İslâm kadınların satılmasını istemez, İslâm faizli iştigal edilmesini istemez, harâm. İslâm uyuşturucunun rahat bir şekilde dolaşmasını istemez, harâm. İslâm içki üretilmesini ve içkinin satılmasını ve içkinin normalde tüketilmesini istemez, harâm. O yüzden karışır İslâm. Türkiye’de siyasal İslâm çöktü mü? Var mıydı ki çöksün? Bakın bunu hep devamlı söylüyorum. Dünyanın hiçbir yerinde siyasal İslâm yoktu. İslâm’ın kendisi siyasi zaten. Siyasal İslâm olarak ayrı bir ölçü olmasına gerek yok. İslâm’ı biz neyle nitelendireceğiz? Mekke ve Medîne dönemiyle nitelendireceğiz. Mekke döneminde Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin devlet kurmaya gücü yoktu, devlet kurmadı.
Medîne’ye, Münevvere’ye hicret edince devlet kuruldu. Sonuçta İslâm devleti kuruldu. Süreç bu. İslâm’ın sürecine baktığınızda Mekke dönemi imanla alakalı, Medîne dönemi İslâm ve devletle alakalı. İslâm bir devlet kurmuş sonuçta. Bunu yok görmek, bunu örtmek, bunu ötelemek mümkün değil. O zaman dinin belli bir bölümünü reddetmiş oluruz. Allah muhafaza eylesin. Soru 5. Mevcut iktidar siyasal İslâm’la gelirken şu anda Pelikan örgütü dediğimiz liberal kesimle hareket etmektedir.
Siyasal İslâm ve Sosyalist Müslümanlık
Tabandaki ve tabandan gelen siyasi İslamcılar bu konu hakkında nasıl mücadele etmelidir? Ben mevcut iktidarın siyasal İslâm’la iktidara geldiğini düşünmüyorum. Çünkü böyle bir açıklamalarını duymadım. Var ise de bu kendilerini bağlıyor. Bir, ikincisi ben bugünkü siyasal iktidarı yorulma noktasında değilim. Pelikan örgütünü yorulma noktasında değilim. liberal kesim kim? Onları yorulma noktasında değilim. Tabandaki ve tabandan gelen siyasi İslamcılar bunlar kim? Bunları da bilmiyorum açık ve net söyleyeyim. Tabanda ve tabandan gelen siyasi İslamcılar var mı Türkiye’de? Bunu bilmiyorum çünkü böyle bir şeyin var olduğunu da bilmiyorum. Yok çünkü Türkiye’de siyasal İslamcı yok. Ben öyle görüyorum.
Allah affetsin. Selamun aleyküm. Ben Recep Karataş. Filistin’le Türkiye’deki sosyalist sohcular savaşmıştı ve orada olan kişiler vardı. Şu an ne değişti de şimdi inanılmaz karşılar bunun nedenleri nelerdir rahatsızlık verdiğim için özür dilerim. Normalde Türkiye’deki sosyalistler de böyle bazıları, hepsini söylemek mümkün değil, akça kavak yaprağı gibi. dünya üzerindeki siyasi akımlar zaman zaman böyle esen rüzgara göre yön değiştiriyorlar. Esen rüzgara göre değişik noktalara gidiyorlar. O yüzden sıkıntılı bir durum. Ben şu an 16 haftalık hamileyim. Geçtiğimiz çarşamba günü bebeğimizin kafatasının oluşmadığı, omurgasında boyun kısmının birleşmemiş olduğu ve kordonda iki damar olması gerekirmiş bir damarı varmış.
Bu üç sıkıntısı olduğu tespit edildi. Bebeğimizin doğduğunda en fazla iki gün yaşayabileceği ve ilerleyen hamilelik sürecinde oluşacak durumlardan kaynaklı. Beni öldürebilecek derecede riskli olduğu. Bu nedenle gebeliğin sonlandırılması gerektiği söylendi. Bu durumun genetik yolla mı yoksa başka besin, benim besin almamın eksik olmasından mı kaynaklı olduğu araştırılacak. Amminyon sentez ve kan testleri yoluyla genetik tarama yapılacak. Amminyon sentez karnında iğne ile su alınarak yapılıyormuş. Gebelik sonlandırması ise rahim ağzına ilaç koyularak doğumun başlatılması ile yapılacakmış. Virüs nedeniyle refakatçe almıyorlar hastaneye. Zahiren yanımda olabilecek kimsem olmayacak. Bu durumlar beni korkutuyor.
Sizden dualarınızı istiyorum. Allah muvinin olsun, Allah yardımcınız olsun inşallah. Bebeğimizin cinsiyetinin erkek olduğunu öğrendim. Cenaze işlemleri nasıl yapılmalı, isim koyulup mu gömülmeli, isim koyulması gerekirse ismini ne koyalım demiş. Normalde doğduğunda nefes alırsa bir çocuk o zaman ona isim koyulur, nefes alınmazsa öyle gömülür. Normalde isim koymaya gerek kalmaz. Zannediyorum Sunni doğumu yaparlarsa zaten o çocuk ölü doğar. O yüzden ona da isim konmaya gerek olmaz. Selamun aleyküm hocam. 2 yıldır tasavvuftayım. İlk zamanlar rüyalarımda haller yaşıyordum. Artık o haller gitti benden. Halden öte artık maneviyat olarak da çok zayıf hissediyorum. Kendime bu durumu nasıl anlamanıyım?
Bendeki eksikliklerden dolayı mıdır? Maneviyatı nasıl yüksek tutabilirim? Hocam saygılar, elinizden öperim. Bunun değişik sebepleri olabilir, değişik şey olabilir ama sonuçta bizim kendi tembelliğimizdir, kendimizdendir. Biz yeteri kadar Kur’ân’a, Sünnet’e tam sıkı bağlanmamışızdır. Haramlara tam olarak karşı duramamışızdır, günah işlemişizdir. Böyle büyük küçük günah, bu küçük günah büyümüştür. Büyüdükçe de biz onunla mücadele etmemişizdir. Bu hale gelebiliriz. Selamun aleyküm. Ben çok çabuk sinirleniyorum. O zaman şeytana çok çabuk kanıyorsun. Çocuklarıma bağırıyorum, sonra pişman oluyorum. Hadîs-i şerifte, annelerin, kadınların kötüsü çocuklarına bağırandır diyor. O yüzden bir kadın çocuğuna bağırıyorsa kötü bir annedir.
Sonra pişman oluyorum, bunu nasıl aşabilirim? normalde pehlivan odur ki sinirlendiğinde sinirlerine hakim olan. Selamun aleyküm. İslâm tarihinde günümüzde yaşanan ilk midir? Beytullah, mescidi, nebevi, camiler, mescitler, meclislerden ayrı kalmak zorunda kalındı. Zaman zaman böyle şeyler olunmuş ama bu böyle en büyük şekilde tahmin ediyorum ilk. Sizden dersi biri Allah ismiyle zikretmek için sizden izin almalı mıdır? Bir yere intisâb etmiş bir kimse şu isimle bunu zikredebilir miyim demez. Onun bir zikri vardır, zikrine devam eder. Ben şu esmayı çekebilir miyim demez bu doğru değil. Selamun aleyküm, iyi yayınlar. Müslüman ile mümin arasındaki fark neydi? Müslüman genel bir ibaredir. Kim la ilahe illallah Muhammeden as-sulli Allah derse müslüman olur.
Mümin, dinin emirlerini yaşamaya çalışan, haramlardan uzak duran, Allah ve Resulünün çizgisine bu noktada takip eden kimsedir. Mümin kimse direk cennete girecek mi? Ya normalde sorgusuz, sualsiz cennete girecek olan insanlar çok az insanlar. Beraat kandili yapılacak ibadetleri söyler misiniz? Tövbe edin, zikredin, namaz kılın, gündüz hayır hasenat edin inşallah. Bir yakınımız hadislerin bir kısmına laf söylüyorsa kendisine öldüğünce cenaze namazını kılamak mı, kıymayalım mı dediğimizde cevap vermekten kaçınıyorsa o yakınımız küfre düşmüş olur mu? Biz la ilahe illallah Muhammeden as-sulli Allah diyen bir kimseye hadislerin bir kısmını da böyle laf söyleme. hadisleri kabul etmiyorsa biz ona kafir diyemeyiz.
Ben diyemem. Merhaba hocam, hocam namaza başlayalı üç gün oldu sabah namazına kalkarken zorlanıyorum. Kalkma öğlene kazasını kılarsın bir şey olmaz. Allah feder gibi kendi kendime söylen tilal oluyor kendime. Şeytanın vesvesesi namazını kalk kıl inşallah. Selamun aleyküm, benim sorum Diyanet açıklama yaptı. Cuma namazı sembolik olarak her hafta başka bir ilde kılınacakmış. Görüşlerinizi lütfeder misiniz? Allah hidayet eylesin. Sembolik olarak ilil mi dolaşacaklarmış gelecekler Bursa’ya 30-40 kişi 50 kişi seçilmiş insanlar seçilecek öyle cuma mı kılacaklarmış? Allah selametik versin ya. o zaman birileri de kalksa herhangi bir yerde 20 kişi biz seçtik Diyanet yapıyor, kardeşim biz de yapsak dese 20 kişi toplansı cuma kılsa nasıl onlara hayır diyecekler?
Gerek yok. Bir ülkede madem ki korona virüsü var madem ki camiler siz bu noktada devlet kararıyla devlet kararıyla Diyanet karar aldı, fetvâ verdi dedi ki vakit namazları cemaatta kılınmayacak. Cuma namazları da cemaatta kılınmayacak. Camiler açık kalacak isteyenler gidip orada ferdi olarak namazlarını kılacak. Bu karara kendileri de uyacaklar. Diyanet bu karara kendi vermiş olduğu fetvaya kendi vermiş olduğu kararı kendisi uymazsa vermiş olduğu kararın neresi doğru ki? Ondan sonra da VIP cuma namazı kılındı denildiğinde kızıyorlar. Mazeme veriyorlar milletin eline. Kardeşim bir karar vermişsin kararına uysana sen de uyu. İki sorum var. Bir İslâm’ın gelişmesi dönemi dediğiniz Hazret-i Osmân döneminde halife Hazret-i Osmân’ın evinin günlerce muhasara edilmesi ve bunun sonucu şehit edilmesinde o güçlü İslâm’ın askerleri neredeydi ki?
Buna müdahale etmediler, seyrettiler. Hazret-i Osmân’ın evi onların ulaşamayacağı bir yerdeydi. normalde tabii Hazret-i Osmân efendimizin şehit edilmesi ile alakalı çok konuşulması lazım ama normalde halifeler korumasızdılar. O yüzden halifeler korumasız olduklarından dolayı çok rahat bir şekilde hepsi de şehit edildiler zaten. Tabi bu korumasızlık Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’den geliyordu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de bu noktada korumasızdı. Bir sohbetinizde Hazret-i Âdem’in gömleğinden bahsettiniz. Bunun bir yerde bulamazsınız dediniz. Bulamadık. Bunu Mehter aleyhisselâm giyecek dediniz. Soru benim derim ki bu elbiseyi bilen bu elbisenin de nerede olduğunu bilir bizimle paylaşmanız mümkün mü?
Ooooooooooooooo Hz. Cebrel aleyhisselamın dhiyye suretinde görülüp Peygamber efendimizin sallallâhu aleyhi ve sellem’e soru sormuş. Bu zamanda da birinin suretine girip soru sorup bizlere konuşuluyor mudur? Olabilir. Hayırlı akşamlar. Ben kendimi sürekli yetersiz hissediyorum. Yetersiz bir anne, yetersiz bir eş aileme karşı bu duygudan nasıl kurtulabilirim? Bu psikolojik bir vakıa haline gelebilir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle gerek yok. Evet biz hakkıyla bir şey yaptık demeyelim. Ama kendimizi bir psikolojik vakıanın içerisine de atmayalım. Bebeğim uyuturken bazen hu hu hu Allah hay hay hay Allah diyorum. Harika. Zikirle uyutun çocuklarınıza. Selamun aleyküm. YouTube’da selefillerin itibar ettiği Mehmet Emin Akın’ın sohbetinde denk geldim.
Sohbetinde Ahmed el-Rufaiye, Ahmed el-Bedevi, Ebu’l-Hasan, Hasan Şazeli ve Mevlânâ Hazretleri’nin Şii ajanları olduğunu. Ehl-i Sünnet akidesine şirk ve bidatları sokmak için görevlendirdiklerini söyledi. Hatta Mevlânâ Hazretleri için, affedersiniz, cellu-i rumi deyip dalga geçerek bahsediyordu. Bu adamın Allah dostlarını böyle iftira edip dalga geçtiği için küfür ehli görmemizde bir mahsur var mı? Küfür ehli göremeyiz ama saygısız bir kimse. normalde o Ahmed el-Rufaiye, Ahmed el-Bedevi’den, Hasan Ali Şazeli’den hepsinden de helallık alması lazım. Çok zor. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm hocam, namaz kılıyorum, tehefiz, salavat, yağ hafız, estağfurullah, lazım çekiyorum. Her gün daha önceleri ilaç da kullandım.
Bıraktım, iyiydim, ne olduysa sonra her şeyden sıkıldığı hale geldim. Huzursuz hissediyorum kendimi, sevdiğim dua bile artık ilgimi çekmiyor. Ne yapmam gerekiyor? Allah razı olsun hocam, Allah’a emanet olun. İsmim Tayfun hocam, başta yazmayı unuttum, özür dilerim. Bak sen namazlarına devam et, tevhide, la ilahe illallah’a devam et. Hayat öyle boş bırakılacak noktada değil. Hayatı sev, eşini sev, akrabalarını sev, arkada etrafındaki insanları sev, hayata sık sık bağlan inşallah. E şimdi panik atak var, bu durumdan nasıl kurtulabilir? Abdest olacak, devamlı tevhîd çekecek. Arkadaşlar her türlü hastalığın şifası la ilahe illallah zikrine devam etmek. bunu böyle basit, boş görmeyin. Musa aleyhisselâm diyor ya, ben neyle seni zikredeyim?
O da diyor ki la ilahe illallah. Musa aleyhisselâm diyor ki bunu herkes yapıyor. Cenâb-ı Hak Musa’ya diyor ki hadisi kutsi bu. O yüzden tevhidi la ilahe illallah hafif görmeyin. Kim la ilahe illallah derse benim kalama sığınmıştır. O kalan nemetin kaladır der. O yüzden bütün kıymetli dostlarımıza, kardeşlerimize, Allah’ın adını yollayalım. Çünkü bu ikinci olayın, bir şeyin birisi. First of all Allah’ın adını yolladığı için bir şeyin birisi. derse benim kalama sığınmıştır. O kalan emetin kaladır der. O yüzden bütün kıymetli dostlarımıza, kardeşlerimize rahatsız olsun olmasın. Herkese tavsiyem şu. Lâ ilâhe illallah zikrini çokça yapın inşallah. Buraya gelenleri genelde okuyorum ama böyle benim hakkımda olanlara böyle olumsuz olsa okurdum da olumlu olanlara okumak istemiyorum.
Hakkınızı helâl edin. Yazmış bir kardeş çünkü o hakiki mürşid arayan kardeşlere seslenmek istiyorum diye. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamun aleyküm. İnfak nedir? İnfak karşılıksız dağıtılan hediye edilen bir şeydir. İnfak. Karşılık beklenmeksizin. birisine yarım hurma da olsa siz cehennem ateşinizi söndürün. İnfak ediniz. İnfak et yarım hurma da olsa birisine yeder. Bir açı doyur. Bir öksüzü sevindir. Bir çıplığa giyindir. Bir kimsesizin kimsesi ol. Birisinin odunu yoksa odununu al. Kömürü yoksa kömürünü al. birisinin şimdi odun kömür kalmadı. Doğalgaz parasını ödeyemediyse git ödeyiver. Doğalgazını açtır. İnfak et. Yemeğini paylaş. Çoluğunun çocuğunun rızkını ayır. Geri kalanından insanlara dağıt. zekatını dağıttıktan sonra da sadaka dağıt.
Bu normalde infak etmek bu. Müslümanlar bu konuda zayıfladılar. Ve Müslümanlar zekatlarını da dosdoğru hesaplayıp vermiyorlar. Bu umumi belalardan, müsibetlerden uzak durmak için Müslümanlar zekatlarını bir tamam fakir fukaraya dağıtsınlar. Müslümanlar zekatlarını düzgün hesaplasınlar. Müslümanlar etraflarında işlenen haramlarla mücadele etsinler. Müslümanlar haramlarla mücadele etmekten sakınmasınlar. Ve haramlarla mücadele etmek için yola çıkıp sonra haramlara da batmasınlar. Nerede, hangi mevkide, hangi görevde olurlarsa olsunlar. Var güçleriyle haramlarla mücadele etsinler. Bir yerde yönetici olanlar, bir yerde yönetimde olanlar, devlet dairelerinde çalışanlar, devlet dairelerinde memurlar, işçiler, müdürler, amirler, memurlar.
Harama bulaşmayın. Haram işlerin içerisine girmeyin. Haramla ilginizi ve alakanızı kesin. Bu memleket bizim, bu insanlar bizim. Biz bu memleketi ihya etmenin, bu memleketi kalkındırmanın yolunu arayalım. İşverenler, muhakkak ve muhakkak zekatlarınızı iyi hesaplayıp fakire fukaraya geçecek şekilde dağıtın. Oturduğunuz yerde ne idi belirsiz, herhangi bir yerlere zekatlarınızı göndermeyin. Gidin o fakir fukaranın halini, ahvalini görün. Gidin o fakir fukaralarla beraber yaşayın. Türkiye’nin zenginleri gidip lüks villalarınızda, lüks darelerinizde fakir fukarayı görmeden yaşamayın. Bunlar sizin ahiretinizi helak edecek olan şeyler. Sizin lüks villalarınızda gözümüz yok, lüks darelerinizde gözümüz yok, lüks arabalarınızda gözümüz yok, sizin zengin olmanızdan gözümüz yok.
Benim kendi nefsim adına söylüyorum. Biz sizin zenginliğinizden, biz sizin para pul sahibi olmanızdan mutluluk duyarız. Ama siz el-fahri fakri ben fakirlerle beraberim diyen Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolundan gidin. Sofranızda fakirler otursun, meclisinizde fakirler otursun. Gidip normalde lüks lokantalarda, lüks otellerde yaşamayın. Oralarda akşam yemekleri yiyeceğiz diye uğraşmayın. İsraf etmeyin. Gidin varoş mahallelerde sofralar kurun. Varoş mahallelere, fakir mahallelere gidin, tasadduk edin. Gidin onların gönüllerini alın. Gidin onların gönüllerini yapın. Fakir fukarayla hemhal olun. Yediğiniz sizin olsun, içtiğiniz sizin olsun, hayat standartlarınız sizin olsun.
Bunlarda gözümüz yok ama gelin bu memleket bizim, bu insanlar bizim, bu fukaralar bizim. Bunların gönüllerini yapın. Bunlara tasadduk edin, bunları dağıtın. Kıymetli kardeşlerim, infak edin, infak edin, infak edin. Ama gidin kendi elinizle dağıtın. Gidin kendi o lüks arabanızla gidin varoş mahallelerde dolaşabilecek misiniz? Dolaşın. Dolaşamayacaksanız o arabalara binmeyin. Gidin o lüks villalarınıza, gidin bakalım varoş mahallelerden otobüs tutun. Kırk kişi, elli kişi götürün. O villalarınızda yemek yedirin. O lüks tarihlerinizde açın onları, onlara yemek yedirin. Orada onlar yemek yesinler, iftar etsinler, orda oruç bozsunlar, orda namaz kılsınlar, orda Allah’ı zikretsinler. Ey Müslümanlar size mamur ev ile mamur olmayan, harâm olan ev arasındaki farkı söyleyeyim mi?
Söyle ya Resulallah, içinde Allah’ı zikredilen evler harave de olsa mamurdur. İçinde Allah’ın zikredilmediği evler muhteşem, ihtişamlı görünse de haravedir. Evlerinizi harabeye çevirmeyin. Evlerinizi zikre, ibadete, namaza, tövbeye açın. Evlerinizi sohbetlere açın. Çağırın millet o evlerde sohbet yapsın, zikrullâh yapsın. Çağırın o evlerde fakir fukara yemek yesin. Bakın Ramazan geliyor. Şimdi Ramazan gelirken genellikle gidip lüks otellerde iftar vermeyin. Ramazan geliyor, gidip de insanlar körler sağırlar, birbirlerini ağırlar, zenginler birbirlerini ağırlamasınlar. Gitsinler fakirlere, fukaralara tasadügesinler, onların ihtiyaçlarını görsünler. İnfak bu. Bunları da gösterişle yapmasınlar.
İnfâk, Mamur Evler ve Varoş
Kocaman bir kamyon gür gür bir köye girip onun da ortasına kocaman bir tane de ne o? Afiş, filanca iş adamının zekatıdır. İslâm’da böyle bir öğreti yok, İslâm’da böyle bir kültür yok. Böyle zekat dağıtılmaz. Filanca iş adamının zekatıdır diye kamyonla zekat dağıtılmaz. Sen alırsın, sağ elinin verdiğini, sol elin görmeyecek. Göstereşe riaya ihtiyaç yok, gösterişe gerek yok. Allah bizi onlardan eylesin. اِلْمَ الْيَك۪ينَ اَنَّ الْيَك۪ينَ حَقَّ الْيَك۪ينَ حَلَّلَّنَّا لِلَّهِ اِلْمَ الْيَك۪ينَ Suyun buz halidir. اَنَّ الْيَك۪ينَ بُزْدًا چَزْلُمْمِسْ سُوْحَالِدِرْ حَقَّ الْيَك۪ينَ بُهَارَ عَلِدِرْ Öyle diyelim. Veyahut da haydi hep eskiler öyle tarif etmişler ya, bir beldenin dışarıdan Kabe’yi var olduğunu biliyor musun?
Evet. Bu ilmel yakın. Gittin Kabe’yi gördün, yukarıdan tepeden baktın, bu aynen yakın. Gittin orada yaşadın, bu حَقَّ الْيَك۪ينَ. Öyle diyelim. Bursa Kuyuzluören Köyü’nden sizi izliyoruz. Hacandene size selam var. Vâ aleyküm selam. Allah razı olsun. Allah mübarek eylesin inşallah. Siz de selam söyleyin inşallah. Selamün aleyküm. İnsanları elimden geldiğince kalplerini kırmamaya çalışıyorum. Ama karşı taraf çok kırıcı olabiliyorum. Ben görmezden gelirim diyorum, kırılmak, küsmek iyi değil diyorum. Bu sefer bu insanlar daha kırıcı, daha kaba, daha vurdum duymaz oluyor. Ben doğru davrandığımı emin olduğum zamanlarda nasıl davranmalıyım? Bazen annem, bazen arkadaşım olabiliyor. Yakın dairen sayın.
Geç ya başlar. Bir sufi şahsıyla ilgili meseleler konusunda herkes hakkını eğlenebilmelidir. İster eder ister etmez. Her şey Allah’tan istemek var. Bir de Allah’tan başka bir şey istememek var. Bizim çimiz hangi o olmalı? İkisi de olmalı. İki de olmalı. İki de olmalı. İki de olmalı. İki de olmalı. İki de olmalı. İki de olmalı. İkisi de olmalı. Hayırlı geceler. Selamun aleyküm hayırlı geceler. Ben evliyim ve ailemle aynı şehirde yaşıyoruz. Evimde bir yemek olsun başka bir şey olsun. Yaptığım zaman ya da eşim bir şey aldığı zaman ilk olarak anne babamı ve abim evli olanlara bölüşüp gönderiyoruz. Eşimin ailesi burada yok. Ben bu noktada komşu ya da başka birine paylaşımlarda bulunmak yerine ilk olarak onları göndermeyi düşünüyoruz.
Kendi hallerimizde kendi yanında kavrulan insanlarız ama ben bu konuda bazen kendimi cimri ya da bencil olarak hissediyorum. Aileme gönderiyorum. Konu komşu pek paylaşımlarda bulunmuyor diye. Yanlış mı yapıyorum? Ben ilk aile içine düşmek düşünmekte yanlış mı yapıyorum? Yok. Aileni düşünmen gayet normal. Ailene tasadüf etmen de normal. Allah yardımcın olsun inşallah. Sufi, üstadının rüyasında görmüyorsa tekrar görebilmek için nelere dikkat etmeli. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem efendimizi hiç görmüyorsa ne yapmalı? Tövbe-e zikullaha, ibadete devam, haramlardan uzak durmaya devam. Selamünaleyküm hocam. Rüyasında üstadını görmeyen ders almış kişi derviş olmuyor mu? Böyle bir şey yok. Bir kimse ders aldıysa mesele bitmiştir.
Selamünaleyküm. Biz kardeşlerim ile 70.000 tevhîd atma yapıp önce milletimizin başındaki bu virüs hastalığına buluş yaptık. Ve ardından ailemizi herkese sırayla hetim yapıyoruz. Uygun mudur? Harika. Bir sorun daha olacak. Küçük kızım var bazen namazlarımı kılarken namaza kendimi veremiyorum. Bazen de vakit namazlarımı kaçırıp kılamıyorum. Bu beni kendime veremediğim huzursuz ediyor. Kılamadığım zaman hepsini gece kızım uyuduğunda hepsini sakin kafayla kaza etmek mi makul? Yoksa vaktinde ne engel olursa olsun kendimizi tam veremeden de olsa kılmak mı makul? Vaktinde kıl inşallah. Bu şimdi 70.000 tevhîd atma yapıp önce milletimizin başındaki bu virüs hastalığına bağış yaptık. Bunu duysalar, ohohohoh.
Tefe koyarlar siz nasıl böyle virüse tevhîd atmemi yapılır? Siz dua mı ediyorsunuz? Böyle şey olur mu? Bilim varken ilim varken nasıl böyle şeylere tevessül ediyorsunuz diye tefe koyarlar. Ama Amerika Temsilciler Meclisi’ni açarken Fatiha ile açar. normalde Avrupa’nın bütün şehirlerinde ezanlar okunur. Avrupalı doktorlar hemşireler güne başlarken dua ile başlarlar. Avangalistler imamı defol git korona diye şeanslar yapar. Bizim ülkemizin insanları da böyle dua ettik. virüsten kurtulmak için 70.000 tevhîd atma yaptık deyince vay vay vay vay vay ortalığı ayağa kaldırıyorlar. Arkadaşlar bizim elimizden bu dua edenlere, zikredenlere, selalara, ezanlara, ne bileyim değişik şekilde İslâmî ritüellerini yerine getirenlere, kızanlara sesleniyorum.
Bakın kardeşler bizler teknik olarak doktor değiliz, profesör değiliz, kimyager değiliz, formoloji uzmanı değiliz. Neyse o ilaçları üreten, ilaçları, aşıları bulan kimseler değiliz. sizler buldunuz da bu bilim insanları bir ilaç buldu da bizler oturduğumuz yerde fetvâ mı verdik bunları kullanmazsınız bilime karşı. Sizler kalktığınız koronanın aşısını buldunuz da biz fetvâ mı verdik ya oturduğumuz yerde bunu kullanmazsınız diye. Biz dua edenlere, biz zikredenlere, biz selat selam getirenlere bir virüsten bir beladan bir müsibetten Allah’ın bizi kurtarması için dua edenlere hangi akılla saldırıyorsunuz ya. Ya gerçekten sizin zekanızdan, bilim adamlarınızdan şüphe duyuyorum artık. Sizin akıllı olmanızdan şüphe duyuyorum.
Ya hangi Müslüman hangi ilme karşı çıkmış ki? Hangi Şeyhülislam, hangi Şeyh, hangi mürşid, hangi Diyanet İşleri’nin görevlisi, hangi Diyanet İşleri Başkanı hangi bilime karşı çıkmış kardeşim. Bana bir tane örnek gösterin ya. Bir tane örnek gösterin. Deyin ki biz şu aşığı bulduk, bu aşığı filanca Şeyh Efendi, filanca mürşid tanınmış olanları söylüyorum. Veyahut da filanca il müftüsü, filanca Diyanet İşleri Başkanı buna karşı geldi deyin. Ya bu ne saçmalık dua edenlere kin, Allah’ı zikredenlere kin, Allah’ı ibadet edenlere kin, selah okuyanlara kin, ezan okuyanlara kin, minarelerden dua edenlere kin. Bu ne ya kardeşim ya? Ne alıp veremediniz var Müslümanlarla? Ne alıp veremediniz var? Ne alıp veremediniz var? birisi de kocaman profesör yayınlıyor.
Allah’ınızı, dininizi severseniz hangi hadiste var selallardan salatu selam okumak? Hangi hadiste var içkiye, kumara, zinaya evet demek? Hangi hadise bakaraktan kaderin imandan esasını inkar ettin? Onu soran yok sana. Camilerden okunan selalar kimi rahatsız etti? Camilerden okunan salat-ı şerifler kimi rahatsız etti? Camilerden okunan ezanlar kimi rahatsız ediyor? Camilerden okunan dualar kimi rahatsız ediyor? Ne gördünüz kardeşim ezan’dan, salatu selam’dan, duadan, zikirden? Ne zarar gördünüz? Sizin ilminizi mi durdurdu? Sizin bilminizi mi durdurdu? Siz bir şey icat edecektiniz de ezan-ı şerif okununca ezan mı engel oldu? Siz çok önemli bir aşı bulacaktınız da camilerden yükselen salatu selamlar mı sizi durdurdu?
Yok, akılsızlık yapmayın. Zulmetmeyin Müslümanlara. Ve İslâm’la, dinle, dinin hükümleriyle alay etmeyin. Din ve dinin hükümleriyle alay edenler ne yazık ki küfre düşüyorlar. Ve bu Müslümanların bu toprakları toprak eden, bu toprakları diniyle, imanıyle, aşkıyla, muhabbetiyle yoğuran o ecdada vefasızlık ediyorlar. Siz bu toprakların üzerinde yaşıyorsanız şehitlerin yüzlusu hürmetini yaşıyorsunuz. Hiç kimse gelip de dışarıdan bu vatanı, bu memleketi kurtarmadı. Bu vatanı, bu memleketi vatan aşkıyla, millet aşkıyla, Kur’ân aşkıyla, sünnet aşkıyla şehit olan kimseler kurtardı. Bu dinsizliğiniz ne ya? Allah muhafaza eylesin. O yüzden arkadaşlar İslâm dini hiçbir ilme, hiçbir bilime karşı bir din değildir.
İslâm’ın kendi içerisindeki fıkıhçıları, akâyetçileri hiçbir zaman hiçbir fıkıhçı, hiçbir akâyetçi herhangi bir bilime, herhangi bir ilme karşı gelmemiştir. Bir tane ama İmâm-ı A’zam’dan ama İmâm-ı Şâfiî’den, İmâm-ı Mâlik’ten, İmâm-ı Hanbelî’den herhangi bir mezheb imamından, herhangi bir ilme karşı, herhangi bir bilime karşı ve bilgiye karşı karşı bir fetvâ getiremezsiniz. Hiçbir hadîs getiremezsiniz, ilme ve bilime karşı çıkan. Hiçbir âyet-i kerime getiremezsiniz, ilme ve bilime karşı çıkan. Hiçbir büyük mürşid-i kâmil getiremezsiniz, ilme ve bilime karşı çıkan. Hatta ben bugünkü insanların ilimsiz olduğunu, bilgisiz olduğunu iddia ediyorum. Bugünkü doktorların, bugünkü sağlık kesiminde çalışanların, bilgilerin ve ilimlerinin yetersiz olduğunu iddia ediyorum.
Hekim değiller, ilaç sanayinin memurları gibi çalıştıklarını iddia ediyorum. Bakın bir salgın oldu, bütün dünya harcı merc oldu. Bu salgına karşı neden ilim dünyası, bilim dünyası kendini önceden dizayn etmedi? Neden önden koşmadı ilim ve bilim dünyası? Neden hastalıkları tedavi etmede, hastalıkların önüne geçmede daha olağanüstü çalışmalar yapmıyorlar da ilaç satmanın ve ilaç sermayesinin adamı oluyorlar? Ben bunları iddia ediyorum. Gelin kardeşim, ilimle uğraşın ilim ehli, gelin bilgiyle, bilimle uğraşın bilgi ehli, yeni yeni icatlar bulun, yeni yeni ilaçlar bulun ve insanları tedavi edici ilaçlar bulun. Siz hâlâ da bir gribin ilacını bulamadıysanız, bir sarsın ilacını bulamadıysanız, bir Ebola virüsünün ilacını bulamadıysanız, bugün dünyayı kasıp kavuran Corona virüsünün ilacını bulamadıysanız, bunun sebebi, bunun suçlusu lel hey lel lahteyb Allah’ı zikreden Müslümanlar mı?
Bunun suçlusu ibadet eden Müslümanlar mı? Namaz mı engel oldu, oruç mu engel oldu, kadınların tesettürü mü engel oldu sizin bu icatları bu buluşları yapmanıza? Geçin Allah aşkına ya. Hangi ayeti kerime engel oldu? Geçin kardeşim ya. Müslümanları rahat bırakın. Ellemeyin. Bu ilim ehli olarak, bilim ehli olarak Müslümanlara laf söyleyenlere söylüyorum. Bu Müslümanlara laf söyleyenlere diyorum. Ellemeyin. Siz hiç olmasa ilimle, bilgiyle beceremediniz. Bu Müslümanlar Allah’a dua etsin, Allah’ı zikretsin de Allah bu belayı ve müsibeti üzerimizden kaldırsın. Yoksa sizden bir hayır yok. Siz bilgiyi atom bombasına kullanıyorsunuz. Siz bilgiyi gidiyorsunuz, yıraşımaya bomba olarak atıyorsunuz. Siz bilgiyi gidiyorsunuz, Afrika’ya aç bırakıyorsunuz.
Siz bilgiyle gidiyorsunuz, siz insanlara zulme diyorsunuz. Bağdat’ı yerle bir ettiniz, Orta Doğu’yu yerle bir ettiniz, tonlarca bombalar attınız, Afrika’ya aç bıraktınız, yerle bir ettiniz. Sizin bilginiz ona çalışıyor, zulme çalışıyor.
Bilim-İslâm Çatışması ve Selâ
Siz bu yerli işbirlikçileri var, onlar da bunların goygoyculuğunu yapıyor. Susun ya, susun. Susun, ellemeyin. Gerçek bilim ehleri çalışıyor bakın. Geçen gün bir profesörümüz diyor ki, 45 gün beni unutun. Haberlerde okudum. Ben diyor bu korona aşısını bulacağım, beni 45 gün unutun. Kaç tane böyle çalışan profesörlerimizi ayakta alkışlıyorum. Ama öbür tarafta çalışmayan, üretmeyen, bilgi üretmeyen, ilim üretmeyen, sırf Müslümanlara sataşan, sırf Müslümanlara küfreden, sırf Müslümanlara hakaret eden, Müslümanların ibadetiyle, duası ile, zikriyle alay edenleri, ne yazık ki onları da Allah’a haval ediyorum. Allah onlara hidayet eylesin. Onlar karışmasınlar, sussunlar, otursunlar oturdukları yerde.
Oturdukları yerde otursunlar. Hiç olmazsa dua edenlere, zikredenlere de karışmasınlar. Allah cümlesine hidayet eylesin inşallah. Birisi kalktı devlet yardım istiyor diye, İban suresi, İbano âyet 1 dedi. Küsta! Küsta! Allah’ın ayetiyle ne alay ediyorsun ya? Devlet yardım topluyor. Vermeyeceksen vermeyeceğim de. Allah’ın ayetleriyle ne alay ediyorsun ya? Bu hakkı nereden buldun? Bu küstahlık hakkını nereden buldun? E ne olacak? Müslümanlar sessiz. Allah hidayet eylesin inşallah. Kur’ân-ı Kerim okumaya gayret ediyorum. Ama yeni öğrendim, harfleri yanlış okuyabiliyorum. Okuduklarımı kontrol edecek, online beni dinleyebilecek bir hanım arkadaş var mı acaba? Varsa beni yönlendirebilir misiniz? Vardır kardeşler, arkadaşlar etrafında da vardır.
İnşallah bir kardeş, bir arkadaş bunu bilir, sen okumaya devam et yalnız. Allah düzeltir onu. Hadîs-i şerif var, bir kimse kasıtlı değil yeni öğrenirken harfleri tam çıkaramasa melekleriyle onu düzeltir der. Allah iyilsin inşallah. Selamun aleyküm, bir kimsenin hoca takımından duyduğu bir virdi. Kırk gün boyunca suya kırkar felak nas âyet-i kürsi okunup içilmesi. Bir dervişin okuması uygun mu? Açıklama yapılmasına rağmen lütfen oku diye yol varıyor. Ben böyle şeylere hiç takılmam, hiç de okumam. Benim kendimce üstadım bana bir virt vermişti. Ben o virtten başka bir şey çekmem. Sayısız tevhîd çekerim, salat-ı selam çekerim. Hadîs-i şeriflerde ne zikirler, virtler varsa onları çekerim. Geri kalan kimsenin demesiyle bir şey yapmam.
Selamun aleyküm, Beraat gecesinde 100 rekat namaz sarmış, yapmamız uygun mu? Allah’ın 100 rekat mı varmış? Hiç haberim yok. 20 yaşındayım, cinsel noktada sıkıntılarım var. Bazı zamanlar nefsime yenilip karşı cinste irtibata geçebiliyorum. Evlenmek istiyorum ama benimle evlenecek biri olmadığı için ailen bu noktada bana izin vermiyor. Çok sıkıntı çekiyorum, ne yapmalıyım? Evlen kardeşlerim, evlen aileni de söyle, beni hızla evlendirin de Allah ailen seni hızla evlendirsin inşallah. Kız çocuklarının anne babalarına beni evlendirin deme hakları var. Anne babalar da kız ve erkek çocuklarına evlenmek isterlerse hızla evlendirecekler. Anne babaların, anne baba çocuk evleneceğim dedi, anne baba evlendirmese anne baba günah işlemiş olur.
Selamun aleyküm, düşük yapan bir bayanla olsa hükmünde midir? İbadetlerine başlaması için 40 gün beklenmeli mi? 40 gün tamamlanmadan kanaması bittiyse namaz ve diğer ibadetlerine başlayabilir mi? Kanaması bittiyse birkaç namaz vakti beklesin, ondan sonra devam edebilir. Selamun aleyküm hocam, bir Netflix’te Mesih adında Hz. Mehdi filmi çıktı, yapımı ABD’ye aittir. Ne yapayım? Filmin ne olduğunu bilmiyorum, neyi anlattığını da bilmiyorum, yorumlamam mümkün değil. Zaten bir soru da yok burada. İki, Şii ile Selefi akımı aynı mıdır? Değildir. Şii akımı ile Selefi akımı ayrı ayrıdır. Şimdi, Selefi ve Wahabe akımı da daha ayrıdır. Birinci soru hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? Bilmediğim bir konuda bir hükmetmem mümkün değil.
Netflix’i seyretmiyorum, seyretmeyi de Netflix’e üye olmayı da tavsiye etmiyorum. O yüzden ne olduğunu da bilmiyorum canım kardeşim. Selamun aleyküm, mehir parasını boşanınca mı vermeliyiz yoksa evliyken de mehir parasını verecek miyiz? Mehir, kadının hakkı. Aslında kadın onu evlenmeden isteyebilir. Hadi kolaylaştırıyor, evlendikten sonra ver diyor. Verceksiniz şimdiden boşaltırsan, zaten vereceksin. Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Benim sorum eşimin sakallarını kesmesini istiyorum ama kesmiyor. Kendisi sünnet olduğu için kesmediğini söylüyor. İyi akşamlar, doğru. Sünnet olarak bıraktıysa eşinin sözüyle sakallarını kesmemesi hak. Selamun aleyküm, bir önceki sohbetinizde Oliver Ruh’un neo-Selafilerin siyasal İslâm modelini evrensel İslâm’ın sistem, İslâm’ı temsil ettiğini fakat siz bunu kabul etmediğinizi, İmâm-ı A’zam efendimizin İslâm portresi duvarda dururken kabul edemeyeceğini söylemiştiniz.
Neo-Selafilik nedir? İmâm-ı A’zam efendimizin istişare ve yetkin kimselerden oluşan kişilerin seçeceği, idarecilerin getirdiği İslâm yönetimi, tarifi ve tatbikine ne kadar farklılık gösteriyor? Bugünkü sohbete bakacak olursa İran, Arabistan, Afganistan, siyasal İslâm yönetimi neo-Selafilikle birleşen ve ayrışan yerleri var mıdır? Evet, birleşen ve ayrışan yerleri var. Neo-Selafilik olarak nitelendirilen şey, bugün neo yeni demek, yeni-Selafilik demek. Çünkü Selef dediğimiz, İmâm-ı A’zam Selef imamıdır. İmâm-ı Mâlik Selef imamıdır. Selef imamları dediğimiz, tabinden sonra Teba-i Tabin olanlar, Teba-i Tabin’in eğittiği kimselerdir. Mesela İmâm-ı A’zam Selef imamıdır. Örneğin, şimdi neo-Selafilik dediğimiz şey, vahabi-Selafi takımı.
Bu vahabi-Selafi takımı, Batıllıların bu noktada oyununa, tezgahına gelen bu ihvani-müslümden, müslüminin evrimleşmiş hali. Eline silah alan, normalde mevcut eline silah alarak da terör faaliyetlerine katılanlar. Bunların da arkalarında bir kısmında Suudi Arabistan var. Suudi Arabistan olduğu için bunların bir kısmının arkasında. O yüzden onlar Suudi Arabistan’ın böyle gezici teröristleri gibi. Ama bunların hiçbirisi de Suudi Arabistan yönetimiyle alakalı bir laf söylemezler. Bu neo-Vahabi takımı, Selefi-Vahabi takımı, Suudi Arabistan yönetimiyle alakalı bir şey söylemez. Sebep? Çünkü Suudi Arabistan yönetiminde seçim yoktur. Veyahut da erdemli insanların toplanıp da bir yönetici seçmesi yoktur.
Babadan oğula geçen krallık sistemidir. İslâmî bir sistem değildir kısacası. Rüyamda semadan yüksek sesle hay esmasını duydum. Siz de benim ismimi zikrederekten sema ediyordunuz. Bir diğer rüyam, efendim diye hitap ettim uzun saçlı sakalı mübarek zatın cenazesini yıkamak için hazırlık yapan iki kişi beni odadan çıkarmak istiyorlardı. Ben de manen o zata, efendim beni içeri almıyorlar. En azından size abdest kolunuza bir maşrap su atayım bir katkım olsun müsaade eder misiniz dedim. Tebessül ederek kafasına olur dedi. Allah muineen olsun inşallah. Uzun rüyaları eskediyorum hakkınıza helâl edin. Uzun soruları da tabi. Bizimkiler böyle nasıl söyleyeyim çok albeneli bir şey değil böyle. Hiç öyle sizin anlattığınız gibi değil çok ibtidai bizim şey var.
İsmail var İsmail de getirmiş ben rahatsızlığım için öyle şey değil ibtidai şeylerdi. Bilmiyorum bir bilgim yok. Selamun aleyküm hiçbir şerif duası nedir okuyabilir miyiz? Vallahi ben bilmiyorum ki ben böyle şeylere hiç. 12 yaşımdayken sizden ders almıştım o zaman yaşın kadar çek demiştiniz şimdi 22 yaşındayım günlük dersimi nasıl çekmem gerekiyor normal şekilde çek artık. Allah yenilsin inşallah. Selamun aleyküm hocam İslâm dininde reform yenilik değişiklik yapılabilir mi saygılar sohbetinizi çok beğeniyorum iyi akşamlar. Selamun aleyküm hocam kaç yaşından itibaren ders alınabilirler iyi akşamlar. Reform ayrı yenilik ayrı değişiklik ayrı İslâm dini iştihada açıktır. Bir meselede yeni bir ictịhâd edilebilir ama reformistler daha önceki reformculara bakarsan bazı ayeti kerimeleri yok yüklümünde bazı adı şerifleri yok yüklümünde saydılar.
Böyle bir reformsa mümkün değil. Mümkün değil bu değişiklik dediğimizde eğer normalde ibadetlerin şekli şemali değişecekse bu da mümkün değil. Yenilik dediğimiz şey eğer İslâm dünyası önüne gelen yeni meseleleri yeni problemleri çözümlemek için yeni iştihatlar vermekse bu evet bunda bir sıkıntı yok. Kaç yaştan itibaren ders alınabilirler normalde yaş yok ders almak için ama çocuklara sonuçta şey no ders verilmiyor çocuk hükmünde olanlar ama normalde 10 yaş 11 12 yaş oldu mu küçük küçük dersler verilebilirler. Allah cümlesine inşallah şifa nasîb eylesin gerçekten. Gerçekten Cenâb-ı Hak onlara sabır ihsan eylesin inşallah. Selamun aleyküm daha önceden 100 defa Allah esması çek demiştiniz daha sonra 100 defa hu esmas çek dediniz.
Bir müddet sonra da 100 defa hay esması çektiniz şimdi bu verdiğin esmaların hepsini mi çekeyim yok günlük videonu çekeceksin ondan sonra 100 tane de hay esması çekeceksin inşallah. Berat Kandili programı olacak mı normalde Berat Kandili’nde burada sohbeti yapacağız yine inşallah. Salı gün akşam buradayız. Salı gün akşam sohbetimiz olacak Berat Kandili ile alakalı inşallah. Selamun aleyküm itti kafa girerken komşuda girmek istedi. Hocasını aramış o da giremezsin demiş çok üzülüyor girmediği için pişman olun diyor bu durumda doğru olan nedir. Bir yere intisaplıysa bir şeyhi varsa ondan müsaade almasa iyi olur hoş olur. Bak. Selamun aleyküm geceniz mübarek olsun hep kendi kendime hayal kurarım bir gün Avrupa’ya sizin geldiğinizi bize zikrullâh yaptırmak için ve size sarılmayın.
Acaba bu hayalin bir gün gerçekleşecek mi? Gönül arzu eder gelmeye isteriz bütün kardeşlerimizle gidelim bütün kardeşlerimizle hemhal olalım. Ama normalde Avrupa’ya karşı biraz şerhim var öyle söyleyeyim. Avrupa’daki Müslümanlar çok ütüldüler. Bu Türkiye’den giden değişik yabancı ülkelerden gidenler hepsi de oradaki Müslümanları üttüler para topladılar aldattılar onları. Artık oradaki Müslümanlar dışarıdan gelen Hoca Efendiler eşeğe efendiler hep şüpheyle bakıyorlar. O yüzden ben biraz çok yurt dışına gitme taraftarı değilim hakkınızı helâl edin. Fransa’dan davet ediyorlar Almanya’dan Belçika’dan Hollanda’dan davet ediyorlar. Orada da kardeşlerimiz var illaki diyorlar gel vaktimiz yok zamanımız yok.
Allah iyi etsin inşallah bakalım. Teşekkür ederiz davetiniz için yine de.
Reform, Mîrâs ve İlim-Mürşid
Selamun aleyküm yurt dışında yaşayan bir Türk gömülmek istememiş ve yakılmış Allah muhafaza. Yakınlar çok üzgünler bu durumdan ölmüş kişinin arkasından dua edip onun faydaları dokunur mu? Yakılmak İslâm ritüeli değil, yakılmayı istemek de İslâm ritüeli değil. Belki de o kimse Türktür ama İslâm değildir. Yapacak bir şey yok. Ravuta nasıl yapılır? Bu soruyu çok soruyorlar bugün birkaç tane soruyu geçtim böyle ravutayla alakalı. Bu bir aslında nakşibendilerin disiplinidir. Onlar otururlar genel olarak her namazdan sonra veya her virt çekeceklerinde üstadlarını rabuta ederler. Böyle çokça düşünürler ve rabutayla hızla yol alacaklarına inanırlar. Bütün sufi terbiyelerinde üç aşağı beş yukarı bu vardır.
Ama ben bunu böyle bir disipline haline getirilmesinden çok hoşnut değilim. O kimse sevdiği kimseyi zaten düşünür hiç aklından çıkarmaz ki. Asıl rabuta bu zaten. Nefsim karşımdaki kişiyi haksız görüyor ve sinirleniyor o kişiye beslediğimkini kalbimi karartıyor. Bir kimsenin normalde haksız görüyorsanız ona nasihat edin, ona doğruyu anlatın. Yok doğruyu anlatamıyorsanız ona doğruyu söyleyemiyorsanız nasihatınız dinlemiyorsa yapacak bir şey yok. Neden kim besleyeceksiniz ki? İnsanların gözünde nasıl göründüğüm beni etkiliyor. Hiç insanların sizi nasıl gördüğünüze bakmayın. Siz dinsel Kur’ân ve sünnet tarihinde toz, doğru hareket yapmaya gayret edin. İnsanların bakışına göre kendinizi değiştirmeyin.
Hayırlı geceler. İşimiz için mecburen dağ arılarda olmak zorundayım. Fazla kimseyle de görüşmüyorum. Benim için inşallah sıkıntı olur mu? Olmaz. Sen dağda kal hep. Senin aşağıya inmen sıkıntı. Sen durabildiğin kadar dağda dur. Aman benim arlarıma iyi bak. Ali Karadağ. Allah seni iyi etsin inşallah. Selamun aleyküm. Herkes psikolojik olarak çökük. Neden bizi de kattın kardeşim işin içerisine? Biz psikolojik olarak çökük değiliz hamdolsun. Ayaktayız, diptiriz. Her sabah kalkıyoruz, ondan sonra namazımızı kılıyoruz. Sonra gidip büro muza açıyoruz. İşimiz varsa işimizi takip ediyoruz. Ondan sonra ticaretimizi takip ediyoruz. Sonra sohbet olacak bak sohbete hazırlık yapıyoruz. Hayat devam ediyor.
Hayatı bir köşesinden yaşamaya devam edeceksiniz. Özellikle ticaretle uğraşanlar sıkıntıda. Birçok iş dalı olumsuz etkilendi. Eyvallah ticaretle uğraşanlar gerçekten çok sıkıntıda. kolay bir şey değil. Bu daha da artarsa daha da sıkıntılı olacak. Bu normalde sokağa çıkma yasağı isteyenler bu ticaret erbabı değil zaten. Ticaret erbabı sokağa çıkma yasağını istemez. Sebep, Türkiye’de bir aylık, iki aylık bir sokağa çıkma yasağı küçük esnafın perperişan olması demek. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde olumsuz etkileniyoruz. Hepimiz olumsuz etkileniyoruz. Hele bu ÇEK’te, Senet’le iş yapanlar, vadeli iş yapanlar daha da tedirgin. Ama bu dünyanın uğraştığı bir sıkıntı. Devlet bunlarla alakalı değişik önlemler almaya çalışıyor.
Yardımcı olmaya çalışıyor. Gayret ediyor onlarla. İnşallah hep beraber düzlüğe çıkarız. Dua ediyoruz şu 15-20 gün iyi geçsin ve bu koronavirüs tedbirleri biraz daha gevşesin. İnsanlar ticaretine alışverişine inşallah devam etsin. İnşallah iyi olacak. Dua edelim inşallah. Selamun aleyküm. Hayatta en hakiki mürşid ilimdir sözüyle ilgili düşünceler nedir? Dinimizin dışında bir söz müdür değildir. ilim bir öğreticidir. Bu noktada gerçekten ilim doğru bir yerde kullanırsa bu noktada sıkıntı yok. Onun normalde Atatürk’e atfedilir. Hayatta en hakiki mürşid ilindir diye. Evet ilim bir öğreticidir. Normalde o ilme sahip olan kimse mürşiddir zaten. Siz ilmi kimden öğreneceksiniz? İlmi bilenden öğreneceksiniz.
O bilen mürşiddir zaten. Normalde bunu neden tarikata atfediyorsunuz? Bir kimse kendi kendisine tıp ilmini öğrenebilir mi şimdi? Öğrenemez. O zaman ona tıp ilmini öğretecek olan kim? Öğretmen. O da mürşid. O profesör tıp ilminin mürşidi. ilim bize kalkıp da yerden lahana toplar gibi toplamayacağız. Onu da bir insandan öğreneceğiz. O da bir mürşid. O bir öğretmen. Bunu din karşıtlarında kullanmanın bir anlamı yok. Buna üzülüyorum. Selamun aleyküm. Annemle beraber yaşıyorum. Her ikimizin kendine ait parası var. Fakat bu paraları ayrı ayrı hesaplarsak zekat düşmüyor. Ama birleştirirsek 80 gram altın parasını tekabül ediyor. Bu noktada nasıl hareket etmek gerekir? Normalde sen kazancını götürüp annene veriyorsan, parayı annene tasattuk ediyorsan, para annenin.
Yok herkesin kendi kendine, kendi hesabıysa o zaman ayrı ayrı. Selamun aleyküm. Eşi vefat eden bir kadının altı çocuğu var. Biri 6, biri 13 yaşında. İkisi bekar ve iki çocuk ise evli iken babadan kalan mirası paylaştırabilir mi? Evli olan kendine düşen mirası kullanabilir mi? Ve bunlara küçük çocukların hakkı geçer mi? Eğer normalde evli olanlar babadan kalan miraslarla, babadan kalan miras mallarıyla evlendiler, büyüdülerse, en son çocuk evlenip büyüyünce kadar mirasları paylaşmayacaklar. Bakın tekrar söylüyorum. Evli olan o iki çocuk evliliklerini ve belli bir noktaya gelişlerini babadan kalan miras malların gelirleriyle yaptılarsa, son çocuklar evlenince kadar, işlerini kurunce kadar paylaşmayacaklar mallarını.
Selamun aleyküm. Benim iş yerine tıbbi maske var, bu maskeyi iş yerine dışında kullanmam doğru olur mu? Dışında kullanmam doğru olur mu? Eğer normalde o tıbbi maskeyi, mesela devlet sana orada kullansın diye verdiyse veya o tıbbi maskeyi iş veren, iş yerinde sana kullansın diye verdiyse sadece iş yerinde kullanabilirsin, dışarıda kullanamazsın. Selamun aleyküm şu an solcu kesimde, İslâmî kesimlere hitap etmek amaçlı olarak devrimci müslüman, sosyalist müslüman gibi akımlar baş gösteriyor. Bununla ilgili görüşünüz nedir? Müslüman müslümandır, müslümanın devrimcisi, sosyalisti, ne bileyim fundammalisti, yok sağcısı, solcısı olmaz, müslüman müslümandır, benim bildiğim bu. Kur’ân öğrenmek konusunda mesaj atan arkadaşa ben yardımcı olmak isterim.
Tamam senin numaranı, ben o arkadaşı şimdi, o arkadaş dinliyorsa hemen, eee, dur bakayım bu kardeş de, aa tamam, ben senin numaranı şimdi bu kardeşe atıyorum, bu kardeş seninle inşallah irtibata girsin, o da dinliyor şu anda şey olarak, ne o? İnşallah attım, ne kadar güzel oldu bak. Aa bak anında o da bekliyorum demiş, attım numarayı, onunla o kardeşle görüşebilirsin, senin hafızdır kendisi, bayan hafız, inşallah sana öğretir. Allah mubarek gelsin hadi bakalım. Selamünaleyküm, bu korona virüs dünyada altı ay kalacak süresi varmış, dünyayı soğutma sistemi üzerinde, Birleşmiş Milletler çalışması Nisan ayından sonmuş gibi paylaşım var. Herkes bir şey der ya. Allah’a yesin, ey Allah’a. Selamünaleyküm, İngilizce mi geliştirmek için yabancı dizileri İngilizce altyazı izliyorum ve bunları anca Netflix’te buluyorum, bu durumda izlemeye bırakmalı mıyım?
Ben karışmam, ben izlemiyorum. Selamünaleyküm, Hazret-i Ömer dizisi var, yeni çıkmış dizide Peygamber Efendimiz Hariş, tüm sahabeler, halifeler dahil, herkesi net bir şekilde gösteriyor. Bu diziyi izlemek uygun mu? Hiç bilmedimden, izlemedimden, içeriğinde bilmedimden bir şey diyemeyeceğim. Çok rüya soruyorsunuz, o yüzden rüyaları es geçiyorum. Sorduğum soruların yanlışlık, eksiklikleri yüzünden hakkınızı helâl edin demiş, helâl olsun. Sizden ders alanların büyük bir çoğunu rüyasında görüp ders alıyorlar, bunun bir sebebi var mıdır merak ediyorum. Ya normalde rüyalarını da görüp de ders almaları, sufi adabı, erkânı ölçüsünce doğru. Biz genelde rüyasında gören kardeşlere ders vermeyi arzu ediyoruz zaten bizde.
Görmeden de ders alabilir mi? Alabilir. Ama rüyada görmesi daha hoş. Selamünaleyküm, eşim sizden dersi var diye mi uyduğunuz zaman zikirlere katılmaya çalışıyorum, ben de ders almak istiyorum. Onun dersini çeksem olur mu? Olur, Allah mübarek eylesin inşallah. Mesaj sayfamı oradan silermişsiniz, eski sorular sayfada birikmiş sanki çok uzun soru sormuşum gibi sormadım es geçiriyor. Allah iyiyesin inşallah. Bu nereden silinir, nereden ne olur bilmiyorum. Siz kendiniz sileceksiniz. Siz kimsiniz hem var ya benden de sil, senden de sil diye. Öyle siliniyor değil mi Salim? Sen sil canım kardeşim. Benim ona burada fırsatım olmuyor hakkını helâl et. Selamünaleyküm hocam, hayırlı sohbetler dilerim. Bir rüya gördüm bugün çok kafama takıldı.
Rüyamda bir arkadaşım gördüm rahmetli bir arkadaş camideydik beraber. O arkadaşım çok mutluydu ve sonra camiden ayrıldım, camiden yanına çıkmışım ve geri yanına camiye döndüm. Bunun bir anlamı nedir çok kafama takıldı teşekkür ederim. Namazına devam et inşallah. Namazına asla es geçme. Bir de hocam ben Hazret-i Ali’yi görmeden çok sevdim. Resmen aşık oldum inşallah ahirette komşu oluruz. Dünyada da gör inşallah sadece ahirette kalmasın. Hayırlı geceler kullanmadığım, eski eşyaları atmaya kıyamadığım için ileride belki lazım olur diye istifliyorum bunun günahı var mı. Kullanmadığınız eşyaları tasadduk edin, dağıtın, infak edin, biriktirmeyin. İnfak edin, biriktirmeyin doğru değil. Kullanmadıklarınızı infak edin.
Bir fakir fukaraya iş görsün inşallah. Sorularınız bitti, cevaplayamadığım zamanımın yetmediği, rüyalarını es geçtiklerim haklarını helâl eylesin inşallah. El Fatiha
Kaynakça ve Referanslar
- Siyasal İslâm Analîzine Giriş: Oliver Roy, Siyasal İslâm’ın İflâsı — devrimci ve reformcu kutup karşılaştırması, 80 sonrası İran devrimi-yeni fundamentalizm geçişi; FIS (İslâmî Kurtuluş Cephesi) protîpi; Hazret-i Peygamber’in Mekke-Medîne sürecinde devlet kurma strateji farklılığı — İbn İshâk Sîre, Buhârî Menâkıbu’l-Ensâr 45
- İrân İslâm Devleti Modeli: 1979 İmâm Hümeynî devrimi, Fransa’nın örtülü desteği; Rebii bin Âmir’in Kadisiyye harbi öncesi Rüstem’e sözü — İbn Cerîr et-Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk; “İslâm devleti insânları kullara kulluktan kurtarıp Allâh’a kul olmaya ulaştırır”; İran-Irak savaşı (1980-88); Sünnî-Şî’î çatışmasının Suriye/Yemen/Irak’a yayılımı
- Afganistan ve Sû’ûdî Arabistan: Sovyet işgali (1979-89), ABD-Sû’ûd destekli mücâhid kanadı ve Usâme bin Lâdin; Tâlibân-el-Kâide-Peştun çatışması; Vehhâbî-Selefî fikri ve Sû’ûdî monarşi; Osmanlı-Selcuklu-Abbâsî devlet geleneklerinin Hazret-i Peygamber modelinden uzaklığı; Mekke-Medîne devlet süreç farkları — İbn Hişâm Sîre, Taberî Târîh
- Cezayir Tarîhi ve FIS Kuruluşu: 1520 Cezayir’in Osmanlı’yı daveti (Barbaros Hayreddin Paşa), 1830 Fransız sömürgesi, 100 yıllık milli mücâdele; bağımsızlık sonrası 30 yıllık tek parti (FLN) lâik dönem; Mahfûz Nahnâh-ırshâd/ıslâh, Abdullah Câballâh-en-Nahda; Abbâsî Medenî ve Ali Belhâc liderliğinde FIS; Hasan el-Bennâ, Seyyid Kutub, Muhammed Kutub eserlerinin Millî Görüşçüler tarafından Millî Gazete ile Türkiye’ye yayılımı; İslâmî Selâmet Cephesi-Millî Selâmet Partisi fikri bağı
- FIS’in Seçim Yolu ve Çöküşü: 1990 Cezayir yerel seçimleri, FIS’in belediye başkanlıkları ve milletvekillikleri; meşrû anayasa ile çatışma, tutuklamalar; 1992 iptal ve iç savaş (terör örgütüne dönüşme); “Her İslâmî hareket partileşirse hüsrâna uğrar” tespiti; Bedîz-zamân Saîdî Nûrsî Hazretleri’nin Risâle-i Nûr’da “siyâsetten uzak durma” umdesi; “İslâm devlet hayalinin boşunalığını somutlaştırmaktan” Oliver Roy tespiti
- Mürşid, Gizli Şirk ve Mehdî: Mürşid ölçüleri — dilenmemek, zekât memurluğu koymamak, dervişi meta görmemek; Abdülkâdir-i Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mahmûd-ı Üsküdârî servet örnekleri; Mustafa Özbağ Efendi tekkesi; Peygamber Efendimiz’in “Ümmetimin gizli şirkinden korkarım” hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned; Hazret-i Mehdî’nin ismi-soyu-annesinin ismi hakkındaki rivâyetler — Ebû Dâvûd, Mehdî 1; Tirmizî, Fiten 43; kul hakkı — Müslim, Birr 59
- Evlilik, Mehîr ve İslâmî Âdâb: Süfyân-ı Sevrî’nin evlilik karşıtı sözüne re’d — Peygamber Efendimiz’in evliliği ve “Nikah benim sünnetimdir” hadîsi — İbn Mâce, Nikah 1; 5 mertebe ölçü (farz-vacip-nafile-harâm-mekruh); mehîr kadının hakkı — Nisâ 4/4; tasaddur ve evlilikte acele — Tirmizî, Menâkıb 63; fıkıh mezhebleri zenginliği; Ebu Zer’e “kimseden bir şey istememe” bi’atı — Müslim, Zekât 108; hayızlı kadın ve âyet-i kerîme okuması — Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî ittifâkı, Mâlikiye’de öğrenen-öğreten ruhsatı
- Korona Tedbîrleri ve Hadîs Uyumu: “Bir yerde bulaşıcı hastalık varsa şehri terk etmeyin, başka şehire gitmeyin” vebâ hadîsi — Buhârî, Tıbb 30; Müslim, Selâm 92; Ebû Zer el-Gıfârî’ye “fitne zamanında evinde otur” emri; karântînaya uymamanın kul hakkı boyutu ve katlın mes’ûliyeti; Diyanet’in cum’a ve vakit namazları için cemaat yasağı karârı ve VIP cum’a namazı çelişkisi; tıbbî yönetim-şer’î fetvâ ittifâkı; Hazret-i Ömer’in Tavaûn tecrübesi
- Siyasal İslâm ve Sosyalist Müslümanlık: “İslâm kendisi siyâsîdir, ayrı siyasal İslâm olmaz” tespiti — Mekke-Medîne dönem ayrımı (îmânın yerleşmesi sonrası devlet); FKO-Yâsir Arafat çizgisi ve Kur’ân’la çelişen sosyalist Müslümanlık reddi; Bakara 2/275-279 fâiz, haramların sınırlandırılması; Nisâ 4/34, Rûm 30/21; eşcinselliğin, içkinin, uyuşturucunun, zinânın haramlığı ve Batı ile tearuz; lâiklik-demokrasinin İslâmla bâğdaşmazlığı tezi; mülâkat ve ders-akt-bi’at ayrımı
- İnfâk, Mamur Evler ve Varoş: “Yarım hurma ile ateşi söndürün” infâk hadîsi — Buhârî, Zekât 10; Müslim, Zekât 66; sağ elinin verdiğini sol elinin bilmemesi — Buhârî, Ezan 36; “İçinde Allâh’ın zikredildiği evler harâbe de olsa mamurdur” — Beyhakî Şu’abül-Îmân; zekâtı fakir fukarayla beraber dağıtma âdâbı; “El-fahri fakri” (“fakirlik benim övüncümdür”) Peygamber şiarı; Ramazân iftârında varoşa ulaşma emri; nim-cami ve iftâr sofraları; “Kulları mahv eden riyâdır” ihtarı — İbn Mâce, Zühd 21
- Bilim-İslâm Çatışması ve Selâ: İslâm ile ilim-bilim çelişmezliği; dört mezheb imâmlarının ictihâdlarının ilim zenginliği; atom bombası-Bağdad-Orta Doğu tahrîbatında bilimin iktidârın aracı olması; 70.000 tevhîd virdî’yle hastalığa duâ tutumu — Ebû Dâvûd Tatavvu 14; Amerika Temsilciler Meclisi’nin Fâtihâ ile açılışı, Avrupa şehirlerinde ezan ve evanjelist duâ pratikleri — karşılaştırmalı mukayese; selâ, ezan, salavâta karşı kinin hadîs-i şerîf (Ömer b. Kezzâb rivâyeti) ve Haşr 59/7 hatırlatması; Kur’ân harflerini öğrenirken melekler ruhsatı — Müslim, Musâfirin 244
- Reform, Mîrâs ve İlim-Mürşid: “İslâm dininde ictihâd câizdir, reform değildir” tefriki; geleneksel reformistlerin âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf yoksayma tutumu; “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir” — Atatürk sözünün tasavvuf-öğretim mukayesesiyle tevhidi; büluh çağından itibâren ders alma ruhsatı; evliyâullahın yakılması ruhsatı yoktur (yânî küfür riski); nâfakalı mîrâs paylasimi ve küçük çocukların hakkı — Nisâ 4/11; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ Kitâbu’l-Velîde; Avrupa’daki Türk diaspora-sufi istismarı ve karşılıklı vazife; neo-Vehhâbî/Selefî akimin Sû’ûdî hegemonyasıyla ilântarı
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sünnet, Şeyh, Râbıta, Tevekkül. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı