Giriş: Siyasî İslâm Gründemine Donüş
Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim inşallah bütün ümmet-i Muhammed’e birlik beraberlik ihsan eylesin. Ümmet-i Muhammed’e Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp yaşama ve yaşatma mücadele aşkı versin inşallah. Biz de normal gündemimize dönmeye başladık. Malum Cumartesi akşamları Hakan kardeşin sormuş olduğu sorular vardı İslâm’da siyasetle alakalı. Tabii bu dersleri yaparken araya korona girdi, koronadan sonra Ramazan girdi. Ramazan’da bayramda derken anca biz de gündemimize yeni yerleşeceğiz inşallah. O yüzden Hakan kardeşin bu hazırlamış olduğu ince titiz bir çalışma olan İslâm’da siyaset veya siyasal İslâm konulu bu soruları, bu sohbeti bitireceğiz.
Bitirdikten sonra da Cumartesi akşamları yine mutat bir şekilde mesnevi derslerine kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse. Tabii şunu diyorlar ve diyebilirler de bu konuda olumlu eleştirilere açığız. Olumlu eleştiri bizleri daha iyi, daha güzel, daha doğruya götüreceğine inanıyorum. bir Sufi topluluğun siyasetle ne alakası olabilir? Bir Sufi topluluk bunları konuşmaması lazım veya bunları gündeme getirmemesi lazım. Veyahut da tatlı bir şekilde başına bir iş gelirse bunları konuşmaman lazım gibi tatlı nasihatler ve tatlı eleştiriler alıyoruz. Bence Sufi toplulukların bunları konuşmaları lazım. Sufi toplulukların bunları dile getirmeleri lazım. Çünkü Sufiler Allah’a yakin olmanın, Allah yolunda olmanın en önemli işaretlerinden birileridir.
Toplumun önünde olmaları lazım bunları konuşmakla alakalı. Topluma bu fikirleri, bu düşünceleri doğru Kur’ân ve Sünnet’i aktarmaları lazım. Zaman zaman tüm dünya üzerinde gerçek dini tebliğ edenler, gerçek dini yaşamaya çalışanlar, dünya üzerindeki bu global deccal sisteminin her ne kadar baskısına zulmüne uğrasa da Sufiler bu baskıya, bu zulme bakmaksızın doğru gördükleri Kur’ân’ın, Sünnet’i, imamların iştahatlarını akayedi ve doğru gördükleri Kur’ân ve Sünnet’e uygun uygulamaları anlatmaları lazım. Bunları söylemeleri lazım. Zaman zaman Müslümanlar kendi kendilerine, siz sadece din ve dünya işlerini aydınlatmaya çalışın, bunları ortaya koyun, belirtin ve dinine ait olan meseleler, ondan sonra Allah’la insanın arasında olan meselelerdir.
Bunun dışına çıkmaması lazım, çıkılmaması lazım gibi algılar. Bunlar da Allah’la kul arasında olunca, bunlar sadece akayit ve ibadetten ibaret kalıyor. Öyle devlet işlerine hukuktu, siyasetti, karışılmasın, böyle evden camiye hayat devam etsin. Degyalistler, kapitalistler, emperyalistler, her türlü İslâm dışı insanları, ülkeleri sömüren o vampir kalpli, o vahşi yaratıklar, dünyaya zulmetmeye, insanlara zulmetmeye, dünyayı sömürmeye devam etsinler istiyorlar. Ve diyorlar ki bana da zaman zaman böyle nasihatlar ediyorlar, sen diyorlar yolun doğru değil, bu sadece dinin ibadet kısmıyla ilgilen, sen nasıl bir şeyhsin, sen nasıl bir siz, nasıl bir tarikatsınız gibisinden böyle nasihatlarda bulunuyorlar.
Veya eleştirilerde bulunuyorlar. Herhalde biz Türkiye veya dünya standartlarında bir tarikat değiliz demek ki. Öyle biz zaten tarikat olduğumuzu da iddia etmiyorum ben. Ben tarikat, tarikatı da ve tarikat oluşumunu da bugünkü dünya üzerindeki, bugünkü zamandaki bütün tarikat ve tarikat adı altındaki oluşumları reddeden bir kimseyim. Bunlar böyle dünyevi işlere, dünya meselelere, ondan sonra bunlara dini müdahale etmesine de gerek yok düşüncesinde duruyorlar. Ve bu dünya ve dünyevi işlerle alakalı, siyasetle alakalı, devletle alakalı, hukukla alakalı işlere karışmayın. ya siz gidin tekkenizde varsa zikrinizi yapın bizim müsaade ettiğimiz kadar. camilerinize gidin ibadet edin, evlerinizde istediğiniz ibadeti yapın.
Bu kadar burada kalın. Ondan sonra öyle fazla etliye sütliye karışmayın. O yüzden bu siyasal İslâm veya İslâm’da siyaset gibi konulara girmenize gerek yok. Veya da böyle sen siyasi, hukuki, iktisadi meselelere böyle bir İslâm’ın yorumu olmaması lazım. İslâm’ın bu konulara karışmaması lazım. Zaman zaman sizin de etrafınızda veya genel olarak insanlar böyle düşünüyorlar. işte iş hayatında olsun, ticaret hayatında olsun böyle kalkıp da dini söylemler, dini kaideler koyulmamalı. Ve normalde dünyada, uluslararası, arenada iş nasıl görüyorsa, ticaret nasıl dönüyorsa böyle gidilmesi lazım. Böyle siyasette, ticarette, hukukta, kitaba, sünnete tabi olmak, kitabın sünnetin hükmüne riayet etmenin anlamının olmadığını söylüyorlar.
Bunlar dünyanın kanunların düzenine aykırı olduğunu, tabiat kanunlarına aykırı bir noktada durduğumuzu iddia ediyorlar, böyle söylüyorlar. E tabi öyle olunca Kur’ân ve sünnetin de böyle uluslararası ticarette, uluslararası hukukta, uluslararası hayat standartlarında yaşanabilir bir din olmadığı tezini söylüyorlar. bunu sadece kendi içinizde yaşayacaksınız. Tabi buna uyan bir kısımda Müslümanlar var. Bu tezlere uyan bir kısım Müslümanlar. Ama korkularından, ama rahatları bozulmasın diye, ama bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmayalım diye kendilerince dergahlarına çekilmişler. Tekkelerinde, Kur’ân kurslarında ve hatta vakıf binalarında belli ibadetleri ve rutiyelileri ilahlaştırmışlar. Bakın belli ibadetleri ve ritüelleri ilahlaştırmışlar ve onların arkasına sığınıp İslâm’ı yaşadıklarını ve yaşattıklarını zannediyorlar. bu bir kısım, siz buna tarikat oluşumu deyin, ister cemaat oluşumu deyin, bunun adına ne derseniz deyin.
Bunlar böyle kendilerine ait kısır bir dünya kurmuşlar. Kendilerine ait bu kısır dünyanın içerisinde kalpleri kısır, görüşleri kısır, imanları kısır, akayetleri kısır bir şekilde kısırlaştırılmış bir şekilde İslâm’ı yaşadıklarını, İslâm’ı yaşatmaya çalıştıklarını zannediyorlar. Onlar için böyle dergaha girip üç adım yapmak, bu edep çok önemli. Veyahut da şu şurada böyle olur, bu burada böyle olur, sarık şöyle sarılmalı. şurada Haydari’nin rengi böyle olmalı, Haydari’nin çizgisi şöyle olmalı. Asıl önemli olan bunlar, ondan sonra bu tarikatın adabı, erkanı, şeyhimin şeyhimin şeyhimin yaptığı, bunların terk edilmesi mümkün değil diyerekten, zaten böyle kendilerince bir tabiri caizse küçük ritüellerin ilahlaştığı, küçük ritüellerin kendince aktaf kabul edildiği bir dünya kurmuşlar.
Ve bunu da tarikat ahaliye olarak belirlemişler. Bunun dışında çıkan kimse zındık oluyor, kafir oluyor, mürtet oluyor, her şey oluyor. Bunların arkasını sığınarak kendilerini İslâm’ın önderi gibi de görüyorlar. Ama öbür tarafta sokaklara baktığınızda her türlü melanet, her türlü necaset, her türlü küfür, her türlü harâm, her türlü adaletsizlik, hukuksuzluk, her türlü ayırmacılık, kayırmacılık, rüşvet, her türlü Kur’ân ve Sünnet’in yasak ettiği, harâm ettiği her şey, caddelerde, sokaklarda, iş yerlerinde, iş hanlarında, bankalarda, devlette harıl harıl devam ederken, tekkeye sağ adımla mı girdin, kaç adımda girdin veya boynuna ne kadar büktün, ne kadar bükmedin, onun şöyle silsilesi vardı, onun böyle silsilesi yoktu, o şöyle bir şeyhti, o böyle bir şeyhti.
Fürû Tartışmaları ve Peygamber Sünneti
Ondan sonra bu namazda şeyler, baş parmaklar kulağının atmemesine mi değmeli, üstmemesine mi değmeli, kulak hizasında mı olmalı, omuz hizasında mı olmalı, namazı kılarken biz ellerimiz bağlamalı mıyız, nereye bağlamalıyız, göğüs hizasına mı bağlamalıyız, göbek hizasına mı bağlamalıyız, biz bunlarla haşır neşır oluyoruz. Ve İslâm’ı bu döngünün içerisinde alıyoruz, bu döngün içerisinde tutuyoruz. Cumalar kılıyor muyuz, kılamıyor muyuz, nerede kılacağız, nasıl kılacağız, biz cuma kılınması için hangi cami seçildi, hangisi seçilmedi, cumaya gidecek olanlar hangi seçilmiş zümreye ait, bunlar konuşuluyor. Bunları konuştuğu müddetçe sen İslâm olmuş oluyorsun ve böyle bir yerde adaletsizlik varmış, bir yerde hukuksuzluk varmış, bunları gözünü yumacaksın.
Amerika’da adaletsizlik, hukuksuzluk varmış, gözünü yumacaksın, insanlar haksız bir şekilde cezaevlerine atılıyormuş, gözünü yumacaksın. Ama Amerika’da birisi bir polis teşkilatına Müslüman bir müdür atlanmış, Amerika İslâm oldu diyeceğiz, alkışlayacağız, veya hatta Prince Charles’ı Müslüman yapacağız. Prince Charles da Müslüman diyeceğiz, Prince Charles da Müslüman olacak diyeceğiz, Prince Charles Müslüman diyeceğiz, gizli Müslüman diyeceğiz. Biz İngiliz kraliyet ailesini hatta bir de Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ehli beytinden diyeceğiz. Oh, İslâm’ı dini de kurtardık, kendimizi de kurtardık, dünyayı da kurtardık. Veya hatta bir önceki Amerikan başkanı seçilecek, bir önceki Amerikan başkanı, Zenci neydi adı?
Obama. Obama, Obama seçilecek, onu Mehdi bilen ilan edeceğiz biz. Ondan sonra İslâm’ı böyle algılamış olacağız. O yüzden siz böyle dünyada emperyalistler, ondan sonra bütün dünyayı sömürüyormuş, emperyalistler bütün dünyanın yeraltı zenginliklerini, yeryüzlü zenginliklerini iç ediyorlarmış. Bütün dünya insanlarını bir sömürü aracı haline getirmişler. Bunlara bakmayın siz. Biz ondan sonra bir de bazıları da seçimlere gireceğiz, seçimleri kazanacağız, Belediye Başkanlıklarını kazanacağız, meclislere insanlar koyacağız, Türkiye Büyük Milliyet Meclisi’ne veya Tunus, Libya bir meclise veya şeyde İsrail’de tabii İsrail Meclisi’ne Filistinli’ni kaçacağız, üç beş tane muhakkak lazım. Ve oralara müdür bir yere amir tayin edildi veya birisine iş başına getirildi.
Bunlar büyük bir başarı, büyük böyle kıymetli şeyler. Ve bu gibi emellere nail olduktan sonra da İslâm’ın bütün ehemmiyetli olan ana damarların hepsi de açıldı, ana meseleler halloldu gibi göreceğiz. Ve halledilmiş gibi göreceğiz. Eğer böyle görmezsek o zaman Allah yandı. Müslümanların böyle ne bileyim milletvekillerinin, meclislerinin çok olması belediyelerde ne bileyim meclislerde çok olmasının sanki böyle İslâm geldi sanki. Bu İslâm her yer sanki. Ve eğer bu keşmekeşliğin içerisinde sıraladığın bu topluluklara eğer siz Kur’ân ve Sünnet uygulamıyorsunuz, siz Kur’ân ve Sünnet’in içinde değilsiniz. Kur’ân ve Sünnet bu kadar değil. Kur’ân ve Sünnet denilince bu sefer bütün bu toplulukların başındaki liderler yöneticileri ve bu topluluğun içerisindekiler siz İslâm’ı eleştiriyorsunuz.
Siz İslâm’a savaş açıyorsunuz. Siz İslâm’la sizin derdiniz deyip benim ne münafıklığımı bırakıyorlar ne kafirliğimi bırakıyorlar. Ve olanca bütün curuflarını bütün necasetlerini üzerimize ve böyle söyleyenlerin üzerine akıtıyorlar. Ve bazı dünya üzerindeki din cahillerinin yaptığı gibi bir Müslüman hata ederse İslâm’a saldırmak için bir sebep oluşturuyor ya, İslâm’a saldırıyorlar. Bunların tersi de aynı Müslümanların içerisinde de var. Siz eğer ki Kral Çıplak derseniz size saldırıyorlar cahillane bir şekilde nasıl böyle bir şey söylersiniz diye. O yüzden biz ne yazık ki İslâm’ın hak ve hukukunu korumak, İslâm’ın hak ve hukukunu korumak, onun prezisini sağlamak bir tek din İslâm’dır demek ve Kur’ân ve Sünnet’e sahip çıkmak, Kur’ân ve Sünnet’i yaşamak.
Kur’ân ve Sünnet’i tamamiyetle hem dünyayı olarak hem uhrevi olarak hem ticarette hem sanatta hem ziraatta hem siyasette insanı ilgilendiren bütün alanlarda Kur’ân ve Sünnet ne demiş? Kur’ân ve Sünnet’in bu dairedeki hukuku ne, hükmü ne? Bunu söylemeye kalkıştığınızda tabi ortalık bugünkü dünyada ve bütün İslâm ülkelerinde görüldüğü gibi karışıyor ve neyin doğru neyin yanlış olduğunun anlaşılması da zorlaşıyor. Ne yazık ki Müslümanların halleri böyle benim tespitim ve Müslümanlar 200-250 yıldan beri bu halin içinden çıkamıyorlar ve kendilerince toplanıp dinin herhangi bir rütüelini yerine getirmeyi, icra etmeyi sanki İslâm her şeyiyle yaşanıyormuş gibi algımlanıyor. Bu böyle oluşturulmuş olan din algısından kaynaklanıyor. o oluşturulmuş din algısı hepimizi aldatıyor.
Mekke’de bunu aldanmayanların başında Hazret-i Muhammed Mustafa geliyor. Bakın biz Mekkelilere müşrik diyoruz, dinsiz demiyoruz onları. Neden? Mekkelilerinde kendince bir dinleri vardı ve kendilerine İbrahimî din üzerine odaklıyorlardı. Ve atalarından gelen bir din algıları ve bir din inanışları vardı. O din algılarının ve din inanışlarının gerçek bir din, doğru bir din olarak algılıyorlardı. Ve ben hep bunu önemserim. Hazret-i Peygamber’e dediler ki eğer derdin hazine ise gel hazinenin başına geç. Eğer derdin devleti idare etmek ise gel devlette sen bizim reisimiz ol, başkanımız ol. Eğer derdin kadını ise gel Mekke’de hangi kadını istiyorsan onu evli ise boşasınlar. Kızsa al onu, sen kendin ona, kadın et.
Ama Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sözü muhteşem bir elime güneşi verseniz, bir elime de ayı verseniz ben eşhedü ve la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim dedi. Ve biz bunu böyle otutturmakta zorlanıyoruz, bunu böyle konuşmakta zorlanıyoruz, buna bir şey demekte zorlanıyoruz, bunu algılamakta zorlanıyoruz. şöyle düşünelim, Mekke’de bütün sokaklarda kadınlar çıplak dolaşıyor, fuhuş, istenildiği gibi yapıyor. Bir kadın veya bir ev fuhuş evi olduğuna dair bir bayrak asıyor. Bugünkü örneğin fuhuş yapılan dünya üzerindeki evler gibi ve hatta Mekke’de faizcilik gayet serbest. Herkes zenginler faizle iştigal ediyorlar, insanların emeklerini çalıyorlar, emeklerini yiyorlar ve hukuk istediklerini gibi elinde hukuk değil guguk olmuş kafalarına göre istedikleri anda değiştiriyorlar, istedikleri anda istediklerini yapıyorlar.
Ve diyorlar ki sen bizim hukukumuza karışma, sen bizim ticaretimize, alışverişimize, sokağımıza karışma, sen bizim evlenmemize, boşanmamıza karışma. E sen gel istiyorsan hazinenin başında sen hazine ehil adamsın, emin adamsın, bu noktada senin eminliğine, ehilline diyecek bir şeyimiz yok. Sen gel hazinenin başında dur. Veya hatta sen bu şartlar içerisinde sen kalkıp da yeni bir din söylemi getirme, gel istersen devletin başına başkan ol sen. Başbakan ol, ne bileyim devlet reisi ol, bizim Mekke’nin bu noktada Mekke şehir devleti, şehir devletinin sen başkan ol. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunları kabul etmiyor. Diyor ki hayır o tevhîd dinini aktaracağını, tevhîd dinini söyleyeceğini söylüyor.
Tabi tevhîd dinini aktarır, tevhîd dinini söylerseniz, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve geçmiş peygamberlerin başına gelenler de sizin de başınıza muhakkak gelecek. E bu biraz ürkütücü, biraz korkutucu, biraz sıkıntılı bir süreç.
Îmân Tavizi ve İslâmî Uyanış Arayışı
Öyle olunca da insanlar imanlarından, İslamlarından taviz veriyorlar, taviz vererekten kendilerince Müslümanlıklarını yaşamaya çalışıyorlar. Nereye kadar yaşıyorlar, nereye kadar yaşamıyorlar, bunun hesabı kitabı bana ait değil, bunu Allah’la kendileri baş başa kaldıklarında hesaplarını yapacaklar. Biz o yüzden siyasal İslâm’ı da konuşuruz, İslâm’da siyasete de konuşuruz. Bizim derdimiz fazla, bizim içimiz yanıyor. Biz Müslümanların zulüm altında olmaları, Müslümanların haksızlık, adaletsizlik, hukuksuz altında olmaları, Müslümanların her gün harıl harıl kanlarının akıtılmaları, topraklarının işgal edilmeleri, hem yerli ve yabancı unsurlar tarafından işgal edilmesi. Yerli dedim, gitmiş, gavurlarla anlaşmış, bir siyasi teşkilat kurulmuş, bir devlet kurulmuş, o gavurlarla anlaşılmış bir vaziyette orada Müslümanların canları, kanları, malları, namusları, şerefleri, haysiyetleri talan ediliyor.
Ve bu talanı göz yummak, Filistin’deki talanı göz yummak, Afganistan’daki talanı kanı, gözyaşını göz yummak, Irak’taki, Suriye’deki, Yemen’deki, Afrika’daki, Hindistan’daki, Bangladeş’teki, Doğu Türkistan’daki kanı, gözyaşını, zulme, göz yummak. Dünyanın neresinde olursa olsun, ama Müslümanlara ama gayrimüslimlere yapılmış olan her türlü haksızlıklara göz yummak, insanlığa yapılmış olan haksızlıklara, adaletsizliklere göz yummak, küçücük çocukların tecavüzlerine göz yummak, küçücük erkek çocukların tecavüzlerine göz yummak, eşcinselliğe göz yummak, hağırsızlığa, arsızlığa, haksızlığa göz yummak, adaletsizliğe, hukuksuzluğa göz yummak. Ne kadar insani, ne kadar İslâmî ben bunları sizlerin eğer taşla düşmediyse, kararmadıysa vicdanlarınıza bırakıyorum.
O yüzden biz konuşmaya devam edeceğiz. Biz Kur’ân ve Sünnet demeye devam edeceğiz. Nerede bir haksızlık, arsızlık, hırsızlık, hukuksuzluk varsa, nerede bir zalimlik var ise, nerede Allah’ın lanetlendiği işler var ise biz onları dile getirmeye devam edeceğiz. Benim sufilik anlayışım bu. Benim İslâm anlayışım bu. Ben İslâm’ı da, sufiliyi de böyle algılıyorum, böyle yaşamaya çalışıyorum. O yüzden kendine münhasır bir kimse olarak görebilirsiniz. Bizi de kendimize münhasır bir topluluk olarak da görebilirsiniz. O yüzden asıl derdimizin bu olması gerektiğine inanıyorum inşallah. Bu siyasal İslâm’la alakalı sorulardan devam ediyoruz inşallah. Bugün ben tekrar sohbet hazırlayacağım diye baktım da 28. sayfaya gelmişiz.
İnşallah 28. sayfadan devam ediyoruz. Mevduud’in sözünü almış kardeşimiz. İslamcılar tam da kaçamak yolu bulunan Müslüman geleneğin mümkün kıldığı biçimde Kur’ân’ın yeni bir siyasal ve toplumsal okumasına girişiyorlar. Örneğin Mevduud’u ve Turabî siyasal İslâm’ın kavramlarını batılı hukuk türlerini ve siyasal bilimine göre sanki bunlar evrenselmiş gibi tasrif etmekte çok isteklidirler. Evet, dönem dönem İslâm toplumunun kendi içerisindeki Müslümanların ve Müslümanların başındaki kukla devletleri gören din adamları, fikir adamları kendilerince bu dertle dertlenenler bu problemlerin çözümünün genelde Turabî olsun ve hatta Mevduud’u olsun. Batı’yı gören, Batı’daki eğitim sistemine vakıf olan, Batı’daki eğitim sistemine ve hukuk sistemine ve hatta Batı’daki iktisadi sisteme gördükten sonra kendi ülkelerinde, kendi insanlarında bir değişimin, bir dönüşümün mutlak olması gerektiğine inanıp ben büyük bir kısmının da samimi olduklarına inanıyorum.
Hataları, kusurları herkesin olacaktır. Mevduud’un da samimi olduğunu inanıyorum. Abdüh’den çok etkilenmiştir, Abdüh Afgani’den etkilenmiştir. onların eksiktirikleri kusurları vardır. Turabî Müslüman kardeşlerden, İslâmî cihattan veya Müslüman kardeşlerden etkilenmiştir. Bunlardan etkilenerekten kendilerince kendi ülkelerinde, kendi topraklarında İslâmî bir uyanışın olması gerektiğini ve İslâmî bir dirilişin gerçekleşmesi gerektiğini görüp belki de Batı normlarına bakaraktan Kur’ân ve Sünnet’ten ölçüler çıkarmaya gayret etmişler. Ben Mevduud’i ve Turabî ve hatta Anadolu’nun dışındaki İslâmî hareketlerine çok ince ayrıntılarına girmedim ama üç aşağı beş yukarı onlara baktığımızda onların böyle bir çalışmalarının olduğunu görebiliriz.
Çünkü İslâm dünyası Müslüman kardeşlerden veya İslâmî cihat örgütü dediğimiz sonradan isim bazı yerlerde değişen veya ihvani Müslümin dediğimiz veya hatta değişik yerlerde etkilenen İslâm coğrafısı birbirinden etkilenir çünkü Türkiye’de de etkilenenler var bunda. Mesela Ali Şerî’atî’dan etkilenenler var Türkiye’de örneğin Ali Şerî’atî’nın fıkıh olarak nerede olup bakmadığına, Hüseyin Nasır’ın nerede olup bakmadığına o yüzden bunlardan etkilenen topluluklar da var ve İslâm bu dairede kendi kökleri Kur’ân ve Sünnet kaidelerini evrensel olarak görür ve son 200-250 yıla kadar dünyanın her yerinde İslâm cihazı, dini ile medeniyet yan yana yürümüş son 200 yıla kadar ve İslâm doğduğu günden itibaren bütün dünyada dinle medeniyeti yan yana yürütmüş iç içe koymuş hatta diyebiliriz ki bin yıllık kocaman bir İslâm medeniyeti oluşmuş.
Bunu ben kısmen emevliler, abbasiler, Selçukliler sonra Osmanlılar olarak baktığımızda Osmanlı’nın son 200 yılına varınca kadar hatta son 150 yıl diyelim kocaman bir medeniyet oluşmuş ve batı dünyası bu iki kavramı iç içe olmasını bizden öğrenmiş ve batı medeniyeti dediğimiz medeniyetsizliğe baktığımızda onun içinde din yoktur çünkü bizde İslâm medeniyeti dediğimizde medeniyet ve din iç içe girmiş ama son 200 yıl ne yazık ki kendilerini yenileyememişler, ne yazık ki kendilerine tecdidi olarak bir hareket gösterememişler ve yenilmişler ama sonuçta bugün batıya da baktığımızda batı dinsiz bir medeniyetin olamayacağını muhakkak ve muhakkak dinin de olması gerektiğinin veya felsefi olarak bir derinliğinin olması gerektiğini görüyor kendisi.
Nasıl görüyor? O insanları bir arada tutan, o insanları birbirine yardımlaşma, birbirine yardım etme kültürünü inancını koyan din çünkü bakın Amerika’da olan şeyler bir Müslüman beldede olması yetişmiş bir İslâmî bir kültürde bunun olması mümkün değildir. Veya bu koronadan görüldü ki mesela İspanya’da, İtalya’da, Amerika’da bakım evlerinde çalışan kimseler korona korkusuyla bıraktılar, gittiler oradaki ihtiyarları hepsi birden koronadan öldükleri görüldü. bu koronayla batı medeniyeti denilen medeniyetin olmadığı görüldü. Örneğin bunun aslında örneği Bosna Savaşı’nda görülmüştü. Biz Bosna’ya havaalanından indiğimizde, Bosna’da, Sarajevo’da şehrin merkezine giderken ben ilk defa gördüm orada koca koca apartmanlarda kocaman kocaman delikler ve yanmış bir buradaki gibi ihtiyarların kaldığı bir sosyal tesis düşünün komple yakmışlar içerisinde.
Ve o zamanda ki yaşlılarla beraber ve medeniyet denilen şeyin aslında bir vahşet olduğunu, batı medeniyetinin bir vahşet olduğunu o zaman daha iyi idrak ettim. Hoş o batı medeniyeti denilen o vahşi medeniyet Osmanlıyı parçalarken de bu vahşilini göstermişti. O yüzden Mevdûdî gibi, Turabî gibi, Hüseyin Nasır gibi ondan sonra insanlar ve hatta Türkiye’de Bediüzzaman Said Nursi gibi kabul edin etmeyin. Veyahut da Süleyman Hilmi Tuna gibi, veyahut da Türkiye’nin Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki tabirci ise her türlü baskıya, her türlü sıkıntıya göğüs gerip, tarikat-ı aliyyeyi ayakta tutmaya çalışan o muhteşem zatlar gibi, Kur’ân ve Sünnet’e yeniden dönüp, Kur’ân ve Sünnet’i yeniden içtihâd edip, tecdîd edip, yenileyip yeniden İslâmî bir uyanmanın, İslâmî bir kalkınmanın mümkün olabileceğine dair görenler bu kendi geçmişlerini yönelerekten çalışmalar yapmaya çalışmışlar.
Benî Sadr, Şerî’atî ve İdeologlar
Allah hepsinden de razı olsun. İkinci paragraftan devam ediyoruz. Benî Sadr gibi İranlı ideologlar, tevhidi sınıfsız toplumla, mustaz’af proleterya, proleterle özdeşleştirir. Şii eskatolojisi Ali Şerî’atî ile birlikte devrime saplanır kalır. Fakat aynı zamanda İslamcılar batılı değerlere ve kavramlara bakarak İslâm’ın modernliğini kanıtlamaya çalışan, modernleşmeci birçok Müslümanın uzlaşmacı, özür dileme tavrını ve savunmada kalışını reddederler. Benî Sadr İranlıdır kendisi isminden de belli olacağı gibi. Babası Ayetullah’dır onun. sadır ailesi Ayetullahlar ailesidir. O yüzden hala da sadır ailesi Şia’nın içerisinde önemli bir yere sahiptir, önemli bir etkinliğe sahiptir. Benî Sadr aynı zamanda Hümeyni’ye çok yakın bir kimsedir.
Hatta Hümeyni’nin denilebilinir ki, beyin arkasında iki kimse daha vardır. Ben hep söylerim onu. Birisi Hüseyin sadırıdır, birisi de Ali Şeriatıdır. Benî Sadr, Ali Şerî’atî ve Hümeyni aslında İran devrimi olmazdan önce hemen hemen üçü aynı noktadadır. Benî Sadr tabi Paris’te yetişmiştir. Bunu da altına çizelim. Ve orada finans okumuştur, ekonomi okumuştur Paris’te. 60’larda şaha karşı olan ayaklamalarda önemli roller üstlenmiş. Birkaç kez de hapsatılmış. Sonra da Fransa’ya kaçmış bir kimsedir. Daha sonra Hümeyni de Türkiye’ye gelir. Türkiye’den o da Fransa’ya gider. Ve Hümeyni liderliğinde İran direniş grubu kurarlar. Bu direniş grubunun da danışmanlarından biridir, en önemlisidir. İran’daki devrim başarıya ulaşınca Benî Sadr da İran’a döner.
Ve Benî Sadr, hatta devlette değişik görevler yapar. En son Cumhurbaşkanı’nda yapar. Cumhurbaşkanı’ndan sonra azdedilir. Azdedilince tekrar Fransa’ya döner. Fransa’ya döndüğünde de Hümeyni’nin hatalarını ve kusurlarını söylemeye başlar. Ve Hümeyni’ye eleştirel bakmaya başlar. Ali Şerî’atî da İranlıdır. İranlıdır. Kendisi aslında sosyologtur kendisi. Bazı kesimler tarafından düşünür, yazar. Din sosyolojisi veya çok çağdaş İslâm düşüncesinin bir profili gibi görülür. Aslında kendisi maksisttir Ali Şerî’atî’nın. Benim tespitim. Ve maksizmden alıntılar yapar. Ve maksizmden alıntılar yaparaktan veya maksizmden türetmeler yaparaktan çağdaş bir İslâm düşüncesi, çağdaş bir devrimcilik ortaya koymaya çalışır.
Ve o da İran İslâm devriminin baş düşünürü olarak anılır. Ama Ali Şerî’atî’nın hadislere bakış açısı, akayete bakış açısı, Dünya, Sünni İslâm dairesinde ne kadar kabul görür görmez. Bu artık ayrı bir tartışma konusudur. Ve zaman zaman Türkiye’de de bir kısım medyatik insanlar, İslâmî entelektüel olarak görünen bir kısım medyatik kimseler. Burada şimdi onların isimlerini sıralarsam bir daha kavga çıkar. Ondan sonra böyle Ali Şerî’atî’dan alıntılar yapıp sosyal medyada yayınlayanlar, bunlar Ali Şerî’atî’nın fikirlerini ortaya koyanlar, bir de bunları konuşurlarken böyle İslâm adına konuşurlar, İslâm adına söylerler, bunlar da vardır. Ve bu kimseler, ister Hüseyin Nasır olsun, ister Ali Şerî’atî olsun, ister Ayetullah Hümeyni olsun, bunların üçü de İran Şiasının yetiştirdiği, İran Şiasının öne çıkardığı ve dolayısı ile yine emperyal güçlerle kol kola girmiş, emperyal güçlerin bir kısmının bir tarafın emrinde olan insanlardır.
Onları ben İslâm’ın yeniden, Müslümanlarının yeniden dirilişine, yeniden uyanışına vesile olacak kimseler olarak görmüyorum. Ve onlar kendilerince batılı değerlere önem vermiş olabilirler, batılı değerlere ve kavramlara bakaraktan İslâm’ın modernitesini ortaya koyabilirler. Tabii bu moderniteye bakarken hangi açıdan baktığımız da önemli. Eğer moderniteye ve demokrasiye bakışımız her türlü harama göz kırpıp, her türlü haramın bir bak görmek ise, İslâm böyle bir moderniteye, böyle bir çağdaşlığa aykırıdır. O yüzden İslâm’ın kuralları bellidir, haramlar bellidir ve ibadetler bellidir. İslâm’ın devlet sistemi bellidir. Bakın İslâm’ın devlet sistemi de bellidir. İslâm böyle dünyaya karışmayan, devlete karışmayan, siyasete karışmayan, aileye karışmayan, sokağa karışmayan, caddelere karışmayan, şehirlere karışmayan, paraya karışmayan bir din değildir.
Zaten sıkıntı da bu. Ve bunu bir kısım İslâmî entelüktel gibi görünen ama benim İslâm olarak görmediklerim de böyle söylüyorlar. İslâm her şeye karışıyor. bunu evrensel bir İslâm olarak göreceksek, bunları tarihsel süreç olarak görelim ve tarihe gömelim İslâm’ın bu karışmalarını. E, o zaman bir tek Allah’a îmân edelim. E, sokağa karışmasın, devlete karışmasın, siyasete karışmasın, hukuka karışmasın, aile hayatına karışmasın, aramlara karışmasın. Bir tek îmân dini olarak kalsın böyle bir düşüncede olanlar var. Ama İslâm öyle değil. İslâm öyle olmadığı için zaten batılı emperyalistler tarafından sıkıntılı bir din olarak görülüyor. İslamcılık Müslüman dininin temelini teşkil eden bir teolojik düşünceden yola çıkar.
Allah’ın aşkın tek ve benzersiz olmasını öngören ilahi birlik ya da tevhîd İslamcılığın geleneğe kıyasla katkısı ya da zararı o zamana kadar yalnızca Allah’a atfedilen bu ilahi kavramı topluma da uyarlamaktan ibarettir. Selefi Muhammed Abdüh’ün ünlü incelemesi Risaletü’l Tevhid. Muhammed Abdüla da Mısır’da Türkmen bir ailenin çocuğudur aslında. Muhammed Abdüla da Türkmendir ya kendisi. O da bir İslâmî entelektel olarak görülen ve Mısır’daki yenilik hareketinin öncüleri olarak görülmüş. Tanta civarında yaşamış bir Türkmen ailenin çocuğu. Ve Mehmet Ali Paşa zamanında baskılardan dolayı Nil Nehri civarına taşınmışlar. Babası onu çok okutmak için uğraşmış ama o birkaç sefer okulu bırakıp gelmiş. orada bir ilim göremeyeceğini zannetmiş.
Enteresan bir şey Abdü en fazla etkilendiği kimse Şeyh Derviş Hızır’la görüşmesi. Ve o ona ilmi sevdirmiş, kendisine ilim aşılamış. O Şeyh Derviş Hızır’la görüşmesi hep devam etmiş. Ve yurt dışına eğitime gittiğinde de, yurt dışında gezip dolaştığında da, döndüğünde hep onunla görüşmüş, onunla istişare etmiş. Ve tabi Cemalettin Afgani ile yolları kesiştiğinde, farklı bir Abdü olmaya başlamış. Ve böylece Mısır’da da bir hareketin öncüsü olmaya çalışmış. Mesela Allah’ın zatı yerine, onun mahlukatı üzerinde düşünmenin hem dinin emrine hem de insanların ihtiyacına daha uygun olacağına dair fikirler serdetmiş ki doğru. Ve tabi Afgani ona aradığı her şeyin kendisinde olduğunu, dışarıda bir şey aramaması gerektiğini tavsiye etmiş.
Öyle olunca da Peygamberi, Vahyi reddetmemiş ama bu Avrupa’yı görünce Mısır’da da bir yenilik hareketinin olması gerektiğine inanmış. Değişik zorluklar çekmiş, değişik sıkıntılar çekmiş o da. Eserde öğretim görevli yapmış, devlette görev yapmış. Hatta bir ara Türkiye’deki gibi Diyanet İşleri Başkanlığı görevinde dahi bulunduğu, eğitim kademelerinde bulunduğuna dair rivayetler var. Bu kimse, bunlar da tabi Batı bunlara bakarken Afgani olsun, Mevdudî olsun, Abdüh olsun, bu gibi Ali Şerat’ı gibi, Hüseyin Nasır gibi kimselere bakarken Batı bizim değerlerimizi İslâm dünyasına götürecek. Ve İslâm dünyasını dönüştürecek, Batı formatında dönüştürecek kimseler olarak görmüşler. Tabi Turabî’ye de böyle bakmışlar bir ara.
Turabî de Batı’da eğitim görmüş, Sudanlı kendisi.
Turabî, Sûdan ve Batı Projeleri
Buradan İzci Ular’sı Sudanlı kardeşlere de selam ediyoruz. Turabî’yi de öyle görmüş ve Turabî’yi ilk etapta desteklemişler. Ama Turabî de İngiliz sömürgesine karşı mücadele edilmesi gerektiğini ve büyük Sudan projesiyle ortaya çıkınca, çünkü büyük Sudan projesine bütün Afrika’nın o bölgesinde, Sudan’ın içinde aslında böyle bir hali var. Bunlar Batı tarafından ilk önce desteklenmiş kimseler. Tabi buradan Turabî’ye de değinmiş kardeşimiz. Toplum ilahi birliğin, tevhidin yansımasıdır. Daha doğrusu öyle olmalıdır Sudanlı yönetici Hasan Al Turabî. Tabi Turabî yakın zaman bir insan. Çünkü kendisi 32 doğumlu, o da Müslüman kardeşlerin içerisinde yer alan ama bir müddet sonra Müslüman kardeşler cemaatinden ayrılan ve İslâm’ın ulusal cephe olarak bir cephe Kur’ân.
Ondan sonra böyle küresel ölçekli İslâmî akımları etkileyen bir kimse ve Sudan’da çok etkin. Tabi en son o Beşir’di herhalde. Beşir’in zamanında hastanede gözetim altındayken, Beşir’in ev hapsi ve hastane hapsi var. O gözetim altındayken vefat etmiş bir kimse. Ama Turabî bunlardan biraz ayırt edebiliriz. Çünkü Turabî İngiliz sömürgesine karşı mücadele etmekten yanıdır. Ve büyük Sudan birliğini kurmak ister. Sudan, etrafındaki büyük Sudan projesiyle ortaya çıkar. O yüzden İngilizlerin de çok hoşuna gitmez. Tabi böyle bir giriş yaptık. Şahıslar böyle konulunca şahısları da tanıyalım istedim. Birlik ilahi özün temel verisiyle insan toplumunda bina edilmeli, gerçekleştirilmelidir. Tevhidi bir toplum ne öze ilişkin bölünmeye ne de olumsal tarzda bile olsa ilahi düzen karşısında özerk olan siyasal bir merciye tanık olacaktır. bu durumda Allah’ın mutlak egemenliği, hakimiyye, hüküm sürecek bir bireyin hayatının çeşitli veçelerinde olduğu gibi toplumun çeşitli veçelerinde de egemen.
Kimmiş? Tevhid kavramı şii olan şeriatı ve murtaza, mutahari tarafından kullanılışı yine Mevdüddin’in bir sözünü almış kardeşimiz. Bu yüzden İslâm yalnızca bir inançlar bütünü değildir. Kapsayıcı bir düzen, bütünsel bir düzendir, nizamdır, Mevdüdi. İslâm hayatın tüm veçelerini kucaklayan kapsayıcı bir düzendir. Bu yeni düzen olumsal bile olsa her türlü lâik düzdemi dışlar. Tabii bu zaman zaman İslâm dünyasının içerisinde çıkan ve Müslümanların dertleriyle dertlenen kimselerin benim nazımda en büyük hatalarından birisi batıya şirin görünmeye çalışmalarıdır. Batıya şirin görünerekten ama biz buna huta hile diyelim ama biz buna bir sürü dil bulalım ve batının karşısında batının hegomanyasını kabul eden batının kendince inanç ve kültürünü kendi toplumlarında yansıtmaya çalışma gibi bir şey.
Bir hataları olmuş ve o yüzden bir Müslüman da lâik olabilir söylemi. Malum Türkiye’de de çok kullanılmıştır. Müslümanların layıklığı tartışılmıştır. Tabii Müslümanların lâiklik olup olmaması bir Müslüman ülke nasıl lâik olur nasıl olmaz bunun tartışmasına girerlerken layıklığın çıkış noktasına sebebine bakmazlar. Layıklığın çıkışı Avrupa’da malum bir papalık nizamı vardır ve bu papalık nizamı çok eskidir eskiden kurulmuş ve bu papalık din namı altında padişahlardan da hükümetlerden de daha kuvvetli onlardan da kudretli ve daha böyle katı değişmesiz bir hükümet sürüp saltanat sürüp devam ediyorlar hatta hala da öyledir. Olmadık zalimlikleri din kisvesine sokaraktan icra edip böyle bir yol tutturmuşlar.
Örneğin din kisvesi altında haçlı seferleri düzenlemişler Müslümanların üzerine ki hala da din kisvesi üzerine Müslümanları katlediyorlar Müslümanları iniminim inetiyorlar. Son Irak işgalinde bu bir haçlı seferidir sözünü Müslümanlar çabuk unutuyorlar Amerika devlet başkanı Irak’a yerle bir ederken sattığımı bahane ederekten bu bir haçlı seferidir dedi ve çok acı bir şey Müslümanlar bunun karşısında söyleyecek söz bulamadılar ve Irak bütün Müslümanların gözünün önünde yerle bir edildi. Suriye bütün Müslümanların gözünün önünde yerle bir edildi. Afganistan bütün Müslümanların gözünün önünde önce Rusya işgaline ardından Amerikan işgali ile yerle bir edildi. Pakistan karman çorman edildi. Hindistan, Kişmir ve Hindistan, Bangladeş o bölge Hindistan’daki Müslümanlar perperişan edildi.
Hala da öyle. Ve Filistin’deki Müslümanlar perperişan halde hala da öyleler. Kişmir, Çin, Doğu Türkistan oradaki Müslümanlar perperişanlar ve oradaki Müslümanların ne olduğu ne olmadığı hiçbir kimse tarafından bilinmiyor. Ve acaba oradaki Müslümanların ailelerin parçalandığına dair küçük çocuklarının eğitim amaçlarına alınıp ailelerinden alınıp devlet yurtlarına yatırıldığına dair duyunlar alıyoruz. Ne kadar doğru ne kadar yanlış onları da bilmiyoruz. Ve bu papalık müessesesi hakiki Hristiyanlığa da karşı çıkmış ve hakiki Hristiyanlığa karşı da muhalif olmuş. Ve o kadar ölçüsü davranmış ki onun bu yaptıkları kendiliklerinden dinin harcına çıkarmış. Din namı altında yapılmadık haksızlıklar, rezaletler, yapılmadık ayırmacılıklar, kayırmacılıklar, adaletsizlikler, hukuksuzlar kalmamış.
Ve hala da papalık kisvesi altında eşcinsel papalar, eşcinsel rahibeler, hala da papalık kisvesinin altında dünyanın en büyük kara para aklamaları ve dünyanın en büyük mafya paralarının üzerine oturma onları sevk ve idare bu papalık hükümetinde devam etmekte. Ve böyle hakiki bir dinin temsilcisi olmaktan çıkıp böyle gayri bir dinin temsilcisiymiş gibi ve her türlü haksızlığın, hukuksuzluğun, her türlü zalimliğin bir temsilcisi gibi görülmüş. Ve böyle olunca da Avrupa’da bu papalık hiyararşisinin Hristiyan dünyada ne kadar zalimani, ne kadar haksız olduğunu görünce insanlar sekririzm cereyanını başlatmışlar. artık demişler ki kilise bizim hayatımıza karışmasın, kilise bizim dünyamıza karışmasın ve kilise ile siyaseti birbirinden ayrılalım ve fikir ve inanç ve siyaset ayrılsın demişler.
Böyle ayrılmışlar ve o sekririzm siyasi bir cereyan, siyasi bir hareket haline gelmiş ve o sekririzm siyasi cereyan, siyasi hareket iken artık dönüşmüş. Şimdi bir dinmiş gibi algılanıyor çünkü o layıklıkla ve hatta o sekririzmle inanç ve din hürriyetinin sağlanacağı zannedilmiş Batı’da. Ama ne yazık ki şu anda sekririzm eline geçirdiği bütün dinleri ve dindarları boğmakla görevlendirilmiş gibi icra ediliyor. Hele bizim ülkemizdeki lâiklik uygulamalarına baktığımızda ne yazık ki dini ve dindarları boğan, dini ve dindarları yaşam hakkı tanımayan sert, joven katı, faşist bir lâiklik uygulanmış. Böyle olunca layıklığı böyle ne yazık ki ben Mustafa Özba olarak böyle yumuşak bir şekilde bakamıyorum.
Ona hoş seveceğim bir şekilde yaklaşamıyorum. Çünkü her ne kadar din dışı, her ne kadar zulüm, her ne kadar zalimlik var ise lâiklik elden gidiyor tereneler ile ülkede yaşandı. 28 Şubat’ın sebebi lâiklik oldu, 27 Mayıs’ın sebebi lâiklik oldu. 61-27 Mayıs ihtilali lâiklik çatısının altında icra edildi. 28 Şubat darbesi lâiklik çatısı altında icra edildi ve lâiklik çatısı altında ülke Müslümanlarının enselerinde boza pişirildi. Ne yazık ki mallarına el konuldu, evlerine el konuldu, ne yazık ki her türlü zulüm oldu, ne yazık ki 3 tane şehidimiz var. bu ülke lâiklik terenelesi ile başbakanını asmış bir ülke konumuna geldi. Öyle olunca sanki lâiklik böyle din ve dünya işlerinin ayrılması gibi algılanıyor değil.
Lâiklik sekülerizm dünyayı boğmak için üretilmiş bir canavar.
Lâiklik ve Sekülerizmin Reddi
Öyle layıklığa yumuşak bakamıyorum, layıklığa tatlı bakamıyorum. Benim için lâiklik din ve dinden olan her şey boğan bir canavar gibi. Ve bu canavar durmuyor, doymuyor da. Bu canavar durmuyor ve doymuyor. O yüzden İslâm lâik mıdır? Değildir. Müslüman lâik olabilir mi? Benim nazarımda olamaz. Müslümanın yaşayacağı bir devlet de lâik olamaz tam anlamıyla. Mümkün değil bu. Ben bunu dünya üzerinde ve ülkede uygulanan layıklıklardan esinleniyorum. işte neye karışmayacağız biz? Dünyaya karışmayacağız. Bu ne demek? Hiçbir harama karışmayacaksınız siz. Böyle bir şey yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bakın İslâm kendince inanç hürriyetini sağlamıştır. Siz bir kimseye zorla inanacaksınız diyemezsiniz.
Ve zorla namaz kılacaksınız diyemezsiniz. Ama İslâmî kaideler içerisinde benim aklımı, dinimi, namusumu, şerefimi, malımı korumalı devlet. O yüzden dünya üzerindeki lâiklik uygulamalarında bunu görmediğim için o layıklığı kabul etmem mümkün değil. Bu akşamlık, bu sohbeti böyle hem konu da bitmiş oldu burada. Konum bir bitim olduğu için burada bırakmak istedim. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki cumartesi pek ama İslâmî toplumu nasıl kurmalı? Pek ama İslâmî toplumu nasıl kurmalı? soru işareti var. Buradan inşallah devam edeceğiz. Ben yine buradan ilk paragrafı okuyayım. Herkesin kafasında öyle kalsın. İlmli İslamcılarla radikaller arasındaki zıtlaşma İslamcılığın bütün tarihine yayılmıştır.
Siyasal iktidarın denetiminin gerekli olduğu konusunda hepsi birleşmektedir. İlmliler tabandan İslamileştirme taraftarıdırlar. Bir yandan da yukarıdan aşağı İslamileştirmeyi teşvik etmek için şeriatın yaşama sokulması yöneticilere baskı yapma yöneliler. Bu elbennah ve mevdudinin politikasıdır. Eğer hükümet şeriatın dışına çıkacak kadar kendi doğasına yabancılaşırsa bu durumda birey ayaklanma hak ve yükümlülüğüne sahiptir. Bu İslâm’ın devrimci yönüdür. Oxford Üniversitesi 1983. Esposito oradan bir alıntıyla Allah izin verirse inşallah önümüzdeki Cumartesi devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Şimdi sorularınıza geçeceğiz tabi. Kıymetli kardeşler geçmiş haftalardan sohbeti kısa tutmamın da biraz sebebi koydu. sorulara biraz daha fazla zaman ayırayım.
Soruları bitirmekti. Geçmiş haftalardan kalan sorular var. O yüzden geçmiş haftalardan kalan sorulara devam edeceğiz. Yanımızda silah taşımak ya da çakı sorun olur mu? Evet sorun olur. Bu sufice bir yaklaşımdır. Silah taşımak sünnettir. Ama devlet insanın hakkını, hukukunu, namusunu, şerefini koruyorsa insanlar orada silah taşımamalılar. Ve yaşadığınız devlet silah taşınmasını yasakladıysa sizin silahlanma hürriyetiniz yoktur. O yüzden sufice yaklaşım silah taşımak uygun değil. Hanefi kasten oruç tutmayanın cezası var mıdır? Hanefilere göre bir kimse kasten bir farzı terk etmiş olsa bunun bir cezası yoktur. İbadetle alakalı. Abdullah Baba Said-i Nursi mücettit diyor. Said Nursi sufi değil. Ben Şeyh Efendi’nin ağzından hiç duymadım Said-i Nursi hakkında mücettit dediğini.
Bir başkasının yanında demiş olabilir. Ben hiç duymadım ya da hatırlamıyorum. Allah beni affetsin. Said Nursi sufidir kendisi. Kadir-i Nakşidir hatta. O yüzden Said-i Nursi sufi değil diyenler yanılıyorlar. Kendisi Kadir-i Nakşî dervişidir. İmam Rabbani dinini bilmeden tarikata giren dinden çıkar diyor. Ne demek istiyor? İmam Rabbani’den bunu da hiç duymadım. Ama söylemiştir bir şey diyemem. Bir kimse tarikatta dinini öğrenir. O yüzden keşke tarikatlar serbest olsa insanlar dinlerini öğrense. Keşke tarikatlar yeniden kurulsa yeniden neşv-i nevab olsa insanlar gerçekten sufice bir din öğrenseler. Arkadaşlar sorulardan seçeceğim. Bugün hakkınızı helâl edin. Sorularını es geçtiklerim. Haklarınızı helâl etsinler.
Normalde konuyla alakalı sorular varsa diye. Ben devam etmek istiyorum. Hakkınızı helâl et. Halkınızı helâl et. Halkınızı helâl et. Bu önemli efendim ben 14 yıldır dergahdayım. Defalarca şahit oldum ki ölüden şeyh olmaz diyorsunuz. Hatta ben öldüğümde Mustafa Efendi’ye bağlıym deyip yaşayan bir şeyhi tabi olmazsanız size hakkım helâl etmez. Halkınızı helâl et. Ben defalarca söylüyorum. Her nefis ölümü tadıcıdır. Herkes vefat edip bu dünyadan göçüp gidecek. Arkadaşlara kardeşlere bunu açık ve net olarak söylüyorum. Eğer herhangi bir kimseye bir görev tevdi etmezsek arkadaşlar istihara yapacaklar gidip bir şeyh’e intisâb edecekler. Doğru olan bu çünkü. Bu bayram tebrikleri var. Onları genelde geçiyorum.
Halkınızı helâl et. Halkınızı helâl et. Selamun aleyküm. Rüyamda sizin ve dervişlerinizin olduğu zikir halakasına beni de alıyorsunuz. Mümkünse ben de ders alabilir miyim? Evet. Sizin de nasihatını gönderiyorum. Arkadaşlar sorularınızı es geçtiğim sorular olabilir. Ondan sonra buradan okunmayan bir şey olabilir. Üzerinize alınmayın. Benim soruma bakmadığımı da cevap verme demeyin. İnsanız gözümüzden kaçabilir. İnsanız. Biz okuyamamış olabiliriz. O yüzden tekrar sorun. Bunda bir sıkıntı yok. Allah razı olsun inşallah. Allah razı olsun inşallah. Evlilikten sonraki sorular. Evlilikten sonraki sorular. Bu manada sorularınız var. İnşallah en kısa zamanda bununla alakalı bir sohbetimiz olacak. Hazırlayacağım inşallah.
Allah’tan bir şey gelmezse. İnşallah onunla alakalı sohbet yapacağım. Selamun aleyküm. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Devlet Başkanı Seçimi ve Şûrâ
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse. Bu manada sorularınızla alakalı bir şey gelmezse.
Allah muayeniniz olsun inşallah. Allah’ın affetmeyeceği tek günah kul hakkı mıdır? Şirk’tir. Allah şirki asla affetmez. Şirk üzerine bulunmayacak insan. O yüzden bol bol kelimeye şehadet getirecek. Zorunluluktan 21 yaşındaki abimle aynı odada kalıyorum. Uygun mudur? 15 yaşındayım demiş. Normalde İslâm adabı Erkan’la göre uygun değil. Eğer başka bir oda yoksa yapacak bir şey yok. Selamun aleyküm. Artık çocukları doğar doğma Sünnet ettirip yaşı 6-7 olunca Sünnet düğünü yapıyorlar. Bu yapılan uygun mudur sizce? Yapılabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Eğlence veya para toplama amaçlı yapılan bu tür olayı biz dervişlerin yapması uygun mudur? Normalde bu Sünnet eğlencesi dini bir literatürü yok bunun.
Ama bunun ta Ötügen’den itibaren bir Türk geleneği bu. O yüzden bu bazı rivayetler var. Arapların da böyle bir kültürü olduğuna dair yapılmasında bir beis yok. Şevval orucu tuttuğumuzda Ramazan’ın orucunu niyet edersek kazaya kalan bir yıl oruç yine de olur mu? Olmaz öyle. Kaza orucu ayrı şevval orucu ayrı olacak. Çünkü 30’a tamamlayacağınız 6’a da şevval olacak. Öylece bütün yıl oruçlu geçirmiş gibi olacaksınız. Yasin Başkaya 13 yaşında ders almak istiyormuş. Evet Başkaya sen de 12-12 çekeceksin inşallah. Salim bugün erken bitireceğim bakalım sohbeti. Soruları böyle… Soruları böyle… Sorum Amerika sevdalılığı ne demektir? Amerika sevdalısı olmadı mı düşünüyorum? Fakat acaba yaşam olarak bu kapsam içerisinde sayılmış olur mu?
Amerika sevdalılığı insanların İslâm, Kur’ân ve Sünnet dışındaki fikirlere, düşüncelere, Kur’ân ve Sünnet dışındaki hayat tarzına tavrı sıcak bakması. Selamun aleyküm. Takiyye’nin İslâm inancındaki anlamı nedir? Kur’ân ve Sünnet devlet statüsünde çalışmayan yerlerde Müslümanların böyle davranabileceğini, Takiyye’yi, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, İslâm’ı, Müslümanların böyle davranabileceğini, Takiyye’yi yapacağını, gerçek maksatlarını ve amaçlarını saklayabileceklerine dair bir fetvâ. Selamun aleyküm. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den sonra yönetime gelen halîfe efendilerimizin aşire-i mübeşşire tarafından seçildiğini ve seçimle yönetime geldiklerini öğrendik.
Emr-i billerdeki, Abbasilerdeki ve Osmanlı yönetimlerini İslâm devleti olarak değerlendirilmeyeceğini gördük. Günümüzde aşire-i mübeşşire hayatta olmadıklarına göre, İslâm’da Ümeranın nasıl seçilebileceği konusundaki düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz? Bununla alakalı mesela, örneğin toplumun içerisinde değişik sivil, dini, askeri, bürokratik, ilmi yapılanmalar olabilir. Örneğin ticaret ve sanayi odaları var. Ticaret ve sanayi odalarında oda seçimleri var. Örneğin bu oda seçimlerinde bütün odaların başkanları var. Sonra bu başkanlar ticaret ve sanayi odasını seçiyorlar. Mesela bu ticaret ve sanayi odalarının başkanları, örneğin bütün Türkiye üzerindeki ticaret ve sanayi odalarının başkanları.
Bu ne demek örneğin işte, diyelim ki inşaat işleriyle sorumlu bir oda var. İnşaat işleriyle alakalı sorumlu oda kendi içinden en sevdikleri, en düzgün insanı seçmeye çalışacaklar. O kimse örneğin devlet başkanının seçimine katılacak. bir seçiciler kurulu oluşması lazım. O seçiciler kurulu devlet başkanını seçebilir. Bununla alakalı, şimdi hemen aklıma geleni söylüyorum. Mesela işte, Diyanet’in içerisindeki örneğin bütün müftüler, kendi içlerinden o seçime katılacak bir mühtüyü seçebilirler. Veya Diyanet İşleri Başkanı bir kurul oluşturabilir.
Diyanet, Müftüler ve Ayasofya Meselesi
Örneğin İlayet Fakülteleri, örneğin tüm fakülteler veya tüm toplum önderleri böyle bir hakil olarak bir topluluk oluşabilir. Ve o topluluk devlet başkanını seçebilir. normalde örneğin siyasetten, iktisattan, ilimden, irfandan hiçbir şeyden haber olmayan kimseler yönlendirmeye açık, algıya açık insanlar dahi seçiyorlar. Bunu böyle şimdi bu eleştiriye açık ben şimdi hemen aklıma geleni söylüyorum. Böyle bir şey olabilir örneğin. Ama veyahut da bütün herkesin seçime katılacağı bir kimse de olabilir. Bu da mümkün. ben Türkiye’de başkanlık sistemine geçirmesini destekledim. Sebebi, ya bütün insanlar gitsinler bir başkan seçsinler. aylar geçiyor, kapalı kapılar ardında başkan tayin ediliyor. Kapalı kapılar ardında başkan tayin edilerek de meclisten gece yarısı birisi cumhurbaşkanı seçiliyor.
Ve aynı cumhurbaşkanı, meclisin seçtiği o cumhurbaşkanı ondan sonra 28 Şubat’ı icra ediyor. Onu yönetiyor, onu yönlendiriyor. Ve seçilmiş bir hükümetin yıkılmasına öne yak oluyor. şimdi kendisi halkın seçtiği bir cumhurbaşkan olmuş olsaydı böyle bir şey yapar mıydı? Yapamazdı. Ama 6 sefer gelip 7 sefer giden bir cumhurbaşkan olunca yapıyor bunu. Ve vatandaşının veya halkının geleceğini düşünmüyor. Demokrasi dedikleri helvadan putu canları isteyince yiyorlar. Nerede kaldı demokrasi? Yok o zaman. en iyisi böyle seçilmesi daha uygun da görülebilir. İnsanlar toplansınlar, birisini seçsinler. Ben ittifaklara da karşıyım örneğin. İttifaklara da müsaade edilmemesi lazım. Örnekliyorum bunu. Çünkü aşırı derecede bir kamplaşma söz konusu oluyor. birinci seçimde madem demokrasi %50.1’e bakıyor.
Birinci seçimde 50.1’i aldı, almadı, almadı. İkinci seçimde en fazla kim alıyorsa o seçilsin gitsin bitsin. Ve bir de bu cumhurbaşkanlığı seçimi de aday olarak herkes açık olsun. İllaki bir partili olmak zorunda değil. İllaki milletvekilleri aday göstermek zorunda değil. Bazı şeyler olabilir örneğin. Bunun gibi bunlar akil bir şekilde düşünülüp uygun bir hale getirilebilir. Zaman içerisinde bu iştahat edilip yeniden uygun bir hale getirilebilir. bu bence şu anda ki başkanlık seçimi şu anda elimizde olan en ideal durum bu. Bu da devam ettirilebilir mi? Evet, bunun bazı değişmesi gereken olgunlaşması gereken yerler de olabilir mi? Evet. Sizce tam bir İslâmî siyasi düzen nasıl olmalıdır? Ve dünyada böyle bir düzen bir gün yaşanacak mıdır?
Ben yaşanacağına inanıyorum. Arkadaşlar ümitsizlik yok. ne kadar bir karanlık dünyada yaşarsak yaşayalım elimizde ilahi olarak Kur’ân ve Sünnet gibi bir îmân ettiğimiz dini bir manzume sahibiz. O yüzden ümitsizlik yok. Biz Kur’ân ve Sünnet’i en iyi şekilde yaşama ve yaşatması mücadelesi verip Kur’ân ve Sünnet’ten gücünü kuvvetini alan bir siyasi bir sistem kurabiliriz. Ben buna inanıyorum. Selamünaleyküm. ABD’deki bu kargaşa sokak eylemleri ABD’nin sonunu getirecek olan olayların başlangıcı mı yoksa sonra çıkacak olayların ABD’nin sonunu getirecek? Bu Trump’u istemeyenlerin yapmış olduğu bir şey ABD’de. Bu Trump’u istemeyen bir kısım paracı güçler Trump’u devirmek için bunu daha da şiddetlendiriyorlar kendi iç hesapları.
Bu koronayla alakalı önlemlerin daha da sertleşmesini isteyenlerle ABD’deki olayları destekleyenler aynı grup. Onlar bu koronayı bahane ederekten daha ağır önlemler alınmasını, daha ağır karantinalar uygulanmasını, böylece ülkelerin zayıflamasını, ekonomilerinin zayıflamasını, sağlık sektörlerinin iyice zayıflamasını, her türlü zayıflamayı öngörüyorlar. Bu olayları bahane edip, tabiri caizsi destekliyorlar. Bu korona virüs 2. dalga olur mu? Hayırlı geceler. 1 Haziran’dan itibaren hayırlı geceler. Şimdi bu korona tedbirleri 1. 2. 3. 4. 5. o yetmedi başka bir dalga çıkarabilirler. Neden? İstediklerini alamadılarsa dünyayı sömürmek isteyen o paracılar istediklerini alamadığı müddetçe bunları 2-3-4-5-6 da yapabilirler, korkutabilirler bizi.
Selamünaleyküm. 1. Darül Harp olan bir ülkede siyasal İslamcılık adı altında yapılan lâik Müslümanlık yaklaşmana bakış açınız nedir? Hem siyasal İslâm olacak hem de lâik Müslüman olacak. Çok zor. Dinin kendi içerisindeki argümanları var. Din dünyaya karışıyor. Din dünyaya karıştığı müddetçe lâik bir Müslüman olması mümkün değil. ne yapacak Müslüman kendi üzerindeki dünyevi işleriyle uhrevi işlerini ayıracak mı? benim bu namazım ama gider içki mi içerim diyecek. Bu benim namazım ama gider fuhuş da olmalı fuhuş da yaşanmalı fuhuş evlerde açılmalı mı diyecek? ben namazımı kılarım ama faiz de olmalı faizci yuvaları da olması lazım mı diyecek? Bu mümkün değil. Dinin haramları belli, ibadetleri belli, bunlar haramları belli, ibadetleri belli, hukuku belli.
Hırsızlığa verilecek olan ceza belli, zinaya verilecek olan ceza belli, eşcinselliğe verilecek olan ceza belli. O zaman bu cezalar varsa, o zaman bu cezalar da İslâm hukukuna göre uygulanmayacaksa nasıl o kimse İslâm olduğunu söyleyecek mümkün değil. 2. Özellikle son dönemde yapılan bazı çalışmalarla Müslümanların sessiz sakin olup Mehdi beklemeleri yönündeki çalışmaların amacı cihat anlayışını yok etmek midir? Evet, Müslümanlar sessiz sakin bir şekilde dini sadece ibadet bazında alsınlar. Müslümanlar dini camiye de değil, vicdanlarına sıkıştıracaklar. Camide de değil, vicdanına sıkıştıracak. Sadece îmân etmiş olacak. ibadeti de kaldıracak, hukuku da kaldıracak, ahlakı da kaldıracak ve diyecek ki zamanın sahibi geldiğinde bu işleri düzenler.
Böyle bir hale getirildiler ne yazık ki. Ama biz kendimiz o hale geliyoruz. Bizim kasamız, paramız, masamız, hiyerarşimiz, ailemiz, evimiz, barkımız, katımız, yatımız gözümüzde daha büyük bizim. Selamun aleyküm. Tekke bayan programlarına yakın çevremi getiriyordum ara ara. En son bayanlara belge verdiğiniz programda onlara garip gelen bir şey oldu. Bayanların elinizi öpmesi, bu durumu onların nasıl izah etmeliyiz? Bir kimse üstadının elini, babasının elini, kocasının elini, abisinin, amcasının, dayısının elini öpebilir. Hanefiye göre babası yaşındaki bir kimsenin de elini öpebilir. Üstadın da elini öpebilir. Bunda bir beyes yok. Bir soru açmaya çalışıyor da o yüzden onu bekliyorum. Hakkınızı helâl edin.
Açılma da daha. İnternette bir sorun yok değil mi Salim? Tamam. Selamun aleyküm hocam. Mürşid’e tabi olmadan önce, hocam haccet namazı kılıp da ondan sonra mı hangi mürşid’i rüyada görüyorsun da tarikat ders alıyorsun? Ben mevliv olmak istiyorum. Haccet namazı kılmama gerek var mı? Haccet namazı da kılabilirsin. İstihare namazı da kılabilirsin. İstişare edebilirsin. Allah yardımcın olsun. Allah’a bakın, bulursun inşallah. Pazartesi çoğu yer açılıyor. Vakıflarımız da açılacak mı? Kurslarımız devam edebilecek miyiz? Vakıflarla alakalı henüz daha bir açıklama yok. Bu eğitim dernekleri ve vakıflarla alakalı bir açıklama yok. O yüzden henüz pazartesi günü vakıflar açılmayacak bildiğim kadar ile. İkinci sorum.
Hayz dönemi 10 günü geçtiğinde özürlü durumunda oluyor ve namaz kılmaya başlıyoruz. Bu durumdakin cima edebilme durumu nedir? Cima da serbest. Ayasofya’da okunan ezanlar ve Kur’ân-ı Kerim ayasofyanın beş vakit namazı açılmadan önceki işaret fişeği midir? Bu işaret fişekleri ile aldatılmayalım. Ayasofya’nın cami olarak eski konumuna gelmesi lazım.
Ayasofya Kılıç Hakkı ve Mürşid Yolu
Böyle müslümanların gazını alın. Müslümanlar böyle, aa bak ezan okundu, bak orada da Kur’ân-ı Kerim okundu deyip de gazımızı almasınlar. Ayasofya bir kılıç hakkıdır. Ayasofya fetin simgesidir. Ayasofya Türkiye’deki müslümanların özgürlük simgesidir hatta. Ne zaman Ayasofya Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin zamanındaki iştave döndü o zaman Türkiye’deki müslümanlar özgür olmuştur. Hiç kimse bunu böyle sakın aldanmayın. Ayasofya’da beş vakit namaz kılınınca kadar, Ayasofya eski haline gelinceye kadar müslümanlar henüz daha özgür değildir. Kocam sohbetlere gelmiyor. Pek çok konuda yaptığı yanlışlıkları kabul etmiyor. Uyarmaya çalışıyorum ama kabullenemiyor. Mesela namazlarını kılıyor ama sigarayı bırakmıyor.
Ben onu uyarınca bana dervişlik dersi vermeye çalışıyor. Ne yapacağımı bilmiyorum. Boşanmayı düşünüyorum ama hiç çocuğum var. Bunlardan dolayı adam boşanmaz. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamün aleyküm. Çevremde mucizeleri reddeden hocalarım ve arkadaşlarım var. Bu kişilere karşı nasıl bir tutum sergilemeli, nasıl cevap vermeli? Kur’ân’la sabit peygamberlerin mucizeleri ve peygamberlerin mucizelerini reddeden bir kimse küfre düşer. İslâm’dan çıkar. Peygamberlerin mucizelerine inanmak imani bir kuraldır. O yüzden peygamberlerin mucizelerini reddeden kimse küfre düşmüştür. Allah muhafaza eylesin. İslâm’la bu kalmaz onun. Selamün aleyküm. Annem başka bir dergahdan dersli ve akşam namazını niyet ettikten sonra bir hal görmüş.
Kabe’de bir otelde bir odada baştan aşağıya beyaz giyinmiş. Hanımlarla halakada hatime yapmaya niyetlenmişler. O sırada hatime kitapları yanlarında yokmuş. Annem de ben de var deyip o kitabı vermiş. Oradaki ablalara o sırada kendine gelmiş ve hala namazda ayaktaymış. Oradaki ablalar anlatma marinatı kaçar demiş. Ama annem hayatında ilk defa böyle göz açıkken bir şey gördüğü için hala etkisini çok merak ediyor. Annamına Allah razı olsun demiş. O üstadına soracak. Bunun edevi, adabı o üstadına soracak. Veyahut da bağlı bulunduğu yere soracak. Doğrusu olan bu. Selamünaleyküm. Kişi ettiği bedduadan Allah huzurunda sorunlu olur mu? Eğer haklı bir bedduaysa sorunlu olmaz. Ama haklı bir beddua değilse beddua kendisine dönecek bilsin.
Bir annenin çocuğunu terk etmekle bırakmakla korkutması, eğer sözünü dinlemezse onun annesi olmayacağını söylemesi, evden kovması, korkutmak için kapının önüne bırakması, İslâmî açıdan nasıl değerlendirmelidir? Evde dahi çocuğundan saklanıp onu ağlayarak aramasından hoşlanan bir anne elinde büyüyen çocuğun ileride psikolojik sorunları oluşur mu? O anne hızla psikolojik olarak kendisini gerçekten tedavi ettirsin. bunu böyle yapan bir annenin psikolojisi iyi değil. Muhakkak o aileden geliyordur onun o psikolojik bozukluğu. Kendisi öyle bir şey yaşamıştır. Annesi veya babası böyle bir şey yapmıştır. Gerçekten psikolojisi iyi değilmiş onun. Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Bazen gökyüzünde Allah Allah Allah diyorum.
Bunun bir manası var mıdır? Bugün sizinle telefonda görüşebilir miyim? Sizi Allah için seviyorum. Allah seni de sevsin canım kardeşim. Manasız bu alemde hiçbir şey yok. Selamünaleyküm. Kütüb-i Siddete fitne bölümünde geçen şu hadiste Hz. Enes İbn-i Malik Radıyallahu anh anlatıyor. Bir gün ey Allah’ın Resulü emri bil maruf ve nehyanil münkeri ne zaman terk etmeliyiz diye sormuştu. Aleyhisselatü vesselam şu cevabı verdi. Aranızda sizden önceki ümmetlerde zuhur etmiş olan şeyler zuhura başladığı vakit. Biz bizden önceki ümmetlerde ne zuhur etmişti diye sorduk. Hükümdarlık küçüklerinizin elinde olduğu, fuhuş büyüklerinizce işlendiği, ilim de rezillerinizin eline geçtiği vakit buyurdular. Evet, hadîs bu zamanı mı işaret ediyor?
Hadîs bu zamanı işaret ettiği söylenebilir. Sebep çünkü hükümdarlık deyince krallık, padişahlık, devlet başkanına baktığınız zaman İslâm dünyasına gerçekten devlet başkanı olamayacak kapasitedeki insanlar ne yazık ki hükümdar suutta olduğu gibi, ürdünde olduğu gibi, bahreinde ve Arap ülkelerinde olduğu gibi onların hükümdarlarına bakınca evet bu hadîs-i şerîf tecelli etmiş. Fuhuş büyüklerinizce işlendiği zaman, büyüklerinizce işlendiği zaman dediği şey şu, genç böyle tabiri caizse delikanlıların böyle nefsi, şehveti, kuvvetli olan kimseler bunu yapar da yaşlı, ihtiyar insanları böyle toplumda saygın yaşını başını almış, milletvekili olmuş, belediye başkanı olmuş, bir yerde müdür amir olmuş, mühti olmuş, bu tip böyle toplumda saygın bir yere sahip olmuş olan kimseler fuhuş yaptıkları zaman, bir de ilim de rezillerin eline geçtiği zaman, bu ister dini ilim olsun, ister dünyevi ilimler olsun, rezil insanlar eline geçiyor, ilimi bu dairede kendilerine dünyalık bir mevki-makam sahibi etmek için ilim ehli oluyorlar, o zaman kıyamete de bekleyin diyor hadîs-i şerifte.
Hucurat Suresinin hasta kimseler için okunacağını duydum, hadîs-i şerife dayalı olup olmadığını bilemedim, hakkınızı helâl edin, okumak uygun mu? Kur’ân şifadır her türlü maddi, manevi hastalığa, o yüzden Kur’ân-ı Kerim okunabilir hastalığa. İyi akşamlar hocam. Hocam bir ateist arkadaşımıza İslâm’ı Kur’ân’a yönlendirmeye çalışırken daha önce söylediğim bir insanı öldürmek, bütün insanı öldürmek gibi günahtır demiştim ama bana Kur’ân’dan şu âyet gönderdi, cevap veremedim. Haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün diye. Normalde o müslümanlar, müşrikler, müslümanlarla savaş yapıyordu, müslümanlar harâm aylarda savaşmak istemiyorlardı. Ve Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimeyle onları yasakladı.
Fakat müşrikler onlara saldırınca, bu sefer başka bir âyet-i kerime de yine onlar size saldırılsa topraklarınızdan çıkarmak isterlerse onlarla savaşınız emre geldi. Zaten bu âyet-i kerimeyi tek olarak bakılır, esvabın üzerine bakılmazsa senin dediğin gibi olur ama esvabın üzerine bakılınca benim dediğim gibi olur. Allah’tan kötülükler nefsimizden fakat hiçbir şey Allah’ın yaratması olmadan var olmaz. Varlıkların yaratılması gibi eylemler de mi yaratılır? Yoksa eylemleri insanların iradesiyle oluşturması mümkün müdür? Eylemler de yaratılır. Allah la fa’ili illallah. Allah’tan başka fa’ili olan yoktur, Allah’tan başka yaratan yoktur. O yüzden kul kendi dairesinde ama hayırı ister kesptir bu ama şerri ister kestir bu.
Hayırı isteyene Cenâb-ı Hak hayırı yaratır, şerri isteyene Cenâb-ı Hak şerri yaratır. Mübarek insanlar bir sayfa yazıyorsunuz bir de diyorsunuz ki içinizden okuyun bunu. Buradaki insanlar da bizi bekliyorlar. Selamün aleyküm. Ya Zülcelali vel İkram ismi şerifi hürmetine ikrama mı koşmak mı yoksa beklemek mi hayırlı? Zorluklara imtihana sabır, ikrama açılan kapıysa kapıda beklemek yolun başlangıcı olur mu? Yolumuz acıdır bu yolda zorluklar var demiştiniz. Bu zorluğu lütuf olarak kabul ederiz. O zaman ikrama arzulamak doğru mu? Eyvallah. Selamün aleyküm. Bir üstade ve mürşide bağlanmak, ders almak için üstade araştıracağız. İrşadi var mı yok mu? Kur’ân ve sünneti uyup uymadığına bakacağız. Bizler Kur’ân ve sünneti uyan bir mürşidi kamine nasıl lâik bir derviş olacağız?
Kendimizi nasıl disiplin etmeliyiz? Nasıl yol gitmeliyiz? En büyük sıkıntı bu. İnsanlar bir üstade bir mürşidi kamine bağlandıklarında o yolu devam ettirip ettiremeyeceklerini bakmıyorlar. Allah yiyesin.
Akvaryum, Hayvan Hakkı ve Kapanış
Kur’ân ve sünneti uyulduğu müddetçe bunda bir sıkıntı olmaz. Selamün aleyküm. Ben akvaryum balıklarına merak olan biriyim. Evimde akvaryum olmasının bir sakıncası var mı? Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Hayırlı akşamlar. Ben hiçbir hayvanın kafese, akvaryuma bağlanmasına razı değilim kendimce. Her şey doğalında koşmalı. Balıklar denizde yaşayacak, gölde yaşayacak, nehirde yaşayacak, nerede yaşayacaksa yaşayacak. Doğal ortamı o. Balıkların doğal ortamı akvaryum değil. Kuşların doğal ortamı kafes değil. Nerede yaşayacaksa kuşlar kendi doğal ortamında yaşayacak. köpek kafeste yaşayacak, bağlanacak bir hayvan değil. Doğal ortamında yaşamalı. Kedi evlerin içi, onların doğal yaşam alanları değil.
Kedi sokakta, bölde, bahçede, orada burada yaşayacak olan bir hayvan. O yüzden hayvanlar doğal yaşamlarında. Bu benim kendi şahsi duruşum. Bu konuda çok su getiriyor. Millet soruyor bana kedi besleyebilir misin? Beslersin kardeşim. kuş besleyebilir misin? Beslersin. Ama doğal ortamı mı? Değil. Evde kedi besleyenler doğal ortamında mı kediler? Değil. Köpekler doğal ortamında mı? Değil. Bağlıyorlar bahçelerine veyahut köpek kulübesi yapıyorlar. Doğal ortamı mı? Değil. Kısırlaştırıyorlar. Doğal ortamı mı? Değil. Bu hakkı nereden buluyor insanlar? Kendilerini kısırlaştırdıkları gibi hayvanları da kısırlaştırıyorlar. Bu hakkı nereden buldunuz siz? Hayvanlara zulmediyorsunuz. Bütün hayvanlar doğal bir hayatta yaşamıyorlarsa doğal hayatta yaşatmayan sahiplerinden mahşerde alacaklarını alacaklar.
Mademki mahşerde boynuzlu koyun, boynuzsuz koyundan alacağını alacak, hayvanlar da doğal hayatta yaşatmayan insanlar, ne yazık ki hayvanlar da onlardan alacağını alacaklar. yok çocuğumuzun psikolojisi bozulmasın, yok eşimizin psikolojisi bozulmasın, yok çocuğumuza iyi gelir evde balık beslesin. şey değil bunlar benim nazımda. İnsanoğlu yeryüzüne fitne çıkarıyor, insanoğlu doğal hayatı bozuyor. Alıyor kurdu, köpekleştirmeye çalışıyor. Geçen gün haberlerde, nerede bir Anadolu’da bir şehirde yavruları olan kurdun annesini öldürmüşler, kat etmişler, yavrularını almışlar, onları evcilleştirecekler. nasıl bir zalimlik bu? Akıl gerçek bir şey değil. Veyahut da yurt dışından kaçak kuşlar getiriliyor.
O kuşlar Anadolu’nun ormanlarında yaşayacak bir kuşlar değil. Nerenin? Tropikal bölgenin kuşları. Ya tropikal bölgenin kuşlarını süs için ülkeye getiriyorlar. Ya o kuşlar burada doğal ortamda yaşamıyor. Ne o derler ya meşhur atasözü yok. Bülbülü altın kafese koymuşlar. Ah vatanım demiş. normalde kuşların yeri kafes değil ki. hayvanların yeri ev değil. E ama doğalıktan uzak. Allah muhafaza eylesin. Bu benim kendi şahsi duruşum. hayvanları doğal ortamlardan beslenmesi lazım. Onların doğallıklarını bozulmaması lazım. bir yumurtayı da hayvan kendisi attıysa yuvadan, sen alıp onu yuvasına koymayacaksın. Bitti. Onun doğallığını bozmayacaksın. Benim terasta kumrular yuva yapıyorlar. ben terasa da çıkmaya imtina ediyorum.
Diyorum ki ürkmesin hayvanlar doğal hayat devam etsin diyorum. Oraya bir yuva yapmış. Oraya yumurta koymuş oraya. Yumurtlamış. Civciler çıkınca kadar uğraşsın diyorum. Mesela bir gün civcivin biri atmış kendini yuvadan aşağı. Yavrunun birisi. Elime dahi sürmedim. Dedim ki doğal hayata dokunmayayım. Kendisini atmış kendini. Uçacağını ümit etmiş. Ondan sonra atmış dedim. Seyrettim onu. O böyle gitti gitti gitti gitti. Ondan sonra ufak ufak uçtu. Tellinin içinden çıktı. Çatıya gitti. Çatıda baktım bir kedi bekliyor onu. Avcı bir kedi. O da hamile. Mahallenin kedisi. Anında avladı onu. Dedim ki. Aha Allah’ın Reza ismi şerifi. Hamile kediye av oldu. Neden av oldu? Daha kanatlanmadın. Kendi kendine uçma hırsından dolayı av oldu.
Dedim Mustafa Özba. Kanatlanmadan uçan aha böyle kedilere av olur dedim. O yüzden doğal dengedir bu. Sen bakarsın dışarıdan. Ya bu dervişte olacaktı da neden dergahtan gitti ki dersin. O kanatlanmadan uçmaya heveslenmiştir. Avcı bir kedi avlar onu. Dersin ki ha bu da avcı kedinin nasibiymiş. O yüzden bekleyecek. Kanatlanmayı bekleyecek. Kanatlanıp da uçacak. O yüzden doğal hayata müdahale olarak görüyorum. Selamünaleyküm. Medyasal devletsel etkin güçler ile dini unutturmak için deccalı sistem etkin olarak faaliyetlerine sürdürüyor. Aile yapılarımız da genel olarak dini bilgiler temelde çok zayıf. Zayıf bilgi ile çoğu insanlar yetiştiği için belli bir zaman sonra elinde olmadan deccalı sistemin çarkına giriyor.
Sorum kendimizi hızlıca yetiştirip aile kurarken, çocuk yetiştiklerinde nasıl ayrı reisi görevini yerine getirip kendimizi korumalıyız ve çevremize örnek olmalıyız. Dağınık Müslüman değil de nasıl birlik Müslüman oluruz. Herkes en azından evine bir ilm-i hal kitabı alacak. En azından bir riyav-i salihini alacak. En azından Kur’ân’ın hem meali hem tefsirini alacak. Hızla dinini öğrenecek. En azından haramlar ve helallar iki cilt onu alacak. Dinini hızla öğrenecek ve yaşamaya çalışacak. Arkadaşlar bir kardeş bir soru yazmış. Bizde hiçbir ders, hiçbir topluluk zorunu değildir genel olarak. Arkadaşlar bütün Salih Perşembe Cumartesi sohbetlerini zorunu olmadan gönüllük esasına göre, dileyen katılır dilenmeyen katılmaz.
Fatır Suresi 33-22 Onlar adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki elbiseleri de ipektir. Selamun aleyküm. Fatır Suresi 33. Ayeti örnek göstererek erkeklere altın ve ipek harâm değil. Kur’ân-ı Kerim’de yasaklayan âyet yok. Cennette helasa dünyada niye harâm olsun ki diye soran birine nasıl anlatabilirim? Cennette isteyene istediği kadar kadım verilecek. Cennette isteyene istediği kadar kadım verilince dünyada da ona helâl mi diyeceğiz? Böyle bir mantık yok. Cennette altın ırmaklar var. Altın umaklarda yüzmek var. Dünyada altın ırmağı mı var? Cennette süt ırmakları var. Dünyada süt ırmağı mı var? Cennette bal ırmakları var. Dünyada bal ırmağı mı var? Cennetin hükmü ve hukuku cennete ait.
Dünyanın hükmü ve hukuku dünyaya ait. Kabir hayatının hukuku kabire ait. Ruhlar yaratıldığı andaki ruhlar aleminin hukuku ruhlar alemine ait. O yüzden İp’i Hazret-i Peygamber’e, altın ve İp’i erkeğe yasak etmiş. Hazret-i Peygamber’e, Hz. Selam’ın bir Peygamber olarak buna hakkı var. O heva ve hevesinden konuşmadı. Âyet-i Kerime. Haklarınızı helâl edin. Bugün saat 0.25’de bitiriyoruz. Okumadığım sorular oldu, rüyalar oldu. okumadığım böyle hepsine de baktım ama hepsini okumadım, hepsini cevaplandırmadım. Bazıları cevaplandırdığımız şeylerdi. Sohbetleri hem bir de böyle bir tabiri caizse temizlik olsun istedim. Hepsine bakayım istedim. O yüzden hepsini de elden geçireyim, gözden geçireyim istedim.
Bu gece de nasip bu kadarmış. Kısmetimiz bu kadarmış. Bu gece de yarımda bırakıyoruz. Allah izin verse inşallah önümüzdeki perşembe ya bir yine hadîs sohbetiyle devam edeceğiz. Ya da perşembeden önce inşallah konuyu belirleyip atarız ama önümüzdeki cumartesiye yine siyasal İslâm’la sohbete devam edeceğiz. Hakkınızı helâl edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Biz yine mutat bir şekilde tevhidimizi çekeceğiz. Ondan sonra da gecemizi sonlandıracağız. Efdalu’z-zikr fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Lâ ilâhe illallâh. Allah. El-Fâtiha ve Ale’s-selâtü ve’s-selâm. Amin. Geceniz hayır olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Siyâsî İslâm Gündemi ve Ümmetin Birliği: Ümmet-i Muhammed’in birlik ve beraberliği — Âl-i İmrân 3/103 (“Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin”); Kur’ân ve Sünnet’e temessük zorûnluluğu — Muvatta, Kader 3 (“Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe sapmazsınız: Allah’ın Kitâb’ı ve Resûlü’nün Sünneti”); koronavirüs dönemi arâsında gündeme dönüş ve mu’tad sohbet disiplini
- Fürû Tartışmaları ve Özü Kaçırma Tehlikesi: Namazda ellerin bağlanışı mezhep ihtilâfı — İmâm-ı Mergınânî, el-Hidâye; Hanefî göbâk altı vs. Şâfiî göğüs hizâsı; tekke âdâbı ve silsile tartışmalarının fer’î mâhiyeti — Şâh Velîyullâh Dihlevî, el-İnsaf fî Beyani Sebebi’l-İhtilâf; “Benden önceki peygamberlerin başına gelenler sizin de başınıza gelecek” — Buhârî, Enbiyâ 50; Tirmizî, Îmân 18 (sızdağa kışrı hadîsi)
- Îmândan Taviz ve İslâmî Uyanış Hareketleri: “Kitâb’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” — Bakara 2/85; 19-20. yüzyıl İslâmî uyanış ve ıslâh/tecdîd hareketleri — Cemâleddin Efgânî, Muhammed Abduh, Reşîd Rızâ; Hindsıtân’da Şâh Velîyullâh ve Diyobend mektebi; “Her yüz sene başında bu ümmete dinini tecdîd edecek bir müceddid gönderilir” — Ebû Dâvûd, Melâhim 1
- Benî Sadr, Ali Şerî’atî ve Şîî Eskatolojisi: Ebu’l-Hasan Benî Sadr’ın İrân devriminde rolü ve sınıfsız toplum tezi — Tevhîûdî İktisâdın İlkeleri; Ali Şerî’atî’nin mustaz’af-mustekbir diyalektiği — Dîne Karşı Din, İslâm Bilim Dersleri; Mehdî gaybeti ve in-tizâr doktrini; Marksizm ile Şîî eskatolojisinin sentezi; Humeynî Velâyet-i Fakîh teorisi — el-Hükûmetu’l-İslâmiyye; Şîî-Sünnî ayrışımı — Muhammed ebû Zehrâ, Mehâhibu’l-İslâmiyye
- Hasan et-Turabî, Sûdan ve Oryantalist Desteklenen Liderler: Sûdanlı Hasan et-Turabî’nin Batı eğitimi ve Sorbonne doktorası; Milli İslâmî Cephe ve 1989 darbesi; Ömer el-Beşîr ve büyük Sûdan projesi; Batı’nın İslâm dünyasını dönüştürmek için seçtiği figurler — Edward Saïd, Orientalism; Bernard Lewis’in “Ilımlı İslâm” projesi; RAND raporları (Civil Democratic Islam, 2003)
- Lâiklik ve Sekülerizmin Mâhiyeti: Lâiklik (laicité) Fransa 1905 kilise-devlet ayrışımı kökeni — Jean Baubérot, Histoire de la laïcité en France; sekülerizm dünyevîleşme ideolojisi — Peter Berger, The Sacred Canopy; “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendisidir” — Mâide 5/44; İslâm’da din-devlet ayrımının imkânsızlığı — Seyyid Kutub, Ma’âlim fî’t-Tarîk; Ebu’l-A’lâ Mevdûdî, el-Mustalahâtu’l-Erbaa
- Devlet Başkanı Seçimi ve Şûrâ Prensibi: “İşleri aralarında şûrâ iledir” — Şûrâ 42/38; “Onlarla iş hususunda müşâvere et” — Âl-i İmrân 3/159; ehl-i hal ve’l-akd kavramı — Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye, Bâb 1; İbn Teymiyye, es-Siyâsetu’ş-Şer’iyye; İbn Haldun, Mukaddime, asabiyyet ve devlet teorisi; Hazret-i Ebû Bekir’in Sakîfe bey’atı modeli — Taberî, Târîh III/218
- Diyanet İşleri, Müftüler ve İstiklal Arayışı: Osmânlı Şeyhülıslâmlık müessesesinin ilgâsı (1924) ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu — İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak İslâm; ilahiyat fakülteleri ve ulemâ yetiştirme problemi; müftülerin devletten bağımsız seçimi tartışması — Hayreddin Karaman, İslâmın Işığında Günlük Meseleler
- Ayasofya Kılıç Hakkı ve Fetih Sembolü: Ayasofya’nın Fâtih Sultan Mehmed tarafından fet-hi (1453) ve kılıç hakkı — Dûkâs, Historia Turco-Bizantina; Tursun Bey, Târîh-i Ebû’l-Feth; 1934 müze kararı ve reddi; Fâtih’in vakfiyyesindeki lânet şartı; “Konstantıniyye elbette fethedilecektir” hadîs-i şerîfi — Ahmed, Müsned IV/335; mürşid-i kâmil intisâbının sürekliligi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât
- Hayvan Hakları, Akvaryum ve Tevhîd Kapanışı: İslâm’da hayvan hakları ve kafese koyma meselesi — Buhârî, Edeb 27 (kediyi ha-psettiği için âzab edilen kadın hadîsi); Müslim, Selâm 151; rahmet peygamberi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in hayvanlara şef-kati — Ebû Dâvûd, Cihâd 44; tevhîd zikrinin fazileti — “Efdalu’z-zikri lâ ilâhe illallâh” Tirmizî, Da’avât 9; İbn Mâce, Edeb 55; Fâtiha-i şerîfenin ihdâsı ve selâm ile meclis âdâbı
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Velâyet, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı