Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap #39 — Mürşid-i Kâmil ve İcâzet

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap #39 — Mürşid-i Kâmil ve İcâzet. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Giriş: Ramazan Sonrası Sorulara Devam

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenize hayırlı eylesin inşallah. Mübarek Ramazan ayını bitirdik. Bayramı yaptık. Her ne kadar bu seneki bayram daha önceki seneler gibi olmasa da Cenâb-ı Hak’a hamdü sena olsun. Nasibimiz de bu sene böyleymiş. İnşallah biraz İran’dan itibaren bugün açıklandığı şehirler arası geliş gidişler serbest olacak. İnşallah zaman içerisinde normale döneriz. Bugün kaldığımız o sorular vardı. O sorulara kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Geçen en son sohbette hızla kapatmak zorunda kaldım. Bilenler bunu biliyorlar kendimi ayrı bir yere koymak için söylemiyorum. Malum şeker hastasıyım. O yüzden bazen belli bir saatten sonra hızda tuvalete ihtiyacı hasıl oluyor.

O yüzden hızda kapatmak zorunda kaldık. Başka bir sebebi yoktu. Allah izin verirse inşallah. Kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz. Ondan sonra da diğer kardeşlerin sorularına geçeceğiz inşallah. Burada baştan şunu söylemek istiyorum. Benim 30 kusur yıllık, 33 yıllık İslami hayatım boyunca hiçbir cemaat, hiçbir cemiyet İslami noktada hiçbir şey efendi, hiçbir tarîkat benim özel hedefimin altına girmez. Ben hiç kimsenin yoluna, şeyhine, cemaatine bir laf söylemem. Ama Kur’ân Sünnet dairesinde ölçüyü bilebildiğim kadar konuşmaya gayret ederim. Tasavvufi manada nasıl olması gerekir? Benim anladığım nedir? Ben o konuda Kur’ân Sünnet dairesinde eski sufilerin ölçüsünde ne biliyorsam bunları aktarmaya gayret ederim.

O yüzden yanlış Kur’ân Sünnet ve eski sufiler dairesinde nerede bir yanlışlık varsa ben o yanlışlığı dile getiririm. Bana sorulursa ben ona cevap veririm. O yüzden bu yanlışlık benim şeyhimde de olsa, bende de olsa veya ikisinin şeyhinde de olsa isim konuşulmadan ben onu ifade ederim. O yüzden doğru neredeyse o Müslümanın yitikmalıdır. Hikmetli sözler, hikmet Müslümanın yitikmalıdır. O yüzden ilim Müslümanın yitikmalıdır. Doğrudur her yerde. O doğruyu söylemekten dolayı birileri üzülüp kırılacaksa doğruyu söylememeye yiyilemeyiz. Doğruyu söyleriz, o üzülüp kırılacağını kendisini düzelsin. Varsa bizim de eğrimiz, bizim de herhangi bir problemli yanımız, onu da bize nasihat ederler, onu da söylerlerse biz de kendimizi düzeltmeyi bir erdemlilik olarak görürüz.

Kızmayız kimseye bu böyle bize eksikliğimizi bize nasihat etti diye. O yüzden ben doğru bildiklerimi söylemeye devam edeceğim. Yıllardan beri yapa geldiğim şey bu. Belki de sevenimiz az olur ama biz doğruları söylemeye gayret edeceğiz. Zaten bir kimse doğruları söylemeye gayret ediyorsa, Kur’ân ve Sünnet tarihisinde duruyorsa onun dostundan fazla düşman olacaktır bu topraklarda, böyle bir zamanda. Çünkü Kur’ân ve Sünnet’e îmân edip onu yaşamak ve hele Kur’ân ve Sünnet’i sufi daireden bakıp sufice yaşamak zor bir iştir. Ve sufice yaşayıp sufice söyleyecekseniz düşmanınız çok olur. Birisine Kur’ân derseniz, Sünnet-i Seniyye derseniz, mezheplerin imamı derseniz, ilk sufilerin yolu böyledir derseniz sizin düşmanınız çok olur.

Eğilip bükülmezseniz, Âyet-i Kerimeleri eğip bükmezseniz, doğruları eğip bükmezseniz sizin düşmanınız çok olur. Size çok kuyu kazarlar, size çok sıkıntı çıkarmaya çalışırlar. Her cenahtan, her bölgeden. O yüzden eğer bir kimse düşmanı yok denecek kadar az ise o doğruları söylemiyordur. Eğer o Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki sistemlerle, Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki oluşumlarla bir sıkıntısı yoksa o doğruları haykırmıyor. O kötülüklerle mücadele etmiyor. O hak ve hakikati yaşayıp yaşatma mücadelesi vermiyordur. Ben öyle inanırım. O yüzden kimsenin tekrar onun altını çizerekten söylüyorum. Cemaat ile, şeyhi ile, piri ile, gavs ile adına ne derseniz deyin. İşim yok. Benim işim Kur’ân ve Sünnet dairesindeki sufilik bu dairede ölçüleri konuşmak, bu dairede bildiğim doğruları aktarmak.

O yüzden sürçü lisan ettiysek, hususi birilerinin kalbini kırmak derdimiz değil, özür dileriz herkesten. Ama bizim söylediğimiz, dile getirdiğimiz Kur’ân ve Sünnet dairesinde, imamların iştahatı dairesinde ve ilk sufilerin yolu dairesinde söylediklerimiz doğru ise onların kırılıp gücenmeleri nefislerinden dir. Allah bizi affetsin inşallah. Ben hatırladığım yerden devam edeceğim. Orada kaldım hatırlıyorum. Oradan devam edeceğim inşallah. Bu şeydi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, icazetsiz kendi kendine rüyâ ile şehlik iddia edenler, yarın kabre vardığında gel kezzep hitabına muhatap olacağını buyurmuş iken, çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nin net böyle kendi kendine rüyâ ile şehlik iddia edenler diye burayı tırnak içerisinde söylüyorum.

Bu bize gelen haber böyle değil. Bu bize gelen haber şu, şeyh olmadığı halde şehlik iddia edenler, yarın kabre vardığında gel kezzep hitabına muhatap olacağını buyurmuş iken. Evet, benim duyduğum böyleydi. Benim şeyhim Nevşehli Abdullah Gürbüz Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’nin şeyh olmadığı halde şehlik yapanların bu hitaba maruz kalacağını söylemişti. Bu devranın geçeceğini, bu saltanatın elbet biteceğini bile bile, şehlik, üstadlık yapanları neye istinaden insanları başına topladıkları hakkında ne buyurursunuz? Bir kimse gerçekten de insanlar onları bir şeyh olarak, bir üstâd olarak rüyalarını da görmüyorlarsa, o kimsenin kendinde şeyh olduğuna, üstâd olduğuna dair bir ibara yoksa, böyle bir şey yoksa, onun gerçekten şehlik ve üstadlık yapması kendi açısından doğru bir daire değil.

Bunu böyle işte, ya insanlar toplansın, dağılmasınlar diye yaptım, yok başka bir yerlere giderler, gitmesinler diye yaptım, bunlar boş sözler. Ama bunun yanında bir de gizli şeyhler var. Gizli şeyhler nasıl? Biz üstadımızın bıraktığı yerdeyiz, o yüzden toplanıyoruz, zikirlere devam ediyoruz. bu hadi bir üstadı vefat eder, üstadı vefat ettikten sonra bir ay, iki ay, üç ay, beş ay neyse, bu istihariler, istişareler devam ederlerken millet toplanır dervişan. bir şeyh arayışına düşerler. O şeyh arayışı esnasında dağılmamak, toplu durmak, zikirlere devam etmek ve başlarındaki Çavuş, Nakip, Nugabba, Zakir, hiyerarşik olarak adına ne deniliyorsa, onun etrafında toplanıp Allah’ı zikretmeleri, sohbetlerine devam etmeleri makul bir şeydir.

Ama yok, bu böyle üstadımız siz devam edin dedi, sahibiniz gelecek dedi, yok üstadınız devam edin dedi, Mehdi geldiğinde Mehdi’ye kadar başka şey olmayacak dedi. bunlar bunun gibi böyle üstü kapalı, ne olduğu belli değil. Tasavvufun ana ilkelerine aykırı, Kur’ân ve Sünnetin ana ilkelerine aykırı bu tip söz ve davranışlar doğru değil. Bunlar da gizli şeyhlik yapanlar. Nasıl gizli şeyhlik yapıyorlar? Bunlar açıkça biz şeyhlik yapıyoruz demiyorlar. şeyhi vefat ettikten sonra ben rüyamda gördüm, bana sen Çavuşsun dedi. Şeyhi vefat etmiş, ben rüyamda gördüm, sen Zakirsin dedi. Şeyhi vefat etmiş, ben rüyamda gördüm, sen şeyhsin dedi. Bunlar doğru sözler değil. Bakın, bu şahıs böylece kendi kendine bir paye çıkarması, onun gizli şeyhlik yapması veyahut da kendisi bir icâzet bırakmamış, kendisi bir icâzet bırakmadığı halde ben onun devamıyım, ben onun yolunun devamıyım deyip, icâzet bırakmayan bir şeyhin yolunun devamı olduğunu söylemek.

Bunlar kendince o kimse belki de rüyasında böyle bir şey görmüş olabilir ama tasavvuf tekniği açısından doğru şeyler değil. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi kendisine rüyâ anlatıp makam bekleyen kişilere hitaben, evladım benim görmem lazım buyurmuşlardır. Bu doğru söz. Bir kimse kendince rüyasında değişik makamlara erdiğini söyleyebilir, değişik esmalara erdiğini diyebilir, rüyasında da bunu gördüğünü söyleyebilir. Bu Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin rüyaya verdiği ehemmiyeti de gösteriyor. Bir üstâd, bir şeyh efendi dervişini veya yetiştirmiş olduğu o zatı kendi rüyasında görmeli. Rüyâ delildir. Peygamberlerin 46 cüzünden 100. O yüzden yine Hadîs-i şerîf’te görene ve görülene delildir buyurmuş.

Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri. Müjdedir, delildir, mübeşşirattandır. O yüzden bir üstadın, bir mürşidi kamilin, bir şeyhin kime ne makam verecekse, kime ne mevki verecekse onu kendisi rüyasında görmesi gerekir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin böyle tespitini doğru görüyorum kendimce ve bu fakirin de yoludur. Ben rüyamda görürsem bir kimseye çavuşluk veririm, rüyamda görürsem ona bir görev tevdi ederim, rüyamda görmezsem ben o kimseye bir görev tevdi etmem. Oysa bir şeyhin, bir üstadın bunun adına ne derseniz deyin rüyasında görmese dahi bir kimseye bir görev verebilir mi? Evet. Ama o kimse eğer kendisi istiyorsa bunu genelde üstadların, mürşidi kamillerin genel olarak tavrı odur.

İsteyene vermezler. Bize öğretilen buydu. Ama bir üstâd, bir mürşid-i kâmil, bir şeyh efendi kurumuş ağaçtan meyve toplar mı? El cevap toplar. Kuru bir ağacı diker, kuru bir ağaçtan meyve yer mi o? El cevap yer. Bu üstadın meharetiyle alakalıdır. Üstadın bu dairede nazı, niyazı, duası gayretiyle alakalıdır. O yüzden bir mürşid-i kâmil, bir şeyh efendi, bir velî zat, bir kimseye böyle bir manevi bir görev vermiş olsa, ona manen bir vazife vermiş olsa, o kimse ona liyakatli olmasa dahi, Cenâb-ı Hak biiznillah onu liyakatli hale getirir mi? El cevap getirir. Ama bunun eksiri o şeyhtedir. Yoksa şeyh rüyasında görse de görmese de orada elzem olan bir vazife var ise bir kimseyi onu ehliyetli olarak tayin edebilir mi?

O kimse de o ehliyetli olabilir mi? El cevap olabilir. Bu kapıyı da kapatmamakta fayda vardır. Kemal Akdeniz Efendi’nin Tasavvuf ve Marifet 1985 baskısı isimli eserinde de, Ben rüyamda peygamber efendimizi gördüm, falan pir efendileri gördüm, emir aldım demek asla bir mana teşkil etmez. Bizatihi mürşidin sağlığında ve onun himmet ve nazarıyla hırka ve taç giyip icâzet almak mecburiyeti bütün hak tarih beyninde ittifakla kabul edilmişken, aksini düşünmek şeytani bir yoldan başka bir şey değil diye kabul edilmişken diye yazıyor. Bu konuda ne diyebilirsiniz? Normalde Kemal Akdeniz Efendi böyle bir şey söylemiştir. Kendi tespitidir, kendince doğrudur. Eyvallah. Bir kimse gönül arzu eder ki bütün mürşidler kendi sağlıklarında taç giydirip hırkalarını giydirsinler.

Yetiştirmiş oldukları şeyhleri, mürşidleri, üstadları gönül bunu arzu eder. Ama normalde eğer böyle bir şey olmadıysa da o şeyhlerin böyle şeyhlik icazeti olmadığı halde, böyle bir tacı ve hırkaya sahip olmadıkları halde onların şeyhlik vermeleri bir başkalarına da ömür verir. O halde doğru olmaz. Ben de o kanıdayım. 21. soru. Bu konuda ne diyebilirsiniz? Ben sohbetlerimde şeyhlerle velileri, mürşid-i kamileri ayırt ederim. Bunu ayırt etmekte fayda görürüm. Şeyh, ihtiyar piri fâni demek. Tasuvvufi platformda bir tarikatın en zirve noktasındaki zâhattır. Ve o zirve noktasındaki zâhattır. Şeyh olarak anılır. Bazı yerlerde mürşid-i kâmil olarak anılır. Bazı yerlerde üstâd olarak anılır. Bazı yerlerde ebdâl olarak anılır.

Hatta hadîs-i şeriflerde ebdâl olarak geçer. Âyet-i kerimede velî olarak geçer. Fakat bunu bu sohbetlerin başlangıcında biraz tarif etmiştim. Her şey mürşid-i kâmil değildir. Her şey velî de değildir. Ama şeyh midir? Evet. Peki nasıl şeyhdir? Babadan oğula verilmiştir. Şeyhdir. Şeyhdir o şeyh efendi vefat etmezden önce dergahda hizmet eden, koşuşturan, bu adabı Erkan’ı en iyi bilen bu, ben buna bir şeyhlik icazeti vereyim. Dergâh devam etsin, yol devam etsin. Ona da şeyhlik verebilir mi? Cevap verebilir. O da şeyh midir? Evet. Örneğin Bursa’da en son Karabaş Velî Tekkesi’nin Cumhuriyet dönemindeki son şeyhi vakıfların bir memuru. İcazetli mi? Evet. Şeyh mi? Evet. Ama vakıfların memuru. Vakıflar Karabaş Velî Tekkesi’nin vakıflarının, mallarının korunması, muhafaza edilmesi, işletilmesi, paralarının toplanması, aynı zamanda da o tekkenin ayakta durması için kendi memurlarından birisini oraya atamış.

Karabaş Velî Tekkesi’nin Cumhuriyet dönemindeki, kapanmazdan önce Tekke ve Zaviler kanunu çıkmazdan önceki son şeyhi bu kimse. Orada şeyhlik yapmış mı? Evet. Adı da şeyh mi? Evet. E şimdi, biz şimdi onu da şeyh olarak kabul ediyoruz mu? Evet. Ama mürşid-i kâmil mi? Değil. Benim tespitimce. Bir Velî mi? Değil benim tespitimce. Ama şeyh mi? Evet. O zaman çok özür dileyerekten söyleyeceğim bunu. Bir kimse şeyhlik yapabilir mi? El cevap yapabilir. İcazeti de var mıdır? El cevap vardır. Her icazetli şeyh efendi mürşid-i kâmil midir? Değildir. Her icazetli şeyh efendi Allah’ın velisi midir? Değildir. Şimdi, ne yazık ki Türkiye’de bunlar bilinmiyor. Bunlar konuşulmuyor. Bu işin ne tekniği konuşuluyor ne de işin kendi içsel noktada metafizi veya batiniliği konuşuluyor.

Metafizi yok, batiniliği yok ama icazeti var mı? El cevap var. Ben böyle şeyhler tanıdım mı? Çok. Bir sürü. 28 Şubat’tan hemen az önce, 28 Şubat’ın kaynadığı zamanlarda Şeyhler toplantısı oluyordu Türkiye’de. Yaklaşık 40-50’nin üzerinde şeyhler geliyordu ve şeyhler o toplantıya gelirlerken kendi halifelerini getiriyorlardı yanlarında.


Mürşid-i Kâmil Tarifi ve Şeyhlik İcâzeti

Ve o toplantıda ben çok şeyh efendi tanıdım. Hatta hala da o toplantılar devam ediyor. Birkaç seferde beni davet ettiler. Ben gelemeyeceğimi söyledim. Nusayet olamayacağımı söyledim. Gerçekten çok yoğunum. Sohbetler yoğun. Değişik illere, ilçelere gidiyorum. Sohbetler hazırlıyorum. Böyle bizim sohbetler biraz daha teknik olarak gidiyor. Belli konuları şerh etmeye, belli konuları anlatmaya çalışıyoruz. Öyle olunca belli bir hazırlık dönemi geçiyor filan. Ben o toplantılara devam edemiyorum şu anda. Allah razı olsun davet edenler. Sevmişler, saymışlar. Hepsine de teşekkür ediyorum. Ama o dönemde ben o kadar çok şeyh tanıdım ki orada. İcazetleri de vardı büyük bir çoğunluğunun. Ve icazetli olmalarına rağmen.

Bu fakirin kendince gördüğü. Onlar hepsi de velî değillerdi. Hepsi de mürşidi kamili değillerdi. Belki de bu mevzu böyle açıldı şimdi. O toplantılara devam edenler bana kızabilirler. Bu benim kendi tespitim. Ama şeyhler miydi? Evet. Her birinin ellerinde de icâzet var mıydı? Evet. Bakın icazetleri de var mıydı? Evet. O zaman her icazetli şeyh velidir diyemem ben. Her icazetli şeyh mürşid-i kâmil de diyemem ben. Bunu diyebilecek daire de değilim. Ama her icazetli şeyh, şeyh midir? El cevap şeyhtir. Bir mürid adayı icazeti olduğu için o kimseye intisâb edebilir mi? El cevap edebilir. Bunun tasavvufi veya tarîkat kültüründe bu doğru mudur? Evet. Bakın tarîkat kültüründe bu doğru mudur? Evet. Tasavvuf öğretisinde doğru değildir.

Sufilik öğretisinde doğru değildir. Sebep tasavvuf ve sufilik öğretisinde o kimsenin o şeyhi rüyasında görmesi gerekir. O kimsenin o şeyhi intisâb ettiğini kendisinin bağlanması gerekir. Görmesi lazım o rüyasında. Görmeden bağlanabilir mi? El cevap bağlanabilir. O tarîkat adabı olur. İcazeti var mı? Var. Toplanıp zikrullâh yapıyorlar mı? Evet. Evet. Bağlanır. Zaten o icazetli şeyhlerin büyük bir kısmı toplanırlar Allah’ı zikrederler. Onlarda metafizik manevi haller konuşulmaz. Oralarda rüyâlar konuşulmaz. Orada metafizik olarak işin batili tarafı konuşulmaz. Çünkü onlara konuşmaya yetkili değillerdir. O konuda bilgileri yoktur. Hatta kendilerince dergahlarının içerisinde hal konuşulmasını yasaklarlar.

Rüyâ konuşulmasını yasaklarlar. Hatta bir kısmı bu şeyhlerden ben kulağımda duydum. Bu işler rüyalı olmaz. Bu işler halle olmaz. Hatta bir zatın birisiyle Mekke-i Mükerremenin dışında bahçede karşılaştık. Mustafa Efendi bu rüyaya hale çok itibar ediyorlar. Bu böyle olmaz dediğinde neyle olacak dedim. Bir kimse bir zatı rüyasında görmezse onun şeyh olduğunu nasıl onu sevebilecek? Nasıl onu fena fiş şeyh olduğunu anlayacak? Veyahut da bir derviş şeyhini Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ile beraber görmezse, onun meclisinde görmezse, onun gerçekten kamil bir şeyh olduğunu, onun mürşid-i kâmil olduğuna dair elinde manevi nasıl bir delil olacak deyince durdu kaldı. Vercek cevap yok tabi bu konuda. bir icâzet var elinde o zatın da elindeki tane icâzet vardı.

Hem Nakşibendi silsilesinden icazeti vardı hem Kaderi silsilesinden icazeti vardı. Ama rüyâ ve hal denilince kalıyordu. Şimdi laf lafa açıyor. Kendimi met etmek için değil, geldiğim yolun anlaşılması için bunu anlatıyorum. Bunu kardeşler bilirler. Bolu’da bir toplantı vardı, şehirler toplantısı. O Bolu’da yukarıda dağın eteklerinde bir zat var. O zatın orada hatta camisi falan var. Neydi adı? Meşhur bir zat o da. Adı aklıma gelmedi. Estağfurullah lazım ya. Bir bak bakalım Salim orada. La havle ve la kuvvete illa billah. Değil. S ile başlıyor adı. Değil. Neyse orada böyle kabri var cami var orada. Orada böyle bir güzel bir yer. Bolu’ya gelmezden önce. Oradaydı toplantı. Oraya gittiğimizde Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin orada kabristanlıklar var.

Önce oğlum oraya gidelim onları ziyaret edelim dedi. Neyse gittik. Tabi biz oraya doğru yönelince halifeler kendi aralarında demişler kabristana gidiyorlar. Ondan sonra muhakkak orada bir şey olacak biz de gidelim demişler. Geldi 6-7 tane de halife bizim arkamızdan. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin böyle bir kabristanın başına gitti. Üç sefer la ilahe illallah la ilahe illallah la ilahe illallah tehvid vururdu koluma vurdu. A ne oldu dedi. Ben dedim efendim burada şu zat var sizinle sarmaştı burada bu zat var sizinle sarmaştı burada bu zat var dedim. Dedim bizde sarmaştı şurada dedim bir zat var efendim dedim. Kabristandan kalktı. Abin sarmaşmadı dedim sizinle dedim. Buradan dedim tehvide dedim katıldı.

Nazlı da o yüzden dedi. Geçtik onun başında üç seferde onun başında üç tane tevhîd çektik. Ne oldu dedi oldu efendim şimdi dedim. o zat memnun oldu dedim. Kimmiş o Mustafa Efendi dedi. O Şeyh Efendi dedi. Bolu’da da nakşibendi şeyh var. Mehmet adı Mehmet Efendi diye. O Şeyh Efendi’nin babasıymış efendim dedim. Ben tanımıyorum tabi onun babasını. Bu sefer o Şeyh Efendi’nin halifesi de bizim yanımızdaymış. Bana dedi ki nasıl birisiydi dedi. Ben tarif ettim ona. sakalı şöyleydi üzerindeki kıyafeti böyleydi sarı böyleydi. Benim şeyhim o dedi. Bunu ne zaman gördün rüyanda dedim. Az önce gördüm dedim ben. İnanamadı durdu öyle. Döndüm dedim abi sen dedim bunlardan uzak mısın böyle şeyleri dedim. Hiç görmez misiniz siz böyle şeyler yaşamaz mısınız?

Hayır dedi. Ben o zaman kaldım dedim Allah Allah. Halife. Halife olan bir kimsenin kabir halinden haberi yok. Bizde kabir halinden haberi olmayana çavuş yapmıyorlar o zaman. bizde kabir hali dervişliğin başlangıcı gibi bir şey. ders almak yetmiyor. Kabir haline vakıf olunca dervişlik başlıyor onda. O zaman için öğretimiz bu. Ve dedim abi bu hal bizim dervişlerde yeni yola başlayanlarda dervişliye seyri sürükler yeni başlayanlarda görülür bu dedim. bu dedi muhakkak çoktur hatta gören bizde dedi. Yok Mustafa Efendi dedi ben dedi ilk defa burada görüyorum dedi. Şimdi ama o da halife mi? Evet. İcazeti de var mı? Evet. İcazetli halife ve bir önceki şeyhinden almış o şey efendiden almış icazeti. Ve halifeliğe devam ediyor.

Allah hayırlı uzun ömür versin bilmiyorum yaşıyor mu yaşamıyor mu? Ama halife şimdi bir her şey mürşid-i kâmil değildir. Elinde icazeti var mıdır? Evet. Hatta şimdi Türkiye’de çok çok çok çok meşhur olan Doğu ve Güney Doğu’yu hariç tutayım. Türkiye’de şeyhler var çok meşhurlar çok anılar şanlılar. Onların da icazetleri yok. Enteresan bir şey. ve onlar şeyhlik yapıyorlar. Nakhşibendi tarikatının böyle ses getiren kimseleri bunlar. Ve onlar şu anda vefat ettikleri zaman onların da icazetleri yok. Ne olacağı büyük bir kaosik bir durum meydana çıkacak. ne yaşanacak belli değil. Şimdi ama icazeti olanlarda hepsi de velî ve mürşid-i kâmil değil. Ama velakin o bir şey efendi. Eyvallah. Bakın bir kimse ona intisâb etti.

Eyvallah. O sisileyi meşahiye bir muhabbet besler. Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri de mektubatında bundan bahseder ya der ki o kimse sisileyi meşahiye sever sevdiğinden dolayı itimat eder güven duyar. Ve onlardan ümidini kesmez. Ümidini kesmezse diyor günah kebaille fasık olur ama imanını kurtarır. Bugünkü zındı kanın karşısında kendisini korur der. Şimdi öyle olunca bir icazetli şeyh var. O icazetli şeyh, mürşid-i kâmil olmasa dahi o silsilenin bir şeyhi. Onun şeyhi de şeyhtir. Onun şeyhi de şeyhtir. Ta Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine kadar o silsile devam ediyor mudur? El cevap devam ediyordur. Devam eden bir silsile ile alakalı. Ve mürid oraya intisâb ettiğinden dolayı bir şey kaybeder mi?

Hayır bir şey kaybetmez. Hem tasavvufun tekniği açısından kaybetmez hem de tasavvufun maneviyatı noktasında bir şey kaybetmez. Ama o derviş orada bir mürşid-i kâmil olur mu? Hayır. Bunun da altını çizelim. Oradaki dervişler o şeyhin elinin altında mürşid-i kâmil olma yolları bulmaları çok zor. Ancak o bir mürşidi kamilin eğitiminden geçmesi gerekir. O yüzden örnekleyeceğim şimdi bunu bağlı bulunacağı, kimsenin bağlanacağı bir şeyhin. Eğer kendince manevi bir tecelliyatı yok ise şeyhin icazeti var mı? Var. O icâzet de sağlam bir yoldan geldiyse o zaman bunda bir sıkıntı yoktur. O öyle devam eder gider mi? El cevap devam eder gider. O yüzden bu güzel bir usul müdür? Evet. Hiç olmazsa bir kimsenin kendince rüyası olmayabilir, hali olmayabilir.

Bu dairede fazla bilgisi olmayabilir. O zaman şeyhin icazetine bakar. Şeyhin icazeti var mı? Var. Ona kim vermiş? Filanca şeyh efendi. Şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna, şeyhuna, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar gittiyse bunda bir sıkıntı yoktur. Evet. Soru 22. Tarîkat-ı aliyye de seri suluka başlayan dervişlere, şeyhi tarafından ilk öğretilen kaidelerden birisi de sırrı muhkem tutmaktır. Gören söylemez, söyleyen bilmez söz, yine tasavvuf deyimler arasında geçmiş meşhur sözdür. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nin oğlu, Zikrullâh’a başlangıç esnasında Halka-i Emaneten gelen yol büyüklerini görmüş ve gayri ihtiyarı olarak bunu eşkâri söyleyince, sırrı ifşâ ettiği için vefat ettiğini, bizzat babası olan Hacı Mustafa Efendi Hazretleri ağlayalıktan söylemişlerdir.

Ma mafi. Bu iş bu kadar ciddi iken çeşitli videolarda Abdullah Efendi’nin ve sizin dervişlerin eline mikrofon vererek ne gördüklerini anlattırmanız enteresan bir durum ve çelişki değil midir? Değildir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri böyle bir uygulamada bulunmuş olabilir ama Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünnet isenyesine aykırı bir durum değildir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri oğlu böyle söylediği için kendince böyle bir edep koymuş olabilir. Her şeyhin kendince koymuş olduğu bir edep dairesi vardır. Bu da o şeyhin hakkıdır. Buna niçin siz böyle bir Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünnetiyle sabit olan bir şeyi yasaklıyorsunuz diye bir müridin bir üstadı, bir şeyhi, bir mürşidi eleştirmeye hakkı yoktur.

Sebep bu da tasavvufun kendi içerisindeki teknik kaidelerinden birisidir. Bir şeyh efendi böyle bir şeyin söylenilmesine, konuşulmasına müsaade etmez. O şeyhe aittir o yasaklama. O bütün şeyhleri bağlamaz. Başka bir şeyh efendi de bunun konuşulmasını, bunun söylenilmesini, bunun diğer dervişleri de maneviyata teşvik olacağını düşünerekten söyleyebilir mi? El cevap söyletebilir. Bunun ölçüsü sünneti seneye de var mıdır? Evet. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri hem kendi rüyaları sahabeleri anlatırdı hem de sahabeler kendi gördükleri rüyaları Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne herkesin içerisinde anlatırdı. Burada bir yasaklama ile alakalı şeyhin kendince bir hakkı mıdır?

Evet. Ama anlattırmak Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünnet senesidir. Hem de mütevatirdir, kuvvetli bir sünnettir. Bunun anlatılması mı gerekir? Benim nazımda evet anlatılması gerekir. Ama Allahu Alem, bunu Allahu Alem diyorum konunun içinde değildim. Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretlerinden izinsiz oğlu bunu anlatmış olabilir. İzinli değildir. İzinli olmadığı halde o halin zevki ile, o halin coşkusuyla etrafına anlatıvermiştir onu. Evet bunu kabul ederim bu doğru bir davranış değil. Bir Sufi bir derviş kardeş görmüş olduğu rüyâ ve halleri Üstad’ına anlatır. Ya da Üstad’ının müsaade ettiği filancaya anlatabilirsiniz veya başınızdaki görevliye anlatabilirsiniz dediği kimselere anlatması gerekir ilk evvela.

Ve bunu ancak Üstad’ı bunu kardeşlerinle paylaşabilirsin der. Ölçüdür çünkü mübeşşirattır, delildir. Ve insanları bu noktada uyarıcı niteliği vardır. Veya da etrafındaki insanlara bir müjdeleyici niteliği vardır. Rüyayı ve hali Üstad anlattırabilir mi el cevap anlattırabilir. Bunda bir beis var mı? Yok. Bir sıkıntı var mı? Yok. Bir eksiklik var mı? Yok. Hatta bu kendimce terk edilmiş bir sünnet işleniyor. Kim ahir zamanda terk edilmiş bir sünnet seniyemi ihya ederse ona 100 şehit sevabı verilir. O yüzden rüyaları salih insanlara anlatmak, rüyaları mürşid-i kamillere velillere anlatmak ve rüyaların delil olması ve müjde olması dairesinde insanlara anlatılması bu manada terk edilmiş bir sünneti icra etmiş oluyor kardeşlerimiz.

O yüzden rüyaların ve hallerin Üstadlara ve aynı zamanda ehil olan Üstadların işaret ettikleri kimselere anlatılmasında bir beis görmüyorum. Ama bütün bizim kardeşlerimiz için geçerli görmüş olduğu rüyaları ve halleri gördükten sonra kalkıp da etrafı anlatmaları çok uygun değil. Ancak Üstadlarına anlattıktan sonra onlar da derse ki anlatın bu kardeşlerinize bu rüyayı o zaman anlatabilirler. Derviş hayal ettiğini görüyorsa, psikolojik sorunları olduğunu görmediğini söylüyorsa, yalancı gördüğünü söylüyorsa sır tutmaz olmuyor mu? Normalde derviş hayal ettiğini hayaller, o rüyâ değildir. Bunu ancak bu işin ehli bilir. Derviş hayal ettiğini halinde görür mü? Evet. Hayal ettiğini rüyasında göremez.


Sırrı Muhkem Tutma ve İfşâ Tehlikesi

Yoksa bütün ümmet, bütün dervişler Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini hayal ederler rüyalarını görmek için. Ama göremezler. Demek ki her hayal edilen şey rüyada görülmüyor. Hal de görülebilir mi? Evet. O kimse kendince hayal edip hayalini hal zannedebilir mi? Evet. O ehline malumdur. Gelir o Üstadını anlatır, der ki böyle böyle ben böyle gördüm, şöyle gördüm, şöyle gördüm der. Üstadı gerçekten o konuda ehil ise onun bir hayal ürünü olduğunu anlar. Sebep her halin, her rüyanın içinde sahihliğine işaret rumuzlar vardır. O rumuzlar ilmi ledündür. Her şeyhte, her Üstad’ta hatta bir kısım velî dairesinde olan kimselerde dahi bu bilgi yoktur. Bu çünkü ancak Mürşid-i Kamillere has bir bilgidir.

Veyahut da manevi olarak rüyâ ilmi verilen kimselere has bir bilgidir. Hatta onlar dahi bir kısım rüyaların içinden çıkamayabilirler. Sebep çünkü onlar da ilmi ledün yoktur. Rüyâ ilmi vardır, ilmi ledün yoktur. İlmi ledün farklı bir ilim dalıdır. Her şeyhte var mıdır? Hayır. Her velî de var mıdır? Hayır. Her Mürşid-i Kamillede kesinlikle vardır. O yüzden bir kimse psikolojik olarak hayal ettiği şeyi rüyasında göremez. Halini de görebilir mi? Evet. o da ne? Hal ile hayali karıştırdığı için. Hayali, hal olarak görebilir mi? Evet. Ve o kimse kendince hal mi, hayal mi belli değil. Etrafını anlatırsa hata olduğunu söylemiştim. Ama gelip üstadını anlatırsa bu hata değildir. Bakın sır tutmamazlık burada üstadından habersiz etrafını anlatmasıdır.

O kendi kendine bir hiyerarşi oluşturmaya çalışıyor. O kendi kendine diyor ki gelin kardeşler ben rüyamda neler görüyorum bak bana temenna edin. Gelin kardeşler bak halim açıldı ben halimde neler görüyorum. Benim etrafımda toplanın. Bu zaten yolun vartalarından birisidir. Bizde de yolun vartasıdır. O yüzden normalde bir kimse görmediğini söylüyorsa zaten yalancıdır. Görmediğini de bir kimse disiplinli bir toplulukta üstadını anlatacak. Üstadı da onun görmediğini söylediğini anlayacak. Ya ona diyecek ki tatlı bir şekilde nasihat edecek. Örneğin şimdi bu sorunun üzerinden bütün kardeşler şimdi görmediklerini söylemenin yalan olduğunu öğrendiler. Hoş biliyorlar bizim kardeşlerimiz ama bir daha herkes öğrendi.

Öbür türlü üstadlarını anlattıkları zaman veya üstadının müsaade ettiği kimseye anlattığında sır tutmaz hükmüne girmiyorlar. Yaptığım inceleme ve araştırmalarda bu hal görme neden çorum Rufai tarikatında sadece Abdullah Efendi’ye bağlı dervişler der yavaşta. Ben buna katılmıyorum. Ben eski dervişleriyle de görüştüm. Az da olsa Ankara’lı Yakup Efendi ile de görüştüm. Az da olsa Karabüklü Mustafa Efendi ile de görüştüm. Az da olsa İstanbul’daki Ali Efendi ile de görüştüm. Bu az değil Sivasta Ali Akkül Abi ile de görüştüm. Yine Sivasta Ahmet Duran Gümüş ile de çok samimiydim. O yüzden Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretlerinin dergahında hal görülmüyordu. Normalde bu kadar etkili yetkili değildi. Sözüne katılmıyorum.

Benim görüştüklerim, benim tespit ettiklerim bu yönde değil. Herkes gider Çorum Naci Mustafa Efendi’ye rüyasını da anlatırmış, halini de anlatırmış. Ve gerçekten de sahi rüyâlar gören, sahih haller gören kimseler varmış. Ve vardı da örneğin. Yakup Efendi benim bildiğim sağlığında Abdullah Efendi’ye bağlanmadı. Bağlanma işinin sebebi ben rüyamda görmedim diye. Bağlanma ama sebebi buydu. Hakkı mıydı? Evet. Normalde o zaman için bu konuşuluyordu mesela. Bu bağlanmamıştı. Mesela yine Hasan Burkay Efendi’nin Yakup Efendi’ye gidip bize intisâb etmeniz, intisâb edin veya intisâb etmeniz babında onu ziyaret ettiğini. Yakup Efendi’nin de rüyamızda halimizde görürse, görürsek intisâb ederiz dediğini kendi ağzından duyan bir kimse bana anlattı.

Örneğin, o da kendi rüyasına göre bir yere intisâb etmeyi, kendi rüyasında görürse bir tarafa intisâb edeceğini beyan edenlerden bir kimse. Ve yine örneğin ben ödemiştikten İzmir’den şimdi onların bazı, o zatın müritlerinden bazıları bizden ders aldılar mesela. Onlar o zamandan tanıyorlar beni. O zat gelmişti mesela, bana intisâb etti ondan sonra. Benim halifem ol dedi bana. Ben de rüyamda görürsem, haye Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bana emrederse, haye ben size intisâb ederim bu konuda bir sıkıntım olmaz dedim. Onu incitmemek için, onu kırmamak için. Üç gün kaldı ödemişte, üç gün biz her gün zikrullâh yaptık, her gün ders yaptık. Ben her günde söyledim, bir işaret yok bağlanmamla alakalı bir emir yok dedim.

Bir emir yok dedim, üç gün sonra göreceksin inşallah dedi gitti. Gidiş o gidiş bir daha gelmedi tabi. Biz de bir şey görmedik. O yüzden bir kimsenin sufi cenahta rüyası önemli, hali önemli bence. Sadece bunlar yeterli görmeyebilir bir kimse diyebilir ki ben icâzet de istiyorum. Bu da lazım diyebilir, diyebilir. Veya bir kimse der ki bana sadece icâzet lazım, bu icâzet oldu mu yeterli der mi? Der. O yüzden bu hal görme çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri veya rüyâ görme çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nin dergahında da bir zati etkin olduğuna inanıyorum ben. Ben öyle benim duyduğum, benim incelemem, benim araştırmam bu. Sonradan burada bir şey işaret etmek istiyorum. Herhalde bazı, bu umumu söylüyorum, herhalde bazı şey efendiler kendilerinden tereddütleri var ki hal ve rüyaya karşı soğuk duruyorlar.

Kendi şeyhliklerinden tereddütleri var ki hal ve rüyalara karşı mesafeli duruyorlar. Onlara sesleniyorum, onların ihvanlarına sesleniyorum. Rüyâ Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür. Kim rüyaya soğuk duruyorsa, Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz olarak beyan ettiği ve mütevatil hadislere soğuk duruyor demektir. Bu doğru bir şey değil. Allah bizi affetsin. Muhyiddin Arabe Hazretleri bu konuda şeytân bir topluluğun baskın olduğu hal üzere kendilerine yanaşır buyurmaktadır. Hal gördüm diyenlerin gördüklerinde şeytanın dahilinin olup olmadığı nereden bilinebilir? Herkes gidecek üstadını anlatacak. O üstâd da bu bilgiye sahip ise o kimsenin şeytanın görmüş olduğu halin şeytanın dahili olup olmadığını bilir. 1- Bütün Ehli Tasavvuf’un ortak bir inancı vardır. 2- Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin şekline şemaline şeytân giremez.

Ne rüyada ne halde. 2- Adem Aleyhisselâm ile Muhammed Mustafa arasında sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ne kadar peygamber gelip geçtiyse hiçbirisinin şekline şemaline şeytân giremez. 3- Cebrâîl Mikael İsrâfîl Azrâîl Aleyhisselâm ve diğer meleklerin şekline ve şemaline şeytân giremez. 4- Ashâbım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Hadîs-i şerîf mucibince ashabın hiçbirisinin şekline şemaline şeytân giremez. 5- Ben size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsık yapışırsa delalete düşmez. O doğru yoldadır. Bu iki şey Allah’ın kitabı Kur’ân ve benim Ehli Beytim’dir der. O zaman Ehli Beytin de şekline ve şemaline şeytân giremez. Ehl-i Beyt’ten kastım Hazret-i Hasan Efendimiz, Hazret-i Hüseyin Efendimiz ve onun evlatları.

Ve silsili olarak bir kimsenin hem manevi icazeti hem de maddi icazeti bu silsilenin içindeyse o zaman o silsiledekinlerin de şekline şemaline şeytân giremez. 6- Bütün Ehli Tasavvuf’un ortak inancıdır. Cüneydi Bağdadı, Sırrı Sakati, Havib-i Acemi, Beyazdı, Bestami gibi. Abdülkadir Geylana Ahmet el-Rufay, Ahmet el-Bedavi, İbrahim Dusuki, Şeyh Ebl-i Sanali, Şah-ı Nakşibend, Muhammed-i Bahaddin, Şah-ı Mevlânâ Celaletine, Rumi Hacı Bektasi, Hacı Bayram ve Veysel Karani, Mahmud-u Dayi, Halvet-i Celvet-i Uşaki, Pirlerin de Muhyiddin ibni Arabî. Bu Pirlerin de şekline şemaline şeytân giremez. Şimdi geliyorum. Ben inanıyorum ki, ben inanıyorum ki, çorumdaki Hacı Bekir Baba olsun, Hacı Alaydar Efendi olsun, çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin de şekline şemaline şeytanın giremeyeceğine devam ediyorum.

Bu benim kendi şahsıma ait. Benim şeyhim vefat etmiş olan Abdullah Efendi Hazretlerinin de şeyhin şekline şemaline şeytanın girmeyeceğine inanıyorum. Bu benim kendi inancım. Bu son sıraladım dört zat. Hacı Bekir Baba, Hacı Alaydar Efendi, Çorum Hacı Mustafa Efendi ve Abdullah Gürbüz Efendi. Bunların da şekillerine ve şemallerine şeytanın girmeyeceğine inanıyorum. Bu benim şahsi dairem. Şimdi böyle olunca bütün ehli tasavvufun bu konudaki hemfikridir. Bir kimse, örneğin İsmail Hakkı Bursa Hazretlerinin de şekline şeytân girer dersek yolun teknik olarak kaidesini bozuyoruz. Veya da ya Emir Sultan Hazretlerinin de şekline şemaline şeytân girer dersek tasavvufi tırnak içerisinde tasavvufi dairede biz yolun direklerini kırıyoruz.

Burası sıkıntılı. O yüzden evet şeytân bir topluluğun baskın olduğu hal üzerine kendilerine sağdan yanaşır mı? Yanaşabilir. Ama o topluluğun başında bir Mürşid-i Kamil var ise ve o topluluk görmüş olduğu rüyâ ve halleri üstadlarına gidip anlatıyor olsa o zaman böyle bir tehlike yoktur. O yüzden bütün ehli tasavvuf, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır diye üstüne basa basa bunu beyan etmişler. Bir kısmı bunu zayıf hadîs olarak nitelendirir. Ama zayıf hadisle de amel etmek insanı zarara sokmadığı müddetçe caiz midir? Evet. Bakın bu da ayrı bir şeydir. Zayıf hadisle olarak geçer. Zayıf hadisle bir kimse amel etmiş olsa, insanlara zarar vermiyorsa onun amelinden, bu caiz midir? Evet. O zaman şeyhi olmayanın vallahi de billahi de tillahi de şeyhi şeytandır.

Evet. Bir kimse, yok bizim şeyhimiz daha kılıcı daha keskin, yok bizim şeyhimizin himmeti bitmedi, yok bizim şeyhimiz hala da bizim başımızda, bunu söyleyen kimseler ne yazık ki şeytanın aldatmacısına kanıyorlar. O yüzden şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Kim ne derse desin. Bu fakirin meşhur sözüdür. Bir kimsenin kamil olmasa da şeyhin diyeceği bir kimsesi olması lazımdır. Kamil olmayabilir. O mürşid-i kâmil olmayabilir, obviyeli olmayabilir. Ama şeyhi var mı o kimsenin var. Bir böyle icazetin var yok ayrı bir tartışma. O kimse geçmiş şeyhlik yapıyor mu? Evet. Gitsin orada edeble dizinin dibine otursun, orada Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaya çalışsın. O dergatta çalışsın o. Bu yine bu fakirin meşhur tezidir.

Sen çalış kardeşim. Allah seni boşa mı çıkaracak? Mümkün sahibi Allah. O yüzden bunlara katılmam mümkün değil. C şıkkı. Mürşidi kamil’in dergahlarında bu hal görünür lafı pek revaçta. Ve görenlerin kendilerine nedense delil olarak dayandığı kaynağı belirsiz bu sözü. Bu dergatta ben çok defa duymuştum vardı. Çorumda böyle bir söz yok ve bu söze şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Çorumda böyle sözler var. Çorumi’nin ağzından var hem. kendilerinde olmayanlar Çorumda böyle bir söz yok deyip de işin içinden çıkmaları doğru değil. Çorumda böyle bir söz var ve herkes Çorumi Hazretlerine rüyasında halini de anlatıyor. Benim hala da Çorumlu’dan dersli olan ağabeyim var. Bunu söyleyeyim mi o zaman? Çorumlu’nun dersi ve Çorumlu’nun sohbetlerine katılmış, Çorumlu’nun sohbetine katılanlarınla ağzıyla beraber sohbetine katılmış.

Yakup Efendi ile çok samimi, Mustafa Efendi ile çok samimi, her ikisi de vefat edinceye kadar devamlı yanlarına gidip geldiği zikirlerine katıldığı, sohbetlerine katıldığı bir kimse. Kendilerinde olmayanlar Çorumda böyle bir şey yok demeleri Çorumlu Hazretlerine iftira. Çorum Dergahını da iftira. Bunu kabul etmiyorum çünkü hala da çok eski dervişlerden sağ olanlar var. Onlar da rüyalarına göre hareket ediyorlar. Onlar da rüyalarına göre ders alıyorlar veyahut da intisâb ediyorlar. Mesela Yakup Efendi, Allavi olması lazımdı adı, Mekke’de bir Şeyh Efendi intisâb etti. Ve Karabüklü Mustafa Efendi de o Mekke’deki Şeyh Efendi intisâb etti. Onlar intisâb ederlerken de rüyalarını da görerek intisâb ettiklerini beyan ettiler.

Karabüklü Mustafa Efendi de vefat etmezden önce o Allavi’nin Türkiye Şeyhiydi. O da vefat etmezden önce zannediyorum orada başka bir zata vazifeyi vermiş. Mustafa Efendi demiş ona sen bundan sonra Allavi’nin yolunda sen şeyhlik yapacaksın diye. Duyuşum bu konuda kendi kulağımla duyduğum bir şey değil ama böyle olduğunu biliyorum. Demek ki onlar da Çorumlu’nun dergahında, aynı Çorumlu’nun dergahında Sivaslı Ali Akgül Abiden de çok şey dinledim. Onlar da rüyalarına giderlermiş Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine, hallerine giderler, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine aktarırlarmış, anlatırlarmış. Mesela Allavi’de de şiş burhanı vardı, ateş burhanı vardı. Kendince benim bana söylediği Çorumlu Hazretlerinin ona verdiği söyleniyordu.

Ama onun da şiş ve ateş burhan icazetini görmedim. Gördüm dersem doğru söylemiş olmam. Abdullah Efendi’nin Kırıkkaleli Şeyh Kemal Efendi hakkında benim yanımda hem olumlu konuşmaları var benim bildiğim hem de olumsuz konuşmaları var. Olumsuz konuşmalarının dayanağını Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerine dayandırarak bunu söylerdi. Ne doğru ne yanlış bu konuda bir bilgim yok. Ve Kemal Efendi hakkında da bizim paylaştığımız Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanından benim bildiğim paylaştığımız herhangi bir menfi bir video yok.


Ehl-i Beyt, Ashâb ve Silsile

O yüzden bizim yok. Şeyh Efendi’nin birçok videosu bende var. Bu videolar 28 Şubat döneminde insanların büyük bir çoğunluğu korktuğu için bana vermişlerdi. Sen sakla bunları diye başım yanarsa benim başım yanacaktı. O yüzden sonra tekrar ben sahiplerine iade ettim onları 28 Şubat hafifleyince. Ama benim bildiğim bizim Şeyh Efendi Hazretleri ile alakalı yayınladığımız çok video yok. Şeyh Efendi Hazretlerinden sonra kalan kardeşler canhıraş biz Şeyh Efendi’nin zamanındaki gibi onun yoluna devam ediyoruz deyip ondan sonra onlar yayınlıyorlar büyük bir ihtimalle. Bu konuda bir yayınımız yok bildiğim kadarıyla değil mi Salim? Yok. Hadîs-i şerifte İslâm’da iyi bir çığır açan kimse onun sevabı vardır.

O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda da yürüyenlerin günahından ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz buyrulmaktadır. Yine tasavvuf kaadelerinden olan önce Reşat sonra İrşat distrünü hiçe sayarak seri sülükünü tamamlayamamış nasıl çavuş tayin edilir nasıl nakip tayin edilir nasıl nikaba ve halife tayin edilir. Bunları usulünce bilmeyen kimselerin a. Şeyhlik yapmadan ara bir form olarak Üstad olmanı olarak sizce neyi ifade eder? Üstad, Şeyh, Mürşid, Velî bunların hepsi de aynı manaya gelir. İçerik açısından ama Abdal, Velî, mesela baba, dede bunların hepsi de kendi dergahlarının dilleri arasında Şeyh’dir.

O yüzden Üstad demeleri bir ara form değildir. Mürşid-i Kamil’in karşılığıdır. Üstad dendiğinde artık o büyük öğretici demektir. Mürşid-i Kamil’in karşılığıdır. Velî’nin de karşılığı değildir. O Şeyhliğin de üstünde bir karşılıktır. Şeyhliğin de üstünde bir derecedir. O yüzden bunu açık açık beyan edeyim. Kendine Üstad dedittiriyor, Şeyh dedittirmiyor. Şeyh olmadığından Üstad dedittiriyor. Ara form olarak bunu kullanıyor. Anlamıyorlar, bilmiyorlar. Eleştirmek için bahan arıyorlar. Sorsalar sizin sorduğunuz gibi öğrenirlerdi. deselerdi ki Şeyh mi evladır, Üstad mı? Üstad evladır. Velî mi evladır, Üstad mı? Üstad evladır. Sebep o çünkü Şeyhleri yetiştirir. Üstad denilince o seyrüsülük sahibidir.

Her şey seyrüsülük sahibi değildir. Her Velî de seyrüsülük sahibi değildir. Ama Üstad seyrüsülük sahibidir. O yüzden Üstad ara form değildir. Eğer gerçek manada kullanılıyorsa. Ama yok böyle aman çevir kazı yanmasın desturunca kullanılıyorsa bu doğru değil. O yüzden Üstad tırnak içerisinde Üstad deniliyorsa bir kimseye o ara form değildir. Doğru dairede doğru noktada kullanılırsa. Ve bir kimse Şeyh ya da Üstad ise ustacı derviş yetiştirir. Eline icazetini verir, burhanını verir ve vazifesini tamam eder. Eyvallah. Hazret-i Pîr efendilerimizden beri bu gelen usül böyle iken Abdullah efendiden itibaren icazetsiz ve sadece kendinden menkul rüyâlar ile yeni bir çığır açmış ise bundan sonra kıyamete kadar bu iddiayla meydana çıkacakların vebali kimedir? o kimse Abdullah efendiden evet bana rüyamda verildi dedi çıktı.

Çıkmış daha doğrusu. Sonra ben de ona intisâb ettim. Şeyh efendinin şehlinin üzerinde zereci şüphem yok benim. Pir kimse böyle çıkıp bana da manen rüyamda verildi deyip orta yere çıkıp böyle bir derviş toplayabilir mi? Toplayamaz mı? Buna bir şey diyemem. İnsanlar rüyalarında o kimseyi görür mü? Görmez mi? Buna bir şey diyemem. Buna bir şey diyemem ama böyle olanlar var mı şu anda? Var. İcazetleri de yok. Şeyhlik yapıyorlar Türkiye’de. Ama Türkiye’nin kendine hasta bir sıkıntıları da var. Türkiye’de şimdi bir kimse ben şeyhim demesi suç. Bu malum devrim kanunlarına aykırı hareket etmiş oluyor. Bir kimse bunu gözüne alır almaz. Bunu gözüne alıp ben şeyhim deyip bir kimseye icâzet verir vermez mi?

Bu onun bileceği bir iş. Ama velakin böyle bir şeye kalkışmak bunun bir manevi sorumluluğu var. Herhalde herkesin harcı değildir gibi geliyor bana ama benim yolum mu? Değil. ben intisâb ettim mi? Evet. Benim kendime ait bir delilim var mıydı? Evet. Ama ben şimdi bütün kardeşlere söylediğim şey şu rüyanızda görerekten bir yere gidin intisâb edin. Herkes rüyasında görsün. Gitsin intisâb etsin. Ve bu tırnak içerisinde söylüyorum bir kimse böyle bir yoldan gitmeme hakkına sahip mi? Evet. Mesela benim abim intisâb etmemişti ve abimin arkadaşları dedikleri de şuydu. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Abdullah Efendi Hazretlerine bir icâzet vermedi. Hatta onların bildiği şu benim de bildim o. Hiç kimseye icâzet vermedi.

Yakup Efendi’nin de söylediği bu. Karabekli Mustafa Efendi’nin de söylediği bu. Sivas da Ali abinin de söylediği bu. O yüzden benim bildiğim, benim tanıdığım Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretlerinin dervişlerinden intisâb etmediler. Örneğin bunlar onların hakları mıydı? Evet. Vebali kimedir? Böyle yola çıkanlarındır. Veballeri kendilerinedir. O yüzden. Ama ikinci vebalde onu rüyasında görmediği halde, onu böyle elinde bir manevi bir delili olmadığı halde oraya gidenlerde de bu vebal vardır herhalde. Bir de Türkiye’de konuşulmayan çok şeyler var. bu böyle icazeti olmadan üstatlık yapanlarla alakalı, icazeti olanlar da icazeti olmayanlarında bu böyle net bir şekilde konuşulur, net bir şekilde böyle bir orta yere konulursa, gerçekten büyük sıkıntılar çıkar.

Ehli tarikatın ve bilhassa ehli tarikatın içerisinde. Ben kendimi ehli tarîkat olarak nitelendirmediğimden dolayı, ben kendimi bu sıkıntının dışında tutuyorum. Sebebi şu, ben tarîkat olduğum, tarikatın olduğunu, Türkiye’de bir tarikatın olduğunu veya tarikatların olduğunu reddedenlerden birisiyim. Ben oldu molası diyorum ki Türkiye’de tarîkat yok. Hiç kimse kimseye aldatmasın. Hiç kimse kimseye kandırmasın. Tarîkat denilince onun bir okulu seviyesinde bir tekkesi, zaviyesi, kılığı, kıyafeti, onun değişik argümanları, dilleri vardır. Bunlar Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırlarının içerisinde devrim kanunlarıyla yasaklanmış, kapatılmış, imkıtaya uğratılmıştır. O yüzden bunu bütün tarikatlar için söylüyorum.

Türkiye’de hiçbir şekilde son devrim kanunlarından sonra hiçbir tarîkat yoktur. Türkiye’de sufiliğin var olduğunu söyleyebiliriz. Tasufun var olduğunu söyleyebiliriz. Bu belki de sufiliğin ilk çıktığı zamanlardaki gibi bir sufi hareketlerin var olduğunu söyleyebiliriz. Bu sufi hareketlerin ne kadarı teknik bir disipline sahiptir, ne kadarı değildir, ne kadarı icazetlidir, ne kadarı icazetli değildir. Bunlar ayrı ayrı tartışma konuları. Mesela Gümüşhanevi’nin son şehirlerinin icazetlerinin olmadığını biliyorum. Zahid Kot gazetelerinden sonra gelenlerin icazetlerinin olmadığını biliyorum. Yanlış bilgi olabilirim ama icazetlerinin olmadığını biliyorum. Bunları böyle söyleyeceğim yer yerinde oynayacak şimdi.

Mahmud Efendi’nin dahi icazetinin olmadığını biliyorum. Örneğin Mahmud Efendi vefat edecek, kime icâzet verecek? Kendisinin de icazeti yok. Kime icâzet yazıp verecek? Veyahut da bunlar böyle enteresan konu. Doğu da Güneydoğu da babadan oğula icâzet verilen kardeşlere icâzet verilen dergahlar var mı? El cevap var. O yüzden bu meseleler Türkiye’de böyle herkesin altından kalkabileceği, konuşabileceği meseleler değil. O yüzden icazetli, icazetsiz, icazetliler nasıl icâzet aldılar? Seri sülüklerini tamamladılar mı? Babadan oğula mı, kürsün şeyhimi, ders şeyhimi veya dergahımız devam etsin diye verilen icâzet mi? Ne icazeti? Bunun ölçüsü ne? Bunun kuralı ne? Veyahut da bir de şöyle bir şey var. ya onda buhran da var.

İyi kardeşim buhran bir kimsenin mürşid-i kâmil olduğuna delil değil ki. Ateş buhranı, şiş buhranı, kılıç buhranı, fırın buhranı o kimsenin mürşid-i kâmil olduğuna delil değil ki. Delil değil ki. Mürşidi kamillik farklı kategori daire, velilik farklı kategori, farklı daire, şeyhlik farklı kategori, farklı daire. O yüzden böyle Abdullah Efendi Hazretleri’nin icazeti yoktu deyip de ona bu kadar haksız saldıranlar Mahmud Efendi’ye de bunu yapabilirler mi? Veyahut da Mehmet Saad Kod gazetelerinin derganı yapabilirler mi? oralara laf söyleyemeyenler, oraları bu konuda eleştiremeyenler, Nevşehli Abdullah Gürbüz Efendi olunca bütün tanklarını, toplarını, tüfeklerini toplayıp hunharca ateş ediyorlar. bu adaletsizlik değil mi?

O zaman otursunlar herkes ne kadar icazetsiz Türkiye’de şeyh varsa ölçüyü konuşsunlar. O zaman otursun herkes icazetliyim diyen, icâzet olan şeyhlerin ne kadarı babadan oğlu dededen toruna geçmiş onları da konuşsunlar. babadan oğlu dededen toruna geçen icazetleri konuşma, veya dergâh devam etsin, aman burada yol devam etsin diye verilen şeyhlik icazetlerini konuşma. bir sohbeti olmayan, iki elifi yan yana getiremeyen, kendini idame ettirebilecek kadar fıkıhı bilgisi olmayan, değil ki dervişlerine fıkıhtan, akayitten, kelamdan, hadisten veya tasavvufun ince meselelerinden ders verebilecek, etkide, yetkide ama zahiri icâzet olan kimseler konuşurken bu işin manevi ehliyetli olanlar zan altında kalacaklar.

Bunlar doğru değil. O zaman oturacak bütün herkes, herkes kendi şapkasını kendi önüne koyacak. Ben ne yapıyorum diyecek, ben neredeyim diyecek, ben ne işle iştigal ediyorum diyecek, kendi hesabını kendisi görecek ve diyecek ki ben ne kadar adaletliyim. Koca koca dergahların başında hiç kimsenin ismini ağzına dahi alamadığı kimseler icazetsiz dergahların başında otururken onlara sus, hiçbir şey söyleme, hiçbir şey deme. Ağzından bir kelam dahi çıkmasın, Abdullah Efendi Hazretleri olunca tankla, tüfekle saldır. Doğru değil, adalet değil. Bakın doğru değil, adalet de değil. Bir velî adaletli olması lazım, bir mürşid-i kâmil adaletli olması lazım, bir şey efendi adaletli olması lazım, bir sufi adaletli olması lazım.

O zaman ölçüyü konuşacak, ölçüyü konuşacak. Burada isim verildiği için söylüyorum bunu. Ölçüyü konuşacak. Burada Abdullah Efendi’den itibaren icazetsiz ve sadece kendinden menkul, rüyalarla dediğimizde buna bildiğim kadarıyla diyorum Allah suizandan beni muhafaza eylesin, Cenâb-ı Hak beni korusun, bu konuda hata yapmaya açığım ama var ise Mahmud Efendi’nin icazeti yazılı, var ise Mehmet Zahit Kodke Efendi Hazretlerinin yazılı icazeti, şehlik icazeti. Söyleyecek sözüm yok, sözlerimin hepsini geri alıyorum. Ama yok ise o zaman bu insanlar neden Abdullah Efendi’ye sadece laf söylüyorlar ki? Bu da işin başka tarafı. O yüzden evet hiç kimse icazetsiz şehlik yapmasın, razıyım. Ben şeyhim diye yola çıkmasın, razıyım, doğru, doğru.

Eyvallah. Ama şu da bir gerçek. Bir kimse millet rüyasında görüyorsa, gidip ona intisâb etmek istiyorsa, o kimse de böyle bir hal var ise o zaman o ne yapacak? Şimdi de bu tarafı var. Bunca senelik üstadlık yapanlar yanlarında neden kendi yetiştirdiği nakip ya da nükabaları veyahut da halifeleri olmadığını, neden yetişmediğini ya da yetiştiremediğini nasıl izah edebilirler? Yetişmeyebilir, yetiştiremeyebilirler de. Yetiştirememek ayrı bir şeydir, yetişmemek ayrı bir meseledir. Bu illaki yetişecek diye bir kaide yok. Yetişmiyorsa o kimsenin dergahı kapanıyor, yolu kapanıyor. Yetişiyorsa o kimsenin dergahı yolu devam ediyor. Yetişmemiştir, yetişmediği zaman ne yapacak o kimse? Yetişmeye ne şeyhlik mi verecek? o şeyhlik de, o icâzet de şey oluyor, yol devam etsin, bu iş devam etsin burada, ona dönüyor, bu öyle oluyor veya yetişiyor yetişmiyor önemli değil. yol devam etsin, gelirler devam etsin, oğlanı bir şeyh yapalım, hatta onun doğacak olan oğlunu da şeyh yapalım, hatta onun doğacak olan oğlunu da şeyh yapalım.

Babadan oğlu, babadan oğlu, babadan oğlu geçsin, öyle de yapılıyor, onu da yapıyorlar. O zaman zaten orada şeyh belli ya, yetişmenin bir anlamı yok. Ne yapacak yetişip de? Öyle dergahlar var, babadan oğlu, babadan oğlu, babadan oğlu geçiyor, bütün silsile babadan oğlu geçiyor. Bunu küçümsemiyorum, bunu küçümsemiyorum. Ama öyle var mı? El cevap var. İcazetleri de var mı? El cevap var. Bunu küçümsemek için söylemiyorum ama yanlarında, bir kimsenin yetişmesi gerçekten kolay bir şey değil. Ben yetiştiğimi iddia etmiyorum ama bir kimsenin yetişmesinin kolay olmadığını iddia ediyorum. Öyle bu kenarda oturmakla olmuyor. Öyle bu kenarda para saymakla olmuyor. Öyle bu kenarda evden dışarı çıkmamakla, şehirden dışarı çıkmamakla olmuyor.

Yetişmek bu zamanda gerçekten zor. dünyadan geçeceksin, kadından geçeceksin, maldan, makamdan, mevkiden geçeceksin, kolay değil. Ve bir şeyhin yanında hizmet edeceksin, bu kolay değil. Bir de uzun seneler hizmet edeceksin, kolay değil. Kolay değil. Öyle olunca bakıyorum ben mesela işte, Şeyh Efendi’nin yanında en fazla dayanan fazla dayanmazdı. adam bir yolculukta pert olurdu. Veyahut da bir seyahatta pert olurdu. Bir daha Şeyh Efendi’nin yanında gidemezdi.


Abdullah Efendi ve İcâzet Mes’elesi

Yemene dikkat edeceksin, içmene dikkat edeceksin, uyumana dikkat edeceksin, yatmana kalkmana dikkat edeceksin, zikrine dikkat edeceksin, haline dikkat edeceksin. Şeyh Efendi’nin yanında durmak kolay değil. Değil. Şeyh Efendi’nin yanında duran bir kimseye, aa ne gördün kabristanda der, çıkardı. Örneğin, nerede bir kabir var, Şeyh Efendi durur, orada hemen zikrullâh yaptırır. Hemen orada başındaki kimseye sorardı, ne gördün? Ne dedi sana? bu böyle kolay bir şey değildi. Veya Şeyh Efendi’nin başında durmak, ön halka da durmak kolay bir şey değildi. Şeyh Efendi derdi, ne gördün anlat bakalım. Bunlar böyle basitmiş gibi algılanıyor ama o derviş kendince yetişmediğini görüyordu. Kendisini halife gibi tanıtacak olan bir kimseye zikrullâh da sen ne gördün dediğinde kaldıydı o kimse.

Ama o kendini halife yerine koyuyordu, örneğin. Bunun gibi o yüzden yetişmek kolay bir şey değil, gerçekten kolay bir şey değil. Herkes tiftikliyor, herkes tartaklıyor, herkes laf söylüyor. Laf söylüyor, pişmiş tam başına gelmiyor. Bunlara sabretmek, bunlara katlanmak, bunlara dayanmak, bunları göğüslemek herkesin işi değil. O yüzden gerçekten zor yetişir. Ben bunu Şeyhler’de bir kabahat olarak görmüyorum. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri, ne de git söz gider çünkü buradan. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nin son dönemde benim bildiğim icâzet verdiği, yetiştirdiği, bu başlı başına bir şeyhtir deyip, tören yapıp taç ve hırka giydirdiğini bir kimsenin yok diye biliyorum. O zaman Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’de demeye eksiklik vardı.

Allah muhafaza eylesin. Dört mevsim vardır ve çeşit çeşit toprak vardır. Her toprakta her mevsimde alınabilecek çeşit çeyit görsel zevkte ve tat ve lezzette meyve sebze yetiştirmenin yolu bu işin ilmini almış, tecrübe sahibi ve diploma sahibi ziraat mühendisi, çiftçi, bahçıvan olmak gerekli olduğu besbelli iken. Olmuyor, yetişmedi demek sadece yetiştiremediğini ya da istememektir deniliyorsa ne buyurursunuz? bu yetişmediyse insanlar kendilerince kendi hayatlarını buna vakfetmiyorlarsa siz onu zorla vakfettiremezsiniz ki. Zorla nasıl vakfettireceksiniz? Şimdi yetişmeye çalışan vakfeden de biz zaten yerden yeri vuruyoruz ki. Ben yetiştiğimi iddia etmiyorum ama ben Şeyh Efendi ile beraber seyahat ederken üç sefer iflas ettim.

Üç iflazımda da benim en yanımda duran dervişler dedikodumu yaptı önce. Önce dergâh dedikodumu yaptı. Hiç kimse demedi ya bu adam hangi yolda iflas etti, nerede iflas etti? Hiç kimse konuşmadı bunu. Şeyh Efendi vefat etti. Benim Şeyh Efendi ile olan seyahatim bitti. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun benim işim düzeldi. Demek ki kafası çalışmıyor, bir insan değilmişim. Demek ki iş bilmez bir insan değilmişim. Bu ayrı bir mesele. Şimdi ona sabretmek, ona dayanmak, ona katlanmak herkesin işi değil. Bahçıvan çok düzgün. Eyvallah. Her yerde yetiştirmesi lazım. Eyvallah. Eyvallah. Bir kimse bu böyle çok özür dilerim. Bahçıvan çok düzgün. Çiçek yetiştirmiyorsun. Çiçeğin nefsi yok. Bitkinin bu noktada harama gidecek nefsi yok.

Bu bahçıvan örneği doğru örnek değil. Zeytin ağacının nefsi yok. Zeytin ağacına şeytân üflemiyor. Zeytin ağacına kadın gidip de ben seni rüyamda gördüm. Ben seninle beraber olmak istiyorum demiyor. Veya da zeytin ağacına kutuyla parayı alıp götürüp ben seni çok seviyorum. Kimse demiyor. Veya zeytin ağacına bir kimse gelip de parayı önce salona atıp abi bu parayı al Allah için sana hediye ettim deyip aradan bir yıl iki yıl geçtikten sonra bu parayı bana ne zaman ödeyeceksin. Kimse demiyor. Zeytin ağacına gidip de bir kimse başında ağlayıp bu dünya seni nasıl çekiyor. Bu dünyada sen nasıl dolaşıyorsun abi. Ağlayıp aradan iki yıl geçtikten sonra ondan nefret etmiyor. veya da zeytin ağacının dibini çapalıyorsun içine gübresini atıyorsun.

Su lazımsa suyunu veriyorsun sana zeytin meyvası veriyor. Ama insan âyet-i kerimede sabit unutkan insan âyet-i kerimede sabit hain. İnsan âyet-i kerimede sabit hayvandan daha aşağı bir noktaya gelebiliyor. bunu bahçıvan örneğiyle örneklendirmek biraz böyle bana tuhaf geldi. doğru örneklendirme değil bu. Bir insanla zeytin ağacını kıyaslamak biraz zor. zeytin ağacının kendince lisanını anlarsın. Aşın zamanı aşısını yaparsın. Onu korursun yürür gider. İnsan öyle değil. Sen aşılıyorsun o gündüz bozuluyor. Sen gece aşılıyorsun onun eşi bozuyor. Sen normalde eşini aşılıyorsun patronu bozuyor onu. Dünya bozuyor. Sen zikrullahda topluyorsun hepsini de cem ediyorsun, helallaştırıyorsun. Adam diliyle helallaşırken kalbinden nifak doğumları saçıyor.

Benim dilim helallaştı. Ben helallaşmadım diyor. Halbuki helallaşsa olsa kalbi de dilini de tasdik etse o zikrullahda kendince bir perde geçecek veya bir hal yaşayacak. Veya tabi Cenab-ı Hakk’ın bir tecelliyatına mazhar olacak. O yüzden insanla karşı karşıyayız. insanla karşı karşıya olmak kadar büyük vahşet yok. İnsanla karşı karşıya olmak kadar büyük hikmet ve güzellik yok. O yüzden yetişmedi demek ve bunu bahçıvanlığa bağlamak doğru örnekleme değil. Bunu anlatmaya çalışıyorum. haramların serbest, haramların açık, haramların teşvik edildiği bir topraklarda siz bataklığın içerisinde gül yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Ve onu koruyup onu muhafaza etmeye çalışıyorsunuz. Ama şeytân ve şeytanlaşmış olanlar her yerden saldırıyorlar sizin yetiştirmeye çalıştığınız yeri.

Siz kendinizce bir bahçe kurmaya çalışıyorsunuz ve o bahçeyi muhafaza etmeye, bahçeyi korumaya ve insanları orada cennet bahçesi gibi olan o bahçede neş’ü neva etsin diye uğraşıyorsunuz. Siyasetçisi, belediye başkanı, avukatı, hakimin, savcısı, gazetecisi, osu busu, onun bunun çocuğu, sütü bozuk, kanı bozuk, cinsiyeti, cilbiyeti bozuk ne kadar şeytanlaşmış insan varsa oraya saldırıyor. Şeytân onların hepsini de gönüllerine ifsat ediyor. Şeytân onların gözlerini perdeletiyor. Ve şeytân hepsi de şeytanın tabiri caizse kulu kölesi olmuş. Var güçleriyle onlara saldırıyorlar. Siz bunca tankın, topun, tüfeğin, bunca ateşin altında insanlara bir şeyler öğretmeye çalışıyorsunuz. Ve ayağı kayanın ayağını topluyorsunuz.

Kulu kırılanın kolunu düzeltiyorsunuz. Gözü çıkanın gözünü takıyorsunuz. Dili bozulanın dilini tamir ediyorsunuz. Birisini yetiştirebilecek, neş’ü neva edecek bir bahçe mi var bu dünyada? Ve öyle yetişmeye çalışan bir kimseyi biz burada bir nadede çiçek yetişiyor. Burada nadede asar, antika bir şey oluyor. Biz ona destek olalım. Biz ona kuvvet verelim. Biz ona bu noktada duamızda, himmetimizde, gayretimizde onu koruyalım diye insanlar bir şey mi düşünüyorlar? İnsanlar ehli tasuvufun, ehli sufinin küçücük açığını bekliyorlar. Medyası, basını, devleti, polisi, karakolu, haki mi, savcısı ve sendenmiş gibi görünen. En acısı da bu. Müslümanları hepsi de sana saldırıyor. Şu anda okuduğunu anlayamayan Müslümanlara merham anlatmaya çalışıyorsun.

Okuyor, anlamıyor. Twitter’da hakaret etmeyi İslâm zanneden, Twitter’da sahte hesaplarla insanın namusuna şerefine, haysiyetine laf söylemeyi cihâd ettiğini zanneden bir toplulukun içindeyiz. O yüzden yetiştiremedi. Yok, kabul etmiyorum. Evet, kabul etmiyorum. Sebep, bunca saldırının altında siz canınızı korumaya çalışıyorsunuz. Siz bunca saldırının altında kardeşlerinizi muhafaza etmeye çalışıyorsunuz. Nereye yetişecek insanlar? Akşam evine götüreceği ekmeği düşünüyor. Adam sabah ile gideceği işi düşünüyor. Hele genç bir cemaatsa, emeklilerden kurulu bir cemaat değil ki. Emeklilerden kurulu bir cemaat olmuş olsa, adama 50 bin tevhîd çeker. He, yetişeceğim diye uğraşır. Ama gençlikte o gençleri muhafaza etmek zor.

O yüzden bu ziraat mühendisi örneği doğru bir örnek değil. Yok. ziraat mühendisi örneği insanlarla ağaçları, bitkileri aynı tutmamız mümkün değil. O yüzden evet, yetişmek de çok zor, yetiştirmek de çok zor. Ve o zorluğu bile bile bu işin içerisine, buna gönül vermiş, bu işin içerisinde duranları alkışlamak lazım, destek olmak lazım. Bir kimse, bir üstada, bir şeyhe, bir mürşidi kamile, bir veliye, bir dergaha, ne olursa olsun intisâb etmesi dahi büyük nefis mücadelesi. Ve o intisâb etmiş kimseleri küçük görmek, intisâb eden insanları horhakir görmek veya bir yerde şehlik yapan, üstadlık yapan, velilik yapan, mürşidlik yapan her kim ise onu horhakir görmek bence bu işin zorluğunu bilmemek demek.

Bu işin acısını, bu işin azametini, bu işin gerçekten neyle karşı karşı olduğunu bilmemek demektir. Şöyle söyleyeyim, Anadolu’da, Anadolu’yu küçümsemek için söylemiyorum, küçük yerlerde bu tip insanlar olabilir, bu azameti, bu sıkıntıyı görmez, yerler içerler, birbirlerini ağırlarlar, zikrullâh yaparlar, onların böyle bir dertleri yoktur. Ama ben Batıdakinlerin aynı noktada olduğunu düşünmüyorum, hele dervişlerden geçinmeyecek, dervişlerin parasını, pulunu gözünü dikmeyecek, dervişlerden harçlığını almayacak, bir minder kurup kendine altına harçlık almayacak, ve hatta kendine kocaman bir şalvar diktirip, ondan sonra cebini de diz kapağına kadar yaptırıp, cuma mübarende, her cuma mübareğine gelene cebine para almadan, insanlardan bir şey beklemeden, bir şey ummadan Allah için yola çıkıp, Allah için insanlara Kur’ân’ı, Sünnet’i doğru tasavvufu anlatmaya çalışanları horhakir görmek, küçük görmek, onları ilimsiz, onları bu noktada, etkin veya yetkin görmemek, haddi aşmak gibi geliyor bana, Allah muhafaza eylesin.

O yüzden ben bunu ister icazeti olsun, ister icazeti olmasın, ister ne olursa olsun, orta yerde adam bir zat, bir şahıs kalkıp da şehlik yapıyorsa, yola çıktıysa, dediğim ölçütlere dikkat ediyorsa, dediğim ölçütler çok önemli. dediğim ölçütlerden başında yolunu menfaate devşirmemek. Gelin kardeşler, Kur’ân kursu yapacağız, pamuk eller cebe, gelin kardeşler dergâh yapacağız, pamuk eller cebe, gelin kardeşler, bu hizmetler kolay olmuyor, pamuk eller cebe, gelin kardeşler Kur’ân kursu yapacağız, pamuk eller cebe, gelin kardeşler buraya külliye yapacağız, pamuk eller cebe, gelin kardeşler, şeyhimizin yardıma ihtiyacı var bak, gelen giden yiye uçuyor, pamuk eller cebe, tırnak içerisinde denmiyorsa, evet bunlar önemli, çünkü Âyet-i Kerime’de, Yasin’de sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz diyor.

Eğer o kimse bulunduğu makamı, mevkiyi ücrete döndürmüyorsa, ücrete döndürmüyorsa sırf fi’s-e bilillah Allah için insanlara bir harf dahi öğretme gayretiyle yola çıktıysa lütfen hiç kimse onları hor-hakir görmesin. Ve onlara güçlerinin yettiğince destek olsunlar ve güçlerinin yettiğince onların gıyaplarını da korusunlar. Onlar Allah adamı çünkü. Onlar Allah insanı. Ben Abdullah Gürbüz Efendi’yi de öyle tanımlıyorum. O yüzden bu kadar ona saldırıyı doğru görmüyorum. Biz ona 18 gün olurdu, 15 gün olurdu evinden uzak, barkından uzak, iki gün git bir yerde yat, orada sohbet, gündüz sohbet, akşam zikrullâh, 3 gün yat, misafirlik en fazla 3 gündür de, ondan sonra 4. gün bir daha yola çık, sonra git gittiğin yerde yine 2 gün 3 gün kal, yine gündüz bayanlara sohbet, gece erkeklere sohbet, bir 3 gün daha git, bir 3 gün daha git, bir 3 gün daha git.

Biz Nevşehir’den bir çıkardık, Sivas’ta kalırdık 3 gün, Malatya’da kalırdık 1 gün 2 gün, önce Kayseri uğradık, Kayseri’de gündüz akşamına ders yapar, gece Sivas’a giderdik. Sivas’ta gece dinlenirdi, ertesi gün gündüz bayanlara sohbet, akşamına erkeklere sohbet, ertesi gün yine bayanlar başka bir yerde toplanır, grup gruptu, orada sohbet, akşamına yine erkekler ayrı bir yerde sohbet, oradan bir günlük Malatya yapar gelirdik. Ardından Tokat’a giderdik, Tokat’ta kalırdık 3 gün, Tokat’tan Ankara’ya giderdik, Ankara’da kalırdık 3 gün, Ankara’dan İstanbul’a geçerdik, İstanbul’da o kızın evinde kalırdı, ben Bursa’ya dönerdim. 3 gün İstanbul’da kalırdı, Bursa’ya gelirdi. Bursa’da 3 günden fazla kaldı, çok zaman olmuştu, Bursa’da kalırdı 3 gün, 4 gün, 5 gün, 6 gün ve hiçbir günü boş geçmezdi.

Gündüz bayanlara, akşamı erkeklere, Bursa’dan İzmir’e giderdik, İzmir’de 1-2 gün bayanlar kalırdı, 1-2 gün ödemiş de kalırdı, 1-2 gün ben oradan alırdım onu Afyon üzerinden Konya’ya götürdüm. Bazen oradan Isparta’ya giderdik, Isparta’da kalırdı 1-2 gün oradan Konya’ya giderdi, bazen ben Konya’dan geri dönerdim, bazen Konya’da 2 gün kalır Nevşehir’e giderdi. Buna dayanacak bir tane babayet gösterin bana. Hem o şeyhin yanında gidecek bir babayet gösterin, hem de o şeyhe, öyle bir şey gösterin bana buna dayansın. Şimdi Abdullah Efendi’nin arkasından konuşmak serbest, atış serbest. Şimdi onun devamıyım demek serbest. Bulunduğu kazada 3 kişiye zikrullâh yaptırmayan insanlar sonradan kalkıp dediler ki biz onun yolundayız, utanın.

Onun yolundan gidemezsiniz siz. Sebep onun yolu herkesin gidebileceği bir yol değildi. Herkes oturup kendince rüyâ görecek de, birisine intisâb edecek de, birine yapacak da bununla uğraşırken o yollardaydı. Doğru yanlış, onu tartışmıyorum. Yapmış olduğu hizmete bakıyorum.


İflâs, Sabır ve Derviş İmtihânı

Yapmış olduğu hizmete bakıyorum. Antalya’ya giderdi. Evet, ben Anadolu’nun büyük bir kesimini onunla beraber dolaştım. Ne yaşadığını, ne yaşamadığını iddia ediyorum. Evdeki çocukları, eşi, onun Allah rahmet eylesin eşi vefat etti. Gelinleri, akrabaları, çocukları dahil. Onun ne yaşayıp, ne yaşamadığını, ne düşünüp, ne düşünmediğini benden iyi bilen yok. İdda ediyorum. Neden korkup, neden korkmadığını, neye üzülüp, neye üzülmediğini benden iyi bilen yok. O yüzden, Abdullah Efendi’nin icazeti yoktu deyip, onu çarmıha gerip, onu taşlamak doğru bir davranış değil. Oturacaksın sen bir köşede, laf üreteceksin, onun icazeti yoktur diye terenenini söyleyeceksin de söyleyeceksin. Evet, teknik olarak yoktu.

Doğru. Hadi Mahmud Efendi’ye de söyleyin öyle. Hadi Esat Coşan’a da söyleyin öyle. Hadi Esat Coşan’ın oğluna da söyleyin öyle. İsmi zikrediyorum bakın. Onların kötü olduğu manasında değil, Abdullah Efendi’ye saldıranlara söylüyorum. El insaf. Bakın el insaf doğru değil. Ve tanıdığım, bildiğim insanlar var. Ben Allah mübarek etsin, icazetli şeyhler onun yaptığının onda birini yapmıyordu. Onun yetiştirdiğinin de onda birini yetiştirmiyordu. Abdullah Efendi’nin dergahında, Şeyh Efendi’nin tabiriyle söylüyorum bunu. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’yle sohbet eden vardı. Yine Şeyh Efendi’nin tabiriyle söylüyorum. Abdullah Efendi’nin dergahında bütün rüyaları ve halleri tabir edecek, onun yetiştirdiği bir nakibi nükabba vardı.

Zikrullâh alakasında hal görenlerin bütün hallerini görecek nakibi nükabbası vardı. Abdullah Efendi’nin dergahında yedi sahih ders alırken, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin, dikkat edin buraya. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin nuru Muhammed’inin nur tecelliyatından ders alan nakibi nükabbası vardı. Evet. Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin nur tecelliyatından ders alan nakibi nükabbası vardı. Evet. Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin iki tecelliyatı vardır. Bunu herkes bilmez. Bir tecelliyatı vardır. Bu zahir dünyaya olan tecelliyatı Peygamberliğidir ve Peygamberlik vazifesi ile alakalıdır.

Bu Hazret-i Muhammed Mustafa’nın varlığı olan tecelliyatıdır. Varlığı olan tecelliyatıdır. Buraya bir şeyh ulaşabilir buraya ve bütün şeyhlerin veyahut da bütün velilerin ulaştığı tecelliyat bu tecelliyattır. Ama Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin bu varlıktan önce manevi bir tecelliyatı, nurani bir manevi tecelliyatı vardır ki bu ancak mürşid-i kamillere has bir haldir. Bu ancak mürşid-i kamiller bu hâllile hallenebilir. Ve ancak bunu mürşid-i kâmil olanlar bilir. Ancak bunu üstâd olanlar bilir. Ancak bunu üstâd olanlar, mürşid-i kâmil olanlar bu hâllile hallenir ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin ümmetimin öyle velileri vardır ki bunlar beni İsrail Peygamberlerine denktir dediği veliler bu velilerdir.

O yüzden Abdullah Efendi Hazretlerinin şehline ve Abdullah Efendi Hazretlerinin dergahına laf söyleyenler ağızlarını çalkalayacaklar, kusul abdesti alacaklar. Ağızlarını çalkalayıp kusul abdesti alacaklar ve tövbe edecekler. Ve kabrinin başına gidip tövbe edecekler. Abdullah Efendi Hazretlerinin üzerinde yalan isnat eden, Abdullah Efendi Hazretlerinin mürşid-i kamilliyle alakalı, şehliyle alakalı laf söyleyenler, Abdullah Efendi Hazretlerinin sonradan böyle kendince biz anın yalından devam ediyoruz deyip de böyle kaydır kuppak konuşanlar hepsi de gidip kabrin şeriflerinin başında, hepsi de gidip kabrin şeriflerinin başında tövbe etsinler. Yoksa manevi olarak iki yakaları bir araya gelmez. O yüzden hamdolsun.

Abdullah Efendi’nin dergahında yetişmiş kimseler vardı. Ama ne olursa olsun bana telefonunda söyledi oydu. Mustafa Efendi oğlum çorumunu Hacı Mustafa Efendi sağlığında vermedi, dergâh dağıldı. Ben öldükten sonra dergahında olmasını istemiyorum. Sivaslı Ahmet Duran Gümüş ile sen şehlini ilan et dedi bana. Arkadaşlar topla şehlini ilan et. Ben dedim ki efendim ben bunu ilan edemem hakkınızı helâl edin. O dedi ki ben başkasını ilan ettirdim. O da ilan ettirdi. Demek ki yetiştirmiş. Nakiplik icâzet töreni yaptı. Demek ki yetiştirmiş. Evet. Kolay değildir. Bunu tekrar tekrar söylerim. Bir zeytin yetiştirebilirsiniz. Benim çatıda var. Kendinden çıktı tohumdan. Yetişiyor suyuna bakıyorum. Bugün de küçük küçük budadım onu.

Yetişiyor zeytin ağacı bu. İnsan öyle değil. İnsan arkanı döndüğünde hainlik yapıyor. İnsan gözünün içine bakıyor. Ağzın içine bakıyor. Nerede yanlış yapsa da onu tutsam diye bakıyor. İnsan hiç satılmayacak yerde satıyor insanı. İnsan hiç hançerlenmeyecek yerde hançerliyor. İnsan hiç bırakılmayacak yerde bırakıyor insanlar. Ben Şeyh Efendi Hazretleri ile İzmir’de hastanede bizatihi başında kaldım. 14-15 gün. Yanımda bir oktay vardı. Hatta oktay Şeyh Efendi ile bizim hukukumuzu çıplak gözü gören bir kimseydi. Gittim soracaklar. Oktay’a da diyordu. Kader arkadaşım diyordu ona. O üzere diyordu. Oktay’a hastane arkadaşım diyordu. Kader arkadaşım diyordu. Bana her türlü şey diyordu. dostluk manasında.

Ve o zaman gördük biz. Ben bunları konuşmam hiç. O zaman gördüm gerçek evlat kimmiş, derviş kimmiş, kim neyi nerede satıyormuş, kim neyi nerede bırakıyormuş. Ameliyat günleri bizim için ayrı günlerdi. Öğrenmek isteyenler lütfedecekler. Oktay’ın yolunu bulacaklar. Konuşur konuşmaz bir şey diyemem. Gidip oktaydan öğrenecekler. Kimler sattığı Şeyh Efendi’yi? Oktay da bizim uçakların karakutusu gibi. Evet. Bayındırlı oktay başaran uçakların karakutusu gibidir. Bazıları benim onları da kıymamı satmamı istediler. O benim yol arkadaşım. Nuri yol arkadaşım. Harun yol arkadaşım. Hele oktay hiç kimse bayındırlı bana inanmazken bana inanan kimse o. Hiç kimse Şeyh Efendi’nin yanına ve benim yanıma hastanede uğramazken oktay her gün gelip işinin gücünü bırakıp benimle beraber koşturan kimse.

Bunları bilmez şimdi yeniler eskiler onlar bunlar. O yüzden arkadaşlar bunları gidip öğrenecekler ve her zaman söylüyorum. Bu üç kişiye saygıda kusur etmeyecekler. Harun da çocuk hükmündeydi benim yanıma geldiğinde. O yüzden hatalarıyla, kusurlarıyla, yanlışlarıyla, eksiklikleriyle onlar benim. Hatası varsa da benim, eksi varsa da benim. Hiç kimse onları eleştirmeyecek. Hiç kimse laf söylemeyecek. Bursa’da Cafer, Adnan, Hüseyin hiç kimse laf söylemeyecek. Ve Hacı Erkan gibi o eskiler bunlar Bursa’da herkes dığıldığında bunlar dığılmayanlar. Herkes yıkıldığında bunlar yıkılmayanlar. Bunlar da Bursa’dan itibaren derganin kara kutusu gibi. Evet. Herkes bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya söylüyorum.

Şeyh Efendi’nin Mustafa Özbak’ında ne deyip ne demediğini gelip onlardan öğrenecekler. Ölmezden önce onlara ne söylediğini, ne vasiyet ettiğini, ne dediğini gelip onlardan öğrenecekler. Kulaktan dolma değil, bizatihi ağzından duyanlardan öğrenecekler. O yüzden yetişenler var Elhamdülillah. Şeyh Efendi’nin zamanında da yetişenler var, şu anda da yetişenler var. Hamdolsun Allah’a. Ben yetişmedi demiyorum. ben kendi üzerime de anlayayım bundan. Bir dergahta bir halife yok diye dergâh yetişmedi diye bir kaydı yok. Bu kıymetli dostlar. Mantar yetiştirmiyoruz. İnsan yetiştiriyoruz. Ağaç komunda o mantar çıkarmıyor mu? Siz bunu bir sere yapıp içine iki tane fidyan koyup yetiştirmek olarak görüyorsanız yanılıyorsunuz.

Onu serçe parmağımın üzerindeki toz fazla gelir bahçevanlık yapmaya. Serçe parmağımın üstündeki toz bahçevanlık yapmaya fazla gelir. Yok. Ha. İnsan yetiştirmek. Dünyanın en zor mesleği. Dervişlerin çokluğu mudur eftal olan? İlgilenebildiğin ve bakabildiğin ve büyütebildiğin kadar civciv mi edilmektir doğrusu? Kuru tavuk çıkaracağı kadar civcive yatar. Nicilik mi nitelik mi? Neden bu kadar çok ihvan ediniyorsunuz? Geçim derdinizin de olmadığı da artık herkesçe biliniyor. Kardeşleriniz size ulaşamıyorlar. Randevu ile geliyorlar. Telefonunuz sürekli meşgul. Arıyorum diyorlar günlerce geri dönmediğinizi söyleyenler var. Bu duruma ne diyebilirsiniz? Bir mürşidi kamili, bir şeyhi, bir velî, kurt tavuğuna benzetmek doğru değil ki.

Kurt tavuğun istidatı bellidir. Anaç tavuktur, güzel civciv bakar. Bana 10 tane 15 tane yumurta koyarsın altına. Ama taze piliştir daha 5-6 tane yatırsın ona. Bu ayrı mesela ama bir üstâd bir şey, bir velî buna bakmaz ki. Allah size kaldıramayacağınız bir yük yüklemez. Adamı rüyasında görüp geldiyse siz ona ders vermeyecek misiniz? Adamı rüyasında çatır çatır görmüş ben ders alacağım diyor. Ne diyeceksiniz ona? Benim istabatim bu kadar mı diyeceksiniz? Size dağda çobanlık yapmak için koyun bile vermezler o zaman. Sen 5 tane koyunun üzerine bir koyun daha alsan onu kurda kuşa teslim eder gelirsin. Allah bir kimseye kendi ilminden, ilim kendi hikmetinden hikmet veriyorsa, insanlarda rüyalarında görüp geliyorsa demek ki bakabileceksin ki o kadar geliyor.

Bakamayacak olsan gelir mi? Manevi rızkı var demek ki geliyor. Rızkı olmamış olsa gelir mi? Sofra geniş elhamdülillah. Sohra benim sofra değil çünkü. Bu direkt beni ilgilendiren bir soru o yüzden kendi üzerime aldım. Sofra Nuru Muhammediyyenin sofrası. Ama hiçbir şey yok iken var olan Nuru Muhammediyyenin sofrası. O yüzden sofra geniş, ucu bucağı yok. Daha çok boş yer var gördüm. Zahiren daha çok maneviyatlarının olup da zahirleri olmayanlar var daha. O yüzden hamdolsun. Cenab-ı Hakk’a dergahı da genişletmeyi düşünüyoruz. Daha büyük bir yere gitmeyi düşünüyoruz. Daha büyük bir yer kurmayı düşünüyoruz. Neden? Gelecek olanlar çok var daha. O yüzden var olanlar kendi yerlerini sıkı tutsunlar. Sonradan gelenler öbür günleri iteleyip kendileri oturmasınlar oraya kendilerine dikkat etsinler.

O yüzden dergahların dervişlerin çokluğu mu azlığı mı akıl işi değil kardeşim matematik işi de değil bu. Ben 50 kişiye bakabilirim paran kadar konuş derler. Sen paran ne kadar yetiyor? 50 ekmek alırsın 50 kişilik insan davet edersin. Onu sen zahiren öyle düşünüyorsun ama. 1000 kişi gelirse onu yetiştirecek olan Allah. O yüzden bu işin maddi planı yok. Ben Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri Bayındır’a ilk davet ettik. O zaman trenin zakirine dedim. Ağabey bizim durumumuz pek yok evimiz de geniş değil. Garip kuraba insanız. Ağabey dedim 10 kişi gelsin. Şeyh Efendi’nin yanında. Ben de dedim 15-20 kişi dedim Bayındır’dan arkadaşları toplarım. Hem onlar dedim Şeyh Efendi ile daha yakın irtibat kursunlar dedim.

Tamam tamam anlaştık. Allah rahmet eylesin. Annem ben bir sürü adam evde istemiyorum dedi. Çekti gitti annesinin evine yemek de yapmadı. Yok o zaman için bizde para pul hiçbir şey yok. gücümüz gücüm ona yetti. 2 kilo kuru fasulye aldım. 2 kilo da pirinç aldım. Bir derslere gelen bir ahşi bir arkadaş var. Bizim mahalleden evli. Ona gittim rica ettim dedim. Bunları dedim kuru fasulye ile pilav yapıp getirir misin eve getiririm dedi. Nuri bizim Allah razı olsun baklava getirdi yoğurt getirdi. Biz normalde en fazla 20 kişi gelecek diye düşünüyoruz. Lokant hesabı 2 kilo hepsine de yeter diyoruz. Çünkü lokantalarda da öyle hesaplanır. 2 kilo kuru fasulye 20 porsiyon yapar. 2 kilo pirinç de 20 porsiyon yapar.

Kendimce yeter diyorum ben. Çünkü 20-25 kişi davet ettik. Bizim hacı sahibimiz vardı Tire’de. Eski Mustafa Efendi’den kalmam. Koca 302’yi dayadı. Geler inen iniyor inen iniyor inen iniyor. Ardından bir tane Ford minibüs vardı. Manavgatlıydık. Ali vardı. Ondan sonra o minibüse doldurmuş inen iniyor inen iniyor. Ardından özel taksilerle onlarla bunlarla millet bir geldi ki Allah Allah. Ne sofraya yetecek ne kaşık yetecek ne çatal yetecek. Mümkün değil. Bizim o zaman evin arkasında küçük bir de mutfak gibi bir şey var. Mutfak bile denmez. Yemekler orada. Biz birkaç tane sohru vezi var. Ne kadar kaşık olacak? 15-20 tane kaşık varsa vardır. Ben yemeklerin başına geçtim. Şeyh Efendi biz zikrullâh yaptırdı.

Allah rahmet eylesin. Yemeklerin başına geçtim. Ben her kepçede besmele-i çekiyorum. Bismillahirrahmanirrahim koyuyorum. Ben boyuna nur ile oktay dağıtıyorlar bunlar. Yiyen gidiyor yiyen gidiyor yiyen gidiyor yiyen gidiyor. Bir ara oktay geldi. Abi ne oluyor dedi. Oktay sus dedi. Ne olduğunu ben de bilmiyorum dedim. Sus. Onlar dağıtıyorlar boynuna çünkü. Onlar da biliyorlar 2 kilo kuru fasulye ve 2 kilo pirinçten yemeye müteşekkil olduğunu. Herkes yedi gitti yedi gitti yedi gitti yedi gitti. Daha Şeyh Efendi yemedi. Sonra dedi ki Mustafa Efendi bitti mi oğlum herkes dedi. Bitti efendim dedim. Herkes yedi gitti dedim. Siz de oturun yiyin dedi. Oturduk yedik. Ben onun yediğini görmedim. Sofraya oturduğunu görmedim.

Ben o yüzden yemed olarak biliyorum. Sonra böyle tabağın içinde bir şeyler koyduk ona. O da yedi. Ardından kız kardeşimin nişanlısı geldi. Allah’ım dedim ya bu nereden çıktı şimdi.


Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hatıraları

Ona da sofrayı kurduk. Tatlı ona da koyduk. Mustafa Efendi tatlı yok mu? Biliyor benim onu sevmediğimi. Var efendim. Tatlı. Mustafa Efendi tatlı koy tatlı koyuyor şimdi. Baklava onlara da yetti. Şimdi böyle alıyor o böyle çatalı batırıyor Şeyh Efendi’nin ağzını götürüyor. Ah sahabım bozuluyor. Ulan bu neden böyle edepsizlik yapıyor. Bu doğru değil filan. Şeyh Efendi böyle onu reddetmek istemiyor filan. O ona yediriyor filan. O da yedi. O da doydu. Son söz şu. Mustafa Efendi yemek var mı daha oğlum dedi. Var efendim dedim ben. Onu da annene söyle annen yesin dedi. Emredersiniz efendim. Çıktık. Şimdi bu işler akıl işi olmuş olsaydı iki kilo pirinç iki kilo kuru fasülle bu insanlara yetmezdi. Yaklaşık yüz kişi filan yemeklerdik biz o gün.

Bu işler akıl işi değil bu işler gönül işi bu işler manumiyet işi. O yüzden ne kadar civciv verirler bilemem. Ruhlar alemin birbirlerini tanıyanlar sevenler bu dünyada da birbirlerini tanırlar severler. Ben bu işi oradan daha ötesine götürüyorum. daha ruhlar alemi yaratılmazdan önce. Muhammediyenin nuru Muhammediyenin tecelliyatında bir mürşidi kamile bir veliye ne kadar derviş tayin edildiyse onlar gelirler nasiplerini alırlar. Ve bu iş matematiksel değil ki ilgilenebildiğin kimseye kadar ilgileneceksin. Bu iş manevi adam rüyasında görür o yüzden rüyâlar önemli. Rüyasında hatasını görür bizim kardeşlerimiz rüyasında nerede yanlış yaptığını görür bizim kardeşlerimiz. Üstatları onları rüyalarında ikaz eder onları rüyalarında irşad eder.

İster Samarika’da olsun ister Kanada’da olsun. Kanada’daki adam rüyasında görüyor ne yapayım. Brezilya’daki adam rüyasında görüyor ne yapayım. Argentindeki adam rüyasında görüyor ne yapacağım. Sen göremezsin mi diyeceksin. Dil bilmem lisan bilmem. O diyor ki bana Brezilya diliyle konuştun. İçimden diyorum ki Brezilya dilini bilsem de adama konuşsam Allah konuşturuyor. O yüzden gurk tavuk evet yatacak kadar civciv koyarsın ona. Eyvallah. Ama velilerin mürşid-i kamilerin peygamberlerin istihap haddini Allah’tan başka bilen yok ki. Hazret-i Muhammed Mustafa’ya istihap haddi biçecek olan küstah kim ki? Hazret-i Muhammed Mustafa’nın velilerine istihap haddini biçecek olan küstah kim ki? Bunlar herhalde fazla Amerikan filmi izliyorlar.

Herhalde bunlar matematiği normal sufili matematiksel denklem gibi biliyorlar herhalde. İki kere iki dört yapar gibi. Sufilikte iki kere iki dört yapmaz. Sufilik farklı bir şeydir. Nicilik mi nitelik mi buna karar verecek olan kimse Allah? Bunu kim karar verecek? Bir kimse kendince aklıyla yönetiyordur. Şeyhtir o aklıyla yönetir. Stratejiyle yönetir hesap kitap eder. Öyle yönetebilir. O yüzden kendince ne yapacaksın canım kalabalıklığı? Sen, ben, bizim oğlan yeteriz. Siz yetin. O aklıyla hareket ediyor. Sen, ben, bizim oğlan üç yüz beş yüz kişi. Biz kıymetliyiz der o. Doğrudur. Allah kıymetini arttırsın. Bu iş manevi ise insanlar rüyada görüp geliyorlarsa kim buna istihbatlı biçecek? Kim buna diyecek ki sınır sayıda sınırı belli bir sayıda tutacak?

Boş muhabbet bu. Neden bu kadar çok ihvan ediniyorsunuz? Ben bir şey dinmiyorum. İhvandan kasıt kardeştir. Bu ayrı mesele. Hepsi de kardeşim. Ama ben daha bugüne kadar herhangi bir kimseye Şeyh Efendi vefat ettikten sonra gelin benden ders alın diye bir şey söylemedim kimseye. Bir kişi desin ki gelin benden ders alın dediğin desin. O kimse rüyâ görür. Rüyasını tevil eder. Hatta derim ki şimdi bu rüyayı şeyhimin zamanında sen bana sorumuş olsaydın ben sana derdim ki senin ders alman lazım. Evet. Biz böyle derviş toplamaya çıkmış bir kimse değilim ben. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Allah beni bundan muhafaza eylesin. Biz böyle adam toplamaya çıkmadık. Daha hiç kimseye gelin ders alın demedim.

Yok hayır. Benim sözüm bütün arkadaşlar kardeşler bilirler. Arkadaşlar rüyanızda kimi görüyorsanız gidin ona intisâb edin. Hatta bırakmak isteyenler, derslerini bırakmak isteyenler bırakıp gidebilirler. Bırakıp giderlerse bir daha geri dönüşleri yoktur. Bunu da bilin derin. O yüzden her kim geldiyse ona Rabbim göndermiş derim. Başım gözüm üstüne derim. Onu asla ben kalkıp da herhangi bir istememezlik etmem. Geçim derdiniz de olmadığı da herkesçi artık herkesçi bilmiyor. Dervişler benim geçim derdim değildi ki. Allah beni bundan muhafaza eylesin. Ben bugüne kadar 59 yaşındayım. Ben alnımın terini yedim. Ben hala da çalışıyorum. Ben hala da vergi mükellefiyim. Ben hala da kendimce gayrimenkuldür, arabadır alıp satıyorum.

Kendi yaşımı kendim sağlıyorum. Kendi işim kendime ait. Hem bu bilinsin diye, hatta arkadaşlar yapma etme dedi. Ben vergi levhamı dahi yayınladım. Dedim ben vergi mükellefiyim. Ben Bağkur emeklisiyim. Yargıtay kararıyla. Ben hala da çalışıyorum. Hala da vergi mükellefiyim. Hala da alıp satıyorum gücüm nispetinde. Bugüne kadar hiçbir derviş kardeşten bir kuruş para talep etmemişimdir. Bir kişi diyemez. Kendi nefsin için bunu istedin. Veya dergâh için sen bunu istedin diye. Veya şunun için bunu istedin diye. Ağzımı açmam. Bir şeye kendi maddi gücüm yetiyorsa kalkışırım. Maddi gücüm kalkışmıyorsa kimseye hiçbir şey demem. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Yahudiden de borç aldı.

Müslümanlardan da borç aldı. Borç aldığım verdiğim zamanlar olmuştur. Eyvallah. Ama bunun dışında bir şeyim yok. O yüzden bu geçim derdiniz de olmadığı da herkesçe biliniyor sözü biraz imalı. Bunu kendi nefsimin üzerine almıyorum. Dervişlerden geçinenler olabilir. Asla tasvip etmiyorum. Dervişlerden para alanlar vardır. Benim yolum değil. Benim yolum değil. Ben kendi hürriyetine aşık bir insanım. Ben bir derviş kardeşinden harçlık almayı Cenâb-ı Hak o hale getirir. Alır da insan. Bunda bir sıkıntı yok. Ama Allah beni ondan muhafaza eylesin. Bugüne kadar muhafaza etti. Cenâb-ı Hak bundan sonra da muhafaza etsin. Bu hal üzerine Cenâb-ı Hak bana ölüm nasip etsin. Benim geçim derdim yok derken bu sözü haddi aşan bir söz olarak gördüm.

Allah muhafaza eylesin. Kardeşleriniz size ulaşamıyorlar. Randevu ile geliyorlar. Telefonunuz sürekli meşgul. Bir, kardeşler bana istedikleri anda ulaşabilirler. Ben her perşembe Bursa’da bütün herkese halka açık ders yapan bir insanım. Zikrullâh bittikten sonra da ben gücüm nispetince, sağlığım müsaitse otururum orada. Herkes sırayla gelir. Ne görüşecekse görüşür. Ne konuşacaksa konuşur. Ne anlatacaksa anlatır. Bana ulaşamayan tembelliğinden ulaşamıyordur. Bana ulaşamayan hele hele den dolayı ulaşamıyordur. Biz bir çocuğun dahi bizi bulabileceği dairedeyiz. Ahmet Kaya’nın dediği gibi bizi bir çocuk bulur, bir çocuk da isterse bizi vurur. Korumamız yok. Özel makam şoförümüz yok. Özel sekreterimiz yok.

Perşembe günleri otururuz Türkmen başbuğu gibi Allah’ı zikrederiz. Bütün herkeste gelen gelir yanımıza kadar, burnumuzun dibine kadar sokuldur. Ne söyleyecekse, ne anlatacaksa anlatır. Cumartesi günlerde yukarıda Tasağı Fakfı’nın tekeye, şimdi gitmiyorum artık, Tasağı Fakfı’nın merkezindeyim orada. Cumartesi günlerde oradayım. Herkes dilediği zaman orada gelir görüşebilir. Perşembe günleri bütün herkes bilir. Büro bu konuda açıktır. Perşembe günleri. İsteyen dileyen gelir. Ha bir sefer döner bir daha gelir içeride misafir varsa, birisi görüşüyorsa görüşebilir. Bugün de korona zamanında dahi Perşembe görüşmelerini İnkıta’ya uğratmadım. Hep açıktı büro. Ama arkadaşlara dedim koruyun kendinizi.

Benim dedim kendimi koruma gibi bir derdim yok. Siz kendinizi koruyun dedim. Açık. O yüzden bana ulaşamıyorlarmış. Laf o. Telefonum benim 7.24 açıktır. Şimdi burada o kardeş utanmasın, ona utanması için söylemiyorum. Akşam saat kaçmış bir bakayım bak şimdi. Kaçtı aramış adam beni. 2.48’de aramış adam beni. 2.48’de arayan şırnak’tan. Ben de yazdım. Selamünaleyküm saat 2.48’de mi arıyorsun manasında soru işareti koydum. Demek ki telefonum 2.48’de de açık ve 2.48’de de cevap verebiliyorum. Telefonum bütün kardeşlerde 3 aşağı 5 yukarı var. Benim rüyamda dalıma kuş kondu diyen saat 4’de arıyor. Kabul etmiyorum. Asla hem kabul etmiyorum bu konuda. O yüzden bir kimse ben sana ulaşamıyorum diyorsa benden helallık alması lazım.

Bakın benden helallık alması lazım. Sebeb benim telefonum açık. 7.24 telefonum açık. Ben telefondan verecek olan zararı bildiğim halde bana öyle söylüyorlar. Şarjda tutma telefonu diyorlar. Benim telefonum hep şarjda durur. Neden? 7.24 açık çünkü. Benim telefon 1 sene dayanır bana 2 sene dayanır. Pert olur telefon. Sebeb çok görüşmekten çok konuşmaktan çok çalışmaktan. Telefon çok çalışıyor. Buradan da başka bir mesaj çıkmasın. Vay telefonunun böyle olduğunu söylüyor yeni telefon alalım böyle bir şey değil. Telefonumu da kendim alırım helallahu ekber. Bir sıkıntım yok. O yüzden ulaşamıyorlarmış. Kabul etmiyorum. Ulaşacak canım kardeşim. Ulaşmak istiyorsa ulaşacak. Antalya’dan, Manavgat’tan, Mersin’den, Brezilya’dan, Belçika’dan, Amerika’dan, Avustralya’ya kadar millet ulaşıyorsa o da ulaşır canım kardeşim ulaşmak istiyorsa.

Hiç dilini bilmediğim insanlar da ulaşıyorsa ve İngilizce bana mesaj atıyorlarsa ben de Google çevirden çevittirip veyahut İngilizcesi iyi olanlardan çevittirip onlara cevap yazıyorum. Günde en az 20 tane 30 tane rüyamatan arkadaş var mesajda. Rahatsızlığım yok bunlardan rahatsız olduğum için söylemiyorum. Hepsini de tek tek okuyorum. Vakit buldukça okuyorum. Eşime ve çocuklarıma ayırmadığım zamanı arkadaşlarıma kardeşlerime ayırıyorum. Eşim ve çocuklarımdan da hep devamlı helallik istiyorum. Diyorum ki bana hakkınızı helâl edin. Bir baba, bir eş olarak ben size tam zaman ayıramıyorum diyorum bunu. Ve onlara da diyorum bizim birbirimize doğacağımız günler bu dünyada değil diyorum. Evet. Bizim birbirimize doğacağımız günler bu dünyada değil.

Biz öteye kanatlanmışız. O yüzden benim özel bir hayatım, özel bir yaşantım bile yok. Öyle bunun üzerine bazı kardeşler bazı insanlar ulaşamıyoruz diyorlarsa benden helallik almaları lazım. Randevuyla geliyorlar. Bu da doğru değil. Ben bunu defalarca arkadaşlara söyledim. Benden randevu almayın. Psikolojim bozuluyor. Benden hiç kimse randevu istemiyor. Psikolojim bozuluyor randevu istendiği zaman. Gel kardeşim burada isem görüş. Görüş. Burada değilsen kapının önü hariç. Beş dakika sonra gel bir daha bak. İki dakika sonra bir daha gel. Telefonunuz sürekli meşgul. Meşgul. Ne yapayım? Mesaj yazsınlar. Telefon. Şu anda da benim telefonu açık. Bakın yanımda. Hasta olur. Hastanede kalır. Postanede kalır.

Orada burada kalır. Başına bir şey gelir. Densiz bir adam karısını sokağa atar. Densiz bir kadın kocasını sokağa atar. Densiz bir anne baba çocuğunu sokağa atar. Gücümü yettiğince hepsine de yetişmeye çalışırım. Kabul etmiyorum. Arıyorum diyorlar. Günlerce geri dönmediğinizi söyleyenler var. Bu duruma ne diyebilirsiniz? Bir daha arayacak canım kardeşim. Ben her arayana geri döneceğim diye böyle bir zorunluluk yok. Bir daha arayacak. Bir daha arayacak. Ben her arayana geri mi döneceğim? Nerede var böyle bir usül kaide? Bir daha arasın. Bir daha arasın. Bir daha arasın. Rahatsızlığım yok. O yüzden yok. Bunlar kabullenmem mümkün değil. Evet. 24. soruya gelmişiz. Yedi sahip biat nedir? Kimler dervişanın biatını alabilir?

Yedi sahip dersini icazetsiz bir sülükü ikmal etmeyen şey verirse derviş neler yaşayabilir? Yedi sahip ders vermek denilen şey o kimseden çok keskin, kesin bir şekilde akit almak. Ahitleşmek. Bunu evet şeyhler yapabilir. Bir tarikatın başındaki velî, bir mürşidi kamiller, mürşidler bunu yapabilirler. Bunlar, bunda bir sıkıntı yok. Kimler dervişanın biatını alabilir? Bunlar alabilirler. Yedi sahip biatlaşma yapabilirler. Şeyh efendi Allah rahmet eylesin bu fakire yedi sahip biatlaşma yapma müsaadesi vermişti bana. Mustafa efendi oğlum sen yedi sahip ders verebilirsin dedi. Hadi diyeceksin ki ben verdim mi? Hayır. Şeyhimin sağlığında da vermedim. Evet. Yedi sahip dersine icazetsiz bir sülükü ikmal etmeyen şey verirse derviş neler yaşayabilir?

Sıkıntı gerçekten hem icazetsiz bir kimse ise hem de manevi olarak o konuda bir yetkisi yoksa derviş almasın ondan icâzet. Şey yedi sahip dersi. Doğru mu? Derviş seyri sülüküne başladıktan sonra esmâ değişimlerinde neye göre hareket edilir? İki şey vardır. Bir dervişin gördüğü rüyâ, iki şeyhin gördüğü rüyâ veya hal. Bu ikisi de birbirini etkiler. Örneğin bir derviş diyelim ki seyri sülükte dersinin değiştiğini de bir rüyâ görür şeyhine anlatır. Şeyh onun üzerinde tereddüdü varsa kendisi de ona rahat edebilir bu hali var mı yok mu diye. O rüyayı anlatırken dahi rahat etmesi lazım. Böyle bir şey de. O rüyayı anlatırken rahat etmiş. Rüyanın rumuzları doğru, rahatası doğru onun esmasını değiştirir.

Bunda bir sıkıntı yok. Ve esmâ değişimi öyle söyleyeyim. Böyle yapıyoruz biz. Bir o kimse kendisi rüyasında görüyor. İki, o rüyasını ben görüyorsam, benim gördüğüm, o görüyorsa onun gördüğü.


Ulaşım, İletişim ve Dergah Hîzmeti

Bazen mesela o rüyasını da görür. Ben çok bunu yapmak istemem şeyh efendi yapardı Allah rahmet eylesin. onun esmasını değiştirmezdi. Son zamanlarda öyle yapmaya başladı. Sebep esması değişen bir kimseye yıkılıyor diye. Oğlum esmasını değiştiriyoruz, düşüyorlar dedi. Doğru söyledi şeyh efendi. Gerçekten esmasını değiştirdiğimiz bir kimse bir düşüş yaşıyor. Kendi kendine bir ene, bir benlik geliyor. Bir kibir geliyor. Şu esmaya geldim diyor. Ben kolay kolay şey yapmıyorum, bekletmiyorum. Doğruysa veya olması gerekiyorsa. Ha bunu değiştirmedikleri, ya beni değiştirmedi, haksızlık yaptı değil. bu dervişi yetiştirme. öyle derler ya her yediğim bir yoğurt yiyişi var. Bizim de yoğurt yiyişimiz var.

Kastımız insanları yetiştirmemek değil. Şeyhin kamil olmaması durumda dervişanın ne gibi tehlikeler bekler? bir şey kamil değilse her tarafından belli olur ki o. işte. diyorlar ya rüyaya ehemmiyet vermiyoruz. Kamil değilsiniz de o yüzden. biz ahale ehemmiyet vermiyoruz. Kamil değilsiniz de o yüzden. Kemaletehli rüyaya da hale de ehemmiyet verir. O yüzden. Bunlar çok önemli değil bizde. Rüyaya göre, ne o? Ameller rüyaya göre mi? Ezanı nama okuyorsunuz ki o zaman ameller rüyaya göre olmayacak da. Nasıl bir laf bu? Ameller rüyaya göre olmayacak da 46 cüzünden bir cüzdür diyor. Ameller rüyaya göre olmayacak da 46 cüzünden bir cüzdür diyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Ameller rüyaya göre olmayacak da İbrahim aleyhisselâm İsmail’i kurban etmeye neden gitti ki?

Sözlerinin nereye gittiğinin farkında değil insanlar. Esmâ vurması, esmâ basması nedir? Bunu söylerler ehli tasavvuf kendince. Tarikatlarda vardır bu. Bir kimse hu esmasını alır. hu esmasını alınca bir karışıklık yaşar. Ona derler ki esmâ vurdu. Veya bir kabuz hali olur onda. bunu esmâ bastı derler. Olmaz böyle şey. Hamdolsun. Ne esmâ vurması yaşayan var ne esmâ basması yaşayan var. Tarikatlarda olur, şeyhlerin dergahlarında olur. Açık ve net. Olmaz elhamdülillah. Biraz şatat yapayım. O kadar da hakkım olsun ya şatata. Olmaz. Esmâ vurması da esmâ basması da o civciv muhabbeti gibi. Etkin ve yetkin değildir. Onların dervicilerinde esmâ vurması ve esmâ basması olur. Onlar kendilerince çünkü o esmayı verirler.

O esmayı verince onun üzerindeki ağırlığı, onun üzerindeki manevi tecelliyatları süzgeçten geçmiyordur. Cenâb-ı Hak ondan elini tabir edecekse, maneviyet ondan elini eten çekmiştir. Onda esmâ vurması da olur, esmâ basması da olur. Ona esmâ da vurur esmâ da basar. Hatta o böyle tuhaf tuhaf şeyler de konuşmaya yapmaya başlar. O baştaki Üstad ile alakalı. Evet. Hiç yaşanmadı bu fakir 30 kusur yıldır. Ben Şeyh Efendi’nin zamanından beri daha ben yeni derviştim. Şeyh Efendi bana o icazeti vermişti sözlü olarak. İstediğinin dersini alırsın, istediğinin dersini verirsin, istediğine istediğin esmayı alır, istediğine istediğin esmadan alırsın dedi. Esmasını da alırsın. Bakın, sufilikte makam alınmaz, esmâ alınır.

Adama Şeyh’sin dersen Şeyh’tir o. Bunu söylerken dikkatli söyle. Filanca Şeyh’tir dediğinde o Şeyh’tir. Ama huve esmasını vermişsin adam düşmüş, eğitiyorsun adamı. Bakıyorsun düşmüş adam. Dersin ki sen bundan sonra Allah esmasını çekeceksin, huve esmasını değil. Esmâ alınması budur. Bunu böyle bilmez insanlar. Neden bu işin metafizini bilmiyorlar? Bu işin maneviyatını bilmiyorlar. Mesela o rüyasında huve esmasını çekmiştir ama rüyadurumuz vardır. O anlık huve esmasını çıkmıştır. Normalde tak gene Allah esmasında kalmıştır. Bunu bilmeyen kimse der ki sen huve esmasındasın, çek huve esmasını. Ona esmâ da basar, ona esmâ da vurur onu. Eyvallah. O olur. Ama o kimse onun ehliyse onun anlık çıkışlar yakaladığını görür.

Mesela örnekliyorum şimdi şu anda bu dergahta hak esmasına çıkanlar var. Şu anda bu dergahda hak esması çekenler var. Bunu büyük bir mutlulukla söylüyorum. Elhamdülillah. Ne esmâ vurması var ne esmâ basması var. Öyle yetişmiyor. Yok öyle bir şey. Yetişiyor elhamdülillah. Hem de bir tane iki tane değil. Bayanlardan da erkeklerden de hak esmasını çekenler var. Bayanlardan da erkeklerden de zaman zaman kayyum esmasına çıkanlar var. Şimdi diyecekler bizde rüyâ önemli değil, hal önemli değil. Cebrâîl aleyhisselamla görüşen kardeşlerimiz var. Nereye önemli değilmiş? Önemli. Dersini çekerken Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hz. Ebu Bekür, Ömer, Osman, Hazret-i Ali efendimizle beraber ders çeken kardeşlerimiz var.

Nereye rüyâ önemli değilmiş, hal önemli değilmiş? Bunlar tasavvufu bilmiyor. Bunlar sufiliyi bilmiyor. Neden? Etkin değiller, yetkin değiller. Maneviyatları yok. Ellerine bir icâzet geçirmişler. İcazetliyiz, Allah’a icazetliyiz. Bir tane derviş çıkarsınlar öyle. Dersini çekerken öyle ders çeken. Hüccetli, deliller, manevi hüccetli deliller. Öyle esmâ vuracakmış. Vurur tabii esmâ da vurur. Tokatlar da esmâ insanı. Nasıl basmaya? Sen daha bu esmâ adı değilsin der, basar tokadı. Hiç yaşanmadı daha bugüne kadar. Başka yerlerde yaşandı, baya cevap yaşandı. Eğil olmayanlar esmâ verirse esmâ da basar, esmâ da vurur. Esmâ tokatlar da onu. Evet. Neden? Esmâ surete bürünür çünkü. Artık kimin suretine bürünürse Allah onu muhafaza etsin.

O yüzden kamil olmayan bir üsdattan bir kimse ders alırsa manevi olarak yürürken yaşayacağı sıkıntılardır bundan. Ama bu hale geldiyse onu zaten bir mürşidi kamile yönlendirirler ki. Onu orada bırakmazlar. Esmâ hüddamı nedir? Esmâ çekildiğinde esmâ hüddamlarının dervişlerine zarar vermemesi için mürşidinin izlediği yol nedir? Bir mürşidi kamilin dervişiyse o kimse, evet esmaların değişik zamanlarda değişik şekilde vir çekildiğinde onların hüddamları olur. Hüddam gibi görünen kafir cinniler de olabilir. Ama bir mürşidi kamilin dergahında olmaz bu. Canım kardeşim benim. Mürşidi kamil olmayanların dergahlarında olur. Evet sıkıntı da yaşarlar mı? El cevap yaşarlar mı? Ama bu benim sözüm bir üsdada bir mürşidi kamile bağlı olup sadece onun vermiş olduğu virtleri çekenler için geçerlidir bu koruma.

Derviş kendi kendine ben hak esmasına geldim rüyamda hak dedim ben kendi kendime artık hak çekeyim derse ona da manevi olarak ona ceza gelir. O olur. Manevi cezadır o. Sen durduğun yerde ne kafandan esmâ çekildi? Şeyh misin sen? Veyahut da esmâ değişikliği sadece üsdada bağlıdır ya da üsdada müsaade ettiği kimseye bağlıdır. Şeyh Efendi Hazretleri zamanında bu fakirinin esmâ değiştirme yetkisi vardı. Öyle söyleyeyim. Şimdi bizim ben dergahta bunu hiç kimseye vermedim daha henüz. Bu noktada herkes esması değişecekse üsdadı değiştirecek. Rüyayı dinleyen kardeşler disiplinliler bu konuda bizim. Rüyaları dinliyorlar sen bu rüyanı çünkü onlar da yavaş yavaş öğreniyorlar artık. Diyorlar ki bu rüyayı üsdada anlatacaksın.

Kardeşler de bana anlatıyorlar bana yazıyorlar. Ben de varsa değiştirilecek olan bir şeyleri değiştiriyorum. O yüzden onlar kendi kendine o yüzden üstüne basa basa hep söylüyorum. Arkadaşlar kendi kendinize ders değiştirmeyin. Kendi kendinize virht değiştirmeyin. Kendi kendinize oradan buradan kitaptan tapgim yaprağının arkasından bir şeyler buldum. Böyle böyle bilmem sabah namazının vaktinde 786 sefer Bismillahirrahmanirrahim çekersen şu olacak bunlar yapma. Sufilerin böyle şeyler olmaz. Sufiler dünyevi ve uhrevi bir yere varmak için bir şeye sahip olmak için sufilik yapmazlar. Biz Allah için Allah’ı zikrederiz. Biz bir yere varmak için bir şeyler elde etmek için değil. Yok başımdan bela ve müsibet kalksın şunu şöyle çekeyim.

Yok hapisten kurtulayım. Sabah namazının vaktinden önce 786 tane besmele çekeyim. Sufilerin böyle şeyler olmaz. Böyle şeyler yapanların üzerinden manevi muhafaza ve koruma kalkar onların üzerinden. Bu doğru değil. Bir yere sufi oldun mu oldun bir yerden intisâb ettin ders aldın mı aldın. Senin kendi kafandan kendi kendine virht çekmen, senin kendi kafandan kendi kendine esmâ çekmen yok kardeşim. Bitti. Ne ente? Senin esmanı da, virhtini de değiştirecek olan üstadın. Efendim ben bunu çekebilir miyim? Denmez sufilikte. Sen sufilikte. Sana ne dendiysen onu çekersin sen. Ya ben bunu da çeksem. Demek ki canım kardeşim sizin gönlünüzü incitmek istemiyoruz. Sizi kırmak istemiyoruz. Diyoruz ki dersinize devam edin.

Dersine devam et. Virdine devam et. Esmana devam et. Bitti bu kadar basit. Ondan sonra ne basma olur ne vurma olur. Ne de hüddam gelir. Hüddam gelir. Hüddamları da söyleyeyim. Hüddam vardır şeydir nasıl söyleyeyim olumludur. Hüddam vardır olumsuzdur. Olumsuz hüddamın arkasında cinni tayfesi vardır. Cinnidir o. Kavir cinnidir. Hüddam böyle melek de değildir onlar. İnsan da değildir. Ayrı bir varlık formatıdır öyle söyleyeyim. Bizim kardeşlerimizin hiç hüddamlarla işi olmaz. Hiçbirisinin de. Bu fakirden ders alanların bugüne kadar bir tane ne rüyası ne hali vardır böyle. Şeyh Efendi’nin zamanı dahil buna. Biraz daha şatıat yaparsam ben yapacağım gideceğim zaten şatıat. Evet. Dervişlerine zarar vermemesi için mürşidin izlediği yol nedir.

Bunlar için kendi kendilerine öğretiler koyarlar tarikatlarda. bir tarîkat şeyhi öbür şeyhe der ki böyle bir şey olursa şu esmayı vereceksin ona. Şuna vereceksin der. Her şey Allah’ın canı kardeşim. Bizde öyle değil. Bugüne kadar da hiçbir şey olmadı. Elhamdülillah. Şak isadır veya şerh isadır hangi esmadır. Bunlar bu ibareleri hiç bakmayız. Biz böyle esmaların tecelliyatları insanların kitaplarda yazdıkları gibi olacak diye bir kaydı yok. Bizdeki tecelliyatlar öyle değil. O yüzden bunlar biraz daha kitabi metotlar. Uygulayan varsa uyusun uygulasın. Nefis mertebelerine göre çekilen esmalarının sırası ile nedir? Kitabi olarak tevhîd ile başlar. la ilahe illallah. Allah hu hay haq kayyum kahhar öyle gider.

Bu kitabi bilgidir. Herkes de kendi nefis meraatibini buradan çıkarmaya çalışır. Doğru değil. Her sufinin üzerinde farklı tecelli ediyor çünkü. Siz bir kimseye bunları böyle söylüyorum ilim olsun diye bunları böyle alıp da kendi kendine sahte şeylik yapacak olanlara hakkı melal değil. Bunun baştan söyleyeyim. Siz bir kimseye mesela onun nefis meraatib olarak esması hay esmasındadır. Nefis meraatib olarak. Onun kalbi seyri sülükü hay esmasında değildir. Onun kalbi seyri sülükte tevhîd yürümesi lazımdır. O tevhîd düzleminde hay esması çeker. Bunu normalde bilmez ama bunu şeyhler bilmez bunu. O yüzden o kimseye dersin ki esmasını vereceğin zaman nefis meraatibine göre. O kimseye dersin ki sen hay esmasını çekeceksin. günde 100 tane günde 200 tane veya aklına geldikçe hay esması çekeceksin ama sen tevhide devam edeceksin dersin.

Örneğin bu her dervişte farklı tecelli eder. Her kitap yazan da bu menzularda kendi tecrübelerine göre kitap yazar. Kendince doğru mudur? El cevap doğrudur o ama onun kendince doğrudur o. Bugün için geçerli midir? Değildir. Açık net söylüyorum. Bugün için geçerli değildir. Her dervişin yetiştiği alan farklı bir yerdir. Farklıdır. Her dervişin vurulduğu yer de farklıdır. Kimisi çok yakışıklıdır, babayittir, parası pulu vardır, kadınlar onun etrafında dönüyordur. Kimisi bir resmi daire, müdürdür, amirdir. O farklı dönüyordur orada işler. Kimisi çok parası pulu vardır, onun da farklı vuruyordur nefis. Kimisi fukaranın tekidir. Onun da farklı vuruyordur nefis. Herkes de farklıdır ki tecelliyatı.

O yüzden esmaların tecelliyatı da dervişler de farklı farklı tecelli eder. Onu kalkıp da şu esmâ şuna tekabül eder, bu esmâ buna tekabül eder. Ben sufiliğin kitaba sığacağına, kitabi bilgiler de olabileceğine inananlardan değilim. Yoksa alır bir kimse bir sufi kitabı, onunla kendine kemalerdir o zaman. O mümkün değil. Bir şeyhe intisâb edecek, dizinin dibine oturacak, veya bu şeyh kelimesini çok kullanmak istemiyorum. Bir üstâd bulacak, bir üstadın dizinin dibine oturacak, ona teslim olacak. Dice ki sen ne diyorsan onu yapacağım. Öyle yürüyecek iş. Seyri Sülük’te esmâ ise banı feru esmalarını da bir şey yapacak. O da yürüyecek iş. Seyri Sülük’te esmâ ise banı feru esmaları nelerdir? Bunu yine bir kalıba koymak mümkün değil.

Esmâ ise banı dedikleri son esmâ artık o kimse son esmaya yaklaşıyor halife dairesinde. Onun esmalı feru esmalarını yine bir kitaba koymak mümkün değil ki. Bazen o noktaya yaklaşan kardeşler var mesela öyle. Bayanlardan da var. Onlara mesela farklı rahabutalar veriliyor örneğin. Esmâ’nın haricinde. onu böyle kitabeleştirmek biraz sıkıntılı. Kalp inkisarını Mürşid-i Kamil’ler bir nazar ile tedavi ederler söz hakkında. Neler söyleyebilirsiniz? Doğrudur. O yüzden biz kardeşlere deriz muhakkak hani şey efendisi derdi. Kırk günde bir kimse üstadını ziyaretecek onu görecek. Üstadını ziyaret edecek. Bunu kabul ediyorum muhakkak bir kimse bir sıkıntısı varsa bir derdi varsa bir problemi varsa. Üstadıyla irtibat olacak hatta bunu yüz yüze görüşecek.


Rüyâ Tabiri ve Esmâ Değişimi

Evet doğru. Hazret-i Peygamber aleyhisselâm kızım Fatıma babam peygamber diye güvenme buyururken bazı şeyleri bir şey söylemişler. böyle söyleyebilirler. Söylediklerine dair böyle söyleyenlerin olduğuna dair iddialar var söylüyorlar. Bunlar böyle çok dile gelecek bir şeyleri bir şey söylemek istediklerinde. nasıl değerlendirebilirsiniz? böyle söyleyebilirler, söylediklerine dair, böyle söyleyenlerin olduğuna dair iddialar var, söylüyorlar. Bunlar böyle çok dile gelecek bir şeyler değil bunlar. Cenâb-ı Hak böyle bir hal yaşatabilir mi? El cevap yaşatabilir. Ama bunları böyle dillendirmek, Ulu Orta dillendirmek, herkesin içinde bunları söylemek, çok hoş şeyler değil. Şeyh Postu’na oturanlar hangi şartlar dahilinde ehlibeytten sayılır?

Sayılır mı? Ehlibeytten olanlara caiz olmayanlar nelerdir? Şimdi her Şeyh Postu’na oturanlar için, teknik olarak ehlibeyt diyebiliriz belki de, ama ben doğru kabul edenlerden değilim. Sayılabilir mi? Teknik olarak sayılabilir. Bir kimse, bir mürşid-i kâmil, bir üstadı, şeyhini ehlibeytten sayabilir mi? El cevap sayabilir. Teknik olarak sayabilir. Bunun normalde hadiste karşılığı var mı? Var. Sahabeler soruyorlar, Ya Resulallah, ehlibeytin çoğalınca biz onları nasıl tanıyacağız? Kim benim Kur’ân ve Sünnetime sımsık yapışıyorsa o ehlibeytimdir diyor. Öyle olunca bir derviş kendi üstadına Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapıştığı için o ehlibeyttir deme hakkına sahip mi? Evet. Böyle tefekkür edip böyle düşünebilir mi?

Evet. Bu bir, bu işin zahir tarafı. İşin batın tarafı. Şimdi Hazret-i Peygamber’in manada evladım dedikleri vardır. Manada evladım dediyse bir zata o ehlibeyttir. Ben kendim fakir olarak öyle söyleyeyim, ben onun zahirine batınına bakmam artık. zahiren işte, yok canım kardeşim, manada benim evladım dedikten sonra buna başka bir şey lazım değil. Benim nazarımda lazım değil. O benim nazarımda hem zahiren hem batınan ehlibeyttir. Benim nazarımda. Yeter ki Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o kimse için o benim evladımdır desin. Evladım dediği anda ehlibeytidir onun. O böyle Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ona evladım dediğinde maneviyattaki diğer peygamberler, diğer şeyhler, üstatlar, pir efendiler ona evladım diyemez artık.

Ona kardeşimiz der. Bu da ayrı bir inceviktir. Eğer bir derviş rüyasında mesela örnekliyorum, Abdülkadir Geylani Hazretleri ilk şey için kardeşimiz dediyse ona, ona Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri evladımız demiştir. Veya Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri bir üstada bir şeyhe kardeşimiz dediyse, ona Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri evladım demiştir. Çünkü manada böyle tecelleder. Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri evladım dediğine hiç kimse bizim evladımız diyemez artık. Herkes ona kardeşimiz der. Ve Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bizatı muhterem evladım dediyse manada onun sağında görülür o.

Öyle söyleyeyim. O böyle şeyhlerin oturduğu böyle kürçüler vardır, orada oturmaz o. Onun sağında oturur. Manada öyle görülür. Onun manadaki tecelliyatı da o. Ehli beytten olanlara caiz olmayanlar nelerdir? Bunun hukuku o kimsenin kendine aittir. Bu hale gelen bir kimsenin böyle şunu yapabilir, bunu yapabilir diye onun hukukunu beyan etmek hiç kimsenin haddine değildir. Çünkü o kalbine gelenle hareket eder. O yüzden zahir olarak bunu harâm işleyecek diye öyle bir şey söylemiyoruz. Öyle bir şey değil. Ama ne yapıp yapılmayacağına o hükmetmez. 34. soruya kadar geldik. 35. soruyu soru sahibi kendisi bana rica etti. Dedi ki bu soruyu cevaplamayın lütfen dedi. Ben de o yüzden 35. soruyu hatta dedi ki silebilir misiniz?

Ben de hiç okumadan buradan 35. soruyu sildim. Evet. Çünkü benim şeyimdir, şiarımdır. Sorulara bakmam, soruları önceden incelemem. Ne sormuşlar diye bakmam. Benim işim değildir. Onu da soru sahibine karşı bir inceleyeyimdir benim. Ben yapmak istemiyorum hala. Hatta malum bütün herkes tanır Hakan’ı. Hakan örneğin soruları hazırlar. Sorular dahi benim öyledir. En son bu korona kargaşasından sonra soruları dedim ki bana verin bilgisayara kaydedelim. Öyle cevap yazalım diye. Ben yine sırası geleni okuyup ona cevap yazıyorum. Ben komplesini okumuyorum. Bunu soru sorana bir saygı olarak görüyorum kendimce. Evet. Zannediyorum bu 35 sorunun 34 bitti. Şimdi soruların bitiminde şunu söylüyorum. Allah razı olsun bu soruları hazırlayan kimseden.

Tabii soruları soran kimseyle tanıştık, görüştük. Biliyoruz artık kim olduğunu. Ben biliyorum yani. Ben çok memnun oldum sorulardan. En azından neyin ne olduğunu anlatabilme fırsatı doğdu. Tırnak boyası amidesi bozar mı bozmaz mıdan böyle bir şeylere gelmekten mutluluk duyuyorum. Asıl sorulması gereken sorular bunlardı. Bu minval olan sorulardı. Ben soru ayrımı yapmıyorum. Bütün kardeşlerinin sormuş oldukları sorulara gücüm nispetince cevap vermeye gayret ediyorum. İnşallah Allah bizi bu gayret üzerinde devam ettirsin. Şimdi kaldığımız yerden inşallah devam edeceğiz. Tabii burada 23.05’den devam edeceğiz burada. En son kaldığımız burada kalmışız. Bende ki kayıt bu çünkü. Selamünaleyküm. İzniniz olursa bir sorum olacaktı.

Acaba bu koronavirüs salgını bazı bilim adamların ön gördüğü gibi ülkemizde ikinci bir salgın sürecini oluşturacak mı? Bizden normal hayatımıza ne zaman dönebileceğiz? Saygılar, hürmetler. Vallahi her gün bir açıklama yapılıyor. Korona nereye kadar doğru, ne kadar nereye kadar doğru değil. Ne yapılıyor, ne ediliyor tam olarak böyle bu bilgiye sahip değiliz. ben bir tuik araştırmasını da gördüm. 2018’de ortalama Türkiye’de 500 bin kişi ölmüş yıl içerisinde. Buna baktığımızda aylık 40 bin kişinin öldüğü görülüyor. Değişik hastalıklardan, ondan bundan. ayda zaten örneğin şu anda 2020’de üzerine iki yıl geçmiş 50 bin kişi ölüyordur Türkiye’de ortalama. 50 bin kişinin içerisinden 50 kişinin hesamesi olmaz.

Her ölen kıymetlidir. Bu konuda bir sıkıntım yok. Ama her ay zaten 50 bin kişi ölüyor ülkede. Normal ölüyor. Kanserden ölüyor, diğer hastalıklardan ölüyor, trafik kazasından ölüyor. Birbirlerine çatışmaktan ölüyor. Kadın cinayeti, çocuk cinayeti, adam cinayeti, alacak borç alacak cinayeti. Kanser tedavisi çok güç. Ölüyor, gripten ölüyor insanlar. Ölüyor, yıllardan beri ölüyorlar. Ama bu korona nedense böyle bir telaşlandırdı herkesi. Grip de bulaşıcı. Korona da zaten gribin içerisinde. Ama 100 kişi ölünce böyle ortalık ayağa kalkıyor. Ya burada Bursa’da Uludağ Üniversitesi’nde kanser katı vardı komple. Allah rahmet eylesin. Seyit Taş bizim orada yatarken Seyit Taş’ın hanımından duyuyordum ben. şu an iki kişi öldü, üç kişi öldü.

Her gittiğimizde o gün iki üç kişi ölüyordu orada. Veya da bizim Profesör Murat Bey var kanser uzmanı. Onun yanına gittiğimde ben diyordu ki bazen gidiyordum akşamüstü üç dört filan. Hocam nasılsın, iyi misin? Bugün iyiyiz hocam bugün ölüm yok diyordu işte servisten kimse ölen olmadı. şimdi kanserden herkes her gün patır patır ölüyor. Tedavisi yok. Evet kanser bulaşıcı olmayanlar çoğunlukta. Her gün siz kanserden şu kadar öldü diye bir yayın görüyor musunuz? Yok. Her gün Eys hastalığından şu kadar insan öldü diye bir yayın var mı? eşcinsellikten bulaşıyor ya bulaşıcı Eys hastalığı. Eşcinsellerden bulaşıyor. Hiç eşcinsel enşilsellikten mütevellit şu kadar insan ölüyor diye bir yayın duyuluyor mu her gün?

Yok duyulmuyor ama koronayla alakalı her gün bir yayın var. İnşallah biter. şimdi ikinci salgın diyorlar. İstediklerini yerine getirilmediyse bu salgınla istenilen şeyler olmadıysa ikinci değil üçüncü salgın da olur. Dördüncü de olur beşinci de olur olur da olur. Ne olacak ki? Allah muhafaza eylesin. Selamünaleyküm. Farz namazlardan önce kaza kılıyorum. Bu aralar aklıma senin kazan kalmadı gibi şeyler geliyor. Kazalarımın hesabını da tutmadım. Bu şeytandan mı oluyor acaba? Namaz kılmadığın yılları kendince hesapla. Kaç yıl namaz kılmadın? Beş yıl. Beş yıl kazaya devam et. Mademki tertip üzerine namaz kılmadın. Selamünaleyküm efendim. Teknoloji kullanarak bakterilerin yılan zehri üretmesi sağlanabiliyor.

Benzer şekilde bitkilerin genetiği değiştirilebiliyor. Teknoloji sayesinde bitkiler, hayvanlar ve insanlar kontrol altına alınabiliyor. Sorum, teknoloji ile cini taife kontrol altına alınabilir mi? Bilmiyorum. Alabilirler, yapabilirler, irtibata girebilirler, yapabiliyorlarsa. Uğraşıyorlar. Rusya’da ilk başladı bu tip uğraşılar. Cini taifesi ile irtibata girme ve cini taifesini hükmetme. Rusya’dan sonra Amerika’da da CIA’nin böyle bir çalışmaları oldu. Şimdi Mosad üzerinde ciddi bir şekilde duruyor. Selamünaleyküm. Korona’ya yakalanıp atlatan kardeşlerle ilgili bazı kişilerden hiç hoş olmayan şeyler duyuyorum. Dersler başladığı zaman da bu kardeşleri kırıp incitecek şeyleri tavırlarıyla sergilerler diye çekiniyorum.

Bu hastalığı atlatan kardeşlere nasıl davranılmalı? Hangi hastalık olursa olsun hiç kimseye hasta muamelesi veya bunda bir hastalık zuhur et muamelesi olmaması lazım. Bizde hamdolsun o kadar çok değil. Benim tespit ettiğim ciddi manada 3-4 kişide falan görüldü. Bütün arkadaşlar tedbirlere uydular. Onlar da zaten tam manada böyle hasta oldu diyemeyiz. Ayak tatlattılar sayılır ama meselenin ciddiyetinden dolayı 3-5 gün hastanede yattılar. Yoğun bakıma giren veya tübe olan sonunum cihazını bağlanan hiç kimse yok. Onları da ben hasta hükmünde görmüyorum. Geçenlerde bir kardeş geldi, kendi kendine yakındırmamaya gayret ediyor. Sarmaştım ben dedim. Allah muhafaza eylesin. Selamun aleyküm. Ben bugün ikinden sonra çok ağladım.

Herhalde Ramazan’ın bitişine çok üzüldüm. Son abdest alıp zikir çektim ama içime sığmıyordu. İçim bir hoştu ama sürekli ağlamak geliyordu içimden. Ağlamak güzel canım kardeşim. Evet bu Ramazan enteresan bir Ramazan oldu. gerçekten böyle ya da ben öyle hissettim. Böyle bir manevi bir derinli olan bir Ramazan oldu. Cenâb-ı Hak’a andolsun. Ve Cenâb-ı Hak’a ben de bir tarafım çok sevindi. Ramazan’ı böyle sağlıklı afiyetle geçirdik. Orucumuzu da tuttuk. Bir tarafım gerçekten Ramazan’ın bittiğine özür dilerim. Bu bayram namazıyla alakalı sorular var. Onları geçiyorum. Selamünaleyküm Üstad. Özgün bir şiir nasıl yazılmalı? Bu konuda bilgi verebilir misiniz? Şiirle alakalı çok bir bilgim yok. Benim için şiir o kimsenin kalbine gelene okuması. oturup tasarlayarak bir şey yazmak benim haricim değil bilmiyorum onu.

Bir de şiir kitabı yazıp kar amacı gütmek doğru bir davranış mıdır? Olabilir ama benim işim değil duyguyu satmak gibi geliyor bana. Allah muhafaza eylesin. O yüzden ben duygumu böyle kar amacı gütülürken eder olmasını istemiyorum. Üstad genetik ailevi rahatsızlığım sağlıklı dengeli beslenmeyi ve düzenli uykuyu gerektiriyor. Ayrıca spor yapmayı da seviyorum. Az ve öz beslenme konusunu vitamin değeri yüksek otlar ve doğal ürünlerle deniyorum. Fakat başları sağlayamadım. Beslenme konusunda bir sistem oturtamıyorum. Bu durumda az yemek ve az uyku düzeni nasıl sağlamalı? Dervişlik ile bu usuların nasıl dengeye koyulmalıdır? Biz kardeşlerimize orijinal otantik gıdalar, paketlenmemiş kimyasalığa maruz kalmamış gıdalar tavsiye ediyoruz.

Unlar dahil buna. Allah razı olsun. Ben un ihtiyacını Yunak’tan, Muhammed Ali Allah razı olsun oradan tedarik ediyor. Un dahil her şey otantik, natural olmalı. Ben çok uzun senelerdir, 2002’den beri paketlenmiş hiçbir gıda yememeye gayret ediyorum. O yüzden genetik bozulmamış, paketlenmemiş gıdalara yönlendiriyorum bütün kardeşlerimizi. İnşallah siz de öyle yaparsınız. Babam dergamıza hakaretvari sözler söylüyordu. Aynı zamanda annem çok fazla üzüyor. Ben de babamla konuşmuyorum. Etrafımdakiler sürekli beni uyarıyor. Ama ben ne zaman ona yumuşak davranmaya başlasam yine aynı şeyler yapıyor. Ben ona ne yapmamızı önerirseniz. Ne olursa olsun babanızla böyle bir duruma düşmenizi istemem. O yüzden babanızla ilgi ve alakayı kesmeyin.

Ailenizle ilgi ve alakayı kesmeyin. Velev ki o dergahı eleştirse de siz onlarla ilgi ve alakayı kesmeyin. Bu doğru bir şey değil. Hele insanlar babalarıyla anneleriyle ne olursa olsun hiç ilgi ve alakalarını kesmemeleri lazım. O yüzden baba babadır, anne annedir, anne ve babası. Onun nefsinin hoşuna gitmeyen şeyler olsa da onlarla ilgi ve alakayı kesmemesi lazım. Arkadaşlar rüyâ okumayacağımı söylemiştim. Okumuyorum. Selamun aleyküm. Dergaha fazla gelemememe rağmen rüyalarımda sizi görmemi nasıl yorumlamalıymış. Neden Allah razı olsun. Allah’ın mübarek eylesin. Sen de öyle yetişiyorsun demek ki. Bir de Hz. Adem ve Hz. Havva’dan geldiğimize göre neden her türlü insanlıkı vardır. Bunu çok merak ediyorum.

Allah razı olsun. Normalde Hz. Adem ile Havva annemiz çekirdek gibi. Ondan her türlü her şey çıkmış. Öyle görün. Arkadaşlar rüyâ yazmayın.


Göz Perdesi, İlm-i Ledün ve Kapanış

Yani sırf buradan rüyâ okumak zorunda kalacağız çünkü. Sorulara cevap vermeye çalışıyoruz. Ezan sesi duyunca dua edip bir lokma aldım. Ezan sesinin alt kat komşunun televizyondan geldiğini fark ettim. Lokmayı çıkardım ancak yutkunmadan 1 dakikadan az fazla durdum. Camiden okunan ezan duyunca yutkundum. Orucumu ve etikafımı kaza etmem gerekli mi? Gerekmez. Yutmamışsın çünkü. Selamun aleyküm. Şeyhim bir sohbette demiştiniz ki. Bebek her ağladığında önüne konulan oyuncağı düşün. Bunun gibi sen onu Allah’a, sen onu Celle Celal’e, Allah’ı istersin. O Celle Celal’e tabir caizse oyuncaklarını gönderir. Sen onu istersin. O sana şeyh, peygamberler, peygamber efendimizi gönderir. Ben bu zamana kadar ondan hep başkalarını istemişim şeyhim.

Onu üzdüm ve kırdım. Hep başkalarını andım onun yerine. Şimdi sadece Allah’ı isteyeceğim. Nasıl istemeli ve düşünmeliyiz? Bir kimsenin sadece Allah’ı istemesi doğru olur mu? Bu konuda anlatır mısınız? Allah razı olsun. ben bu kıstayı anlatırım. Bir kimse gelmiş şeyh efendine. Demiş ki efendim ben mahallede demiş bir kız var onu istiyorum. Gir yavrum çilaneye demiş. Girmiş derviş çilaneye. Demiş efendim ben ne esması çekeceğim? Oğlum kızın adı ne demiş? Ayşe efendim demiş. Zikrin ya Ayşe demiş. Derviş başlamış ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe ya Ayşe. Sabah namaz vaktinde kapıyı birisi tıklatıyor. Birisi tıklatmış kapıyı. Açmış bir bakmış. Ayşe kapıda tak şeyhide gelmiş. Evladım Ayşe’yi istedin Ayşe geldi demiş.

Allah’ı isteseydin Allah demiş. Efendim ben Allah’ı istiyorum demiş. Kapat oğlum demiş. Çilanenin kapısını kapatmış. Efendim ne diyeceksin demiş. Ya Allah oğlum demiş. Ya Allah diyelim inşallah. Türkiye’nin dar-ül harp olduğunu derslerinizde dinliyoruz. Bu konuyu Risale-i Nur okuyan arkadaşlar ile konuştuğumuzda daha önceden İstanbul’da olan yerlerin dar-ül harp olamayacağına söylendi. Buradaki çelişkileri nasıl cevaplandırılır? İmam-ı Şafi’nin fetvasıdır. Daha önce dar-ül İslâm olan yer, İmam-ı Şafi’ye göre bir daha dar-ül harp olmaz. Ama İmam-ı Şafi devam eder. Ama der orada İslâm hukuku uygulanmaz ise, son Müslüman şehit oluncaya kadar İslâm hukukunu icra etmek için cihâd etmeleri Müslümanlara farz olur der.

Tehlikeli bir durum var ortalıkta. Selamun aleyküm. Göz perdesi kalkarsa insan neleri görebilir? Gözlerimizle her şeyi görebiliyor muyuz? Yoksa gördüğümüzü mü sanıyoruz hayırlı akşamlar? Bunun çok farklı tecelliyatları ve versiyonları var. Göz perdesinin kalkması bir zahiri olarak bir kimsenin gözlerinde rahatsızlık gibi algılanabilir. Manevi ise o zaman o kalp gözü. Kalp gözü işin içerisine girince, ilm-i ledün işin içerisine giriyor. Onun farklı farklı tecelliyatları olur. Varlık nedir? Birinci soru. İkincisi varlık alemi. Allah’ın bir sıfatının perdesinde mi vardır? Üç. Ruh da bir varlık mıdır? Hepsi de varlıktır. Çok böyle şatıat var bir söz söylenecek. Şibli’nin o sözü çok hoşuma gitti.

Dün akşam paylaşmıştım. Ne güzel söylemiş değil mi Şibli? Ne demiş Şibli? Şibli’den okuyacağız şimdi. Şibli’ye göre tasavvuf şirktir. Çünkü tasavvuf kalbi Allah’tan başkasından korumaktır. Halbuki Allah’tan başka hiçbir şey yoktur. Ona göre hakikat budur. Ve bunu herkes bilmelidir. Böyle deyince şimdi o zaman sorunun üçünün de cevabı olmuş oldu. Bakın böyle bu Şibli’den cevap verince varlık da varlık alemi de, ruh da hepsi de cevabını almış oldu. Deminki soruya istinaden ben sizinle bir fiili iki saate yakın sizinle telefonla ya da bir fiili yüz yüze konuşan soru soran birisiyim, ulaşamayanlara duyurulur. İki saat deme. Sen iki saatten fazla konuştun. Ne iki saati? İstanbul’da sohbetten çıktıktan sonra bir açıyordun telefonu Bursa’da soluklanıyorduk.

Saymadım tahmini diye cevap yazmış. Evet, ben de saymadım ama ben yoldan biliyorum. İstanbul’da sohbetten çıkınca bir telefonu bir açıyordun. Ben hem bir de karayoluyla gelirken bir de gemiyle de daha köprü de yoktu. yalavudan sonra artık ben kapatıyordum. Telefonu hatta Dürdane Rampası’na geldiğimizde kapatıyordum. Selamünaleyküm üstadım. Her hafta soru sormadan duramıyorum. Hakkınızı helâl edin. Ben küçüklüğümden beri bir duvardaki bozuk bir sıvada olsun, karışık bir çarşafta olsun, bir fayas, bir tahta parçası bazen içtiğim kahvede ama sadece görüyorum. Allah muhafaza hiçbir şeyi yormuyorum. Farklı farklı cisimlerde değişik figürler görüyorum. İnsan, hayvan ve bunun gibi. Ve iki kızım var onlar da benim gibiler.

Bunun bir açıklaması var mı? Bu aileden gelen bir şeydir. Senin ailende de böyle hali açık olan, böyle görenler vardır. Bu devam eder. Bu normal. bunlar canlı olarak değil, hareketli, suret olarak. Bunda bir sıkıntı yok. Efendim İstanbul sohbetlerinde de size çok soru sormuştum var hamdolsun. Ama Bursa’ya çok istedim ama nasip olmadı. Allah kavuştursun inşallah. Rabbim zahiri olarak da ismimi zikrederek tanışmayı nasip etsin. Amin inşallah. Kul hakkı namazı var mı? WhatsApp gruplarında böyle şeyler dolanıyor. Hiç okumadım hiçbir hadîs kitabında kul hakkı namazı olarak. Hiçbir fıkıh kitabında böyle bir namaz okumadım. Hakkınızı helâl edin. O yüzden buna cevap veremeyeceğim. Kütahye selamlar. Selamünaleyküm.

Devletimizin İslâm’a uygun olmayacak şekilde koyduğu geçici veya kalıcı hükümlerle de ya da bizi dinimizi yaşama hüviyetinden alıkoysa bile bu hükümler uymak durumunda mıyız? Evet. Bir Müslüman darül harp hukukuyla yönetildiğinde devleti olan tabiata hangi seviyede olmalı? Hadîs-i şerif var ya siz diyor istediğiniz gibi olmaz ama onların verdiklerine razı olun diyor. O yüzden mücadelemiz devam edecek inşallah. Ama anarşi yok. Bayramla alakalı eski soru onlara geçiyorum hakkınızı helâl edin. Avustos ayında kemeraltında ödemişti bir kuyumcuda eski altınlarımı verip yeni bilezik almıştım. Sonra anladım ki kuyumcu benim altınlarımı eksik hesaplamış. Bilerek beni aldatmış. İzmir’e bir daha gitme fırsatım olmadı.

Hesap soramıyorum kuyumcudan. Parasında değilim ama hakkımı da helâl etmek istemiyorum. Hakkımı helâl etmesem sorun olur mu yoksa sadakam olsun deyip boş vermek mi gerekir? O sizin kararınız ama gidin ona söyleyin. Deyin ki böyle böyle böyle siz de böyle yaptınız o yüzden size hakkımı helâl etmiyorum deyin. Belki de adam çıkarıp verecek size bilmiyoruz. Selamünaleyküm hocam yardım edin. Ben bundan 10 yıl önce rüyamda 3 sefer şeyhimi gördüm. En son 3. rüyamda yüzünü de gördüm. 10 yıldır ağırı çekmedik madden mane yerim kalmadı ama yerini bir türlü bulamadım bunun için ne yapmalıyım? Ben çok dardayım benim şeyhim nerede? Vallahi hiç çekmediğim kalmadı onu gördükten sonra bir cevap lütfen. Nerede kendisi yoksa öyle bir şey mi öyle bir şey 10 yıldır niye hiç unutmuyorum?

Benim mesajımı oku hocam. Önemli olan benim sorum 10 yıl oldu yardım edin. Benim şarjım bitmek üzere buradan bilginiz var ise nasıl bulacağım bana yazın. İstihara yapın istişare yapın Allah’a yalvarın biraz tasadük edin biraz tasadük ederekten inşallah Cenâb-ı Hak sizi şeyhinizle buluştursun. Rüyamda ne zaman çiğ et görsem maalesef ki cenaze haber alıyorum. İlim olarak bu şekilde mi yoksa benim bu şekilde kotlamamdan mı kaynaklı? Çiğ et görünce yakınımdan birinin vefat etmesinden korkuyorum. Birinin işareti o değildir. Çiğ et gıybettir Allah muhafaza eylesin. Efendim hadîs-i şerifte hiçbir şey yokken Allah ağmadaydı. Noktasını öğrendikten sonra sanki manevi olarak geriye doğru bir yolculuk yapmam gerekiyormuş gibi bir algı oluşmuştu.

Ben de varlıktan ruhlar alemini oradan kaleme lef-i muhafıza ve benzeri gibi yaratılışta geriye doğru gitmem gerekiyormuş gibi. Böylece ağmaya ulaşabilecek gibi hissediyordum. Ama diğer taraftan mecbir istikamet kabir hesap kitap cennet cehennem gibi kademeler de var. Allah’ı bilme noktasında belli bir zaman çizgisinde geliyormuş gibi duran bu olaylar bir yanılsamalı mıdır? Evet. Aralarında farklı bir zaman sıralaması ve algısı olabilir mi? Bilme yolu olarak tam olarak nerededir? Bütün bunların içinde mi yoksa üzerinde midir? Hiçbir şey yokken Allah ağmadaysa şimdi nerededir? Bütün her şey ağmada olarak tefekkür et. Efendim, selamün aleyküm. Tekrar ben her başlangıcı olan bir şeyin bir de sonu var dediniz.

Başlangıcı bilmeden sonunu bilmek istemiyorum. Başlangıç nedir? Sona ne zaman yaklaşırız? Son nedir? Başlangıcı olanlar o yüzden başlangıcı ararlar. Başlangıcı olmayanlarda başlangıç yoktur. Hiç başlangıç aramazlar. Başlangıç aramadıkları için son da aramazlar. Sen de başlangıcı ve sonu arama. Başlangıç ve sonu düşünme. Westworld diye bir dizi var. Dizi de birebir insana benzeyen etten ve kemikten olan, lakin beyin yerine işlemcisi olan yapay zeka robotları yer alıyor. Bu robotlar gerçek insanların yazdığı hayatı yaşıyorlar. Bundan yola çıkarak bizlerin de başka varlıkların yazdığı senaryoları oynamadığımız nasıl kanıtlarız veya kanıtlarsınız? Dünyanda bunu düşünen milyonlarca insan var. Hatta grupların toplantılar oluyor.

Hatta tarikatları var. Buna deli gibi inanıyorlar. Bununla alakalı devamlı teoriler üretiyorlar. Diziler ve filmler yapılmaya devam ediyor. Bizim aklımız karışıyor. Bunlar normalde kadereyciler gibi bunlar veya cebriyciler gibi. Kabul edeceğimiz şeyler değil. Bu nedence madden bay ve bayanlara sohbetler başlayacakmış. Eğer birimizden başkasına virüs bulaşırsa kul hakkı diyorsunuz. Ben de katılmak istiyorum fakat eğer bir kişi bulaşırsa bunun üzerinde vebali olmayacak mı? Vebali olur. O yüzden katılmayabilirsin. Selamun aleyküm. Komşumuzun genç kızı aile baskısından intihar etti ve şu an yoğun bakımda. Biz de şifa olsun diye Yasin-i Şerife ve Tevhid’e niyet ettik. Kendimizce hedef sayı belirlememizde sakınca var mıdır?

Siz de dua buyurur musunuz? Allah yardımcısı olsun inşallah. Cenâb-ı Hak hayırlı şifa versin. İntihar etmesi hoş bir şey değil. Ben bu tip şeylere çok katılan bir kimse değilim. O yüzden şifa olsun diye şu kadar Yasin-i Şerife okumak benim bildiğim şeyler değil. Efendim bir de Abdullah Efendi bir sohbetinde dini kitaplarda yazan şu esmâ-i şusayda çekin ifadelerine uymayın. Başınıza bir şeyhiniz yoksa sizi farklı manevallere götürebilir diyordu. Annem bir şeyhe tabi değil evde kendi kendine 70 bin tevhîd atma yapmasında bir sakınca var mı? Yok. Bayram namazıyla alakalı sorular var. Dedim zaten esmâ-i şusayda. Bayram namazıyla alakalı sorular var. Dedim zaten evde kılabilirsiniz diye. Evet. Selamünaleyküm bir kadın eşinin cebinden haberi olmadan para alıp saklayabilir mi?

Doğru değil. Hayırlı geceler. 8 yaşında ikiz kızlarım namaza başladı. Ben sesli bir şekilde namaz kılıyorum. Onlar yanımda tekrar ediyor. Ben tekrar kılıyorum namazı. Tekrar kılmasam kabul olur mu? Olur. Tekrar kılmana gerek yok. Selamünaleyküm ben yeni dersiyim. İçinde sizi gördüğümüz rüyaların hepsinin tevliye ihtiyacı var mıdır? Olan da olur, olmayan da olabilir. Öyleyse buraya yazmamı istememiştiniz. Nasıl bir yol istemeliyiz? Bir de sohbetinizde yanlış anlamadıysam insanın da evvelinin olmadığından, hayatının farklı şekillerde evveliyatları bulunduğundan bahsetmiştiniz. Bu bağlamda rehenkarnasyon hakkında ne buyurursunuz? Biz rehenkarnasyonla alakalı bir şey söylemedik ama o ruhlar alemiyle, ruhlar alemi o kimsenin evveli değil mi örneğin?

Sizinle telefonumu vericem bu kardeşe de o yüzden rüyalarını unutabilirsiniz sonra. Bütün kardeşlere söylüyorum bunu, bütün herkes birbirine de bunu yaysın. Yeniler eskiler hiç önemli değil. Herkes bibiyi yüklesin, bibiden rüyalarını yazsın, kendilerini tanıtsınlar. Bilhassa kayıtlı olmuyor büyük bir çoğunluğu. Onları kaydedeyim kendilerini tanıtsınlar. Bibi yükleyip oradan inşallah bütün kardeşler oradan görüşsünler. Allah’ı görmek mümkün müdür? Sıfatsal tecelliyet olarak mümkündür. Yanımızda silah taşımak ya da çakı sorun olur mu? Olur. Taşımayın. İnşallah. Arkadaşlar bugün buraya kadar demek istiyorum, burada kesmek istiyorum. Böyle bir tecelliyet oldu içimde. O yüzden daha fazla böyle bu akşam gitmeyecek demek ki.

O yüzden inşallah. Önümüzdeki Cumartesi gün de Allah izin verirse inşallah yayınlarım. Bu yarım kalan İslâm ve siyasetle alakalı Cumartesileri sohbete başlamayı hedefliyorum. İnşallah. Sonra da sohbet bitiminde yine kalan soruları. İçlerinde soruları da biraz ayıklayacağım. normalde bayramla alakalı. Çünkü bakıyorum hep bayramla alakalı. ARF’yle alakalı sorular var. Onları da böyle biraz gözden geçireceğim. Ondan sonra Cumartesi’ye o şekilde gideceğim. Hem ya da Cumartesi günü hiç ellemeyeceğim. Böyle gittiği yere kadar gidecek inşallah. Haklarınızı helâl edin. Geceniz hayır olsun. Biz yine mutadımızı yapacağız. Üç tevhîd okuyacağız. Ondan sonra selamlaşıp geceyi sonlandıracağız. Fala minnahu la ilaha illallah.

La ilaha illallah. La ilaha illallah. Fatiha. Amin. Allah geceniz hayır etsin. Cumartesi günü bulaşmak üzere inşallah. Allah’a emanet olun. Allah razı olsun inşallah.


Kaynakça ve Referanslar

  • Ramazan Sonrası Soru-Cevabın Devamı: Mübârek Ramazan ayı ve bayram edebî — Bakara 2/185; Buhârî, Savm 2; koronavirüs dönemi şehirlerarası kısıtlamaları ve sohbet disiplini; Cenâb-ı Hakk’a hamdü senâ — Fâtiha 1/2
  • Mürşid-i Kâmil, Şeyh ve Ebdâl Kavramları: Ebdâl hadîs-i şerîfi — Ahmed, Müsned I/112; velî kavramı — Yûnus 10/62; mürşid-i kâmil ve şeyh ayrımı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; babadan oğula şeyhlik icâzeti ve dergâh-ı şerîf âdâbı — Aziz Mahmud Hüdâyî, Câmi’u’l-Fezâil
  • Sırrı Muhkem Tutmak: “Gören söylemez, söyleyen bilmez” tasavvuf kaidesi; Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’nin oğlu ve sırrı ifşâ ölümü kıssası; Halka-i Emaneten ehli — Aziz Mahmud Hüdâyî, Tarîkatnâme; edeb ve ketmüs-sırr — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâûlûm, Edeb-i Sohbe
  • Ehl-i Beyt, Ashâb ve Silsile-i Safâ: “Ashâbım yıldızlar gibidir, hangisine sarılırsanız beni bulursunuz” — Râzin, Câmi’u’l-Usûl; “Size iki şey bıraktım: Kitâbullâh ve Ehl-i Beyt’im” — Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 37; Ahzâb 33/33 (tathir âyeti); meleklerin şekline şeytân giremez prensibi — Buhârî, Ta’bîr 10
  • Abdullah Efendi ve İcâzet Tartışması: Ma‘nevî icâzetin sukut-ı şartları — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât; bir mürşidin vefâtı halinde dervişlerin hükmü — Şeyh-i Ekber İbn Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye; Yakup Efendi ve Karabekli Mustafa Efendi şahidlikleri; derviş sükûnî ve sühbet edebî
  • İflâs, Sabır ve Derviş İmtihânı: “Gerekse sabredenlerle berberim” — Bakara 2/153; “Her nâfi‘ ile imtihân” — Enbiyâ 21/35; Şeyh Efendi ile seyahat ve ticarî iflas kıssaları; dedikodunun âfâtı — Hucurât 49/12; sabır fadileti — Buhârî, Rikâk 6
  • Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hatıraları: Anadolu’yu dolaşma ve Antalya seyahatleri; Abdullah Efendi’nin hayatı, eşi ve çocuklarına şahîdlik; evliyâullâha karşı edeb ve taşlamama — Hucurât 49/11; “Kim benim bir dostuma düşmanlık ederse ben de ona harû ilân ederim” kudsî hadîs — Buhârî, Rikâk 38
  • Dergâh Misafirperverliği ve Hîzmet: Tire ziyareti ve kuru fasulye-pilav ikâmî kıssası; “Allah’a ve âhiret gününe îmân eden misafirine ikrâm etsin” — Buhârî, Edeb 31; Müslim, Îmân 74; derviş ikâmî âdâbı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âdâbi’l-Ekl
  • Ulaşım, İletişim ve Küreselleşen Hîzmet: Antalya, Manavgat, Mersin’den Brezilya, Belçika, Amerika ve Avustralya’ya uzanan mürîd ulaşımı; telefon ve internet vasıtaları üzerinden dergâh hîzmeti; “Din nasîhattir” — Müslim, Îmân 95
  • Rüyâ Tabiri ve Esmâ Değişimi: Rüyâ çeşitleri — Buhârî, Ta’bîr 2 (rahmânî, şeytânî, nefsânî); “Sâliha rüyâ peygamberlıkdan kırk altı cüzdandır” — Buhârî, Ta’bîr 4; esmâ-i ilâhiye virdlerinin tertîbi — Sey-yid Aziz Mahmud Hüdâyî, Virdu’s-Settâr; mürşidden izin alarak değiştirme edebî
  • Göz Perdesi, İlm-i Ledün ve Varlık Âlemi: İlm-i ledün âyeti — Kehf 18/65 (“…kendi katımızdan ilim öğrettiğimiz kullarımızdan biri”); Hazret-i Mûsâ ve Hızır kıssası — Kehf 18/60-82; kalp gözü ve basiret — Hac 22/46; varlık mertebeleri — Sadreddin Konevî, Miftâhu’l-Gayb; Davûd-i Kayserî, Mukaddimâtu Şerhi’l-Fusûs

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı