Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap #41 — Ramazân, Zekât ve Velî Edebi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap #41 — Ramazân, Zekât ve Velî Edebi. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Vesvese, Râbıta ve Kadın Yönetici

Selamün Aleyküm, hayırlı Ramazanlar. Artık orucun son iki günü, elveda demenin sonuna geldik artık. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena ediyoruz. Ramazân boyunca oruçlarımızı tuttuk, zikirlerimizi yaptık, ibadetlerimizi yaptık. İtikaflar yapıldı. Hâlâ da itikafta olan kardeşlerimiz var. İtikaflar devam ediyor. İnşallah bu Ramazân’ın son iki günde hayırla, ibadetle, güzellikle, tatlılıkla geçeriz. İnşallah bayramı bayrâm gibi kutlarız. Öyle hüzünlenmeyin kendi kendinize. Bu bayramda gidip gelemeyeceğiz diye. Herkes inşallah evlerinde çoluğuyla, çocuğuyla, büyükleriyle bayrâm yapsın. İnşallah bayrâm yapacak da. İnşallah. Bugün bir konu yapmadık, hazırlamadık. Geçen haftadan sorularına, sorulara cevabı, Kadir Gecesi’nden sorularını hepsini yetiştirememiştik.

Perşembe günü devam ederiz demiştik sorulara. O yüzden Allah izin verirse inşallah sorulara devam edeceğiz. Kısa bir ön sohbet yapmak istemedim. Sorulara fırsat kalsın diye. İnşallah sorularınızda devam edeceğiz. Lütfen derviş kardeşler rüya yazmasınlar. Bunu tekrar tekrar söylüyorum. Selamlama faslı yapmasınlar. Mustafa Özbağ’ı metetme faslı yapmasınlar. Net sorularını inşallah sorsunlar. Allah cümlemizi muhafaza eylesin, korusun, sevsin, sevindirsin inşallah. Selamün Aleyküm. Bir kardeşim hakkında aklımdan kıyas, kıskançlık, süizan gibi bir düşünce geçtiğinde hemen ardından pişman olup Allah’ım bu düşünce benden değil. Ben bunu doğru bulmuyorum. Bu kardeşim böyle değil diyorum. Bu düşüncelerimin kalbine gelmesi benim kötülüğümden midir?

Yoksa vesvese mi? Eğer benim kötülüğümden ise geçeceği yönünde ümit var olabilir miyim? Bu bir kimsenin kötülüğünden, iyiliğinden değil şeytân her daim bizim kalbimize vesvese verir. Şeytân her daim kalbimize vesvese vererekten etrafımızdaki birinci derecede, ikinci derecede, üçüncü derecede yakınlarımızın üzerine saldırır. Bilhassa sûfî eğitimi olan, sûfî yolunda olanlar kardeşlerinden böyle şeyler kardeşleriyle alakalı çok olur. O yüzden bu tip meseleler olduğunda hangi kardeşine karşı öyle bir kalbinden bir şey geçtiyse ona hediye ver, ona duâ et. Hediye veremiyorsan duâ et. Yüz tane tevhîd çek, onun ruhaniyetine bağışla. Hatta bütün kardeşlerin ruhaniyetine bağışla. Kalbine kimle alakalı böyle kötü bir düşünce gelirse, şu yüzden gelirse hediyeleşin.

Hiçbir şey yapamazsanız manevi hediyeleşmedir. Yüz tane ihlas okur, yüz tane Fâtihâ-i Şerif okur veya iki yüz tane, üç yüz tane, beş yüz tane çekebilirseniz tevhîd çekip onların ruhaniyetine bağışlayabilirsiniz. Bir de müsaadenizle şunu sormak istiyorum. Sûfîlik yoluna giren kişi, giren bir kişi nasıl râbıta kurabilir? Râbıta sufilikte sevmek, muhabbet beslemek, üstadın dediklerini yerine getirmektir. orada değişik nakşibendi usüllerinde farklı râbıta şekilleri vardır. Kimisi şeyhin iki kaşın ortasını rabıt eder, kimisi şeyhinin kalbini rabıt eder. Ama bunlar böyle salihlerle beraber olunuz. Âyet-i Kerime’si mucibince bunlar yapılabilir. Bunlar benim çok böyle tasvih ettiğim şeyler değil. Bir kimse Allah için sevmeli, Allah için sevip, Allah için o sevmiş olduğu mürşidin çizmiş olduğu çizgiden gitmeli.

Kur’ân Sünnet dairesinde ona itaat etmeli. Kur’ân Sünnet dairesinde yaşantısını idame ettirmeli. En güzel râbıta bu. Yoksa bir kimse yalan söylemiş, gıybet etmiş, dedikodu etmiş, iftira etmiş, ona buna saldırmış, onun bunun hakkını hukukunu yemiş. Ondan sonra namazdan sonra oturacak şeyhini râbıta edecek. düşün Allah, düşün, düşün Allah, düşün. önemli olan ahlakın güzelleşmesi, önemli olan ahlakın iyileşmesi, önemli olan ahlakın tatlılaşması. En güzel râbıta bu. Allah bizi öyle olanlardan eylesin inşallah. Selamün Aleyküm. Kadir gecemiz mübarek olsun inşallah. Şeyhim dediniz ya, hayrı Allah’tan, şerri nefsinizden bilin dediniz. Biz tevhidle karşı durup sabredip ferahlığı kavuşmayı umarsak, çektiğimiz acılar, sıkıntılar günahlarımıza kefaret olur mu?

Ahirette arınmış gider miyiz? Müslümanın başına gelen her bir sıkıntı, her bir bela, her bir müsibet varsa günahlarının kefaretine yoksa derecesinin yükselmesinedir. Ama o gelen bela, müsibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet her ne ise usulüne uygun onunla mücadele edilir. Bizim yolumuzda onunla mücadele etmek yoktur. O yüzden başımıza her ne geliyorsa, bir zalimden zulüm geliyorsa zulme karşı da mücadele etmemiz gerekir. O yüzden başımıza gelen nefsimizin olumsuz gördüğü bütün her şey bizim için ya günahlarımıza kefarettir ya da bizim derecemiz yükseliyordur. Biz kendimizce günahlarımızın kefaret olduğuna, kusurlarımıza kefaret olduğuna inanırız. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. İkinci sorum, bir yere gitmek üzereyken bir engel çıktığı zaman ben her zaman niye gidemedim diye hayıflanmayıp belki gitseydik başımıza bir müsibet gelecektir.

Rabbim nasip etmedi diye düşünüyorum. Gidemediğime üzülmüyorum, teselli veriyorum kendime doğru mu düşünüyorum acaba? Bu gidilip gidilmeyecek yerlerle alakalı bir şey. Örneğin Gelibolu’da sohbet var. Ben şimdi Gelibolu’daki sohbete gidemeyince vay bunda da bir hayır vardır diyemem. Benim için hayır sohbete gitmek, benim için hayır zikrullâh’a gitmek, benim için hayır iyi amellerle iştigal etmek. O zaman biz bir iyi amellerle iştigal etmeye gayret ettik de gidemediysek ben hayıflanırım. Ben kendimce derim ki ben nasıl bir kusur işledim ki Allah’ın zikir alakasına ulaşamadım. Ben nasıl bir hata işledim ki ben sohbete gidemedim. Ben nasıl bir yanlışlık, nasıl bir eksiklik yaptım. Az mı gayret gösterdim, az mı çaba gösterdim ki Allah yolunda ben alıkonuldum diye düşünürüm.

O yüzden ben kendi kendime bunda da bir hayır vardır, bunda da bir hikmet vardır deyip ben o yolu seçmem. Ben gerekli mücadele ederim, gerekli gayreti sarf ettiğimi inanırım ama olmadı. Cenâb-ı Hak önüme başka bir mani çıkardı, başka bir engel çıkardı. O zaman derim ki bunda da bir hayır varmış ama ben vicdanen yapmam gerekeni yaptığıma inanmam lazım. Üçüncü sorum kısa. Bir çok yakın akrabam var. Babam da dahil rahmetli oldular. Mezarlığa gitmek iyi geliyor özleyince. Bayan olarak mezarlığa gitmem uygun mu? Bayanların mezarlıkların duvarlarına kadar gidip oradan duâ etmeleri uygun olmuş. Ölümden bir hisse alsınlar, ölümü bir rabote etsinler, ölümle bir irtibat kursunlar, ölümden ders alsınlar diye.

Hayırlı kandiller. Söyleyecekleriniz benim için değerli bir sorum olacak Mustafa Hoca’ya. Araç almak istiyorum ancak malumunuz fiyatlar öyle biriktirilecek tutar da değil. Ben biriktirdikçe her geçen zamanda araç fiyatları da yüksek oranda artıyor. Dolayısıyla biriktirerek alamayacağım sonucu çıkıyor. Bankadan kredi çekmek fâiz nedeniyle caiz değil, haramdan korkuyorum. Borç alabileceğim de kimse yok. Böyle bir durumda dinimiz ne der? Nasıl bir çözüm yolu seçmeliyim? Selamün aleyküm. Sorumu gördünüz mü acaba? Bugün gördüm. Tekrar hocam sorumu gördünüz mü? Evet bugün gördüm. Araç almak isteyenler veya bir şey almak isteyenler, gönlüm şunu arzu eder. Hiç bankaya, çankaya, bu fâiz yuvalarına bulaşmadan kendi durumlarına, hallerine göre araç alsınlar.

Kendi durumlarına, kendi hallerine göre ev alsınlar. Kendi durumlarına göre işlerini yapsınlar. Ama dünya ekonomisi öyle bir noktaya getirdiler ki insanlar bu hadisede biraz daha hırslı, biraz daha yarışmacı düşünceye sahip oluyorlar. Bence biriktirdiğiniz parayla gidin, bir araç alın. Ne kadar biriktirdiyseniz o kadarlık bir araç alın. Bankadan fâiz alıp da bunu ödemekten yorulmayın. İnsanlar ev alıyorlar, evet 10 yıl, 12 yıl, 15 yıl bankaya para ödüyorlar faizde. 15 yıl borcu bitmiyor. Sonuçta 15 yıl sonra ev sahibi oluyorlar. Kendilerince mantıklı olabilirler. Bunun fâiz olup olmadığıyla alakalı bunun tartışmasına girmek istemiyorum. Ama bu bir kim? Borç insanı yıpratır. Bununla alakalı söylüyorum.

İkincisi bir kimse İslâm hukukunun olmadığı bir yerde, İslâm’ı kendisine ölçü olarak kabul etmeyen, İslâm’ın kurallarını kendisine kanun hükmünde görmeyen, herhangi bir devletten veya herhangi bir kurumdan böyle bir faizle ilişkili bir şey yapmış olsa, o fâiz hükmünde olmaz hanefilere göre. Kandil mübarek olsun. Bunlar eski tabi kandilden. Allah sizi başımızdan eksik etmesin demiş. Yusuf Dağlı Allah razı olsun inşallah. Selamün Aleyküm bir sorum olacaktı. Sohbeti dinlerken tespih çekilebilir mi? Çekilebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Sikir yapılabilir. Efendim 22 yıllık evliyim. Çocuğumuz yok. Biz bu elmada nasıl alabiliriz? Normalde eğer artarsa inşallah kardeşlerden benim söz verdiklerim var.

İnşallah onlara verdiklerimizden artarsa inşallah size de veririm. Allah’a izin verse inşallah. Selamün Aleyküm üstadım bir sorum olacaktı size. Ben eşime kızarken keşke seni ne evlenmeseydim gibi tabirliler kullanıyorum ve sonrasında pişman oluyorum. Bu evliye ne derecede zedeler? Bu evliliğin bozulma gibi bir risk taşır mı? Bu boşama kastıyla söylenen bir sözler hükmünde değil. Ama keşke demek şeytanın işidir. O yüzden bir kadının veya erkeğin eşlerden birbirine keşke seninle evlenmeseydim demesi ağır bir söz. O yüzden eşler birbirlerine bu tip ağır kırıcı ezici sözler kullanmamalı. Bunlardan kaçınmalı. Bu eşler de birbirlerini bu hale getirmemeli. Eşler birbirlerine daha anlayışlı, daha hoşgörlü davranmalı, daha tölenanslı davranmalı ve eşler birbirlerini böyle tellerini yakıncaya değil kopartıncaya kadar birbirlerinin peşinden koşmamalı negatif olarak.

O yüzden hoş sözler değil. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamün Aleyküm. Benim bir arkadaşım var. Vücudunda kist veya kanser gibi hastalık var. Ortaokul sonundayız. Ayrı sınıflardayız. Hastalığı yüzünden aylarca okula gelemedi. Tekrar sınava girmesi gibi bir ihtimal de yokmuş galiba. Korona denen hastalıkta kanser hastalarını da büyük tehdit ediyormuş. Ona bu hastalığı yenmesi atlatması için duâ eder misiniz? Allah o gece duâ ettik tüm hastalığa. Cenâb-ı Hak bütün hastalığa inşallah şifa versin. Selamün Aleyküm. Ben 12 yaşındayım. Barbaros, yayanların kızıyım. Ders almak istiyorum. Teşekkür ederim. Babana söyle 12 12 sana ders tarif etsin inşallah. Selamün Aleyküm. Virtlerimizi çekerken bayanlar olarak tam tesettürlü olmak mı gerekir?

Allah razı olsun. Allah’ı zikir için illaki tesettür şartı yok. Çünkü Allah zikrediliyor ama bir kimse tesettürlü olursa nur hala nur olur. Ama böyle bir şartı yok. Selamün Aleyküm. İnsanlar mürşid-i kamil deyince kitap gibi bir kimse bekliyorlar. Kur’ân’ı çok iyi bilen, fıkıhı, siyere ezberlemiş her konuya hakim. Böyle olunca sanki âlim olunurmuş gibi görüyorlar. Bu konuda yaklaşımlar nasıl olmalı? Bu mübarek gecede bizleri bırakmadığınız için teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Sizlere afiyet versin. Selamlar. Bu insanlar tabi kendilerince bir kısmı böyle şeyler de arayabilir. O yüzden böyle aramaları da normal. Ben onları anormal olarak da görmüyorum. Sebebine gelirse insan tabi sorduğuna cevap alacak.

Sorduğunu öğrenmek isteyecek. Sorduğunu cevap alıp öğreneceği bir kimseyi kendisine mürşid olarak görmek isteyecek. Çünkü insan fıtratında şöyle bir şey vardır. Bir kimse ya güce, ya ilme, bilgiye ya da mananın önünde eğilir. Gücün önünde eğilenler cahil insanlardır. Onlar güce tapınırlar. Allah muhafaza eylesin. Şirk üzerindedirler. Onlar cahil insanlardır. Kim güçlü görüyorlarsa güce tapınırlar. Gücün önünde eğilirler. Onlar için sıkıntılı bir durumdur. İkinci sınav insan her şeyi bilen bir kimseyi arar. Her şeyi bilen bir kimse olacak ki o kimse ona tabi olsun, ona teslim olsun. Aslında bu da güce tapınmanın ayrı bir versiyonudur. Ama biz bunlara cahil diyemeyiz. Bir grup insan vardır, manaya gönül verir.

Aslında mürşid-i kamiller işin manasında olan kimselerdir. Ama bu meselede manasında olan insanı da herkes kabullenmek istemez. Çünkü insanların büyük bir çoğunluğu bu meselelerdir. Cahildir, güce tapınırlar. Güce tapınmak da sufilerin içerisinde… Çok özür dilerim. Güce tapınmak sufilerin içerisinde Allah bildiğine o kimsenin kalabalık bir cemaat olması gibi, çok kalabalık bir, çok güçlü bir dergâh cemaat olması gibi bu aslında farklı yönden güce tapınmalıdır. O yüzden işin mana yönünden bakan kimseler de çok azdır, çok nadir. Allah iyiyesin inşallah. Diğer bir sorum, Kur’ân ve Tevhîd hatmini kardeşlerimiz ile paylaşmak uygun mudur? Gruptan kaç cüz okuyacağımızı ve kaç tevhîd aldığımızı paylaşmakta gösterişe girer mi?

Bu tip şeyler yapıyorlar. Ben bunları böyle ortadayım. Aslında çok tahsil etmiyorum. Evet, birbirlerini belki de heyecanlandırıyorlar. Birbirlerini Kur’ân okumaya teşvik ediyorlar, zikrullâh yapmaya teşvik ediyorlar. Ama bir kısmı da bu mesele de gösterişe giriyor. Allah iyisin inşallah. Hocam, fuhuş, içki, kumar vs. hepsi de devlet eli ile işleniyor. Hepsi serbest diyorsunuz. Devlet İslâm devleti değil diyorsunuz. Ama bu devleti savunmak için ölürüz, savaş çıksa gideriz diyorsunuz. Ben bunun dengesini anlayamadım. Bu dengeyi nasıl düşüneceğiz? Evet, bütün haramlar devlet eli ile işleniyor. Ama bu devlet sonuçta bizim bu milletin ayakta duran son devleti. Bu devletin ayakta durması lazım. Devlet yıkılırsa hepimiz de onun altında kalırız.

Bizim bu noktadaki çözüm önerimiz şu. Biz mücadele ederekten, biz gayret ederekten, insanlara Kur’ân ve Sünnet’i anlatarakten devletin bu haramlardan el çekmesini veyahut da devletin kendini düzeltmesini sağlamak yolundayız. Bu ülke insanı Kur’ân ve Sünnet’i çok iyi öğrenir, Kur’ân ve Sünnet’i çok iyi yaşamaya başlarsa devlet de kendisini bilamöcbür deniştirip dönüştürecektir. Benim buradaki tarzım devleti yıkmak değildir. O yüzden devleti yıkmaya kalkanlar tarih boyunca hep o yıkıntının altında kendileri kalmışlardır. Hiçbir zaman da o yıkıntından sağ salim çıkmamışlardır. O yüzden şöyle düşünün bir evlat düşünün. Evlat hayırlı bir evlat değil. Biz o hayırlı evlatın öldürme yetkisine sahip miyiz?

Değiliz. Biz onu nasîhat ederekten terbiye edeceğiz. O yüzden devleti de nasîhat ederekten terbiye edeceğiz inşallah. O yüzden devletsiz olmamız veya devleti yıkmamız mümkün değil. Hocam Hz. Aişe Cemal vakasında devesine binip 3000 askere komutan olmuş. Ama İslâm’da kadın erkeğe amir olamaz diyorlar. Kadın erkeğe amir olabilir mi? Hz. Aişe annemiz o gün için Cemal vakasına gitti. Onların başında durduğuna dair rivayetler var. O bir peygamber hanımı eğer bir peygamber hanımın faziletinde bir kadın var ise başımız gözümüz üstüne biz de ona tabi oluruz. Ama yok bir peygamber hanımın faziletinde değil ise o zaman dururuz. Bizim buradaki durduğumuz nokta Kur’ân ve sünnet dairesidir. Ama velakin İslâm bütün hepsi de ortak noktada buluşmuşlar.

Devlet başkanlığı dairesinde kadından olamayacağına dair. Hanefesi, Şafisi, Malikesi, Hanbelesi ve ondan öncekiler ve ondan sonrakiler hangi kavim başına bir kadını devlet başkanı seçerse rezil olmayı, zelil olmayı beklesin diye hadîs-i şerifler var. Öyle olunca biz bir kadından devlet başkanının seçilmeyeceğine dair İslâm’da hükümler var. Biz o hükümlere bakarız. Haberleri çıkar yeniden ictịhâd eder, söyleyecek bir sözümüz olmaz. Abdullah Baba ile ilişkiniz var mıydı? Siz onun talebesi miydiniz? Abdullah Şeyh Efendi Hazretleri ile ölünceye kadar hemen hemen şeyhliğinin başlangıcından ölünceye kadar beraberliğimiz vardı.


Abdullah Baba ve 70.000 Tevhîd

Ben onun talebesi sayılırım. 70.000 tevhîd bir günde mi çekilmeli? Benim hesaplamamıza göre 24 saat aralıksız tevhîd çekersem 60.000’e ancak bulunuyor. Sizin hesaplamanız kendi çekmenize göredir. 70.000 tevhîd bir günde çekilir. Yaklaşık 16 saat en fazla 17 saat falan tutar 70.000 tevhîd. Bazılarında çok dinç birinci gün ben kendimle alakalı söyleyeyim. Birinci gün belki de 14-15 saatte bitirebilir insan. İkinci gün 16-17-18 saat olur. Üçüncü günde neredeyse 20 saati bulur 70.000 tevhidi çekmek. Daha böyle arkadaşlar söylüyorlar. Daha erken bitirdiklerini söylüyorlar. Ben bir şey diyemem. Benim normalde en hızlı bitirdiğim zamanlar 15-16 saat çok diri olursam ama itikâf yorar insanı. 70.000 tevhîd de yorar insanı.

İkinci gün aynı dirilliği kalmaz. Üçüncü güne de hiç aynı dirilliği kalmaz. Onun felahı, onun dinlenmesi, onun böyle sükunete erişmesi. Üç gün içerisinde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görürsen, konuşursan, sesini işitirsen, onunla alakalı bir şey görürsen. Dördüncü gün 10.000 saravat-ı şerife çekiyorsun, bir nefes alıyorsun, rahatlıyorsun, bir dinleniyorsun. Sonra beşinci gün yine tevhîd. Altıncı gün lafse Celal 100.000. Öyle devam ediyorsun. O yüzden biraz daha tevhîd çekmenizi hızlandırırsanız dediğimin doğru olduğunu göreceksiniz. Selamün Aleyküm. Hadiste geçen gizli şehvet nedir? Gizli şehvet insanın kendi iç dünyasında. Bu herkese göre değişebilir bakın gizli şehvet.

Gizli şehvet böyle şehvet böyle geniş dairede alınması gereken bir kelimedir. Mesela bir kimse dünyaya karşı aşırı derecede düşkündür ama dışından hiç düşkün değilmiş gibi görünüyordur. Bu bir gizli şehvettir. Mesela bir kimse fuhuş yapmaya aşırı derecede kendi içinden düşkündür ama dışarıdan sanki hiç fuhuşa meyvel vermiyormuş gibi görünür. bakarsınız siz ona, hayatına hiç öyle değilmiş gibi görünür. O mesela fuhuş yapacağı karşı cinsi karşısında gördüğü zaman ne olduğu meydana çıkar. Ve hatta aynı şekilde dünyayı sanki hiç sevmiyormuş, dünyayı hiç istemiyormuş gibi görünen bir kimsenin bir dünyevi bir şeyle karşılaştığında onun dünya sevgisinin olup olmadığı çıkar meydana. Bu bütün meselelerde aynıdır.

O yüzden gizli şehvet insanın içerisinde duran bir şeydir. Bir şeyle karşılaştığında çıkar meydana. O görünmez. o görünmez orada durur pusuda durur bir şey önüne çıkar o zaman meydana çıkar. Selamün Aleyküm. Kâlü bela hakkında biraz bilgi verir misiniz? Kâlü bela’yı niçin hatırlamıyoruz? Cenâb-ı Hak vakteki kendisine halife yaratmak istedi. Kendisine bir halife yaratmayı murad edince Adem aleyhisselamı yarattı ve Adem aleyhisselamın üzerinden bütün ruhları yarattı. Ve bütün ruhları yarattıktan sonra bütün ruhların hepsine de sordu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Bütün ruhlar cevap verdiler. Bela evet. Kâlü dediler demek evet dedi. Bütün ruhlar evet dedi. Ve bu ruhlar aleminde olan bir şey. Ruhlar aleminde olan bir şey de hadîs-i şeriflerde geçen şey bu kadarla sabit. ruhlar aleminde.

Cenâb-ı Hak o zaman hepini secde edin dedi. Bütün ruhlar orada secde ettiler. Ardından Cenâb-ı Hak bir secde emri daha verdi. Bir kısmı secdeye gitmedi. Üçüncüde bir secde daha emri verdi. İkinciye gidenlerin bir kısmı üçüncüye gitmedi. Bir kısmı gitti bir kısmı gitmedi. Ve böylece hadîs-i şerifte böyle tarif ediliyor. İnsanlar üçe ayrıldılar secde olarak. Bir, her üç secde emrine giden insanlar mü’min doğdular, mü’min yaşadılar, mü’min öldüler. Birinci secdeye gitti. Mü’min doğdu. Bunlar ikinciler. İkinci secdeye gitmedi. kafir yaşadı. Üçüncü secdeye gitti. Mü’min olarak öldü. Üçüncü grup insanlar mü’min doğdular. İkinci secdeye gitmediler. Kafir yaşadılar. Üçüncü secdeye de gitmediler. Kafir yaşadılar.

Onlar da mü’min doğdular, kafir olarak yaşadılar, kafir olarak öldüler. Ruhlar alemiyle alakalı hadîs-i şeriflerde geçen üç aşağı beş yukarı bilgiler bunlar. O yüzden o kalübela hakkında veya ruhlar alemiyle alakalı konuşanların hepsi de kendince kendi kalplerine inen ilhamlarla alakalıdır. Veyahut da gözlerinin önüne gelen tezahürlerle alakalıdır. Bu da herkesin kendisine bir başkasına değildir. Ama biz hadîs kitaplarında geçen hadisleri üç aşağı beş yukarı tam metin olarak olmasa dair aktararak bilgilendirmeye çalıştık. Elimden geldiğince günlük yemek yapmaya çalışıyorum. Yemek kalıp yenmediğinde de tavuklara götürürüm. Yemekler için bu israf olur mu? sonuçta tavuklar yediği için israf oluyor diyemeyiz ama daha az yapmaya gayret edin.

Çok yemek yapmayın evlerinizde. Selamün Aleyküm iki Kur’ân-ı Kerim hatmi ve bir ihlas-i şerif hatimleri var. Bu işlem olursa iletmek istedim demiş bir kardeş. Canım kardeşlerim bununla alakalı biz bütün kardeşlere söylemiştik burada herhangi bir bağışlama yapmayacağız diye. O yüzden hakkınızı helâl edin inşallah. Selamün Aleyküm babam tamamen iyileşme olası çok düşük bir rahatsızlık geçirmişti. Amcam evde kendince itikâfa girmiş ve babama mesaj atmış. Kalbime geldi şifa Allah’tandır bunlar vesiledir diyerek ya şafi ismini 300 kez veya ondan az olunmak şartıyla ne kadar istiyorsan suya üfleyerek içip veya avucuna üfleyip üzerine sürerek 40 gün buna devam etmesini Allah’ın izniyle şifa bulmasını diremiş.

Sizden öğrendiğimiz kadarıyla bunun yanlış olduğunu söyledik fakat babam ümit bağlamış. Yine de kesin bir şey söylemeden önce size sormak istedik. Ne yapmamız uygun olur? Ben itikafta görülen hallere itikafta görülen tecelliyatlara ben üç aşağı beş yukarı ehemmiyet veririm. O yüzden bir kimse itikâfa girmiş itikafta böyle bir şey söylendi ise bu kimse uygulayabilir bunu. Efendim selamun aleyküm özür dileyerek aşağıda sizinle uzun bir analiz paylaşıyorum. Tespitler Kur’ân ve Sünnet’e uygun mu? Vakit darlığı sebebiyle cevap vermemek isterseniz başım gözüm üstüne hakkınızı helâl edin. İslâm neden 80 gram altın 30 bin TL civarına birikmiş ve üzerinden bir yıl geçmiş paradan zekât alıyor? 250 bin liralık evi olan ya da 250 bin liralık arabası olan ama 80 gram altın olmayan kişiden zekât almıyor.

İlginç değil mi? Bununla alakalı son dönem İslâm alimleri çalışmalar yapıyorlar kendi aralarında tartışıyorlar. Kahvem bitmiş miydi? Ali? Bitmeden aldı herhalde kahvem bitmiş miydi? İslâm alimleri bu noktada kendi aralarında tartışıyorlar bu mülkten pahalı mülklerden zekât alınır mı alınmaz mı diye tartışması devam ediyor. Fakat İslâm kenarda duran para ekonomiye kazandırılmadığı için ondan zekât alır. Eğer para kenarda durmuyorsa mesela bir kimse fabrika yatırımı yapsa elinde bin tane dokuma tezgahı olsa bin tane dokuma tezgahından İslâm zekât almaz. Çünkü o istihdam oluşturuyor, o işçi çalıştırıyor orada. Veyahut da bir kimse herhangi bir makine almış olsa, yatırım yapmış olsa İslâm ondan zekât almıyor.

Kazancından alıyor, onun kendisinden almıyor. Şimdi gayrimenkullerle de alakalı böyle bir durum var. Eğer gayrimenkullerden o kimse bir kira geliri elde ediyor da kenarda para biriktiriyorsa ondan da zekât alıyor. Ama gayrimenkullerden şu ana kadar zekât almıyor. Araba, eğer bir kimsenin bindiği bir tane arabası varsa ondan zekât almıyor. Ama o kimse ikinci, üçüncü, dördüncü arabaları varsa ondan zekât alıyor. Bunun gibi. Bu İslâm’ın hükmü, hukuku, bu illaki aklı mantığı uyacak diye bir kaide yok. Birinci mesela üzerinden bir yıl geçmiş 30 bin liranız varsa zekât vermek zorundasınız. Hatta eviniz olmasa bile, arabanız olmasa bile fark etmez. Evet doğru. Çünkü o para kenarda duruyor. Git 30 liralık bir tane araba al, bin.

Senden zekât almayacak. para kenarda durmayacak. Vay o biriktirenlerin haline. Cebinde 30 lira var, tamam git 30 liraya ver. Aylık bin lira bin lira, 60 liralık bir tane tarla al. Örneğin bir tane bahçe al. Git ek dik oraya para kenarda durmasın. Ama bir eviniz ve arabanız olsa fakat 30 bin lira paranız olmasa zekât vermek zorunda değilsiniz. Bu ne kadar adil bir sistemdir. Bu çok adil bir sistem. Para kenarda beklemiyor. Devamlı çalışıyor. Bir kimse gitsin ev alsın, gitsin araba alsın, parayı kenarda bekletmesin. Bunda bir sıkıntı yok. Üçüncüsü İslâm parayı şahıs malı olarak görmez. Para kamu malıdır. Kamu malının saklanması İslâm’a göre doğru değildir. Ancak bir yıl yeterecek kadar ya da olağanüstü durumlarda lazım kadar para biriktirme hakkınız var.

Bu da 20 Dilar. yaklaşık 80-100 gram ağırlığında altın değeridir. İslâm ekonomisi her daim böyle çalıştırmayı, her daim hızlı döndürmenin üzerine yürür. Üretimin ve hızlı ticaretin üzerinde döner. İslâm ekonomisinin en önemli ana kaynakları üretim ve hızlı ticarettir. Devamlı mal gelmesi, mal gitmesi, devamlı üretilmesinin üzerine kuruludur İslâm ekonomisi. Aslında bunu böyle çok konuşulmadığından es geçiyoruz. İslâm ekonomisi üç şeyin üzerine kuruludur. Bir ganimet mallarıdır. Mücahitler savaşırlar, ganimet elde edirler. Birinci derecede helâl olan para odur. Ganimet malı kadar helâl olan hiçbir mal yoktur. İkinci ekonominin döndüğü ticarettir. İslâm hızda ticarete ehemmiyet verir. Mesela İslâm gayrimenkul aldırmaz insanlara.

İslâm ticarete çok önem verir. Rızkın 19’u ticaretedir der. İnsanları ticarete yönlendirir. Ticarete yönlenen bir kimse ticaret mallarının komplesinden zekât verir. Mesela Hadîs-i Şeriflerde bir kimsenin başını sokacak kadar bir evinin olması yeter der. Bir kimse kendi durumuna, konumuna göre bir ev sahibi olursa yeter. Onun ikinci bir ev sahibi olmasına gerek yok görür İslâm. Paranın geri kalanını ama ticarette ama üretimde kullanılmasını ister. İslâm’ın üçüncü öngörüsü üretimdir. Bir kimse ama hayvancılık ama ziraat yaparak ama sanatkârlık yaparak hızla üretime dayalı bir işin içerisine girmesi gerekir. Herkes ticaret yapamaz. Herkesin ticari potansiyeli, ticari eğitim aynı değildir. Ama o kimse de hangi konuda böyle istidadı gelişiyorsa orada durup o işi yapması gerekir.

O yüzden İslâm üç ana esas üzerine kuruluyor ekonomisi. Bir ganimet malları, iki ticaret, üç üretime dayalı bir ekonomik sistem. Öyle olunca zaten o kimsenin çok pahalı bir evi olmuyor. Öyle olunca çok pahalı bir arabası olmuyor. Olsa da o kimse hızla ticaret yaptığından dolayı gerekli olan o zekât döngüsünü sağlamış oluyor. Şöyle demeyelim. Beş. Pardon. Dört. Bir kişi tüm toplumun hakkı olan bir parayı, 30.000 lirayı bir yıl boyunca elinde tutarsa bir yıl sonra o paranın zekatını vermelidir. Zira bir yıl boyunca tüm millete ait bir parayı kendi menfaat içinde hapsetmiş oluyor. Denilebilirler. Beş. Şöyle demeyelim. 30 lirayı hapseden adam kamuya ne zarar vermiş olur ki? Evet bir kişiyle zarar olmaz.

Ama milyonlarca kişi bu kadar parayı evinde hapsedince tüm insanlar bundan etkileniyor. Piyasada yeteri kadar para dönmediği zaman fiyatlar da ona göre etkileniyor. Bunu dolar üzerinden de diyebiliriz. Bütün insanlar şimdi dolara yatırım yapıyor mu? Evet. Türkiye’de Merkez Bankası’ndan fazla milletin cebinde dolar var. O dolarlar insanlar bu hepimiz için geçerli bu. O dolarları ülke içinde insanlar hızla satmış olsalar dolar Türkiye içerisinde tefes taklak gider. Ama ne yazık ki insanlar böyle kenarda para biriktirmeyi kenarda para tutmayı çok seviyorlar. Aslında tuttuğumuz her para birimi o para birimi sahibi olan devlete biz tabiri caizse kredi vermiş oluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hem kasasında ne kadar dolar var ise ve aynı zamanda da halkın cebinde ne kadar dolar var ise biz Amerika’ya o kadar destekledik sayılıyor.

Ve daha ilgincini söyleyeyim ve dolar üzerinde yürüyen insanlar ve dolarla bütün dünya ekonomileri döndüğünden dolayı bu doları elinde tutan kuvvetler istedikleri anda istedikleri ülkeye istedikleri operasyonu yapıyorlar. Bakın bugün bir uluslararası ilişkiler okuyan bir arkadaşımıza dedim ben dedim ki herkes korona konuşuyor. Korona başladığında dolar 5800 liraydı 7200 liraları gördü bu geçtiğimiz günlerde ve halkın cebinden yüzde 25 para gitti. Bunun rüzgarıyla gölgesiyle yüzde 30 biz 5 ay içerisinde yüzde 30 devalyasyon gördü ülke ve yüzde 30 bizim para değerimiz kayboldu. Biz yüzde 30 fakirleştik. Hiç kimse burayı görmüyor dedim. Bakın dedim 5 aydan beri bunu gören var mı? Yok bizim kenarda tuttuğumuz dolarlar biz kendi kendimize diyoruz ki 100 bin dolarımız var 500 bin dolarımız var.

Bu normal fakir fukaray insanlar için değil. 1 milyon dolar 50 milyon dolar 100 milyon dolar 500 milyon dolar trilyon dolar ellerinde tutan insanlar var iş adamları var bu ülkede. Ve düşünebiliyor musunuz 100 bin dolar elinde tutan bir kimse 5 ay içinde 100 bin lira kazandı. 100 bin liradan fazla kazandı. kim ticarete bakacak kim alışverişe bakacak adam doların üstüne yattı 5 ay içerisinde 100 bin dolar 120 milyar para kazandı. 100 bin dolar 120 milyar para kazandı. Bugün hiçbir ticarette 120 milyar parayı kazanamaz. Küçük esnaf yüzde 30 para kazanamaz. Bir yıl içerisinde kazanamaz. Ama bir devrelyosyon milletin cebinden gitti şimdi. O yüzden parayı elde tutmak ticaret yapanlar için habire malda tutacak habire ticaret yapacak.

Üretim yapanlar üretime yatırım yapacak ve insanların cebinde para birikmeyecek. İnsanların kasasında altın birikmeyecek. İnsanların kasasında dolar birikmeyecek ve bunlar her daim üretimi veya ticaretin içerisinde duracak. İslâm’ın mantelitesi bu ama her şeyi istismar ettikleri gibi bunu da istismar edenler olabilir mi? Evet bir kimse gidip de böyle pahalı yatırımlar yapıp onların kiralarıyla geçinebilir mi? Evet ona bir şey diyebilir miyiz? Hayır. İslâm hukuk açısından da ona bir şey demedim şu anda mümkün değil. Ancak farz-ı misal toplam değeri 300 bin lira olan ev ve araba sahibi olan kişi ise bu kadar parayı kendinde tutmak yerine sahip olduğu parayı piyasaya sürmüştür. parayı kendisinde saklamamıştır.

Ev ve araba ise kamu mal değil. Şahıs malıdır. Bu nedenle 7. Bu nedenle İslâm’a göre kiralık evde oturan ama bir yıldan fazladır 30 bin lira parayı ve bu değerde altını yanına hapseden kişi zekât vermelidir. Öte yandan kendi evinde oturan kişinin ek bir gelir yoksa zekât alabilir. Kimden mi kirada oturduğu halde evinde nisap miktarı kadar parayı yanında hapseden kişiden 8. İslâm nizam ve kanun olarak muazzam faydalar taşır. Eğer İslâm’da zekât sistemi işletilirse o ülkede fakirlik sıfıra düşer. O ülkede para müebbet hapish cezasını çaptırılmış cani gibi evde hapsedilmez. Aksi halde her sene zekât ondan bir payı alır ve yıllar sonra onu tüketir. Zaten maksat da bu. yıllar sonra o paranın tüketilmesi zaten.

Zekât da tüketilmesi. Kenarda para tutmasın. 9. İslâm’da zekât sistemi işletilirse sosyalizm avucunu yalar. İslâm’da zekât sistemi bile sadece tek başına tüm sosyalizmi bitirecek hikmetlere sahiptir. Zekât sistemi işlerse ne sosyalizm kalır ne kapitalizm kalır ne komünizm kalır ne fasizm kalır. Hiçbir şey kalmaz. İslâm’da zekât sistemi çalışsın bütün ekonomik sistemler iflas eder ve insanlar huzur bulur. Ama İslâm dünyasında ne yazık ki zekât sistemi tam olarak çalışmıyor. Acı olan bu. zekatı biraz böyle Müslüman böyle dinini bilen insanlar vermeye gayret ediyor. Onlar dahi verirlerken elleri titriyor. şey değil. Bu çok acı bir durum.


Zekâtın Kamu Sorumluluğu

Tabi bir de zekât avcıları da var ya. yollara düşmüşler. Zekât avcılığı yapıyorlar. Onlar da insanı bu sefer böyle içini bozuyor. Allah muhafaza eylesin. On zekât kişilerin insafına bırakılmayacak kadar önemli bir ibadettir ve kamu sorumluludur. İslâm’da ilk savaş fakirlerin hakkı olan zekât boykotçularına karşı açılmıştır. Dünyada fakirlerin hakkı için zenginlere savaş açan hiçbir nizam, hiçbir kanun, hiçbir anasası yoktur. Evet ilk savaş Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz Müseylemetü’l-Kezzâb’e savaş açtı. Sebebi de zekatla alakalıydı. İslâm’da zaten zekât devlet eliyle alınıyor. İslami bir devlet, İslami bir nizam olursa zekât devlet eliyle alınıyor. Bakın bu vergi değildir. Bu zekattır. Devlet eliyle alınıyor.

Zaten Müslümanlar böyle İslami bir nizam kurulmuş olsa ve İslami bir nizam kurulduğunda sadece devlet zekatı toplasa ve o zekattan fukaralara dığdsa samimi söylüyorum vergi almasına, özellikle işletmelerden vergi almasına gerek yok. O fukaralara dığdın zekât çünkü orta yerde olacak, para devamlı dolaşacak, ticaretler çoğalacak ve böylece ülke ekonomisi de kalkınacak. Ama ne yazık ki İslâm’ın hüküm sürdüğü bir devlet sistemi dünya üzerinde benim bildiğim şu anda yok. Selamün Aleyküm. Ben size hakaret içerikli konuşanlar, arkanızdan laf söyleyenler, söyleyen kimseler, hele ki rüyetullah konusu üzerinden sizin hakkınızda kötü konuşanlar için, daha evveli olanlar için de, aralarında ölenler de var.

Bunlar hakkında kalbim bunlara ısınmıyor. Bunların ismi geçtiğinde de bulunduğum ortamda onları ister istemez iyi görmediğim için kötü yönlerini anlatıp kötülüyorum. Bu yönde ne yapmam lazım? Allah razı olsun, hakkınızı helâl edin. insanlar rüyetullahı bilmiyorlar. Rüyetullahı bilmedikleri için bilmediklerine cahiller. Bunu her ne kadar konuşsak da anlamak istemiyorlar. Bilmediğine düşman oluyorlar. Bilmedikleri için de hakkımızda ileri geliyor. Herkes bir şeyler konuşuyor. Hak hukuk da onları zaten tanımıyorlar. İnsanlar öyle bir hale geldi ki, bir kimseye hakaret ediyor, olanca her şeyi söylüyor. Sonra da çok rahat bir şekilde geçiyor karşına. Hakkını helâl et diyor. Allah Allah. Ya onca şey söyledin, onca şey yaptım.

Bu kadar mı bu mesele? Hiç pişmanlık duymuyor. Bir de geçen gün birisi de bir sürü Instagram’da bir şeyler yazdı bana. Ondan sonra, ardından bunu ispat et, bunu ispat et, bunu ispat et. Es-Sedai yok. Sonra şey şu, bugün Kadir Gecesi hakkınızı helâl edin dedi. Ben de helâl ediyorum demedim. O da hiç üstüne gelmedi. Helal etti demedi. böyle bir Müslümanlarda mahşer korkusu da yok. hesaba kitaba çekileceğiyle alakalı bir korku yok. Ya da inanmıyorlar. Allah iyi etsin. O yüzden tekrar söylüyorum. Derviş kardeşlerimizin aracındaki hiç kimseye hakkımız helâl değil. Mahşerde hesaplaşacağız. Ya bunu neden böyle söylüyorsunuz, mahşere götürüyorsunuz? Ya neden söylemeyeyim? Herkesin eşi var, çoluğu var, çocuğu var, akrabaları var.

Sen kalkacaksın, istediğin iftirayı atacaksın, istediğini yapacaksın. Ondan sonra hiçbir şey olmamış gibi de yürücen, gideceksin. Mahşere böyle bir şey yok. Mahşerde Cenâb-ı Hak alacağımızı alsın. Hem de ciğerlerinden söke söke alsın. Allah’ı görmek mümkün müdür? Sıfatsal tecelliyat açısından mümkündür. Zatı her şeyden münezzehtir. Hiç kimse Allah’ın zatını gördüm diyemez. Sarhoşluk esnasında anlatırken Allah’ı gördüm diyebilir. Bu nedir? bir kimse vardır, onun bir işaretini görürsünüz, onu gördüm dersiniz ya bu da onun gibi bir şeydir. Selamün Aleyküm, kandiniz mübarek olsun. Ben İstanbul’dan Ali Eymen 8 yaşındayım. İçimden hep niye yaratıldık, sen niye varsın. Ali Eymen diye bir soru geliyor.

Bu soru beni çok düşündürüyor, bazen de üzüyor. Ben niye yaratıldım, görevim ne? Neden buradayım? Ne dersiniz, ne tavsiye dersiniz? Çok doğru sorular ve bu sorular seni hakikate götürecek, doğruya götürecek. Neden yaratıldığını, niçin burada olduğunu, niçin bu dünyada olduğunu daha da sorgula. Bu sorgulamada derinleş. İnşallah Cenâb-ı Hak seni hakikate götürse. Selamün Aleyküm, geceniz hayır olsun efendim. Konya’dan sevgilerle sorum. Allah yerle gök arası günahınız olsa bağışlarım. Ama bana şirkle gelmeyin, buyuruyor. Şirkten nasıl korunacağız? Şirki bize biraz açar mısınız? Bir de insanın sahip mi şakim olacağı ne karnında yazıldığı okumuştum. Hadiste bu değişmeyen kadere mi giriyor? Şimdi şirkle alakalı mesele çok geniş.

Bir, Allah’ın kendisine, zâtıyla alakalı, sıfatlarıyla alakalı şirkler var. Allah’ın zâtıyla alakalı şirk, Allah’ı ikilemek. Sıfatlarıyla alakalı şirkler var. Kur’ân’ın üzerinde şirkler var. Bu normalde şirk çok geniş bir anlamda. Cenab-ı Hakk’ın sıfatların üzerindeki şirkler, zatın üzerindeki şirkler bununla alakalı biraz böyle şirkle alakalı kitap okumanızı tavsiye ederim. O yüzden biraz araştırın, biraz böyle bu konuda kitap okuyun, daha doğru, daha iyi, daha sağlam bilgiler edinin. Çünkü bu geniş bir sohbet, geniş bir kavram. Gerekirse inşallah şirk üzerinde burada bayrandan sonra sohbet ederiz. Bu ara bununla alakalı soru çoğaldı. Gerekirse bir perşembe sohbeti bununla alakalı ayırt edelim inşallah.

Bir de insanın sayetmiş hâkimi olacağı, anne karnında yazıldığını okumuştum. Bu değişmeyen kadere mi giriyor? Cenâb-ı Hak bizim sonumuzu biliyor. Bizim sonumuzu bildiğinden dolayı sonumuzun ne olduğunu da Cenâb-ı Hak bildiğini yazdı oraya. Üçüncü soru cüzi iradeyi külli iradeye bağlamak ne demektir? Ya da nasıl bağlanır? E bu zamanın içerisinde olan bir şeydir. Bir kimse cüzi iradesini külli iradesine bağlamak o kimsenin bütün günlük hayatını Allah’ın emirlerine vakfetmesidir. O günlük hayatını Allah’ın emirlerine vakfedince o kimse cüzi iradesini külli iradeye bağlamış olur. Ben İzmit’ten Dilek Özkaraslan’ın kızı Serra Özkaraslan, 8 yaşındayım. Ders almak istiyorum, alabilir miyim? Olur. Annen de sana yedi yedi tarif etsin inşallah.

B person dupları Hayırlı geceler. Rüyamda yüzü belli olmayan biri benim veya başka birisinin ensesinden ufak bir ahtapota benzeyen canlı çıkardı. Sonra orayı kolonya tarzı sıvı ile temizledik. Bana bir şişe verdi. Sonra bir kadın, bu annem olabilir ama emin değilim, onun da ensesinde işlem yaptık. Ve bana bir şişe daha verdi. Bu iki şişe sende kalsın dedi. Sonra yüzü belli olmayan kişi annemi, babamı, beni evimizin mutfağına davet etti. Bize döndüğünde o kişi sizdiniz. İşiniz zor ama size de yardım edeceğim dediniz. Bu ev mühürlü öncelikle bu evin hiç yoksa yarısını temizlememiz, değiştirmemiz, değiştirmemiz dediniz ve uyandım. Teşekkür ederim. Allah hayırlısını eylesin inşallah. Manevi rahatsızlıklar var sizde.

Cenâb-ı Hak manevi rahatsızlıklardan inşallah cümleminizi korusun, cümleminizi muhafaza eylesin. İnşallah irtibata girin. Cenâb-ı Hak irtibatınızı daim eylesin inşallah. Selamün Aleyküm. Corona sürecinde, normalleşme sürecini devlet açıklıyor ama vakıflarla alakalı bir açıklama, bir tarih verilmiyor. Dersler, zikirler ne zaman başlayacak? Bununla alakalı bir açıklama yok, bununla alakalı herhangi bir şey yok. İnşallah bizde bekliyoruz. Cenâb-ı Hak en hayırlı yöne çevirsin inşallah. Selamün Aleyküm Sayın Hocam. Kandiliniz mübarek olsun. Sorum şu Cengiz Han Türk müdür? Tarihi bir şahsiyet Türk olduğu söyleniyor. Tabii Türkler malum boy boy. Öyle olunca Cengiz Han da Türk olduğuna dair rivayetler çok fazla.

Büyük bir ihtimalle Türk. Selamün Aleyküm ben Hüseyin Talha Gencan. Yaşım 14. Sizden ders almak istiyorum. Daha önce iki kez rüyamda sizi görmüştüm. Kandiliniz mübarek olsun. Peki Gencan, seni de evdekilere söyle. 33.33 dersin olsun inşallah. Hocam benim adım Samet. 12 yaşındayım. Sizden ders alabilir miyim? Sen de 12 12 çek inşallah. Selamün Aleyküm. Maddi olarak iki yakan bir araya gelmiyor. Çalışıyorum. Kazancım ve üniversiteli. Bu durum bütün yaşantımı etkiliyor. Bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Bir çalıştığın iş ne? İş dalı ne? Bu konuda yaptığınız işlerle alakalı iştahlarla alakalı bir şey olabilir. O yüzden harcamalarınızla alakalı bir şey olabilir. Bunu komple bir analiz edip, tövbe edip yeniden hayata başlamanız az.

Selamün Aleyküm. Ellerinizden öper Kadir Gecenizin hayırlara vesile olmasını Allah’tan dilerim. Ayrıca yayında emeği geçen derviş ağabey ve kardeşlerimden Allah razı olsun. Sorum şu yönde. Yaptığım işlerde çoğu zaman tereddütteyim. Örneğin istişareyi yapmak için. İstişareyi yapmak için. İstişareyi yapmak için. İstişareyi yapmak için. İstişareyi yapmak için. İstişareyi yapmak için. İstişareyi yaptım. Çok belli bir şekilde olumsuz olduğunu gördüm. Ama yine de tereddütteyim. Bu günlük hayatta da böyle devam etmeye. Bu hususta düşüneceğinizi bilmek isterim. Hakkınızı helâl edin. Normalde eğer istihare yaptın, istihareden de olumsuz çıktıysa bunun üzerine tereddüt etmene gerek yok. Eğer istihare ve istişarede olumlu bir şey gördüysen hayatına devam et.

Bu tereddütlü durumlar her zaman için insanı sıkıntıya sokar. Salim kapıyı açma. Kadir, geceniz mübarek olsun. Rüyamda büyük bir camide cemaat namaz kılıyor. Ben ilerliyorum tek başıma. Namaz kılmak için sağ tarafında siz uyuyordunuz. Ben namazı siz uyanmadan kılayım diye utanarak kılmaya çalışordum. O sırada siz uyanıyorsunuz. Ondan sonrasında tam hatırlamıyorum. Hayırlı geceler. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Selamün Aleyküm ben İzmit’ten Derda Özkar Ağızlı. Dokuz yaşındayım. Ben de ders almak istiyorum. Tamam Derda 11 11 çek inşallah seninle. Selamün Aleyküm üç yaşında oğlum var. Biraz sinirlenince zarar verebiliyor. Eşimin arabasının camına kafa attı. Kırıldı. Oğluma bir şey olmadı Allah’a şükür.

Bunun gibi başka şeyler de genelde kafa atıyor sinirlenince anlatamıyorum. Zararlı olduğunu ne önersiniz. Allah muhafaza etsin. İleride kafayla adam öldürsek o neredeyse demek. Cenâb-ı Hak korusun. Yavaş yavaş yavaş yavaş sakinleştirin onu inşallah. Sert tabiatlı olacak demek ki. Bir sohbetinizde mürşidlerin yolu bitmez dediniz. Mürşidlikten daha hangi makamlar var? Sonu yok normalde aşıklığın sığını olur mu? Sonsuz bir Rabbi seven başlangıcı ve sonu olmayan bir Allah’ı seven bir kimsenin sonu olmaz ki. Selamün Aleyküm mezheb seçmek zorunda mıyız? Bütün hak mezhepler peygamber efendimizin yaptığı ve söylediği şeyler olduğunu göre. İstediğimiz mezhepten karışık bir şekilde uygulamalar yapsak yanlış mı yapmış oluruz?

Hepsi de peygamber efendimizin uygulamaları olduğuna göre neden bir mezheb seçmek zorunda kalıyoruz? Hayırlı geceler. Seçmeyebilirsiniz. Mesela abdestle alakalı örneğin 20 tane hadisi var. 20 tane hadisi de ezberleyip de hangi birine göre yönelteceksiniz? Birine yöneldiniz. Birine yöneldiniz ama o sizin mezhebiniz oldu. Bunda bir sıkıntı yok ki. bir kimse eğer ki bir konuyla alakalı bütün tefaratıyla bilgisi var ise, İslâm’ın bütün, o bütünle alakalı bütün tefarat bilgileri sizde var ise, o zaman bir mezheb seçmenizi gerek kalmayabilir. Evet. Ama bu ilme sahip insan kaç kişi olabilir ki? O yüzden bir yerde namaz bozup bir yerde namaz bozulmadığına mı hükmedeceksiniz? Şafiler kan abdesti bozmaz demiş, hanefiler bozar demiş.

Her ikisinde kendilerince hadîs-i şerifleri var. Kan bozar mı bozmaz mı? bir vakitte bozdu, bir vakitte bozmadı hükmüne mi varacaksınız? Bunun gibi şeyler var. Selamün Aleyküm. Bir kız evleneceği zaman evleneceği erkek tarafından, arkasından konuşulmuş ve evlenme istediği kişinin babası, abisi içki içiyorsa bu niyette hayır olur mu? Hayır olur mu? Biz bu kız kardeşimizi bu niyetten vazgeçirmeye çalışmakla doğru mu yaparız? Hata mı izleriz? Hakkınızı helâl edin. Doğru mu? Bir kimsenin evlenecek olduğu şahıs önemli. Muhakkak annesi, babası, abisiyle önemli ama şahıs önemli. biz muhakkak kızımızı verirken bir aileye gelin olarak veriyoruz. Ama velakin karşımızda bir erkek var. Asıl birinci derecede sorumlu olan o erkek.

O zaman biz kendimizce o erkeğe kızımızı vereceğiz, ailesine vermeyeceğiz. Aile önemli mi? Evet önemli. Ama kız illaki onunla evlenmek istiyorsa, bu evliye evet diyorsa, bence çok yapılabilecek fazla bir şey yok. Bu konuda benden yardım alamadınız. Hocam selamünaleyküm. Mürşidimi çağırıyorum. Hazır olunca gelirsen de, sen dediler doğru mudur? Ben böyle çok muhabbet dinledim. Onlar hâlâ da bekliyorlar gelecek diye. Benim böyle yaklaşık 20 yıldır, 25 yıldır tanıdıklarım var. Onlar da mürşidlerinin gelip onları bulmalarını bekliyorlar. Herkes Mevlânâ Celalettin Rumi gibi yanına bir şems-i tebrizinin gelmesini bekliyorlar. Böyle enteresan bir duyguya sahipler onlar. Onlar şunu demiyorlar. Biz tembeliz, böyle bir şeye çalışmak da istemiyoruz.

Böyle bir şeyin de peşine düşmüyoruz. Biraz da bunlar kaderiye sınıfı gibi. Allah muhafaza eylesin. Benim yolum değil. Bir kimse bir şeye ihtiyaç duyuyorsa onu arar. İhtiyaç duyduğu şeyi arar. Bu insanlar mürşidi ayaklarına bekliyorlardı. Ekmek almak için neden fırına gidiyorlar ki? Bu insanlar mürşidi ayaklarına bekliyorlar. O kadar tevekkül sahipleri de. Domates almak için neden bakkala gidiyorlar? Neden manava gidiyorlar? Neden çarşıya gidiyorlar? Günlük ihtiyaçlarını almak için bakkala, manava, çarşıya giden bir kimse mürşidi olan ihtiyacını oturduğu yerden halletmeye çalışıyor. Bu tenakuz değil mi? Hocam ben bir bayanım. Rabbim kalp ve akıl kapımı açtı, araladı esasen. Ben daha çok istiyorum.

Tesettürlü bir bayan değilim. Rabbimi çok seviyorum. Çalışıyorum. İbadet ve inanç çok başka bir şey insanda. İnsandan ins mertebesine geçmek istiyorum. Mürşidimi arıyorum. O ben hazır olunca mı gelecek? İnsanların inanç daireleri çok geniş. O yüzden bir kimse ben hazır olduğumda o gelecek deyip bekleyebilir bir kimse. Ömrü geçebilir bunda. Ama kimisi de arayan bulur, bulan tanır, tanıyan, sever, seven âşık olur. Hadisi kutsusunca arama yolunu da seçebilir. Oturup beklemek benim yolum değil. O yüzden ben arama düşüncesinde olanlardanım. Allah bizi affetsin. Ben ne yapayım mürşid olmadan olmaz diyorlar. Sûfî yolunda gidenlerin ortak görüşüdür bu. Mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır derler. İnsan bir yolda gidecekse, tasavvuf yolunda gidecekse bir mürşid kendisine bulacak.

Bunun başka alternatifi yok. Bazıları da böyle mürşide gerek yok diyenler kendilerini mürşid olarak görüyorlar. Biraz da ondan kaynaklanıyor farkında değil. Sizden ders alabilir miyim? Alabilirsiniz inşallah. Hocam rica ederim ben de istiyorum dersi lütfen. İlknur ismim. Hocam lütfen bir cevap verin bana. Sonradan mı cevap vereceksiniz? Ders almak istiyorum. En azından bana da dersimi yollar mısınız? İnşallah size bir ders göndereyim mi? İlknur Hanım siz de inşallah dersi çekmeye başlayın. Allah yardımcınız olsun inşallah. Bunlar dönem dönem hep vardır. İnsanlar kalkarlar derler ki, mürşid seni bulur derler. Otur oturduğun yerde arayıp sorma bunun için gayret sarf etme derler. Ne yazık ki böyle oluyorlar.

Allah mübarek eylesin. Cenâb-ı Hak daim eylesin inşallah. Bu gönderdiğim ders gönderdiğim kimseler günde en az bir sefer bu virdi çekecekler. Genelde hemen hemen hepsine kendi numaramı da veriyorum. O numaradan da mesaj atabilirler. Bütün ders alan kardeşlere söylüyorum. Hepiniz de bu mesajlaşmayla alakalı bibi yükleyin. Herkes oradan mesaj açsın.


İstanbul Sözleşmesi ve Silsile Edebi

Bulunduğu şehri yazsınlar. Şehirde toplananlar, o bölgede toplanan kardeşlerimiz varsa onları oraya aktaralım. Orada derse gitsinler, zikrullahı katılsınlar. Oradaki kardeşlerle bir bağ kursunlar inşallah. Selamün Aleyküm. Benim sorum İstanbul Sözleşmesi ile alakalı olacaktır. Bu sözleşmeye ilk onaylayan devletin Türkiye olduğu söyleniyor. Diğer ülkelerin hala çekimsel olduklarını okumuştum bir yerde. Peki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Diyanet İşleri Başkanlığının bu sözleşmeyi kabul etmesinde hiç etkisi olmadı mı? Bu soruyu şuraya dayandırarak soruyorum. Diyanet İşleri Başkanlığının vermiş olduğu bir hutbeyi Ankara Barosu eleştirip karşı çıktı. Bu manada hutbe İstanbul Sözleşmesi’ne karşı bir duruş oluyorsa bizim imzalamamız tezat oluşturmuyor mu?

Hayırlı kandiller. Tezat oluşturuyor. Aslında işin boyutu tartışılmıyor tabii. İstanbul Barosu bu Diyanet İşleri Başkanlığının hakkında soruşturma açılmasını istemesi hukuki. Size enteresan bir tartışma açayım şimdi. Herkes İstanbul, pardon Ankara Barosu’nun ve İzmir Barosu’nun bu açmış olduğu bu soruşturma dilekçesinin hukuksuz olduğunu söyledi. Herkes saldırdı bu hukuk bürolarına. Hiç kimse İstanbul Sözleşmesi’ne saldırmadı. büyük bir algı operasyonuna kurban gitti her şey. Bakın yarın öbür gün İstanbul Sözleşmesi ile alakalı kim eşcinselliğe din lanet etsin dediyse hepsiyle alakalı mahkeme yolları açık. Çünkü bir devlet uluslararası bir sözleşmeye imza attıysa o imzanın arkasında durmak zorunda.

Ya siz o sözleşmeden imzanınızı geri çekeceksiniz ya da bunun hukuki yolu olarak herkes mahkeme açabilecek noktada olacak. herkes Ankara Barosu nasıl böyle bir şey yapar, İzmir Barosu nasıl böyle bir şey yapar deyip ayağa kalktı. Canım kardeşlerim, İstanbul Sözleşmesi nasıl imza atılır diye kimse ayağa kalkmadı. İstanbul Sözleşmesi orada dururken herhangi bir avukat Allah eşcinselliği lanetlemiştir, bütün dinler eşcinselliği lanetlemiştir diyen bir kimseyi kalkıp mahkemeye verebilir. Çünkü uluslararası bir sözleşme, uluslararası sözleşmeye de devletler uymak zorunda. Bu şimdi sözleşmeye imza atmakla kalınmadı. Yarın öbür gün o sözleşmeye uygun kanunlar çıkarmak zorundasınız siz. Şimdi bize sözleşmeyi yutturuyorlar.

Sözleşme şimdi bizim yuttuk biz midemizde. Yarın öbür gün o sözleşmeye uymak zorunda. O sözleşmeye uygun kanunlar çıkaracaklar. Ve o sözleşmeye uygun kanunlar çıkardıklarında zaten kıyamet bir daha kopacak. Ama ben hiç şeyim yok benim. Biz onu da yutarız. Biz bağırırız, bağırırız, bağırırız onu da yutarız. Ya bir bağırıldı çağırıldı, bir bağırıldı, bir bağırıldı, bir bağırıldı. Dilip Ak var keskin şekilde yazı yazan, bu konuyu gündemde devamlı tutan. Bir de bu fakir var herhalde başka kimse yok. Ve İstanbul Sözleşmesi orada duruyor. Ve kimse de bunun üzerinde bir şey konuşmuyor. Ve İstanbul Sözleşmesi de bu iktidarın ürünü. Herhalde iktidar bizden deyip insanlar ona bir şey söylemek istemiyorlar.

Biz ne zaman ki zaten bizim cemaatimizden, tarikatımızdan, şeyhimizden, üstadımızdan, partimizden, partiliderimizden, bizdenmiş gibi görünen bir kimseden Kur’ân ve sünnete aykırı, Kur’ân ve sünnete ters bir şey olduğunda ona biz kalkıp da nasîhat edemiyorsak, bu Kur’ân ve sünnete aykırı diyemiyorsak, hatta bir suç işlediyse, biz o suçun hesabını soramıyorsak, biz doğrulmayız, düzelmeyiz. Biz hakikate ulaşamayız. Eğer suç işleyen bizim şeyhimizse, biz şeyhimize de diyebilmeliyiz. Efendim bu Kur’ân ve sünnete aykırı nasıl burada durabiliyorsunuz demeliyiz. Ve hatta bu bizim neyimiz olursa olsun. Ama ne yazık ki bizde öyle bir hizipçilik var. Bizde öyle bir hizipçilik var. Ama bizde böyle bir şey var ki, ama bu bizim tarikatımızın kardeşi, bu bizim cemaatimizden, bu bizim partimizden, bu bizim yandaşımız, bu bizim yalakamız, bu bizim etrafımızdan kimse.

Biz dokunmayalım ona diyoruz, oradan kaybediyoruz zaten. O yüzden İstanbul Sözleşmesi bu ülkenin bağrına saplanmış bir hançer, o hançer orada duruyor. Ve kimse de bu hançere dokunmuyor, kimse de bu hançere dokunamıyor. Ve İstanbul Sözleşmesi orada durduğu müddetçe de bu ülkede eşcinseller de çoğalıyor. Daha geçen gün bir tane daha şey vardı, bir haber vardı internette iki tane erkek, korona günlerinden dolayı salonda evlenememişler, bir yatta nikaat töreni yapmışlar kendilerinden. Ve bunu da basına veriyorlar, bunu da medyaya veriyorlar. Bu konuda bir korkular yok, bu konuda bir çekintileri yok, bu konuda herhangi bir şeyleri yok. fuhuşlar, haramlar, eşcinsellikler, eşkar eşleniyor. Ve bunda bir sıkıntı yok.

Tekrar söylüyorum, yarın öbür gün bunun kanun maddeleri de ayarlanır, o bunun böyle makul bir zamanı bekleniyordur. Bir korona daha çıkar, bir korona daha çıktıktan sonra herkes korona’ya bak, korona’ya bak derken birileri bir şeyler yapar yine. Birileri bir şey yapar. Ve İstanbul Sözleşmesi de orada duruyor. Ve İstanbul Sözleşmesi’ne imza atan, Palar Pandalası imza atan AK Partililer de şimdi diyorlar ki biz de rahatsızız, toplanın, çekin imzanızı. Macaristan kadar değiliz biz bu konuda. Bakın Macaristan kadar değiliz, biz Rusya kadar değiliz. Rusya, Rusya, sizin gavur gördüğünüz, kafir gördüğünüz Rusya, eşcinsel örgütlerin birer ajan örgütler olduğunu hükmetti mahkemeleri. Macaristan eşcinselliği yasakladı, eşcinsellikle alakalı imza ile geriye çekti, geriye çekti imzasını sözleşmeden ve dedi ki böyle bir şeyin olmasını istemiyoruz.

Ve Macaristan’da da yasaklandı eşcinsellik. Ne o gavur? Kim gavur belli değil. Ve çok acı, siz bir eşcinseli kalkıp da bu harâm diyemeyeceksiniz. Sebep İstanbul Sözleşmesi. Hiç kimse meselenin hukuki boyutunu tartışmadı. Evet, hukukçular istedikleri anda eşcinsellik Allah’ın lanetlenmiş bir fiili atır diyen kimseyi mahkemeye verebilir. Evet, bundan korkum yok. Evet, eşcinselliklerin hepsi de Allah tarafından lanetlenmiş bir fiili attır. Ve bütün dinlerde haramdır, bütün dinler lanetlemiştir. Bundan bir korkum yok. Selamün Aleyküm hocam, ben Adana’dan yazıyorum. Size ablam, size ablam Bursa’da sizin sohbetlerinize katılıyor. Ben de ara ara sizi dinliyorum. Sizi dört kez rüyamda gördüm. En son Kadir gecesinde gördüm.

Üzerimde ölü toprağı misali bir ağırlık vardı. Uykuyla uyanık arasındaydım ve sizin sesiniz de kendime geldim. Dediniz ki bu geceyi bekleyenler çullarına bürünüp neden yatıyorsunuz diye sesinizi duydum. Gerçekten her şeyin birini dinledi. Sizinle ayağınızın arasını duydum. Gerçekten hayal arası gibiydik. Çok etkilendim. Teşekkürler. Yatma canım kardeşim. Mübarek gecelerde yatma, uyuma. Allah seni zikredenlerden eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak muayenin olsun inşallah. Selamün Aleyküm. Ben Şırnak’ta askerlik yaptım 1996’da. Büyük bir operasyondan sabah dönerken dağlık bir arazide zırhlı aracımız taklattı. Benim kolum aracın altında ezildi ve pazımın yarısını kaybettim. Manevi olarak ben gâzi oluyor muyum?

Evet canım kardeşim. Manevi olarak sen gâzi oluyorsun. Allah muayenin olsun, Allah yardımcın olsun inşallah. Selamün Aleyküm. Rüyamda kuyumcuda deniz taşlarına benzem büyükçe ve incili çok şık altın kolye uçlarını seçiyorum. Fiyatlarının yüksek olduğunu öğrendim, vazgeçtim. Küçük bir semazen kolye ucu var mı diye sorarken uzakta oturan bir bayan bana siz mevlevilik nedir bilir misiniz dedi. Ben de mevleviyim dedim. Piriniz kim dedi? Ben de Ahmed Yesevî dedim. Onun ilmiyle ilimlenmek üzere yola çıktık dedim. Uyandım. Neden Hazret-i Mevlânâ değildi Ahmed Yesevî dedim merak ediyorum. Değerli yorumunuzu bekliyorum inşallah hakkınızı helâl edin lütfen. Sizi kardeşlerimi ve dergahımı çok özledim. Hazret-i Mevlânâ’nın da piri sayılır Ahmed Yesevî.

O yüzden Ötügen’den itibaren bütün Müslüman Türklerin pirleri Ahmed Yesevî’dir. Yunus’un da Mevlânâ’nın da Hacı Bektaş-ı Velî’nin de Hacı Bayrâm’ın da bütün tarîkat yolları Ahmed Yesevî’den gelir. O yüzden Ahmed Yesevî demişsiniz. Zaten Hoca Ahmed Yesevî’nin öğretileridir Mesnevî’deki de çok farklı bir şey değildir. Selamün Aleyküm. Sol elle tespit çekmekte herhangi bir beis var mıdır? Yok. Bu konu çok tartışılıyor insanların elinde. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri mümkün mertebe her şeyi sağ eliyle yeme, içme, tespit çekme bir şeyi tutma. Sağ eliyle yapmaya gayret etmiş. Sağ elle yapmak sünnet olmuş. Ama insanın sol elinde kullanması harâm değil. Bir şeyi sağ elle yapamıyorsa, sol eliyle yapabilir veya sağ eliyle yorulduğunda sol elini kullanabilir.

Bunda bir beis yok. Selamün Aleyküm. İrşad Dergisi’nin kapığı çok güzel olmuş. Eminim içeriği de öyledir. Emeği geçen kardeşlerimiz teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Evet. İrşad Dergisi bayan kardeşlerimiz hazırlıyorlar. Büyük bir emekle. Geçen sohbette de bizim Salim Kardeş İrşad Dergisi’nin kapağını yayınlamış. Sohbet esnasında bununla alakalı da derginin sorumlusu bana teşekkür etti. Tabii ben de burada teşekkür edeyim. Arkadaşlar, kardeşler yapıyorlar. Onlara ait. O yüzden kardeşi adına sizlere teşekkür ediyoruz. Sayın yayın ekibi olarak derginin kapağı da hoş olmuş. İçeriği de hoştur inşallah. Selamün Aleyküm. Aileyle ilgili eş ve çocuklarla iletişim geçimle alakalı sohbetlerinizi çok faydalı buluyorum.

Günümüzde aileye ayakta tutacak her ne varsa çok kıymetli. Allah sizden razı olsun. Bir aileye ayakta tutan sağlam yapan nedir? Bu tabii her ailede durum farklı olabilir. Yardımcı faktörleri farklı olabilir. Benim nazarımda aileye ayakta tutan Kur’ân Sünnet dairesindeki bir ahlaki yapılanma. Kur’ân Sünnet dairesinde insanların birbirlerine sevgisi, saygısı, muhabbeti, birbirlerine olan toleransı. Bence aileye ayakta tutacak olan şey bu. Kur’ân Sünnet dairesinde diyorum. Çünkü tolerans göstereceğiz deyip de ailedeki haramlara müsaade etme. toleranslı davranacağız deyip de ailedeki Kur’ân ve Sünnetin dışındaki fiil, düşünce bunlara müsaade etme. Aileyi kökten yıkacak olan şeyler. O yüzden bizim toleransımız, anlayışımız, birbirimize olan sevgimiz, saygımız, muhabbetimiz Kur’ân Sünnet içerisinde olmalı.

İnsanlar birbirlerinin saygılarını, sevgilerini, muhabbetlerini bitirmemeli. Bunu canlı tutmalı. Böylece ikili ilişkilerinizi, aile ilişkilerinizi canlı tutabilirsiniz. Bu sadece aile içinde de değil. İnsanlar yakın akrabalarıyla, yakın arkadaşlarıyla, dergâh içindeki kardeşleriyle de ilişkilerini Kur’ân Sünnet mihvalinde almalı. Birbirlerine bu noktada sevgi, saygı, hürmette, muhabbette gayretli davranmalılar. Heva, heves, benlik ve nefse uymamak için tavsiyeleriniz nelerdir? Birinci derecede herkes günlük hayatını yaşayabilecek kadar Kur’ân ve Sünnet’i bilmeli, haramları bilmeli, nerede ne yapmaması gerektiğini bilmeli. Sûfîler için üstadlarına tabi olmalı, uymalı. Sufilerin en büyük sıkıntılarından birisi de o üstadlarının yapma dediklerini yapıyorlar.

Çünkü zamanın içerisinde hangi hareket yanlış, hangi fiiliyat yanlış, hangi sözü söylememeliyiz, nasıl davranmalıyız bu önemli bir unsur. her üstâd kendi toplumunun peygamberi gibidir demişler ya Hadîs-i Şeriflerde. O yüzden o topluluk o üstada ince ayrıntıları ile uymaya çalışmalı. Üstad demek toplumu iyice dinleyen, analiz eden ve Kur’ân ve Sünnet’i o toplumu enjekte eden, o toplumu anlatan kimsedir yaşanması için. Bu önemli bir vazifedir aslında. Kur’ân ve Sünnet’i analiz edeceksiniz, toplumu analize edeceksiniz, etrafınızı analiz edeceksiniz ve Kur’ân ve Sünnet’in o gün için, o gün zamanında, o gün toplumda en güzel şekilde yaşanmasını tavsiye edeceksiniz. İnsanları bunu göstereceksiniz, bunu öğreteceksiniz.

Eğer arkadaşlar kardeşler buna uyarlarsa ev hayatları da tatlı olur. erkekler gereksiz, sert, aşırı sertliklerini bırakmalılar. Kadınlar aşırı böyle derecede erkekleri sıkıştırmaktan, onlar eleştirmekten vazgeçmeliler. Saygıyla, sevgiyle, muhabbette evliliklerini ve ilişkilerini götürmeliler inşallah. Selamün Aleyküm. Rüya anları çok nedenlerden mi görülür? Güzel rüyaları hatırlayamamak, hatırlamak bu anlar kişinin yapısalı mı Allah sevgisinden, Allah sevgisinin teslimiyetinden midir? Bazı insanlar manaya çok yatkındır, çok üzerinde düşünürler, çok üzerinde dururlar. Öyle olunca onların o manaya açılacak olan kapıları veya perdeleri incelir, kapıları kolaylaşır. Bazı insanlar manaya çok düşkün değillerdir.

Onlarda bu rüya biraz daha farklı tecellî eder, çok sıkı tecellî etmez. O yüzden rüya, maneviyat biraz o kimsenin hayaliyle, biraz o tarafa doğru olan merakıyla, biraz o tarafa doğru meyletmesiyle alakalı. Bunun yanında bazı insanlar rüyaları hatırlayamayabiliyorlar. Gördükleri rüyayı hiç görmemiş gibi de olabiliyorlar. Bu şahsın kendisine göre değişiyor inşallah. Hayırlı akşamlar hocam. Bir sorum olacak da hakkınızı helâl edin. Vasiyetini yazan bir kişi daha sonra bazı sebeplerden oturup vasiyetini değiştirme gibi bir durum olabilir mi? Değiştirmek isterse vebali mi olur acaba? Bir vebal olmaz, bir kimse vasiyetini yazar, sonradan da değiştirmek isterse bir daha değiştirir, sonra bir daha değiştirmek istiyorsa bir daha değiştirir.

Bunun için bir sıkıntı yok. Dinen de herhangi bir sakıncası yok değiştirmenin. Selamün Aleyküm. Ülkemizde kendisini Ehli Sünnet safında tanıtan hocalarımızın sohbetlerinde, iştihadi meselelerde kendi görüşlerinin çok katı bir dille dile getirdiklerini gözlemliyorum. Örneğin Cübbeli Ahmet Hoca, sizin sigara haramdır görüşünüzü, dillerinizi, dillerinizin yalan vasfetmesi ile şu helaldir, şu harandır demeyin. Aksaldir Allah’a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah’a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. Nahl 116 ayetine bağlıyor. Sizce bu üsdüp iştihadi meseleler de doğru mudur? Sizin bir mesele hakkında yaptığınız iştihatlardan farklı olan iştihatlar hakkında görüşleriniz nelerdir? Herkes kendince bir iştihat kurabilir, kendince bir iştihat edebilir.

Sigaranın insan üzerindeki zararlarını en yakın tanıyan insanlardan birisiyim. Çünkü benim babamın ölüm sebebi, bu ecel ne bir dakika o ne ne bir dakika sonra ecele îmân ediyoruz. Ama babamın ölüm sebebi sigaraya bağlı kanser hastalığından. Şimdi bir konunun fetvası illeti ile alakalıdır. Siz helâl ve temiz yiyecekler size caiz kılındı. helâl olacak bir de temiz olacak bakın helâl ve temiz olmadığı müddetçe siz onu yiyemezsiniz. Ben de sigaranın haramiyetini bu âyet-i kerimeyi kendimce ölçü alarak tan söyledim. Madem ki Müslümanlara helâl ve temiz yiyecekler serbest kılındı hiçbir kimse diyemez ki sigara helâl ve temizdir. Şimdi eğer sigara helâl ve temizdir diyecek olan bir kimse var ise bir o kimsenin tıp ilminden hiç alakası yoktur.

Tıp ilminden alakası olmayanlar fetvâ veremezler. Bir şeyin illetini biliyorsa bir kimse tıp ilmi olarak tıp ilmi olarak bir şeyin illetini biliyorsa onunla alakalı hükmedebilir. Ama hükmederken yine ona bir âyet-i kerime veya bir hadîs-i şerîf lazım. Bana Türkiye’deki veya dünya üzerindeki herhangi bir hoca şunu diyebilir mi bir imam Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri besmelesiz hiçbir şeyi ağzına götürmedi. Hiçbir şeyi. Peki sigara kim besmele çekebilir? İnsan vücuduna açıktan ne zarar veriyorsa, açıktan ne zarar veriyorsa insanlar bunlardan sakınmaları lazım. Kaldı ki âyet-i kerime meydanda size helâl ve temiz olanlar helâl ve temiz.


Sigara İctịhâdı ve Meslek Odaları

Bunun dışında bir şey yok. O yüzden diyebilirler bir kimse bir iştihada karşı çıkabilir. İştihada karşı çıkması da onun ben hiç kimseye bir şey söylemem. Ben hatta bundan sevinirim İslâm dünyası iştihada açık olsun yeniden yeni iştihatlar etsinler. götürsek bugün akciğer kanseriyle alakalı akciğer kanserinin %90 kusurunun sigara içtiğini söylesek o zaman sigara kim evet diyecek. Kaldı ki yıllar sonra ben 30 yıldan beri sigaraya harâm diyen bir kimseyim yıllar sonra Diyanet İşleri Teşkilatı da fetvâ verdi. Sigara haramdır dedi. O zaman ne diyeceğiz şimdi? Biz 30 yıl önce söyledik. 30 yıl sonra geldiler bizim dediğimiz fetvaya. 30 yıl sonra geldiler dediler ki sigara harâm. Ben illaki benim dediklerim %100 doğru demiyorum.

Birileri de iştihadıma katılmayabilir. İştihadıma katılmadıkları zaman haklı gerekçe sunacaklar. Sigara bu sebeplerden dolayı harâm değildir diyecekler. Öyle ya ben harâm demişim. Ben de diyorum ki size helâl kılınan temiz ve helâl olan yiyecekler. Size uygun. Birisi kalksın sigaraya birisi harâm dedik. Birisi de kalksın sigaranın temiz ve helallığını ispat etsin. Biz de dönelim geriye. Bakın bunlar çok iştihat meseleleri önemli meseleler. Ben kendimce sigaranın zararlarını, insan vücuduna olan zararlarını, insanın kendi ekonomisine verdiği zararları tespit etmiş bir kimse olarak sigara haramdır hükmünü verdim 30 yıl önce. Birisi de sigara faydalıdır, sigara zararlı değildir. Sigara insanlar için ve insanlık için çok önemli bir maddedir.

O yüzden içilmesi lazımdır desin helaliyetini koysun önümüze. Eyvallah diyelim. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz insan 30 ayetinden yola çıkarak. Kulun dilemesi nasıl bir dilemedir? Kul Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz bu âyet-i kerimi buradan alır böyle sorarsak sanki Allah’ın dilemediğini dilediğini biz diliyormuşuz gibi bir hüküm çıkar. O yüzden biz bu meselelere bakarken böyle öyle bakmamamız lazım. Bununla alakalı hep böyle herkes bu âyet-i kerimiye söyler. Ondan sonra bu âyet-i kerimiye söyledikten sonra da der ki ha demek ki biz dilemedikçe bizim dilememi Allah diliyor ondan sonra biz diliyormuşuz gibi gelir orta yere. Ve böylece cüzi iradeye karşı çıkanlar buradan karşı çıkarlar derler ki Allah dilemedikçe biz demek ki dileyemeyeceğiz.

Şimdi âyet-i kerimin önceleri var. 25. âyet-i kerime, 24. âyet-i kerime veya 23’ten alalım. Muhakkak ki Kur’ân’ı sana indiren biziz. Öyleyse Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkâra veya inkarcıya itaat etme. Sabah akşam Rabbinin adını zikret. Geceleyin ona secde et ve geceleri uzun uzun onu tespih et. Doğrusu bunlar çabucak geçeni severler de o çetin günü arkalarında bırakırlar. Biz yarattık onları ve mahsallarını da biz pekiştirdik. Dilersek onları benzerleriyle değiştiriveririz. Şüphesiz ki bu öğüttür. Dileyen Rabbinin yoluna bir yol tutar. Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah âlim, hâkim olandır. Dilediğini rahmetine girdirir zalimlere onlara elem verici bir azap hazırlamıştır.

Şimdi burada Allah dilemedikçe siz dileme dileyemezsiniz dediği şey bir kimsenin Müslüman olmasını sen diliyorsun. Ama onun Müslüman olmasını Allah iste Allah onun Müslüman olmasının önüne onun yapmış olduğu kötülükleri şirkleri önüne seçecek değilse senin dilemenin bir anlamı yok. O yüzden burada insanların yerini değiştirmekle alakalı söylüyor ya onunla alakalı âyet-i kerime Allah o âlem. Bizim cüz irademizle alakalı değil. Duygu ve düşüncelerimizi oluşturan olgu nedir? Bizim ilmimizdir. Duygu ve düşüncelerimizi oluşturan olgu bizim ilmimiz. Biz dışarıdan ne gördük ne ilim aldık duygu ve düşüncelerimiz onunla bizim şekillenir. Duygularımızı analiz eden nedir? Duygularımızı analiz eden iki kuvvet vardır.

Bir bizim nefsani dediğimiz akıl iki kalbi dediğimiz akıl. Eğer bizde nefsani akıl hüküm sürdüyse duygularımızı nefsani akıl analiz eder. Yok bizde kalbi akıl hüküm sürüyorsa bizim duygularımızı kalbi akıl hükmeder. Her şey bir duygu mudur? Genelde insanlar duygularına göre hareket ederler. Hakikate ermedi ise hakikate erenler ise duygularıyla hareket etmezler. Duygunun ötesi nedir? Hakikattir. Bir kadının kayınpederini yıkaması temizlemesi dinimizce caiz midir? Bir kimse kayınpederi ebediyen ona nikâh düşmeyecek bir kimsedir. Nikâh düşmeyeceği için böyle bir zorunluluk olursa yapabilir bunu. Ama onun birinci derecede bakımı oğluna aittir. Erkek evlatlar anne ve babalarına bakmakla yükümlüler.

Eşleri değil. Hanifiye göre söylüyorum. Burada bir yanlış anlaşılıyor. sanki erkeğin anne ve babasını erkeğin evlenmiş olduğu kadın bakacakmış gibi hüküm çıkıyor. Kadın bakarsa nur ala nur eşine yardımcı oldu, eşine destek oldu. Ama zorunluluk ve sorumluluk birinci derecede oğluna aittir. Kadını ve anne ve babanın çocuklarına aittir. oğluna aittir. Hayırlı geceler, itikafta aşırı uykum geliyor. Göz kapaklarımı açamıyorum. Ne önerirsiniz? Bunlar itikafta yaşanacak şeyler. O yüzden uykunuzu dağıtacak yürüme gibi. Ne bileyim hafif spor hareketleri gibi bir şeyler yapabilirsiniz. Selamün Aleyküm, Cuma’nız mübarek olsun. Üç günlük itikâfa niyetlenen kişi bir günde 70.000 tevhîd mi çekecek? Evet. Üç günün sonunda itikafı bitti ama tevhidleri yetiştiremezse itikaptan çıkabilir mi?

Üç gün yetiştiremediği, yetiştiremediği tevhidleri çıktıktan sonra devam ettirecek, bitirecek onları. Borsadan hisse senedi alıp satmak caiz mi? İslâm hukukunun olmadığı yerlerde bunlar alınıp satılabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Tavsiye etmiyorum ama ben hiç kimseye. Bu konuda çok bilgiliyseniz, gerçekten çok böyle bu konuda belli bir eğitim veya tecrübeniz varsa yapabilirsiniz. Ama genelde dünya üzerindeki bütün borsalar ben aldatmaca’nın üzerine kurulduğuna inananlardanım. Şahsi fikrim benim. Selamün Aleyküm, hayırlı Ramazanlar. Sorum şu, namaz kılarken kıldığım namaza odaklanamıyorum, kendimi tam veremiyorum. Ve kılayım da aradan çıksın şeklinde düşünüyorum gibi hissediyorum. namazı sırf cennete gireyim diye kılmış hissediyorum.

Ne yapmalıyım? Namaz esnasında şeytân insana çok vesvese verir, insanın üzerine çok gelir. Bu namazın ehemmiyetiyle alakalı. Bu namazın ehemmiyetiyle alakalı. O yüzden eğer namaz esnasında sizin üzerinize çok vesvese geliyorsa, sizin üzerinize çok böyle şeytân uğraşıyorsa siz doğru yoldasınız. Namazınıza devam edin. Dini yaşamak kolay bir şey değildir, şeytân vesvese verir. Namaz kılmak kolay bir şey değildir, şeytân vesvese verir. Bayanlar için örtünmek kolay bir şey değildir, şeytân vesvese verir. Erkekler için sakal bırakmak kolay bir şey değildir, şeytân vesvese verir. Dinin hangi alanda olursa olsun, insanlar dini yaşarlarken şeytanla mücadele etmek zorundadır. Din o yüzden kıymetlidir.

Dindarlar, müminler o yüzden kıymetlidir. Allah katında kıymetinin sebebi odur. Onlar şeytana yenilmeyen, şeytanla mücadele eden, şeytân ve şeytanlaşmış insanlarla cihat eden kimselerdir. O yüzden önemlilerdir, kıymetlilerdir. Efendim, oğlum da bahar alerjisi var. Hacamat iyi gelir mi? Bir de oğlum insan neden alerji olur diye soruyor. Zaman zaman insanların bu genetik yapılarında sıkıntılar oluyor. Genetik yapılarında bu sıkıntılardan dolayı, zannediyorum, böyle alerji hastalığına tutulurlar. Bahar alerjisi, toz alerjisi gibi alerjiler oluyor. Bunların tedavileri var bildiğim kadarıyla. Ama bu tedavisi mümkün olmayan bir şeyse olabilir. Bir de hacamat olarak denenebilir. Ben hacamattan gerçekten şifa buluyorum.

Allah bütün herkese şifa versin inşallah. Tabi her şey Allah’ın vermesi, Allah’ın takdiri. Hacamat bir sebep, kan aldırmak bir şifa yolu. Ama şifayı veren Allah. Selamün Aleyküm. Erkek bebeğin ne zaman sünnet olması uykundur? 7 yaşına kadar sünnet olabilir. 7 yaşına kadar sünnet olması mümkün. Canım kardeşlerim bu soruları mı soruyorsunuz daha ya? Allah iyilsin. Aşın artık bunları. Bunlar en basit bir fıkıh kitabında dahi bulabileceğiniz sorular. Yanlış anlamayın. Seviyenizi sizin eleştirmiyorum. Ama biraz böyle dininizi öğrenmeye çalışın. Dininizi yaşamaya çalışın. Selamün Aleyküm. Babam internet üzerinden devleti yöneten hükümete, yetkililere ve şeyhlere, tarikatlara karşı sürekli hakarete varan sözler ve görseller, paylaşımlar yapıyor.

Özellikle yaşından dolayı babamızın bu paylaşımlar ile ilgili yanlış yapıyorsun. Seni seviyoruz. Başının maddi ve manevi bela girmesini istemiyoruz. Yaşına göre davran. Kimseye hakaret etme. Bırak evinde dinlen diye uyardığımızda bize de hakaret ve küfür ederek bizler ile konuşmuyor. Özellikle şeyh, tarikatlara hakaret ve evlatlarına küsme uzun yıllardır alışkanlık haline geldi. Ne yapmalıyız bu durumda? Allah yardımcınız olsun. Kolay bir şey değil. Babanız da bu konuları bence girmeyin. Onun gönlünü kırmayın. Onu incitmeyin. Siz iyi yolda, doğru yolda ilerlemeye devam edin. Aranızı bozmayın. bir sefer söylenir, iki sefer söylenir. Aynı şekilde devam ediyorsa ona bir şey söylemenin bir anlamı yok.

Selamün Aleyküm. Ticaret yapma niyetindeyiz. Bize duâ eder misiniz? İnşallah Allah yardımcınız olsun. Cenâb-ı Hak ticaretinizi bereketlendirsin inşallah. Selamün Aleyküm. Çocukları anneanne babaanne de birkaç gün bırakmak uygun olur mu? Olabilir. Bunda bir sıkıntı yok. İnsanlar birkaç gün bırakabilirler anneanneye veya babaanneye. Eğer anneanne babaanne çocukların ahlakında bir değişiklik yapmayacaksa. Çünkü nineler çocuklarına, çocuk torunları şımartıyorlar. Sıkıntı yok. Böyle bir sonra torunlarınızı, çocuklarınızı aldıktan sonra yavaş yavaş disipline alın. Birden yapmayın. Osmanlı’daki lonje yapılanmasıyla günümüzdeki odalar hakkında değerlendirme yapar mısınız? İslâm Meslek Örgütü’nün mesele nasıl?

Günümüzde nasıl olmalıdır? Bunlar tabi kendi içlerinde, kendi zamanlarında, kendilerince ictịhâd edilip kendilerince geliştirilmiş olan meseleler. Osmanlı’da lonje sistemi kendi içerisinde böyle geliştirilmiş. Kendi içerisinde belli bir hizmetleri yapılmış ve bu daha ileriye götürülebilirdi. Daha teşkilatlı bir hale gelebilirdi. Ama ne yazık ki bu da tam belki de iş yerini yerine getirmedi. Şu andaki bu odalar da iş yerlerini tam yerine getirdiği söylenmez. Ne yazık ki odalar çok fazla iş yapmıyorlar. Bu lonje sistemi yeni devlet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne aktarılırken belki de tam olarak analiz edip aktarılmadı. Var bir sürü Berberler Derneği’nin odaları var, kuaförler odaları var, nakışçılar odaları var.

Vallahi biz de esnaflığımızda yıllarca o odalara üye olduk, aydatlar verdik. Ben hiçbir faydasını görmedim. Ben hiçbir faydasını görmedim. Ama her ay aydat verdik mi verdik. Oralara üye olma zorunluğu oluşturuluyor mu, oluşturuluyor. Daha esnaf dükkanı açmadan bir sürü odaya kaydoluyor, bir sürü para ödüyor Türkiye’de. siz bir iş yeri açmazdan önce zaten bir soyuluyorsunuz ne yazık ki. şu odadan kayıt olacaksınız, ne meslek açacaksanız o odadan kayıt olacaksın, gidip kayıt parası veriyorsun, gidiyorsun aydat veriyorsun, ondan sonra bilmiyorum benim zamanımda öyleydi, şimdi değişti mi değişmedi mi, onu da bilmiyorum. Aydatı veriyorsun, parayı ödüyorsun, bir güzel önce sen oraya ödüyorsun, ondan sonra gidip iş yerini açıyorsun. öyle bir şey ki bu.

Daha iş yerini açmazdan önce sen olanca parayı harcıyorsun. Belediye ve ruhsat için bir sürü paralar ödüyorsun, her yere bütün paraları ödüyorsun, iş yerini açıyorsun. Ya bu adam daha iş yerini açmadı, daha para kazanmadı. Siz nereden bu adamdan bu parayı aldınız? Kimse bunun hesabını sormuyor. Daha dükkan açmazdan önce dünyanın vergisini veriyor adam. Ve aynı şey bir ev yaptıracaksın, gidiyorsun inşaat yaptıracaksın, dünyanın parasını veriyorsun bir sefer belediyeye. Ya daha adam kazmayı vurmadı. Kazmayı vursun bitirsin inşaatı ondan sonra paranı al sen. Yok. Daha hiç daha inşaat ruhsatı almadan 40-50 milyar lira metekarisine göre. Ama yüzme tekarlılık bir yere kesin 35-40 milyar lira senden belediyesi osu busu para ödüyorsun.

Ya ondan sonra kaçak yapılaşma oluyor. Ya bu adam zaten 40 milyar lira bir kat kaba inşaatını alacaktı. Sen daha kafadan bundan parayı aldın ki. Ya o parayı ödesen ne olacak ki? Sen o normal ruhsatı, tekrar oturma ruhsatını almak için sen çile çekiyorsun ki çile çekiyorsun. Çile çekiyorsun ki çile çekiyorsun. O ruhsatı alamıyorsun sen. Bir vatandaş olarak o ruhsatı almak için 119 dereden su getiriyorsun. Bizatihi yaşayan insanım ben bunu. 119 dereden su getiriyorsun. acı şeyler bunlar ve bunları kimse dile getirmiyor. Bunları kimse söylemiyor. Biz bu vatanın evlatları, bu toprakların çocukları, bu ülke bizim ve insanların işi kolaylaştırılmıyor. Ne yazık ki kolaylaştırılmıyor. İki tane koyunu güdemeyecek olan insanlar belli makamlara yerleştirilmişler. ona 10 tane koyun vereceksin, salacaksın onu yaylaya.

Şurada diyeceksin 5 kilometre içerisinde bunları yay getir diyeceksin. Yemin ediyorum 10 tanesini geri getiremeyecek olan insanlar müdür olmuş, amir olmuş, memur olmuş, belediye başkan olmuş da. Olmuş da olmuş. 10 tane koyunu geri getiremez adam. Ama bir makam teşkil ediyor. Sen onun yanına gidiyorsun, geliyorsun, geliyorsun, geliyorsun, geliyorsun, geliyorsun. Kendileri hata yapıyorlar, kendileri eksik yapıyorlar, kendileri yanlış yapıyorlar, kendi eksiklerini, kendi hatalarını tamamlamıyorlar. Çile çekiyorsun. Çile çekiyorsun. Acı şeyler bunlar. Ve odaların hiçbir fonksiyonu yok. Hiçbir fonksiyonu yok. Yıllardır para verdik biz onlara. Hiçbir fonksiyonları yok. Hiçbir odanın hiçbir fonksiyonu yok.

Ne yaptı tabipler odası korona günlerinde? Bana söyler misiniz? Tabipler odasının korona ile alakalı şu görüşü vardı. Tabipler odasının korona ile alakalı şöyle bir çalışması oldu. Tabipler odasının korona ile alakalı şöyle bir öngörüsü oldu. Tabipler odasının korona ile alakalı şöyle bir eleştirisi oldu. Var mı öyle bir şey? Yok. Adamlar siyaset yapıyorlar. Tabiplik ile alakalı yok ki adamların. Veya barolar birliği. Adamlar siyaset yapıyorlar. Adamların hukuk ile alakalı yok ki. Hukuk ile alakalı yok adamların. Ama bütün avukatlar gidip barolar birliğine üye olacak mı? Evet. Her ay belli bir aidat da ödeyecek mi? Evet. Evet. Hukuk ile alakalı yok adamların. Adamlar siyaset yapıyorlar. Odalar keşke kendi işlerini yapmış olsalar.

Keşke kendi işlerine yoğunlaşsalar. Kendi meslek sahiplerine yardımcı olsalar. Siz hiç duydunuz mu herhangi bir odanın meslek odasının bir kurs açtığını? Ben hiç duymadım. Ben nakışçılar odasına üye oldum. Çeyizcilerin odasına üye oldum. O kadar olduk. Ya bir günden bir güne ticarette şöyle bir şey var. Nakışçı çeyizle alakalı, ev tekstiliği ile alakalı şöyle bir gelişme var. Şüphelanca yerde toplantı var. Burada bilgilendirileceksiniz. Ya on yıl içerisinde bir tanesi bir sefer aramaz mı? Yok. Bizzatihi yaşayan insanım. Hiçbir işlem yok. Yalnız yatırıyorsun odalara aidatını. Orada da bir seçim oluyor kaç yılda bir oluyorsa. Zaten onlar o başkanlar da değişmiyor zaten. Adam emmim kızı ay karanlık görmezler işini halletmiş adam.

Yıllardır o odanın başında başkan olarak hayatını devam ettiriyor. Maaşını alıyor. silahını koyuyor beline. bazı odalarda makam arabası var.


Siyâset Eleştirisi ve Aile Anlaşmazlığı

Makam arabasını da biniyor. O işi, işi, hala devam ediyor. Allah bizi yesin. Hangi birini söyleyelim. Dökülüyor. Tel tel dökülüyor. Her taraf her yer dökülüyor. Ben böyle konuşunca da muhalefet mi diyorsun. Canım kardeşim. Muhalefet benim düzensizliğe, adaletsizliğe, hukuksuzluğa evet muhalefet ediyorum. Muhalefet ediyorum. Kayırmacılığa, yandaşlığa muhalefet ediyorum. Var mı diyeceğiniz? Evet muhalefet ediyorum. Yapmasınlar. Kişiye özel işler yapmasınlar. Kişiye özel işler uygulamasınlar. Kişiye özel insanlara peşkeş çekmesinler. Hangi partiden olursa olsun isterse babamın oğlu olsun. Herkes kendi hakkını hukukunu yesin. Herkes kendi alın terini yesin. Devletin parasını milletin parasını yiyenlere zehir zıkkım olsun.

Zehir zıkkım olsun. Belediyelerde, resmi dairelerde, rüşvetle iş yapanlara zehir zıkkım olsun. İnsanları sürüm sürüm süründüren devlet dairelerinde, belediyelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında insanları sürüm sürüm süründürenlere zehir zıkkım olsun. Zehir zıkkım olsun. Aldıkları nefes dahi zehir olsun. Şu millete çile çektirenlerin aldıkları nefes dahi zehir zıkkım olsun. Olsun. Hiç korkum da yok, sıkıntım da yok. Verilmeyecek hesabım da yok. Gidiyorlar onlara bunlara bir sürü şeyler. Duymuyor musunuz zannediyorsunuz? Belediyelerde gazetecilere para veriyorlar, basına para veriyorlar. Fakir fukaraya verin. Gidiyorlar, X gazeteciye adamın dağın tepesindeki yerine özel imar çıkarıyorsun. Ondan sonra ne olmuş ona imar çıkardıysan diyorsun.

Hadi ben gideyim ben de yanında bir yer alayım. Benim yerime de imar verecek misin? Vermeyeceksin. Zehir zıkkım olsun hepinize de. Burnunuzdan Allah, maşerde fitil fitil çıkarsın. Bu dünyada bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Bizim tankımız yok, tüfeğimiz yok, ordumuz yok. Bizim mahkememiz yok, kanunumuz yok. Fakir fukaranın, gribanın sesini çıkaracak bir yeri yok. Ama maşer var. Allah bu fakirin, fukaranın, garip gribanın hakkına, hukukuna zulmeden, hakkına, hukukuna gasp eden ne kadar zalim varsa Allah maşerde burnuna fitil fitil getirsin. Şu mübarek Ramazân gününde diyorum. Ben her gün insanların içindeyim. Benim telefonum 724 açık. 724 bilinen bilinmeyen bütün herkes bana bütün her şeyi aktarıyor.

Anlatıyor. Ya düşünebiliyor musunuz? İnsanlar belediyelerde veya resmi darelerde hakkı olan bir işi yapamıyor. Yapamayınca bana diyor ki, hocam şu işimiz var yapamıyoruz. Hakkımız bununla alakalı bir duâ var mı? Bir zikir var mı? Bizim işimiz olsun diye bana böyle telefon açıyor insanlar. Ya ne hale geldik ya? Ne hale geldik? Öyle bir hale geldik. Geçenlerde de söyledim. Siyasetçiler, büyük bürokratlar, büyük adamlar insanların içine çıkın. Sokak sokak dolaşın. Varoş sokakları dolaşın. Öyle göstermelik basınlık işler yapmayın. Gelin bu fakire de ben sizin fakirleri dolaştırayım, sokakları dolaştırayım bilmiyorsanız. Evet, Allah sizin burnunuzdan fitil fitil getirecek hepinizinle. Böyle yüreğimden ciğerimden yana yana da kendi yaptığım duaya kendim amin diyorum.

Ciğerim yana yana. Ciğerim yana yana diyorum. İnsanların işlerinin vekaletini üzerine alan insanlar inceleyip sık dokucak. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Yemen’e vali tayin etti. Hep bunu söylüyorum ben. Yemen’e vali tayin ettiğinde o sahâbe dedi ki ben bugün buraya bir eşeğimle geldim dedi. Eğer buradan bir mal edinerekten, paraya denerekten bu eşeğimden farklı bir binekle dönersem bilin ki dedi ya rüşvet yemişimdir ya hırsızlık yapmışımdır dedi. Net. Benim elimdeki ölçü bu. Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri bir yere vali tayin etti. Vali tayin etti. Kimse orada zengin oldu. Zengin olunca Hazret-i Ömer radıyallahu anh hazretleri tayin ettiğinde o adamın nesi vardı? 1000 dinarı vardı. 1000 dinarı oluncaya kadar bütün malına el koydu devlet adına.

Bütün malına el koydu ve hepsini de kamulaştırdı. Bakın hepsini de kamulaştırdı. Benim ölçüm bu. Siz neyin ölçüsündesiniz bilmiyorum. Bir kimse vali oluyor, bir kimse belediye başkan oluyor, meclis üyesi oluyor, başbakan oluyor, bakan oluyor. Mal beyanı belirliyorlar. İyi belirlediler. Ben bir kişi gösteririm bana diyorum. Siyasete girip de fakir olan. siyasete girmiş parasını malını mülkünü orada dağıtmış. Yok. Bu hak ve hukukun altından kalkamaz hiç kimse. Hiç kimse kalkamaz. Sen milletvekili oldun. Çocuğunu bir yere kattıysan haksız bir yere zehir zıkkım olsun. Mahşerde burnundan al, getirsinler senin. Sen bir yerde bürokrat olmuşsun. Eğer çocuğunu torpille bir yere kattıysan zehir zıkkım olsun.

Burnundan fitil fitil gelsin. Herkes için geçerli bu. Ben de birisini bir yere katmaya çalışıyorsam torpille benimle burnundan fitil fitil gelsin mahşerde. Yazık ya. Allah bizi affetsin inşallah. Ondan sonra odalar. Yan kesici hepsi de. Doğuştan alerjik hastalıklara yatkınlığı olan birisi olarak. Tıp fakültesi son sınıfta kıdemli doktorun tavsiyesiyle kaşıntı giderici ilaç damar yolundan uygulandı. Kaşıntı aniden kaybolduğu gibi ağır ve hoş bir uyku getirici etkisi de var. İlacın bir süre sonra ilacı kendim kullanmaya başladım. Uzun bir süreçte doz ihtiyacı arttı ve ilacın kaygı giderici hipnotik etkisi oluştu. Sonuçta çok nadir görülen bir bağımlılık vakası oldum. İlaç etkisinde oluşan manevi hallere duyduğum tutkiyle baş edemiyorum. 7 yıl oldu ve hayatımın tek amacı bu ilaçtan kurtulmak oldu.

Ama yapamadım. Reçetesiz satılan bir ilaç ve hemen gelişmiyor bağımlılığı. Sabır yoluna iradem yetmiyor. Orucumu bile bozdum çok kereler ilaç için. İrade ve sabır istidadım kayboldu. Yapma sabret türü telkinlerin hiç etkisi olmuyor. Kardeşimin önerisiyle sizden de bir çözüm önerisi umut ediyorum. Şimdi uzman doktor olarak hala ilaca istemesem de mecbur hissediyorum bir süre kullanmayınca. Çok sinirli ve umutsuz oluyorum. İlacı kullandığım ise hemen pişman olup bir daha asla kullanmayacağım dair ciddi kara veriyorum. Kısır döngüm bu şekilde numaranızı derganıza bağlı olan kardeşim verdi. Çok sıkıntılı bir durum. Çok sıkıntılı bir kısır döngü. Gerçekten bundan kurtulabilmek için bununla alakalı ayrı tedavi alman lazım.

Gerçekten bununla alakalı tedavi alman lazım. Normalde çünkü bu böyle bırak demek de olacak bir şey değil. Bildiğin tedaviye ihtiyacın var senin. Bununla alakalı nasıl bir uyuşturucu bağımlısı tedavi ediliyorsa senin de tedavi edilmen lazım. Bunun yolu bu. Sen madem ki doktorsun kaşıntının bir fiziki sıkıntıdan fiziki olarak bir sen doktorsun daha iyi bilirsin. Fizik olarak bir herhangi bir şeyin eksikliğinden oluşabilir. Kaşıntının bir de psikolojik tarafı vardır. Bu da psikolojik olarak bir şeyden sıkıldığında bir şeye takıldığında bir şeyle alakalı bir baskı altında kendini hissettiğinde de kaşıntı olabilir. O yüzden tahmin ediyorum bu sendeki kaşıntı tipi psikolojik bazı insanlar vardır baskıya dayanamazlar, sıkıntıya dayanamazlar.

Öyle olunca fizik olarak kaşıntı, tik gibi şeyler oluşur. Onunla alakalı bir şey olmuş olabilir. Allah yardımcın olsun inşallah. Tedavi olman lazım. Madem ki doktorsun. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamün Aleyküm hanım, anne, baba ve diğer büyüklerine karşı saygısız laflarına laf katıyor. Bana karşıdan aynı tavırları var. Küfür, hakaret, beddua her şey var. koca’ya itaat yok. Ayrıca cinsellik mevzunda sıkıntı yaşıyorum. Çoğu zaman reddediyor ve meşru dairede cinsel isteklerimi karşılamıyor. Bu yüzden aşk, sevgi, muhabbet kalmadı. Bu benim dini hayatım etkiliyor. En son tartışmamızda beni aldatmakla suçladı. Ben de defalarca ayrılmak istediğimi söyledim. Ben ayrılmaya kesin karar verdiğim halde o hiç yanaşmadı.

Bu hareketler erkeğe yakışmıyor. Ama benim gibi sakin bir adamı bu hale getirdi. Çünkü bu yaşananlar ilk değil. Her seferinde susacağım, bir daha yapmayacağım diyor. Hal böyleyken benim kafam çok karışık. Bu konuda tavsiye ederseniz hakkınızı helâl edin. Ayrıca sigara içmesi de beni rahatsız ediyor. Her ne kadar engellesem de para vermesem de kendi annesi, babası sigara isteğini karşılıyor. Bu konuda ikinizi de karşılıklı dinlemem lazım. Bu senin söylediklerinin üzerinden hareket edersek hata yapmış oluruz. Evli çiftlerin birbirleriyle alakalı problemlerinde ikisini bir arada dinlemek lazım. İkisini bir arada dinleyip hükmetmek lazım. Ama senin anlattıklarına göre sen haklısın. Ama senin anlattıklarına göre.

O yüzden ben eşini de dinlemeden şu haklısınız. Bunu burada böyle yapabilirsiniz diyebilecek noktada değilim. Hayırlı geceler, hayırlı ramazanlar, 26 yıllık evliyim, 3 çocuğum var. Eşim para vermiyor. Sebebini de içimden gelmiyor diyor. Tartışma yaşadığımız zaman evden kovuyor, evden gitmeyeceğim dediğimiz zaman burası benim diyor. Gitmediğimiz zaman nüfuz ediyor. Anneme gidiyorum daha sonra gelip alıyor. Bu durumdan ben ve çocuklarım rahatsızlık duyuyoruz. Çocuklarımdan utanıyorum. Eşlerim birbiri üzerinde hakları nelerdir, nasıl davranmam gerekir, hayırlı geceler. Gitmediğimiz zaman buğuz ediyor, kötü davranıyor. Bu normalde yine aynı şey. bir erkek eşine ve çocuklarına bakmakla mükellef ama çocuklara 26 yıllıksanız çocuklarınız büyümüştür zaten.

Eline çocuklar kendi paralarını babalarından kendileri istesinler. Sen çocuklar adına isteme. Evin ihtiyaçları için iste. Vermiyorsa sen evde ne varsa onu pişir. bir kadın böyle iki de birde eşinden istediğinde dilenci gibi olur. Allah muhafaza eylesin. İsteme. Hiçbir şey de şey yapma. Eve ne getirdiyse onu pişir. Koy önüne. O yüzden böylece kendisi görsün. sen defalarca bunu söylersen sıkıntı olur. Allah muhafaza eylesin. Bir de bir erkek normalde eğer eşini evde istemiyorum diyorsa, şimdi ki erkekler normal değil, kadınlar da aynı. Psikolojileri sıkıntılı. Eğer taraflar birbirini istemediklerini söylüyorlarsa, o zaman erkeğiyse kadın eşyalarını toplayacak, ben gidiyorum diyecek gidecek. Sebeb, adamın psikolojisi bozuk.

Bir çaklarsa ne yapacaksın? Öldürürse ne yapacaksın? Sıkıntı var. Ve aynı şey erkekler için de geçerli. Kadın onu istemiyorsa, kadın onunla az önce de vardı ya ilişkiye girmek istemiyor. E bu ne demek? Adamı istemiyor. O zaman adam başının çaresine bakacak. Diyecek ki ben gideyim o zaman diyecek. Allah iyisin inşallah. Selamün Aleyküm aylı Ramazanlar. Dilerim müsaadenizle bir sorum olacaktı. Eşim sigarayı bırakmak için nefsiyle büyük bir mücadele veriyor. Bırakmayı gerçekten çok istiyor ama henüz başaramadı. Acaba kendisinin bu savaşında galip gelmesi için siz ne önerirsiniz? Sizin duanızı çok ihtiyacımız var. Vallahi ben şeyhimin huzurunda böyle içimden niyet ettim. Bıraktım sigarayı dedim bıraktım. niyet edecek, bıraktım diyecek, bırakacak, söz verecek kendi kendine.

Bir daha içmeyecek. Hatta aklına geldiğinde tevhîd çekecek. La ilahe illallah’a devam edecek. İnşallah Cenâb-ı Hak bıraktırsın. Selamün Aleyküm bir saatlik itikâfa girdim. 71’e bayramdan sonra kadar tamamlasam olur mu? Evet tamamlasan olur. İtikafa girmek zorunda olun. Yok. Çünkü saatlik itikâfa girmişsin. Saatlik itikaptan sonra bayrama kadar inşallah itikafını tamam edersin. Selamün Aleyküm geçmiş peygamberler zamanında da Allah aşkını arayan kişiler var mıydı? Hev vardı. Hiç eksik kalmadı. Selamün Aleyküm ben çoğu zaman gözümün önünde şeffaf bir perde görüyorum. Orada çoğunlukla sizi zaman zaman da her seferinde farklı simanlar da hayvan gibi ama tam olarak da hayvan sureti olmayan varlıklar görüyorum.

Onlar çok hızlı bir şekilde geçiyor. Hepsini görürken arkada da normal görüntüler oluyor. Çok anlatamadım fakat bunun ne olduğunu bilmiyorum. Önemli değil, bilmek zorunda değilsin. Hayatına devam et. Allah’ı zikretmeye devam et. O yüzden o görüntüler, örneğin bir duvara baktın, duvarın arkasında hızla görüntüler geçiyor. Bunda hiç panik yapma. Veya duvara baktın, duvarda üstadını gördün. Hiç bunda panik yapma. O diğer varlıklar da normalde görülmeye başlar. O yüzden o varlıkları gördüğünde de hiç panik yapma. Şöyle söyleyeyim. Aynı karede veya aynı görüntüde üstadın olduğu müddetçe bir problem yok. Üstadın olmadığı zamanlarda bir problem olursa hemen dahil et üstadım deyip o konuda böyle bir… Onun da o kare içerisinde olması için onun maneviyatını bu noktada davet etmeye gayret et inşallah.

Market tavuklarını yenebilirli veya temiz yiyecek olup olmaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Ben yemiyorum hiç. 2002’de mi en son ömreye gitmiştik? 2002’de Şeyh Efendi’nin olmadığı ömreydi. Ben 2002’den beri kolay kolay market tavuğu, market eti, kapalı endüstriyel gıdalarını hiçbirisinde iyi pişmiyorum. O yüzden bundan uzak tutuyorum kendimi. Ben bir şeye harâm diyemem bu konuda. tavuklar nasıl kesiliyor, nasıl biçiliyor, nasıl yolunuyor, o yol nasıl yedikleri nedir bilmiyorum. Bilmediğim için marketlerden bu tip alışverişler yapmıyorum. Herkes de bilir, herkesi de söylerim. Ben yemiyorum derim. Ben yemem. Haram mı? Haram da diyemem. Bu harâm helâl meselesinden geçen gün kediyle alakalı sohbetten sonra kedi beslemek harâm mı dediler?

Hayır değil dedim. Kedi beslemek harâm değil. İnsanlar evlerinde kedi beslemek istiyorlarsa beslesinler. Ben illaki bu konuda kedi besleyenler tu kaka da demedim ama ben beslemem. Kediye vereceğim o parayı gider bir fakir fukaraya veririm. Bu benim kendi durduğum nokta. Haram mı? Değil. Besleyebilirsiniz. Bu noktada beslemek isteyenler beslesinler. Ben beslemem. Ben yaşadığım alanda da görmek istemem. Yaşadığım alanda da durmasını istemem. Kediye bir düşmanlığım var mı? Yok. Burada büro’nun önünde de normalde kedilerin orada suyu var. millet mama koyuyor. Bilmem ne koyuyor. Bakıyorum ben de onların suları kalmadığında. Hayvan sonuçta. Cenâb-ı Hak onu yaratmış. Hayvanlara karşı bir düşmanlığım yok.

Öyle bir şeyim yok. Ama ben evin içerisinde beslenmesine karşıyım. Abi kimsenin bahçeli bir evi olur. Benim mesela bahçeli bir evim olur. Belki de bahçede orada olan kedileri. Beslerim bunda bir sıkıntı yok ama ben evin içerisinde beslemem. Herkesin hayatı kendine. Ama kedi beslemek harâm mı? Değil. Artı necis mi? Değil. Bastığı yerde namaz kılınır mı? Evet. Şafilere göre necis. Şafilere göre kedi canavar hükmünde diye hadîs-i şerîf var. Hanefiler de köpeği necis olarak görmüşler artığını. Hanefiler de. Onlar da kendilerince öyle düşünmüşler. Selamün Aleyküm. İbrahim aleyhisselamın güneşe, aya ve yıldızlara bakıp benim Rabbim olabilir demesi, sonra battıklarını gördüğünde reddetmesi, benim Rabbim batmaz gibi tanımlamalarda bulunması, İbrahim aleyhisselâm peygamber olduğunu göre ve Allah’ı en iyi tanıyanlardan ken neden güneşe, aya ve yıldızlara bu benim Rabbim olabilir demiştir.

Neden böyle dedi? Anlayamadım. Yarınca olursanız sevinirim hayırlı geceler. Henüz daha İbrahim’e peygamberlik ona verilmemişti. Peygamberlik ona tebliğ edilmemişti. O mağaranın içerisinde büyürken 16-17 yaşlarına kadar geldiğinde mağaradan dışarı çıktı ilk önce bir gece. Bir gece mağaradan dışarı çıkınca baktı bir yıldızlar var. En parlak yıldız Şi’râ yıldızı olduğu söyleniyor. Zühal yıldızı, her kavimde farklı isim var ya, onu görünce bu benim Rabbimdir diyor. Çok parlak görünce. Ama Ertesi’nin bakıyor bir müddet sonra ay çıkmış. Ay çıkınca Şi’râ yıldızı görünmüyor.


Hazret-i İbrâhîm ve İtikâfın Fıkhi

Olsa olsa budur benim Rabbim diyor. Ondan daha parlak çünkü. Ardından ilk defa bir gündüz dışarı çıkıyor. Gündüz dışarı çıktığında çünkü mağarada saklanıyor Nemrûd onu katletecek çünkü. Nemrûd onu arıyor hâlâ daha. Ve mağaradan dışarı çıktığında güneşi görüyor. Güneşi görünce benim Rabbim bu olmalı diyor. Bekliyor ve bir müddet sonra akşam olunca batınca ben batanları sevmem diyor. Daha henüz peygamber değil. peygamber ona tebliğ edilmedi. Ama peygamberler seçilmiştir öncesinden. Seçilmiş olduklarından peygamber aklı, kalbi akıldır. Ta doğduğundan itibaren. Peygamber aklı olduğu için onlara peygamberlik gelmese dahi böyle kalplerine gelen ilahi ilimle doğruyu bilirlerdi. O yüzden onlar peygamberliklerinden önce de İslâm’a uygun hal ve hareketler içerisinde bulunurlardı.

Selamün Aleyküm. Semazen Kursları ne zaman başlayacak? Bu koronayla alakalı tedbirler azaltıldığında vakıfların tekrar eğitim ve hizmetleri de serbest olduğunda başlar inşallah. Selamün Aleyküm. Salı günüsohbette Çavuşlar ders günlerinde kardeşlerine haber verip derse otursunlar buyurmuştunuz. Çavuş niye dedi dersi yaparken haber verdiği kardeşler de cemaatle zikir esmalarını mı yoksa günlük virdlerini mi çekecekler? Herkes günlük virdini çekecek ama bugünlerde mesela belli bir saatte 10 kişilik bir gruba sahip o kimse telefon açıp uygun bir saat verir. Akşam saat 9’da hepimiz niyet edip filthemiz çekeceğiz diyebilir. böyle o küçük gruplar belli niyetlerle bunu yapabilirler. Bunlarla alakalı soruları bayanların da erkeklerin de bir haberleşme grupları var malum.

Oradaki haberleşme gruplarında soruları sorabilirler daha rahat olur daha rahat konuşulur. O yüzden bu tip soruları orada sorsanız daha rahat olur inşallah. Ben Tuna Han Kara Abalı 10 yaşındayım. Semazen oldum. Ben de sizden ders istiyorum. Peki sen de 12-12 çek babana söyle baban sana tarif etsin inşallah. Selamün Aleyküm. İtikafta olan bir kişi çok az kalan Kur’ân admini tamamlayabilir mi? Evet. Allah sizden ve canlı yiyen demeye geçenlerden razı olsun. Hayırlı geceler. Amin. Selamün Aleyküm. Bir kulun Allah rızası için şeyh, velî, derviş olmayı istemesinde bunun için duâ etmesinde bir sakınca var mı? Yok. Ne sakınca olsun. Allah bütün herkesi şeyh yapsın, velî yapsın, derviş yapsın, evliyâ yapsın.

Amin. Şeyh Efendi Hazretleri ile tanışıklığınla alakalı çok ben sohbet ettim. O yüzden bunu bulmanız mümkün. Bunu geçen sohbette ben bunu anlatmıştım herhalde değil mi Salim? Bir iki sohbet önce. İki sohbet önce bunu anlatmıştım. Oradan tekrar şey yapabilirsiniz, dinleyebilirsiniz. Selamün Aleyküm. Ben Mersin’den Dündar Önal Allah Resulünü sallallâhu aleyhi ve sellem’i rüyamda gördüm. Allah rızası için rüyamda bir tabir istiyorum. İlgilenirseniz duâ ederim. Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine görmek mana olarak hidayete erişeceğinize. Onu gerçekte görmüş gibi olursunuz. O yüzden onun göreni inşallah Kur’ân ve Sünnet’e o kimse raham olur, Kur’ân ve Sünnet’e uyarsa cehennem ateşinin onun yakmayacağına, dokunmayacağına dair hadisler de var.

O yüzden mana olarak hidayetinize, kurtuluşunuza sebep. Elhamdülillah. Cenâb-ı Hak bu inşallah görenleri arttırsın. Zahir olarak da Peygamber’i gören bir kimse maddi manevi, bereket-i lütfa, ikrama, raham olacağına, ikrama ulaşacağına işaret. Ama en önemlisi manevi ikrama ulaşmış bir kimse. 1400 yıl sonra Hazret-i Peygamber’i sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bir kimse rüyasında, halinde, yakazında, görüyorsa büyük bir müjde, büyük bir muştu. O yüzden Cenâb-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed’e bu müjdeyi, bu muştuyu versin inşallah. Bütün kardeşlerimiz için bunu duâ ediyoruz. Rabbim hepiniz de de göstersin inşallah. Aynı kardeş devam ediyor. Allah Resulü bana şefâat etti. Yanında Hazret-i Ebu Bekir de vardı.

Ben de cennete girdim. Ben de cennete girdim. 3 gün bu rüyanın etkisinde kaldım hocam. Hocam bana da ders verin. İnşallah sana da ders veririz canım kardeşim. Allah mübarek eylesin. Hazret-i Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretlerini görmek ayrı bir haldir. Öyle söyleyeyim. Çünkü herkes Hazret-i Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretlerini göremez. Hazret-i Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretleri maneviyatta biraz daha farklı bir noktadadır. Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretleri de bu noktada farklı bir noktadadır. Bu Hazret-i Ömer ve Osman radıyallâhu anh hazretlerini küçümsediğim veya diğer sahabeleri veya diğer aşer-i mübeşşeri ehlibeyti küçümsediğim aklınıza gelmesin. Ama manevi cenahta Hazret-i Ebu Bekir radıyallâhu anh hazretleri aşer-i mübeşşerinin en üstün noktasındadır.

O yüzden Hazret-i Ebu Bekir efendimiz görmek ayrı bir manevi derinliğe sahiptir. Allah mübarek eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak daim eylesin. Sizin de dersinizi attım sizin buradaki whatsapp’taki telefon numaranıza. Günde en az bir sefer onu devam edeceksiniz inşallah. Telefon numaramı da attım size. Bir rüya bir hal bir şey zuhur ederse normal telefon numarasından da ulaşabilirsiniz. Ulaşabilirsiniz inşallah. Allah yardımcınız olsun. Bu telefonlarınızı bütün yeni ders alan kardeşler var. Onlar benim attığım telefon numarasına, telefonlarını atsınlar. Bir de kendilerini tanıtsınlar at soyat olarak. Nerede yaşadıklarını tanıtsınlar. Orada olan kardeşlerimizle irtibat kurduralım onlara. Orada toplansınlar, Allah’ı zikresinler, sohbet etsinler.

Böylece yollarına devam etsinler inşallah. Allah yardımcınız olsun. Allah daim eylesin. Selamün Aleyküm. Allah’ı zikir en büyük iştir ayeti mucibince. Hadîs tefsir okuması yapmak istediğimde okuyacağına zikir çek gibi bir his oluyor. Hadîs okumak tefsir okumak gibi din hakkında ilim öğrenmekte zikir şemsiyesi altına kabul edilebilir mi? Evet. Bütün kardeşlerimize tavsiye ediyoruz biz. Bu dairede kendinizi günlük hayatınızda yetebilecek kadar Kur’ân-ı Kerim okuyun ve öğrenin ve onun tefsirini okuyun, hadisler okuyun, ilmihal okuyun. Bilhassa böyle okumaya meyal olan kimseler bunların üzerinde özellikle dursunlar. Hadîs okusunlar, tefsir okusunlar, fıkıh okusunlar inşallah onlar da zikrullahın içindedir.

Selamün Aleyküm. Önceki sohbetlerde abdest alırken niyet sorulmuştu. Ameller niyetlere görelir demiştiniz. niyetlenmemiz gerektiğini. Peki efendim hem namaz, zikir, Kur’ân okuma hepsini de yapacaksak nasıl niyetlenmeliyiz? Öyle namazına diye niyetlenip sonrasında Kur’ân okuyabilir miyiz? Ayrıca sabah kalkınca abdestsiz dolaşmayayım diye allayayım diyorum. Ama niyet ne için olmalı? Allah razı olsun. Bir ibadet için özel abdest alınmaz. Bu bizim halkımızın içerisinde böyle tanımlanıyor. Doğru değil. Bir kimse niyet ettim, abdest alınmıyor. Abdestini alır. Bu kadar. Onunla öğle namazını kılar, ikindi namazını kılar, Allah’ı da zikreder, Kur’ân’ı Kerim’de okur. Abdest bozuluncaya kadar her türlü abdest gereksin gerekmesin bütün ibadetlerini yapabilir.

Selamün Aleyküm. Hayırlı akşamlar efendim. Kuzenim kanser tedavisi görüyor. Bacaklarında damar tıkanıklı ve kan pıhtılaşması var. Valis çorabı giymek zorunda. Devamlı abdest alırken çorabın üzerine mest yapabilir mi? Evet yapabilir. O kimse normalde çorabı giymezden önce abdestini alacak, çorabı giyecek onu. Ondan sonra onun üzerine aslında çorap değil o. Onun altına su geçmiyor çünkü. O yüzden su geçmiş olsa dahi sargı gibi mestin, sargın üzerine de mest yapılabilir hükmünce mest yapabilir. Eğer muhkimse yerinde oturuyorsa 24 saatte bir onu yapması lazım. çorabı değiştirip yıkaması lazım. Eğer muhkimdeyse 3 günde mest olabilir. Efendim 20 yıldır bebeği olmayan kardeşlerimiz var. İki aile eğer mümkünse kalırsa rica etsem bize de ilma verir misiniz?

Olabilir. Bu mesele de inşallah aslında ben kendim bu sene Ramazân’da itikâfa niyet edecektim. ya ömreye gidecektim ya itikâfa girecektim. İkisinden biriydi. Bu sene ne ömreye gidebildik korona da ne de itikâfa girebildik. Benim sözlerdim arkadaşlar vardı. Onlara dedim inşallah sonra itikâfa giren kardeşlere böyle birkaç kişiye rica ettim. Onlar bana böyle elma koyuyorlar diye. İnşallah onlar koydular ondan sonra elmalardan. Ramazân’dan sonra bana ulaştıracaklar. Ben de söz verdim kardeşlere verdikten sonra onlara da verebilirim. Bu böyle Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri ben her itikâfa girdiğimde elma koydururdu bana. Oğlum evladı olmayanlara ver derdi. Ben de evladı olmayanlara o elmalara okur verirdim.

Allah’a emanet olun. Onların da hemen hemen büyük bir çoğunun evlatları olmuştu. İnşallah kardeşlerimizin okuduklarından da olur. Allah’a emanet olun inşallah. Selamün Aleyküm. Bir arkadaşım bir dileğim olduğunda onun olması için çabalamazsam ben Allah’tan isteyemiyorum. Allah’a duâ etmekten çekiniyorum, utanıyorum diyor. Sizce bu doğru mu? Duâ etmekten utanılır mı? Ne tavsiye edersiniz? Çabalamak fiili duadır. Buna katılıyorum. Bir kimse çabalamalı, çabaladığının üzerine istemeli. çabalamadan duâ etmek. Eyvallah. Duâ edilir mi? Evet. Ben fiili olarak da onun peşine düşmeli kimse. Benim de iştahatim, benim de yolum bu dairededir. Ben hem duâ ederim hem o konuda çabalarım. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah.

Efendim dışarıda unutulmuş bir yiyeceği atsak israf olacak. Ama yesek de geceden dışarıda açıkta yiyecek bırakmayalım. Minvali’deki hadîs-i şerife aykırımı davranmış oluruz. Böyle hallerde ne yapmak doğru olur? Bu konuda ev kadınları, evlerdeki insanlar dışarıda yiyecek bırakmamaya gayret etmeliler. Çünkü o hadîs-i şerîf diyor ki kafir ciniler ve şeytân gelir o yiyeceğin nurunu yer, siz onun posasını yersiniz diyor. O yüzden ev kadınları özellikle buna dikkat etmeli. Yemek arttığında onu kapatıp ama dolaba koyacak ama kapatacak onun ağzını. Ama üstüne bir gazete sercek ama üstüne bir tepki koyacak. Muhakkak yemekleri kapatacak. Ama çok acı bir şey bu. Kadınlar bu konuda titiz değiller. Kadınlar bu konuda gerekli ihtimamı göstermiyorlar. o böyle Angarya bir iş gibi geliyor demek ki kadınları ne yazık ki dışarıda bırakıyorlar.

Atılsa israf olacak evet. E ne olacak o zaman? Bu kadının suçu olmuş oluyor veya hatası olmuş oluyor. Kadınlar bunları dikkat etmesi lazım. Gözünden kaçırmaması lazım. Bunu bir ibadet noktasında görecekler. Israf etmemek ibadettir. Bakın bunu israf etmemeyi böyle kendilerince ya olsa dolu değil canım kardeşim. Israf etmemek âyet-i kerime mucibinçe farzdır. Israf etmemek farz. Israf etmek günah kebairdir. Israf edemezsiniz. Çünkü bir mesele âyet de sabitse zıttı günah kebaire olurum. Bakın zıttı günah kebairdir. O yüzden israf etmemek ibadet. Ve bir kimse israfa sebebiyet veriyorsa evet günah kebaire sebebiyet veriyor. Allah muhafaza eylesin. Selamün Aleyküm hayırlı akşamlar. Kişinin duymuş olduklarını, okuduklarını ve anlatılanları aklında tutması için ya da aklında kalıcı olması için ne yapması gerekir?

Nasıl bir yol izlemesi gerekir? Niyet edecek. Ya Rabbi niyet ettim bu sohbeti dinlemeye ve bu sohbetten faydalanmaya. Niyet ettim ya Rabbi okuduklarımdan faydalanmaya. Niyet ettim ya Rabbi bu hadisleri okuyup yaşamaya. Niyet ettim ya Rabbi bu okuduğum Kur’ân-ı Kerim’in yaşamaya ve ondan faydalanmaya diye niyet edecek. Selamün Aleyküm. İstanbul’dan Muhammed ben Kalübela durumuna göre dünyaya gelen tüm insanlar seçimi en başta yapmış olur mu? Yeryüzüne Müslüman olarak veya başka bir din mensubuna olarak mı gelmişler? Evet biz onunla bakın bu meseleler müteşâbih meseleler, bu meseleler gaybîm mi meseleler bilmiyoruz. insanların büyük bir çoğunluğu bilmiyor öyle diyelim. insanların büyük bir çoğunluğu Kalübela denilen ruhlar aleminde yaratıldığında kaç tane secdeye gittiğini bilmiyor.

İnsanların büyük bir çoğunluğu, çok çok çok büyük bir çoğunluğu o hâli görmesi, o hâli yakalaması çok zor. O yüzden böyle bir karanlık oda gibi bir şey, karanlık oda gibi bir şeyin üzerine hükmetmek doğru değil. Orayı anlamaya çalışmak da doğru değil. Orayla alakalı bir şeyler konuşmaya da doğru değil. Biz günlük hayatımıza bakalım. Biz Müslümanız evet İslâm’ı yaşamaya gayret edelim. Biz hatta anı değerlendirelim. Biz bu anda ne yapmamız lazım? Biz bu vakitte ne yapmamız lazım? Ne yapıyoruz? Ona bakalım öyle hayatımıza devam edelim inşallah. Suyun yaratılıştan itibaren önemi nedir? Ve suyun hafızası olduğu hakkında birçok yazı ve araştırma metni okuyordum. Eskiden suya okuma veya bir evde doğa okunuyorsa suyun ağzı açık bırakılardı.

Kaderi hatminde de bunu yaptık. Suya nasıl önem vermeli? Ve bu bilgiler işinde ondan nasıl önem vermek istediklerini soruyorlar. Tekirdağ’dan Sevil. Allah’a emanet olun. Allah razı olsun. Su muhakkak ki önemli. Ve Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de bunun en önemine binayen suyla alakalı birçok hadîs-i şerîf var. En azından israf edilmemesiyle alakalı. Ama bunun için bir şey yok. Suya okunması sünnet. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri hurmaya okurdu. Suya okurdu. Hastalara şifa için. Öyle yapardı. Biz de o sünneti yapıyoruz. Başka bir şey değil. Ben bu tip mevzuların üzerinde çok durmak gereği hissetmiyorum. Allah affetsin etrafımızdaki bütün varlığı bütün varlığı Allah’ın sıfatsal tecellisiyle alakalı bir şey yapar.

Bu sünnetin başka bir şey değil. Bu sünnetin başka bir şey değil. Bu sünnetin başka bir şey değil. Bu sünnetin başka bir şey değil. Hissetmiyorum. Allah affetsin etrafımızdaki bütün varlığı bütün varlığı Allah’ın sıfatsal tecelliyeti olarak görün. Suyun hafızası var da ağacın hafızası yok mu? Suyun hafızası var da taşın hafızası yok mu? Suyun hafızası var da toprağın hafızası yok mu? Suyun hafızası var da çiçeğin hafızası yok mu? Suyun hafızası var da etrafımızdaki duvarların kapının pencerenin tencerenin hafızası yok mu? Her şeyin hafızası var. Her şey bir şekilde birbirilerini resimliyor. Birbirlerini hafızasına alıyor. O yüzden bizim her şeyin hafızası var. İnsanın hafızası yok mu? İnsanın da hafızası var.

O yüzden biz bütün varlığı Allah’ın sıfatsal tecelliyeti olarak görürsek mesele toptan hallolmuş olur inşallah. Selamün Aleyküm. Hazret-i Ebû Bekir’in kızı Esma radellahu an rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallâhu aleyhi ve sellem malını ver biriktirip sayma. Sonra Allah da sana verirken sayar. Malını kaba koyup saklama. Sonra Allah da senden saklar. Buhar-ı müslüm. Bu hadîs okuyunca bir ihtiyacım için kumbaramda biriktirdim para aklıma geldi. İhtiyac için dahi olsa para saklamak uygun değil midir? Uygundur. Evet bu tip hadisler var ama velakin insanın çoluğuna çocuğuna kendisine yetecek kadar para biriktirmesinde saklamasında da bir beis görülmemiş. Selamün Aleyküm. Sosyal medyada tartışması olan bir konu var.

Bir kesim çok küçük yaşta bir kız yaşlı bir adamla evlenebileceğinin bunun İslâm’da var olduğunu. Bir kısmı ise böyle bir durumun yanlış olduğunu savunuyor. Dinimizce bir kız en erken kaç yaşında evlenebilir? Yaşlı biriyle evlenmesi uygun mudur? Bir çiftin yaş farkı nasıl olmalıdır? Geceniz nur olsun. Bunu İslâm dini katagorize etmemiş hiç. bir kadın ve erkek âkıl-bâliğ olduğunda evlenebileceklerini hükmetmiş. Bu konuda belli bir yaş tahdîd-i sınırı oluşmamış. Bir kadın veya bir kız çocuğu veya bir erkek çocuk âkıl-bâliğ olunca evlenebileceğini hükmetmişler. Aralarındaki yaş farkına da hükmetmemişler.


Evlilik Yaşı ve Âkıl-Bâliğ Ölçütü

Şu kadar arasında yaş farkı olur, bu kadar yaş farkı olmaz diye de hükmetmemişler. Din bu konuda toplumların kendi kültür, kendi adet, kendi gelenek, kendi örflerinden içerisinde serbest bırakmış. Bunun en alt seviyesi âkıl-bâliğ olması. Akıl balilikten anlayacağımız ne? Bu da böyle çok katagorize edilmiş, kanunlaştırılmış bir mesele değil. Akıl baliden kasıt, o fiziki değişime uğramam mı? Akıl baliden kasıt, kadının ve bir erkeğin evi götürebilecek, evi geçindirebilecek evde erkekse aile reisi, kadınsa aile kadını yapabilecek seviyede mi değil mi? Eğer meseleyi sadece fiziksel değişimle bunu uygulayacak olursak, ben kendi yaşadığımız toplum olarak bunu değerlendiriyorum. Çok uygun değil. Sebep, örneğin biraz daha Ege bölgesine doğru, biraz daha böyle Akdeniz’e doğru giderseniz, oradaki kızlar daha çabuk âkıl-bâliğ olurlar.

Oradaki erkekler daha çabuk âkıl-bâliğ olurlar. Sıcak mevsim olan yerlere doğru gitince akıl balilik yaşı daha da aşağı düşer. Bir de bazı ailelerin, bazı toplumların kendine ait kültürleri vardır. Bu kendine ait kültürleri şudur. Mesela cinsellik çok erken konuşuluyordur. Çok erken evlilikle alakalı meseleler konuşuyordur. Oradaki yetişen çocuklar çok erken evliliğe alışkın hale getirilebiliniyordur. Bunu örneklerken kendi ailemden örnekliyorum. Daha doğrusu annemin sülalesinden örnekliyorum. Mesela annemin sülalesi bunda daha erkendi. erkenden kızlar bu konuda evliliğe elverişli hale getirilebilirdi. Veya hatta erkekler daha öncesinden daha erken yaşta evliliğe uygun hale getirilebiliyormuş.

Şimdi bunu böyle bundan 20 yıl 30 yıl önceki toplum hayatına baktığınızda bir bahçenin içerisinde baba 2-3 tane oğlu veya 2-3 amca, 2-3 amcanın bulunduğu bahçede onların oğulları, onların çocukları kocaman bir bahçe, kocaman bir aile. Kocaman bir sülale. Orada olunca evlenenlerin yaşları o kadar çok önemli değil. Sebep mesela erkek çocuk 15-16 yaşına gelmiş ama o çocuk ev yönetmiyor. Sebep o evi annesi veya babası yönetiyor veya o komin hayatın içerisinde sülale yönetiyor o evi. Aslında o çocuk yönetmiyor. Öyle olunca bir çocuk 15-16 yaşında erkek bir çocuk çok rahat evlenmiş olabiliyor. Çünkü onun evini yönlendiren aile var, kocaman bir aile var. Ama şu anda şehir toplumunun da böyle bir şey değil.

Veyahut da 13-14 yaşına gelmiş bir kızı çok rahat evlendirebiliyorlar. Ama 13-14 yaşındaki o kız da sabah ile kalktığında kocasına su böreği yapmak için uğraşmıyor. 13-14 yaşına gelen kız, gelin gelen kız sabah uyandığında kocasına çim böreği yapacağım diye uğraşmıyor. Sebep çünkü kayınvalide var, kayınpeder var. Erkeğin annesinin babasının kocaman bir evi var. Sabah kahvaltısı herkes orada çünkü. O kız da evin kızıymış gibi gidiyor mutfakta kayınvalidesine yardım ediyor. Sofra kuruyor. O evde çim böreği yapmıyor ki evde kahvaltı hazırlamıyor. bundan 30 yıl önceki hayat standartını kalkıp da biz bu şimdiki insanların hayat standartını devşirmemiz mümkün değil. Önceden tarıma dayalı bir toplum var.

Herkes tarım toplumunda, herkes kocaman bir bahçenin içerisinde, herkesin evleri var. Herkes orada yaşıyor. O kız oraya geldiğinde 14 yaşında ev hanımlığı yapmıyor. O erkek de 15-16 yaşında ev adamlığı yapmıyor. Ama evliler mi? El cevap evliler. Onlar 16-17 yaşında çocuk baba oluyor mu? Evet. 16-17 yaşında o kız çocuk anne oluyor mu? Evet. Ama onlar kendi çocuklarını da kendileri büyütmüyorlar. Sebep? Çünkü kayınvalide var, eltiler var, baldızlar var, her şey var bir bahçenin içinde. Böyle olunca oradaki insanların genç yaşta evlenmelerinde bir değişiklik yok. Toplum öyle çünkü. Ve toplumun adeti, geleni, örfü bunun üzerine kurulu. Orada 17-18 yaşına gelen bir kız evde kalmış olarak görülüyor.

Orada 17-18 yaşına gelmiş bir erkek evde kalmış. Ona kız bulamıyorlarmış gibi görünüyor. Toplumun algısı bu. Bugünkü zamanımıza biz bunu uyarlamaya kalktığımızda şimdi 16-17 yaşındaki kıza bakıyorum ben çocuk daha. Bildiğiniz çocuk. Ya onun nesini evlendireceksin? Ha o kız derse ki ben evleneceğim illaki anne baba onu evlendirmek zorunda. Eyvallah. Bakıyorum ben şimdi 16-17 yaşındaki bir erkek çocuğa bakıyorum. Çocuk daha ya, çocuk. Ben kendime bakıyorum 16-17 yaşındayken ev bakıyordum ben. Bakın kendime bakıyorum ben 16-17 yaşındayken ev bakıyordum. bildiğiniz ev bakıyordum. Cuma sabahları anneme pazar harçlı veriyordum. Evin geçimiyle alakalı eve katkıda bulunuyordum. Çalışıyordum, koşuşturuyordum.

Allah’ım diyorum ben 16-17 yaşındayken ev bakarken insanlar şimdi 16-17 yaşındaki erkek çocuklara bakıyorum. Bebe daha. Ağası süt kokuyor. Evet. bu benim yaşadığım 16-17 yaşındaki hayatı bir çocuğun yaşadığı mümkün değil. Ben 20 yaşına geldiğimde yaşlanmıştım. Bakın 20 yaşına geldiğimde yaşlanmıştım ben. Ben askerden geldiğimde 24-25 yaşındaydım. Geç gittim askere. Askere gittim de bakıyordum ben. benden 2-3 yaş küçük hepsi de askerler. Çocuk gibi geliyordu bana. Diyordum ya ben bu kadar yaştım mıydım. Kendi kendime hala da geçenlerde Cafer’e dedim. Cafer, Adnan, Hüseyin daha benim gözümde böyle çocuk gibiler. Sebep onlarla tanıştığımda hepsi de genceciydi. Sanki ben çok yaşlıydım. Oysa 30 yaşında geldim Bursa’ya.

Onlar sanki çocuk gibiydi. Hala da o günün kardeşleri, o gün derviş kardeşleri bana çocuk gibi geliyor daha hepsi de. Bu böyle aşırı derecede hayatın içerisinde olup olgunlaşmakla alakalı. O yüzden bunun tartışması boş bir tartışma. Bakın boş bir tartışma. Sebep bugün Urfa’ya gittiğinizde Diyarbakır’a gittiğinizde Şırna’a gittiğinizde Hakkara’ya gittiğinizde orada 15 yaşındaki çocukları evlendiriyorlar. Bu toplumun geldiği oradaki adet gelenek örf bu. Veyahut da siz bir dağ köyüne Bursa’nın dağ köyüne gitseniz Bursa’nın dağ köyündeki bir kız 16 yaşında evleniyor ki zaten. devlet buna müsaade etse de etmese de evleniyor insanlar. Burada önemli olan şey şu gerçekten annelerinin babalarının ailelerinin rızasıyla bir evlilik oluyorsa devletin buna müsaade etmesi lazım.

Devlet kendi halkıyla çatışıyor. Devlet kendi halkına bu İstanbul Sözleşmesi ile alakalı bu. Devlet kendi halkıyla çatışıyor. Ya kendi halkına yabancı bir devlet olabilir mi? Sen istediğin kadar istediğini söyle. bugün dağ köylerinde yaşayan insanlar 15-16 yaşında cinselliği biliyorlar ve evliliği de biliyorlar. Benim kız kardeşim 16 yaşındayken oğlunu kucağına aldı. Bunu ister kabul et ister kabul etme. Şimdi ki yasa olmuş olsa siz nasıl 16 yaşında bunu evlendirdiniz diye annemi de cezaevine atarlardı. Evlenen adamı da cezaevine atarlardı. 16 yaşında oğlu vardı diyorum bakın. 15 yaşında evlendirdi annemin. 15 bile yoktu. 12-13 yaşında nişanladı annem onu. Bir de ilginç şeyler var konuşmayayım şimdi bunları ailenin içerisinde.

Bir de böyle dayak yiyerekten nişanlandı kız her gün. Her neyse bana deseler ki şimdi bir çocuğun akıl baliliğini nereden tespit edeceksin ben ona bakarım tartarım ölçerim. Bir eve bakabilecek mi götürebilecek mi götüremeyecek mi evi götürebilecekse bakabilecekse derim ki tamam bu evlenebilir. Yaşı kaç olursa olsun benim 30 yaşında tanıdığım adamlar var erkekler var. Gerçekten evlenmesi sakıncalı. Sebebi bir evliliği götürebilecek akılda mantelitede bir evliliği götürebilecek fiziki yapıya sahip değil. Ama öyle 30 yaşını geçmiş adamlar var benim etrafımda çatır çatır evliliği götürebilecek insanlar bakıyorlar ona da bu arabası yok parası yok bunu yok deyip onun da kızlarını vermiyorlar. İnsanların mantelitesi farklı bir evliliği götürebilecek bir erkek evlenemiyor.

Bugünkü Türkiye’de evleneliği evliliği götüremeyecek olan bir erkek evleniyor. Enteresan bir şey bir evliliği götürebilecek kapasitede olmayan bir kız evleniyor ama bir evliliği götürebilecek kapasitedeki kız evlenemiyor. Böyle bir tezatlık var ülkede değerler kargaşası var değerlere biz değerlerimizi kaybettik. biz bir kızımızı vereceğimiz zaman bir erkeğe ya bu evine bakar mı bakar hayatında bir yanlışlık var mı yok. Adam çalışıyor çabalıyor bugüne kadar çalışmış çabalamış benim etrafımda çok yakınımda öyle erkek arkadaşlar var bizim arkadaşlarımızdan ben tanıdığımdan beri çalışıyor. Ben tanıdığımdan beri gayret ediyor. Ben tanıdığımdan beri bu kimse bir gün boş durduğunu görmedim. Millet ona kızını vermiyor.

Neden heva hevesden neden şeytani duygularından. Ama hiç böyle ev sorumluluğu alamayacak ama böyle yaldızlı ya parlamış adamın üstü yaldızlı böyle kıyafetleri janti tavır ve davranışları janti ama 118 bin tane kızın olsa birini vermezsin adama ona kızlarını veriyor millet. Sebep değerlerle alakalı değer yargısıyla alakalı ve enteresan bir şey kadınlarımız da erkeklerimiz de işte çalışkan disiplini eşinde gücünde ama çok zengin değil. O erkeği ezmeye çalışıyor bizim insanımız demiyor ki ya benim kocam helalinden kazanıyor helalinden getiriyor helalinden çoluğuma çocuğuma bakıyor. Az olsun çok olsun önemli değil helâl getiriyor alnının terini yiyor. Ha çok zengin olmayabilir. Rüks restoranlara rüks otelleri seni götürmeyebilir. lüks bir hayatın olmayabilir gösterişli bir hayatın olmayabilir.

Şatafatlı tantanalı bir hayatın olmayabilir. Helal bir hayatın var. Buna hamdet helâl bir hayat buna devam et buna bakmıyorlar. O yüzden evlilik kriterleri ne azı ki bizim toplumumuzda Kur’ân ve sünnete doğru uygulanmış bir kriter yok. Kur’ân ve sünnet yazılı kitaplarda orada kalıyor. Reel olarak hayatın içerisinde doğru uygulanmıyor ve insanlar Kur’ân ve sünnete sahip iyi bir Müslüman erkek iyi bir Müslüman kadın onu istemiyor. şatafatlı düzgün olsun yaldızlı düzgün olsun böyle kendince farklı nikâh dört şey için yapılır. Dini için güzelliği için malı mülkü için nesebi için siz dindar olanını seçiniz hükmü uygulanmıyor. Evet boş bir tartışma var Türkiye’nin gündemi bu sanki fakirliği bitirdik bitirdik fuhuşu bitirdik kumarı bitirdik eşcinselliği bitirdik faizi bitirdik adaletsizliği bitirdik.

Eşlerin kendi aralarındaki harâm ilişkileri bitirdik toplumdaki haramları ortadan kaldırdık. 15 yaşındaki bir kız çocuğu evlenebilir mi evlenemez mi bunun tartışmasını yapıyoruz. Ya günden bu mu canım kardeşim biz yüzde 25 yüzde 30 Türkiye’de bir devalüsiyon olmuş. Biz yüzde 30 fakirleşmişiz yüzde 30 fakirleşmişiz Türkiye’de fâiz almış götürmüş fuhuş almış götürmüş eşcinsellik almış götürmüş. Türkiye’de götürmüş içki kumar almış götürmüş her türlü haramlar almış götürmüş. Biz 15 yaşındaki bir kız çocuğu evlensin mi evlenmesin mi böyle enteresan bir şey var ya evlenmiş iki üç tane çocuğu var zamanında evlendirmiş aileler evlendirmiş. 15 yaşında evlenmiş 17 yaşında evlenmiş neyse iki üç tane çocuğu olmuş biz onun babasını hapse atmışız.

Bakın biz çocuklarının babasını hapse atmışız adalet bu. Adalet ise adalet bu. Hiç kimse görmüyor bunu. Kimi attın evlenmiş nikahlanmış evlenmiş nikahlanmış evlenmiş resmi dini nikahı resmi nikahı da var bu kimsenin. Sen 15 yaşında evlendi diye sen cezaevine at. Kerhaneleri kapatma meyhaneleri kapatma barları kapatma pavyonları kapatma her türlü fuhuşu serbest et. Evlenmiş evlenmiş evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş. O çocukları sen şimdi babasız bırak cezaevine at. Adalet buysa Allah iyilik versin bize. onca fuhuşhane açık. Türkiye’de kayıtlı 110.000 tane fuhuş yapan kadın var. Kayıtlı 110.000 tane devlette kayıtlı. 100.000’in üzerinde müracaat etmiş kadınlar biz fuhuş yapmak istiyoruz bize belge verin diye. 100.000’in üzerinde.

Müracaat etmişler ya biz fuhuş yapmak istiyoruz diye müracaat etmişler. 100.000’in üzerinde. Ve devlet kayıtlarında fuhuş son 10 yılda yüzde 700 yüzde 800 artmış devlet kayıtları. Türkiye İstatistik Kurumu’nun kayıtları. Açın bakın son normade 2019’un fuhuş istatistiklerine bakın. 2019’un fuhuş istatistiklerine bakın. 2018’in fuhuş istatistiklerine bakın. Ülkede fuhuş yapmak serbest ama ülkede tertemiz ailelerinin izniyle evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş o cezaevinde. Ya böyle bir adalet sistem olabilir mi? Ya biz evlenenleri cezaevine atıyoruz neden evlendin diye. Ama fuhuş yapanlara hiçbir şey seslenmiyoruz. O bir tane çocuk bir şarkıcı mı popçu mu topçu mu ne oldu belli değildi. Çocuk çocuk bakın o da çocuktu. 16-17 yaşında sahneleri çıkıyordu.

Ve onun sevgilisi vardı. Kaç yaşındaydı? 40 kusur yaşındaydı. Ya 15-16 yaşındaydı. Onun sevgilisi vardı medyada vardı. Hiç kimse ona ağzını dilemiyor. Hiç kimse ona ağzını koymuyor. Demiyor ki ya bunların arasında 30 yaş farkı var. Bunlar nasıl sevgili yaşıyor diye. Geçenlerde yine çok sinema artısıydı. Sanatçıydı. Amerikalı bir adamla evlenmedi mi? Evlendi. Kaç yaş fark aralarında? 40 yaştan fazla var. Neden onun diline dokunuyor insanlar? Dedesi yaşındaki kimseyle evlendi. Ve Amerika’ya gitti. Geçenlerde peki ünlü sanatçımızdan birisi arasında 27 yaş mı 37 yaş mı fark olan sevgilisinden ayrıldı değil mi? Ha ne kadar güzel değil mi? Magazin haberleri. genç o meşhur Türk sanat musikisi sanatçısı genç sevgiliden ayrıldı.

Neden ona demiyorsunuz? Bu yaş farkından dolayı sen sevgililerden ayrıldın. Bu yaş farkından dolayı sen sevgili edemezsin diye. Neden onun diline pelsenek etmiyorsunuz? Neden onu kabulleniyorsunuz? Sanatçı dediğiniz kimselerin hepsinde moda halinde bu. Onlara neden pelsenek etmiyor da bu toplum gidip kim olursa olsun almış evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Onları neden ceza ünitmiyorsunuz? Onları neden konuşmuyorsunuz? Vicdanınız sızlamıyor mu? İçiniz titremiyor mu? Bu ülkeyi yönetenlerin içleri sızlamıyor mu? İçleri içleri sızlamıyor mu? 3-4 tane çocuğu var adam ceza ünne. 3-4 tane çocuğu var. Sebebi ne? Evlenmek. Evlenmek fuhuş değil. Siz fuhuş yapanları atmayın ceza ünne. Hatta fuhuşu resmileştirin.

Evlenenleri atın ceza ünne. Neden? Genç yaşta evlendi. Bunun adına hukuk koyun. Bunun adına adalet koyun. Tabi fuhuşa laf söyleyemez ki kimse. Fuhuşa kimse laf söyleyemez. Bu neyin? Sevgilin. Bu sevgilin deyince tamam bitti. Bu neyin? Din-i nikahın. Gel buraya din-i nikahla sen nasıl evlenirsin böyle resmi nikâh olma. Resmi nikâh olmadan Hülya Avşar’ı da Cumhuriyet Savcısı ifadeye çağırmadı mı bu ülkede? Neden? Din-i nikahlım dedi çünkü. Hülya Avşar tıpış tıpış gitti. Din-i nikahlım dediği için Cumhuriyet Savcılığı’nda ifade verdi. Tabi o ifade verdi gitti. Sen bir başkası söylesin de bak ensesinde boza pişiriyorlar mı pişirmiyorlar mı? O yüzden biz de ne yazık ki Ne yazık ki? Haramlar hukuka uygun, helallar hukuksuz.

Helallar hukuksuz. O yüzden evlenmiş bir kimseye, evlenmiş çoluğu çocuğu var ya. Evlenmiş çoluğu çocuğu var. Sen onu babasız bırakıyorsun şimdi atıyorsun cezaevine. Fuhuş serbest. Onları cezaevine atma. Allah bize selamet dikersin. Meselayı toparlayayım. bunun o kıstası en aşağısını söylemiş din. O aralık herkesin kendi kültürüne, kendi bakışına, anlayışına göre. Hay Allah. Bu herhalde iki tane soru. Hayırlı akşamlar Üstad. Özüne dönüş bir insanda açılımları neler olur? Her insanda farklı mıdır bu açılımlar? Yanlış anlamayın lütfen. Bu seyirde gidebildiğimden değil sadece hayali olarak agılamak istedim. Ah buyurun teşekkür ederim.


Öze Dönüş ve Velî Düşmanlığı

Özüne dönüşten kasıt insan kendi özünü tanımladı mı ki özüne dönüş yapabilecek? Biz ilk önce hangi eğitimle özümüzü tanımlayacağız? Bunun dini bir literatür olarak nefsini bilen, Rabbini bilir yolundan mı yola çıkacağız? Yoksa batı veya doğu felsefesinden mi öz tanımlaması yapacağız? Buradaki öz tanımlamamızı yerli yerine koymamız lazım. Eğer biz İslâm dini üzerinden bu tanımlamayı yapacaksak o zaman nefsini bilen Rabbini bildi. O zaman biz öze dönüşü Allah’ı bilmekten başlayacağız. Öze dönüş bu. Bizim yaratılış amacımız, maksadımız çünkü Allah’ı bilmek. O zaman ya nefsini bilen Rabbini bildi deyip nefsi bilme noktasında yürüyeceğiz. Ya da meseleyi tersinden bakıp Allah’ı bilen nefsini daha çabuk bilir diyeceğiz.

Allah’ı bilme noktasında gideceğiz. Ama özden kasıttığımız ne? Özden anladığımız ne? Özden biz hangi felsefeyle bakacağız öze? Bu önemli. Üstad, dünyevi olarak hiçbir hedefim yok. Bu doğru değil. Daha geri kalanını okumadan burada bir nokta koyayım. Hürgül koyayım. Bir kimsenin dünyevi olarak da hedefi olmalı. Uhrevi olarak da hedefi olmalı. Dünyevi olarak şunu diyebilir. Ben temiz bir evlilik yapacağım. Düzgün bir evlilik yapacağım. Çoluğum çocuğum olacak. Ben çoluğum çocuğumu iyi bir eğitim vereceğim. Gelecek nesillerin iyi olması için benim iyi bir evlilik, iyi bir çocuk yetiştirmem lazım. Ve bunların oluşabilmesi için benim iyi bir iş kurmam lazım. Dünyevi olarak da bunlarla benim iyi bir hayat kurup Kur’ân ve Sünnete uygun.

Benim kendi anlayışım ve inancım gereği öyle söylüyorum. Kur’ân ve Sünnete uygun. İyi bir hayat kurgulayıp, iyi bir hayat kurup eşimi ve çocuklarımı bu dairede yönlendirip, gelecek nesillere iyi evlatlar yetiştirmeliyim diye düşünebilir bir kimse. Dünyevi olarak hedef böyle koyabilir. Henüz o gücü kendimde bulamıyorum. Eskiden motivasyon koştuğu gibi insanları motive etmeye yönelik hedefler koymuştum. Fakat gördüm ki kendimi değiştirmeden kimseye bir faydam olmazdı. Hayatta kendi gücümle bir şeyler başarmak, insanlara yardım etmek istiyorum. Bu mizacım da var. Bu noktadaki kişisel gelişim üzerine bir hedef, bir derviş için uygun mudur? Olabilir. Neden uygun olmasın? kişisel gelişim, sufilikte kişisel gelişim çok önemlidir.

Sûfî kişisel gelişimini sûfîlik dairesinde hızla yükseltmeye çalışır, genişletmeye çalışır. Sûfîlik bir açıdan bakıldığında kişisel gelişim için önemli bir eğitim merkezidir. Sûfîlik. Selamün Aleyküm. Benim çalışıp nisap miktarını geçmiş altınım var. Ben vefat etsem mirasçı olarak eşime hak düşüyor mu? Yoksa sadece çocuklarım mı mirasçı oluyor? İnsanın hem eşi olur hem çocukların mirasçısı olur. Sen 20 kişi civarında bir topluluk arasında olup, yüzlerine baktığında, aralarında Allah Celle Celaluhu için saygı duyulan Müslüman bir kimse bulamazsan, bil ki durum naziktir. Kaynak tergif ve terhib hadîs-i şerifte anlatılmak istenen nedir? toplumun hızla Kur’ân ve sünnet ölçüsünden dışarı çıktığını, 20 kişilik, 30 kişilik bir topluluğun içerisinde gerçekten Kur’ân ve sünneti yaşayan insanların olmadığıyla alakalıdır.

Bu öyle bir durumda gerçekten durum çok naziktir. orada Kur’ân ve sünnetin iyi anlatılması, iyi yaşanması lazım. Hasta olan büyük bir erkek hastalığına şifa olması için yeni doğum yapan annenin sütünü içebilir mi? İslâm’a göre hükmü nedir? İçebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğer şifa niyetine bir başkasının sütünü içerse, bir annenin sütünü içerse şifa niyetine olabilir ama alınıp satılmaz o süt bilmiş olan. Ve büyük bir erkek de o kadının sütünü içerse süt kardeşi de olmaz ha. Bir de aklınızdan öyle bir şey de geçirmeyin. Geliboldan selamlar sayısız. İtikafa niyet eden bir bayan tekrardan 70.000 tevhide niyet edebilir mi? Edebilir. Gündüzü de hem dışarıda hem evde çalışan en azından itikaftığa olduğu için düşünüp nefsini kendini terbiye etmek için, boş geçirmek için olamayın.

Ya normalde gündüzü derken evden dışarı çıkmadığı müddetçe bir sıkıntı yok. Evinin içerisinde itikâfa niyet ederse her oda onun için bir itikâf mahali olur. Selamün Aleyküm ben Gemnik’ten Gâzi, uzman Çavuş Ali Atmaca sizin dervişlerinizdenim çok şükür efendim. Benim komşum Hafız. Onunla birlikte Ramazân’ın ilk gününden beri sokakta komşuların ricası ile balkonlara hoparlör koyarak Yasin, Amin ve Resul ve İlahiler okuyoruz. Camilerin, mescitlerin kapalı olduğu günlerde komşularımız rica etti. Biz de elimizden geldiği kadar hizmet ediyoruz. Efendim imkanım yoktu maddi durumlardan dolayı. Efendim rüyamda elimden tutup içinde çeşmesi olan bir camide dervişlerin arasında oturup zikire katmıştınız.

Efendim sonra rüyada ise kalabalık sanki şey Barus gibi ben ve derviş abilerden biri yanımda bineceğimiz otobüsü arıyor. Siz görüyoruz siz de ne bekliyorsunuz diyorsunuz. Binin deyip beni siyah sarıkta dervişlerin otobüsüne gönderiyorsunuz. Otobüse binince Hüseyin abi Mehmet Şevik Hocamı görüyorum. Yanlış herhalde oldu diyorum. Hüseyin abi gel gel derviş burası senin yerin dedi efendim. Bu rüyamda sevincimi oğlumla Semazan efendim numaranızı rica edebilirim. Allah yardımcın olsun rüya anlatmayın demiştim. Yine kendinizi tutamıyorsanız rüya anlatıyorsunuz. Ben de okuyorum arkasından soru gelecek diye sonuna kadar okuyorum. Selamün Aleyküm elimizdeki genç kişileri farz ibadetler için nasıl organlaştırabiliriz?

Şöyle ki annem ve babam ibadetlerini salt şekil olarak yapıyorlar. Kız kardeşlerimin de baskı ile yaptırmaya çalışıyorlar. İkisi de üniversite mezunu kendilerince sürekli olmayarak ibadet ediyorlar. Fakat özellikle annem nasılsın demeden namazını kıldın mı diye soruyormuş. Git gide soğumalarından korkuyorum. Ne tavsiye edersiniz? Arada kalıyorum iki tarafı da kırmadan yaklaşmaya çalışıyorum. Ama kendim de olgun olduğumu söyleyemem. Ama bu duruma üzülüyorum. Ne yazık ki böyle ama annelerimizi babalarımızı da hoş görelim. Onlar böyle öğrendiler böyle davranıyorlar. O yüzden bunu anlayışla karşılayalım. Çocuklar olarak da onlara sabredelim. Ne yapalım? Efendim çok merak ettiğim bir şey var. Kulaktan dolma dünyanın yaratılışının sebebinin şeytân olduğunu öğrendik.

Boş laf. Hz. Adem babamız yaratıldığında şeytân secde etmemiş ve ben ateşten o ise topraktan yaratıldı dediğini biliyoruz. Ve bunun üzerine şeytanı huzuruna kovduğunu biliyoruz. Ve bunun üzerine onunla bir anlaşma yapıp âhiret gününe kadar senin yolunda gidenler cehenneme bana inananlar da cennete gidecek demiştir efendim. Şeytanın kıyametten sonra akıbeti ne olacak anlatırsanız sevinir mi? Evve de cehennemlik ne olacak başka? Bir de helallik konusunda kafama takılan bir şey var. Şimdi helallik isteyen kişilere istemesek dahi o haline üzülüp helâl olsun dersek fakat kalbimiz onu affetmiyorsa bu durum da ahirete durum ne olur? Elimizden geldiği kadar helâl olsun demek onu Allah’a haval etmek olur mu?

Normalde bir kimse sahire göre hükmedilir bir kimseye helâl olsun dediysen helâl olmuştur. Helal etmek istemiyorsan diyeceksin ki helâl etmek istemiyorum canım kardeşim. Ben nasıl diyorum bütün derviş kardeşlere benim hakkım helâl olsun. Ama derviş kardeşimiz değilse arkamdan gıybet, iftira, dedikodu, bühtan her türlü her şeyi yaptılarsa onlara hakkımı helâl etmiyorum. Mahşerde görüşeceğiz diyorum. Selamün Aleyküm hocam hayırlı geceler ben Zafer Pakdemir. İnternette tasavvuf yaratılış, evrenin yaratılışı hakkında araştırma yaparken sizi buldum ve ders aldım ve başladım. Mesleğindeki şu bölümü açıklar mısınız? Yavrum veliler de Tanrı çocuklarıdır. Onlar ortada olsun olmasın. Tanrı mallarını canlarını korur.

Onların ahvalinden haberdardır. Sakın noksanlıklarını bulup aleyhlerine gıybet etme. Onlar için kin güdenden onların öcünü alan Tanrıdır. Tanrı dedi ki bu veliler benim çocuklarımdır. Gariplik alemindendirler. Eşleri yoktur ve ne işleri vardır ne güçleri. Halkı imtihan için hor ve yetim görünürler. Fakat hakikatte dostları da benim, nedimeleri de. Hepsi de benim korumamı arka vermişler. Sanki onlar benim cüzülerimdir. Sakın sakın bunlar benim hırka giyenlerimdir. Hayırlı geceler. Bir hadîs kutsi var. Allah’ın velilerine Allah’ın dostlarına savaş açmayınız. Onlara karşı açmış olduğunuz savaş Allah’adır. Allah yırtıcı hayvanın insanlardan avlarından intikam aldığı gibi onlardan intikam alır diye.

Cenâb-ı Hak bir velî kendine seçmiş, onu kendine dost etmiş. O yüzden o veliler Allah’ın seçtikleridir. Allah seçtikleri için Cenâb-ı Hak da onların korumasını muhafazasını kendi üzerine almıştır. Kim onların aleyhlerine atar tutar, kim onların aleyhlerine bir iş yaparsa Cenâb-ı Hak da intikamı onlardan alır. O yüzden Cenâb-ı Hak Allah’ın velilerine dil uzatmaktan, Allah’ın velilerini kötülemekten, Allah’ın velilerine sataşmaktan Cenâb-ı Hak bizi muhafaza eylesin. Selamün Aleyküm. Ben yabancı paralara karşı olduğum için hayatım boyunca hiç almadım ve hep altına yatırım yaptım. Uzun vadeli hep kazandım ve şimdi internete girdim ve bazıları paylaşıyorlar. Kola içmeyin, o marketten alışveriş yapmayın, İngiliz, Alman, Amerikan malı yemeyin içmeyin.

Ama bakıyorum altlarında Fransız ve Alman arabası. Yakın çevremde oluyor. Düzembazlar diyesim geliyor. Ben Müslümansım ona saygı duyulması lazım ama kimseden görmüyorum. Kendilerine saygı yok. Yabancı firmaların reklamını yapıyorlar bilmeden ya da bilerek sizin düşünceniz nedir? İzmir’den derya, salkım. Bu yiyecek içecekler ayrı kategoridir. Kullanılan eşyalar ayrı kategoridir. Ben kendimce örneğin yerli malını tercih ediyorum. Yerli malları yiyip içiyorum. Ama makina ve endüstriyel malzemeler farklı şeylerdir. Hazret-i Peygamber Salullahu aleyhi ve sellem hazretleri Yahudilerin yaptığı kılıçları, kalkanları, muzrakları Uhud günü satın almıştı. Bu normal makul bir kimsede alet edevat yoksa alet edevatını alacak.

Bu konuda kullanacak. Yiyecek içecekle alakalıdır. Helal dairede ise bunda da bir sıkıntı yok. Bu ülkeyle alakalı. Bunun dinle bir bağlantı kurmamız zor. Çünkü din ticareti helâl kılmış. Dışarıdan kervanlarla mallar getirmişler. O malları satmışlar. Oradaki malları dışarı götürmüşler. Orada da satmışlar. Ticaretin bu noktada helâl dairede olduğu müddetçe bir sıkıntı yok. Yabancı mallar da alınır, satılır. Dışarıdan, dış ülkeden yabancı mal da getirilir. Ama ülke ekonomisiyle alakalı dinle alakalı değil bu. Ülke ekonomisiyle alakalı bir yere eğer gerçekten amborgu uygulanacaksa, o amborgu uygulanabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Yeme içme ile alakalı. Kola ben de içmem. Örneğin neden içindeki katkı maddelerinin ne olduğunu bilmiyoruz.

Koko-Kolayı mahkemeye verdiler. Mahkemeye daha açıklamadılar. İçinde şu var diye kendilerince. İçmiyorum ben. Yabancı sermayeli olan yapabileceğim kadar ne varsa yapmamaya gayret ediyorum. Yeme içme olarak. Hayırlı geceler üstadım. Kabir ziyareti bayanlar yapabilir mi? Kabristanların içerisinde dolaşamazlar. Bu caiz görülmemiş. Ama şeylere kadar gidebilirler. Ne o? Duvarların, kabristanın sınırlarına kadar gidebilirler. Ben Afyon’dan Mehmet Emin’in oğlu Hüseyin Berat. 10 yaşındayım. Uygun görürseniz sizden ders almak istiyorum. Hüseyin Berat babana söyle. 11.11 sana ders versin inşallah. Selamün Aleyküm. Efendim mesela bir gün okulumdan dolayı namaz kılamadım. Onun kazasını diğer gün kılabilir miyim?

Kılabilirsin. Selamün Aleyküm. Ben Zeynep Hafısa Coşkun. 13 yaşındayım. Kardeşim Nur Sare Coşkun. 9 yaşında. Bize ders verebilir misiniz? 9 yaşında olan sen 7-7 çekeceksin. 13 yaşında olan sen de 12-12 çekeceksin inşallah. Sen de babana veya annene söyle. Sana dersi tarif etsinler inşallah. Selamün Aleyküm. Geceniz hayır olsun. Türkiye’de ticaret hangi sektörde kayıyor? Ticareti yeni başlamış olsanız hangi sektörleri seçerdiniz? Ben uzun zamandan beri aktif ticaret bir işin üzerinde yoğunlaşmış değilim. Ufak ufak kendimce araç alıp satıyorum. Ticaret yapmadan duramıyoruz. Bazı belli şeyler var. Onları devam ettirmemiz lazım. O yüzden kendimce kendi i aşimi, kendi kazancımı oradan sağlamaya gayret ediyorum.

Ama herkes kendi durumuna, konumuna, bilgisine göre bir ticaret alanı seçebilir. Ama ticaret çok değişken bir şey. Eğer bildiğiniz bir iştahlı varsa bildiğiniz iştahlı da devam edebilirsiniz. Ama bildiğiniz bir iştahlı yoksa yeni bir iştahlı seçecekseniz o zaman bir hali araştırmanız lazım. Sermayeniz bu konuda ne kadar önemli? Herkes sermayesine göre iş yapabilir. Sermayesince davranabilir. Örneğin ben yeniden ticaret yapsam, asla yaparım. Benim bildiğim o çünkü. Örneğin imalata girmem. Ben yakın arkadaşlarıma derim. Ben imalattan uzak durmaya gayret ederim. Kendim nefsim için. Çünkü imalat Türkiye’de çok zor bir şey. Sebebi şu. Ya büyük bir imalat kuracaksınız. Küçük imalatlar çok sıkıntılı oluyor.

Onun için benim yapabileceğim bir şey değil. Herkes kendince bir ticaret alanı bulabilir. O yüzden sermaye, kimlik kişilik yetişme alanı, bunlar ticareti etkileyen şeyler. Şimdi örnekliyorum bunu. Son beş ayda bu internet üzerinden satış yapan firmalar çok büyük iş yaptılar. Ve o kadar hızlı iş yaptılar ve o kadar çok ticaret hacimleri arttı. Enteresan bir şey oldu. Mesela bu son beş ayda aşağı inenler örneğin büyük AVM’ler alışveriş merkezler oldu. Ben AVM kültürüne uzağım. O konuda AVM’lerde bir iş yerinin açılmasına da uzağım. Bu hızla AVM’ler kendimce, benim kanaatim değer kaybedecekler. AVM’lerde olanlar, AVM’lerde dükkan açanlar zarar edecekler. AVM’ler değer kaybedecek. Benim tahminime bu.

Biraz daha eski ticaret anlayışına kültürüne doğru gidecek insanlar. Bizde hızla, şu anda biraz okumuş yazmış kesim, biraz bordrolu kesim, biraz mali durum iyi olan kesim internet alışverişine hızla girdi. Ama Türkiye’nin mesela %50’si, %60’si o internet alışverişlerine girmiyordu hainir. Onun için onlar eski klasik alışverişlerine devam ediyorlar. Mesela Bursa’da bugün inanılmaz bir trafik vardı. Herkes böyle hızla bayrâm alışverişi yapıyordu yine. Ve bunu AVM’lerde yapmıyordu. Normal eski alışkanlığa olan dükkanlarına gidiyorlardı. Ve oralardan hızlı alışverişler yapıyordu. O çarşı kültürünü kaybetmedi insanlar henüz daha. Ama ileriye dönük bu internet alışverişi daha da oturacak, daha da yerleşecek.

İnsanlar buna daha da fazla da alışacak. Sermayenezi bilmiyorum. Böyle bir ürün pazarlaması söz konusu olabilir, böyle bir şey olabilir. Bunlar daha da ileride büyüyecek, daha da genişleyecek gibi geliyor bana. O yüzden sermayeniz, yetiştiğiniz alan, yetiştiğiniz daire bu konuda önemli. Mesela internet alışverişi ile alakalı benim kendimce 10 yıl öncesinden bir tespit ettiğim vardı. Hatta o zamanlar beraber çalıştığımız Ahmet Acar’a dediydim gelin bu işi internet alışverişine koyalım, bir yer açalım gibisinden. O zamanlar için hazır değiliz demişlerdi onlar. Ama yaklaşık 2010 yıl olmadı ya, 6-7 yıl oluyordu. İnternet alışverişi patladı şu anda daha da gider bu böyle. Hatta pandémi hastalıklar insanların üzerinde şimdi psikolojik bir travma olarak kalacak.

Asıl pandémi bu zaten. Pandeminin yatırdığı, pandeminin oluşturduğu bir panik var şu anda insanlarda. Bütün ilişkilerini etkiledi insanların, ticaret kültürlerini etkiledi, ev kültürlerini etkiledi, akrabalık kültürlerini etkiledi. Pandeminin oluşturduğu bu panikten, bu panik durumdan bu ülke nasıl çıkacak ben onu da bilmem.


Pandémi, Ticaret ve Siyâsî Parti

Yani o kadar çok insanları korkuttular haklı veya haksız, o kadar çok insanları tedirgin ettiler ki insanlar şimdi nefes alıp vermeye korkuyorlar. O hale geldiler. Haklıydı, haksızdı bu ayrı mesele. bu kadar büyütülmeli miydi, büyütülmemeli miydi bu ayrı mesele. Ama gerçekten bunun sıkıntılarını biz bu sene içerisinde zor atarız gibi geliyor bana. O yüzden ticaret kültürü de hızla değişiyor. Çok şeylerin değişeceğine inanıyorum. Allah yardım etsin inşallah. Yeni ticaret yapacak olanlar da dengeli olsun, tedbirli olsun, temkinli olsun, iyi analiz etsin, iyi araştırsın. Selamün Aleyküm ben iki çocuk annesiyim. Kızım iki yaşında, oğlum sekiz aylık. Ben oğlumun doğumundan sonra, sonra sürekli hastayım.

Hep bir yerim ağrıyor. Eşime hizmet edemiyorum. Artık utanıyorum hastayım deme. Sürekli ilaç içen biri de değilim. Direniyorum, okuyorum, duâ ediyorum, geçmiyorum. Allah razı olsun. Zakirimden onarıyorum, duâ istiyorum. Bir ablamız var dersi, hacamet ve sülük yapan. O da okuyor, düzeliyorum. Sonra genelde akşam da okuyorum. O da okuyorum, düzeliyorum. İyicini değiştireceksin, kendini değiştireceksin. İnşallah iyileşirsin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Selamün Aleyküm, hu dedem sizi çok özledim. Ben İbrahim Mesna’nın kızı. Amine Mesna dokuz yaşındayım. Ders almak istiyorum. İnşallah yedi yedi sana da tarif etsinler annen veya baban. Evet, ilk Nur Hanım dersi aldı. Okuyup uygulayacağım. Sizi kaydediyorum.

İnşallah Allah yardımcınız olsun. Bu numarayı kaydetmeyin yanınıza. Benim verdiğim numarayı kaydetin. Bu sadece sohbet esnasında kullandığımız bir telefon numarası. Soru sormak için. Selamün Aleyküm, ben sizden ders aldım. Dersimi babamlara okudum. Bana Alevi pirlerini söylüyorsun dedi. Ben fazla bilgim olmadığı için yok dedim. Ama ben ne diyebilirim? Duamda inşallah eşim, çocuklarımla da sizin yolunuzda olmak. Bizim için de duâ eder misiniz? Bandırmadan selamlar. Allah yardımcınız olsun inşallah. Ben de yeni ders aldığımda öyle diyorlardı bize ondan sonra. Bu normalde pir efendiler. Bütün ümmet-i Muhammed’in piri. Birisi Alevi kardeşlerimiz de onları pir olarak kabul ettiyse. Bunda bir sıkıntı yok.

Ama toplumda böyle algılanıyor, böyle söyleniyor. Bu doğru değil. Bilmediklerini. Selamün Aleyküm, dersimi çektikten sonra teyhide devam ediyorum. Ama saymıyorum. Saymam gerekir mi? Hakkınızı helâl eder misin? Helal olsun. Saymana da gerek yok zaten. Doğru yapıyorsun. Selamün Aleyküm, evvelsi gün iftarda yemeği biraz fazla kaçırdığım için sahura son dakikalarda saatim kurup kalktım. Kalkıp sünnet uymak için bir bardak su içtim. İkinciye doldurup tam içeyim derken ezan başladı. Ama içmekle içmemek arasında kalıp içtim. Birkaç sohbet öncesinde dinlemiştim. Ezan başlamasıyla kesilmesi gerektiğini daha önceden ezan bitene kadar diyebiliyordum. O günde bilmekle bilmemek arasında kalıp değişik bir duyguyla ağzımda çok kuru kalmıştı.

Uyandığımda susuzluk çekmeyeyim diye de düşündüm ve içtim. Şimdi o günkü orucumu kazanacağım. 61 gün mü tutacağım? Oy, oy, oy, oy, oy. Oy ki oy. uyandığında su içtin mi? Ha yok, normalde ezan okunurken okunur okunmaz içtin. Normalde 61 tutmayacaksın. Orada bir şüphe var. Şüphe olduğu için Ramazân’dan sonra bir güne bir gün tutabilirsin. Selamün Aleyküm. Duâ ederken ben inşallah diyorum sürekli doğru mu? Eyvallah. Bir de Harut ve Marut hakkında neler söylersiniz? İlgimi çeken bir konu. İkisi de metafizik konularda gök ehlinin içerisinde yetişmiş varlıklarda. O kadar yeter herhalde. Efendim selamun aleyküm. Bir, siyasi olarak Fatih Erbakan geçen günlerde İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sözlerinden ve zinan suç olmaktan çıkarılmasıyla ilgili küçük yaşta evlilikle ilgili sözlerinden dolayı linç edildi.

Ama açıklama yapıp söylediklerinin arkasında durdu. Bu duruş şahsım adına hoşuma gitti. Merak ettiğin bir Müslüman oy verirken ülkeyi beşeri olarak ileriye götürecek seçimler mi yapmalı? Güçlü olalım arkasında İslâm gelir diye yoksa Allah’ın hükümlerine yaklaştırmayı vaat eden kimseleri mi desteklemeli? Allah rızasını seçelim sonra güç gelir diye bakış açımız nasıl olmalı? Teşekkür ederim. Bu gerçekten insanların oturup iştihad ederken zorlanacağı bir şey. benim şimdi bu konuda şuradan şuraya seçin, buradan buraya seçin deme noktasında görmüyorum kendimi. Sebebi şu. Ne yazık ki Müslümanların ben yaklaşık otuz kusur yıllık Müslümanım. Öyle kabul ediyorum kendimi. Bütün İslâm dünyası aldatılıyor.

Siyasi olarak aldatılıyor. Ve İslâm dünyası bu siyasi aldatılmışlığının sonunu getiremiyor. Biz iki yüz elli üç yüz yıldan beri aldatılan bir ümmetiz. Aldatılırken de başımızdaki idareciler tarafından aldatılanız. Bunu sadece siyasiler, devleti idare edenler olarak söylemiyorum. Toplumun önüne geçmiş siyasetçisi, devlet idareçisi, şeyefendiler, cemaat liderleri, toplumun önünde olanlar. Bunlar bütün herkes bundan payını alıyor. Sorumluluğunu alıyor. Bunu sadece siyasiler olarak veya sadece bürokratlar olarak söylemiyorum. Bunun içerisine ehli tarikatın, ehli cemaatlerin, sivil toplum kuruluşlarının, derneklerin vesaire vesaire hepsini de içine alabiliriz. Ve ne yazık ki ümmet-i Muhammed çok büyük bir aldatmacının içinde.

Bu aldatmacı bilerek ortak oluyor ama bilmeyerek ortak oluyor. Bilerek ve bilmeyerek ortak olduğundan dolayı bilerek ortak olanlar bundan sorumlu, bilmeyerek ortak olanlar bunu normalde bilmediklerinden dolayı sorumlu. Herkes sorumlu. Biz onu mu destekleyelim, bunu mu destekleyelim dairesinde durduğumuzda bütün desteklediklerimiz her kim olursa olsun bir müddet sonra gözümüzün içine baka baka kendi yetiştikleri, kendi büyüdükleri, arkalarını dayadıkları o topluluğa ihanet ediyorlar. O topluluğa sırt çeviriyorlar. Bu çok acı bir şey. Bu benim çok ağrıma gidiyor. Bu benim çok ağrıma gittiği için ben İslâm olduğumdan beri ben hiçbir zaman beraber hareket ettiğimiz arkadaşlara, kardeşlere şu partiye oy verin deme dairesinde olmadım hiç.

Olmayacağım da. Bakın olmayacağım da. Sebep, bunun manevi sorumluluğunu düşünüyorum. Bunun manevi sorumluluğunu düşündüğüm zaman gerçekten bunun manevi sorumluluğunun altından kalkılacak bir şey olduğunu düşünmüyorum. biz çünkü oy verdiğimiz partilere hesap soramıyoruz. Biz oy verdiğimiz milletvekillerine hesap soramıyoruz. Biz oy verdiğimiz il başkanlarına, belediye başkanlarına hesap soramıyoruz. Ve bizim o bizim partimizden deyip onların yapmış olduğu yanlışlıklara, eksikteklere göz yumuyoruz biz. Bizde böyle bir kültür oluşmuş. Ve aynı şekilde bizim bağlı bulunduğumuz cemaatın veya tarikatın başındaki şey, şey efendi veya hoca efendi ve hatta oradaki sivil toplum örgütünün başındaki kimse bir şey söylüyor.

Yanlış, eksik, noksan, harâm. Biz ona kalkıp da ya burada yanlış yönlendiriyorsun, burada yanlış konuşuyorsun, burada bizi farklı bir noktaya götürüyorsun deyip biz ona nasîhat edemiyoruz. Biz ona bir şey diyemiyoruz. Bizde böyle bir sıkıntı var. Böyle olunca da artık ümmet aldatılmaktan yakasını kurtaramıyor. Ve acı bir şey yine aldanıyoruz, yine aldanıyoruz, yine aldanıyoruz. Ve bu aldanmışlığımızın sonu yok. Şimdi böyle olunca, şimdi örneğin ben şahısların üzerinde konuşmak istemiyorum. Ama bugüne kadar benim gördüğüm, benim siyasette tanışmam 14-15 yaşındaydı. Ben 14-15 yaşında siyasette tanıştım, 25’te bıraktım. aktif siyasi hayatımı bıraktım. Benim siyasetim şimdi Kur’ân Sünnet vatan millet.

Ben de parti siyasetim yok. Sebeb ben hatta derim bazen, eğer parti siyaseti yapacak olursam gider bir partiye genel başkan olurum derim. Bu şatahat değil. Sebeb normalde gitse gitsen orada ne olacak ki yani? Hiç bir ehemmiyetin yok. Kaldır elini, indir elini. Başka bir şey yok çünkü. Başka bir şey yapabilmen de mümkün değil. Ve Türkiye’deki ve hatta dünya üzerindeki ve hatta İslâm dünyasının üzerindeki siyasiler çok acı bir şey bu. Arkasından gelen toplulukları aldatıyorlar, kandırıyorlar. Çok basit bir şey söylüyorum bakın. Çok basit. Çok böyle örnekler veririm ben. Cemaatlerle alakalı, tarikatlarla alakalı, siyasi partilerle alakalı. Sonra herkes hop hoplayıp hop zıplıyor. Bu adam ne diyor diyor?

İyi getirin bana gerçeğini. Milletten para topluyorsunuz, milletten zekât topluyorsunuz, milletten yardım topluyorsunuz. Bu paralarla ne yapıyorsunuz? Bu insanlara hesap veriyor musunuz? Vermiyorsunuz. Veremezsiniz çünkü. Veya hatta kendi kendinize yapmış olduğunuz kayırmacılıkların hesaplarını verebilir misiniz? Veremezsiniz. ben gözümü onlara çevirdiğimde o kadar çok hem üzülüyorum hem de sinirleniyorum. Diyorum ki ya şu fakir fukara vatandaşa yapmayın. İnsanları aldatmayın. İnsanları kandırmayın. siyaseti kendinize geçim yolu yapmayın. Ama yapıyorlar. Şimdi ben size sorarım. Benim nazımda Türkiye’de şu anda oy verilecek bir parti yok. Evet. Ben size oy vermeyin demiyorum. Ama ben kendimce, kendi Kur’ân ve Sünnet ilmimce ben diyorum ki ya ben kime oy verebilirim?

Kendi ilmimce buna şunu şuraya oy verebilirim demiyorum. Neden? bakıyorum, ediyorum, alta koyuyorum, üste koyuyorum. Yok olmuyor. Olmuyor. Sıkıntı büyük. O yüzden Müslüman oy verirken neyi düşünecek şimdi? Ülkeye neyi idare edebilecek olan kimseye seçecek. İyi seçelim. Kimi seçeceğiz? Duruyorsunuz. Evet. Evet. söylenen sözler ile icraata baktığınızda sıkıntı büyük. Türkiye’deki eğitim sistemi düzelmiyor. Ben bildim bileli düzelmiyor. Türkiye’deki adalet sistemi ben bildim bileli düzelmiyor. Bununla alakalı hiçbir şey yapılmıyor. Ve Türkiye’deki seçim sistemi düzelmiyor. Siz seçtiğinizi zannediyorsunuz. Kimi seçiyorsunuz? Seçilenleri seçiyorsunuz. Bakın seçilenleri seçiyorsunuz. Hangi parti olursa olsun.

Ankara’da oturuyorlar. Örneğin Bursa’daki milletvekili adaylarını kendileri sıralıyorlar mı? Evet. Ve siz onların sıraladıkları adaylara gidip oyunuzu veriyorsunuz. Ve seçtiğiniz milletvekilini tanımıyorsunuz daha iyi. Ben şöyle konuşayım. Bursa’da kapalı spor salonunu hınca hınç dolduran, şey baruz yapan bir topluluğuz biz. Adetsel olarak biz ne kadar etkilemeyiz bilmiyorum. Ve bu topluluğun bu topluluğa gelip de birisi bir şey söylemiyor örneğin. Bir şey demiyor. Gelip bir şey tanıtmıyor. Gelip kendisini bir şey söyleyemiyor. Neden? Söyleyemez çünkü. Sebep kendi arkalarındaki pislikleri, necasetleri hepsi de dahil buna. Kendileri biliyorlar. Gelseler soracağım. Diyeceğim ki bunu neden yaptınız?

Bunu neden ettiniz? Bunu neden böyle yaptınız? Burayı neden böyle ettiniz? Bunun hesabı kitabı yok. Bunun hesabı kitabı olmadığı için de hiçbirisi de gelemiyor. Yanımıza yaklaşamıyor. Sebep biz çünkü doğruyu söylüyoruz. Sebep çünkü biz Kur’ân ve Sünnet’i aktarıyoruz. Sebep biz çünkü vatanı ve milleti savunuyoruz. Sebep biz Kur’ân ve Sünnet çizgisinden ayrılmayız diyoruz. Sebep biz diyoruz ki belediyelere, kamuya oraya buraya peşkeş çekmeyin. Bizi kimse ver, kimse sevmez. O yüzden bu konuda Fatih Erbakan ve hatta İbrahim Erdoğan’ın X şahısı, X kimse, X parti söz konusu değil. 3 aşağı 5 yukarı hepsinde yaptıkları, uyguladıkları farklı şeyler değil. gerçekten baktığımda ben çok üzülüyorum. Gerçekten çok üzülüyorum.

Ülkem adına, ülkemin insanlar adına çok üzülüyorum. Bakın az önce sohbet ettik. Evlat sahibi olmuş ya baba olmuş. Evlenmiş baba olmuş. Evlat sahibi olmuş. Evlenmek baba olmak suç mu ya? Adam ceza önde şimdi. Bu adam uyuşturucu mu sattı? Uyuşturucu mu üretti? Bu adam rüşvet mi yedi? Bu adam böyle oraya buraya bir şey peşkeş mi çekti? Bu adam ne yaptı ya? Suçu ne ya? Evlenmek suç olur mu bir ülkede? Evlenmek bir ülkede suç, bir ülkede suç olur mu? Adalet bu mu? Bu mu? Evlenmiş ya. Kaç yaşında olursa olsun evlenmiş. Annesinin babasının iznini iste. Annesinin babasının imzasını iste. Al o çocuğu evlenecek olanı psikolojik olarak nerede? Onu bir tanımla. Sor, soruştur kendin. De ki bu evlenmeye müsait değil.

O yüzden evlenmesini duygusuna görmedik de. Sağlık şartları uygun değildi. O yüzden o hükmet evlenmiş. Elinde evlilik cüzdanı vermiş bu devlet ona. Devlet ona evlilik cüzdanı vermiş. Devlet ona evlilik cüzdanı vermiş. İstanbul Sözleşmesi’nden dolayı ceza önde şimdi adam. Adalet buysa. Ve siyasetçiler bunu çözümleyemiyorlar. Bütün partiler dahil buna. Evlilik cüzdanı vermişin devlet olarak sen. Devlet olarak evlilik cüzdanı verdin bir kimseye nasıl hapse atıyorsun sen onu? Adalet buysa bu adalet değil. Evlenmiş ya. Ben böyle gece uykularım kaçırıyor ya. Siz ceza önü bilmezsiniz. Haksız yere ceza öne atıldığı zaman da bir insanın psikolojisini bilmezsiniz. Bir kimse cinayet işler gider. Der ki ben cinayet işledim yatıyorum der.

Onun psikolojisi ayrıdır. Bir kimse uyuşturucu kullanır suç işledim der gider ceza önde yatar. Onun psikolojisi ayrıdır. Bir kimse uyuşturucu satmıştır. Tecavüz etmiştir. ne bileyim hırsızlık yapmıştır. Namussuzluk yapmıştır. Şerefsizlik yapmıştır. Gider ceza önde yatar. Onun psikolojisi ayrıdır. Ben açık açık konuşuyorum. Ben olmayan faturadan ceza önde yattım. Olmayan faturadan. Mahkeme ceza verdi faturayı bana teblih edemedi. Ben ceza önden mektup yazdım mahkemeye. Dedim ki bana kesmiş olduğunuz cezanın faturalarını bana gönderin dedim. Mahkeme bana yazı yazdı. Dedi ki cezaya müstenit teşkil edecek olan faturalar yoktur. İncelenememiştir dedi. Ve Büyüs mahkemeye gönderdi. Ve o mahkeme de oradan da yargıtaya gitti şimdi.

Yargıtay da bekliyor. Bakın o psikolojiyi ben biliyorum. Neden? İncelenmiş bir fatura yok. Söz konusu olan yıllar âyet. İncelenmiş. Hiçbir fatura yok. Olmamasına rağmen ben ceza önde yattım. O psikolojiyi iyi biliyorum. Şimdi devlete diyorum ki bana ceza veren mahkemeye. Söz konusu olan faturaların bana fotokopisini gönder. Neden? Çünkü sen olmayan faturadan bana ceza kestin. Mahkeme de bana yazı gönderiyor. Diyor ki incelenmiş fatura yoktur. Aslında ben sadece faturaların fotokopisini istedim. O da bana yoktur dedi. beni suçsuz olarak ceza önde attı. Sebebi ne olursa olsun. Devlet bizim devletimiz. Ben devlet düşmanlığı yapmıyorum. Şimdi orada bir kimse. Sen evliliğe eline evlilik cüzdanı vermişsin resmi olarak.

Adam gitmiş resmi müracaat etmiş. Evlenmiş ya evlilik cüzdanı elinde. Sen ona evlendin diye ceza önde bekletiyorsun hala daha. Neden? İstanbul Sözleşmesi’nden dolayı. Neden? Çocuk yaştaki kimselerin evlenmesinden dolayı. Çocuk yaştaki insanlar huuş yapıyorlar. Çocuk yaştaki insanlar sevgili adı altında her şeyi yapıyorlar. Ve ülkede huuş %750 kusur artmış. Sen onları cezalandıramıyorsun. Sen götürüyorsun. Evlenmiş olan kimseye cezalandırıyorsun. Ondan sonra da diyorsun ki gelin bana oy verin. Ve öyle İslâm’ın geleceğini de siyasi partilerle İslâm gelecek diye de beklemeyin. Bu ham hayalden başka bir şey değil. Partiyle, purtiyle İslâm gelmez. Siyasetle İslâm gelmez. Onu da beklemeyin. Benim böyle bir inancım yok.

Ben kesin kesin inanıyorum ki İslâm siyasi parti eliyle gelmez. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde İslâm siyasi parti olarak hakim olmaz. Böyle bir şey yok. Ben buna inanmıyorum kendimce. Birileri gelecek diyebilir. Böyle bir hayal kurabilir. Yok ben buna inanmıyorum. Çünkü o mecliste ne varsa, o devlette ne varsa, giden bozuldu, giden bozuldu, giden bozuldu.


Şeyh Eyşâsı, Kalbî Akıl ve Taşlanma

O makamlarda ne varsa, oturan bozuldu, oturan bozuldu, oturan bozuldu. Çok nadir insanlar var, bozulmayanlar. Onları da zaten linç ediyorlar. Sen nasıl bozulmazsın diye. Bakın onları da linç ediyorlar. Onlar da çarka dönecekler, basına para yedirecekler. Adam iki tane gazete çıkaracak, ona para yedirecekler. Ona para yedirmezlerse linç ediyorlar. Etrafına para yedirecek, yedirmezlerse linç ediyorlar. Bir daha o makamın yüzünü görmesin diye ellerinden geleni yapıyorlar. Ya ne yapacaksın? Şu Filanca gazeteci. Gideceksin o gazeteci diye Filanca dağın tepesinde adam bir yer almış. Onun orada, ne o? Oraya turizm imarı açacaksın. Bir de gece yarısı yolunu açacaksın. Öyle makam sahibi olmak kolay değil.

Gazeteciden korkacaksın. ne bileyim tenekeciden korkacaksın. Ondan sonra gaz tenekesinden korkacaksın. Üç tane gazete çıkarından korkacaksın. Ondan korkacaksın, bundan korkacaksın. Bir süre hesap kitap edeceksin. O yüzden sıkıntılı. Bir kimsenin Allah’tan, Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den ve Üstad’ından beklentisinin sınırı, ne olmalı beklentisizlik haline nasıl erişir? Allah’tan bekleriz, Allah’tan isteriz, Allah’a duâ ederiz. Her şeyimizi Allah’tan isteriz. Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine şefâat bekleriz. Üstad’ımızdan da himmet bekleriz. Selamün Aleyküm. Şeyhime sorum şu. Üniversite sınavına gireceğim. Kazanmamıştır için duâ eder misiniz? Herhalde yanlış anlaşıldı, yazıldı galiba.

Kazanmak için demiştir. Allah’tan her şeyin hayırlısını isteyin. Kazanmak hayırlı mı değil mi bilmiyoruz. Çalışın, gayret edin. Cenâb-ı Hak yardımcınız olsun. Allah’a dağın, yaratın. Selamün Aleyküm. Rüya ilmine sahip olmak isteyen bir kimse Kur’ân Sünnet noktasında gayret ederek sadece istemekle ulaşabilir mi? Yoksa takdir-i ilahi midir? Rüya ilmine nasıl ulaşılır bilmiyorum. Benim bu noktada böyle bir şöyle ulaşılır, böyle ulaşılır diye bildiğim bir şey yok. Benim bu konuda da bir bildim yoktu. Bana şeyhim dedi ki, sen de bu konuda da bir bilgim yoktu. Benim bu konuda da bir bilgim yoktu. Bana şeyhim dedi ki, evladım bundan sonra sen rüyaları yorumlayabilirsiniz, halleri yorumlayabilirsin.

O günden sonra biz halleri, rüyaları yorumlamaya başladık. Bunun böyle çalışarak nasıl elde ediliyor bilmiyorum. Hakkınızı helâl edin. Selamün Aleyküm, hayırlı geceler. İletişiminizi öğrenmek istiyorum. Bip’ten irtibat için hakkınızı helâl edin. Kırıkkale’den yazıyorum. Helal olsun canım kardeşim. Telefon numaramı attım inşallah. İletişim kura biliriz. Aa onun sorusu da varmış. Selamün Aleyküm hocam, kuruldum. Ben dersi değilim. Rüyamda da kocamla Halit ağabeyi güzel haber alıp birbirleriyle kucaklaşırken gördüm. Haberin ne olduğunu bilmiyorum. Ama rüyayı görmeden birkaç gün önce kız evladımız oldu. Ve adını da Halit ağabeyinin koymasını istemiştik. O da Fatma Hüma koydu. Allah mübarek eylesin.

Allah yardımcınız olsun. Rabbim bir gün daha gelmesin. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allahumentsimosutsu.앵커el tenää lí Saч நimpression Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. Allah’a emanet olun. normal mi? bir insanın yalnızlaştıran şeytân değildir.

Yalnızlık yolunu çizen insanın kendisidir. Herkes kendi yolunu kendisi çizer. O yüzden yalnızlığa bir açıdan bakarsan güzeldir, tatlıdır, hoştur. İnsanın kendisiyle Rabbi arasında kalır. Bazen kendi kendine böyle yalnız kalıp, kendi kendine yalnızlıkla kendi içini seyretmesi, kendini seyretmesi, kendi kendini hesaba çekmesi iyi bir şeydir. Eğer doğru bir yolda gidiyorsa insan yalnızlık onun arkadaşı olur. Doğru yolda yalnız kalacağını hep düşünürsün. Etrafındaki insanlar seni anlamlandıramayabilir, sana ayak uyduramayabilir. Böyle Kur’ân ve Sünnet dairesinde, vatan millet dairesinde doğru düşünüp doğru hareket edenler yalnızlığı göze alacaklar. Öyle bir şey olur ki insanın eşi, çocukları, etrafı onu anlamaktan uzak olabilir, ona ayak uydurmaktan uzak olabilir.

Ve onların uzak olduklarını gördüğünde kendi kendine hüzünlenebilirsin, kendi kendine iç derinlik de yaşayabilirsin, kendi kendine farklı şeyler de yaşayabilirsin. O yüzden Kur’ân Sünnet dairesindeki doğruları yaşamak, onları anlatmak kolunda yalnızlığı getirir. Bu acı gibi gelebilir insana. Yol yürüdükçe o yalnızlığın artar. Bir bakarsın ki yalnızlık senin sevgilin olmuş, o yalnızlığınla yürümeye başlarsın. O yalnızlık sen bırakmak istesen dahi bırakmaz çünkü gittiğin yol seni ne yazık ki etrafındaki insanlar seni deli görür, seni uygun görmez, ağır gelirsin, eşine ağır gelirsin, çocuklarına ağır gelirsin, anne babana ağır gelirsin, kardeşlerine ağır gelirsin, hatta yol yürüdüğün arkadaşlarına kardeşlerine bile ağır gelebilirsin.

Öyle olunca bakarsın onlara ağır geliyorsun, onlar da dersin ki benim yolumu yürümem lazım, karşıdan sevgilinin kahküllerini görürsün, sevgilinin kahkülü sana kendi lisanıyla gel koş der, sen o gel koş dedikçe koştukça koşarsın, o gel dedikçe yürüdükçe yürürsün, bir bakarsın ki etrafında seninle beraber aynı duyguyu, aynı hali, aynı hakikati paylaşan insan çok az. Bazen kendince yalnız hissedersin, koşarsın bakarsın etrafında kimse kalmaz, o zaman anlarsın hep beraber koşulması lazım dersin, o zaman tekrar geriye döner, bütün herkesi derleyip toparlayıp topluca bir koşu özlersin, topluca bir koşmak hissedersin, bu derlemini toparlamada kimisi sana uyar, kimisi sana uymaz, o yüzden yalnızlık içsel olarak sende hiç bitmez, sende hiç gitmez.

Bunu yaşayacaksın, bunu da idrak edeceksin, bu seni uygulaştıracak, bu seni kemale erdirecek, o yüzden bu yalnızlığı kendince kabullen, onu sev, onunla arkadaş ol, onunla dost ol. Hatta Kur’ân Sünnet dairesinde bir doğru söylediğinde eşin, çocukların, annen, baban, arkadaşların hepsi de seni tuhaf anlayabilirler, çarmıha görebilirler, sana değişik laflar, arkadaşların da, biz yaşadık çünkü bizim arkadaşlarımız beni terk ettiler, dediler ki sen doğru yolda gitmiyorsun, yanlış yolda gidiyorsun, bırakıp gidenler oldu, hala da bırakıp gidenler olur, hala da geri dönenler olur, hala da tiyansın diyenler olur. Bu Kur’ân Sünnet doğrusu ve hatta kendince kendi hayatının doğrusunun böyle bir getirdiği bir şey var, kolunda bir lezik gibi, Allah iyiyesin inşallah.

Selamün Aleyküm hocam, size bir şey soracağım, bazı hocalar din adı altında sakalımı öpün giydiği kıyafeti öpüyorlar ya da yediği bir şey onlar da yiyebiliyordu, bu durumu nasıl açıklayacaksınız? din adı altında o hocanın sakalını öpmenin bir anlamı yok, onun cübbesinin sarını öpmenin bir anlamı yok, onun bir eşyasını öpmesinin bir anlamı yok. Ama mesela seviyordur ya, insan sevdiğinin mendilini koklar ya, örneğin, diyelim ki bir mendil hediye etti sevdiği bir kimse, o mendili koklamaz mı, seviyor onu? Veyahut da sevdiği bir kimse ona bir gömlek hediye etti, ona bir blus hediye etti, ona bir yüzük hediye etti, ona bir saat hediye etti, bu ehemmiyettedir. Neden? Sevdiğinden gelmiştir o hediye ona veya sevdiğinden ona bir şey gelmiştir, onun için kıymetlidir, önemlidir, sebep seviyordur çünkü onu.

İnsanların şeyhlerini, hocalarını, eşlerini, çocuklarını sevmeleri, çocukların annelerini, babalarını, dedelerini, nenelerini sevmeleri, öğretmenlerinin hocalarını sevmeleri fıtridir. O yüzden de insanlar şeyhlerini, hocalarını sevebilirler ve onun bir eşyasını sevdiklerine hürmeten öpebilirler saygıyla. Bunda bir sıkıntı yok, bunda bir şey yok ama bir şey efendim benim sakalımı öpün, kurtuluş erin, sarığımı öpün, kurtuluş erin, elimi öpün, kurtuluş erin, bunlar doğru söylemler değil, bunlara ben de karşıyım. Ben de karşıyım, Allah bizi muhafaza eylesin. Veya hatta cübbesini öptürenler var, doğru değil, ayakkabısını öptürenler varmış doğru değil, sarığını böyle çıkarıyormuş, milletini böyle önüne çıkarıyormuş, herkes sarını öpüp geçiyormuş.

Bunlar doğru şeyler değil, bunları da doğru olarak kabul etmiyorum. Ama bir kimse sevdiğinin artığı şifadır, onu yiyip içmek istemez mi? örnekliyorum şimdi sevdiğinin ağzından yemek dahi şifadır. Eşlerin birbirinden ağzından yiyip içmeleri şifadır. İnsan sevdiğini nasıl gösterecek? Mesela bir kadın bir erkeği seviyor diyelim ki. Erkeğin yarım bıraktığı çayı içmek istemez mi? İster. Neden? Sevdiğinin dudağı da imiş o bardağı. Sevdiğinin dudağı da imiş o çaya. Onu içmek istemez mi? İçer. Veya bir erkek bir kadını sevse, muhabbet beslese, onun ağzından hurma yemek istemez mi? Onun ağzından çay içmek istemez mi? Onun ağzından yemek yemek istemez mi? İster. Seven çünkü sevdiğiyle alakalı bir şey paylaşmak ister.

Bu ayrı bir şeydir. Selamün Aleyküm hocam size bir şey soracağım. Bazı hocalar bunu evet aynı soruyorlar. Evet. Evet. Fâtır Suresi 5. ayette geçen. Şeytân sizi Allah’ın rahmetiyle kandırmasın ayetinden ne anlamalıyız? Şeytân insana sağdan girer. Şeytanın insana sağdan girmesi, Cenâb-ı Hak’ın affını mağfiretini senin önüne koyup sana günah işletmesidir. siz Allah’ın affını mağfiretini güvenip gider günah işlersiniz. Allah muhafaza eylesin. Ve günah işlerken de Allah’ın affı genişlersiniz. Şeytân buna sağdan girmesidir. Cenâb-ı Hak başka bir ayeti kerimede Allah azab edicidir der. Allah’ı seven bir kimse Allah’ın yüzüne baka baka günah kebari işlemez. İşlememeli. Allah’ın rahmetine, lütfuna güvenerekten işlememeli.

Şunu diyebilir bir kimse kendince. Evet bu günah kebari. Allah beni affetsin. Ben bunu işledim. Nefsime uydum. Nefsine uydum, işledim demek. Allah’ın rahmetine, lütfuna, ikramına uydum deyip işledim demekten daha iyi. Sebeb? nefsini temize çıkarmıyorsun en azından. Rabbim azab edicidir bir veçhesiyle. O yüzden biz ona karşı günah kebari işlemeyelim. Göz göre göre günah kebari içerisine girmeyelim. Kendimizi sakınalım inşallah. bir hadîs-i şerîf vardı geçen dersi okuduk. Bir makamda Allah’tan korkan ve gerçek manada, ihlas da bir kez Allah’ı zikreden cehennemden kurtuluyordu. Bunun ikisine dikkat edelim inşallah. Veledi kalp nedir? Sûfîler bunun sûfî terimidir bu ama bu genelde İslami bir termolojidir. îmân eden bir kimsenin kalbinde nur oluşması ve hatta îmân eden bir kimsenin kalbindeki nurun meydana çıkması.

Bu îmân nuru bütün insanların kalbinde olduğuna inanırım. bu Cenâb-ı Hak ruhları yarattı. Ruhları yaratınca ben sizin Rabbiniz değil miyim dedi. Onlar da hepsi de sen bizim Rabbimizsin dedi. Ve Cenâb-ı Hak ayırt etmeden bütün ruhların kalbine îmân nurunu orada yerleştirdi. Bunda ayrıcalık gayrıcalık yok. Hadisi şerifte de veda hutbesinde hepiniz kardeşsiniz. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız. Bir tarığın dişleri gibisiniz. Birinizin birinizden üstünlüğü yok. Kardeş olun. Allah katında üstün olanlar ancak takvacı üstün olanlardır dedi hadîs-i şerifte. Şimdi bu hadîs-i şerifler mucibince bütün insanlarda o îmân nuru var. Ama birisinde meydana çıkmadı. Birisinde meydana çıktı. Şimdi Allah ve Resulüne îmân eden de o îmân nuru meydana çıktı.

O îmân nuru meydana çıkınca o kimse dinini yaşamaya başladı ve Allah’ı zikretmeye başladı. Allah’ı zikretmeye başlayınca o îmân nuru kalbi ihata etti ve zikrullahla alakalı tabir-i caizse o îmân nurundan bir parça ayrıldı. Öyle tarif edeyim size. O zikrullahın nuru oldu. O zikrullahın nuru olunca o ayrı çalışmaya başladı. O devamlı Allah’ı zikrediyor. Tamam. Şimdi o îmân nurunun böyle tarifi böyle yapıyorum anlaşılsın diye. Bir sürü çocukları oldu. İhlas oldu, samimiyet oldu, sevgi oldu. Ondan böyle artıyor. Hepsinde bir îmân nurunun içinde olarak görün. Berili renkler oluşmaya başladı onda. veledi kalbin çocuğu budur. Ve bu çalışmaya başladı. Siz ihlas ve imanla yürüdükçe veledi kalp artık aslında bir akıl oldu.

Veledi kalp dediğimiz şey akıl oldu. Benim kalbi akıl olarak nitelendirdiğim şey bu. Artık siz kalbi aklınıza göre hareket etmeye, kalbi aklınıza göre konuşmaya, kalbi aklınıza göre bakmaya, kalbi aklınıza göre duymaya başladınız. Öyle olunca artık bir başkasının duymadığını duymaya başladınız. Görmediğini görmeye başladınız. az önce bir kardeş yazmış ya böyle bir yere bakarken arkasından farklı görüntüler çıkıyor. Siz de orada oluyorsunuz diyor. O artık kalbi aklının gözüyle görüyor. Bakın kalbi göz dedikleri, kalp gözü dedikleri şey açılmaya başladı. Kalp kulağı dediğimiz şey açılmaya başladı. Hiç kimse duymuyor. Sen duyuyorsun. Bakın ama etrafındaki insanlar duymuyor bir şey. Ama sen duyuyorsun.

Ne duyuyorsun? Mesela şeyhin geliyor oraya. Şeyhin sana bir şeyler söylüyor. Sen duyuyorsun. Öbür günler duymuyor. Ve aynı zamanda da sen görüyorsun. Ama öbür günler görmüyor. Şeyhin onu konuşurken sen bir anda tereddüt gösterdiğinde şakka da Abdülkadir Geylan Hazretleri geliyor. Dediği doğru diyor. Teyit ediyor. Sen artık bu sefer şeyhinin üzerinde tereddüdün kalmıyor. Veyahut da şeyhin sana bir hadîs söylüyor o esnada. Sen tereddüt ediyorsun öyle miydi diye şakka da Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri geliyor. Ne an doğru? Onun söylediği dediğinde sende şüphe kalmıyor. O yüzden veledik kalp veya kalpteki bu îmân nuru veya ihlas, samimiyet, bu zikirden oluşan, bu sufilikten oluşan bu nur çok ehemmiyette.

O kimse artık o kalbi akılla yönetilmeye başlanıyor. Ve kalbi akılla yönetilmeye başladığında o îmân nuru işte. O Âyet-i Kerimelerde söylenen, Âyet-i Kerimelerde denilen siz bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz. Neden? O kalbinde Allah’ın nuru var. O kalbinde Allah’ın nuru onda iade etmiş. Ve Cenâb-ı Hak o nurun üzerinden ona ilhâm ediyor. Artık onun kalbinde böyle bir nurani bir akıl oluşmuş. Artık onunla hükmediyor. Artık onunla konuşuyor. Öbür taraftan Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya, bundan sonra dünyalık işlerinizi bize sormayınız. Neden? Çünkü o bütün her şeyle alakalı artık öteye doğru döndü. az önce dedim ya arkadaşıma, bu konuda bana çok fazla bir şey söyleme ticaretle alakalı.

Bilmiyorum dedim. Çok fazla etkili değilim bu konuda. Çok fazla kafam o tarafta değil. Neden? Kafam başka tarafta çünkü. O tarafta ben sizi yanıltabilirim. Veyahut da benim o taraftan koyacak olduğum ölçü size ağır gelebilir. Yıkabilirim bir şeyleri. Bir şeyleri Tanrım’a arayabilirim. Ve orada başka bir ölçü koyabilirim. Siz buna katlanmanız, buna dayanmanız zor olabilir. O yüzden ben elimi eteğimi çekiyorum. Bunun gibi şimdi oradaki o akıl artık onun için farklı bir akıl oldu. Kalbi bir akıl oldu. Ona dayanmak da zor. O aklın sahibi olup kimsenin de ona dayanması zor. Ona normalde çünkü ona katlanması da zor. Çünkü neden? Herkesin gittiği yoldan gitmiyor. Taşlanması çok oluyor. Herkesin söylediği gibi söylemiyor.

Herkes ona çok taş atıyor. Çok laf söylüyor. ona katlanmak, ona dayanmak böyle kaldırılabilecek bir şey değil.


Mahrem Fıkıh ve Kapanış Selâmı

O yüzden onun eleştirilen çok oluyor. Ona söylenen laf çok oluyor. O da imtihanını kolunda getiriyor zaten. Selamün Aleyküm, hayırlı cumalar. Oral seks caiz midir? Bilgi verebilir misiniz? Bu konuda hanefilerin bir kısmı bunun caiz olmadığını söylemişler. Ama bir kısmı bunun caiz olduğunu söylemiş. Bununla alakalı bir kimsenin cinsel hayatıyla ilgili bir şey. Taraflar bu konuda bir problem görmüyorlarsa, bunda bir sıkıntı ben görmüyorum. Ama bunun sıkıntı gördüğünü söyleyenler, bu konuda farklı fetvâ verenler var mı? Var. Ama Kur’ân ve Sünnet dairesinde haramlar belirlenmiş cinsel ilişkiyle alakalı. Kadınlara bir büyük abdestlikleri, abdestini yaptıkları yerden yaklaşmak harâm. Ay hallerinde yaklaşmak harâm.

Loğusa zamanında yaklaşmak harâm. Haramlar belli. Bunun dışında yeni haramlar üretmek ve üretirken de zorlamak doğru değil. Bu değil. Benim okuduğum Buhari Müslüm ve hatta Kütüb-i Sidd’e cinsellikle alakalı hadîs-i şeriflerde bu saydığım üç şey büyük günah kebalilerinin içerisinde görülmüş. bir insanın kendi hanımına arkadan yaklaşması ters ilişki diye nitelendiren şey lanetlenmiş. Bu büyük günah kebalilerden sayılmış. Ay halinde hanımına tam bir cinsel ilişki bu doğru görülmemiş. Loğusa zaten malum. Bunun haricinde cinsel ilişkide yasak konulan çok şey yok. İkinci sorun. Fitre verirken namaz kılması gerekiyor mu verdiğimiz kişi? Böyle bir şey de hadîs-i şeriflerde yok. İmanların iştahatlerinde de yok.

Biz ev almak istiyoruz. Bize duâ eder misiniz? Allah yardımcınız olsun. Rabbim iyilik, güzellik hoşçuk versin. İnşallah Cenâb-ı Hak hayırlı bir ev nasip etsin size ve tüm ümmet-i Muhammed’e inşallah. On binlerce müride olan şehirler müridleriyle nasıl görüşüyorlar, nasıl yol gösteriyorlar, tek tek görüşmeye kalksalar mümkün değil. İşin içinden çıkamazlar. Bak çıkıyoruz. Sen yazıyorsun boyuna her sohbette. Senin her yazdığın soruya da Allah’ın izniyle cevap vermeye çalışıyoruz. Ve senin üzerinden de ne kadar arkadaşımız varsa bundan faydalanıyorlar. Demek ki tek tek görüşmek isteyen de burayı yazıyor, tek tek de buradan görüşmüş oluyor. Soracağı soruyu almış oluyor. Cenâb-ı Hak da buradan bir kapağı aralamış bak. kaç bin kişi olursa olsun. normalde geçenlerde kardeşler söylediler.

Dediler ki canlı yayın tuttu. Halk TV’den fazla izleniyor. Ondan sonra YouTube’da dediler. Öyle olunca demek ki on binlerden fazla insanlara ulaşılabiliyor. Ve herkes de böyle bir Cenâb-ı Hak bahşetmiş bir telefon numarası ve telefon numarası üzerinden her sorulan soruya da cevap vermeye gayret ediyoruz. Zamanımız yettiğince ve cevap veremediğimizi diyoruz ki haftaya devam edeceğiz. Konu gündem serbest diyoruz. Saat şu anda 1.44. Biz herhalde 9.44’de başladık. 4 saat mi oldu? Tam 4 saat oldu. 4 saatten beri ben burada oturuyorum. Her soruya hiç istisnasız sırayı şaşırmadan, önü arkaya almadan sorularınızı cevap vermeye gayret ediyorum. Demek ki görüşülüyor. Bu işin zahir kısmı. Bir de işin batın kısmı vardır.

Eğer gerçekten bir derviş, dervişlik yolunda ise bir müşkilatı var ise o iki rekat namaz kılıp Allah rızası için Cenâb-ı Hak’a yalvarsa benim müşkilatımı hallet. Ben bu sorunun altından kalkamadım. Ben bu işin altından kalkamadım dese biiznillah Allah’ın eziyle o sorusuna cevap bulur. Sufiliğin böyle bir güzel vardır. Bunu tekrar tarif edeyim. Bütün herkes duysun. Bir sufinin, bizim kardeşlerimiz için söylüyorum bunu. Ben başkasına bir şey demiyorum. Kardeşlerimiz bir meselenin altından çıkamadılar soru olarak. Bir böyle içinden çıkamadıkları bir durum oldu. Allah rızası için iki rekat namaz kılsalar ve Allah için Allah’a duâ etseler. Desele biz bu sorunun içine bu müşkilatım hallolmadı. Cenâb-ı Hak onun müşkilatını halleder.

Sufiliğin böyle özellikleri vardır. Bazı insanlar Mevlânâ’ya Moğol Hacanı diyorlar. Niçin böyle söylüyorlar? Hangi veliye bir şey dememişler ki? Hangi veliye taş atmamışlar ki? Hangi veliye iftira atmamışlar ki? Hangi velinin namusuna şerefine, haysiyetine laf söylenmemiş ki? Bana bir tane velî gösterin. Tarih boyunca namusuna şerefine, haysiyetine laf söylenmemiş. Bir tane velî gösterin bana. Bir tane velî gösterin. Ona değişik iftiralar atılmamış. Canım kardeşlerim veliler peygamberlerin halifeleridir. Hazret-i Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem namusuna nasıl iftira attılarsa, Hazret-i Ayşe annemizin üzerinden, her veliye de her veliye de mürşid-i kâmin olarak namuslarına iftira atılırlar.

Bu yolun çilesidir. Nasıl bütün peygamberlere değişik eziyetler ettilerse, her mürşid-i kâmile ve her veliye de değişik eziyetler ederler. Edilir. Bu yolun çilesidir. Bunun daha alt versiyonları da sûfîler olur. Hades-i kudsi ölmezden önce söyledi. Hazret-i Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ateşler içinde, ateşler içinde bayılırken sahâbe dayanamadı. Dediler ki sana da mı ya Resulallah bu kadar ağır bir imtihan. Gözlerini açtı. Dedi ki, belanın, musibetin, sıkıntının büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilerine, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere. Bakın bu imtihan hiç bitmez. Bu tecelliyat hiç bitmez. O yüzden sûfîlik yolunda gidecek olanlara ben hep bunu örneklerim.

Canım kardeşim bak iyi düşün. Sen bu yola gidiyorsun, bu yolda bak bu hadisi kudsi var. Aldatmayalım birbirimizi. Ya sen bu yola düşmüşsün, bu yola girdiğinde senin başına bela, müsibet, sıkıntı gelir. Bu yolda belasız, müsibetsiz, sıkıntısız bir sûfîlik, belasız, müsibetsiz, sıkıntılı, sıkıntısız bir dervişlik. Belasız, sıkıntısız, müsibetsizlik, müsibetsiz bir müminlik bekleme. Îmân ettin, İslâm’ı yaşayacaksın ve ihsanı ulaşmaya çalışacaksın. Yol bu. Kimse kimseyi kandırmasın. Kimse kimseye yok ya böyle bir şey olmaz demesin. Senin saçının sakalını ağartırlar kardeşim. Sen imtihan olursun, bela, müsibet, sıkıntı sana gelir. Sen bağırıp durma, veryansın etme. Gelecek onların hepsi de sana. O yüzden Hazret-i Mevlânâ’ya da, Moğol ajanı da dediler.

Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’a, kızını peşkeş çekti de dediler. Hazret-i Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’a üzerine o kadar çok dedikodular, iftiralar ettiler. Bu normal veliliğin getirmiş olduğu bir şey. Abdülkadir Geylan Hazretleri için de yaptılar. Ahmet E Rufay Hazretleri için de yaptılar. Muhittin Üftat Hazretleri için de yaptılar. Ondan sonra bütün İsmail Hakkı Bursev için de yaptılar. Emir Sultan Hazretleri için de yaptılar. Bütün veliler, bütün evliyalar, bütün mürşid-i kamiller bu yoldan geçmiştir. Yapacak bir şey yok. Allah bizim dillerimizi saklasın velilere, mürşid-i kamillere, dervişlere, sufilere laf söylemekten, Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine ve sünnetlerine laf söylemekten, Allah’a ve Kur’ân’a laf söylemekten Allah bizim dilimizi korusun inşallah.

Allah’ın Allah’ı zikretmenin diğer bütün ibadetlerden, amellerden, işlerden üstün büyük olmasının sebebi nedir? Cenab-ı Hakk’ın zatıyla haşır neşir oluyor kimse. Biz sûfîler bunun sebebi nedir, bunun hikmeti nedir diye çok bunlara bakmayız. Biz, Cenâb-ı Hak beni zikredin demiş, biz zikrederiz. Bunun sebebi nedir, hikmeti nedir, bunun karşılığında ne alacağız çok bakmayız biz. O yüzden Allah’ı zikrede en büyük iş demiş, en büyük iş müteşâbih demek ki ibadetlerin en eftali, ibadetlerin en yükseli, amellerin en büyüğü biz o yüzden onu icra etmenin yoluna gideriz. Allah’ın güzelliğini anlatır mısınız? Bunun güzelliğini anlatabilecek bir kimse bulursanız, oturalım biz de dizinin dibinde onun güzelliğini anlatalım.

Çünkü Allah’ın güzelliğini dediğinizde zat giriyor işin içerisine, o her şeyden münezzehtir. O her şeyden münezzehtir. O her şeyden münezeh olan Allah’ın zatıyla alakalı bir şey söyleyen doğru söylememiştir. Ama sıfatların, cemal sıfatını adat derseniz sen bütün mükavenata bak, onun cemaliyetini gör. O farklı bir şeydir. Allah’ı sevmenin tadını kul nasıl alır? Bu öyle bir şeydir ki bu zikirle bağlantılı, onun ibadetlerini yerine getirmekle bağlantılıdır. Siz ibadet ettikçe, Allah’ı zikrettikçe, ona gönül bağ kurdukça sevmenin tadını da alacağınıza inanıyorum inşallah. Vücuda zarar verdiği için sigara harâm. Şeker hastaları için de bazı yiyecekler vücuda zarar verdiği için bu hastalığa yakalananlar için bu yiyeceklere harâm denilir mi?

Zaten onlara perhez ediliyor. Mesela şeker hastasının kalkıp da şekerinin yükseleceğini bile bile belirli yiyecekler yemesi doğru değil. Ya gidecek insülemi vurulacak ya da doğru değil bu. normalde onların kesinlikle bir kez, ey îmân edenler siz nefislerinizi kendi ellerinize ateşe atmayınız. O zaman kendi eliyle şeker hastası, şekerini yükseltecek olan her şeyden uzak duracak. Uzak duruyorum örneğin. Ben bilemem mi? Ben tatlı çok seven insanım. Ama şeker var. Hadi iyi yersin. Örnek. Bunu konuşmak istemiyorum. Ben burada sohbete geleceğim diye örneğin. çok az bir şey iftâr edip çok az bir şeyle geliyorum. Sebep? Biraz kaçırsam şekerim yükseltecek. Buradaki performansım aşağı düşecek. Allah affetsin.

Böyle 6-7 kaşık çorba, 6-7 kaşık yemekle geliyorum buraya. Bunu konuşmak istemiyorum. Sebep? Şeker yükseltecek çünkü. Şeker yükselince ben burada dilim damağım karışacak benim. Konuşamaz hale geleceğim. Bir iki sefer kaçırdım kendimden gördüm. Bir iki sefer kaçırdım kendimden gördüm. Burada konuşamaz hale geldim. Bir saat sonra açıldım burada. Ben kendimin farkındayım. Bunca burada çaydı kahvedi bitki çayı falan şekerle alakalı hepsi de neden devamlı içiyorum bunları? Şeker dengelemek için. Çünkü yiyemezsin. Biz göz göre göre nefsini ateşe atamazsın. Allah bizi affetsin. Bunu nasıl düşünmek yorumlamak gerekir? Allah razı olsun geceniz gönlünüzünün yolu olsun. Eyvallah. İkinci sorum. Aile apartmanında oturuyoruz.

Kocamın babası çok sinirli. Sık sık küfür ediyor. Bir şeyleri kızıyor, bağırıyor. Kocamın babası duruyor. Kayınvalidemin karşıya da kendi kendine söylenerek küfür ediyor. Ben bu konuda eşime babasının küfür etme konusunda uyarmasını duymak istemediğimi söyledim. Bir sene boyunca defalarca uyardı. Ancak bir hafta duruyor sonra devam ediyor yine aynı hal. Bugün beraber yemek yerken yine ağzından küfür çıktı. Kocamın babası, kayınvalidem karşı ve kadınları küçümseyici bir iki cümle söylemişti. Ben de ben aşağıya iniyorum dedim. Kalktım. Ne oldu? Nereye gidiyorsun dedi. Ben de kocamdan için Mehmet anlatır nereye gittiğimi dedim. Evime indim. Bunu bu davranışın düzeltmesi ve küfür işitmemek için yaptım.

Bu davranışı nasıl görüyorsunuz? Yanlış mı yaptım? Yanlış yaptıysam nasıl bir davranış göstermeliyim? Sürüklü küfür duydum da yavaş yavaş benim de ağzıma yapışıyor. Bunu engellemekte zorlanıyorum. Sizden nasîhat bekliyorum. Ne yapmalıyım? Allah sizden razı olsun başımızdan eksik etmesin. Bunu tatlı bir şekilde kayınpederine söyleyebilirsin. Hatta dersin ki çocuklarımın da küfür işitmesini istemiyorum. Kufre alışmasını istemiyorum. Belli bir yaşta gelmiş olan kimselerin ne yazık ki böyle bir hastalıkları var. Bunlar zaman zaman böyle duyuluyor görülüyor. Çocukları bu konuda eğitmek gerçekten zor oluyor bu sefer. Şimdi anne baba kocanız için söylüyorum. Onun terk etmesi, onlardan uzak durması da mümkün değil.

Allah size sabır ihsan eylesin inşallah. Selamün Aleyküm. Bir insan Allah’a olan Resulüne sallallâhu aleyhi ve sellem olan sevgisinde her şeyi geride bırakıp günah vesaire nasıl derinleşebilir? İletişimini nasıl sağlar? Size şunu açıklıkla ifade edeyim. Siz bir haramı böyle terk ettiğinizde Allah için gerçekten kalbinizde ayrı bir kıpırdanmanın olduğunu görüyorsunuz. Veya bir ibadeti yapmaya başladığınızda kalbinizde ayrı bir kıpırdanmanın olduğunu görüyorsunuz. Bu konuda yeter ki ihlas ve samimiyetle Allah’ın yoluna girin. O kalbinizde kıpırdanmayı göreceksiniz inşallah. Mücadelem eksik kalıyor. Yaşamak istediklerimi yaşayamıyorum. Bu konuda böyle çok size agresif gelebilir benim tarifim. Öyle bir kestirip atın ki kendinizi haramlardan, öyle bir kestirip atın ki dönmeyin bir daha geriye inşallah.

Hadîs-i şerifte Allah-u Teala nefse bedenden çık dedi. O ise ben ancak istemeyerek çıkarım dedi. Buradaki istemeyerek çıkarım dediği başkasından bir şey istemeyerek mi açıklayabilirsiniz? Yok hayır bedeni terk etmek istemiyor. O yüzden istemeyerekten çıkıyor ve ölüm esnasında o yüzden insanlar ölüm acısı çekiyorlar. Çünkü o nefis oradan ayrılırken diyor ki hadîs-i şerifte bir dikenin içinden çıkar gibi çıkar diyor. Ölüm acısında nefis, o vücudu öyle terk eder diyor. O yüzden çıkmak istemiyor çünkü oradan. Kişinin bir konu üzerindeki algısı, idraki kendi çabasına mı bağlıdır yoksa istidada ne kadarsa orada mı takılır kalır? Ben bunu çabaya bağlıyorum. Bir kimsenin bir konu hakkındaki idraki çabasıyla alakalı, algısı çabasıyla alakalı eğer o meselenin üzerine yeteri kadar, gerektiği kadar, üzerinde eğilir gerektiği kadar o konuda uzmanlaşmak isterse Cenâb-ı Hak onun istedadını değiştirir, geliştirir.

Yolumuzda mücadele edenlere yollarımızı açarız. Âyet-i kerime. Cenâb-ı Hak bizden mücadele etmemizi istiyor. Kim Allah’a bir adım gelirse Allah ona on adım gelir. Allah bizden bir adım gelmemizi istiyor. Kim bana duâ ederse onun duasına icabet ederim. Allah bizim duâ etmemizi istiyor. Kim Allah’ı zikrederse Allah onu zikreder. Allah bizim zikretmemizi istiyor. Kim tövbe ederse Allah onun günahlarını affeder. Allah bizim tövbe etmemizi istiyor. O yüzden burada istidat darlığından bahsedemeyiz. Yaratılış ayağını sabite gibi noktalarda idrak meselesinde sıkıntı yaşıyorum. Bu hep böyle mi olur yoksa çabamla mı Allah’ın izniyle idrakim artar? Ben yaratılışta ne olduğumuzu ayağını sabitede ne olduğumuzu ne olmadığımıza bakmıyorum.

Cenâb-ı Hak yazdığını tekrar silip yazacak olan Allah. O yüzden ben gayret ederim. Ben çaba gösteririm. Sonuç Allah’a ait. Cenâb-ı Hak ile Cenab-ı Allah söyleme hitabı arasında fark var mıdır? Hak ismi şerifi bir sıfatı. Allah bütün isimlerinin toplandığı bir şey. Bu böyle kullanıldığı duruma göre değişebilir hitap veya söylem. Evet. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar saat şu anda iki. Ben sohbete devam ederim. Bu konuda Allah’ın izniyle Cenâb-ı Hak’ın yardımıyla performansım düşmez. Ama 4 saat 45 dakika oldu. 4 saat pardon 15 dakika oldu. O yüzden böyle sahurda yavaş yavaş öne doğru geliyor. Hoş 2 gün kaldı artık. Bir sıkıntı yok. Ama belakin ben mutadı yapayım. Saat 2’de dedim sohbeti bitireyim.

Allah izin verirse inşallah Cumartesi günü akşam Arife ama yine yasak olacağı için biz Cumartesi gecesi de Allah izin verirse inşallah Allah’tan bir şey gelmezse burada olacağız. Kalan sorularınızda inşallah Cumartesi günü devam edeceğiz. Allah gecenizi hayırlı eylesin. İnşallah gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak sahurlarınızı, iftarlarınızı, oruçlarınızı hayırlı eylesin. Biz yine mutat üzerine 3 tehdit çekeceğiz. Ondan sonra Fâtihâ diyeceğiz. Selamlaşacağız ve geceyi sonlandıracağız. Hakkınızı helâl edin inşallah. Eftar zikir fali mennu hu. El Fâtihâ ve selam. Allah razı olsun hepinizden. Geceniz, gündüzünüz, oruçlarınız, Ramazân ayınız mübarek olsun. Hayırlı sahurlar inşallah. Cenâb-ı Hak Cumartesi günü inşallah tekrar buluşturur.

Geceniz hayırlı olsun. Selamün Aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Vesvese, Râbıta ve Kadın Yönetici: Şeytânın kalbe vesvese vermesi — Nâs 114/1-6; Âl-i İmrân 3/175; Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11; sû-i zan yasağı — Hucurât 49/12 (“Ey îmân edenler, zannın çoğundan sakının; çünkü zannın bazısı günâhtır”); râbıta-yı şeyh âdâbı — Şâh-ı Nakşibend Risaleleri, İmâm-ı Rabbânî Mektûbât; Kehf 18/28 (“Sabah akşam Rablerine duâ edenlerle beraber ol”); velî kavramı — Yûnus 10/62; Bakara 2/257; Hazret-i Âişe’nin Cemel vakası — Taberî Târîh III; kadın devlet başkanlığı hadîsi — Buhârî, Meğâzî 82; Tirmizî, Fiten 75 (“İşlerini bir kadına tevdî’ eden kavim felâh bulmaz”)
  • Abdullah Baba ve 70.000 Tevhîd: Halvetî-Şa’bânî-Karabaşî silsilesinde şeyh-mürîd beraberliği âdâbı — Sühreverdî Avârifu’l-Maârif; 70.000 tevhîd virdî ve sevabı — Ebû Dâvûd, Tatavvu 14; Müslim, Zikr 76; “Kim günde yüz kere ‘Lâ ilâhe illallâh’ derse…” hadîs-i şerîfi — Buhârî, Da’avât 65; zekâtın nisâbı ve 40’ta bir oranı — Tevbe 9/60, 9/103; Bakara 2/267, 2/277; para zekâtı ve alışverişe dönme — İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr, Kitâbu’z-Zekât; zekâtın ekonomik sistemlere üstünlüğü — İmâm-ı Gazzâlî İhyâ, Kitâbu Esrâri’z-Zekât; fâiz yasağı — Bakara 2/275-279
  • Zekâtın Kamu Sorumluluğu: Hazret-i Ebû Bekir’in Müseylemetü’l-Kezzâb ve zekât boykotçularına karşı Ridde Savaşları — Buhârî, Zekât 1; Müslim, Îmân 32; Taberî Târîh III (“And olsun ki namazla zekâtı ayıranlara karşı muhârebe ederim”); Cengiz Han’ın Türklüğü ve boylar mes’elesi — Reşîdüddin Hemedânî Câmiu’t-Tevârîh; sabiler ve çocuklara ders alma ehliyeti — Ebû Dâvûd, Salât 26; Mevlânâ Mesnevî I. cilt (çocuk eğitimi ve çoban sorumluluğu); sûfî silsilelerinde ders verme âdâbı — İmâm-ı Rabbânî Mektûbât I/275
  • İstanbul Sözleşmesi ve Silsile Edebi: Aile ve nikâh hukuku — Rûm 30/21; Nisâ 4/1, 4/34; Bakara 2/221; Tahrîm 66/6 (“Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”); zinâ’nın yasaklığı — İsrâ 17/32, Nûr 24/2; kadın erkek ilişkisinde Fıtrî hukuk — İmâm-ı Gazzâlî İhyâ, Kitâbu Âdâbi’n-Nikâh; Ahmed Yesevî’nin Türk tarîkatlarının pîri oluşu ve Dîvân-ı Hikmet öğretileri; sağ el ile yeme-içme ve tesbîh âdâbı — Müslim, Eşribe 104 (“Sizden biri yediğinde sağ eliyle yesin”); Buhârî, Et’ime 2; sol elle tesbîh mes’elesi — Ebû Dâvûd, Vitr 24; Hazret-i Peygamber’in her şeyi besmele ile yürütmesi — Buhârî, Et’ime 3; Müslim, Eşribe 110
  • Sigara İctịhâdı ve Meslek Odaları: İctịhâd kapısının açık oluşu — Hucurât 49/6; Mâide 5/87 (“Helâl kıldıklarımı harâm kılmayın, aşırı da gitmeyin”); vejeteryânlık ve yaşatılan tiryakilık — A’râf 7/157 (“Onlara iyiliği emredip kötülükten sakındırır; tayyibâtı helâl, habâisi harâm kılar”); Bakara 2/195 (“Kendinizi tehlikeye atmayın”); sigaranın fetvâ tarîhi ve Diyanet İşleri’nin 30 yıl sonra harâm içtihâdı; çocuk sünneti yaşı — Buhârî, Libas 63 (Hazret-i İbrâhîm’in seksen yaşında sünnet oluşu); Ebû Dâvûd, Tahâret 31; meslek odaları-lonca kültürü ve Osmanlı’daki ahî teşkilâtı; adalet ve ehliyet — Nisâ 4/58 (“Emanetleri ehline verin”)
  • Siyâset Eleştirisi ve Aile Anlaşmazlığı: Adalet ilkesi — Nisâ 4/135 (“Kendi nefsiniz, anne-babalarınız ve yakınlarınız aleyhine dahi olsa adaletle şâhitlik edin”); Mâide 5/8; Nûr 24/45; yandaşlık ve kayırmacılık zulmü — Buhârî, Mezâlim 1-3; ezwâciyet ve eşler arası geçimsizlik — Bakara 2/228; Nisâ 4/34-35, 4/128; “Sizden en hayırlınız ehline en hayırlı olanınızdır” hadîsi — Tirmizî, Menâkıb 63; nefsin kızıp-saklanması — Mevlânâ Mesnevî I-II (“Nefsin sağ elinde tespih, yeninde kılıç saklıdır”); Hazret-i İbrâhîm’in mağaradaki çocukluk dönemi — İmâm-ı Gazzâlî İhyâ; İbn Kesîr el-Bidâye ve’n-Nihâye I/139
  • Hazret-i İbrâhîm ve İtikâfın Fıkhi: Hazret-i İbrâhîm’in tevhîdi keşfetmesi — En’âm 6/74-83 (“Batanları sevmem”); Enbiyâ 21/51-73; Saffât 37/83-98; mağarada Nemrûd’dan saklanma kıssası ve 16-17 yaşlarına kadar büyümesi — Taberî Târîh I, Kısasu’l-Enbiyâ; atası Âzer’in putperestliği — En’âm 6/74; Meryem 19/41-50; Ramazân’ın son on gününde i’tikâf — Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5; Hanefîye göre i’tikâfta oruç mecbûriyeti — Mergınânî el-Hidâye; ters itikâfta elma ve fıkıh edebi — İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr
  • Evlilik Yaşı ve Âkıl-Bâliğ Ölçütü: Âkıl-bâliğ ölçütü olarak nikâh ehliyeti — Nisâ 4/6 (“Yetîmleri evlenme çağına kadar deneyin; akılca olgun bir tavır bulursanız…”); Bakara 2/230, 2/234; Nûr 24/32; ergenlik ve aklî-malî rüşd — Kudûrî el-Muhtasar, Nikâh Kitâbı; Mergınânî el-Hidâye; yaş farkı hususunda dinî sınır olmadığı — Hazret-i Âişe ile Resûlullah evliliği rıvâyetleri (Buhârî, Menâkıbu’l-Ensâr 20); kültür-örf hakkı — Hucurât 49/13; cemiyetin değerler kargaşası ve fuhuş — İsrâ 17/32, Nûr 24/33
  • Öze Dönüş ve Velî Düşmanlığı: “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözü — İmâm-ı Gazzâlî Kîmyâ-i Sa’âdet; Mevlânâ Mesnevî V. cilt; Fussılet 41/53 (“Onlara âyetlerimizi hem âfakta hem kendi nefislerinde göstereceğiz”); velîlere sataşma yasağı — kudsî hadîs “Kim benim bir velîme düşmanlık ederse ben ona harb ilân ederim” — Buhârî, Rikâk 38; Mevlânâ Mesnevî III (“Tanrı dedi ki bu velîler benim çocuklarımdır”); garibü’l-alemlün kavramı — Şms 91/7-10; yürükün kerameti — İbn Âtâ’ullâh Hikem; pandéminin sosyal-psikolojik tahribi ve panik tehlikesi — Bakara 2/155-157
  • Pandémi, Ticaret ve Siyâsî Parti: Tıcari ahlâk — Mutaffifîn 83/1-6 (“Ölçüde-tartıda eksiltenlere yazıklar olsun”); Bakara 2/282 (ticarî borcun yazılması); siyâsi önderlik ve emanet — Nisâ 4/58-59, Hac 22/41; Haşr 59/7; “Her biriniz çobanıdır ve sürüsünden mes’uldür” hadîsi — Buhârî, Cum’a 11; Müslim, İmâre 20; İslâm’ın siyâsî parti eliyle gelmeyeceği tespiti ve siyâset-cemâat-tarîkat kargaşası; “Mekke Fethi günü Hint’in bi’atı” misalinde gücün ahlâkı — Buhârî, Şurût 15; fasad-ı zamân ve ehliyetsizlik — Haşr 59/19 (“Allah’ı unutanlar gibi olmayın; onlar nefislerini unutmuştür”)
  • Şeyh Eyşâsı, Kalbî Akıl ve Taşlanma: Şeyhe ve üstâda hürmet âdâbı — İsrâ 17/23-24; Meryem 19/14 (“Anne-babaya iyilik ediniz”); Kehf 18/65-82 (Hazret-i Mûsâ ile Hızır kıssası — şeyhe teslim edeb); öpülen eşya ve berâket kavramı (keramet mu’cize düzenleri) — İmâm-ı Rabbânî Mektûbât; “Hazret-i Peygamber’in sakalı tutar” rivayetleri ve aşırılıklara düşme (cübbe/sarık/sakal tapınması) — Buhârî, Vudû’ 33; kalbî akıl — Hac 22/46 (“Göğsündeki kalbler kördür”); İmâm-ı Gazzâlî Kitâbu Şerhi Acâibi’l-Kalb; Peygamberlerin taşlanması — Yasin 36/18; İbrâhîm 14/13; Hûd 11/91
  • Mahrem Fıkıh ve Kapanış Selâmı: Eşler arası cinsî ilişki mahremi — Bakara 2/222-223 (“Kadınlarınız sizin tarlanızdır; tarlanıza dilediğiniz gibi varın”); Hanefî mezhebinde ihtilâft — İbn Âbidîn Reddu’l-Muhtâr, Kitâbu’n-Nikâh; Allah’ı sevmenin tadı — Bakara 2/165; Hadid 57/16; İmâm-ı Gazzâlî İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe; İsm-i Zat ile sıfat tecellîsi — Taftazanî Şerhu’l-Mekâsıd; “Cenâb-ı Hak” ile “Allah” hitabı farkı; ramazan sahuru ve itikâfın son iki günü — Buhârî, İ’tikâf 1; Müslim, İ’tikâf 5; 3 ihlâs ve Fâtihâ ile sohbet kapanışı — sünnet-i gerîr-sarf-ı selâm

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı