Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 15. sohbet-i şerîfinde, İslâm hukûkunun uygulanmadığı bir ülkede mîrâs taksîminin devletin hukûkuna göre yapılması gerektiğini, Mekke-i Mükerreme’de hiçbir hukûkî âyet indirilmemiş olduğunu (hukûkun tamâmının Medîne’de indiğini), Türkiye’nin hukûk sisteminin Cumhûriyet’in kuruluşunda İtalya’dan cezâ, İsviçre’den medenî, Almanya-Fransa’dan ticâret hukûku devşirilerek İngiliz emperyalizminin mühendisliğiyle oluşturulduğunu, 100 yıldır demokratik bir anayasanın yapılamadığını, idam cezâsının geri getirilmesi gerektiğini, insanı insan yapanın îmân ve güzel ahlâk olduğunu, kaybolmuş nesil duygusunu, 12 Eylül darbesinin “bir saatte” anarşiyi bitirdiğini, Niyâzî-i Mısrî hazretlerinin “kendimi terk edince bildim ki her şey bana dost” şiirini beyit beyit tefsîr ederek “kesretten vahdete, vahdetten halvete, halvetten Hakk’a” geçişin mertebelerini, “sohbetini 5000 liraya yapanlar yele oldu gitti” tesbîtini, İmâm Gazzâlî’nin “îmânı korumak îmân etmek kadar önemlidir” sözünü, sûfîlerin takvâlarını ve ihlâslarını gizlemelerinin sünnet olduğunu, deccâliyetin İslâm’ı felsefi-kültürel-sosyal-ekonomik olarak esir aldığını, hadîs inkârcılarının asıl amacının Kur’ân’ı herkesin kendi kafasına göre yorumlatıp ümmetin birliğini bozmak olduğunu ve bu savunmanın ancak sûfîler tarafından yapılacağını beyan buyurmuşlardır.
İslâm Hukûkunun Olmadığı Yerde Mîrâs Taksîmi
Efendi hazretleri sohbete cemaatten gelen bir mîrâs sorusuyla başlamıştır: Bir kardeşin dedesinden kalan tarlaya devlet el koymuş, 60.000 TL bedel yatırmış, dayısı “benim de hakkım var” diyerek paranın yarısını almış, aile bu sebeple küsmüş. Efendi hazretleri bu meseleye çok net bir İslâmî kâide ile cevap vermiştir: “İslâm hukûkunun olmadığı bir yerde, İslâm hukûkunun herhangi bir bölümünün icrâ edilmesi, uygulanması uygun değildir. Bu bir İslâmî kâidedir.” Yâni Türkiye Cumhûriyeti devletinin hukûku İslâm hukûku değildir; bu sebeple mîrâs, evlilik, ticâret, cezâ gibi hukûkî meselelerde devletin kanûnları uygulanır. Efendi hazretleri bunu sert bir örnekle pekiştirmiştir: “Sen 118 sefer ‘boşadım’ de — resmî boşamadıktan sonra devlet seni boşamış sayıyor mu? Hayır.”
Mekke’de Hukûk İndirilmemiştir
Efendi hazretleri bu kâidenin Kur’ânî dayanağını göstermiştir: “Mekke-i Mükerreme’de Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e İslâm hukûkuyla alâkalı hiçbir şey indirilmemiştir. Hiçbir şey. Ne mîrâs hukûku, ne evlilik hukûku, ne ticâret hukûku, ne savaş hukûku — hiçbir hukûk yoktur Mekke’de indirilen âyet-i kerîmelerde. Orada hep Allâh’ın varlığı, birliği, sıfatsal boyutları, müşriklerle alâkalı meseleler, inançla alâkalı, îmânla alâkalı meselelerdir. Hukûkî meselelerin hepsi de Medîne-i Münevvere’dedir.” Bu tespit son derece mühimdir: İslâm hukûku ancak İslâm devletinin bulunduğu Medîne’de indirilmiştir — çünkü hukûk ancak uygulayan bir otorite varsa anlam taşır.
Türkiye’nin Hukûk Sistemi: İngiliz Emperyalizminin Mühendisliği
Efendi hazretleri Türkiye’nin hukûk târihine sert bir eleştiri getirmiştir: “Türkiye Cumhûriyeti Devleti kurulduğunda millete referandum yaptılar mı? Hayır. Milletin isteği bu muydu, değil miydi diye baktılar mı? Hayır. Paket programı: Cezâ hukûku İtalya’dan, medenî hukûk İsviçre’den, biraz Almanya’dan, biraz Fransa’dan toparlamışlar. İngilizler bu işleri iyi bilirler. Koca Osmanlı’yı yıktılar, cetvel ile çizdiler, bütün her yere küçük küçük devletçikleri kendi elleriyle kurdular. Kime ne lâzımsa kendilerine göre hukûklarını da belirlediler.” Efendi hazretleri 100 yıldır demokratik bir anayasanın yapılamadığını vurgulamıştır: “23’te 100 yıl olacak. Her anayasa darbecilerin anayasası.”
İdam Cezâsı ve İnsanı İnsan Yapan Şey
Efendi hazretleri idam konusunda açık tavrını koymuştur: “Kastî olarak suçsuz yere adam öldürenlerin, teröristlerin, uyuşturucu üreticilerinin, tecâvüzcülerin idam edilmesini istiyorum.” Ardından asıl meseleye geçmiştir: “İnsanı insan yapan nedir? İnsanı insan yapan îmân, îmândan sonra en güzel ahlâktır. Başka bir şey değildir.”
Niyâzî-i Mısrî’nin “Kendimi Terk Edince Cümle Âlem Dost Oldu” Şiiri
Efendi hazretleri Niyâzî-i Mısrî hazretlerinin meşhûr şiirini beyit beyit tefsîr etmiştir: “‘Benim herhangi bir sevdiğim kimse kalmadı’ — bu âlemde bana dost yok diyordu. ‘Kendimi terk edince bildim ki her şey bana dost.'” Efendi hazretleri bu beyti şöyle açmıştır: “Allâh bu âlemi insana amâde yarattı. Gözünüzün gördüğü-görmediği her şey sizin için. O yüzden ‘bu âlemde sevilecek hiçbir şey yok’ diyen kimse kabız hâlindedir. Onun şeyhi yoktur ya da şeyhini dinlemiyordur.” Devâm eden beyitler: “Cümle eşyâda görürdüm hâr var — gülü zâr yok” → Önceden her şeyi ateş görürdüm. “Hep gülistan oldu âlem şimdi, hiç hâr kalmadı” → Kendimden geçince bütün her taraf gül bahçesi oldu. “Gittik kesret, geldi vahdet oldu, halvet ile dost, hep Hakk oldu cümle âlem” → Kesretten vahdete, vahdetten halvete, halvetten Hakk’a. “Din, diyânet, âdet-i şöhret, kamu vardı yele” → Dinle diyânetle şöhret bulanlar yele oldu gitti. “Ey Niyâzî, ne oldu sende? Kaydı dindar kalmadı” → Kayıtlı bir din algısı kalmadı.
Sûfîlerin Takvâlarını Gizlemeleri Sünnettir
Efendi hazretleri çok mühim bir sûfî edebini beyan buyurmuştur: “Gerçek sûfîler, kendi dînî hâllerini, kendi dînî yaşantılarını gizlerler, saklarlar. Bu sünnet-i seniyyede de vardır. Nâfileleri insanların gözünün önünde yapmak sünnet-i seniyyeye uygun değildir. Bir kimsenin nâfilesini konuşması, takvâsını konuşması, ihlâsını konuşması, kimlere nasıl iyilik yaptığını anlatması uygun görülmemiştir.” Bu kuralın istisnâsı mürşidlerdir: “Üstadlar bunları söyler — teşvîk amacıyla. Örnek olsun diye. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri nasıl yapmış olduğu ibâdetleri teşvîk ve örnek olma açısından insanlara açıkça gösterdiyse, üstadlar da aynı sünnet-i seniyyeyi yerine getirirler.”
Deccâliyetin Asıl Savaşı: Felsefi-Kültürel-Ekonomik Esâret
Efendi hazretleri küresel stratejik bir analiz yapmıştır: “Kapitalist dünya, İslâm dünyasını bireysel-fizikî olarak yok etmeye çalışmıyor. Bunun altını çiziyorum. Kapitalist dünya, İslâm dünyasını felsefî, kültürel, sosyal, ekonomik olarak esir almış vaziyette. Son adımlarını atmaya çalışıyor.” Bu “son adımlar” şunlardır: (1) Vatan duygusunu yok etmek, (2) millet duygusunu yok etmek, (3) Kur’ân’a bağlılığı sarsmak, (4) Sünnet’e bağlılığı yıkmak. Efendi hazretleri bu stratejinin en son hedefini şöyle tanımlamıştır: “Hadisleri komple inkâr ettirirseniz, ortada din diye bir şey kalmaz. O şunu diyecek ‘ben bu âyetten bunu anladım’, öbürü şunu, herkes kendi kafasına göre bir şey anlayacak. Bunu ‘özgürlük’ zannedecek herkes.”
28 Şubat Tesettür Analizi: Bire Bir Örtüden Mendil Örtüye
Efendi hazretleri 28 Şubat sürecinin tesettür üzerindeki etkisini çarpıcı bir endüstriyel analizle göstermiştir: Bir örtü üreticisine sormuştur — “Bire bir (1 metreye 1 metre) örtü işliyor musunuz?” Cevap: “Ah be hocam, mendil gibi örtü işliyoruz ya. Örtüler indi — 50’ye 50, 70’ye 70’e indi.” “Bire bir çalışan var mı?” “Türkiye’de bir tek Vakko kaldı bire bir çalışan.” Bu analiz, tesettürün ekonomik boyutunu gösterir: 28 Şubat öncesi bayanların örtüleri 1 metreye 1 metreden kesilirdi; şimdi “mendil gibi” örtüler piyasayı kaplamıştır. Efendi hazretleri bunun “küçümsemek veya ayıpsamak” için değil, bir gerçeği teşhîr etmek için söylediğini belirtmiştir.
“Hadislere Asla Dokundurtmayacağız”
Efendi hazretleri sohbetin en güçlü beyânını son sözlerinde yapmıştır: “Sûfîler, metafizik olarak gönül kapıları ve gönül dünyaları öte âleme açık olduğundan, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini gördükleri müddetçe ve onunla alâkalı sohbetleri devâm ettikleri müddetçe onlar hadîslere sâhip çıkacaklar. O yüzden asla ve asla hadîslere dokundurtmayacağız kimseye.” Bu beyân, Karabaş-i Velî Tekkesi’nin hadîs müdâfaasındaki kararlılığının en net ifâdesidir.
Âmelî Dersler
- İslâm hukûku yoksa devlet hukûkuna uy: Mîrâs, evlilik, ticâret — devletin kanûnuna göre.
- Mekke’de hukûk indirilmedi: Hukûk ancak otoritenin olduğu Medîne’de indi.
- İngiliz emperyalizminin hukûk mühendisliğini bil.
- İnsanı insan yapan: îmân + güzel ahlâk.
- Niyâzî-i Mısrî’nin şiirini öğren: Kendini terk edince cümle âlem dost olur.
- Takvânı, ihlâsını gizle: Nâfileleri gizli yap, kerâmetini anlatma.
- Deccâliyetin asıl silâhı: Fizikî yok etme değil, felsefî-kültürel esâret.
- Hadîs inkârcılarının asıl amacı: Herkesin kendi kafasına göre Kur’ân yorumlatmak.
- “Hadîslere dokundurtmayacağız”: Sûfîlerin târihî vazîfesi.
- 28 Şubat’ın tesettür üzerindeki etkisini gör: Bire bir örtüden mendil örtüye.
Referanslar ve Kaynaklar
- Nisâ sûresi, 59. âyet — “Allâh’a itaat edin, Resûlüne itaat edin, sizden olan emir sâhiplerine itaat edin”
- Yûsuf sûresi, 53. âyet — “Ben nefsimi temize çıkarmak istemem”
- Hadîs-i Şerîf — “Bir kimsenin ibâdetlerine bakmayın, muâmelesine bakın”
- Hadîs-i Şerîf — “Günâhına tövbe eden hiç günâh işlememiş gibidir” (İbn Mâce, Zühd 30)
- İmâm Gazzâlî — “Îmânı korumak îmân etmek kadar önemlidir” (İhyâu Ulûmi’d-Dîn)
- Niyâzî-i Mısrî — “Kendimi terk edince bildim ki her şey bana dost” şiiri (Dîvân-ı İlâhiyyât)
- Niyâzî-i Mısrî — “Cümle eşyâda görürdüm hâr var — hep gülistan oldu âlem şimdi”
- Niyâzî-i Mısrî — “Gittik kesret, geldi vahdet oldu, halvet ile dost”
- Ali Şerîatî — İslâm medeniyetinin kültürel emperyalizm tarafından esir alınması analizi
- Mustafa Sabrî Efendi — Son Şeyhülislâm’ın Dârü’l-Harp fetvâsı ve hicreti
- İmâm-ı A’zam — Dârü’l-Harp’in üç şartı (İslâm hukûkunun olmaması, Dârü’l-Harp’e bitişiklik, emânın kaldırılması)
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 15. sohbeti, İslâm hukûkunun uygulanmadığı bir ülkede mîrâs taksîminin devlet hukûkuna göre yapılacağı kâidesiyle açılmış; Mekke’de hukûk indirilmediği, hukûkun tamâmının Medîne’de indiği gösterilmiş; Türkiye’nin hukûk sisteminin İngiliz emperyalizminin mühendisliğiyle oluşturulduğu belirtilmiş; Niyâzî-i Mısrî hazretlerinin meşhûr şiiri beyit beyit tefsîr edilerek kesretten vahdete geçişin mertebeleri anlatılmış; sûfîlerin takvâ ve ihlâslarını gizlemelerinin sünnet olduğu beyan edilmiş; deccâliyetin İslâm’ı felsefî-kültürel-ekonomik olarak esir aldığı analiz edilmiş; 28 Şubat’ın tesettür üzerindeki etkisi endüstriyel verilerle gösterilmiş ve hadîs müdâfaasının sûfîlerin târihî vazîfesi olduğu kararlılıkla ilân edilmiştir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.