Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap #40 — Tasavvuf Yolu ve Edeb

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap #40 — Tasavvuf Yolu ve Edeb. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Giriş: 2020 Soru-Cevabın Devamı

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar, hayırlı iftarlar. Allah Ramazan ayınızı mübarek eylesin komple. Oruçlarınızı mübarek eylesin, ibadetlerinizi mübarek eylesin. Kur’ân-ı Kerimler okudunuz, itikaflar yaptınız, zikrullahlar yaptınız. Cenâb-ı Hak hepsinin karşılığını inşallah fazlasıyla öbür alemde versin inşallah. Bugün orucun son günü, dü daha doğrusu. Cenâb-ı Hak tekrar tekrar inşallah yeniden Ramazanlarda bir ve beraber olmayı nasîb eylesin. Hamdolsun koronaydı, şuydu buydu derken bugüne kadar Cenâb-ı Hak yardım etti. Oruçlarımızı tuttuk hamdolsun, ibadetlerimizi yaptık. Sonuna getirdik. Cenâb-ı Hak inşallah Ramazan’ı hakkıyla ifa edenlerden eylesin inşallah. Bu akşam perşembeden aynı şekilde devam edeceğiz dedik sorularınızı cevaplandırmaya.

İnşallah gücümüzün yetince bu akşamda sorularınızı cevaplayabildiğimiz yere kadar cevaplayacağız. Sonra önümüzdeki hafta perşembe günü inşallah muntat sohbetlerimize kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Bir, yeni girdiğim yerli üretim, jeneratör üretmeye çalışıyoruz. Yaklaşık 20 gündür yerli bir iki malzeme arıyoruz ve hala bulamadık. Ne yazık ki her şeyimizi Çin malına bağlamış vaziyetteyiz. Bunu ülkece nasıl çözmeli, nasıl yol almalıyız? Bu tabi koronayla beraber bütün ülkeler kapılarını kapatınca herkes tabiri caizse global bir dünyada yaşıyoruz derken Hiç de dünyanın global olmadığını, böyle bir sıkıntı, böyle bir hastalık veya bir salgın veya bir bela, bir müsibet, bir savaş söz konusu olduğunda herkesin içine kapandığını, bütün her şeyi, sınırlarının da kapattığını gördük.

O yüzden bundan sonra bütün ülkeler kendi kendine yetebilmenin yolunu arayacaklar. Bütün şirketler kendi kendine yetebilmenin yolunu arayacaklar. Bütün aileler, bütün bireyler kendi kendine yetebilmenin yolunu arayacaklar. Artık böyle dünyanın bu kadar globalleşmedi, hatta Avrupa’nın da kendi arasında birlik ve beraberliğin olmadığı, Avrupa’nın da böyle bir şey söz konusu olduğunda bütün sınırlarını kapattığını, giriş çıkışları kapattığını gördük. Birlik denilen şeyin gerçekte de bir birlik olmadığını, bir sıkıntı anında bütün herkesin kendi ülkesine sahip çıktığını, kendi ülkesine baktığını gördük. O yüzden biz de ülke olarak hem sanayide hem enerjide hem tarımda hem askeriye de bilhassa bizim kendi kendimize yetebilmemiz lazım.

Kendi kendimize idare etmemiz, kendi kendimize bu noktada büyümeyi de kendi kendimize halletmemiz lazım. İnşallah hallolur. Sohbette sorduğunuz için söylüyorum Türkiye EMO, elektrik mehendisleri odası aktif olarak çok sıkı çalışıyor. Her hafta bazen haftada 2-3 kere eğitim düzenliyorlar. Konularda çok güncel ve eğitim veren kişiler de, alanında uzman kişiler aylık 10 TL gibi bir ücret alıyorlar. Harika sevindim. demek ki bizim ticareti bıraktıktan sonra bazı sektörlerde böyle bir gelişmeler olmuş. Tebrik ediyorum. Selamünaleyküm. Üstadım kuzenim rüyasını bana anlattı. Sıkıntı çekiyor bu dönemler. Ben de size anlatmak istedim. Onun anlatışıyla. Allah yardımcısı olsun inşallah. Rüyayı bir kimsenin kendisinin anlatması lazım.

O yüzden kendisi anlatsın inşallah. Selamünaleyküm. Makine mehendisiyim. Bizde de çalışma hayatında gerekli olduğu ve mezun olduktan sonra odaya kayd olmamız gerektiği söylendiğinden odaya kayıt olduk. Oda çalışıp çalışmadığımız bakmadan diplomi aldığımız tarihten itibaren ayetleri almak üzere bizi borçlandırdı. Bu zamana kadar çalıştığım hiçbir iş yerinde de oda kaydımın olup olmadığını sorulmadığından üyeliğimizin gereksiz olduğunu anladım. Oda da çalışan bir akraban vastasıyla da oda da çalışanlara yılbaşı paketi altında koliler hazırlandığını içerisinde alkol çerez şeylerin gibi şeyler konulduğunu gördüğümden beri aidatlarımı ödemiyorum. Üyelikten çıkmak istedim mi söylediğimde de geçmiş tüm yılların borçlarını ödemek zorunda olduğumu ifade ettiler.

Hukuki olarak çekebileceğim sıkıntıları da göze alarak ödememeye devam ediyorum. Bu konuda sizin kıymetli nasihatleriniz nelerdir? Allah yardımcınız olsun. Söyleyecek bir sözüm yok. Hocam hayırlı yayınlar. Normalde esnemem ama namaza duruyorum. Esniyorum ne yapmam lazım lütfen yardımcı olun demiş. Böyle bir esneme geldiğinde aklına Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin getirebilirsin. Veyahut da esneme daha gelirken kendi içinden Allahümme salli ala seyyidina Muhammed’in diyebilirsin. Çünkü hadîs-i şerîf esnemek şeytandan hapşırmak Allah’tan diye. Selamun aleyküm hayırlı geceler. Bir insana mühürle müdahale edilmesinin sebebi nedir? Mühür kimlere ve neden verilir? Müdahale sırasında taşınması zor bir voltaj yükleniyor olmuş gibi hissediyorum ve bitene kadar hiç hareket etmeden sadece kalbi zikir çekiyorum.

Bu yaşadıklarım rüyada değil uyanıkken ve düzenli aralıklarla tekrarlanıyor. Mühürden kastınız ne bilemedim. Mühürle nasıl müdahale ediliyor onu da bilemedim. Hakkınızı helâl edin inşallah. Selamun aleyküm Hazret-i Mehdi aleyhisselâm hangi gece ve hangi gece zuhur edecek onun hakkında bahseder misiniz Allah razı olsun. Ne zaman zuhur edeceğiyle alakalı bir bilgim yok. Değişik rivayetler var ay olarak. O yüzden de o değişik rivayetlerden dolayı kesin bir ayı da yok. Normalde hangi gece zuhur edecek demişleriz o yüzden bu konuda da bir bilgim yok. Bununla alakalı Mehdi ile alakalı Cebrâîl aleyhisselâm kıyametle alakalı soruyor. Onun zamanını Allah bilir diyor. onun zamanını soran sorulanın sorandan farklı bir bilgisi yoktur diyor.

Bu tip gaybi meselelerde herkes bir tarih olarak bir şey koyabilir bir şeyler hesaplıyorlar. Ama bugüne kadar hesaplananların içerisinde uyanı görmedim. Ya normalde bu nasıl bir hayat yaşayacak herkes gibi bir hayat yaşayacak ya dini ilimleri tedirisat edecek ya da bir dergahta dervişlik yapacak ikisinden biri. Günahkar bir kul mu olacak yoksa peygamberler gibi yanlış doğruyu ayırabilecek mi? Hiç kimse yoktur ki bir günah ona bulaşmamış olsun peygamberler hariç. 18 yaşında kızacağız inşallah. Sen de sana ders kağıdı atıyorum. Sen bu ders kağıdını normal çekeceksin kardeşine de inşallah 3333 tarif et. Efendim kamera arkasındaki arkadaşlar bizi tanıtır mısınız biz onlardan razıyız. Salim devamlı burada onunla o sonra neydi inamın soy ismi salih geliyor arada ama devamlı olan bir de onur var kamera arkasında.

Onurla salim devamlı öbür saatte yasak olmadığı günah geliyor. Efendim israftan bahsettiniz örnek veriyorum yemeğe tuz yerine şeker koyduk ya da farkına varmadan yemeğin lezzetini bozduk yenilecek durumda değilse bunu israf etmemek için ne yapmak lazım. Önceden dikkatli olmak lazım ama sonradan da yenilebilecekse yiyeceksiniz yiyemeyecekseniz sokak hayvandan da verebilirsiniz. Selamünaleyküm efendim evde çok huzursuzluk var bize dua ederseniz böyle durumda ev değiştirmek doğru olur mu? Hiç böyle bir şey aklıma gelmez bir kimsenin evdeki huzursuzlukları kendi karı koca nefislerinden kaynaklanır başka bir şeyden değil. O yüzden eşler birbirlerinin nefislerini uyarlarsa birbirleriyle tartışırlar birbirleriyle sıkıntı yaşarlarsa bu sefer evde huzursuzluk var denir.

Bunun sonu yok ki. Selamünaleyküm 28 yaşında ve bekarım ailem ve akrabalarım 19 yaşındaki amcamın kızının bana gönlünün razı geldiğini ve evlenmemizde herhangi bir problem olmayacağını söylüyorlar. Fakat benim kalbim buna hep bir arada büyüdüğümüz ve benim ona bakışım hep abisiymiş gibi olmasından dolayı kalbimi netleştiremiyorum. Ben de benim tavsiye ve önerileriniz ile bir karara varmak ümidiyle çok teşekkür ederim hayırlı geceler. Bir kimse amcasının kızını nikahlayabilir dinen caiz ama ben tavsiye etmem hiç kimseye. Ama dinen caiz bunda bir sıkıntı yok ama ben kolay kolay kimseye tavsiye etmem. Selamünaleyküm benim annem sarı hastası bir kıyafetini ne zaman giyse nöbete tutuyor. Acaba cinler o kıyafetini sahiplemiş olabilir mi diye düşündük.

Böyle bir şey var mı? Olabilir de o yüzden bazı sarı hastaları belli bir rengi duyduklarında beyinlerinde farklı bir çağrışım hissedebilirler. Böyle bir şey de olabilir böyle bir şey de mümkün. Bir tane daha sorumuz var elimizin altındakilerden sorumluyuz dediğimiz çocuklarımıza ne kadar müdahale edebiliriz. Konuşmak bazen yeterli olmuyor bıraktığımızda mesafeler açılıyor. Baskı olarak görebiliyorlar onların canının yandığını görmek bizleri üzüyor kısacası ne yapacağız. Ne yapacağımı tam olarak bilmiyorum kendimi tutamıyorum onların zarar görmesini istemiyorum. Ne yapmam gerektiğini nasıl yada nasıl yada nasıl yapacağımı hep nasihat edeceğiz. normalde bugünkü gençlik gerçekten çok sıkıntılı. çocuklar evde anne babadan anne baba bildiği kadar dini eğitimi vermeye çalışıyor.

Ama çocuklar dışarı çıkıyorlar dışarı çıktıklarında farklı bir dünya var. ellerinde cep telefonu var bilgisayar var televizyon var orada farklı bir dünya var. Böyle olunca çocuklar hepsi de bütün ailelerin çocukları ikilemde kalıyorlar. ne yazık ki böyle gergitler yaşıyorlar. O yüzden biz çocuklarımıza yavaş yavaş nasihat edeceğiz. Anlatacağız bir daha anlatacağız bir daha anlatacağız bir daha anlatacağız inşallah. Efendim devletin verdiği ihtiyaç kredisi geri dönüşümün 6 ay sonra ödemesi var bunu alabilir miyiz? Almak isteyenler alabilirler bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm vitrinde bulunan porselen ve semazen figürleri heykel hükmünde midir? Eğer yüzleri açık açık görünüyorsa belli oluyorsa tam bir vücut olarak duruyorlarsa evet heykel hükmünde olur.

Selamünaleyküm geçen hafta sohbette numaranızı istediğim ama dervişlerin buradan istediğini bilmiyordum. Ben de telefonumu sıfırladım numaranız silindi hakkınızı helâl edin helâl olsun. Aslında böyle bir şey yoktu normal ders alanlara numarayı veriyorduk yeni ders alanlara. Sonradan bazı arkadaşlar da istemeye başladı. Öyle olunca bütün herkes sıraya girdi numaranızı verin deme bu sefer de arkadaşların arasında bir ayrıcalık olmasın diye vermeye başladık herkese. Ben hafızlığımı yarım bıraktım şimdi ise vaktim olmadığı için yapamıyorum bunun bir vebali olur mu? Bir vebali yok. Selamünaleyküm hocam ismim Kazım Doğan Kıbrıs’ta yaşıyorum. Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun hocam. İbadetlere başladım.

Haller olmaya başladı. Allah ve peygamber sevgisi var fakat bir müşri-i kamile intisâb etmem lazım. Çünkü hangi mertebedeyim hangi zikirler çekmem lazım. İlham geliyor, cezbe geliyor arada. Bir de bazı rüyalar zuhur ediyor. Zat halinize gönlüm vardır. Arada keşifler oluyor. Fakat bunları bilmediğim için Allah rızası için yardımcı olur musunuz? Ve çok vesvese geliyor özellikle namaz esnasında. Cevap verdiğiniz için Allah sizden razı olsun. Bize de eyvallah demek düşer. Elbette var bir sahibimiz demek ki biz ona cevap vermişiz ardından. Tekrar bunu yazmış. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamünaleyküm ben Ahmet. Sabah 9 yaşındayım. Rüyamda ben ve 6 yaşındaki kardeşim dışarıda kaybolmuştuk. Siz bizi bulmuştunuz.

Bizi evimize götürmüştünüz. Sizinle birlikte evde yemek yedik. Bu kadar hatırlıyorum. İnşallah ben de ders almak istiyorum. Peki sana da yedi yedi ders tarif etsin baban inşallah. Selamünaleyküm Ali Havvas Hazretleri demiş ki her kiminki bir haceti olursa Resûlullah Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e tam yönelmeyle bin defa salâvât-ı şerif okusun. Sonra hacetinin kaza edilmesini istesin. İnşallah talih muhakkak kaza edilir. dileyi yerine gelir. Kaynak Allah’ın için anıyoruz. Bir kimse bunun gibi bir velî kimselerin dediğini uygulayabilir mi? Yoksa kendi kendine zikir mi? Tahin etmiş olur. Bunların müsaadele yapması lazım. Sufilerin salâvât-ı şerife. Sonuçta salâvât-ı şerife insanlar çekebilirler.

Ama bu tip şeyleri böyle haberli yaparlarsa daha iyi olur. Selamünaleyküm. Dikiş diken bir insanın özel yaptığı kıyafet beğenilmeyip alınmaktan vazgeçilirse din entelzinin ne yapması gerekir? Eldeki elbise daha bitmediyse, diktiren kişi bu böyle dursun, daha fazla uğraşma deyip anlaşılan parayı öderse, doğru mu olur? Tam bitmemiş, bitmediği için, onun tekrar, yeniden üzerinde para anlaşılması gerekir. Tam diktirmiyor. Diktirdiği yere kadar olan dikiş parasını vermesi gerekir. Selamünaleyküm. Hocam biraz geç oldu ama ev sahibimle yine sizi seyrediyoruz. Bu cahil aha. Aciz konunu bilgilendirdiğiniz için Allah razı olsun. Sizden çok şeyler öğrettiniz. Bana hocam biraz özel olacak ama birine yorulma.

Birine yorulma. Birine yorulma. Birine yorulma. Birine yorulma. Birine yorulma. Biraz özel olacak ama birine 20 bin lira para verdim. Beni kandırdı, 5 yıl oldu. dolandırdı beni. O benim o parayı çok ihtiyacım var. Ne olur o parayı alabiliyorum için bana bir akıl verin. Ne yapmam lazım? Allah rızası için bir akıl verin. Hayırlı bayramlar. Ev sahibinin selamı var. Allah yardımcın olsun. gideceksin, ona söyleyeceksin. Paraya ihtiyacın olduğunu söyleyeceksin. Bir daha bir daha söyleyeceksin. Bir daha uyaracaksın. Allah yardımcın olsun inşallah. Selamun aleyküm. Benim sorum şeytani rüyada halde görmesi gören kişinin eksikliğiyle mi? Bir günahından dolayı mı görülür açıklarsanız sevinirim. Yok illa ki şeytani rüyâ böyle bir kişinin eksikliğiyle mi?

Yoksa şundan mı bundan mı diye bir şeye bir yere bağlamak doğru değil. Herkes şeytani rüyâ görebilir. insanlar olarak. insanlara görebilir. insanlara görebilir. insanlara görebilir. insanlara görebilir. insanlara görebilir. insanlara görebilir. insanlara görebilir. Bu exacta bir şeye över базı arayınca. Bu exacta bir şeye bir şeyeMaalik olarak. Haram dolu bir hayatın içindeyken bile Allah’ı sevdiğimi hissetememiştim. Hala bunu söyleyememiştim. Dine yönelik bir hayat yaşamak istiyorum. Ama Allah’a karşı onu sevdiğimi söyleyemiyorum. Eskisinden az günaha giriyorum. Ama şuan günahlarımdan dolayı kendimi çok kötüymüşüm. Ve ondan uzaklaşmışım gibi hissediyorum. Zikretmeye çalışıyorum. Ama eksik kısm командı.

Ama daha önce çok kötüydüm. Zikredeceğim. Ama daha önce än mağdur yani. ama eksik kalıyorum. İbadetlerimi toparlamaya çalışıyorum. Toparlayamıyorum. Yine dağılıyorum. Ona karşı neden böyle hiçsiz ve duygusuzum? Eskiden daha yakın hissederken şimdi neden bunu hissedemiyorum? Nasıl daha yakın hissedebilirim? Hakkınızı helâl edin. Önceki sevgin nefsaniydi. Allah’a karşı hiçbir sorumluluğunu yerine getirmiyordun ama kendince nefsin ve şeytân sen Allah’ı çok seviyorsun. Allah sevgisi sende var gibisinler öyle seni kandırıyorlardı. Sen sevmenin tecelliyeti olan haramlardan uzak durma ve Allah’ın emirlerini ibadetleri yerine getirmeye başlayınca o nefsani duygusun senden gitti. İnşallah hakikate doğru yol alacaksın.

Selamun aleyküm bir tanıdığımız var. Birisi kendini sürekli dövme yaptırıyor. Vücudunda çok sayıda dövme var. Doğru olmadığını bildiği halde kendine engel olamadığını söylüyor. Bu durumda kurtulması için ne yapabiliriz? hasta demek ki o zaman pis eşek, psikolojik rahatsızlığı var. Tedavi görecek. Bir kimse kendini durduramıyorsa tedavi görecek. Ben sizin sakalınızın olduğu bir kolye takıyorum. Dervişlerinizin. Birinden almıştım. İşlerimin daha da hayırlı gittiğine inanıyorum. Sakal ve cübme konusuna istinaden. Allah yardımcınız olsun. dervişlerin böyle sufilerin bu tip şeyleri oluyor. Bu konuda bir şey yapmak istedim. Bir şey yapmak istedim. Bir şey yapmak istedim. Selamun aleyküm. 1150 lira zekat vermem gerekiyor.

Geçen sohbette batmış esnaflara verebilirsiniz demiştiniz. Benim de alacağım var bir esnaftan. Alacağıma karşılık sayabilir miyim? Vereceğim zekatımı nasıl uygulama yapayım? Beni uygulandırmanızı isterim. Sayabilirsin. Telefonu açacaksın ona. Diyeceksin ki ben sendeki alacağımdan 1150 lira düştüm diyeceksin. Bana 1150 lira borcun yok diyeceksin. Bilecek. Selamünaleyküm. Bir derviş adayının kitaplığında mutlaka bulunması gereken kitaplar nelerdir? Muhakkak bir elmalı tefsiri alabilir. Muhakkak bir riyaj salihini üç cilt alabilir. Muhakkak kuduri tek cilt alabilir. Veya dört ciltlik el hidayet alabilir.


Tasavvuf Yolunun Edebî ve Usûlü

Muhakkak kuşeri risalesi alabilir. Muhakkak sülemi risalesi alabilir. Selamünaleyküm. Zikrederken kalbime ben kimim diye bir soru geldi. Sonrasında kafamda bir sürü soru oluşmaya başladı. Ben dedim ya, ya hak ileyse ya da nefisseyse o zaman benlik dediğim şey irade mi? Bir sürü düşünce geldi. Yoksa ben yok muyum kadar gittim. Yok olma düşüncesi ve tek Allah’ın varlığının olma düşüncesi içimi huzurla doldurdu. Bir yandan da hala daha kafamı kurcalıyor. Ben kimim? Benlik dediğimiz gerçekte var mı? Varsa nedir? Yoksa bunlar boş düşünceler mi? Kendini sorgulamaya devam et. Ben kimim diye. Bu güzelmiş ya. Bir arkadaş hem televizyondan hem iki tane bilgisayardan şeyden üç yerde mi yayın var? Nereden var?

Facebook’tan, YouTube’dan veriyorsunuz. Twitter’a falan paylaştığında hepsi YouTube’a yani. Çok dağılır. Anladım. Evet. Üç tane birden iki bilgisayar bir televizyondan izliyormuş. Bence kendimce baktım her yerde sizi görüyorum. Harika. Selamünaleyküm. Darül Hartlık olduğumuz için faiz kullanmak caiz mi? Harbiyle müminin arasında Hanefiler öyle demişler. Faiz yoktur demişler. Mesela diyelim ki bir faizi helâl sayıyorsa bir kimse onun arasında da faiz olmaz. Veyahut da bir şu anda dünya ekonomisi malum faizin üzerinde dönüyor. Dünya ekonomisi faizin üzerinde dönerken dünyada da İslami bir sistem olan bir devlet yok. Varsa da ben tanımıyorum. Bilmiyorum yani. O yüzden bu devlet sistemleriyle veya bu devlet sistemlerin yan kurulaşları gibi duran bankalarda arasında faiz olmuş olmaz.

Estruman ticareti caiz mi? Olabilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Alkolsüz yerde ücretle estruman çalmak caiz midir? bununla alakalı insanları eğlendirme kastıyla böyle buralara doğru gitti mi? O zaman onlardan kazanılmış olan parayı uygun görmüyor Hanefiler. Hatta insanları böyle eğlendirmek için bu tip işler yapan kimseler şeytanın tabiri caizse şeytanın müezzinleridir. Hadîs-i şerit de öyle diyor. O yüzden normalde estrumanlar mesela bir ilahide bir zikrullâh da böyle bu tip şeylerde kullanılırsa bunda bir sıkıntı yok. Ama öbür türlü insanların heva ve heveslerine daldı, harama daldı. Yerlerde sıkıntılı. Kadın şarkıcının arkasında ücret, estruman çalmak caiz midir? Yine aynı meseleye giriyor bu mesele. bununla alakalı sıkıntılar var.

Allah muhafaza eylesin. Hayırlı geceler. Kendini bilmek için bir ayna gerek. Sufiler için ayna üstadırdır. Bunun kestirme yolu en hakîkat ise Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem kendine batın-i ayna etmektir. Bu durumu biraz aydınlatabilir misiniz? bir kimse kendi tavır ve hareketlerini direkt Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin tavır ve hareketleriyle karşılaştırması lazım. O böyle bir şeyde ne yapmış? Mesela örneğin o yemeği nasıl yerdik, biz nasıl yiyoruz? O yolda nasıl yürüdü, biz nasıl yürüyoruz? O adaleti nasıl temsil ediyor, biz nasıl temsil ediyoruz? O hak ve hukuk dairesinde nasıl davranıyordu, biz nasıl davranıyoruz diye kendimiz onu ayna yapabiliriz.

Son durum, son sorum. İtikafın son gününde 70.000 tevhîd-i tamamlayamayan kimse, Arife günü akşam ezanında itikaftan çıkabilir mi? Çıkabilir, bunda bir sıkıntı yok. 10 gün durulması lazım itikafta. Eğer bir kimse akşam namazında itikafa başladıysa, Arife günü akşam namazında itikaftan çıkabilir. Genelde Şeyh Efendi Hazretleri sabah namazında çıkarttırdı bize, bayram sabah çıkardı. biz bir gece daha fazla duruyorduk. İçeride çünkü 10 gün dilinince 10 gece 10 gündüz olması lazım. Bunu ona göre hesaplayın ama bir kimse, mesela Arife akşam namazında çıkacağına niyetlendiyse, Arife akşam namazında da çıkabilir. Selamünaleyküm sizden ricam, üstadımın numarasını alabilir miyim? Tokat’tan almak istiyorum.

Olur, verelim canım kardeşim. Tokat’a da verelim inşallah. Camilerden de elveda söyleniyor. Ramazanın son günü, Ramazanın son günü olunca cami hoparlörlerinden elvala beytler okunuyor. Biz biliyorsunuz Sufiler hiçbir şeye elveda demiyoruz. Bizde elveda yok, bizde veda etmek yok. Selamünaleyküm efendim ben ölünce inşallah Peygamber efendimiz ve üstadım derviş kardeşlerimle beraber Rabbimin cemaline bakıp zikretmeye hayal ederim. Rabbim doğru yoldan ayırmasın inşallah. Lakin ben eşimle beraber olmak istemiyorum öbür dünyada. Bayanın bu hakkı mıdır? Bu hakkın. Adam ne çektirdiyse kadıncağızı. Allah selametle versin inşallah. Herkesin hakkı kim kimle olmak istemiyorsa olmayacak. Selamünaleyküm ben Kadir Gecesi sabah namazından sonra itikafa niyetlendim ama bugün bitirdim.

Bu itikaf kabul olur mu hakkınızı helâl edin. Size layık bir derviş olamadım şimdiden bayramızı kutlarım. Allah iyilik versin inşallah. Cenâb-ı Hak yapılan ibadetlerinizi kabul eder. Neden kabul etmez? Bunun üzerinde şey şüphe etmenize gerek yok. Selamünaleyküm efendim İstanbul’dan Zulfi’ye eren küçük sizden ders almak istiyorum. İnşallah size de ders verelim. Selamünaleyküm efendim pagan inancı paganizm nedir? Pagan inancı putperestik başka bir şey değil. Efendim devletimizi yöneten seçimle seçilmiş kişilerin hükümetin yurt içi ve dışı yapmış olduğu iyilikler, hayırlar, yardımlar, faaliyetlerinde kazanılan sevaplarda birey olarak kazanımız var mı bu şer içinde geçerli? Zerrece iğrenç yapanın hayır karşılıklısı kalmaz, zerrece şer işlerinin şeri cezasız kalmaz.

Bu normade yapılan şeyler bu vatandaşların vergileriyle oluyor. İnşallah Cenâb-ı Hak onlara nasip veriyordur. Selamünaleyküm sorum şudur huysuz hiçbir şeye memnun olmayan bir anneye nasıl davranılmalı? Hep bana hep bana benim güzel annem iyi günler. Allah yardım etsin inşallah. Kolay değil böyle annelerle uğraşmak ama sabretseniz imtihan bu işler. Allah yardımcınız olsun inşallah. İtikafta bitiremediğimiz günlerin zikirlerini tamamlamak için oruçlu olmak gerekir mi? Yok gerekmez. Hayırlı akşamlar sizi rüyamda gördüm Allah bana herşey verdi çok şükür diyordunuz Allah’a şükrediyordunuz. Sizde şükredin hamdolsun. Allah bize herşey verdi. Takvai zamanımıza göre nasıl yorumlamalıyız? Takvai zamana göre yorumlayacaksak bu zamanda harâm işlememek farzları yerine getirmek ehl-i sünnet dairesinde durmak takvadır.

Bakın bu zamanda ehl-i sünnet dairesinde durmak, haramları mümkünce günah kebalerden uzak durmak, farzları yerine getirmek, nafilelerle Allah’a yaklaşmaya çalışmak gerçekten takvadır. Bazıları Miraç gecesinde Hazret-i Muhammed’in sallallâhu aleyhi ve sellemin Allah’ın cemalini gördüğünü bazıları haşa Allah’ı görmediğini sadece Allah ile konuştuğunu ve cibrili gördüğünü söylüyor. Hangisi doğru? Benim inancım bu benim kendi inancım. Ben hem Allah’ı gördüğünü hem Cebraili gördüğünü hem de Allah ile konuştuğuna inanıyorum. Ve yine bazıları meleklere bir yıllık olacak şeylerin berat gecesinde belirtildiği bazıları ise Kadir gecesinde belirtildiğini söylüyor. Hangisi doğru acaba? Müteşabih bunlar.

Birileri öyle diyebilir, birileri öyle diyebilir. Ama ben berat gecesinin olduğunu biliyorum. Bir yılda olacak olan olayların lef-i mafuza indirilişini. Çünkü Kadir gecesinde Kur’ân-ı Kerim indirildi. İndirilmeye başlandı, indirildi. Selamun aleyküm. Ramazan ayında bazen sahura kalkamıyorum. Sabah niyetlenir, orucum kabul olur mu? Evet. Selamun aleyküm. Gecenin diri olsun. Ey nefsim şunu iyi bil. Allah’ı en çok bilen hayrete en çok olandır. Her anın bir öncekini geçsin ve hayretten hayrete geç diye tweet atmışsınız. Atmışım demek ki kafam yerinde değilmiş. Hayretten hayrete geçmek neyle alakalı? Bu yoldaki gayretimiz sizce nasıl olmalıdır? Allah razı olsun. Hayret demek ki o güne kadar hiç görmediği, tanımadığı, bilmediği bir şeyle karşılaşmak.

Hayret ediyor. Veya olağanüstü bir hâlle karşılaşmak. Hayret ediyor. Hayret, beklemediği, ummadığı, o güne kadar bilmediği bir şeyle karşılaşmak demektir. Öyle olunca sufiler devamlı böyle hayret içerisinde olmalılar. Tabii bu belli bir seviyeden sonra olur bu hayret. O hayret her daim artmalı. Sufi veya aşık hayret ehlidir. O hayret ehli olması devamlı onun koşmasıyla alakalıdır. O yüzden hayretten hayrete geç perdeden perdeye geç, halden hale geç. Her daim hayret içinde kal. Hayretin hiç bitmesin manasında. İkinci sorun tespih, teşbih ve tenzih sırayan ve zamana göre mi olur? Her an tespih etmeliyiz ama teşbih ve tenzih noktasında kendimi göremiyorum. Baktığım açıdan mukayenatlı zamana mı bağlı?

Zamana bağlı olabilir. burada bir kimse teşbihede, tenzihe de düşse yine de tevhide devam edecek. Allah’ı zikre devam edecek. An gelecek o kimse teşbih edecek, an gelecek teşbihini tenzihle redd edecek ama velakin tevhîd devam edecek. O yüzden Allah’ı zikretmektir önemli olan. Hatta bu teşbih bir müddet sonra tenzih daha doğrusu bir müddet sonra insanı yorar zaten. reddede reddede reddede yorulmaya başlar. Öyle bir hayret noktasına gelir. Her şey oymuş der, çıkar. O zaman tenzih de teşbih de kalmaz. Selamun aleyküm hayırlı geceler. Rabbim sizden ebeden razı olsun. Bir programda dikkatimi çekti. Kadın kocasını aldatmış. O programdakiler bulunan herkes normal karşılıyor. Adam imam nikahı yapmış diye ortalık yıkılıyor.

Toplumda bu konuyun normalmiş gibi algı gibi bir algı içinde oluyorlar. Bizlere ve bizden sonraki nesillere dua buyurabilir misiniz? Üç kız evladım var. Ellerinizden öperim. Ortamı görünce çok endişeleniyorum. Endişelenmemek elde değil. haramlar bu kadar insanların içerisinde hoş karşılanmaya başladı ki artık bir kadının kocasını aldatması gayet normal, makul görülüyor. Hatta Diyanet de bunun fetvasını veriyor. Resmi nikahlı kimleysen, ilk kimseyle resmi nikahlı. Ama arada kadın birkaç tane daha adam değiştirmiş. Senin nikahın bozulmadı diyor resmi nikahla kimleysen diyor. Onunla da hayatına devam edeceksin diyor. bir de o kimse zaten eşinden boşanmaya kalksa bir de ömür boyu nafaka ödeyecek.

Bir de işin bu tarafı var. Ne yazık ki şu anda bununla alakalı olan kanunlar, bununla alakalı olan gerçekten bu yönetmelikler kanunlar ne yazık ki aile olmanın ağır bir bedelini ödüyor insanlar. bir kadın art niyetli olsa gitse bir kimseyle resmi nikahla nikahlansa, ondan sonra da kendisini boşaltmak noktasında boşatsa ömür boyu adam ona nafaka ödüyor. Ömür boyu. ölünce kadar nafaka ödüyor. Adam bir daha evlense evlendiği zaman normalde düşünebiliyor musunuz? Yeni hayatı da kararıyor. Sebep? Çünkü eski hanımına habire nafaka ödüyor. İslâm’da nafaka üç ay boşanırsa siz ona üç aylık ihaçesini verirsiniz. Boşanırsınız biter ama normalde bitmiyor ki insanların boşaması ve kadın boşanmıyor. Kadın boşanmayınca da gidiyor istediği erkekle de şey yapıyor.

İlişkiye giriyor. Kimse de ona sen neden bu erkeklerle ilişkiye giriyorsun demiyor. hatta geçenlerde bir haber okumuştum. Kadın telefon açmış şeye, kocam beni darp edecek diye. Polis de almış götürmüş adamı. Adam polislere yalvarıyormuş yapmayın, bunun bir sevgilisi var. Onu çağıracak eve. Almışlar götürmüşler uzaklaştırmayı vermişler ve sonuçta kadın da gerçekten sevgilisini almış eve. Adam onu yaralamış mı? Artık ne yapmışsa bir şeyler olmuş. Öyle haber düşmüştü medyeye. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Allah o yüzden hadîs-i şerîf var ya nikah dört şey için yapılır. Siz dindar olanı seçiniz diye. Gerçekten evlenecek olan erkekler de evlenecek olan bayanlar da artık böyle ahlakı düzgün insan aramalı. kadın biblo gibi ahlakı düzgün değil.

Erkek böyle manken gibi ahlakı düzgün değil veya parası var ahlakı düzgün değil. Veya hatta ne bileyim meşhur ünlü bir sülalenin çocuğu. Kadın erkek önemli değil, ahlakı düzgün değil. Gerçekten çok büyük bir sıkıntı. O yüzden anne babalara sesleniyorum. Çocuklarınıza nasihat edin, çocuklarınıza anlatın. Ahlaklı birer eşle evlenmelerine yardımcı olun. Kız anne babaları eğer kızlarınızı isteyen gerçekten ahlaklı bir erkek ise zorlaştırmayın. Bu zamanda erkekli ahlaklı bir erkek ahlaklı bir kadın bulmak gerçekten çok zor. İnsanlar öyle bir hale geldi ki Allah muhafaza eylesin. Who’s king böyle zenginlik budalası, moda budalası, böyle gösteriş budalası. Erkeklerde de kadınlarda da. İnsanın başına ne geleceği belli değil.

Allah muhafaza eylesin inşallah. Uzaktan selamün aleyküm uzaktan ders çektirdiğiniz derviş kardeşlerinizin maneviyatını ve ruhaniyetini görmeniz lazım demiştiniz. Bu tam olarak nasıl gerçekleşir? Gözümüzün önüne kardeşlerin yüzlerinin gelmesi şeklinde olabilir mi? Yoksa daha değişik bir şekilde gerçekleşir. Rahmet edeceksiniz, onlara normalde ilgileneceksiniz. Rahmet edip inşallah hepsini de Cenab-ı Hakk’a yalvaracaksınız, yakaracaksınız. Diyeceksiniz ki kardeşlerimiz ne halde? Yarabbi onları bana göster. Dua edeceksiniz inşallah kardeşlerinizle ilgileneceksiniz. Peygamberlerin sırası ile gelmesi kemaletam-ı delildir. Bir nevi nefis meratiplerini de anlatmakta mıdır? Peygamberler nefis meratiple alakalı bir problemleri yoktur ama kimisine kimisinden üstün kılındım demiş.

Aralarında kitap verilmeyen peygamberler de gelmiş. O yüzden öyle kemalat noktasında bir sırlama yapamayız. Ama peygamberliğin son halkası olan, en kamil olan Hazret-i Muhammed Mustafa. Dua ederken Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’e Rabbi olan Allah’ım demek doğru mudur? Bir kimse böyle dua edebilir ama Hz. Ayşe annemiz gibi oluyor. Hz. Ayşe annemiz, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine biraz canı sıkılırsa İbrahim’in Rabbine yemin olsun diye söylermiş. Eğer böyle aralarında sıkıntı olmazsa Muhammed’in Rabbine yemin olsun dermiş. O yüzden eyvallah öyle de denilebilir. Üstadım hadisler veya öğrendiğim ilimlerle amel etmeyi nasıl sürdürebilirim? Bazen bir iki hafta uygulasam da daha sonraları bırakıyorum.

Özür dilerim. Bir iki hafta uygulasam da daha sonraları bırakıyorum. Disiplin edeceksiniz kendinizi. Kendinizi disiplin ederekten yol alacaksınız. yavaş yavaş, tedirci tedirci ama disiplin ederekten. Selamünaleyküm. İlk üç sorum İslâm inancındaki yöntem farklılıklarıyla ilgili. Bir kitapta İbn-i Sina süre verdi ve İbn-i Arabî önceliğinde İslâm’ın filozofik, işrakilik ve sufilik geleneği içinde yaşanan eköllerinden bahsediliyor. Ve aralarında ciddi yöntem farkı olduğu görülüyor. Ve hepsi de hak olarak anlatılıyor. Üç Müslüman bilge Seyyid-i Hüseyin Nasr. Sorularım. Bir, temeli. Kur’ân Sünnet’e dayalı olduğu halde bir kısmını felsefeden, bir kısmını mantıktan, bir kısmı insanların da ilhamdan beslenip inancını yaşayabilmesi haktır demek yanlış olur mu?

İslâm’ın bu konudaki tek tip bir dayatması var mı? İslâm’ın dayatması Kur’ân Sünnet üzerine olması lazım. Evet Kur’ân Sünnet’i biz yorumlarken mantık üzerinden, felsefe üzerinden veyahut da ilhâm üzerinden yorumlayabiliriz. Ama bunu yorumlarken dikkatli olmamız gerekiyor. Sebebi eğer biz felsefi açıdan bakacak olursak sadece o zaman bu felsefi açıdan bakanların bir kısmı sonradan hukuk ve ibadetle alakalı meselelerde bozulmalar yaşamışlar. Aynı şekilde tarihte olmuş bunlar çünkü aynı şekilde mantığa dayalı bakanlar Kur’ân ve Sünnet’in içerisinde her şeyi mantığa hepsinde akla bağlamaya çalışmışlar. Kur’ân ve Sünnet akıl dini değildir. O yüzden aklın üzerindedir. Aklın anlayamadığı, algılayamadığı yerler olabilir.

Birisi oturup kendi aklıyla tanzim edilmiş bir Kur’ân, bir şahsın aklıyla tanzim edilmiş bir Sünnet isyeni yok. O yüzden Kur’ân İslâm dini akıl dinidir dediklerinde bir aldatmaca var. Sanki akıl dini ne demek? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çok zekiydi. O gün için oturdu, Kur’ân’ı yazdı ve Sünnet-i Resûlullah’ı böyle tanzim etti. Akıl dini diyenlerin arkasında bu var. İslâm akıl dini değildir. İslâm akıl üstü bir dindir. Akla hitap eder ama. Bir şeyin akla hitap etmesi ayrı bir şeydir. Onun akıl dini olması ayrı bir şeydir. O yüzden ilahi dinlerin hiçbirisi de akıl dini değildir. Ama akla mı hitap eder? Evet. Ama hitap etmekle akıl dini olmasının arasında fark vardır.


Mürşid-i Kâmile İntisâb ve Râbıta

Kimisinin aklı kısadır, kimisinin aklı uzundur, kimisinin aklı derindir, kimisinin aklı yüksektir, kimisinin aklı dardır, kimisinin aklı geniştir, kimisi çok kitap okur, kimisi çok az kitap okudur, kimisi aklını gerçekten geliştirmiştir, kimisi geliştirmemiştir. O yüzden akıl dini dediğimizde, örneğin benim aklım bunu kabul etmiyor dedin de biz o kimseye ne diyeceğiz? Ne diyeceğiz? Aa akıl dini, senin bunu kabul etmiyorsa bunu istemem mi diyeceğiz? Burada sıkıntı var. O yüzden Ümmet-i Muhammed’i aldatıyorlar. Bilhassa Türkiye’de bu aldatmaca fazla. bizim dinimiz akıl dinidir. Canım kardeşim bizim dinimiz akla hitap eder. Akıl dini diyemezsin. Akla hitap eder. Aklın almadığı, aklın kabul etmediği, aklın kabul etmesi mümkün olmayan şeyler vardır.

Orada îmân girer devreye. Biz şimdi İbrahim’e ateşin yakmadığını îmân ediyoruz. Ona inanıyoruz. Ama akıl olarak baktığımızda ateş yakar mı bir şeyi? Yakar. Yanar mı bir şey? Yanar. Biz îmân ediyoruz. İbrahim Aleyhisselâm İsmail’e bıçağı vurdu, kesmedi bıçak. Biz buna îmân ediyoruz bakın. Veyahut da bıçak vurdu, yeniden birleşti, kestiği yer. Biz buna îmân ediyoruz bakın. Getir bir bıçağı, birisini kes bakalım kesecek mi, kesmeyecek mi? Bunun gibi. Veyahut da Musa Aleyhisselâm’ın, Cenâb-ı Hak denizin üzerinden bir yol açtı. Îmân ediyoruz biz buna. Bunu kalkıp da, şimdi akıl bunu, akıl olarak bunu yorumlamaya çalışıyorlar. Canım kardeşim akıl olarak yorumlamaya çalışma. Buna îmân et. Yok îmân etmiyor.

İllaki aklına uygun değil, onu yapmayacak. Mesela siz balığın karnında 40 gün birisini yaşayacağını kabul edebilir misiniz? Balina’nın karnında veya Yunus balığı olduğu söyleniyor. Veyahut da bir balık düşünün. biz okyanuslarda ne kadar nasıl bir balık yaşıyor, ne hayvanlar yaşıyor tam olarak bildiğimiz yok ki. bir balığın karnında bir peygamber. Ya bu normalde balığın karnında bir peygamber. 40 gün. Bunu bütün herkes akıl olarak baktığında güler. Ama bu îmân ediyoruz böyle. Bir de ne yaptı? Onu böyle suyun içerisinde dalış yapmadı. Sakin bir şekilde yüzdü. Onu rahatsız etmedi. 40 gün balığın karnında Allah’ı zikretti. 40. gün sonra geldi kıyıya açtı ağzını. Orada denizaltıdan çıkar gibi çıktı.

Üzerinde de hiç elbise kalmadı. Elbiselerde ne oldu? İçeride eridi üzerindeki elbiseler. Elbisesiz çıktı dışarı. elbise eridi balığın karnında ama peygamber erimedi içeride. Bakın elbise eridi. Üzerinde bir tane elbise kalmadı. Yunus aleyhisselamın. İncelik var orada. Onu belki de tefsirlerde bulmanız zor olabilir. Bakın elbiseyle yattılar da, Elbiseyle düştü ama denizden çıktığında elbisesi yok. Balığın karnında elbiseleri eridi. Bildiğiniz eridi. Balık onu sindirdi balık karnında ama peygamberi sindirmedi. Hiçbir şey yok. Üzerinde böyle sallamsız şeyler vardı. Böyle zaten dışarı çıkınca güneşe de çıkınca kurudu zaten onlarda. O nereye gitti? Bir pilavda. O nereye gitti? O nereye gitti? O nereye gitti?

O nereye gitti? Bir plaja getirdi koydu. Ya bunu normalde akıl olarak nasıl kabul edeceksin bunu? Ama biz buna îmân ediyoruz. O yüzden meseleye felsefi ve mantıki açıdan bakanlar eksik kalırlar. Meseleye sadece ilhami açıdan bakan da eksik kalır. Sebeb? Kur’ân’ın bir de zahiri var. Canım kardeşim sünneti seneyi’nin bir de zahiri var. sen normalde sana gelen ilhâm sadece seni bağlar çünkü. Toplumu bağlamaz. Diğer insanları bağlamaz. Devleti bağlamaz. Örneğin bir kurum ve kuruluşu bağlamaz. Sadece ilhâm üzerine de din yaşanmaz. Dinin çünkü hukuku kuralı kaidesi var. Ben kalbime böyle geldi ben böyle yaptım. Ya olur mu öyle şey? Neden? O senin kalbine gelen Kur’ân ve sünnete uygun olduğu müddetçe doğru.

O yüzden bu kuralın da böyle bir şey. Bir kısım batıdaki bulunan bu Seyyid Hüseyin Nasır gibi insanlar. Seyyid Hüseyin Nasır’ı iyi araştırın. Üç Müslüman bilge. Bunun ikincisi kim? Ali Şeriatı. Bunun üçüncüsünün kim olduğunu biliyor musunuz? Hümeyni. Bu Ali Şeriatı ve Seyyid Hüseyin Nasır’ın kitaplarını getiren Türkiye’de çeviri yapan böyle bir İslami bir teşkilat var. Ali Şeriatı’nın hadisi inkarcısı olduğunu, Ali Şeriatı’nın çok sıkıntılı imani ve itikadi noktalarda sıkıntılı olduklarını bildikleri halde mesela onun kitaplarını Türkçe’ye çevirip Türkiye’de yayınlıyorlar. Ve Ali Şeriatı ile alakalı oturulsa ders yapılsa kitaplarında ve eserlerinde o kadar çok sıkıntılı yerler çıkarılır ki ama ne yazık ki belli bir İslami grup tarafından özellikle bu getiriliyor Türkiye’ye.

Ve o grup da kendisinin Kur’ân Sünnet tarihisinde olduğu söylüyor. Mesela o grubun bazı yetiştirdiği kimseler böyle Ali Şeriatı’dan paylaşımlar yapıyorlar tweetlerde ve bunlar böyle sosyal medyada çok kuvvetli kimseler. Ali Şeriatı’nın paylaşımlarını yaptıklarını gördüm de bunlar diyorum zehirlenmişler, zehirlerinden kıtıyorlar. Allah muhafaza eylesin. İkinci soru. Kur’ân Sünnetten sonra ilhamın kaynak olarak görüp bu inançla Müslümanlığını devam ettiren bir kimsenin ilhami kaynaklarını diğerlerine açıklaması gibi bir dini mecburiyeti var mıdır? Yok. Bir mecburiyeti yok. O yüzden o kimse ancak kendine ve yakın çevresine ona inananlara olabilir. Bir zorunluluk olmaz ve o ilhâm bunun üstüne basa basa söylüyorum Kur’ân ve Sünnet’e uygun olması lazım.

Çünkü eğer Kur’ân ve Sünnet’e uygun değilse söylenilen ilhamlar hatta tasavvufun kendi tekniğine uygun değilse tasavvufun da kendine ait bir kuralları var. Tasavvufun o kendine ait kurallarına da uyması lazım. Şimdi duyuyorum bunları zaman içerisinde. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi vefat etti gitti vazifesini yerine getirdi gitti. Sağlığında kime ne verdiyse verdi. Vermedi vermedi eyvallah. vefat ettikten sonra ben rüyamda gördüm bana zakirlik verdi. Bu doğru bir teknik değil. Benim kalbime ilhâm geldi. Ben rüyamda gördüm bana böyle yaptı. Bunlar doğru değil. Bunların sonu yok. Bakın bunların sonu yok. O zaman ilhâm çünkü rüyada ilhamın içerisinde. Kalbe gelen söz de veyahut da gözünün önüne gelen görüntü de ilhamın içerisinde.

Bunların hepsinde Kur’ân, Sünnet ve aynı zamanda da ilk sufilerin koymuş olduğu o muhteşem kurallara uyması gerekiyor. Sufiliği seçen kişi, soru 3. Sufiliği seçen kişi öncelikle seçtiği yolun ilhama dayalı olduğunu bilip reddielere karşı da bunu iletmesi, ilhamını mantığa oturtup diğerlerini açıklamaya çalışmaktan daha kolay olmaz mı? Buradaki kişinin yöntemi ne olmalıdır? İlham da mantığa oturmayabilir ki. O yüzden diğerlerini böyle anlatmaya çalışmasına gerek yok. Bazen öyle haller zuhur eder. buradan nereye gidecekseniz Ankara’ya. Normal şartlarda nereden gidilecek? İnegöl, İnegöl, Bozuyuk, Bozuyuk’tan sonra Sivirisar, Polat’la Ankara. o kim? İlham öyle bir şeydir ki Bolu üzerinden gidileceğini söylersen de.

Ne yapacaksın o zaman? Bunun mantık gibi açıklaması var mı ki? Yok. mantık ne der burada? En kestirme yol, birinci anlattığım yol. İkinci anlattığım yol kestirme değil, uzun. Bunun mantık açıklaması yok. Hayırlı bayramlar, üsadın bayramı mübarek olsun, eylemize ne perest. Bayram başladı mı ki? Bayramlaşma? Bakın, yarın bayram namazı vaktinde başlar. Üçüncü gün, ekindir namazı vaktinde bayram biter. Bu bayramlaşma da bayram namazı vaktinden itibaren başlar. Siz kurban bayramını normalde kurbanınızı Arife günü kesebiliyor musunuz? Hayır. Kesserseniz kurban hükmünde değil. İslâm’da bütün ibadetlerin vakti vardır. Sufi vaktin çocuğudur diye o yüzden denmiştir. Şimdi birkaç tane böyle hayırlı bayramlar diye şeyleri görünce o yüzden belirtmek istedim.

Bayrama girmedik daha canım kardeşim. Bugün Ramazan’ın son günüydü, bitti. Bugün Arife gecesi yaşayacağız. Bir de Arife mübareği de yok. Arifeniz mübarek olsun. İyi kardeşim. O zaman Perşembe de mübarek olsun. Salı da mübarek olsun. Pazartesi de mübarek olsun. Sosyal medya sizi farklı yönlere götürmesin. Bir şey paylaşmak zorunda değilsiniz. Bir şey göndermek zorunda değilsiniz. Diyebilirsiniz. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Selam vermek istedim. Eyvallah. Ama Arife gününüz mübarek olsun. Arife geceniz mübarek olsun. Şimdi de bayram gelmedi. Bayramınız mübarek olsun. O zaman üç gün öncesinden başlasın millet. Gelecek bayramınız mübarek olsun. Atsın bir mesaj bitti işi ya. Bayram sabahı onunla mı uğraşsın?

Yapmayın. Ve hatta şimdi koronadan dolayı bayramda çıkma yasağı var. Korona bitti. Salı gün bayramı bitti. Korona da bitti. Çarşamba gün bitti. Haydi iyi geçmiş bayramı mübarek olsun. Allah Allah. Geçen senekini de kutla o zaman. Bir önceki senekini de kutla. Daha önceki seneni de kutla. Daha önceki seneydi kutla. Kutlayamadığım bütün bayramları kutla tek tek o zaman. Bu da yok. Ve geçmiş cumana mübarek olsun. Geçmiş canım kardeşim ya zamanında mübarek deseydim. Ettin ettin etmedin. Bu farz değil. Vacipli değil. Geç yürü. Bak işine. Gecenin saat 12’sinde geçmiş cumana mübarek olsun. Mesaj. Örneğin. Gerek yok. Hayırlı geceler de. Eyvallah. Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden bayram tebri yok şimdiden daha.

Yarın bayram namazı kaç? yediği kusur geçer mi kaç geçerse. Ondan sonra vursa da bayram namazı kılındıktan sonra. Herkes bayramlaşır inşallah. İtikafa giren kardeşlerden son iki gün sonradan haberimiz olduğu için elmaya okumalarını rica ettik. Acaba yine de kabul olur mu? İçimize tereddüt oluştu. Hakkınızı helâl edin. Bilemiyoruz. Cenâb-ı Hak nasip etsin. Cenâb-ı Hak kabul etsin işte. Ben şeyhim bana 10 gün okuturdu. O yüzden benim bildiğim bu. Hasta annemin durumu giderek ağırlaşıyor fakat eşi, özbabam değil. Beni evlerine almıyor. Doktor annemin üzülmemesi gerektiğini tembihledi. Annem de ben de çok üzülüyoruz. Anneme Allah korusun annem bir şey olsa ben bu kişiyi affetmem. O kişi de benim eşimin ona yaptığı saygısızlığın özünü benden alıyor.

Onun aynı konuma gelmiş olmuyor mu? Benim bu kişiye borcum da var. Ancak sabırsızlandığı için mi böyle yapıyor? Anlayamadım. Yarısından çoğunu ödediğim bir kısmı kaldı. İnşallah ödeyeceğim. Çok daraldım. Annemi de üzmek istemiyorum. Şimdi bir kız çocuğu, evlenmiş bir kız çocuğunun haftada bir annesini ziyaret etmesi aynı şehrin içindeyse hakkı. O yüzden bu hakkı annenin kocasının engellemesi doğru değil. En az haftada bir, bunu evli kadınların, kocaları da eşlerine haftada bir, anne babaların evlerini ziyaret etmelerine müsaade etmelere gerekir. Bunlar kadınların hakkı. Hanefi’ye göre söylüyorum. Mesela bir erkek eşini bir yere götürmek istemeyebilir, ona müsaade etmek istemeyebilir ama eve gelecek olan kızına yasak koyması hakkı değil.

O yüzden bu ev benim, bu kadın da benim, istediğimi katarım, istediğimi katmam. Bu doğru değil. Muhakkak o kızların, kadının, kızlarının, oğullarının, çocuklarının annelerine bakma, annelerine gelme, annelerine görme hakları var. O yüzden o burada parantez içerisinde öz babam değil demişiniz. O kimsenin kadının, çocuklarının eve gelmelerine müsaade etmesi gerekir. Evlerini almakla kalmıyor, annemin tüm telefon görüşmelerini dinliyor ve mesajlarını okuyor. Hiç gizlisi, saklısı kalsın istemiyor. Artı benim de aramamı ve mesajlaşmama dair annemine izin vermiyor. Sizce bu kişi merhamet noktasında hem anneme hem de bana ne durumunu aramaya, mesajlaşmaya dair annemle izin vermiyor. Sizce bu kişi merhamet noktasında hem anneme hem de bana ne durumunu üstelik de derviş.

Derviş olması bir kimsenin bir şey ifade etmiyor. dervişse derviştir. derviş onun üzerinden onu olacak diye bir kaydı yok. Neden derviş oluyor insanlar? Kendilerini orada düzeltmek için, kendilerini orada ahlaklarını iyileştirmek için. Yoksa her gelen bir kimse on numara beş yıldız olsa dergahta ne işleri var? Sufilik yolunda ne işleri var? Onlar kendilerini düzeltmek için geliyor bütün herkes. O yüzden bu yapılanlar doğru değil ama bunu da ona anlatacak bir kimse lazım. derviş derken bizim dergahtansa eğer benimle iletişime gitsin biz nasihat edelim kardeşimize her kimse. Selamun aleyküm hayırlı akşamlar. Zamanında arkadaşımın bir şeyini alarak kul hakkına girmiştim ve en yakın arkadaşım olmasına rağmen böyle bir şey yapmıştım.

Hala da en yakın arkadaşım ama her gün Allah’a tövbe ediyorum. O arkadaşımın haberi olmadan aldığım şeyi ona geri verirsem kul hakkından kurtulmuş olur muyum? Bir nevi helalleşmiş olur muyum? Ya da çaresi nedir? Ona geri ver. Habersiz almışsın, habersiz ona geri ver. Onu koy. Önemli bir mağzuratım daha olacak. 9-10 senedir tekkenin içerisindeyim. Çok güzel insanlar arkadaşlar, abiler edindim. Ama zamanla şahit olduğum, rahatsız olduğum ve sizin de rahatsızlık duyacağınızı düşündüğüm olumsuz konular var. Bazı abilerim, kardeşlerim sizi ilahlaştırma seviyesine getirdiler. Sizin hakkınızda onlara merak edilen bir soru sorduğumda veya sorulduğunda düşmanmış gibi cevap verip tavır sergiliyorlar, kalp kırıyorlar.

Buna da şahit olduğum ve yaşadığım için böyle söylüyorum. Üstad kusursuzdur, o her şeyi bilendir şeklinde örnekler. Bu kişiler, size daha yakın olan kişiler, ismi bilindik kişiler olabilir. Bakın siz de, bakın bu tip meseleleri şikayet etmenize gerek yok. Sebep, ben uzakta bir insan değilim. Sonuçta her perşembe namazgahta bütün sorulara cevap veriyorum. Her cumartesi vakfım bulunduğu yerde veya bulunduğumuz yerlerde bütün sorulara cevap veriyorum. Bu biraz böyle kaçamak şeyler. Bakın burada da önemli olan, burada da sorulara bütün hepsine de cevap veriyorum. Önemli olan sizin yazmış olduğunuz sorulara cevap verilmesidir. Neden yazmadınız buraya mesela, ben şurada şunu yaşadım, burada bunu yaşadım diye?

Bir de bir kimse bizim aramızda bizim kardeşlerimiz de bu ilahlaştırma kelimesi çok ağır. Bakın çok ağır. Birisi de kalksa benim şeyhimin kusurunu söyleme kalksa, ben derim ki ben şeyhimin benim kusurunu görmedim. Ağzını kapat kardeşimler. Bu gıybeti önlemektir. Yoksa ne ilahlaştırsınlar ki? Gıybeti önlemek farklı bir şeydir. İlahlaştırmak farklı bir şeydir. Sen ya Mustafa Özban’da şu hataları var dedin de gıybet ediyorsun. Gıybet ettin kim? O kim senin şeyhi. Senin de şeyhin. Nasıl gıybet ediyorsun? Doğru olsa da gıybet ediyorsun. Doğru değilse iftira ediyorsun. O zaman nasıl olacak? Evet benim etrafımda gıybetler var. Evet benim etrafımdaki yakın arkadaşlar benim hakkımda birisi bir şey eleştirerek konuşmaya başlarsa konuşturmazlar.

Doğru. Ben de konuşturmam onlar hakkında. Doğru olan bu ki zaten. Oturalım dergahta kim ne yapmış onun dedikodusunu mu yapalım? Bu doğru mu? Değil. Gerçek bir kimse benim etrafımdaki insanları eleştirecek. Benim yanımda eleştirecek bir de. Nasıl eleştirsin kardeşim? Eleştirtme. Ben 30 yıldır onlar benim kardeşim yol yürüyoruz beraber. Eksiyle fazlasıyla artısıyla noksanıyla. Eleştirtme yanımda konuşturmam da. Varsa bir şey gel bana söyle. Değil ki böyle böyle böyle böyle böyle haksızlığa uğradım. Ben uğraşayım. Bununla bir sıkıntı yok. Ama dedikoduya gıybete iftiraya hayır. Hiçbir kimse hiçbir derviş kardeşinin arkasından dedikodu etmez. Bir sufi üstadının arkasından dedikodu etmez gıybet etmez iftira etmez öyle bir şey yok.

Sufiliye aykırı zaten. O yüzden benim yakın dairemdeki arkadaşlar benim aleyhime hiç kimseye konuşturmazlar. Bu ilahlaştırmak değil ki. Üstad kusursuzdur o her şey bilendir şeklinde örnekler. Evet doğru bir sufi bir derviş kendince öyle der. Benim şeyhim de benim nazarım da kusursuzdur kardeşim. Benim yanımda ben bir hatasına bir kusuruna bir eksikliğine bir yanlışlığına denk gelmedim. Ha var mıdır vardır beni ilgilendirmez. Bu sufiliğin getirdiği bir şeydir. İnsan sevdiğine laf söyletir mi? Söyletmez benim sevdiğime birisi laf söylemek yoksa ben onu sustururum. Eski zamanım olsa ağzını cartak yırtarım. Daha önceki zamanım olsa ağzını yırtmama gerek yok. Ben bamogüme bamogüme girer sererim onun yere.

Birisi benim sevdiğime laf söyleyecek. Dice ki gözünün üstünde kaşı var. Onun gözünün üstünde kaşı var dediğinde o kendi kaşı kalmaz ona. Öyle benim sevdiklerime kimse laf söyleyemez. Ben çıkarım tepesinde çiğnerim ben her zaman için söylerim onu. Ama bir başkasına onun kılına dahi zarar verdirttirmem. Laf söyletmem normal bu.


Zikir, Vird ve Kalbin Tasfîyesi

O yüzden hadisi kutsi vardır. Hadîs-i şerif mi? Hadîs-i kutsi mi? Karıştırabilirim şimdi. Ama hadîs-i kutsi olarak, hadîs-i şerîf olarak kesin net. Siz bir başkasının sevdiklerine sövmeyiniz ki onlar da sizin sevdiklerinize sövmesin. O yüzden sen birisinin sevdiğine dokunma. Sen birinin sevdiğine dokunursan o da senin sevdiğine dokunur. Sen birinin sevdiğine laf söylersen o da senin sevdiğine laf söyler. Hatta sen birinin ilahına laf söylersen o da senin ilahına laf söyler. O yüzden hiç kimsenin ilahına, hiç kimsenin sevdiğine, hiç kimsenin dostuna, hiç kimsenin annesine babasına, hiç kimsenin eşine, hiç kimsenin çocuklarına bir laf söyleme. Söyleme ki o adam da seninkinleri veya o kimse de seninkinleri bir şey söylemesin.

Çünkü insanın inancı kutsaldır. Neye inanıyorsa inansın. Sen git Hindistan’da hadi ineğe küfret bakalım. Parçalayıversinler seni anında. Hadi sen git Buda’ya küfret hadi bakalım. Parçalayıversinler seni anında. İnsanlar seni kufret. İnsan sevdiklerine, kutsal gördüklerine laf söyletir mi? Ama insanlar böyle köpeksiz köyde, değneksiz dolaşıyorlar. herkes istediği gibi bir kimsenin arkasından atıyor, tutuyor, konuşuyor. Söylüyor bu senin için söylemiyorum. Toplum hastalığı bu. Adamın sevdiğine laf söylüyor. Ondan sonra onu da koruyunca ilahlaştırıyorlar bunu. Sen namaz sevdiğine laf söylüyorsun. Ne yapsın? Senle beraber küfür mü etsin? Senle beraber oturup gıybet mi etsin? Goygoy mu etsin seninle beraber?

Bak sevdiklerimize sahip çıkamıyoruz. Millet ezanlardan, minarelerden Şarkı Türk’ü çağırıyor. Bakın. Kahrolsun şerî’at dahi indi diye yürünüyor. Bu ülkede yüründü. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu ülkede hakaretler edildi. Hala da ediliyor. Şeyhlere, imamlara, hocalara hakaretler ediliyor. Hala da ediliyor. Bu sebep biz kendi kutsalımıza sahip değiliz. Kendi sevdiklerimize sahip değiliz. Onun arkasında duramıyoruz biz. Sen ne konuşuyorsun diyemiyoruz biz. Pısırık bir ümmet olduk biz. Pısırık bir ümmet. Sümüklü. Sevdiğini dosdoğru sevemeyen, sevdiğinin arkasında cesaretle duramayan. Öyle bir hale geldik. Ya dinleriz daha biz böyle. Aa acaba doğru mu ya? Aa yapmış mıdır acaba ya?

Böyle bu hale geldik. Etrafımdaki kardeşler böyle bu konuda iyi sahip çıkarlar. Evet benim hakkımda laf söyletmezler. Söylemeyin. Varsa bir derdiniz gelin söyleyin bana. Allah muhafaza eylesin. Sufilikte zannediyorlar böyle hiçbir şey yok. Sufilikte dayak da var. Adam terbiye etmezse eski sufiler dövmüşler de. Evet. Dergahdan atmamışlar. Sen ne adam olmuyorsun diye iki tane derviş göndermiş. Dövün şunları demiş. Dövmüşler de. Terbiye terbiye’dir. Öyle adam nasihatla uslanmıyorsa hakkı kötü o zaman. Yapacak bir şey yok. Allah iyiyesin. O da var. O yüzden dergahın içerisinde kimse kimseyi böyle arkasına eleştirmesin. sizin etrafınızdaki kimseler size laf söyletmiyor. Laf mı söylesin bir de ya? 30 yıldır benimle beraber adamlar. 25 yıldır 30 yıldır 18 yıldır 15 yıldır neyse.

Adam derviş olmuş. Gelmiş bağlanmış. Laf mı söylesin bir de? Sen kendi kendine acıya vermişsin burada. Ya. Kendi kendine acıya düşürmüşsün. İnsanın sevdiğini koruması kollaması, onu ilahlaştırması demek değildir. Sevdiği için göğsünü siper etmesi, onu ilahlaştırması demek değildir. O sevgisini gösteriyor. O mıymıntı sevmiyor, sümüklü sevmiyor. Benim sevdiğim bir kimseye laf söyleyecek ben indiririm onu aşağı. Şimdi o arkadaş dergahta değil bir gün o bir arkadaşla gidiyoruz araba kullanıyor. O arabayı kullanıyor. Böyle adam böyle kenara çekilmedi. Böyle silmesine geçti. Küfretti adam şeyde dışarıdan arabayı kullanana küfretti. Ben durdur arabayı dedim durdurdu. Ben indim adamın gıdına sarıldım.

Ben dedim. Sen nasıl bu adamın anasına küfrediyorsun? Bu bembeyaz oldu. Dedim bütün annelere küfrettin sen şimdi. Böyle eğdim boynunu arabaya dedim özür dile bu adamdan. Özür dilerim hakkını helâl et. Bir daha küfretcez mi dedim bir kimseye sen? Ben küfretmiycem. Ben seni tanıdım sen Mustafa Hacı’sın ha ben oyim dedim. Bir daha hiç kimsenin dedim küfretme kimseye. Şimdi o arkadaş bakın dergahta değil hiç önemli değil. Bir kimse benim yanımdaki bir kimseye kim olursa olsun. Onun dedikodusunu etmeyecek gıybetini etmeyecek. Ona iftira atmayacak. Ben ona küfrettirmem benim yanımdaki bir kimseye. İsterse benim sevdim isterse sevmedim adam olsun. İsterse hiç haz etmedim bir adam olsun. Ben onun namusunu şerefini aysiyetini o olmasa dahi korurum.

Müminlik budur. Dervişlik de budur. Sevmek de budur. Senin yanında olmayabilir o kimse. Sen sıra dağlar gibi kaykılırsın göğsünü dikersin benim yanımda benim sevdiğimin kimsenin arkasından konuşamazsın kardeşim dersin. Onun namusu şerefi haisiyeti şu anda bana ait dersin onu korursun. Sen sevdiklerini namuslarını şereflerini haisiyetlerini onların gıyaplarında korursan Allah da senin namusunu şerefini haisiyetini senin gıyabında korur. Sen sevdiklerini namuslarını şereflerini haisiyetlerini onların gıyaplarında korumazsan Allah da senin namusunu şerefini haisiyetini senin gıyabında korumaz. Benim inancım budur. Evet, zakirlere, çavuşlara, yakın dairedeki derviş kardeşlerine hiçbirine de laf söyletmem.

Uzaktakine yakındakine. Hiç kimse bizim derviş kardeşlerimize bana böyle bir laf söylemesin. Varsa bir problemim gelsin ben halledeyim. Ama dedikodusunu yapmasın gıybetini etmesin arkasından konuşmasın. Çöpümüzün de arkasından hiç kimse konuşmasın. O çöp de bizim. O çöp de bizim. Çöp çöp bildiğin çöp. Çöpümüze dahi konuşmasın. Ya bu dergahtan ne kadar çok çöp çıkıyor dahi demesin. Demesin kardeşim. Çöpümüze dahi laf söylemesin. Bizim çöpümüz dahi kıymetli. Deyip ki kardeşlerimize laf söyleyecekler. İtikafa 10 gün niyetlenip 3 gün sonra çıkan kalan 7 günü nasıl kaza edecek? O normalde itikafa 10 gün niyetlendi 3 gün sonra çıktıysa 7 gün sonra oruç tutarak da onun yerine iade edecek. Çünkü Ramazan itikafı 10 gün sonra çıkacak.

O zaman o zaman o zaman o zaman o zaman o zaman o zaman o zaman o zaman o zaman o zaman onun yerine iade edecek. Çünkü Ramazan itikafı normal itikaf olmuş olsa oruçlu olması şart değil. Ramazan itikafında 10 gün niyetlendi ise o yüzden 7 günü ardından kaza edecek. 7 günü birden mi niyetlenecek? Sünnet o Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri birden niyetlendi. Yoksa 3 gün bir 4 gün bir yok öyle değil. Yoksa 10 günü baştan mı kaza edecek? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri çıktığı günleri kaza etti. Hikmet-i ilahi nedir? Bir şeyde hikmet ararlar ya bir şey olur senin elinde bir şey değildir. Hikmet-i ilahi bu dersin mesela birden hızla yağmur yağar, sel götür bir taraf.

Hikmet-i ilahi dersin böyle yağmur yağacakmış yapacak bir şey yok. Hikmet nedir? Hikmet nedir? Bir dervişin hoşuna gidecek, şeyhin ilgisini çekecek, onun duasını almasına sebep olacak bir iş yapması, bir amel işlemesi. Ve şeyhin bundan hoşlanması o yüzden ona böyle nazar etmesi, böyle pozitif nazar etmesi. Şeyh nasıl himmet eder dervişlerine böyle pozitif ona nazar etmesi, onlara dua etmesi, onların üzerinde olumlu düşünmesi. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Bir ablanın sorusu. 2012 yılından bu yana süren bir iş mahkemesi var ve hala sonuçlanmayan mahkeme bugüne kadar ki yasal farkı ana paraya ekleyerek hesaplıyor. Mahkemenin bu kadar uzun sürmesinden doğan fark bu. Bunun adı yasal faiz diye geçiyor.

Bu fark işin eline geçince ne yapılmalı? Hak mıdır, harâm mıdır, nasıl kullanılmalı? Ben Şafi’yim, eşim ise Hanefi. İki mezhebe göre nasıl yapmamız gerekir? Para kimi Şafi’nin mi, Hanefi’nin mi? Bu önemli değil Şafi de olsa, Hanefi de olsa. Bugünkü şartlarda tabi Şafilere göre Darül Harp farklı hukuku var. Ama Darül Harp Darül Harptir. Şafilerde farklı da olsa Hanefilerden daha böyle yumuşak değil, daha keskin onlarınki. O yüzden bir şey olmaz, bu parayı alabilirler ama İmam Şafi’nin Darül Harp’de de Darül İslâm’da da kişinin faiz almasını uygun görmemiş. Bir tek Hanefiler uygun görmüş. O yüzden Hanefi’ye göre o kimse o parayı alabilir. Abdullah Baba Hazretlerinin kabrini en son ne zaman ziyaret ettiniz ve onunla ilgili unutamadığınız güzel hatıralardan birisini anlatır mısınız?

Ben Şeyh Efendi Hazretleri’nin kabrini vefat ettik, gömdükten sonra bir daha hiç gitmedim. Kabristana bir daha hiç ziyaret etmedim. Ve onunla ilgili unutamadığınız güzel hatıralardan birisini anlatır mısınız? Biz 18 boyunca bütün hatıralar güzel. O yüzden hangi bir mevzu söz konusu olunca bir şeyleri anlatıyorum zaten. O yüzden sohbetlerde genelde hep anlatırım. Hep güzel hatıralarımız var Elhamdülillah. Hepsi de güzel. En böyle sıkıntılı zamanlardaki dahi hatıralar güzel Elhamdülillah. Hocam selamlar. Ben yaşadığım bir durumu arz etmek istiyorum. Bu Ramazan’da Yunus Emre filmini takip ediyordum. Sahur sonrası namazı beklerken son bölümünü izledim. Çok etkilenmiş, hayran olmuştum. Bölümü izlerken uyuyakalmışım.

Sonrasında uyandım. Ayık haldeyken sanki kendi yüzümün değiştiğini ve Yunus Emre Hazretlerine dönüştüğünü hissettim. Bu durum 1-2 dakika kadar sürdü. Ama epey de ürktüm. Bu konuda nasıl düşünmem gerekiyor? Ben sizden yeni ders aldım. 4-5 ay oldu. Dervişlik tasavvufla ilgilenen herkesin ortak adı mıdır? Yoksa kadirlere mi denir? Bu yol Yunus Emre yolunda mıdır? Saygılar hocam. Normalde sufilerde bu tip şeyler görünür. Yakaza hali denir buna. Uyurla uyanıklık hali arasında bir hal. O yüzden sufilik denir, dervişlik denir bu yolda gidenlere. İllaki kadirlere şöyle denir, rufailere böyle denir. Herkes aynı ortak dili kullanıyor. Selamun aleyküm. âyet açıklayabilir misiniz? Âyet-i Kerime’ye sapkın bir kimse bakarsa Âyet-i Kerime’de sapkınlık görebilir.

O kimse kendi Âyet-i Kerime’ye bakınca kendi sapkınlığını görmüş. Bu cennet nimetleriyle alakalı. O yüzden takvâ sahipleriyle Cenâb-ı Hak cennette nimetlendirecek. Onunla alakalı bir Âyet-i Kerime nesi sapkınlık? burada göğüsleri tomurcu gibi kabarmış kızlar çevirirken öyle çeviriliyor. Ama öyle çevrilmiş olsa ne var bunda sapkınlık olacak? Sapkın bakan Kur’ân’da sapkınlık bulur. O yüzden Kur’ân’a bir hidayet rehberi doğru yolu gösterici olarak göre hidayet bulur ve doğru yolu gör. Selamun aleyküm. Sonsuzluğun bir tarifi var mı? Sonsuzluğun tarifi sonsuzluk. sonsuzluğun bazı kelimeler var. Onların tarifi yok ki. Cenâb-ı Hak’ın ebed sıfatının tarifi yok. Nasıl tarifi olsun? sonsuzluğu nasıl tarif edeceksiniz?

Veya evvel ismi şerifinin nasıl tarif edeceksiniz ki? Tarifi mümkün değil. Ancak idrak edilir. İdrak edilince akıl mat olur orada. İdrak edilince akıl mat olur. Ve akılın mat olduğu yerde kalbi akıl harekete geçer. Eğer o kimsede kalbi akıl harekete geçtiyse kalbi akıl harekete geçtiyse burada hayreti yakalar. O başlangıçsızlık ve sonsuzlukta hayreti yakalar. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden akıl dini diyenlere böyle karşı çıkıyorum ya, îmân etmiş bir kimse. Sonsuzluğu, normal akıl idrak edemez. Mat oluyor orada. Veya başlangıcı olmayan, Allah’ın başlangıcı yok. El evvel. Başlangıcı olmayan akıl burada mat oluyor. Eğer îmân ehliyse. Eğer îmân ehli değilse kimse şöyle diyor, her varlığın bir başlangıcı vardır.

Allah’ın da bir başlangıcı olmalı. Mantık bunu öneriyor ona. Veya her varlığın sonu var, Allah’ın da bir gün sonu olur. Bir gün Allah da son bulur diyor. Mantık bunu böyle söylüyor. Neden? Çünkü her varlık, bakın her varlığın başlangıcı ve sonu var. Ama burada Allah’a îmân ettik, bizim îmân ettiğimiz Allah’ın başlangıcı yok, sonu da yok. Başlangıcı ve sonu yok dediğiniz zamanın açısından da zaten mat oldu akıl. Bitti. Orada îmân devreye girecek. İnanıyoruz artık biz. Başlangıcı yok. Çünkü, tabirimi hoş görün, bu metafizik noktada, mânâ noktasında ileri geri yok zaten aslında. Zamanın açısından da ileri geri, sağa sola yok manada. Altı üst yok manada aslında. Biz bunu dünya perspektifinde, akıllarımızın, kendi mantığımızın algılayabileceği noktada böyle düşünüyoruz.

Bize sağ, sol, ön, arka, alt, üst, dünya düzleminde bize böyle. Dünyanın dışına çıktığınızda alt neresi, sağ neresi, sol neresi? Dünyanın dışına çıktığınızda yukarı neresi, aşağısı neresi? Dünyanın dışına çıktığınızda, o boşluğa çıktığınızda, boşluğa çıktığınızda, tefekkür edin. Boşluğa çıktığınızda, yön neresi ki? Neye göre yön tespit edeceksiniz orada? Yönü yok. güneşe göre tespit etseniz o zaman güneşin etrafından çıktınız. Güneşin etrafından çıkınca neye göre sizin aşağısı, neye göre yukarısı, neye göre sizin yanınız, neye göre altınız? Çıktı, gitti, yandı teller. Şimdi böyle olunca o sonsuzluk dediğiniz şey Allah zâtıyla alakalı zaten. Sıfatları da sonsuz ama bu evrenin kıyısını bulabilirsiniz.

Bakın bu evrenin kıyısını bulabilirsiniz. Bu evrenin başlangıcını bulabilirsiniz. Sebep? Çünkü sonradan yaratılma, sufi dilinde veya İslami literatüründe hadîs, sonradan yaratılma. Bu varlık tamamiyet de sonradan yaratılma. O zaman bu varlık tamamiyet de sonradan yaratılmaz ise başlangıcı var. Bu varlık sonradan yaratılma o zaman sonu da var. Bakın o zaman sonu da var. Peki sizin soru içerisinde bir soru daha. Bu varlığın başlangıcı ve sonu varsa, bu varlığın sonu geldiğinde bu ruhlar ne olacak? Asıl can alıncı burası zaten. Ben kendi kendime soru sorarak sohbeti heyecanlandırayım biraz. Normalde her şeyin başlangıcı ve sonu var. Evet o zaman bu varlığın alemi dediğimiz, kainat dediğimiz bu kainatın da başlangıcı ve sonu olduğunu zaten varsayacağız, düşüncez.

O zaman başlangıcı ve sonu da nereye gidecek bu ruhlar? Alın düşünün. Dünya dışında onca şey var neden var? Neden olmasın ki? Tanıtıyor kendisini. Tanınmaklık istiyor. Dünyanın içerisinde olan insanlar sadece dünya ile bu gezegeni görüyorlar ve dünyanın dışına çıkmıyorlar, çıkamıyorlar. Ama Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bize bir kapı aralıyor. Mihraç. Ve bu fakirin tezidir ya üç tane mihraç var diyorum ben. Öyle olunca müminler mihraç etmeli. Müminler mihraç ederekten varlığı tanımalı. O varlığı bilmeli. Veyahut da müminler çok çalışmalılar, uzayı tanımlamalılar. Ve müminler çok çalışarak dünyanın dışındaki, dünyanın dışındaki veyahut da dünyanın perdesinin dışındaki yaşayan diğer varlıkları da görmeliler, bilmeliler ve böylece Allah’ı tanımada, bilmede çok ileri bir noktaya gidecekler inşallah.

Selamun aleyküm soru bir din doğuştan nasıl gelir? Bütün insanlar, eğer insanın varlığıyla alakalı söylüyorsanız o Adem aleyhisselamdan itibaren din var. O yüzden bütün insanlar da yaratıldıklarında İslâm üzerine yaratılmış oluyorlar. Soru iki, uygarlıkları dinlerle ilişkilendirilmeli miyiz? Bütün uygarlıklarının arkasında bir din olgusu vardır. Bütün uygarlıklarının arkasında. Hiçbir uygarlık yoktur ki arkasında din olmamış olsun. Zenginliğin ve özgür düşüncenin olduğu coğrafyalarda medeniyetler kuruluyor. Bize öyle aksettiriliyor. Bana zenginliğin ve özgür düşüncenin olduğu bir coğrafya söyler misiniz bugün dünya üzerinde? Yok. Batı medeniyeti diyorlar. Batı medeniyeti özgür düşüncenin var olduğu bir yer mi?

Değil. O yüzden zenginliğin ve özgür düşüncenin değil. Bu benim kendi yorumum. Ne zaman ki insanlar Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışırlar, Müslümanlar olarak söylüyorum. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışırlar. Kur’ân ve Sünnet’i çok düzgün bir şekilde anlayıp onu yaşarlar. O zaman medeniyet kurulur. Bu coğrafya o dönem hangi dinin etkisindeyse kaçınılmaz olarak o dinin içeriği bir etki yaratıyor. Muhakkak dinler çok etken. İnsanlar üzerinde en büyük etken dinlerdir. Ama asıl etken dini yorumlayanlar dini yorumlayanlar, dini yorumlayan insanlardır. Din çok özür dilerim ama böyle yazılı bir şekilde orada dursa bu etken madde olmaz. Din yaşanırsa etken madde olur. Yaşanırken de dinin yorumlanması gerekir.

Dinin yorumlanması bu yüzden çok önemlidir. Dinin mesela bir kimse çıkıyor hadisleri inkar ediyor ve Kur’ân’ı yorumlamaya çalışıyor. Hadisleri inkar ederekten Kur’ân’ı yorumluyor. Kendisini Halid’in tespitiydi bu.


Nefs Mertebeleri ve Mücâhede

Hoşuma gitmişti. Halid Hoca dedi ki bunların hepsi de peygamber baba dedi. Dedim böyle bir düşündüm. Doğru söylüyorsun. Halid dedim. bunların hepsi de kendilerini peygamber ilan etmişler. Farkındalar ama farkında değiller. Sebeb hadislerin hepsini inkar ediyor. Kur’ân’ı kendisi yorumluyor o kimse. Kendisi yorumluyor. Namazı kendisi yorumluyor. Orucu kendisi yorumluyor. ne diyor mesela Hayızlı haldeyken de diyor oruç tutulur. Hayızlı haldeyken de namaz kılınır. Hayızlı haldeyken de cinsel ilişkiye girilir. Yürüyorsun. Yorumluyor artık kendi kafasına göre o. Sebeb Sünnet-i Seniye’yi tanımlamıyor çünkü. Hadisi tanımlamıyor. O zaman din yorumluyana göre tecelli etti o kimsenin üzerinde. o kimse tabiri caizse dine bir elbise biçti.

Dine bir elbise biçerekten kendi biçmiş olduğu elbiseyi din olarak giyiyor. Peygamber oldu Halit hocanın deyimiyle. Evet. E şimdi bununla bunun gibi eğer Kur’ân Sünnet üzerinde yorumlayacak yine Kur’ân ve Sünnet’i yorumlarken o kimse yine kendince yorumluyor. bu bir zenginlik ama o yorumlayanlar aslında o yorumu koyarlarken bir medeniyetin kurulmasına veya bir medeniyetin yıkılmasına sebep oluyorlar. Nasıl Osmanlı’nın yıkılmasına sebep olan yorumcular var ya Osmanlı’nın zamanında kim? Örneğin Bedüze zaman Said-i Nursi. kim? İstiklal Marşı’nın şairi. Bunlar din yorumluyorlar o zamanda. Ve o gün için din yorumlayanların hepsi de eee Abdülhamid’e karşı dolayısıyla Osmanlı’ya zarar vermişler ve Osmanlı’nın yıkılmasına sebep olmuşlar.

Neyle? Yorumlamalarıyla. Bakın din yorumluyorlar bunların hepsi de. Din orada duruyor. Kur’ân Sünnet orada duruyor. Kur’ân Sünnet orada dururken birisi bir yorum çıkarıyor ondan ve o yorumu insanların önüne sunuyor. Diyor ki bu yorum doğrudur. Bu yorum doğrudur dediği anda acaba o bir katkıda mı bulundu yoksa yıkılmasına mı sebep oldu? Yapılmasına mı sebep oldu? Bir medeniyeti son bulmasına mı sebep oldu? Yoksa bir medeniyetin yeniden inşa edilmesine mi sebep oldu? Bu çok önemli. O yüzden uygarlıklar veya medeniyetler eee dinin etkisinden fazla öyle söyleyeyim dini yorumlayanların etkileri vardır. Dini yorumlayanların etkileri. Buradan gözden kaçıyor bu insanların arasında. Kur’ân Sünnet orada duruyor.

Ben o yüzden derim Kur’ân Sünnet imamların iştahı sufilikse ilk sufilerin iştahı ilk sufilerin koyduğu ölçüler diye bu yüzden söylerim. Sebep yeni yeni peygamberler yeni yeni sonradan olma işler çıkıyor çünkü. Yeni yeni bidatlar çıkıyor. Enteresan şeyler çıkıyor. Veyahut da bugün için yapılması işlenmesi mümkün olmayan hatta yapılma yapılırsa işlenirse insanların dine farklı açıdan farklı gözden bakacakları yorumlar eee şeyler olabilir bunlar. O yüzden bunlar da önemli. Veyahut sufili yorumlarken ben bazen derim ya hadi bir arkadaşın evine yüz kişi yemeğe gidin. Bu işin mümkün mü derim ya mümkün değil. Sebep ya şimdi kimsenin evine yüz kişiyi misafir edecek bir ev yok. Öyle salon yok. varsa dahi orada öyle kaşık çatal bile yok.

O zaman yorumlanıyor bakın şehre göre yorumlanıyor. Bunun gibi. Soru üç Allah kendinden yüce bir varlık yaratabilir mi? bu mantık açısından bakın bunlar dediğimiz noktaya geliyor. az önceki soru vardı ya dini mantıki olarak yorumlama. o veyahut da ilhama göre veyahut da neydi felsefeye göre. Şimdi felsefe insanı bu noktaya getiriyor. Diyor ki Allah’tan yüce bir varlık yaratılabilir mi? Allah kendisinden yüce bir varlık yaratır mı? Sen şimdi Allah kendisinden yüce bir varlık yaratmaz dediğinde Allah kıskanç mı olacak? Yaratamaz dediğinde demek ki Allah’ın gücümü yetmedi diyecek. Buna mantıki olarak ateist soruları bunlar. Canım kardeşim Allah zaten gücü de sonsuz, kuvveti de sonsuz, kudreti de sonsuz.

Gücü, kuvveti, kudreti, ilmi bütün sıfatları sonsuz olan bir varlık kendisinden üstün bir varlık yaratmaya ihtiyacı duymaz. Çünkü sonsuz kendisine bir eş mi yaratacak? Mantık dışı bir şey. İslâm inanç mantığının dışında soru da mantıksız. aslında felsefi olarak mantıksız soruları cevap aramak da mantıksızlıktır. Felsefede bu kesin kaidedir. Felsefe mantık yürütecek ya, felsefe şöyle der. Mantıksız sorulara cevap aramak da mantıksızlıktır der. Çünkü felsefe mantığın üzerine kuruludur. Bunu felsefik olarak sorsanız felsefeciler, felsefeciler size gülerler. Derler ki ya ne kadar cahil insanmış bu. Hiçbir bilgisi yokmuş. Sebep? Çünkü bir şeyin mantık düzleminde olması gerekir. Neden? Onlar felsefeciler Allah’ı inkar ederler mantıkları kabul etmediği için.

Bakın mantığı kabul etmediği için. O zaman mantığa uygun olmayan bir soruyu cevaplamak da mantıksızlıktır. Ama seni tanıdığım için seni mantıksız sıfatına koymak istemiyorum. Sorular senin değil çünkü onu da biliyorum. Adana’da Alparslan Kuitul adlı kişinin vakıf üyeleri 19 Mayıs’ta toplanıp kutlama yapıyorsa biz de teravih kılacağız diyerek toplanıp aralarına mesafe koyarak namaz kılarken polis tarafından biber gazı sıkılıp darp edildi. Bu şekiller sert müdahale etmesi doğru mu? İnsanlar yaşamış oldukları devletin kurallarına yaşamış oldukları devletin hukukuna kanuna tabi olacaklar. bu yaşadıkları devletin kanunu değiştirmek istiyorlarsa değişmesi için mücadele edecekler. Ama yine hukuk içerisinde kalarak da mücadele edecekler.

İslâm anarşi kabullenmez. Hanefiler anarşiyi kabullenmezler. gidip de camilerde şimdi yasak canım kardeşim. Korona var. E olmasın bir de. Bir de olmasın. Hiçbir hastalık dahi olmasın. Devlet güvenlik sebebiyle veya bir sebepten dolayı camilerde namaz kılınmasını yasakladı. Git evine bir salon aç. Salonda topla beşon arkadaşını namazını kıl orada. Evini aç ibadete. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke’de Beytullah’a gidip ibadet edebiliyor muydu? Müslümanlar gidip Beytullah’ta ibadet edebiliyorlar mıydı? Müşrikler onları orada ibadet ettirmiyorlardı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri oradaki müşriklere silah mı çekti? Anarşi mi çıkardı? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri orada bana ibadet ettirmiyor musunuz deyip de orada nümayiş mi yaptı?

O habire tebliğ etti. Habire tebliğ etti. Aldığından hicret emri verildi. Hicret etti Medîne-i Münevvere’de. Peki Mekke’de cami yapmasını bilmiyor muydu? Demek ki her şeyin vakti saati var. Medîne-i Münevvere’ye göçtü. Medîne-i Münevvere’de hızla Medîne’nin içine de girmedi. Önce Medîne’nin dışında durdu. İlk mescid herkes Medîne-i Münevvere’deki mescid olarak biliyor. Değil. İlk cumayı da orada kılındı zannediyor. Değil. Cuma mescidi vardır, meşhurdur. İlk mescid Medîne-i Münevvere’nin dışında. Sonra Medîne-i Münevvere’nin içerisine geldi mescidini yaptığı zaman. Canım kardeşlerim böyle donkuşat diye gerek yok. Hiç kimse için. Biz bilmiyor muyuz burnumuzun dibinde vakfın dibinde cami var. Vakıf binasının dibinde.

Hoş henüz daha bilmem kaç yıldan beri restorasyonu bitmedi de böyle giderse bitmeyecek de zaten. mezbelilik ortalık. neyle uğraşıyorlar neyle ilgileniyorlar bilmiyoruz. Bu da ayrı bir sıkıntı. bir caminin şeyi restorasyonu bu kadar yıl sürer mi cami bu kadar kapalı durur mu? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Eee valla tamam. Aman onu gidip kılabilir misin orada namaz? Kılamazsın. Ben namaz kılacağım burada. Yapamazsın. Devlet yasak koymuş. Bitti canım kardeşim. bizim de hoşumuza gitmeyen şeyler var. Var. AVM’leri açıyorsun esnafı kapatıyorsun. Önce küçük küçük esnafı canlandır. AVM’leri açacağına küçük esnafı aç. Çarşıları aç. AVM’leri açacağına insanlar rahat mahallelerindeki her şeyde küçük esnaf canlansın.

Bizim de hoşumuza gitmiyor. Bizim de kendimizce kendi de devlet yönetmiyoruz ama ya ne ne gereği vardı AVM’i açacağına çarşıları aç. Küçük esnaf rahat bir şekilde işlerine baksın. Önce onların açılması lazımdı. Sonra AVM’lerin açılması lazımdı diye ben de kendi kendime düşünüyorum. çünkü küçük esnafın dükkanda iki kişi olacak, üç kişi olacak. Ama AVM’leri de mesela şeyden önce günlük altı milyon insan ziyaret ediyormuş koronadan önce AVM’lere müsaade ettiklerinde üç milyon insan ziyaret etmiş AVM’leri. hem eve tıkınacak herkes evde bekleyecek ondan sonra uyacak bütün her şeye. Sen AVM’leri açsan herkes kuyruğe girecek. Üç milyon kişi birden AVM’lerde örneğin dolaşacak. Önce çarşılar açılsaydı.

Önce çarşıda açılıp küçük esnafın kendince ihtiyaçları görürseydi sonuçta bir esnaf dükkanda en fazla bir kişi iki kişi olur, üç kişi olur. Daha fazla olmaz zaten. Onlar sırayla girilirdi. Küçük esnaf canlandırılabilirdi. E sonra AVM’leri açıyorsun, AVM’leri açmazdan önce AVM’de mi daha kalabalık olacak? Camilerde mi daha kalabalık olacak? Ya millet uyuttu. Zaten camilerde bir saf, iki saf, üç saf namaz kılan var. Onları da zaten caminin içerisinde dağıttığında zaten caminin içerisinde bir sıkıntı kalmaz ki. hangi cami dolup dolup taşıyor sanki? Hiçbir cami dolup dolup taşmıyor. AVM’den önce camileri de açabilirdi. Ama tamam açmadı, etmedi. Devlet böyle aklı var. Devletin aklı, devletin yönetmenliği, devletin kanunu isyan edeceğiz.

Bu noktada kalkıp da ııı nümayiş yapacak değiliz. Örneğin e AVM’ler açık vakıflar daha kapalı. Örneğin e camiler açıyorlar şimdi daha vakıflar da kapalı. Örneğin ne yapacağız şimdi? Vakıflar kapalı deyip de vakıf binalarını açıp orada zikrullâh devam edeceğiz? Devletle mi karşı karşıya geleceğiz? Doğru değil. O yüzden ha polis böyle sert müdahale etti. E dinleyin polisi o zaman. Dağılın demiş, dağılın. Biz de sohbet ediyorduk vakıfta, şikayet etmişler. Geldi polis oraya. Ne yapsaydık? Direnseydik mi biz de? Doğru mu? Bunlar boş hareketler. Kim yapıyorsa yapsın. Ben şahsı tanımıyorum. Boş hareketler bunlar. Selamünaleyküm. Babam gıdalar konusunda benim kadar hassas değil. Et ürünü alırken kasaba pek fazla dikkat etmiyor.

Ben de evde pişen bir şeyi yerken helâl yerinden diye niyetle yiyorum. Bu tarz tereddütlü durumlarda nasıl davranmalıyım? Besmele’yi çekeceksin. Ya Rabbi helalundan bana nasip eyle diyeceksin yiyeceksin. Annemin mutfağını bazen ben topluyorum. Tabaklarda hep yemekler yarım kalmış oluyor ve onları atmak durumunda kalıyorum. Doğru yapmadığımı biliyorum ama bundan sorumlu muyum? Ne kadar tabaklarda bırakmayın desem de bunun önünü alamıyorum. Ne yazık ki bu son zamanlarda bütün herkesin böyle bir sıkıntısı var. Bütün evlerde bu sıkıntının büyük bir çoğunlukta var olduğunu inanıyorum. Insanlar yemek yiyorlar, tabaklarını da bırakıyorlar. Yemeklerini katarken yiyecekleri kadar katmıyorlar. Böyle tabakta bırakmayı kendilerince bir şey zannediyorlar.

Bir de o tabakta kalan yemekler mutfak tezgahında duruyor, açıkta duruyor, yenmiyor veya dolaba koyuyorlar kadınlar, dolapta unutuyorlar. Ondan sonra veya hatta ya o dün piştiydi diyorlar, onu sofraya koymuyorlar. Bir müddet sonra yemekler atılıyor. Hepsi de israf ediyor. Hepsi de günah kebahire giriyor. Hepsi de. Allah muhafaza eylesin. Suni’lik ile Şi’lik arasındaki fark nedir? Çok fazla fark var. o Şia ile Şi’lik ile Suni’lerin arasında o kadar çok fazla fark var ki hangi birisine burada dokunalım ki Allah muhafaza eylesin. O çok geniş bir sohbet. öyle çok fazla fark var ki arada Şiilerle alakalı. Hacı Bayram Velî Hazretlerinin Safevi Şeyhi olması ve büyük Pir Efendiler Hazret-i Ali’ye olan muhabbetlerinden dolayı Şia ilan ediliyor.

Hiç alakası yok. bu sonradan sufilik yolunu bilmeyenler Hazret-i Ali efendimiz’e dayanıyor diye böyle bir iddiada bulunuyorlar. Boş bir iddiada. Cahilane. Gerçekten çok cahilane. Örneğin aşağıda Beyt’in divanı kebirde geçtiği söyleniyor. Cihan var oldukça Ali var olur. Cihan var olurken de Ali vardı. Cihanın temeli sûret buluncaya kadar var olan Ali idi. Yer resme dilinceye zaman husule gelinceye kadar var olan Ali idi. Velî, Gasi olan Şah Ali, cömertliğin, Kerim’in bağışısın, Sultanı Ali idi. Ali’den ötürü melekler Adem’e secde ettiler. Adem bir kıble gibi idi. Secde olunan Ali idi. Adem de Şid de Eyüp de Edris de Yusuf da Yunus da Hud da Musa da İsa da İlyas da Salih de Davut da Ali idi. Cehri zikir tarikatına mensup kişilerin Hazret-i Ali ile muhabbeti ile Şia sapkının arasına farklı nasıl izah edebiliriz?

Bu şeyi yazdığınız bu Hazret-i Ali efendimizin metheden bu Beyt’leri ben hiç okumadım divanında. Komple divanı kebiri okuduğum söylenemez. Ama ve lakin hiç okumadım. Bunu bu kardeş bir ara benim telefonum varsa bana atarsa bunu ben elimdeki divanı kebirlere bakayım inşallah. Cehri zikir tarikatına mensup kişilerin Hazret-i Ali’ye olan muhabbeti ile Şia sapkının arasındaki farkı nasıl izah edebiliriz? Biz Hazret-i Ali efendimizi severiz. Cihari Yeryüzün efendilerimizden birisidir. Hazret-i Peygamber Salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hz. Hatice’den olma son kızı Fatıma Atu, Zehra annemizin kocasıdır. Ehli Beyt’in devamı onun üzerindendir. Hazret-i Peygamber Salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şahsına münhasır benim sulbüm bu kızın Fatıma’nın üzerinden gelecektir.

Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretlerinin üzerinden onun sulbu gelir bu manada. O yüzden biz Hazret-i Ali efendimizi severiz. Oldukça da severiz. Bizim Şia ile bir bağılımız yok ama. Hazret-i Ali efendimizi sevmek sadece Şiaların hali ahvali değil. Herkes açık. Birçok Şia düşünür. Yazar sünni olduğunu düşündüğüm Pir efendileri Ehli Beyt olan muhabbetlerinden dolayı Şia inanışa dahil etmeye çalışıyorlar. Aradaki farkı bize izah eder misiniz? Aslında Şia’nın kendisi şu anda ehli tasavvufa karşıdır. Mesela Şia Abdülkadir Geylani’yi, Ahmet Er Rufay’ı, Hazret-i Mevlânâ’yı kabullenmez ki. Şia için bu kabullenmesi de mümkün değil onların. Bugünkü Şia’nın inanışı daha da sıkıntılı zaten. Hadi imam Cafer’in ve imam Cafer’in inanış ve imam Cafer’in duruş noktasını muhafaza etmiş olsalardı bir sıkıntı kalmazdı.

Ama oradan da çok çok farklı yerdeler. Şia’nın içerisindeki öyle fraksiyonlar var. Hazret-i Peygamber Salallahu aleyhi ve sellem Hz.’nin peygamberliğini kabul etmiyor. O yüzden o fraksiyonlara bakınca iş çok sıkıntılı. Bir de son olarak dört halifeden sonra emevviler döneminde İslâm’a sokulan bidatleri görüyoruz. Bu emevvî hükümdarlarıyla ilgili farklı şeyler düşünmemizi neden oluyor. Çünkü Muaviyye, Ebu Sufyan, Mugre gibi kişilerin İslâm olmadan önce Hazret-i Peygamber olan düşmanlığını biliyoruz. Sonrasında da bu dine bu kadar zarar vermiş olmaları bizde onlara ilgili şüphe uyanılıyor. Bu konuda da bir hataya düşmeden Muaviyye, Yezid’e, Ebu Sufyan’a bakış açamız nasıl olmamalıdır? Hazret-i Ali efendimiz ve ehli beyti yaptıklarından dolayı ben Yezid’in ve Muaviyye’nin adını anarken önlerine Hz. ibareti koyamıyorum.

Efendim bu düşüncemde ben hatalı mıyım? Doğru bakış açısı ne olmamalıdır? Bizi aydınlatır mısınız? Hürmet eder, teşekkürlerimi sunarım. Şimdi Yezid ayrı, Muaviyye ayrı. Yezid ile Muaviyye aynı kefede, aynı kategoride görmemiz mümkün değil. Biz ama genel olarak ben ashabı yıldızlar gibidir der, dilimi tutarım ama Hazret-i Ali efendimizi severim. Muaviyye hakkında da ben dilimi tutarım İmam Şafi’nin dediği gibi Allah diyor o meselede bizim kılıcımızı korumuş, şimdi de dilimizi korusun diyor. Ben de bu meselede Muaviyye hakkında ileri geri konuşmam sahabedir çünkü. Herhangi bir şey demem ama velakin Hazret-i Ali efendimizi severim. Selamünaleyküm, hayırlı, bereketli akşamlar. Oruçlarımızın kabulünü nasıl anlarız?

Bir de bu son geceye arefe değil, arefe Kurban Bayramı gecesine denir diye Facebook’ta bir yaz okudum aydınlatır mısınız? Yok bütün bayramdan bir gün önceye arefe denir. Bu sıkıntı değil ama asıl arefe tabi Kurban Bayramı’nın öncesi arefata çıkılan gün. Bu bir veçeyle doğru kabul edilebilir. Bunda bir sıkıntı yok. Oruçlarımızın kabulünü hakkında neden şüphe edeyim ki ben kabul edildiğini nasıl anlarız diye. Ben tuttuğum oruçtan şüphem yok. Cenab-ı Hakk’ın izniyle kabul etmiştir inşallah. Efendim Almanya’da kilise ibadeti açıldıktan sonra kırk yeni vakah ortaya çıkmış.


Sohbet, Muhabbet ve Huzûr Edebî

Ülkemizde 12 Haziran’da cümar namazı kılınmaya başlanacakmış. Hastalık bulaşma korkusu ile bir kişi cümar namazına gitmek istemez hükmü ne olur? Herhangi bir şey olmaz. korona var çünkü. Koronadan dolayı korona tedbirleri dairesinde bir kimse cümaya gitmemiş olsa bir hüküm çıkmaz ona. Neden cümaya gitmedin diye herhangi bir şey söylenmez ona. Bir sıkıntı yok. Zaten 12 Haziran’dan sonra cümarları şeye açacaklar ama bahçede kılacaklar diyor. Herkes secdadesini kendine götürecek diyor. E şimdi öyle küçük camilerin bahçeleri o kadar büyük değil. Örneğin millet secdadesini alacak gidecek eğer bir de sosyal mesafe koyarlarsa orada almaz. Hiçbir yer almaz. Almayınca da zaten seste gitmez oralara. Sıkıntılı bir durum.

Bir aydır vakah olmayan Artvin’e Bursa’dan cenazeye gidenlerin oraya tekrar virüsü götürdüğü gözlendi. Yarın bayram şehirden köylere gidilip büyük sofralar kurulacak. Birileri yakınındaki anasından babasından uzak dururken birilerinin bu kadar vurdum da duymazı kul hakkına girer mi? Evet girer. O yüzden insanlar kalkıp da göz göre göre bile bile eee koronayı hiç düşünmeden eee böyle korona vakası olabilecek yerlere böyle kalabalıklara karışması doğru değil. Bakın doğru değil. Ben özellikle bunu en başından beri söylüyorum. Bunun vicdani rahatsızlığını, rahatsızlığını, vicdani sorumluluğunu kimse eee bunun altından kalkamaz. ben gideceğim bir yere korona götüreceğim eyvah eyvah ben gerçekten kendimi heder ederim.

Ve hatta birisi geldi bana, bana korona bulaştırdı. Düşünebiliyor musunuz? onun vicdani sorumluluğunu nasıl yaşayacak? Herkes devletin koyduğu kurallara uyacak. Devlet böyle bir kural koymuş. Kurala uyu. Ama o kurala uyarken bulaştı. Hikmet böyleymiş, takdir böyleymiş canım kardeşim. Biz ona sabrederiz. Bunda bir sıkıntı yok. Ama bizim üzerimizden birisine bir sıkıntı gitmesini istemeyiz. Selamünaleyküm dersim yok. Sizden ders almak istiyorum. Hayırlı geceler. On üç yaşındayım. Inşallah otuz üç otuz üç çek sen de. Selamünaleyküm ileriki günlerde sosyal mesafeye uygun şekilde cuma kılınacakmış. Bu durumda cumaya mesafe kurallığından dolayı kılmayanların hükmünü de. Hiçbir şey gerekmez. Kul tövbe ettiğinde Allah onun günahlarını hafaza meleklerini unutturur.

Aynı şekilde onun organlarını unutturur. İşlediği yerlerdeki izlerini de yok eder. Buradaki unutmaktan kasıt nedir? Günahı hatırlıyor. Olmamız henüz affedilmediğimiz anlamına mı gelir? Hakkınızı razı. Tövbe edince de ne yapalım? Normalde sağımızdaki solumuzdaki melekler yazıyor ya o melekleri normalde sildiriyor onu. Cenâb-ı Hak her gün gecenin bitiminde bir de sabahın başlangıcında kulun tövbe etmesine bakar. Kul tövbe ettiğinde gecenin bitiminde gündüzde işlemiş olduğu günahları sabaha başlarken de gece işlemiş olduğu günahları affeder. Evet verdiğim numarayı yazacaksın. Buraya mı yazacağım demiş bir kimse. bu geceyi damga vuracak olan şey bu. Bugün mü Arife günü yoksa bugün bayramının öncesi mi Arife günü?

İkisi de Arife günü ya. Selamünaleyküm. Tekirdağ’dan Dilara. 11 yaşındayım. Ben de bir gün görseniz ders almak istiyorum. Tamam. Sen de 33-33 çek inşallah. Hadîs-i şeriti çocuğunun sağını solunu ayır dedince namaza emredin diyor. 4-5 yaşında çocuğuma nasıl bunu uygulatmalıyım ve ben bundan sorumlu muyum? Çocuklar biraz biraz daha büyüsünler. Şimdi 4-5 yaşındayken onları böyle sevdirmeye çalışın. Hadi gelsen de yanımda namazı dur. Hadi beraber namaz kılalım de. Büyüyünce inşallah daha ciddi bir şekilde çocuklarınıza namazı öğretirsiniz. Selamünaleyküm. Hayırlı geceler. Benim eşim çok cimri. Bazen bir şey yaptığım zaman ondan gizli yapıyorum ya da gizli alıyorum. Söylemek istiyorum fakat kızacağını da bildiğim için söylemek istemiyorum.

İçim huzursuz olur ama mecbur kalıyorum. Bunun günahı var mı bazen söylesem mi söylemesem mi diye ikilemde kalıyorum. Bu durumda ne yapmalıyım hakkınıza helâl edin. Neyi söylediniz neyi söylemeyeceksiniz? Bu ne alıyorsunuz ne almadınız ne almıyorsunuz bilmediğimden dolayı veya ne cimriliktir ne cimrilik değildir bilemedimden dolayı bir şey diyemeyeceğim. Mesela bir kimse onu uygun görmüyordur. Cimri olarak nitelendirebilir bir kimse. eğer bir erkek evin temel ihtiyaçlarını görüyorsa farzını yerine getirmiştir. Onun üstünden sorumlu değildir bir erkek. Evine bakıyor diyelim ki. Bir evin kendi kazancı kadar evinin ihtiyaçlarını görüyorsa onun fazlasını istemeye hakkı yoktur kadının. Mesela örnek dedim şimdi örnek dedim şimdi evine lazım peynir lazım değil mi?

Adam gitti oradan bir peynir aldı geldi teneke peyniri örneğin. bir kaç çeşit peynir var öyle değil mi? Beş on çeşit peynir var. Yok onu da bak almadı da bunu da almadı. Ya adam peynir almış tamam işte. Geri kalan almak zorunda değil. Ne lazım eve zeytin lazım. Adam gitmiş zeytin almış gelmiş. bunun yeşil zeytini var kırması var çizmesi var çürütmesi var dolması var doldurması var bir sürü zeytin çeşidi var. Yığılmış şimdi zeytin çeşidi. Geçenlerde o İstanbul yolunda orada bir namaz kılmak için girdiydim bir yere orada zeytin satıyorlar. Bir baktım bir sürü zeytin çeşidi çıkmış. Bilmedim bilmedim zeytin çeşitleri. Yöresel ürünlü olarak. bu normalde şimdi insanların makuliyetleri kalmadı. Bakın kadınların da erkeklerin de makuliyeti kalmadı.

Çocuklar da makuliyeti kalmadı. Bir bakıyorsun böyle herkes çocuklara da bakıyorum ben arkadaşların çocuklarına da bakıyorum. Herkese bakıyorum. İzliyorum ben hepsini. Çocuklar şey değil doymuyorlar. bu ellerine geçirilen şeylerden memnun değiller. Habire üstünü istiyorlar. Habire fazlasını istiyorlar. Sonu yok ki. bu mutluluk aracı değil. Ama yeni gidilen nesil de öyle. Eğer onun yerine getirmezsen mesela çocuk onu sevmiyor. Çocuk onu istemiyor. Onu beğenmiyor. Babasına buğuz ediyor. Annesine buğuz ediyor. Kavga ediyor. işte var elinde bir şey değil mi? O yetmiyor ona çocuğa. Bakın çocuklarınıza şimdi. Bütün çocuklar ellerinde ne telefon varsa var beğenmiyorlar. Ellerinde nasıl bilgisayar varsa var beğenmiyorlar.

Ellerinde nasıl oyun aleti varsa var beğenmiyorlar. daha ilerisini istiyorlar. Bakın kadınlara daha ilerisini istiyorlar. Bakın erkeklere daha ilerisini istiyorlar. veyahut da böyle herkes böyle üst seviyede harika bir hayat yaşayacak. herkesin özlemi bu. nerede kaldı nefis terbiyesi? Nerede kaldı hamd etmek? Nerede kaldı var olana şükretmek? Nerede kaldı ayağını yorganına gır uzatmak? Nerede kaldı tevazu? Ne kadar çok şey var? Ne kadar çok şey var? böyle düşündüğün zaman bu adam cimri. Böyle düşündüğün zaman aha buna ne diyor bu? böyle sonu yok. Bakın sonu yok. Teknolojinin de sonu yok. İsrafın da sonu yok. ne yapacak? Bunları dinliyorum insanlardan. Karı koca arasındaki problemlerden dinliyorum.

Adam bir araba almış kadın kedi kedi kapının üstüne şu an. bu böyle bir şey. bu böyle bir şey. bir araba almış kadın boşanmaya kalkıyor. Neden? Filanca arabayı aldı bana. Filancanın fişmanca arabası var. Benim arabam böyle mi olmalı? Ya sen illaki lüks arabaya mı binmek zorundasın? Adamın gücü yoksa, parası yoksa veyahut da adamın kendine göre hesabı kitabı varsa. Dedim ya bu mu ya kavga sebebiniz? Bu, kavga sebebi bu. Daire alacaklar daireden kavga çıkarıyorlar. Kadın gidiyor daha lüks bir daire beğeniyor. Adam diyor ki bunu alamayız, haydi bir kıyamet kopuyor. Ya almak zorunda mı adam? Haline göre davransın, durumuna göre davransın. Yok. Bakın bizatihi canlı olarak söyleyeyim. Çocuk kalkmış bir telefon istemiş.

Babası demiş ki alamayız. Kadın sen nasıl alamazsın dersin. Bir cingar çıkarıyorlar evde. Bunlar karı, koca, çocuk da ellerinde geldiler. Selamünaleyküm, aleyküm selam. Nasıl böyle birbirlerini yiyecekler sanki? Dedim durun ya, oturun. Ne bu derdiniz? Telefon, telefon ya telefon. Bildiğiniz telefon. Çocuğa dedim ver bakayım yavrum sen şu elindeki telefonu dedim. Aldım Samsun’un bir modeli. şimdi tam bilemeyeceğim. Böyle baktım. Ondan sonra dedim ne yapıyorsun sen? telefonda ne yapıyorsun ya? Öyle. baktı şimdi çocuk bana. efendim telefon, efendim ıkcık ıkcık. Kaç yaşındasın sen dedim ben? 14 yaşında. Ne yapacaksın telefonda? Oyun oynuyorsun öyle değil mi dedim ben? Evet dedi. telefonda oyun oynuyorsun.

Kadına dedim ya. Ya bunun yüzünden kavga mı çıkardınız evde dedim. Bunun yüzünden kavga çıkıyor evde. Duyumsuz insanlar. Ellerindekinin kıymetini bilmiyorlar. Bunun kıymet vereyim, buna değer vereyim. Ben bunun kıymet vereyim bilmiyorlar. Hemen şey hazır. Adam cimri. Hemen hazır. Ne yapacak? normalde bir erkek dünyayı kadının çocuklarının önüne mi sercek? Veya bir kadın eşinin önüne dünyayı mı sercek? Gerek yok. Adamlar da aynı. Ya kadıncağız bir yemek yapmış. Yanına çorba yapmış, pilav yapmış. Bunu mu yaptın? Ya ne yapsın daha? Daha ne yapsın? Kafasına kadının bir tane kokulata geçir. Beş yıldızlı otel aşçısı gibi sana öyle mi yemek yapsın? Yok bu kadar. Duyumsuzuz. İsterik haldeyiz. Ve dünya üzerindeki sıkıntıların en büyük problemi şudur bakın.

Sıkıntıların. Bir, bir kimsenin makam sevgisidir. Böyle mertebe sevgisidir. İki, böyle aşırı dünya sevgisidir. İnsanları helaka uğratır. O yüzden bilmiyorum eşiniz cimridir değildir. Buna hükmedecek noktada değilim. Ben genel olarak konuştum. Ama kadınlar da, erkekler de, çocuklar da herkes her şeyden şikayetçi bu dönemde. Herkes her şeyden şikayetçi. küçücük bir şeyi daha yapıyorlar insanlar. Nasıl yapıyorlar, nasıl ediyorlar? Çocuklar da böyle. Kadınlar da böyle. Erkekler de böyle. bütün toplum hızla kıyamete koşuyor sanki ya. Hızla kıyamete koşuyor. Gerçekten insanın var bir tane daha alıyor. Var bir tane daha alıyor. Bazen örnekliyorum. Biz böyle baharat takımları getiriyoruz dükkan çalışırken.

Baharat takımları bir yerde. Kadın almış baharat takımını. Sonra birkaç gün sonra tekrar dükkanı gezerken gelmiş aynı baharat takımından bir tane daha almış. Eve gidiyor bir bakıyor evdekinin aynısı. Ertesi gün geldi dedi çok affedersiniz özür dilerim ama ben bunu değiştirebilir miyim? Ne oldu dedim ben? Ben aynısını almışım zaten dedi. Ben de işi esnaflıya vurdum dedim. Dedim ki mükemmel mal getiriyoruz demek ki. İnsan dedim beğeniyor. Ben gerçekten mutlu oldum şimdi dedim. Harika bir şey dedim. siz dedim almış olduğunuz ürünü bir daha alıyorsanız biz bu işi iyi yapıyoruz demek ki dedim. Çok teşekkür ediyorum. Ben dedi bunu değiştirebilir miyim? Değiştirebilirsiniz hiç sıkıntı yok dedim. Problem değil.

İstediğinizi dükkandan alabilirsiniz dedim. Ve içimden dedim sonra. Dedim kadın üç gün önce iki gün önce almış oldu baharat takımını dahi unutmuş. çıkıyor bir daha alıyor. Doyumsuz. Kadınlar da erkekler de kendisini terbiye etmiyorlar. O yüzden ben birisine cimri diyebilmem için farklı bir ölçü olması lazım. Onu görmem lazım. Diyemem bir şey. Allah muhafaza eylesin. Kadınlar da eşlerinden habersiz. adam diyordur al bir lira iki lira neyse durumuna göre bunu eve harca diyordur. Evine harcayabilir ama öbür türlü harcanmaması istediği şeyler harcamaları kadınların hakkı değil. Hayırlı akşamlar. Çoğu zaman kalbimi kaskatı hissediyorum. Tevhid çekerken dahi böyle oluyor bazen. Kafamın içinde bir sürü ses konuşuyor.

Nasıl susturacağımı bilmiyorum. Bu durumu nasıl aşabilirim tavsiyenize çok ihtiyacım var. Tövbe ve tevhide devam. Selamun aleyküm. Selamun aleyküm. onun odasını da dışarıdan kedi diyebilirsiniz. Yüce-i Türkan senin de bayramın mübarek olsun. Yarınki bayramın. Gecen hayırlı olsun inşallah. Aleyküm selam. Selamun aleyküm hocam. Geceniz mübarek olsun. İlminiz de bizlere aydınlatınız ve ümmet-i Muhammed’e hizmetlerinizden dolayı. Ya çok met etmeyin canım kardeşlerim ya. Ramazan ayı içinde bir rüyâ gördüm. Rüyamda iki adet halife adayınız vardı. Ve sizden sonra sizin silsinizi devam ettiriyorlar. Ve insanlar akın akın bu iki halifenize geliyordu. Bunun tevhili var mıdır hocam? Bir de Ramazan bayramı boyunca evlerimizde olduğumuz için bayramda itikafa girmek uygun olur mu?

Bayramda itikaf uygun değil. Bayramlarda itikaf olmaz. İnşallah biz de ümit ediyoruz, umut ediyoruz böyle kardeşlerimiz yetişsin diye. İnşallah. Cenâb-ı Hak rüyanızı hakikate tecelli ettirsin. İki olmasın ama daha fazla olsun. Hepsine de inşallah icazetler verelim. Ümmet-i Muhammed’e hizmet etsinler, koştursunlar inşallah. Bak demek ki halifeler gelecek. Ne olacak ne olacak diye soruyorlardı ya. Demek ki inşallah gelecek olanlar var. Ben ikiden fazla bekliyorum ama. Sen iki tanesini görmüşsün ben daha fazla bekliyorum. Allah biliyor içimdekini. Selamünaleyküm. Ben de bazı insanlara karşı kıskançlık duygusu oluyor. Kimi de karşıda sevgi ve sevgiyi biliyorum. Ben kimseye karşı olumsuz hiçbir şey düşünmek istemiyorum.

Bu duygular karşısında kişinin duygusunun yansıması mı olur? Yansıması olur. Kıskanmayın hiç kimseyi. Boş verin Allah’a dua edin. Allah yar ve yardımcınız olsun. Kıskançlık iyi bir şey değil. İsmi Musa Balih. 13 yaşındayım. Ders almak istiyorum. 33.33 sana da tarif etsinler. Selamünaleyküm. Tevhid çekerek uyuyabiliyorum. Yatarak tevhîd çekmek saygısızlık olur mu? Yatarken de Allah’ı zikir ayetle sabit bir sıkıntı yok. Ama böyle yatarken böyle uyku yanıklık arasında böyle daha doğrusu otururken böyle uyku basar ya o çok güzel olur. Oturduğun yerde uyuyacağım böyle uyku basacak böyle ooo harika olur o. Selamünaleyküm efendim. 10 niyetlendim. Akşam giriyorum sabaha itikafta çıkıyorum. Böyle niyetlendim.

Anlayamadım. Böyle niyetlendim. Çocuklarım var olur mu Allah’ın izniyle 10 gün itikafım olur mu? Hiçbir şey anlamadım sorunuzdan. 10 niyetlendiniz. Akşam giriyorsunuz. Sabah çıkıyorsunuz. 10 niyetlendiniz de normalde 10 gece içeride. 10 gece içeride olmuş olacaksınız. Öyle hesaplayın. Eğer 10 geceniz dolduysa 10 gününüz doldu. Selamünaleyküm efendim. Evde tek başımızı veya cemaat yaparak bayram namazı kılabilir miyiz? Evde tek başınıza bayram namazı kılabilirsiniz. Veya hatta birkaç kişiyi böyle ev halkında bayram namazını kaldırabilirsiniz. Bunu yapabilirsiniz. Yapabilenler yapsınlar zaten. Selamünaleyküm. Sorum emanet ve ehliyetten bahis, hakiki necasetlerin kısımları dördüncü madde. Malum olduğu üzere konan içildiği zaman insanı sarhoş eder.

İmam Kasani, İmam Azam’dan gelen zahir rivayetin insanı sarhoş eder. Müşküratın necaseti galiza hükmünde olduğunu beyan ediyor. Dolayısıyla Mevlüt okutturdukları gerekçesiyle camileri kutlamak için Mevlüt okutturdukları gerekçesiyle camileri kolonya ile pisletenler meseleinin mahiyetini iyi düşünmelidir. Eğer bir kimsenin elbisesinde bir dirhem miktarından fazla necasetlik halinde bulunursa o elbiseyle namaz caiz olmaz, namaz kılan müminler kolonyadan uzak durmak zorundadır denilmiş. Kolonya’yı has safhada kullandığımız korona günlerinde veya bayramlarda kullanıma ne derece devam etmeli sakıncası var mı? Kolonya’yla ellerinizi dezenfekt edin bunda bir sıkıntı yok, bunda bir sakınca yok. Selamün aleyküm.

Üstadım yabancı bankadan kredi çeksem, ödemesem, devlet beni dolandırdı ve borçlandırdı, o parayı devlete ödesem, harâm veya günah olur mu? Bir sohbetinizde Müslüman’ın Müslüman olmayana harâm olmaz diye bir sohbetinizde geçmişti galiba. Bilgilendirir misiniz? Bayramızı kutlar, yüreğinizden öperim. Derya salkım. Akıllı ol, kendine gel. Efendim selamün aleyküm, geceniz mübarek olsun. Size bir konuda danışmak istiyorum. Yaz geldiğinde alerjim durmuyor, sürekli burun ve geniz akıntısı, kulak ve boğaz içi kaşıntısı oluyor. Bunlar da bir süre sonra çok halsiz düşürüyor. Koronadon dolayı hastaneye gidemiyoruz. Verdikleri ilaçlar da genelde kordistan içeriyor. Bu konuda ne tavsiye ederseniz? Bildiğim bir şey değil canım kardeşim.

Selamün aleyküm. İnanında sizi gördüm, zikrullâh halakasındaydınız ve ben de oradaydım. Daha sonra siz kafanızı kaldırıp bana sert bir bakış attınız. O sırada uyandım. Tövbe et. Selamün aleyküm. Allah Celle Celal’in Peygamber Efendimiz’le Miraç’ta, Hz.


Rüyâ Tabiri ve Mânevî Keyfiyetler

Ebubekir Efendimiz’in sesiyle, Hz. Musa Efendimiz’le Tuğur Dağı’nda, Harun Aleyhisselâm’ın sesiyle konuşmasının sebebi nedir? Her türlü geceler. Hiç böyle bir şey okumadım hadislerde. Bunu nereden iptibas ettiniz, nereden bunu sordunuz bilmiyorum. Sorum, hocam sonrasını eğer isterseniz okumayabilirsiniz. Hakkınızda çıkan sahte fatura kesmekten, apış cezası, adınız, iddiasınızın asrını anlatır mısınız? Çok anlattım bununla alakalı. Ondan sonra… Aslında mali bir şair de burada şimdi. O da anlatabilir ama. Bununla alakalı çok anlattım. O yüzden mahkeme kesmiş oldum. Faturaları bana gösteremedi öyle söyleyeyim. Olmayan faturadan bir ceza yedim. Daha en az zaten ceza yedim, yattım, çıktım ama daha dava şeyde, yargıtayda devam ediyor hukuki süreç.

O yüzden olmayan faturadan yattım ama. Bunu bilmiş olun. Artık işin içerisinde ne girdi ne girmedi bu ayrı bir mesele. İkinci sorum, abdeste baş mesaj ederken saç derisine su gitmezse sadece saçın üstüne dökecek olur mu? Zaten saç derilerinden normal abdeste suyun değmesi diye bir kaide yok. Kusulde var erkekler ve kadınlar için. Kadınların eğer saçları örgülüyse de örgülerini çözmeden saçlarını ıslatmaları yeterli. Şeriatta helâl olan tarikatta harâm, tarikatta helâl olan hakikatte haramdır sözünü açıklar mısınız? Bu böyle daire dışı bir söz. Bir şey şeriatta helâl ise onu tarikatta harâm diyemezsiniz onu. Ama takvâ şüphelilerden uzak duruyordur o kimse. Bu ayrı bir meseledir. O yüzden şeriatta helâl olan tarikatta harâm olmaz.

Doğru söz değil. Son sorum, hocam bazı ayetler Peygamberimizin dilinden söylenmiş gibi. Bu benim içime şüphe düşürmüyor. Lakin tartıştığım insanlara verecek cevabım da olmuyor. Örneğin Hud Sûresi 2. ayette Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Kuşun suzunu ben de onun tarafında size göndermiş bir uyarıcı ve müjdeciyim diyor. Bu normal ki Cenâb-ı Hak Peygamberin ağzından veya diğer peygamberlerin ağzından da âyet-i kerimeler var. Konuşur. Bunlardan bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm. Dervişin farzların afileleri yalnızca görev bilinciyle yapması mı? Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem tanımadığını düşünmesine ve uzak hissetmesine neden oluyor? Bu şekilde devam ederse o beklediği sevgiye ve yakınlığa ulaşır mı?

İlk önce zaten farzları yaparken o kimse görev bilinciyle yapar ki bu gayet normal. Hocam ben 12 yaşındayım. Ben her bir rüyâ görünce ya karabasan ya da cinli rüyâ gölerim. Acaba bunun sebebi nedir? Bunun sebebi her şey olabilir. Abdestli yatıp yattığın yerde La ilahe illallah’a devam et. Bazen, efendim, bazen canımız sıkkın oluyor ya da içimize aklımızı meşgul eden bir şey oluyor. Bu ortamda bulunmak zorunda olduğumuz anlar da oluyor. Arkadaşlarımız sürekli konuşmak, şakalaşmak istiyor. Karşılık vermemiz durgun olmamız kötü bir ahlâk mı? Enerjim oluyorsun diye şikayet ediyorlar. Bunda bir kötü bir şey yok. Öyle bir şey olursa o zaman terk et oraya. Selamun aleyküm. Okul döneminde matematik tarzı dersleri daha çok severdim.

Okuma ve okuduğumu hafızamda tutup ezebe eğleneyim. Yeteneğim fazla yoktu. Okuduğum fıkıh ve hadîs kitaplarındakiler aklımda kalmasını istiyorum. Nasıl bir yol izlemeliyim? Allah muvinin olsun. Cenâb-ı Hak’a dua et. İnşallah Allah hıfs ettirsin. Hayırlı akşamlar. Bireysel emeklilik caiz midir? Allah razı olsun. Bunlar İslâm hukukunun olmadığı yerlerde devletin eğer böyle bir veya kurumların böyle bir kolaylıkları varsa kullanılabilir. Bunda bir sıkıntı olmaz. Sorularım eksteki PDF dosyasında. Merhabalar. Suallere kaldığımız yerden devam edeceğim. Sizden ricam soru işaretleri olan her cümle müstakil bir soru değildir. Alçı çıklarda aynı konuyla bağlantılı soruları devam etmektedir. İsterseniz ayrı ayrı cevaplayabilirsiniz.

Sual bütünüyle bitmeden cevaba geçerseniz yorulabilirseniz. Bütünlüğün sağlama açısından sual bitiminde şıklar ile cevaba başlamanızdır. Yine de siz bilirsiniz. Ayrıca suallerin tamamı kaynak istenirse verilebilir. Şunu da ifade etmekte fayda görüyorum. Bu suallerde kimsenin ayıbını ve eksiğini ve yanlışını deşmek, aramak, ifşa etmek değildir. Kastım. İlmi bir uzun araştırmanın ve zamana dayalı ciddi bir çalışmanın neticesidir. İzleyicilerden sabır, anlayış bekliyorum. Eyvallah. 14. Soru. Öncelikle yanlış bilinen dergâh tarihi ile alakalı bir düzeltmeyi ifade edelim. Tırnak içerisinde Hacı Bekir Baba vefat etmeden kimseye icâzet yazıp bırakmamıştır demişsiniz. Kaynak verir mi? Böyle bir şey yok.

Tarih yanlış biliniyor. Ali Haydar Efendi’nin icazetin olmadığını söylediğiniz anlaşılmıştır. İşin doğrusu şudur. Ali Haydar Efendi Ahıskada gelmiştir. Dergahı geldiğinde 36 yaşındaymış. Bekir Baba’dan önce Çerkez Şeyhi denilen Ömer Lütfü Efendiye biatlıymış. Daha sonra manevi bir işarete Kara Şeyh Bekir Baba’ya yollamış. Eski şeyhi, bizatihi Hacı Bekir Baba’nın 5 senede yetiştirdiği ve icazetini yazdığı bir zattır. Dışarıdan yetişmiş gelmiş birisi değildir. Zamanın meşhur şeyhler arasında müstesna bir yeri olan Ahıskali Ali Efendi 3 tane halife yetiştirip icâzet vermiştir. Bunlar İskilip’ten Terzi Mehmet Efendi, İskilip’ten Uluderili Mehmet Efendi, Çorumlu Hacı Mustafa Efendilerdir. Ali Efendi 1955 yılında Mustafa Efendi’ye halifelik vermiş. vefatından 2 sene önce.

Bir de Çorumlu’ya 3 kişi bağlanmış diyorsunuz. Bunun da doğrusu şudur. Baybırtlı Mustafa Efendi’yi bekliyorlarmış dervişler. Çünkü o alim zat imiş, Hacı Mustafa Efendi çaycı olduğu için kala kala bu iş çaycı Mustafa’ya mı kaldı diye söylenenler olmuş. Bağlanmayanlar olmuştur muhakkak. Ama 3 kişi biraz abartılı olmuş. Mustafa Efendi bu derganın nükabasıydı. Dergahta zaten Ali Efendi’den kalan, o esnada 3 tane biat eden nükaba varmış. Nükaba’lıları Baybırtlı Mustafa Efendi, Kemal Efendi ve Haşmet Hafız ve birçok nakip de varmış. Nakip ve derviş varmış. Dervişler de bağlanmış. Ama daha çok gençler etrafında teşekkül etmişler. Bu da gayet normaldir. Benim böyle söylemem Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi’nin bana nakli.

Benim bu konuştuklarımı da Şehye Efendi’nin bana anlattıkları. Şehye Efendi de Çorum Naci Mustafa Efendi Hazretleri bana böyle dedi. Oğlum ben normalde şehliye başladım da 3 kişi filanca filanca filanca bana biat etti demiş. Ona öyle söylemiş. Ben de ondan duyduğumu nakletmiştim. Doğru olabilir veya olmayabilir. Bu konuda siz yazının başında bu konuda kaynak verebilirim dediğinize göre doğru da olabilir. Bu noktada benim de iddia edeceğim bir şey değil zaten. Benim duyduğum buydu. 15. Eski eserlerde şöyle diyor. Tarîkat iki koldan incelenir. Bir, Amali Tarîkat. İki, Emanet ve Ehliyet. Emanet mühürdür. Ehliyet ise icaz et. Usul olarak bunlar yoksa kimse şehlik yapamaz. Sualimi Amali Tarik kısmından sormayacağım.

O malum zaten. Emanet olarak denilen mührünüz var mıdır? Varsa teselsülden mi mücaz kaldınız veya ne şekilde elde ettiniz? Mühürünüz yoksa tarikatın iki kolundan birinin eksik olması durumunu nasıl değerlendirirsiniz? mühürden kasıt hemen yazabilirsen yaz. bir şehlik mührü değil mi mühür mü yoksa bir tarîkat mühürü mü? Bunu hemen açıklarsanız inşallah biz de öyle hemen cevap verelim. B. Abdullah Efendi’den gelen mühür geçen sohbetlerdeki konular ile değerlendirilirse kıymeti harbiyesi nedir? Dense ne denilebilir? Şeyh Efendi Hazretleri’nin kendine ait bir mühürü vardı. Mührü de ben Bursa’da kendim yaptırmıştım zaten. Ona yaptırmıştım ama. Mühürden kasıt buyursa o böyle Şeyh Efendi rahatsızlığının son dönemine kadar şeyh efendi bendeydi.

Şişler de bendeydi. Şeyh Efendi birkaç sefer dedim efendim getireyim bunlar dedim. Yok sen de dursun. Mustafa Efendi dedi. Bende dursun demesine rağmen ben bir müddet daha sonra tekrar bunları topladım götürdüm Nevşehir’e. Dedim öldükten sonra bunun dedim vefat ettikten sonra sıkıntısı çok olur. Problemler de çok olur. O yüzden Şeyh Efendi Hazretleri mühürünü de şişlerini de Nevşehir’e aldım götürdüm teslim ettim. Buradaki Şeyh Efendi’nin mührü ise evet o Şeyh Efendi’de. Bende Abdullah Efendi’den kalma bir mühür yok. C. İcazetlerde olması gereken şartlardan birisi sülük-ü ikmal neticesinde verilmesi. Bulunması gerekenler de sulluka sokan şeyhin sağ olması ve onayı ile şahitler ve taç hırka giydirilmesi ve tarîkat düğünü ile hitamı olan ilan edilmesi ile bütünleşen törendir.

Geleneksel tasavvufi ananeleri ile bugüne kadar gelinmiş teammüller yapıla gelenler böyledir. Bu üsullerin mazide kaldığını söylemek hala günümüzde olmadığı söyleyenler olsa da hakîkat böyle değildir. Bu ilmin hakiki varisleri şanssız şöhretsiz yaşamaktadır. Ma’mafi size böylece tevhâsür etmiş almış olduğunuz tebörken verilmiş icazetler haricinde bir sülük-ü ikmali hizmet, himmet, fefâsınca asti icazetiniz var mıdır? Şu şey geldi, dergâh mührü bir de şeyhin özel mührü olurmuş resmi mührü. Evet bizim dergâhın öyle özel bir mührü yoktu. Nefşeh ile Abdullah Efendi’nin aynı zamanda da Şeyh Efendi’nin özel mührü vardı. Ama Şeyh Efendi zaten kimseye şeyhlik vermedi. O yüzden de o mühr onun kendisinde.

C sorusu, ma’mafi size böylece tevhâsür etmiş almış olduğunuz tebörken verilmiş icazetler haricinde bir sülük-ü ikmali hizmet, himmet, fefâsınca asti icazetiniz var mıdır? Böyle normalde kastettiğiniz bir sülükün neticesi bir şeyhin sülükünün altına girip o şeyhin sülükünde bir sülük çıkarmak. Şeyh Efendi Hazretleri’nin kendisinin benimle alakalı söylemiş olduğu sözler var. Benim bana söylediklerimi söylemeyeceğim. Bizim Hüseyin’e, Cafer’e, Adnan kardeşe söylemiş. Evladım Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri durdurdu ama açacak yeniden demiş. Onlara söylemiş öyle. Şeyh Efendi’nin söylediği bu. Benim en uzun sülük bu meselede Abdullah Efendi Hazretleri’nde oldu. Sonra ki sülük farklı bir şey.

O böyle zahiren beni şu Şeyh Efendi sülüka aldı diyebileceğim bir şey değil. Bu işin biraz daha manevi boyutu var. Ondan sonra o manevi boyutta devam eden bir şey. Ama bana verilmiş olan icazetler de sonuçta yine törenlerle verilmiş olan icazetler. Ve böyle nasıl söyleyeyim teberrüken verilmiş veya alınmış olan icazetler değil. O icâzet törenleri de sonuçta herkes kendi dergan, usulünce, kaidesince bir tören yapıyor. O törenlerle verilmiş olan icazetler. D. Sülük nedir? Sülük bir manevi terbiye sistemidir. Sülük nedir dediğimizde Kur’ân ve Sünnet tarihisinde bir manevi terbiye sistemidir. O manevi terbiye sistemi de bir mürşid-i kamilin, bir şeyhin gözetiminde olur. Başlangıcı öyledir. Ama bu Şeyh Efendi de devam ederken, zahir olarak Şeyh Efendi de o sülük devam ederken bir müddet sonra, ama bu sülükü ama Pir efendilerden, geçmiş peygamberlerden, ama Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem, o sülükü o kimsenin üzerine alabilir.

Bu genelde Pir seviyesinde olan zatların sülükü öyle devam eder. O yüzden sülükünüz var mı, hangi Şeyh Efendi tamamlatmıştır dediğinde, benim sülükümün olmadığını Allah affetsin ben söyleyemem. Ama velakin böyle bilinen yazılı canlı bir Şeyh Efendi de sülükümü tamamladım da diyemem. Manevi olarak sülükümü ikmal ettim diyenlerin peşlerinden gidilmemeli. İlla bu işin usul ve kaideleri ile hayattaki bir şeyhin yanında tamamlamak gerektiği hususları tasavvuf kitaplarında esas olarak anlatılmakta olup, bu hususta ne buyurursunuz? Bu Noll’da da tasavvuf kitaplarında evet böyle şeyler var ve tasavvuf kitaplarında aranılan gerçek şeyin manevi olduğu ve aynı zamanda da bunun bir icazetinin olması gerektiği ile alakalı.

Ama bu bağlanılan kişi ile bağlanan arasındaki bir hukuk. Bağlanan kimse manevi olarak kendisinde bu işareti görüyorsa o zaman bağlanan kimse bu işaretle bağlandığı kimseye gidebilir. Bu da tasavvuf kitaplarında geçen bir şeydir. Gidecek olduğu kimsede zahiren o kimsenin bir icazetinin olması gerektiğine arama hakkı var mıdır? El cevap vardır. Bir kimse benim gördüğüm rüyâ bana yeterli değil ama ben manevi oldu, ben elinde icâzet olan bir kimseyi de arıyorum diyebilir. Bu onun hakkı. Bu onun hakkı veya bir kimse ben bunları tarif ederken şöyle tarif ediyorum. Bir kimsenin manevi icazeti elinde icazeti olmasa ama rüyasında peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona filancaya gideceksin dese ne diyebilir o?

Veya bir kimsenin icazeti yok icazeti olmadığı halde peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri veya geçmiş peygamberler veya hatta sahabelerden bir kimse. Hz. Ebubekir radıyallâhu anh hazretleri dedi ki filancaya gideceksin intisâb edeceksin. O kimse ne yapabilir? O yüzden bu manevi tarafı tartışma götürmez çünkü. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. İtaat sadece Kur’ân, sünnet de zahir, Kur’ân da zahir. Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şekline şemaline şeytân giremez. O zaman peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona filancaya üstada gidip filancaya şey efendiye gidip o bizim evladımızdır, o bizim kardeşimizdir.

Veyahut da dergan sahibi odur dese gitse o kimse bağlansa bağlanan kimseye bir şey gerekir mi? Gerekmez. Bakın bir de bu tarafı var. O kimsenin icazeti de olmayabilir. Olmayabilir. şu anda öyle veliler var icazetleri yok. Evet. Yazılı bir icazeti olmayan veliler var. Şimdi yazılı icazeti olup da velî olmayanlar da var. Yazılı icazeti var ama velî değil. Yazılı icazeti var gerçekten mürşid de değil. Bırakın mürşidi kamili, mürşid de değil. Velî de değil ama yazılı icazeti var. Ama yazılı icazeti var. Ve o yazılı icazetinden dolayı insanlar derviş olarak etrafında toplanmışlar, Allah’ı zikrediyorlar, orada devam ediyorlar. Ve o kimsenin yazılı icazeti var. O kimseye deseniz ki sen nasıl şeyhlik yapıyorsun?

O der ki benim yazılı icazetim var, bana filancı şey efendim verdi veya benim şeyhim verdi. Ona sorulacak bir soru yok ki. Söylenecek bir söz yok. O yüzden normalde bir kimse benim devamlı üzerinde basarak üzerinde durduğum mesele şu. O yüzden dururum üzerinde. Siz intisâb edecek olduğunuz şeyhi sahih bir rüyâ ile rüyâ görerekten bağlanın. Sebep? Çünkü siz rüyan salih rüyalar müjdeci hadiste sabit. Peygamberlerin 46 yüzünden 100 hadiste sabit. Öyle olunca o kimse o rüyâ ile aldatılmaz çünkü. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yönlendirmiş. Bunun üzerinde söylenecek bir laf yok. Şimdi şeyhliği bu manada manevi olarak tahsil etmemiş ama elinde icâzet olan şeyhlerin açması burası.

Onlar böyle bir manevi olarak ellerinde bir delil yok ellerinde bir şey yok. Onlar da şöyle diyorlar. Önemli olan rüyâ değil önemli olan icâzet. Allah Allah. icâzet önemli rüyâ da önemli. Rüyâ önemli icâzet önemli. İkisi de önemli. Bakın ikisi de önemli. O yüzden bir şeyhin terbiyesinde sülûnü bitirip de gitmesi lazım. Tamam güzel. Peki bir kimse 5. makama kadar geldi bütün ehl-i tasavvuf bunu bilir. 5. makamdan sonra onun sülûku geriye gitmez. Sebep çünkü o belli 5. makama kadar yetişmiş olan bir kimse bir günah kebarda çok ısrarlı olmazsa onun sülûkunu devam ettirirler. Nasıl devam ettirirler? Zamanın kutupları devam ettirir. Nasıl devam ettirirler? Genelde eğer mürşidi kamil seviyesinde olacaksa İsa aleyhisselâm bir müddet onu devam ettirir.

Ondan sonra Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri devam ettirir. Örneğin veya bir müddet sonra Hazret-i Ali efendimiz veya Hz. Bubekir efendimiz onunla ilgileniyorsa o yine bir yolu açıktır onu kurmay olacaktır. Öyle söyleyeyim. Zaten 5. esmâya aldıysa bir kimse kurmay yolu açıkmış sayılır ona. O kurmaylığa doğru gidiyor. eğer kendini yetiştirir, kendini sağlam tutar, böyle muhafaza ederse kendini o kurmaylığa doğru yol gidiyordur. Peki. Şimdi oraya kadar gelmiş bir kimse zaten 5. esmâdan sonra meselenin zahir dairesi bitmiş hükmündedir. 5. esmâya alan bir kimse yetişiyorsa zahirle çok fazla bağlantısı kalmaz onun. Artık 5. esmâdan sonra hep manevidir onun seyresülük dairesi.

O varlık âlemiyle alakalı, batın âlemiyle alakalı, kendi üzerindeki şeylerle alakalı filan filan o farklıdır onun gidişi. Öyle olunca o bir şeyhin gözetimi onda illaki gerekmez.


Tevekkül, Sabır ve İmtihân

Onda gerekli olan şey şudur. Bir şeyh onu o noktaya kadar getirmesi gerekir. Bir şeyh onu o noktaya kadar getirdiyse o şeyh onun üzerindeki vazifesini yerine getirmiştir zaten. Ha gönül arz eder ki sağ olan bir şey onun üzerinde devam ettirsin. Ama 5. esmâya gelen bir kimse manevi hâli de açıksa manevi durumu da açıksa ve Hazret-i Ali Efendimizden, Hz. Buvekir Efendimizden, Pir Efendilerimizden ve hatta geçmiş peygamberlerden öğreti alıyorsa veya kabir ehlinden öğreti alıyorsa ve hatta Hz. Peygamberden, Salûnul Alâhü Vesselâm’dan öğreti alıyorsa o zaman o kimseye bir şeyhe gitme zorunluluğu da kalmaz. Onun seyrisülükü devam edebilir. O yüzden de meselenin de bu tarafı var. Ama tekrar söylüyorum bunu.

Ne direkt bir kimsenin rüyası yeterlidir ne de bir kimsenin direk icazeti yeterlidir. Burada en güzel hem manevi olarak o kimsenin rüyasını görmesi hem de o şeyhin icazetinin olması. Bu ikisi de var ise bir derviş için bu mesele yeterlidir. Yok ben sadece icâzet bana lazım bir icâzet olduğunda o dervişe de o da yeterlidir. Ama yok ben sadece manası lazım diyorsa bağlanan bir kimse için o da ona yeterli görülebilir. Bunları normalde yok hükmünde görmek doğru bir şey değil. Neden bir başkasına Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem şeyh olarak göstermiyordu rüyasında bir kimseye olarak gösteriyor. işte Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Biz deriz ki herkes istihare yapsın. Herkes istihare yaparken neden insanlar dergahta bulunan bir nakib-i nüqabbayr rüyasında gördülerdi diğerlerini görmediler.

Bunlar önemli şeyler. Demek ki o kimsede bir şey var ki herkes o kimseyi rüyasında gördü. Veyahut da şu anda Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin vefat etti. Arkadan da hiç kimseye bırakmadı. İhtiyaç duymuyorlar demek ki aynı yolda devam ediyorlar. Ama bir şeyhe intisâb etmişlerdi arkadaşlar. Şeyhliğini ilan eden bir kimse. O da vefat etti. ondan sonra şimdi nereye istihare yapacaklar, istihare edecekler? Bağlanacaklar. Örneğin eğer bağlanmayı düşünüyorlarsa neden o zaman bir başkası görülmüyordu o kimse görünüyor? Bir sürü mesela memlekette alim insanlar var, profesör insanlar var, müfti insanlar var. Onları görülmüyor rüyalar. O yüzden rüyalar önemli. Şimdi, teberrüken verilen icazetten asli icâzet sahipleri istifade edebilirken benim de icazetim var demek size.

Kısa gün çözümüm ömür. Bir kimse ama teberrüken verilmiş olsun, ne olursa olursa olsun. Onun bir ağırlığı var. bunu böyle küçültmeye çalışmak, teberrüken vermişler ona. Teberrüken demek hediye manasında vermiş. İyi, hediye manasında versin. bir başkası da aslında hediye manasında neden almıyor? Bunu böyle açıklamak istemezdim ama açıklayayım. Şimdi şeyhlik yapan Allah affetsin, büyüklenmek için söylemiyorum. Dört beş tane şeyh efendi böyle dolanıyorlar. Böyle telefon açıyorlar, whatsapp’tan yazışıyorlar. Gelelim, ziyaret edelim bize de hilafet verir misiniz diye. Teberrüken verilse dahi insanın rüyasını görmeden nasıl versin ona? Ben kendimce söylüyorum onu. O kimse sizin icazetinizle şeyhlik yapacak çünkü.

Bu benim nazamda böyle basit bir şey değil. Bu benim nazamda günün çözümü de değil. Bir kimsenin icâzet vereceği zaman düşünmeli. Bunları böyle söylüyorum ben şeyhim demedim bugüne kadar. Ben işin teknik ve manevi olarak doğrusunu söylemeye çalışıyorum. Ben şeyh değilim ama işin doğrusunun böyle olması lazım. Ben işin doğrusunu söylemeye gayret ediyorum. Allah affetsin bende icâzet var, maddi manevi icazette var ama ben şeyhim demiyorum. Bütün aranı, bunu şatahatvari olacak ama aranılan bütün özellikler var bu fakirde. Ama ben şeyhim demiyorum. Ben diyorum ki ben Kur’ân ve Sünnet dairesinde doğru tasofi yaşama ve yaşatmaya çalışıyorum. Bu kadar. İnsanlar evet rüyalarını da görüyorlar üstâd olarak evet.

Üstad olarak görene ben ders veriyor muyum? Evet. Onu bir manevi sorumluluk olarak görüyorum. O yüzden benim de yolum böyle kendime minhasır. Size tebörüken verilen icazetler ne icazettedir? Bana tebörüken bir icâzet almadım ben. Böyle dostluğa binaen arkadaşız kardeşiz ben de sana bir icâzet vereyim. Benim öyle bir icazetim yok. Tebörüken icazetlenince onun yolu yapılır, yordamı yapılır. Bana bir icâzet verir misin filan böyle veyahut da manevi bir tecelliyeti yoktur. Manevi bir tecelliyeti olmadan öyle bir şey olur. Benim tebörüken bir icazetim yok. Allah affetsin biraz şatahatvari olacak ama benim tebörüken bir icazetim yok. Bana verilen icazetler tebörüken verilmiş icazetler değil. Her ikisi de.

Her üçede. Şeyhimin verdiği icâzet de tebörüken değil. Bana nakibini gaba icazeti verdi. O da tebörüken değil. Şeyh Efendi bana defalarca da söyledi senin halifelik icazetini yazayım diye. Ben sustum. Ben onun için gelmedim efendim dergâh dedim. O yüzden ben bana verilen icazetlerin tebörüken olduğunu kabul etmiyorum. Hangi tarîkat’tandır, içeriği nedir? Birisi Kadiri Nakşi, birisi de Kadiri Dergahı’ndan. Son iki yoldan gelen icazetler öyle. İçeriği nedir? Hiç okumadım içeriklerini. onları Türkçe’ye çevirdiler ondan sonra oturup da okumadım içerikleri nedir diye. Arkadaşlar merak ediyorlarsa okuyabilirler. Sohbetlerinizde dünye kadar bir şeyhe bağlanmada aranan şartları sayarken rüyada görmeyi ve istişareyi yeterli görmekten bahsederken birdenbire son günlerde icâzet, icâzet, icazetli bir şeyh bulun demene doğrusu şaşılacak bir değişkenlik arz etmektedir.

O zaman da söylüyordum muhakkak o şeyhte aranılacak olan şeylerden birisi icazettir diye. ben yıllardan beri söylüyorum onu. Ben şeyhimin sağlığında şeyhim bu konuda gücenir, bu konuda bir şey der diye konuşamıyordum. Sebebi şuydu, bu şeyhimin çünkü şeyhlik icazetinin olmadığını biliyordum. O yüzden bir icâzet de lazım diyemiyordum. Diyememizin sebebi şeyhimle alakalıydı. Ben tekrar bunu söylüyorum. Yine de diyorum bir kimse intisâb edecekse bir yere rüyasında görmeli ve istişare de etmeli. Bu icazeti de varsa Nurah-i Lanur bunda bir sıkıntı yok. Ne değiştik ki dün öyleydi, bugün de böyle oldu, düne kadar icâzet yok idi. Ama kardeşler türlü sebeplerden dolayı kabul etmişti demek. Öyleyse hatalı bir mazi olmuyor muydu?

Eğer hatalı kabul ediyorsanız ki gerçekten gelinen ve görünen durum bu tekamül ede edemi. Düşe kalka yanıla yanılan bu iş gidecek. Halbuki yeni bir şey icat edilmiyor. Var olun, tasavvuf yaşanılıyor. Bu konuda öz eleştiriye davet etsek sizi. Bunu nasıl izah getirebilirsiniz? Ben öyle düşe kalka biz topluluk olarak belki de düşe kalka büyüğü olabiliriz. Bunu kendim için söylemiyorum. Ama biz topluluk olarak düşe kalka büyüğü olabiliriz. Ben de tabi zaman içerisinde tecrübe kazınıyorum. Her gün bir tecrübedir bütün üstâd içinde, dervişler içinde, herkes için. Ama ben geçmişime baktığımda da hatalı bir mazi olarak da görmüyorum. Türkiye’nin şartları meydanda, benim şartlarım meydanda, Türkiye’deki ehli tarikatın şartları meydanda, ehli tasavvufun şartları meydanda.

O şartlar içerisinde biz en iyisini, en doğrusunu, en güzelini yaşamaya çalışıyoruz. Gayret ediyoruz. O yüzden hatalı kabul etmiyorum. hatalı kabul edeceğim hayatımda, hatalı kabul edeceğim hiçbir şeyde yok. O gün için doğrudur, o gün için kendimce analiz etmişimdir, istişare etmişimdir, kalbime gelen olmuştur. Doğru o gün için öyledir, öyle söylemişimdir. Bu sufilik, tasavvuf gelişmeye, derinleşmeye, yükselmeye açık bir mecradır. O yüzden bir fıkıh doktorunu gibi değildir. O yüzden fıkıh doktorunu gibi olmadığı için her an için değişmeye, her an için gelişmeye, her an için değişmeye açıktır. Bunlar gelişirken, değişirken, dönüşürken muhakkak ki geçmişe baktığımızda dün öyleydi, bugün de böyle olabilir.

Ama bu hatalı mazi katakorisinde değil. Asla değil, öyle görmüyorum hiç. Yeni bir şey icat edilmiyor demişsiniz, yok icat ediliyor. biz, ben kendimce öyle söyleyeyim. Biz Kur’ân Sünnet dairesinde bu büyük bir şatahatvari bir şey olacak belki de ama biz bugün sufilik nasıl yaşanılır, nasıl yaşanılması lazım? Belki de biz yeniden analiz edip bugün için bilhassa Batıda ve Balkanlarda sufilin yeniden, yeni bir anlayışla yeniden ictihad edilerekten nasıl yaşanması gerektiğini görüyorlar insanlar bizden. bir sufi mantelitesine göre kapalı spor salonunda şebarız yapmana gerek yok. klasik sufi mantelitesine göre senin kalkıp da Avrupa’ya dolaşmana gerek yok. Klasik sufi mantelitesine göre senin şehir şehir, il il, kaza kaza, köy köy, mahalle mahalle dolaşmana gerek yok.

Ama bugünkü sufi mantelitesine göre evet. köy köyde dolaşman lazım, şehir şehir de dolaşman lazım. Bugünkü sufi mantelitesine göre tırnak içerisinde insanların çarpık nozona burun büktüğü beğenmediği veya çok eleştirdiği sufili insanların önüne koymak, onu böyle bir güzel düzgün bir şekilde dizayn etmek ve insanların önüne koymak. Bakın bugün için yaşanabilecek doğru sufilik bu demek. Bu belki de boyumuzu aşan bir şey olabilir ama ben kendimce 30 yıldan beri bunu hedefliyorum kendimde. Çünkü ben yeni sufi olduğumda yeni dervişliğe attığımda o kadar çok çarpık şeyler gördüm ki etrafımda dedim ki bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, bu değil, ben bu değil diye diye geldim ve bu değil dedim hep.

Çünkü neden bu değil dedim? Benim kendi elimdeki sufi kaynaklara baktığımda, benim kendi elimdeki hadislere baktığımda hadisleri yaşamak sufiliğin en önemli dairelerinden birisi böyle olmadığını gördüm. O zaman bu değil demeye başladım. Ben hala da bu değil dediklerim var. Bu değil derken normalde kendim de onu yapıyor muyum? Hayır. Bu değil diyorum ben. Ben onu yapmıyorum bir daha. Önceden haramlar bu değil diyordum. Haramları atıyordum kendi üzerimden. Şimdi böyle sanki sufilin içindeymiş gibi olan ama sufilikle bağlantısı olmayan sanki sufilin içindeymiş gibi olan ama sufilin içerisinde çok da önemsenmeyen bir şeyi çok önemliymiş gibi insanların önüne koyuyorlar. Aynı şey Sema’da da yaşandı. neden devri velet yapmıyorsunuz?

Neden üç adım beş adım yedi adım yapmıyorsunuz filan böyle tartışma tartışmaya götürdü. Oysa her gelen her gelen her yeni bir Mevlevi şeyhi bir kendince bir usul bir adab daha geliştirmiş. O gün için gerekli olabilir. O gün için doğru da olabilir. Ama bugün geldiğimiz yerde ben onları normalde kendilerini yapacaksa bizim Hacı Cafer’in dediği gibi Kültür Bakanlığı yapsın onu eyvallah ama bugün için geldiğimiz noktada ben bunun böyle olduğunu inanmıyorum. Ve mesela eski Türkiye’de görünen sufilik oydu. İnsanlar evlerde sohbet yapıyordu evlerde zikrullâh yapıyordu. Görünen sufilik buydu. o adab mesela Çorum’un Hacı Mustafa Efendi Nevşehir’le Abdullah Gürbüz Efendi veya Kemal Efendi veyahut da Çorum’dakiler veyahut da Ankara’dakiler farklı bir şey düşünmüyorlardı. onlar o gün için yaptıkları oydu.

Onu görmüşler o kadar yapıyorlar. Dergan içerisinde camide ilk zikrullâh yaptıran fakir bu. zikrullahı evlerden camiye taşıma, zikrullahı sufili evlerden müstakil mekanlara taşıma, müstakil mekanlara taşıma. Bu cesaret isteyen bir şeydi. Bu böyle mükelleği koltuğu almaya almayı gerektiren bir şeydi. Çok eleştirildim ben ama sonradan herkes benim dediğim yere geldi. Örneğin Bursa’da Mustafa Özbağ Efendi tekkesini aldım orada insanlara sohbet edeceğiz orada bir şey yapacağız diye bazı arkadaşlar terk ettiler. Yeni jenerasyonu anlayamadılar. Bizden sonra herkes tekkelere saldırdı. Herkes tekkeleri almak istedi. Herkes tekkeleri ihya etmek istedi. Ama cesareti bu topluluktan aldılar ve herkes kendi bulunduğu şehirde küçük küçük topluluklar gidip tekkeleri buldular.

Tekkeleri araştırdılar. Onları kimisi restore etti. Cesaret geldi herkese ve bir şekilde restore edip yürümeye başladılar. Aslında farkında değillerdi. onlara o cesaret bu topluluktan geldi. Nasıl bu topluluk evlerden zikrullahı müstakil yerlere götürürken müstakil yerlerden eski tekkelere götürdü. Eski tekkelere götürdü. Bakın Mustafa Özbağ Efendi tekkesinde her gece semaya başlanıldığında Türkiye’de iki tane yerde sema ediliyordu ücretle. Bir yeni kapı mevlehanesinde vardı. Bir de öbürkü neydi? Galata Mevlanesindeydi. Koca Türkiye’de o kadar mevlevi hane vardı. O mevlevi hanelerin içerisinde iki tane yerde sema ediliyordu. Bir de Konya’da Şebaruz’da yapılıyordu. Başka hiçbir yerde sema edilmiyordu.

Bir de düğünlerde, derneklerde, meyhanelerde, pavyonlarda yapıyordu. Bu fakirin, bu topluluğun yürümesiyle sema hanesi olan yerlerde sema başladı. Mesela Gelibolu Mevlanesinde her ay sema oluyor. Örneğin Gelibolu Mevlanesi 80 yıldan beri atıl vaziyette duruyor. Bu şimdi sufili zamanın konumuna göre, coğrafyanın, şehirlerin konumuna göre sufili yeniden canlandırmak, yeniden diriltmek, yeniden dirilişe geçmek bu. Ve bunu ülke dışına taşımak. Bakın bir de bunun ülke dışına taşımak. Balkanlarda en son seyahat ettiğimizde yedi şehirde yedi program yapıldı. Ve insanlar farklı bir tasavvuf kültürünün, farklı bir sufi kültürünü öğrendiler. Şimdi bunun gibi. O yüzden ben kendimce hatalı geçmiş olarak görmüyorum.

Biz yine geçmişimizden ders alacağız, yine tecrübe alacağız, yine önümüze yeni bir şey çıktığında biz kendimizi yeniden yenileceğiz. Kendimizi yenileceğiz. Kendisini yenilemeyen bir kimse çağın içerisinde, bu noktada ayak uydurmak değil, her çağda yaşayan Müslümanlara sufi profilini sunmak ve her şehirde yaşayan insanlara sufi profili sunmak en büyük iştir. Siz bugün örnekliyorum bunu. Urfa’ya gittiğinizde Urfa’daki sufi profilini farklı koyabilirsiniz insanların önüne. Küçümsemek için söylemiyorum. Suriye’ye, Irak’a gidersiniz, farklı bir şey koyabilirsiniz insanların önüne. Orada insanlar onu sufilik olarak algılayabilirler ama batıda algılamazlar. Batıda farklı bakarlar. O yüzden önemli olan her bölgede, her kesinden insanın sufiliğe pozitif yaklaşıp pozitif baktırmasına sebep olmak.

Kur’ân ve sünnet’e pozitif yaklaşmasına sebep olmak. Sufi öğretisine pozitif yaklaşımda bulundurmak. O yüzden biz daha da gelişeceğiz, daha da değişeceğiz, daha da değişeceğiz ve dönüşüme tabiiz. Bu noktada bir sıkıntı yok ama geçmişimizi hiç bir zaman hatalı bir mağazi olarak ben görmeyeceğim. Hatta ben daha ilerisini söyleyeyim. Ben İslâm’dan önce tanışmadığım önceki mağazimi de hatalı mağazı olarak tanımlayan bir kimse değilim. Az önce Üzeyir Türkan dediğimiz kimse benim İslâm’la tanışmazdan önce kardeşlerimizden, arkadaşlarımızdan dinliyordur belki de şimdi. Ben onunla da selamım sabahım devam ediyor. Ben onun yanına da gittiğimde bana hürmet eder, saygı duyar, oturur konuşuruz. Ve hatta o benim yanıma gelse hürmet ederim, saygı duyarım, oturur konuşuruz.

Ve hatta o da dinliyordur belki de şimdi. Bizim uzun abidim var, ortak arkadaşımız. Onunla da ben karşılaştığımda hemhal oluyorum, sohbet ediyorum ve ben onları da hatalı mağazi olarak görmüyorum. Hayatımın hiçbir alanını, hiçbir safhasını hatalı mağazi olarak görmedim. Ben hayatımda barışık insanım. O gün için öyle yaşadım. Günahsa Allah’ım beni affetsin, tövbe ettim. Eğer günah değilse ben o hatalı mağazi olarak görmüyorum. Onu böyle kolumda taşıyorum onlar. Bütün kardeşlerim, bütün arkadaşlarım. O yüzden gerçekten gelinen durum şu anda da sadece bu değil. Bu topluluk daha iyisini hak ediyorlar. Daha iyisini yaşayacağız, daha güzelini yaşayacağız. Belki de dünya üzerinde insanların görmediği, yaşayamadığı bir sufili yaşayacak bu topluluk.

Cenâb-ı Hak ona nasip edeceğine inanıyorum ben. Bütün dünyaya çok böyle dünya algısının üstünde bir sufilik yaşayacaklar. Belki de o güne kadar anladıkları bir sufilik üstünde bir sufilik yaşayacaklar. Şu anda bu böyle boş bir iddia gibi gelinebilir. Şu andaki kardeşler algılanan sufilik üzerinde bir sufilik yaşıyorlar. Bu belki de eleştiren olarak bakılabilir. Bana gelen bu itikaflara baktığımızda belki de sayısal olarak oranladığımızda hiçbir dergahta bu kadar itikafa giren bir derviş yoktur. Hemen hemen dergahın %30-40 itikaf yapıyor bayanlar olarak.


Evliyâullâh Menkıbeleri ve İbret

Ve toplu itikaflardan tutun, ferdi itikaflara kadar itikaflar ediyorlar. Ve itikaflarda görülen halleri, yaşanan halleri, böyle bana gelenleri böyle anlatsak biz siz sadece hayatı metafizik bakıyorsunuz deyip, hayatlarında göremeyecekleri, hayatlarında yaşayamayacakları manevi hal ve metafizik perdelerde yaşananlar var. Bu beni oldukça daha da ümitlendiriyor. Diyorum ki elhamdülillah arkadaşlarımız kardeşlerimiz, tüylerim diken diken oluyor bunları anlatırken. Arkadaşlarımız kardeşlerimiz meseleye o kadar sahipler, o kadar işin içindeler ki böyle olağanüstü bir çaba ile olağanüstü seyri sülükler yaşanıyor. Ve geçmiş veya iddia ediyorum bu dönemde itikafında Hz. Peygamberi, Hz. Ebubekir’i, Ömer’i, Osman’ı, Ali’yi, Hasan’ı, Hüseyin’i radellahu an hazretlerini, pir efendilerini zikrullahın hemen hemen büyük bölümlerinde gören, hatta onlarla sohbet edenler var, onlarla konuşanlar var ve bana anlatılanları ben bu noktada yorumlarken gerçekten onların hallerinin hakikate eriştiğini görüyorum ve bununla mutlu oluyorum.

Bununla kendimde ümit ediyorum, diyorum ki daha ileriye, daha ileriye, daha ileriye doğru koşmamız lazım, daha ileriye doğru gitmemiz lazım diyorum. Hatta bunu buradan canlı yayında iddia ediyorum. Bir dergahta en fazla seyri sülük yaşanan dergahlardan birisiyiz. Bakın en fazla seyri sülük yaşanan dergahlardan birisiyiz. Allah’a hamd ediyorum bu konuda. Böyle konuşmuyordum, çok böyle ben şahitaatvari konuşmayı sevmem. Allah’a hamd ediyorum. Dünya üzerinde en fazla seyri sülük yaşayan dergahlardan birisiyiz. Bu konuda da hamd ediyorum. Ha birileri şöyle diyebilir, bunu eleştirebilir. Biz rüyaya bu kadar ehemmiyet vermiyoruz. Atır oturduğun yere. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür denilen, Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür denilen şeye biz rüyaya çok itibar etmiyoruz.

Küstahsın sen. Biz rüyayla yol yürümüyoruz. Küstahsın sen. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sen yolunu inkar ediyorsun. Küfre düşüyorsun hatta. Tecdid îmân, tecdid nikah gerekli. Neden? Rüyâ mübeşşirattandır, müjdecidir. Ahir zamanda salih kimselerin rüyaları salih insanların gördüğü salih rüyalar mübeşşirattandır. Sen bu hadisi nereye koyuyorsun? Olmaz. Veya tabi kimsenin rüyasına ehemmiyet vermemek, onun kalbine gelen ilhamatı ehemmiyet vermemek. Biz buna bakmıyoruz demek. Niye bakacaksınız sufilikte? Sufi yolda neye bakacaksınız? Namazsa camideki de aynı namazı kılıyor. Oruçsa camideki de aynı orucu tutuyor. Zekatsa herkes aynı zekatı veriyor. Malının kırttı birini.

Siz sufinin nesine bakacaksınız? Onun maneviyatına bakacaksınız. Onun seyri sülüküne bakacaksınız. Seyri sülükünü nereden bakacaksınız? Bir ne diyor yine velilerle alakalı âyet-i keriminin tefsirini Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki velilerin ne diyor diyor dünyadaki müjde nedir? Sahâbe soruyor. Sahâbe ilme haris. Yok ya Resulallah ahiretteki müjdeyi tahmin ediyoruz. cennettir, cemalullah’tır. Dünyadaki müjde nedir? Onların görüldüğü rüyalar ve onların gördüğü rüyalar. Onların görüldüğü ve onların gördüğü rüyalar. Canım kardeşlerim bunu herkese söylüyorum. Velilerin gördüğü, mürşid-i kamillerin gördüğü rüyalar ve aynı zamanda da velilerin, mürşid-i kamillerin, salihlerin, evliyaların, peygamberlerin, ondan sonra sahabelerin görüldüğü rüyalar da mübeşşirattandır. dünyada müjdedir.

O yüzden bir kimse rüyasında Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerini gördü. Dünyada müjdedir. Bir kimse Hz. İsa’yı, Hz. Adem’le Muhammed Mustafa arasında bir peygamberleri gördü. Dünyada müjdedir. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Ya sahabeleri gördü. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Ne gördü? Velileri gördü. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Bir üstadını, mürşidi kamili rüyasında gördü. Dünyada müjdaldı. Hadisle sabittir, ayetle sabittir. Çünkü o kimsenin şeyhi kendince salih insandır. O yüzden böyle rüyâ olmayan, hal olmayan bir kimse, biz rüyaya itibar etmiyoruz. Peki bir kimseye nakibi nükabbalık vereceksiniz? Neye itibar edeceksiniz onun? Karakaşına, karagözüne mi?

Bir kimseye halifelik vereceksiniz. Nereden vereceksiniz onun halifelini? Karakaşına, karagözüne bakarak mı vereceksiniz? Bir kimseye şehlik vereceksiniz. Nereden vereceksiniz şehli? Nereden vereceksiniz? Ha bu dergatta çok iyi hizmet ediyor, koşturuyor, benim yanımdan hiç ayrılmıyor. Ben ne dersem evet diyor. Ha tamam bu şeyh olur. Öyle mi karar vereceksiniz? Rüyaya itibar etmiyoruz. E neye itibar edeceksiniz? O zaman siz etrafınızda ne kadar size yalakalık yapan varsa onları halife yapacaksınız. Ha bu hizmet ediyor ya 30 yıldan beri benim yanımda. E benim bir dediğimi de iki etmiyor. Ben ona halifelik vereyim. Rüyaya itibar etmezseniz öyle vereceksiniz. Ve hatta birisi o rüyasında gördü. E tamam geldi dedi ki sen bana halifelik veriyordun rüyamda.

Olur canım kardeşim. Allah nasip eder veririz. Ben de rüyamda göreyim. Ben sana halifelini veririm. Bitti. Bakın neyle vereceksiniz o kimseye? Ya bir tecelliyat olacak zikrullahda, zikrullâh yaparken. Bunlar dergahda örneklik yaşadık. Ahmet’e Rufa Hazretleri geldi. Bu kimseye çavuşluk ver dedi. Adam’a çavuşluk verdim ben. Dedim ki bu adam çavuştur. Birisine dedi ki bu adamı sohbet çavuşuyor. Adamın dergahında ben zikrulların ortasında söyledim. Ölürüm kalırım üzerimde kalır diye. Ölür kalırım üzerimde kalır diye zikrulların ortasında söyledim. Bu kardeşiniz bundan sonra size sohbet edecek. Sohbet çavuşunuz bu dedim. Neye itibar edeceğiz? Geçmiş dönem Şeyh Efendi’nin zamanında Halid-i Bağdadi’nin başında bir arkadaşa Halid-i Bağdadi’ye orada çavuşluk verdi.

Bizim kardeşlerimizden birisine. Halid-i Bağdadi verdi. Şeyh Efendi de yanında. Benim de o zaman istediğime çavuşluk verme yetkin var, nakiplik verme yetkin var, her şeyim var. Ben Halid-i Bağdadi’nin başında verdim onun çavuştuğunu. Dedim ki ölürüm kalırım. Ben bunun sorumluluğundan mı öleceğim? Ben tekrar söylüyorum. Birisini rüyamda göreyim şu anda ve görmek de istiyorum zaten. Görmek de istiyorum. Halifeliğini göreyim, vereceğim halifeliğini. Sebeb? Canım kardeşim bu da benim için büyük bir mutluluk. Birisinin yetiştiğini görmek büyük bir mutluluk. Ve onun görüp görmemesine de bakmayacağım. Ben kendim göreyim ya terk edeceğim. Benim gördüğümde bana hücret, bana delil. Vereceğim halifeliğini, örneğim.

İcazetini de yazdıracağım, örneğim. O yüzden böyle rüyâ önemli değil, önemli canım kardeşim. Hal önemli değil, önemli canım kardeşim, önemli. Şu anda bu dergahta gözü açık hal görenler var, gözü açık. Şu anda bu dergahta zikrullâh halakasına oturur oturmaz Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görenler var. Şu anda bu dergahta dersini çekerken dizdize Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle ders çeken kardeşlerimiz var. Bundan büyük mutluluk duyuyorum. Büyük mutluluk duyuyorum. Elhamdülillah. O yüzden rüyada lazım, icâzet de lazım, şer’i bilgi de lazım, hepsi de lazım. Bir kimse de bunların hepsi tamamlanıyorsa mükemmel bir şey. Alkışlarız onu. Bir kimsenin şer’atı güzel, harika.

Bir kimsenin maneviyatı güzel, harika. Bir kimsenin zahiri icazeti de var, harika. Bir kimsenin böyle manevi hal yaşayan derviş kardeşleri var, harika. Bu o dergahın mükemmel olduğunu gösteriyor. Ve o dergahın mükemmele doğru koştuğunu gösteriyor. Her kanatta, her perdede iz bırakıyor. Bu muhteşem bir şey. Bundan çok büyük bir mutluluk diyorum. Allah’a hamd ediyorum. Diyordum Cenâb-ı Hak’a hamd olsun. Öyle kardeşler vermiş, maneviyatlar açık. Öyle kardeşler vermiş. Şer’i atlar düzgün. Öyle kardeşler vermiş bana. Hamd olsun. Her türlü baskıya, sıkıntıya, zulme, her türlü alevereye, dalevereye, her türlü şeye karşı dimdik durup yürüyorlar. Hamd olsun. Korkmaları yok, tırsmaları yok, çekinmeleri yok, dağılmaları yok.

Kendilerince acaba demeleri yok. Acaba diyenler savrulup gidiyor zaten. Hamd olsun. O yüzden hepsi de lazım canım kardeşim. Belki de bir müddet sonra şunu da diyeceğiz. Diyeceğiz ki bu özellikte lazım. Diyeceğiz ki bu özellikte lazım. Diyeceğiz ki bu özellikte lazım. Neden? Çünkü bakacağız şartlar, durumlar, her şey bizi farklı bir yere götürecek. Bu yol Allah’ın çünkü. Yol Mustafa Özban’ın değil. Yol Adnan’ın, Cafer’in, Hüseyin’in yolu değil. Yol Ahmet’in, Mehmet’in yolu değil. Yol komple ümmetin yolu. Yeniden bir sufilik yaşanıyor. Yeniden muhteşem bir sufilik yaşanıyor. Metafizikle dolu bir sufilik yaşanıyor. Şeriatın içerisinde, şerii ahkamın içerisinde. Ben hep diyorum ya, bize eleştirecek olanlar gelsinler kardeşim.

Şeriatın sizin şuranız eksik desinler. Biz tamamlayalım. Desinler ki tasavvufen sizin şuranız eksik. Biz tamamlayalım. Cenâb-ı Hak tamamlar. Tamamlayalım derken Allah bize tamamlatsın. Cenâb-ı Hak bütün sufilerin eksikliklerini, bütün sufilerin noksanlıklarını bir tamam eylesin inşallah. Çünkü şöyle bir şey var. 150 yıllık bir karanlık, 200 yıllık bir karanlık dönemden geliyoruz biz. Allah demenin yasaklandığı bir dönemden geliyoruz. Biz Bayındır’da her zikrullahta basılma duygusuyla zikrullâh yapmaktan geliyoruz biz. Polis arabasının her daim kapımızın önünden geçtiği zamandan geliyoruz biz. Polislerin postallarıyla benim salonuma girdiği zamandan geliyoruz biz. Basılmadığımız bir Perşembe dersi olmadığı zamandan geliyoruz.

Buradan şimdi Ödemiş’ten de dinleyen kardeşler var, eski derviş kardeşler. Ödemiş’te basıldığımız zamanlardan geliyoruz biz. Ödemiş’te de basıldık. Orada da jandarmada bastı, polis de bastı. Bursa’da da basıldık. Biz dövüle dövüle geliyoruz. Biz böyle okşana okşana gelmiyoruz. Dövüle dövüle geliyoruz. O yüzden o yaşamış olduğumuz sufilik kıymetli. Asla o yüzden geçmişe dönerek hatalı bir mağazı olarak görmüyorum. O yüzden daha da iyiye, daha da güzele, daha da yükseğe, daha da derine, daha da genişe doğru koştuğumuza iniyoruz. Koşacağız Allah nefes verirse inşallah. O yüzden Cenâb-ı Hak’a hamdolsun manevi olarak da bir eksiklikimiz yok. Zahiri olarak da bir eksiklikimiz yok. Seri sülük noktasında da kardeşlerin yürümesi noktasında bir eksiklikleri yok hamdolsun.

Sülükünü ikmal etmiş icazetli bir şeyh olan Kemal Akdeniz Efendi Hazretleri, istişare istihareden önemli istihare ile bulunmaz bu ezelî bir nasip işidir sözünü nasıl değerlendirebilirsiniz? Her mürşid-i kâmilin, her sufinin, her velinin, her dönemde kendince bir doğrusu vardır. Kendince o doğrusunu söylen, kendince o doğrusunu insanlara aktarır. Bunlar böyle genel doğru mudur? Kendi zamanına göre genel doğrudur. Benim de söylediklerim şimdi kendi zamanıma göre genel doğrudur. Yarın öbür gün biz de vefat ettikten sonra, bizden sonra gelenler daha da geliştirecekler, daha da değiştirecekler. Şimdi istişare istihareden önemlidir. Doğrudur. O zaman için istişareyi yeterli görmüşlerdir. Ben yeterli görmüyorum.

Ben yeterli görmüyorum. Kemal Akdeniz Efendi yeterli gördü diye ben de yeterli görecek diye bir kaydem yok. Ben istişareyi de ehemmiyet veriyorum, istihareyi de ehemmiyet veriyorum. istihare derken ben istihareden kasıt manevi rüyâ olarak görüyorum. o kimse rüyasında şeyhini görmeli. Görmeden bir şeyhten ders alınabilir mi? Evet. Bir şeyhte ona ders verebilir mi? Evet. Ama ben ısrarla bu yola girdiğimden beri 30 kusur senedir aynı şeyi söylüyorum. Arkadaşlar rüyanızda görerekten ders alın. Hatta benim meşhurdur bu sözüm. Ben derim ki benim kendim için söylerim. Ben bir şeyhi intisâb edecek olsam ben itikafa girerim derim. Sebep? Benim itikafımı idare etmeli o kimse. Ben onu görürüm. Ben onu isterim.

Ben onu isterim. Çünkü bir mürşidi kamil böyle manevi hal yaşayan dervişlerin olduğu yerde o itikafları idare etmeli. Allah’ın izniyle. Yoksa sıkıntı vardır o dergahta. Evet. Bu ezel-i nasip işidir sözünü nasıl değerlendirebilirsiniz? Bir tanesi perdenin gerisinde ezel-i nasip olarak görünebilir. O öyle görmüştür. Ben onu öyle de görmüyorum. Allah yazandır, yazdığını bozandır bir daha yazandır. Bu iş cebriyeye girer. Ezel-i nasip işidir deyince. Biz ararız, koştururuz, gayret ederiz. Her sıkıntının altından kalkmak için mücadele ederiz. Her darlığı, darlıktan kurtulmak için mücadele ederiz. Biz bu ezel-i nasip işidir dediğimizde elimizi kolumuzu bağlayacağız. O zaman diyeceğiz ki ezel-i nasip işi senin nasibinde varsa bir yere dergaha bir dergaha sen mühintesi olacaksın.

Benim anlayışım değil. Ben koşarım, herkes anlatırım, herkese tebliğ ederim. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri hidayet ezel-i nasip işidir deyip oturmadı. Devamlı tebliğ etti, devamlı nasihat etti, savaşlar etti, mücadeleler etti. Demedi, ezel-i nasip işidir deyip oturmadı. Ben Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin sünnetine bakarım. Onun ashabının sünnetine bakarım. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh hazretleri İslâm’ı götürmek için, Hz. Bubekir radıyallâhu anh hazretleri İslâm’ı daha ileri götürmek için onca mücadele ettiler, savaş ettiler. Yok, ezel-i nasip işidir deyip oturmadılar. Benim yolum değil. Birileri öyle oturabilir. Ezel-i nasip işidir deyip köşede Allah’ı zikreder, kendi kendini muhakkak yetiştirir, daha da büyük kemalete erdirir.

Sizin en hayırlığınız, insanlara en fazla faydası dokunulmazdır. Ben onu unutmam hiç. Kaderi ve rufa-i kolu çorumdan alındığı tarihten belli. Mevleviliği nereden aldınız? Rüyada görmek ayrı, rüyada görülenleri yaşayan silsilesi, sağlam icazeti bir şeytân almak farklı şeyler iken, mevlevilik size nerede ve ne şekilde tevarüs sen mi geldi? Siz ne şekilde mevlevi oldunuz? Mevleviliği sahiplendiniz. Benim mevleviliğim dergaha girmezden önce başlıyor. O zaman mevzuyu öyle başlayacaksak daha henüz ben dergaha girmemiştim. Benim mevleviliğim başlamıştı. Öyle söyleyeyim. Ben tövbe edip geri döndüm de benim mevleviliğim başladı. Bu tabi Şeyh Efendi Hazretleri ile devam etti. Şeyh Efendi Hazretleri de Hazret-i Mevlânâ Celalettinurum Hazretlerinden çok etkilenen birisiydi.

O yüzden bizim mevleviliğimiz Şeyh Efendi Hazretleri ile beraber yol almaya başladı, yürüdü ve devam ediyor. Bunun öyle söyleyeyim. Mevlevilikten bir icazetin var mı? Yok. Şeyh Efendi’nin icazetinden Hakim’in Gaba’yı Cezine Hazret-i Mevlânâ’nın ismi var. Ama özel silsil olarak, yol olarak mevlevilikten bir mevlevi şeyhinden icâzet var mı? Yok bende. Bunun iddiasında da değilim zaten. Ben Mevlevi Şeyhim, ben Şeyhim veya ben Kadir-i Şeyhim, ben Rufayn Şeyhim demiyorum zaten. Ama ben kendimi Mevlevi olarak görüyorum. Kimi inkar edecek? Örneğin. Ve Mevleviliği sahiplenirim. Kime ne? Herkes sahiplensin. Herkes ben Mevleviyim desin. Çıksın meydana. Kime ait yol? Veya herkes ben Kadiriyim der. Çıkar meydana.

Kime ait yol? Bana ne? Ben onu şeyh olarak kabul ederim. Etmem. Benim problemim. Bir kimse sabahtan akşama kadar ben Şeyhim der. Allah’ım mübarek etsin kardeşim. Bana ne derim? Beni ilgilendirmez. Ben daha hiçbir şeyhe sormadım senin icazetin var mı diye. Beni ilgilendirmez. Bana ne? Bir kimsenin neden icazetini sorayım? Zaman zaman hamdoluk. Biz Şeyhler toplantısında bu muhabbet olurdu. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. İki sefer gitti. Sonra ben gittim üç dört sefer. Orada Şeyhler toplantısından çıkarken bazı Şeyh Efendiler derdi. Benim icazetim var falan. Şeyh Efendi’nin yok ya. Ondan sonra. Allah mübarek etsin derdim. Bazı Şeyhler’de iki üç tane birden icâzet vardı. Allah mübarek etsin derdim.

Hatta iki tanesi dedi. Gel sana halifelik verelim. Allah razı olsun derdim. Benim Şeyhim var. Ona söyleyin derdim. Örneğin. Şimdi bir kimse bir yere kendince aidiyet keşfediyorsa, siz ona ister sufilik olsun, ister din olsun, ona sen bu değilsin deme hakkınız yok. Bir kimse ben Müslümanım dedi. Siz ona Müslüman değilsiniz diyebilir misiniz? Bir kimse ben Mevlevi’yim dedi. Siz ona Mevlevi değilsiniz diyebilirsiniz ki. Bunun gibi. Bir kimse ben Rufai’yim dedi. Kime ne? Ben Rufai’yim aynı zamanda. Kime ne? Örnek. Ben Rufai’yim kardeşim. Örneğin.


Fenâ Fillâh ve Bekâ Billâh

Hem de Kadri’yim hem de Rufai’yim hem de Nakşibendi’yim. Kime ne? Hem Mevlevi’yim hem de Bayrami’yim. Kime ne? Sen inanma. İnanma. Alıferemedeğimiz kimse yok. Hiç bir sıkıntı yok. Erkeklerin kırmızı giymesi ile alakalı ne kırmızı olursa olur ne olmaz. Azı çoğu altı üstü ridası gömleği ayırımı şeriatta var mıdır? Usul olarak Mevlevi’sen bu kırmızı ne? Rufai’sen siyah olacak. Sikkenin üstünde istiva çekmek çok büyük bir makamı temsil eder. Hangi salli hayata bina iştahat yaptığınızda giydin. Tırnak içinirsinler bunlar. Bunu demezler mi? Desinler. Herkes bir şey diyecek. O kimsede manasında rüyasında görüyorsa aaa diyecek bu yüzden söylemiş, bu yüzden giymiş, bu yüzden yanmış. Eğer o kimse görmüyorsa kendince diyecek bütün çelebiler bu konuda diyor.

Onun nesi Mevlevi? Sen kabul etme kardeşim. Sen kabul etmek zorunda değilsin. Sen kısa etekle tesettüre riayet etmeden kendini Mevlevi olduğunu iddia ediyorsun da biz senin Mevlevi değilsin diyoruz mu? Sen ağzında sigara ile Mevlevi’yim diyorsun da biz senin Mevlevi olmadığını iddia ediyoruz mu? Sen rüyanda ben Mevlânâ’nın soyundayım deyip de bir kez dahi rüyanda görmediğin halde Mevlevi’yim diyorsun biz bir şey diyor muyuz? Bırakın halinde görmesini. Bir kez dahi rüyasında görmeyen kimseler Mevlevi’lik ve Hazret-i Mevlânâ üzerinde hakem kesiyorlar. Biz kalkıp da karşı açıklama yapıyoruz mu? Bunların Mevlânâ ile alakası yok. Hatta diyoruz mu Hazret-i Mevlânâ celaletini Rumi onların hepsi de sıralandığı yere yüzünü ekşitti, yüzünü döndü.

Diyor muyuz? Hatta diyor muyuz? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bunları topladılar. Hepsi de Patagonia ordusu gibi gidiyordu ve yüzünü onlardan çevirdi ve çevirdiği zatları da gördük. Diyor muyuz bunları? Demiyoruz. Ve Abdülkadir Geylana Hazretlerinin kılıcı çekip hepsini de ensellerine yatırıp bir zatın orta yere kendisini atıp da, efendim yapmayın etmeyin bunlar Allah dedittiriyorlar. Her ne kadar edepleri ve adabları ve selayetleri bunlara yoksa da bunlar Allah dedittiriyorlar deyip zatın birisi kendisini attı diye söylüyor muyuz? Ağzımızı yumuyoruz. Diyoruz ki Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaya çalışanlar, sufiliyi yeniden yaşamaya çalışanlar aman gayret etsinler diye dua ediyoruz.

Dua ediyoruz. Biz diyor muyuz o icazetleriyle para toplayanlar, icazetleriyle dervişlerin ceplerinden geçinenler, o icazetleriyle zekat toplayanlar, o icazetleriyle dervişleri ders kağıtlarını dahi paraya bağlayanlara, onların hepsini de toparlayıp, hepsini de toparlayıp ceza verecekleri zaman zatın birisi kendisini atıp Allah rızası için, Allah için bunlar şimdi ümmet-i Muhammed’e lazım deyip, gözyaşı döküp günlerce yemekten, ekmekten sudan kesildiğini söylüyor muyuz? Söylemiyoruz. Ehil olmadıkları halde, ehil olmadıkları halde ellerine geçirdikleri şiş burhanı icazetiyle şiş yapanların o şişlerle kendilerine azap edileceğini bildikleri halde şiş burhanı yaptıklarını onlara gidip söylüyor muyuz?

Utandırıyor muyuz? Diyoruz ki yapmayın. Yapmayın. Hatta şiş burhanı yapmaya yetkisi verildiği halde elinde icazeti olmayıp yapmayanları nereye koyacağız? benim şiş burhanı yapmaya yetkim var ama ben yapmayayım. yarın öbür gün bunun birisi icazetini sorsa, bana malum verdiler desem kıyamet kopar. Hatta giderler bir de şikayet ederler. Şikayet ettikleri zaman da bir başkasına 9 ay 10 ay ceza verirler, bana 19 ay verirler deyip yapmayanları nereye koyacağız? O yüzden evet herkes bir şey sorar. Normalde gitsin, şey yapsın, Cenâb-ı Hak’a müracaat etsin, Cenâb-ı Hak rüyasında göstersin sıkıntı yok. Hem Rufayız, siyah da giyeriz. Hem Kadiriyiz, yeşil de giyeriz. Hem Mevleviyiz, her rengi giyeriz. Bir kimse rüyasında Tenure’nin rengini görüyor.

Bizde önemli. Geliyor Hazret-i Mevlânâ Cere Türüme Hz. bana siyah Tenure giydirdi diyor. İyi. Rüyası hak mı hak? Hakîkat mi evet? Neden siyah giydirmeyeyim onu? Rüyanda ne görüyorsan giydiriyorum. Sufilik bunun üzerine kurulu. Sufilik fıkıh medresesi değil, sufilik hadîs medresesi değil, sufilik kelam medresesi değil, sufilik tefsir medresesi de değil. Sufilik bir veccesiyle şeriatın içerisinde metafizik, mânâ meselesi rüyasında görecek o kimse. Bu delil. Tenure’sini de rüyasında görecek. Sikkesini de rüyasında görecek. Hatta istivasını da rüyasında görecek. Görecek. Cübbesini de rüyasında görecek. Görecek canım kardeşim. Gördüğü zaman helâl ona hak. Elinde delili var. Dice ki ben rüyamda böyle gördüm, giydim.

Dese ki kimseye böyle bunlar şimdi böyle konuşulunca millete absürt gelir. Bunlar nasıl bir dünyada yaşıyorlar derler. Bir kimseye Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri manada gelse rüyasında bundan sonra bu cübbeyle dolaşacaksın, bununla sohbet edeceksin dese ne yapabilir o kimse? O kimsede rüyâ yorumu da varsa, kendi rüyasını kendi yorumluyorsa hatta ben utanırım nasıl giyeceğim bunu diye kendince rüyasında öyle deyse benim dediğime mi utanıyorsun dese yerin dibine girer o kimseye. Günlerce kendine gelemez. Ne yapacak o zaman? Evet. Mevlevilikte dester sarmanın bir üsulu yok mu? Evet Hazret-i Mevlânâ’nın desteri nasıldı acaba ki? Bunlar boş muhabbetler. Hazret-i Mevlânâ Ceraeddin Rumu Hazretlerine geliyor ya birisi diyor ki, Efendi Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor kuşağını nasıl bağlardı?

Ben onun bağladığı gibi bağlamak istiyorum diyor. Bir tek o kaldı uymadım. O da diyor ki ona sen onu da bağladığında tam bir Ebu Cehil olursun. Tarikatın da kendi içinde usul ve erkanı yok mu? Tarikatların usul ve erkanı var biz tarîkat değiliz ama. Evet. Bir tarikatın kendince usulü ve erkanı vardır. Benim yıllardan beri söylediğim bu fakirin yıllardan beri söylediği bir söz var. Türkiye’de tarîkat yok. Evet. Mevlevilikte dester sarmanın bir üsulu yok mu? Seyir isen yeşil şal ya da yeşil sarı tacın dibinden sarılır. Değil isen bir parmak yukarıdan diyenlere ve bu makamda olanların reklamdan uzak dikkat çekmeyecek bir toplumun kabul etmediği renklerden müteşekkil kıyafetleri ısarla giymeniz ve tüm bu şıkdaki meselelere nedenlebilir.

Herkes bir şey diyebilir. Herkesin doğrusu kendine ait. Kıyafetinde bir dili vardır bunu kabul ederim. Benim de kıyafetimin dili bu. Ben topluma uyan bir kimse değilim ki zaten kendimce. Ben kendimi çok usul kaide sahibi bir kimse olarak da görmüyorum zaten. Ben rüyamda görsem deseler ki göbenden yukarsın açık dolaşacaksın açık dolaşırım ben. Bana deseler ki bana emir verseler yarın şuraya gidiyorsun giderim ben. Benim sufilik anlayışım da bu. Bunu da herkes bilir 30 yıldan beri. Bana şeyhim göç demiş ben aynı gün göçmüşüm. Şeyhim sat demiş aynı gün satmışım. Sufilik anlayışım bu. Şeyhim hatta dedi ki ben rüyamda böyle gördüm bunu böyle yap dedi ben öyle yaptım. Benim sufilik anlayışım bu. Ben onun gördüğü rüyaya da tabi oldum.

Herkes dediler ya şeyhim görmüş sen görmedin. Ben onun her şeyini kabul etmişim rüyasını mı kabul etmeyeceğim dedim. Benim sufilik anlayışım bu. Ben yarın rüyamda bir şeyi göreyim sahih bir rüyâ. Şunu yap ben yaparım yarın. At atarım tut tutarım. Giy giyerim ben. Hiç şüphe etmem. Yeter ki Kur’ân ve Sünnet’in sahih dediğim o. Yeter ki istenilen Kur’ân ve Sünnet’in üzerinde olsun. Ben arabayı gördüm rüyamda bilme buna dediler. Ertesi gün arabayı bıraktım ben. Dedim ki binmeyeceğim bir daha buna. Bana binme demişler ne bineceğim. Binme dediklerine. Hayatta. Benim sufilik anlayışım bu. Sufilik zaten normalde ana hatlarıyla kitaplarda yazılı. Sen gününü yaşayacaksın halini yaşayacaksın. Sana diyecekler ki dağa çık dağa çıkacaksın.

Nasıl sufilik yaşayacaksın ki başka türlü. Hem diyeceksin ki ben peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin izindeyim. O diyecek ki dağa çıksan çıkmıyor mu diyecek. Ben İstanbul’a sohbeti diye yola çıktım. Bunların işini anlatmak istemiyorum. Sonra bir baktım ki başka bir yerdeyim. Dağın tepesindeyim. Neredeyim diye kendi kendime durdum. Durdum durdum baktım baktım baktım etrafımda bir dağın tepesindeyim. Deniz görünüyor bir yerden. Ya da ben görüyorum. Bir ağlamak geldi. Ne oldu ben nereye geldim. Ne yaptım ben kendime. Sonra telefon açtım Barbarossa. Barbarossa böyle böyle dedim ya ben nerede olduğunu bilmiyorum şu anda dedim. Ben bir yerdeyim nerede olduğunu bilmiyorum dedim. Gecikeceğim ben herhalde dedim.

İstanbul diye yola çıkan bir kimse Düzce’den ileri oradan bir Karadeniz kıyısına kadar gitmiş. Ve ben o yola girerken takip ettim iz takip ettim. Buradan buradan gittim buradan buradan gittim. Ben yolu filan görmüyorum ki. Ben Düzce’ye indiğimde anladım Düzce’ye dedim Düzce’nin arkasında dedim bu dağların tepesine gitmişim. Sonra tabi orada gittim. Tabi gittim orada kalmadı mesela. Ha orada başka bir şey varmış. Ha dedim bu yaşanacakmış. Hatta Ahmet Açar aradım. Ahmet Açar dedim ben dedim durumu iyi değil benim. Ben nerede olduğumu da bilmiyorum dedim. Bak böyle böyle dedim İstanbul’a gelecektim. Barbarossa da aradım. Baba aldırayım seni dedim oğlum nerede olduğumu bilmiyorum ki dedim aldıracağım beni sen.

Sonra akıllı telefon çıktı. Ne yapacaksın rüyanda gördüğünde? Sufilik böyle metafizik bir şeydir. Şeyhin varsa şeyhine sorarsın ben rüyanda böyle gördüm buraya gidiyorum. Eee vefat etti seni onlar yönetiyor. Sufilik böyle bir şey. Bu sufilik kimse girmeyecekse girmeyecek. Allah affetsin. Benim yolum böyle. Bakın benim yolum böyle. Ben rüyamda görüyorum bir yol. Hiçbir anlam veremiyorum. Şurası demiyorlar. Sonra bir bakayım ha gördün mü burayı diyorum ya. Tamam burada şimdi şöyle olacak böyle olacak böyle olacak. Olur. Yol bambaşka. Herkese farklı tecelli ediyordur eyvallah. Herkese farklı bir şey vardır. Eyvallah söyleyecek bir laf yok. Ama normalde yolun neden demişler hep gördüğün her manevi hal rüyâ şeriata, Kur’ân ve sünnete uygun olacak demişler.

Bastıra bastıra söylemişler. Rüyayı önemsemeden manevi hale önemsemeden yol yürümek yok. O zahirse o zaman gitti kardeşim otur bir caminin hocasının önüne seni dinini öğretsin yaşa. Sufilik böyle değil ama. Yok bir parmak yukardanmış yok bir parmak aşağıdanmış. Valla deseler ki yarın kafandakini çıkar cız cıblak kafana kasıt da yürü kafamı kasıtır yürü. Deseler ki yarın kafana böyle bir ayrı bir şey keçirdik senin bundan yürücen ondan yürürüm. Hiç umurumda değil. O yüzden bir de insanlara verilecek hesabım yok benim. Biz böyle bu 21. yüzyıla koşarken insanlar 2021’e koşarken insanlar böyle bir sufilik yaşıyorum. Ben kendi yaşadım sufilikten kendim de lezzet alıyorum. Ben mutluyum. Ben çok lezzet alıyorum.

O her günüm ayrı alem. O yüzden ben bu konuda hiçbir şikayetim yok. Millet eleştiriyor eleştiriyor önceden diyorlardı ki icazeti yok. Ben hiç umuruma katmıyordum. Şimdi icazetleri nereden buldum? Sokakta bulduk. Yok şimdi son dönem geçenlerde de birisi söyledi birkaç kişi daha söyledi. Rufay diyor ama hiç buğran yapmıyor. Allah Allah. Ne diyorum ya? Başların uğraştırmayın. Bakın bunlar böyle ben onları hep kendimce şöyle söylüyorum. Ha demek ki diyorum bir şeylerin açığa çıkmasının zamanı geliyor yavaş yavaş bir şey açığa çıkıyor zamanı geliyor. Zamanı geldiğinde o da açığa çıkacak zamanı gelince o da açığa çıkacak. Sen istediğin kadar bir şeyi kendin dilinle telaffuz etme. Etmene gerek yok zaten.

Benim meşhur tezim Allah sana bir şey verdiyse gelir önüne. Bir kardeş öyle diyordu bana. Bana diyordu ki bir dergâh lazım sana. Allah Allah. Bir daha söylediydi o arkadaş. Efendim size bir dergâh lazım. O zaman söyledi döndüm ona dedim. Ya dedim Allah birine bir şey verdiyse dergahında verir her şeyini verir. Allah birine bir şey vermiş. Birini orta yere çıkarmış. Peygamberlerine demiş ki sen peygambersin kitap vermiş, mucize vermiş, desteklemiş. Ne lazımsa vermiş ona. Cenâb-ı Hak da bir kimseye sen velisin sen mürşidi kaminsin dedi meydana çıkardıysa milletinde rüyalarında gösteriyorsa lazım olanı versek ya. Bu kadar basit. Adam ben şuyum diye bu orta yere çıkarsa o çok tehlikeli. Gerçekten öyle midir değil midir?

Beklersin bakarsın araştırırsın. Onun da sözüne ha sen değilsin diyebilir misin diyebilirsin. Kur’ân’ın sünneti tasavvufu yaşamakta iddialıyız. Bunda iddialıyız. Başka şeylerde iddiamız yok. Millet rüyasında ne görüyorsa gelse eleştiriyormuş eleştirsin. Çorum Rufai tarikatında usuldür ki hanım dervişler zikrullâh da kesinlikle kıyama kalkmazlar. Bu konuda Hacı Kemal efendinin eserinde de bir bilgi vardır. Şu an çorum kırık kale eskilip gibi hilafet almış memleketlerde bu üsle titizlikle dikkat edilirken siz hangi selayete binaen buna izin veriyorsunuz? Âyet-i Kerime siz Allah’ı ayaktayken otururken yanlarınız üzerine yatarken daim olarak Allah’ı zikredin. Benim selayetim âyet-i kerime. Îmân eden kadınlar, îmân eden erkekler, îmân eden kadınlar, namaz kılan erkekler, namaz kılan kadınlar kadınlar erkeklerden aşağı mı geçecek?

Bir meselede Kur’ân Müslümanlara müsaade etti ise onu yasaklamak caiz değildir. Bu süfilik, filanca zat ondan sonra bunu böyle yapmazdı. Yapmayabilir canım kardeşim. Yapmayabilir. Onun usulüdür. Onun kaidesidir. Bir mürşid kendince böyle bir usul geliştirebilir mi? Evet cevap geliştirebilir. Benim bu noktada kendimce Kur’ân bir şey serbest etmiş, Hadîs-i Şerifler bir şey serbest etmiş. İlk sufiler bu konuda bir şey dememişler. O yüzden bayanların ayağa kalkıp Allah’ı zikretmelerinde bir beis yok. Hatta mesela benim yeni derviş olduğum zamanlarda zakirlik yaparken bizim arkadaşların hepsi de böyle yani gayri meşru yoldan gelme. Millet dervişlik bilmiyor, sufilik bilmiyor. Kahveden toplu götürüyoruz milleti Allah’ı zikrettirmek için.

Milletin ayakları ağrıyor. Bir de biz böyle dedemin evinde tahtanın üstünde bir tane ince bir çapıt kilim var. Onun üzerinde Allah’ı zikrediyoruz. Ne halı var ne bir şey. Hacı gerçekten insanın dizlerini acıtıyor. Baktım millet dizini düşünmekten Allah’ı zikretmiyor. Destur ya Allah. Kaldırdım ayağı ben. Biz vur ha vur Allah’ı zikrettik ayakta kendine. Hemen içimizden bir kimse o şimdi bizim yanımızda değil zaten. O kimse hemen gitmiş trenin zakirine söylemiş demiş böyle böyle ayağa kaldırdı zikrullâh yaptı. Trenin zakiri geldi. ayağa kaldıramasında şöyle olması lazımdı böyle olması lazımdı. Dinledim dinledim dinledim dinledim. Hiçbir şey söylemedim. Şeyh Efendi’ye telefon açtım. Selamünaleyküm aleyküm selam.

Benim şeyhim siz misiniz dedim. Trenin zakiri mi dedim. Ne oldu dedi. Dedim efendim burada arkadaşlarım dedim hepsi de kahveden kalma insanlar. Ben dedim ayakları ağrıyor. Dizleri tutuluyor milletin ayakta zikrullâh yaptırdım dedim. Bir edepsizlik ettiysem özür dilerim. Bu vazifeye ben ehil değilim arzu ederseniz dedim. Zakirliği bırakayım o kardeş gelsin burada zikrullâh yaptırsın. Mustafa Efendi senin şeyhim mizik oğlum dedi. Sen dedi bundan sonra ayakta otururken havada denizde karada yerin altında yerin üstünde bu sıralı da böyle zikrullâh ettirin. İstediğinin dersini alın istediğinin dersini verin istediğinin dergahtan kovanın istediğinin dergahı alın. Söyledi söyledi söyledi. Halifeye söylenecek ne varsa onları söylemiş.

Sonradan öğrendik biz. Ben zaten Şeyh Efendi Hazretleri demezden önce zaten ayağa kaldırmıştım milleti. Milletin dizi ağrıyor. E şimdi ben diyorum ki Allah’ı zikrettirin kardeşim. Evet harikat usulü kaydetsizdir. Bir tek nakibler ayağa kaldırır. Canım kardeşim biz o sufilerden değiliz biz sokaktan toplamayız hepimizde. O yüzden tabirci ay ise hem avarıyız hem eşkiyayız. Biz ayakta otururken yanüstü koşarken her yerde Allah’ı zikrediyoruz. Elhamdülillah. Bu kadar değişkenlik içeren bir yeni ertesi gün bir daha yeni tarzı hangi selahat ile yaptınız? Bu Cenâb-ı Hak’ın kalbime verdiği ilhamla yaptım. Her daim yeni olacağız. Ben tarîkat erbabı değilim tekrar söylüyorum. Tarîkat erbabı usul ve kaideye uyar.

Sımsıkı usul ve kaideye sımsıkı yapışır. Ben tarîkat erbabı değilim. O yüzden ben her daim gelişirim. Her daim yenilirim. Ben hiçbir zaman bir perdede kalmayı istemem.


Gaflet, Dedikodu ve Kalp Selameti

Her gün bir yere göçmek ne güzel. Her gün bir yere konmak ne güzel diyen Hazret-i Mevlânâ’nın yolundayım ben. Ey ol balığı çöz ne zamana kadar altına ve gümüşe bağlı kalacaksın diyen Hazret-i Mevlânâ’nın yolundayım. Benim için tarikattaki bütün usul ve kaideler birer bağdır. Hepsi de birer bağdır. Renkler birer bağdır. Rüyanda görüyorsan doğrudur yürü kardeşim sen. Sahi bir rüyada gördün mü yürü kardeşim. Bu konuda âyet var mı var yürü kardeşim. Bu konuda hadisi var mı var yürü kardeşim. Bu konuda Maruf-ı Kerhey, Habib-i Acemi, Cüneyd-i Bağdadı, Sırr-ı Sakadi, Kuşehir Risalesi, Süleym-i Risalesi var mı bunun yapmayın dediği bir yer yok. Yürü kardeşim yürü. Mesnevî de var mı böyle bir şey yürü kardeşim.

Yok ya Mesnevî aç oku mesnevinin kendisi kendisini yeniliyor. Yok ya her gün bir yerde konmak ne güzel her gün konduğun yerden göçmek ne güzel. Göçcen konacaksın göçcen konacaksın yol yürücen. Eee altına ve gümüşe bağlamayacaksın. Herkes onu dünyevi olarak görüyor. Dünyevi olarak görmüyorum. Birisi demiş ki bir adım atacaksın şunu yapacaksın iki adım atacaksın bunu yapacaksın. Doğrudur. Kellerince tarîkat olanlar yapsınlar. Yürü kardeşim sen ona bağ olarak görme. Sen Allah de yürü kanat çırp ötelere doğru. Doğru olan bu. O yüzden normalde insanlar iskilip gibi hilafet almış memleketlerde bu isle titizlikle dikkat edilirken siz hangi selayeti bineyim buna izin veriyorsunuz. Ben normal rüyamda gördüğüm gibi yapıyorum ayette var mı var hadiste var mı var yürüyorum ben.

Selayetin bu. Allah vermiş selayeti başka kimden alacağım ki. Allah’ın vermiş olan Allah’ın verdiği selayeti ancak bir mürşidi kamil bana der ki bana evet Cenâb-ı Hak bunu selayet verdi ama sen bunu yapma. Yapma bu harâm değil sen bunu yapma pek efendim derim bitti. Ama bir türlü beni kim durduracak ki. Her gün yeni bir şey sunabilmek veyahut da rüyamda gördüğüm beni bağlar bana inananları bağlar deyip yenilenmek hakkında. tasavv tarihinde tarikatta iştahat yapmakta aranan vasıflar ve şartlar nelerdir. Tarîkat ayrıdır tasavv ayrıdır. Tasavv sufilek iştahat açık bir alandır. Tarîkat dediğinde iştahat açık bir alan değildir. Benim şeyhimi şeyhimi şeyhi böyle yapmış ben de böyle yapmaya devam ediyorum.

Devam et kardeşim. Lazım mısın sen de lazımsın sıkıntı yok bunda. Ben onu reddetmiyorum ama benim yolum değil. Ben ey ol hür ol demiş ya bana demiş sanki o yüzden hürüm ben. Hür rüyanda gördüysen gel kardeşim sevdiysen gel kardeşim rüyanda görmedin. Hiçbir şeyin değiliz rüyanda gördük gel kardeşim. Sevdin gel kardeşim ya Allah Allah sana bağrımız gönlümüz açık. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Erkan’da en ufak bir değişiklik yapmamış hatta dermiş ki şeyhim Ali Haydar efendimizden ne aldıysam size de aynen aktardım. Ne ilave ettim ne eksilttim diye harika onun yolu da o maşallah Allah mübarek etsin. bu böyle azımsancak bir şey değil ama bu diğer ehli sufileri de bağlayan bir şey değil. Bu soruyu soran kardeşe söylüyorum.

Bunu böyle anekdot olarak düşün. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nin yanına ziyarete giden kimse minderin altına Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’ye harçlık koyardı. Bunu yapanlar söyledi bana. Bir ihtiyaç olduğunda da dermiş ki oradan minderin altından alın harcayın oğlum dermiş. Şeyhinden öyle görmüş. Yolunu takip edenlerin zannediyorum bunu da yapıyorlar. Ne yapalım şimdi? Her bizi ziyarete gelen kimse bizim öyle minderimiz de yok. Minderin altına para mı sıkıştırsın şimdi? Konuşursam hiç kimse oturduğu yerde oturamaz. Konuşursam hiç kimse oturduğu yerde oturamaz. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi Hazretleri bunları eleştirelili olarak söylemiyorum. Yol adabı olarak söylüyorum. Kırşehir’e giderdi her ramazan Ali Haydar Efendi gidip orada bir hafızın arkasında bütün ramazan hatimle teravih kılını diyor.

Ali Haydar Efendi Hazretlerinin yolunu devam ettirirdi. Kırşehir’e gider orada da her ramazan o hafızın arkasında teravih kılardı. Şimdi onun yolunu takip ettiren kimse, takip eden kimse Kırşehir’de gidip herhangi bir hafızın arkasında namaz kılıyorlar mı teravihde? Yapmıyorlar. O zaman edebi adabı riayet etmediler. Ali Haydar Efendi’nin edebi devam etmedi bak işte. Ne oldu? Ne oldu da kesildi? Daha Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’den anlatacağım şeyler olabilir. Ne yapacak o zaman bütün şimdi Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’den sonra gelenler Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’ye milim milim uyacaklarsa örnekliyorum. Göz ameliyeti için hepsi de İstanbul’a mı gidecekler? Daha arkasını getirmeyeyim şimdi. Bakın bütün Mürşid-i Kamil’ler kendi zamanlarında kendilerince yaşayabilecekleri, yaşanabilecek bir dini anlatmışlar.

Bir sufili anlatmışlar. Hiçbirisini reddetmiyorum. Ama böyle bunlar böyle şey değil nasıl söyleyeyim. Ya bizim usulümüz bu. Ben zaten Çorumlu Mustafa Efendi’nin devamıyım demiyorum. Böyle bir iddiası ait bir değilim. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi’yi sorabileceklerse sorsunlar böyle bir şey var mı yok mu Mustafa Özbağ’da diye. Boş boş kabirleri ziyaret etmesinler öyle dışarıdan. Sorsunlar. Evet. Öyle kabristana herkes gidip Hücid-i Azmi Fatih’i okuyorlarsa eyvallah yine kabir ziyareti. Kabir ehliinden sorunuz Hadîs-i şerîf. Sorsunlar. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e sorduğu bir şey. Hepsine birer tane hurma dalı koydu bu kardeşleriniz neden azap çekiyor biliyor musunuz dedi. Peygamber abdesti böyle alırdı.

Öyle aldın? Kabre sordun mu? Kabre sordun mu? Kabre sordun mu? Kabre sordun mu? Kabre sordun mu? Kabre sordun mu? Kabre sordun mu? Sadece abdest sünnetine baktın. Kabirdeki kabirde konuşma sünnetine bakmadın. Bedir’de müşriklerin hepsini de bir kuyuya doldurdu gitti. Öt be şey be şimdi gördünüz mü benim Allah’ın Resulü’nü olduğumu? İnanınız mı dedi. Ama geçti dedi. Bu sünnete neden uymuyor insanlar? Hazret-i Ömer Radel-Lahu An Hazretleri Allah korkusundan ölen gencin kabrinin başına gitti. Ashab arkasından koşuyor nereye gidiyor diye. Gitti o kabre dedi eee felancı Allah’ın vaad ettiğini buldun mu? Bütün ashab duydu. Buldum ya emir el-Mü’minin. Allah bana fazlasıyla vermesin. Neden bu sünnetlere bakmıyorlar?

Hem ehli tasavvufun dayandığı hadislerdendir böyle şüphelendiğiniz, orada kaldığınız, işin içinden çıkamadığınız halde gidin kabir ehline sorunlar. Gidin sorun canım kardeşim ya. Üftad Hazretleri burada, Emir Sultan Hazretleri burada, İsmail Hakkı burada, Hacı Burcu burada, Çorum da sıra sıra hepsi de. Benim Mustafa Efendi ile alakalı böyle aramda hafiften limonilik oldu. Şeyhim götürdü beni başına. Tevhid okuduk bana sordu ne oldu dedi efendim. Mustafa Efendi ile dedim aram iyi değil dedim böyle böyle dedim şey yapmadı teveccüh etmedi bana dedim. Böyle kafasını salladı. Bir daha tevhîd okuduk başında. Ondan sonra tabi ben dedim sebebini de içimden söyledim. Ondan sonra sarmıştık bana döndü.

Oldu mu Mustafa Efendi? Oldu efendim Allah sizden razı olsun dedim. Kabir ehline sorsunlar. Evet. Bu kadar değişikliklerden bir şey yok. Bu kadar değişikliklerden bir şey yok. Bu kadar değişikliklerden bir şey yok. Bu kadar değişikliklerden bir şey yok. Bu kadar değişikliklerden bir şey yok. Evet. Bu kadar değişkenlik içeren. Bunu okuduk. Tarikatta iştahat yapmakta evet. Tarikatta bir kimseler iştahat yapamazlar kolay kolay. Yapan zaten böyle çarmıha gerilir. Çorumlu Hacı Mustafa Efendi onu da okuduk. Erkan zikrinde kesinlikle gudüm def vurdurmamış. Ve bundan şiddetle men etmiştir. Sadece sohbet sikrinde müsaade vardır. Bu değişiklikleri hangi yetkiyle yaptığınız dense ve hatta ben yaptım oldu denmesi sizden sonraki de ben de yaptım dese işin aslı mutasyona uğramamış, dejenere olmamış olan bu işin aslı ve asli olanı nerede kalır gibi sözlerle ne diyebilirsiniz.

Bütün ehli tasavvufun büyükleri ve aynı zamanda ehli fıkıh fetvâ vermişler zikrullâh esnasında gudüm vurulabilir diye. O yüzden ve hatta zil vurulabilir diye bütün bakın hanefi fıkıhları, hambeli fıkıhçıları, suiti dahil buna ondan sonra. Aynı zamanda bütün ilk sufiler zikrullâh esnasında bunların yapılabileceğine dair fetvâ ve iştahatleri var. O yüzden bizim yaptığımız bu fetvâ ve iştahatlere dayalı. Abdullah efendiye Sivas sohbetini YouTube’da da var soruyorlar. Efendim ölmüş şeyh kabirden irşad eder mi diye. O da olmaz. Eğer olsaydı herkes Peygamber efendimizin kabrine müracaat ederdi. Hayattaki şeyh olması lazım diyor. Siz de sohbetlerinizde kabir haline vakıf olanın şeyhye ihtiyacı yoktur diyorsunuz.

Tasavvufi eserlerde velayet kabir halinden başlar fakat kabirden irşad olmaz kaidesi vardır. Tasavvuf tarihinde bu kaideyi bozan istisnalar olsa da bunlar istisna denilmiştir. İstisna örneği Sultanül Arif’in Beyazıd-i Bestami Hazretleri’nin Ebu’l-Hasan Harakani Hazretleri’nin irşadı gibi. Her derviş bu istisna içinde dahil olsaydı istisna neden olsun ki böylelikle. Evet normalde bakın ihtiyacı olmaz ayrı. kabir ehline vakıf olan bir kimsenin şeyhiye ihtiyacı olmaz. Günlük hayatını şeysiz de devam ettirebilir ama onun seyri sülük olmaz. Öyle söyleyelim. Kabir ehline vakıf olma 3. makamın sonuna doğru başlar çünkü. Bazıları da 3. makamın başında da başlıyor. Dervişin kendi haliyle alakalı 4. makamda devam eder.

O kimse normalde kabir ehline vakıf olunca gider Emir Sultan Hazretlerinin o kendince bir eksiklik noksanlık görünce göremez. Tövbe eder, der ki bende eksiklik var. Tövbe eder, devam eder hayatına. Ama bir kimse o saatten sonra şeyhe ben bağlanmayacağım diyorsa bağlanmaz. Onun yolu o kadardır kendince o kadar gidecektir. Öbür türlü normalde şeyhiye ihtiyacı olur herkese. Abdullah Efendi’nin bu öğretisinin kaynağı nedir? Şeyh Efendi Hazretleri’nin öğretisi buydu. Antepli Bilal Nadir Hazretleri söylemiş ona. Oğlum ben vefat ettikten sonra bizden yetişen kimse yok. Sen çorum Naci Musa Efendi Hazretleri’ne gidip bağlanacaksın. Sen şeysiz kalma. Senin muhakkak bir mürşide bağlanman lazım. Onun öğretisi her iki kanaldan öyleydi.

Ve tasavvuf kitaplarında bu öğreti yeterli görmemiş büyükler. İlla sülük-i ikmal için icâzet alınca kadar hayattaki şeyhiye ihtiyacı vardır derlerken yaşanan bu çelişki midir? Yine burada aldığınız öğretiyle tenakuzu düşme ahali yok mu? Bu konuda ne buyurursunuz? Yok, tenakuz yok. Normalde bir kimse bir şeyhten öğrete alacak. O şeyhte öğretisi devam edecek şimdi. Bunu böyle söylemek istemiyorum ama söylemek istemiyorum. Söyleyeyim artık. Şeyh Efendi, Abdullah Efendi benim şeyhlimi kendisi ilan ettirmiş kimse. bizatihi kendisi bana söylemesi ayrı. Ben bana söylediklerini söylemiyorum hiç. Benim şeyhlimi kendisi ilan ettirmiş. Ben bu konuda şeyhlimi ilan ettirecek hale gelmişim ki benim şeyhlimi ilan ettirmiş.

Neden örnekliyorum bunu o kardeşler yanlış anlamayacağı için. Okta’yın dervişliğiyle benim dervişliğimin arasında beş altı ay bir fark vardır. Neden Okta’yı değil veya neden Nuri’yi değil veya o zaman için neden Adil’i değil? Adil de Narki Bünün Kabba’ydı. Veya hatta neden Avrupa’da Hollanda’daki Mustafa değil? Sivas’ta Ahmet Turan ağabeyle beni söylettirdi. Şimdi şöyle söyleyeyim. Demek ki ben onda belli bir eğitimi almışım ki o beni kendince şeyhlik yapabilecek vaziyette ve durumda görmüş. Beni şeyhlik yapabilecek durumda vaziyette görmemiş olsa, kalkıp da dergaha ilan ettiriyorsa şeyhtir o şeyhlini ilan edin diye. O zaman Abdullah Efendi yalan mı söyledi? Oyun mu yaptı? Tezgah mı yaptı? Bu da düşünlemeliyceğine göre.

O benim şeyhlimi zaten ilan etti. Ben de reddetmedim zaten. Ben de dedim ki aldık oraya koyduk. Canım kardeşlerim aldık oraya koyduk. Ama benim şeyhim sağ şu anda. Şeyhim vefat edinceye kadar ben şeyhlik yapmayacağım dedim o akşam. Bu kadar basit. O yüzden normalde bir kimse… …işte icazeti alıncaya kadar bir şeyhiye intisâb etmesi lazım. Şeyh Efendi ilan etmiş zaten benimkini. Bir de başkasına ettirdi. Bana söyledi ilan et bu gece diye. Ben ilan edemem efendim dedim. Ben ilan ettirecek kimseyi ben birine ilan ettiririm o kimseyi de ettiririm dedi. Ben de kime telefon açacağımı bunu tekrar tekrar söylüyorum. Kime telefon açacağımı tahmin ettim de onu. Ben de konuşmadan etme dedim. Ne dedi sana dedim böyle böyle böyle dedi.

Çık bu akşam ilan et dedi. O arkadaşa dedim böyle dediyse tamam çık ilan et dedim. Çık dedi ilan etti. O yüzden illa sülükü ikmal etmiş ile icâzet alıncaya kadar hayattaki şeyhiye ihtiyacın vardır derlerken. Evet ben de ilan ettim. Evet ben de illa sülükü ikmal etmiş ile icâzet alıncaya kadar hayattaki şeyhiye ihtiyacın vardır derlerken. Evet ben şeyhimin sözüyle yine şeyhlik yapmadım bekledim. Dedim ki onun bize öğrettikleri vardır çünkü. Bize öğrettiklerinden birisi şuydu. Bir şeyhin vermiş olduğu şeyhlik isabetli olmayabilir pir efendilerininki dahi olmayabilir bozulabilir. Benim şeyhimin verdiği söz bakın bu bana söylediği söz. Mustafa Efendi bir şeyh Efendi dedi şeyhlik verirse o bozulabilir oğlum insan dedi.

Bir dedi pir efendiler ona şeyhsin derse o da bozulabilir oğlum dedi. Ancak Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri söylerse dedi o kimse bozulmaz oğlum dedi. Ben şeyhimden bu öğretiyi aldım. Ben o şeyhimden öğretiyi aldım. Şeyhim bana bu şeyhliğimi ilan ettirdi. O yüzden buradaki Abdullah Efendi burada şeyhe ihtiyacı varken derlerken diyor yaşanan bu çelişkimidir benim için. Benim kendi nefsimde bir çelişkim yok. Sebebi benim şeyhim kendini ben ondan istemediğim halde bana kendisi bunu böyle söylemek istemiyorum. Kaç sefer söyledi efendim ben şeyhlik için burada değilim dedi. Hatta hastanede ameliyat olduktan sonra şeyh Efendi kendince böyle ölüm böyle baş başa kaldı gibi böyle Mustafa Efendi oğlum ilan edeyim dedi.

Dedim efendim istemiyorum. Ben dedim bu dergahı şeyhlik için gelmedim. Ben sizden dedim böyle bir şey istemiyorum. Bunun için burada değilim dedim. Oğlum sen nasıl insansın dedi. İnsanlar şeyh olmak için can atıyor halif olmak için can atıyor. Sen istemiyor musun diyorsun dedi. Ben istemiyorum efendim dedim. Benim inancım şu çünkü ben Allah için oradayım ben şeyhlik için orada değilim şu anda da Allah için ben buradayım ben şeyh olduğum için olmadığım için burada değilim. Minnet beni şeyh diyormuş beni ilgilendirmiyor. Bana üsat diyormuş. ben kendimi de o noktada görmüyorum. Ben diyorum ki Allah yolunda koşan bir kimseyim ben Allah yolunda koşuyorum. Allah onlara bir önder seçtiyse beni seçmiş.

Ben de elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum. Ve eğer işin teknik boyutuna bakacak olursanız benim şeyhim de bana şeyhlik vermiş. Aytiyetten şeyhlik icazeti de isteyenler için icâzet de var. Ayrıyeten millet rüyasında görmüş mü? Görmüş. Benim için tenakuz değil iş birisi de. Çelişki değil yani. Yine burada aldığınız öğretiyle tenakuzda düşmali yok mu? Yok. Bu konuda ne buyursunuz? Hiçbir tenakuzum yok. Şeyh efendinin dediği doğru muhakkak bir kimse bir şeyhte seyri sülükünü devam ettirmeli. Şeyhim de benim şeyhliğimi ilan etmiş demek ki seyri sülüküm onda bitmiş ki ilan etmiş. Bitmemiş olsa ilan eder miydi? Etmezdi. Demek ki seyri sülükümü tamamlamışım onun nezdinde o da ilan etmiş. O da ilan etmiş. 18. son.

Çorum rufayet tarikatı usul ve erkanda icâzet sahip olan nakiplere şiş burhanı yetkisi verilir. Nugaba olanlara ateş burhanı yetkisi verilir. Şeyh olanlara ise kılıç burhanı yetkisiyle büyük icâzet verilir. Hacı Bekir Baba sonraki şeyhe efendiler hilafet aldıklarında kendilerine bu yetki verilmiştir. Gerek Bekir Baba, gerek Ali Haydar Efendi, gerek Mustafa Efendi, gerek Kemal Akdeniz Efendi, gerek Tığlıoğlu Mehmet Efendi ve şu an halifesi olan Çorum ile Hacı Zakir Kümbül Efendi’nin bu usulü muhafaza edip kandil gecelerinde kılıç ve diğer burhanları yaptıkları biliniyor. Bu konuda ne buyuruyorsunuz? Doğrudur. normalde Çorum Dergahı’nın böyle bir icazetle verdiği, doğrudur. Bu konuda icazetle devam ettikleri de doğrudur.

E, yapıyorlar da kandil gecelerinde. Bu da doğrudur. bunda, bu konuda ne buyuruyorsunuz? bu böyle nasıl söyleyeyim, bu burhan çok büyütülecek bir mesele değil.


Kapanış: Duâ ve Nasîhatler

Şeyh Efendi Hazretleri kendisi ilk önce yapmıyordu, sonra yapmaya başladı. Sonra kesti kendisi de, yapmadı. Oğlum, fark da anlaşılıyor dedi, yapmayacağım dedi. Kaldı. E, şimdi bunun yapılması için ben icazetin olması gerektiğine inananlardanım. Zaman zaman benim üzerimde de diyorlar işte, böyle bir şeyiniz var mı? Burhanınız var mı diye. Ben ne var diyorum ne yok diyorum. Var desem yapmam lazım. Yok desem yalan söylemiş olacağım. Bunun da zamanı var, öyle diyelim. normalde bu böyle, ben böyle rüyama göre hareket eden bir kimse olduğumdan dolayı, bunu da bugün, yarın, şu gün yap derlerse, Cenab-ı Hakk’ın izniyle yaparız. Bu noktada bir sıkıntımız, sakıncağımız yok yani. Allah gösterir, Haydi, onun sana bu da çıksın meydana derlerse, çıkarız meydana.

Bu konuda bir sıkıntı yok andolsun. Şimdi soruyorlar, başkaları da soruyor. madem bu rufayı burhan yapıyor mu? Allah Allah. bu burhan yaparak mı rufayla, rufayla olunacak? Ha bir işaretsen, ee valla tamam o işareti arayabilirler insanlar. Eyvallah, buna da söyleyecek bir sözüm yok. böyle şimdi perdeyi patlatayım yani. Şimdi onu da yapsam, onun da icazeti nereden diyecekler? Desem ki rüyamda gördüm veya şöyle oldu böyle oldu. Haydi bir cücürcüne daha kopacak. Andırıyorum şişler bendeydi diyorum. Devamlı bende duruyordu diyorum. Şeyh Efendi sende kalsın dedi bana diyorum ben. Üstüme üstüme geliyorlar. Allah iyiyesin. Ama her şeyin zamanı var. Ben diyorum ya bu derganın her şeyi bitamam. Eksik bir şeysi yok.

Geçenlerde bu şeyle alakalı, tekkeyle alakalı böyle şey olunca dedim ki en sonunda bana onu yaptıracaklar. Bir yer aldıracaklar bana dedim. Oraya kıl çadırdan da tekkeyi kuracağım. Atı da dedim kapısına bağlayacağım. Bir tane de deve bağlayacağım. Gelene gidene şişi çakacağım orada dedim ben. Onun olsun kıl çadırının içinde dedim ama tabii cevap gitmemiş demek ki her yere. Gazetesi Nezir ertesi gün baş sayfaya çekecek tabii beni. Ondan sonra cezası en az 9 aydan başlıyor. Bıçak ve şişmiş ıvır zıvır kanuna göre 3 yıla kadar cezası var. Sen üzerine alınma bu soruyu soran kimse. Bunlar biraz da böyle orlardan gelme sorular. Bana başka yerlerden geliyor bunlar. Bu seninle alakalı değil. Damarıma basıyorlar benim ben böyle bir şey hemen aniden yapayım diye.

Ama ben galeyene gelmeyeceğim. Zamanı var her şey. Kaynar kazanları da koyacağım orta yere. Bütün şişleri kılıçları da koyacağım orta yere. Yakacağım ateşleri de orada közleri. Laleleri de kızartacağız. Bir cücün ha gidecek ki Allah Allah Allah Allah. Ne oluyor diyecekler ya. Mevlevilerde bu yok. Evet en sonunda onu da edecekler. Nevşehirli Abdullah Efendi’nin Çorum’dan usul olarak şeyhlik icazeti almadığını siz de söylemiştiniz geçen sohbete. Çorum da eski dervişlerin bildiği ve aktardığı şekliyle yazıyorum. Çorum’un Hacı Mustafa Efendi Hazretleri Nevşehir’in akıbı olanı Abdullah Efendi’ye sadece şiş burhanı yetkisi vermiş. Nükkebalık makamına gelemediği için ateş burhanı yetkisi vermemiş. Doğru değil. bunu böyle söylemek zorundayım şimdi. şey efendinin şeyhlik yapmaya başladığında şiş burhanı yetkisi de yoktu onda.

Doğru değil. Hatta biz yeni derviştik o zamanlar. Sivasta, Sivasta, Ali Abinin şiş ve ateş burhanı vardı. Şey efendide yoktu. Hatta derganın içerisinde bu konuşuluyordu. Ali Abi de böyle göğsünü gere gere böyle şiş burhanı yapıyordu. Ateş burhanı yapıyordu. bende var. Gibisinden ama Abdullah Efendi de yok gibisinden. Sonra şey efendine manen verildi bu. E bunu da buradan patlatayım bombayı ben şimdi. Yok doğru değil. Şey efendisi şiş burhanı icazeti yok çünkü. Bu da doğru değil. o böyle bunlar biraz böyle Abdullah Efendi Hazretlerine karşı cephaladıklarından kaynaklanıyor biraz da bazı şeyler. Cephalamaya gerek yok. Hepsi de kardeş derganın ürünleri bunlar. Hepsi de birbirlerine cepheleşmelerine gerek yok.

Birbirlerine yinilemelerine gerek yok. Birbirlerine yıkılmada birbirlerine yıkılmada birbirlerine yıkılmada birbirlerine yıkılmada birbirlerine yıkılmada. Bunlar hepsi de birbirlerine cepheleşmelerine gerek yok. Birbirlerine yinilemelerine gerek yok. Varsa var yoksa yok herkes var veya yok oldu veya olmadı. Herkes doğruyu söylesin çıksın. Nüggabalık verildiğine dair ne töre ne de icâzet hakkında bildiğiniz bir şey var mı? Yok Şey Efendi Hazretleri Mustafa Efendi nakibi nüggabah etti oğlum bize dedi. O zaman için Yakup Efendi’nin nakibi nüggabah olduğunu, Karabüklü Mustafa Efendi’nin nakibi nüggabah olduğunu, aynı zamanda İstanbul’da Ali Efendi’nin nakibi nüggabah olduğunu, bir de Sivas’ta Ali Abinin nakibi nüggabah olduğunu biliyorduk.

Bizim bildiğimiz nakibi nüggabahlar bunlardı. Çorum Naci Mustafa Efendi’nin vermiş olduğu nakibi nüggabahlar bunlardı. Sivas’ta Ali Abide Şey Efendi’nin nakibi nüggabah olduğunu bana söylemişti. Öyle söyleyeyim. İstanbul’daki Ali Efendi de Abdullah Efendi’nin nakibi nüggabah olduğunu söylemişti. Ankara’daki Yakup Efendi de Abdullah Efendi’nin nakibi nüggabah olduğunu söylemişti. Ben onun zaten kendisiyle, bunların üçüyle de görüştüm çünkü. Bir tek Karabüklü Mustafa Efendi ile ben görüştüm. Ama onun nakibi nüggabahlılıkla alakalı bir şey onunla görüşmedik. Abdullah Efendi’nin ateş kılıç burhanı icra ettiğini gördünüz mü? Ben Şey Efendi’nin şiş burhanı yaptığını biliyorum. Halk açık ateş burhanı yapmadı ama benim üzerimde kaynar suya kattı beni. gir Mustafa Efendi dedi bana.

Ben destur dedim girdim bunlara açık açık konuşayım artık. Millet parmağını sokamıyordu böyle suya. Hiç kimse giremedi artık biz mi girdik sadece? Sonra benden sonra o da girdi. Açık konuşmak gerekirse ayrı bir perde oldu. Ne ses duydum ne soluk duydum orada başkaları da vardı. Onlar zaten bizim girdiğimizi gördü mü görmedi mi? Öyle bir hal oldu bana gir Mustafa Efendi dedi girdim ben. Öbür iki üç kişi daha vardı yanımızda bu suya girilmez çok kaynar su. 80 derece burası. Yalan olmasın. Sivas’taki sıcak kaplıcanın en sıcak yeri tam çıktığı yer. Bilmem kaç derece ile çıkıyormuş orası kimse giremiyormuş. O odaya da kimse girmiyormuş zaten. Orayı tutturdu Şey Efendi tutturmuş o gün. Ondan sonra kimse giremiyor o kaplıcanın içine.

Normalde parmağını sokamıyordu oradakiler. Tabi ben Şey Efendi’nin yanındaydım. Ben onun bana gir dediğini duydum öyle duydum. Mustafa Efendi gir oğlum dedi ben destur dedim attım kendimi suyun içerisine. Bir parmağımın kımıldattım yandı parmağım öyle durdum. Ondan sonra o da girdi. Ondan sonra depreşme dedi bana Allah rahmet eylesin. Depreşmiyor mu dedim ben de öyle durduk suyun içerisinde. E tabi o gir dedi o çık deyinceye kadar çıkacağız. Su geliyor ama arkadan daha. Böyle yanıyor böyle ortalık duman dumanı hiçbir şey görünmüyor. Şey Efendi hasretlerinde bu vardı. Ben onu bir buhran olarak gördüm onu. Açık konuşmak gerekirse dedim yok bu bir buhran dedim içimde kalbim öyle geldi. Bu dedim sıcaklık burhanı diye benim aklıma geldi. dedim bu sıcaklık burhanı başka bir şey değil bu dedim.

O yüzden Şey Efendi de benim gördüğüm bu vardı. bunlar bir de böyle şey değil belki de muhakkak icazetin olması gerekir. Tarîkat usulü kaidesinde icâzet olması lazım eyvallah. Ama sufilik dairede icâzet şartı yok bunda. bunu anlatmak istemem ilk iti kafa girdiğimde bana dediler ki başını sıvazla besmele çek şeye vur caminin direğine vur. Ben Emret abiyim ya rüyamda halimde ne görüyorsam yapıyorum. Bismillahirrahmanirrahim dedim ben kafamı sıvazladım gerildim güldür güldür güldür güldür gittim. Bir de gençlik de var ya böyle vurdum şeye camiye. Cami sarsıldı böyle dedim yıkılacak mı cami acaba. Kimse de yok sabah namazdan az önce. Allah’ım dedim bu nasıl bir şey böyle kendi kendime hiç anlatmadım bunu böyle yakın dairede arkadaşlar anlatırım. bunu şimdi bir kimse bunu böyle yaptığında sen istediğin kadar bunun icazetin var mıdır?

Yok. Ben sonra o gündür bu gündür bir daha hiçbir yere kafa vurmadım hiçbir yere kafa atmadım dedim. Ölür mü ölür birisi Allah muhafaza eylesin. bunun icazeti var mı? Yok. İcazeti var mı? Yok. Şeyh efendi bana gir sıcak suyun içine dedi ben girdim icazeti var mı? Yok. Şeyh efendi’nin de icazeti yok o konuda. O yüzden çok özür dilerim her şey icâzet değil kimseye bir şey verildiysen. İstediği kadar oradan bağırsın birisi ya icâzet lazım. İyi canım kardeşim. Sen icazetsiz yapma ama ona verildiyse emredildiyse ne yapacak? Biraz naz ehliyse der ben nasıl icazetsiz yapayım dedikodu ederler laf söylerler tırmalarlar taş atarlar. Rüyamızda görürüz yaparız kardeşim. İster taş atsınlar ister top atsınlar.

Peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretleri geçmiş peygamberler sahabeler pir efendiler şeyhim bir şey derse Kur’ân sünnetin içinde mi içinde yaparım canım kardeşim. İsterse bütün tankları toplasınlar ateş etsinler. Başımız gözümüz üstüne çekilecek çilemiz varmış deriz sabreder yürürüz. Dolayısı ile seyri sülükünü tamamlayamamış rüyâ ile görev aldığını idda eden bir kimsenin şeyh olamayacağı malum iken neden kendisine şeyh efendi diye hitap ediyorsunuz? Benim nazarımda şeyh efendi hazretleri şeyhti ben onun şeyhliğine inanıyorum. O yüzden hala da şeyh efendi derim. Yok. Kendi halinde kendi dairesinde kendi durduğu yerde tam bir şeyhti. Gerçekten de yetişmek isteyen bir kimse yetişir diye elinde.

Her şeyhin kendine münhasır halleri vardır. Onun da kendine münhasır halleri kendine münhasır halleri var. Ama şeyh efendi hazretlerinin şeyhliği üzerinde ben bir tereddüt görmem. Sonuçta insan herkes. Sonuçta onun da etki altında kaldığı bir şey. Ben onun yanında 18 yıl durdum. Çok özür dilerim böyle söylemek istemem ama ben iyi tanıyan bir kimseyim kendisine. Şimdi her ne kadar benim arkamdan şeyhlerimden bir şey söylemek istemiyorum. şeyhlerimden bir şey söylemek istemiyorum. şeyhlerimden bir şey söylemek istemiyorum. Ben iyi tanıyan bir kimseyim kendisine. Şimdi her ne kadar benim arkamdan dergahta kalan kardeşler atıp tutsa da bu çok iddialı bir söz olacak ama onu en iyi tanıyanlardan birisiyim.

Çocukları dahil buna. Bakın çocukları dahil hatta Allah rahmet eylesin eşi dahil buna. Hatta en yakınındaki dervişleri dahil buna. Şu anda böyle kendi kendine zakirlik yapıyorum, nakiblik yapıyorum, nügabalık yapıyorum diyenler dahil buna. Bunu iddia ediyorum bunun altını çiz, Salim sen de çiz. Abdullah Gürbüz efendi’yi benim tanıdığım kadar hiç kimse tanıyamaz. Benim bildiğim kadar hiç kimse bilemez. Benim bildiğim kadar hiç kimse bilemez. Onun maneviyatını onun derecesini de benim bildiğim kadar hiç kimse bilemez. Şu anda kendi kendilerine böyle laf üretenler böyle benim üzerimden de laf üretenler Allah rahmet eylesin şeyh efendiye zarar veriyorlar. Allah affetsin onun nerede ne yapacağını daha yapmazdan önce bilen insandım ben.

Bunu böyle kamuyu açık ilk defa söylüyorum. Hastalık boyunca ne yaşayacağını da bilen insandım ve yakın dairemdekinlere söyledim. Hatta söylediklerim şeyin ispatı içinde bir gün hastanede Gökhan Karadayı vardı isim de söylüyorum. Gökhan koş buraya ben geldim koşa koşa dinle profesör neler yaşanacağını dedim. O profesörü dinledi bunları hıfs et aklında dedim. Bunlar bir gün lazım olacak çünkü dedim ben. Gökhan Karay dedi burada. Sağda. O yüzden Allah rahmet eylesin gani gani rahmet eylesin. 18 yıl dolu dolu bir hayat yaşadım sufilik yaşadım onunla dolu dolu. Ve böyle metafizik endeksi sufiliğin bence en önemli son dönem simalarından birisiydi. Metafizik endeksi ve gördüğüm hallere gördüğüm rüyalara ehemmiyet veren.

Bu konuda hatta bu meselede çok üzerinde duran bir kimseydi. Kendince onun da ümitleri vardı umutları vardı öyle söyleyeyim. Ama o da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin maniasına bağlıydı. Mesela bunu ilk defa böyle kamuyu açık bir şekilde söylüyor. Mesela son gittiği ömrede bizim ahşi İsmail’i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabrinin başında asabı sofada asker etti. Bunu ilk defa kamuyu açık bir şekilde söylüyorum. Kimseye söyleme râbıta ettiriyordu. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine sorduruyordu. Dergahın benden sonra sahibi kim diye. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde İsmail’e diyordu ki dergahın sahibi Mustafa Efendi.

Şimdi her gün râbıta ediyordu İsmail. Her günde iftardan iftar ettikten otele giderken Şeyh Efendi’ye fısıl fısıl söylüyordu. Şeyh Efendi de ona diyordu ki Mustafa Efendi’ye söyleme. Ben de İsmail’e diyordum ki İsmail şeyhini dinle kimseye söyleme. O da böyle eli ayağı tuttu. Tamam abi tamam abi diyordu. Aman İsmail kimseye söyleme diyordum. Bakın ben bunu ilk defa kendi ağzımdan söylüyorum. İsmail bunu söyledim Şeyh Efendi vefat ettikten sonra. O yüzden Şeyh Efendi’nin şeyhliği ile alakalı hiç kimsenin kafasında bir şeyh şüphe olmasın. Bu son dönem yatağa düştükten sonraki hallerini ayrıca konuşmak analiz etmek gerekir. Orası ayrı. Onun da şeyhliğine, onun da vazifesine leke getirecek şeyler değil onlar.

Evet. Zaman her şeyin ilacıdır sözünü sık sık söylerdiniz. Hala daha söylerim. Zaman gizli saktı çok şeye eşkari meydanı çıkarıyor. Evet. Hatadan dönmeyi istemez misiniz? Hatadan dönmeyi isterim. Varsa bir hatam Kur’ân Sünnet tarihisinde derler ki buradası hata. Ben oradan dönerim. Ne dönmeyeyim? Tüm bu izahlar ve araştırmalar neticesinde Abdullah Efendi’ye gerçekten nasıl bakıyorsun, nasıl anlatabilirsiniz gelinen bu durumu bizlere? Ben Abdullah Efendi Hazretlerine manen görev aldığını ve o görevini icra ettiğine inanıyorum. Bu inancımı hiç kaybetmedim. Hiç kaybetmedim. Ve hiç bu konuda da tereddüt etmedim. Ben o tereddüt etmedim. Bakın belki de Şeyh Efendi Hazretlerinde olan son dönem meselelerde ben sıkıntı yaşasam da onlara bir böyle pişmeme sebebiyet verecek, olgunlaşmamama sebebiyet verecek birer unsurlar olarak görüyorum.

Şeyh Efendi Hazretleri o gün için öyle bir şey yaptı. Kendisi yaptı, nasıl yaptı, nasıl etti? Ben bu konuda da bir şey söylemiyorum. Ben çünkü onun son hastalık dönemini tırnak içerisinde hastalığına bağlıyorum her şeyi. Zinet Kulüp isimli tasavvuf kitabında irşada yetkili olmadan şeyhlik yapanların yarın mahşerde deliller gibi haşrolunmasından korkulur diye bir ibare geçmektedir. Çorum Hacı Mustafa Efendi Hazretleri icazetsiz kendi kendine rüyâ ile şeyhlik iddia edenlere yarın kabre vardığında gel kezap idamına muhatap olacağını buyurmuş iken bu devranın geçeceğini, bu saltanatın erbet biteceğini bile bile şeyhlik üstadlık yapanların neye istinaden insanları başına topladıkları hakkında ne buyurursunuz? insanlar kendilerince böyle bir şeyler kendi kafalarından böyle bir şey yapıyorsa doğru değil.

Bakın doğru değil. Ama bir kimsenin şeyhi diyorsak sen şeyhsin, bir kimse üstadı diyorsa sen şeyhsin, bir kimse elinde şeyhlik yapabileceğin icazeti varsa her iki tarafı da söylüyor. Veya bir kimse kendince rüyasında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri sana sen şeyhsin çık insanlara şeyhlik yapıp görevini yap diyorsa herkesin kendini bağlayacak olan bir şey. Tabii ben şeyhim demek eski sufilerin adab ve erkanında yok. Bir kimsenin ben şeyhim demesi eski sufilerin adabında erkanında yok. Ben o yüzden bu sözü kendimden uzak tutuyorum. Bir ikincisi ben şeyhime söz verdim Bursa’da dedim ki ben asla hiç kimsenin kardeşlerin önüne çıkıp ben şeyh oldum demeyeceğim dedim. Böyle bir yemin ettim böyle bir söz verdim.

Ben sözümün arkasındayım ben şeyh değilim diyorum. Eski sufilerin usulü kaidesi bu ben onu çok öncesinden biliyorum çünkü. O yüzden böyle kendiliğinden ortaya çıkmış ben şeyhim diyenler bunu düşünsünler. Eyvallah. Zira İsra Suresi 71. ayette o gün insanları başlarındaki ile çağıracağız buyurulmaktadır doğru. Eğer rüyâ ile alındığı söylenirse İslâm dininde rüyâ delil olmaz. Hayır rüyâ delildir. Sufiler için delildir. Kabul etmiyorum. Biz kaçıncı soruya geldik. Arkadaşlar burada son vereceğim.


Kaynakça ve Referanslar

  • Tasavvuf Yolunun Edebî ve Usûlü: “Edeb bir tac ki nûr-i Hûdâdan / Giyşirân bu tacı emân-ı belâdan” — tasavvuf kaidesi; edeb hakkında — Müslim, Îmân 77; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâûlûm, Kitâbu Âdâbi’s-Sohbe
  • Mürşid-i Kâmile İntisâb ve Râbıta: “Ey îmân edenler, Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun” — Tevbe 9/119; râbıta edebî — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât I/187; Ahmed Sirhindî ve Nakşibendî silsilesi
  • Zikir, Vird ve Kalbin Tasfîyesi: “Biliniz ki kalbler ancak Allah’ın zikri ile itmi’nâna erer” — Ra’d 13/28; “Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim” — Bakara 2/152; zikir âdâbı — Aziz Mahmud Hüdâyî, Tûfetu’l-Arûs
  • Nefs Mertebeleri ve Mücâhede: Nefs-i emmâre — Yûsuf 12/53; levvâme — Kıyâmet 75/2; mütma’inne — Fecr 89/27-30; yedi nefs mertebesi — Necmeddin Kubrâ, Fevâihu’l-Cemâl; “Büyük cihâd nefs ile cihâddır” — Beyhakî, Zühd
  • Sohbet, Muhabbet ve Huzûr Edebî: “Sâlihlerin sohbeti kötü arkadaştan hayirlıdır” — Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146; muhabbet mertebeleri — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Mahabbe
  • Rüyâ Tabiri ve Mânevî Keyfiyetler: Rüyânın üç kısmı (rahmânî, nefsânî, şeytânî) — Buhârî, Ta’bîr 2-3; “Sâliha rüyâ peygamberlıkdan kırk altı cüzdandır” — Buhârî, Ta’bîr 4; mânevî keyf ve hâl — Kelabâzî, Ta’arruf
  • Tevekkül, Sabır ve İmtihân: “Kim Allah’a tevekkül ederse O ona kâfîdir” — Talâk 65/3; “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla… imtihân ederiz. Sabredenleri müjdele” — Bakara 2/155; sabır fasılları — Buhârî, Rikâk 6
  • Evliyâullâh Menkıbeleri: “Benim velî kullarım benim yemiğim altındadır, benden başkası onları tanıyamaz” kudsî hadîs — Hakim, Müstedrek IV/328; Abdulkâdir Geylânî, Bâyezîd Bistâmî, Cüneyd-i Bağdâdî menıbeleri — Ferideddin Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ
  • Fenâ Fillâh ve Bekâ Billâh: “Herşey helak olacaktır, O’nun zâtı hâriç” — Kasas 28/88; fenâ ve bekâ makamları — Şeyh-i Ekber İbn Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye II/514; Sadreddin Konevî, Miftâhu’l-Gayb; kurb-i ferâiz ve kurb-i nevâfil — Buhârî, Rikâk 38
  • Gaflet, Dedikodu ve Kalp Selameti: “Gıybet kardeşinin etini yemektir” — Hucurât 49/12; “Sûkut eden kurtuldu” — Tirmizî, Kıyâme 50; kalp selâmeti — Şu’arâ 26/89; gafletten uyanış — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Yakıza
  • Kapanış: Duâ ve Nasîhatler: “Duâ îbâdetin özüdür” — Tirmizî, Da’avât 1; “Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, size icabet edeyim” — Mü’min 40/60; nasîhat edebî — Müslim, Îmân 95; derviş kapanış âdâbı — Aziz Mahmud Hüdâyî, Tarîkatnâme

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Bekā, Mürşid, Tarîkat, Hakîkat, Vird, Zikir. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı