Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 16. sohbet-i şerîfinde, günahlarla kararan kalbin tövbe ile temizlenmesini, kadınların kurbanlık hayvan kesmesinin ve avlanmasının fıkhî hükmünü, “sûfî aldatmaz — susar, aldatmaz” düstûrunu, Hanefî mezhebine göre evlilik hukûkunda kadının haklarını (yatak odası, banyo, mutfak, özel hukûk), Anadolu Ajansı’nda paylaşılan semâ görüntülerine yapılan “eşcinsel mi bunlar?” tarzı çirkin yorumlara “bir kimseye iftirâ atan o iftirâ üzerinde tecellî etmeden ölmez” hadîsi ile cevap verilmesini, Hz. Mevlânâ’ya eşcinsellik iftirâsı atan kişinin başına geleni, İbn Hacer el-Heytemî’nin “İslâm’da Helâller ve Haramlar” eserindeki nemmâmlık (lâf taşıyıcılık) bölümünden “dil ile iğneleyen ve kovuculuk eden soysuzlukla damgalanmıştır” (Kalem 11) âyetini ve İbn Mübarek’in “sır tutmayan gayrimeşrû çocuktur” tesbîtini, Efendi hazretlerinin 32 yıllık sûfî hayâtında tespit ettiği “südü bozuk olan zikrullâh halkasında sonuna kadar gidemez” kâidesini, taklitçi şeyhlik eleştirisini (“dize kadar cep diktiren, ıspanak getirene çavuşluk veren, cebine harçlık koyana halîfelik yazan sahte şeyhler”), Hallâc-ı Mansûr’un cezâevinde prangaları kıran “Hakk Hakk Hakk” zikrini ve “Allâh dostları kıyâmete kadar var olacak — bunları yok edemez hiç kimse, bunlar küllerinden yeniden doğarlar, Anka kuşları gibidir bunlar” muhteşem beyânını tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.
Tövbe ve Kalp Kararmasi
Efendi hazretleri sohbete bir soruyla başlamıştır: “Kalp kararmışsa, günahları çok yükse ne yapmalıdır?” Cevâbı hadîs-i şerîflerle vermiştir: “Kim tövbe ederse hiç günâh işlememiş gibidir. Günâh işleyenlerin en fazîletlisi tövbe edenlerdir.” Ardından çok mühim bir tefsîr farkını göstermiştir: “Günahlar işlendikçe tövbe edilmedikçe kalp kararır, mühürlenir. O kimsenin ibâdet etmemesi kalbin mühürlendiğinden dolayı değildir — o ibâdet etmediğinden dolayı kalbi mühürlenir.” Bu, “Allâh mühürledi de o yüzden tövbe etmedi” anlayışının yanlışlığını gösterir: Mühür insanın fiilinin sonucudur, sebebi değil.
Kadınların Hayvan Kesmesi ve Avlanma Hükmü
Efendi hazretleri fıkhî bir soruya net cevap vermiştir: “Kadınların kurbanlık hayvanları kesmesi — eğer kesecek erkek yok ise, kesmelerinde câiz olur.” Avlanma konusunda ise farklı bir tavır koymuştur: “Avlanmak bu zamanda mecbûriyetin sonucu olmalı. Şimdi avlanmak spor, eğlence, hobi. Gidiyorlar göl kenarlarına, yapma ördek bağırtıyorlar, öbür ördekler gelince hepsini avlıyorlar — kandırıyorlar. Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ‘Kandıran bizden değildir’ dedi.” Efendi hazretleri buradan sûfîliğe geçiş yapmıştır: “Sûfî aldatmaz. Susar, aldatmaz.”
Hanefî Mezhebine Göre Evlilik Hukûkunda Kadının Hakları
Efendi hazretleri Hanefî fıkhına göre kadının asgarî haklarını beyan buyurmuştur: “Bir erkek bir kadına şunları vermekle mükelleftir: Yatak odası, gelenin-gidenini karşılayacağı bir oda, banyo, tuvalet, mutfak. Bu bugünkü zamanda en aşağı hayat standardıdır.” Bunun altında kalan durum kadının özel hukûkuna girer. Bir kadının nikâh öncesi şart koşma hakkı da vardır: “Kadın diyebilir: ‘Beni alacak olan insan beş oda bir salonda oturtacak.’ Adam bunu kabul ettiyse, onu beş artı iki’de oturtacak.” Konuşulmamışsa örf geçerli olur. Efendi hazretleri bu bahsi Hanefî fıkhının “örf haram olmadığı müddetçe kabul edilir” kâidesiyle bağlamıştır.
Semâ Görüntülerine Yapılan Çirkin Yorumlar ve İftirâ Hadîsi
Cemaatten bir kardeş, Anadolu Ajansı’nda paylaşılan Mevlid Kandili semâ görüntülerine “bunlar eşcinsel mi?”, “bu nasıl Semâzenlik?” gibi yorumlar yazıldığını bildirmiş ve rahatsızlığını ifâde etmiştir. Efendi hazretleri bu yorumculara hadîs-i şerîfle cevap vermiştir: “Bir kimseye bir iftirâ atan kimse, o iftirâ üzerinde tecellî etmeden ölmez.” Sonra Hz. Mevlânâ kıssasını anlatmıştır: Zamânında birisi Hz. Mevlânâ’ya eşcinsellik iftirâsı atmış. Hz. Mevlânâ tebessüm edip “Sonunu seyredin” demiş. Bir müddet sonra o iftirâcı kendi dervişlerine aynı teklifi yapmaya başlamış. Bu, hadîs-i şerîfin tecellîsidir: “Bak sen Hz. Mevlânâ için böyle dedin — hadîs-i şerîf tecellî ediyor, şimdi sen kendin yapıyorsun.” Dava açılması gerektiğini de vurgulamıştır.
Nemmâmlık: İbn Hacer el-Heytemî’den “Gayrimeşrû Çocuk” Tesbîti
Efendi hazretleri İbn Hacer el-Heytemî’nin “İslâm’da Helâller ve Haramlar” eserinin ikinci cildindeki nemmâmlık bölümünü açarak okumuştur: “Allâhü Teâlâ, ‘Dil ile iğneleyen, kovuculuk eden’ buyurduktan sonra ‘bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış’ buyurmuştur (Kalem sûresi 11). Kim bunlar? Dil ile iğneleyen ve arkasından kovuculuk eden kimse — soysuzlukla damgalanmış.” İbn Mübarek bu âyetten şu hükmü çıkarmıştır: “Soyu belli olmayan çocukların sır tutmaz olduklarını çıkarmıştır. Sır tutmadığından ötürü söz gezdirmek için ötiye beriye gider durur. Bunu yapan gayrimeşrû çocuktur.” Efendi hazretleri bu tesbîtin kendi sözü olmadığını, İbn Hacer el-Heytemî’nin eserinde yazılı olduğunu defalarca vurgulamıştır.
“Südü Bozuk Olan Zikrullâh Halkasında Sonuna Kadar Gidemez”
Efendi hazretleri 32 yıllık sûfî hayâtında tespit ettiği çok önemli bir kâideyi paylaşmıştır: “Adamın südünde sıkıntı varsa, zikrullâh halkasını devâm ettiremiyor.” Bu tesbîti şeyhine sormuştur: “Dedim böyle böyle bir şey tespit ettim efendim. ‘Doğru söylüyorsun’ dedi. Dedim südü bozuklar sonuna kadar zikrullâh halkasında gidemiyorlar mı? ‘Gidemezler Mustafa Efendi’ dedi.” Çözümü de vermiştir: “Çok tövbe edecek. Sımsıkı duracak, dizini kıracak orada. Ne yaşarsa yaşasın orada zikrullâh halkasında duracak. Sonunu görecek adam.”
Taklitçi Şeyhlik Eleştirisi: “Ispanak Getirene Çavuşluk Ver”
Efendi hazretleri sahte şeyhleri zehir gibi bir dille teşhîr etmiştir: “Dize kadar cep diktiren — şeyhi de öyle diktirmiş, onun şeyhi de öyle diktirmiş. Şeyh Efendi cumâ mübâreğine çıkar, cumâsını mübârekleyen cebine bir harçlık koyar. Ispanak getirene çavuşluk ver. Pırasa getirene zâkirlik ver. Cebine harçlık koyana nâkiplik ver. Biraz da altın verene zâkir yap. Hele bir de dolar-euro verdiyse — Allâh, senden sonra halîfe o ya!” Bu, tarîkat içindeki rüşvet-kayırmacılık sisteminin en acı karikatürüdür. Efendi hazretleri buna karşı kendi yolunu koymuştur: “Arabada yatıyorsun — kim yapacak bizim yaptığımızı? Yapmaz kimse.”
Hallâc-ı Mansûr’un Cezâevinde Prangaları Kıran Zikri
Efendi hazretleri sohbetin en dramatik anlatımını Hallâc-ı Mansûr kıssasıyla yapmıştır: “Hallâc-ı Mansûr’u prangalara vurmuşlar, germişler. Cezâ oyuna bastırıyor o günün devlet sistemi: ‘Bu davandan vazgeç!’ O ‘Hakk, Hakk, Hakk, Hakk, Hakk!’ dedikçe cezâevinin bütün taşları, bütün toprakları, bütün zerreleri ‘Hakk, Hakk, Hakk!’ diye zikrediyordu. Askerler koridorda dolaşamıyorlar, komutan içeri giremiyor.” Kıssa devâm eder: Bir âşık içeri girip “Sabır nedir?” diye sorunca — “Bismillâhirrahmânirrahîm” — bütün prangalar kendiliğinden çözüldü. “Sır nedir?” diye sorunca — “Hakk duvarın öbür tarafında” — prangalar tekrar yerine geçti.
“Allâh Dostları Kıyâmete Kadar Var Olacak — Anka Kuşları Gibi”
Efendi hazretleri sohbetin zirvesinde en güçlü beyânını yapmıştır: “Allâh dostları kıyâmete kadar var olacak. Bu kim olursa olsun. Gerçek sûfîler kıyâmete kadar var olacak. Bu topluluklar asla ve asla yok olmazlar. Bunlar tabiri caizse küllerinden yeniden doğarlar. Bunlar mitolojik hikâye gibidir. Anka kuşları gibidir bunlar. Biri gömülür, biri oraya oturur. Bassalar da, kırsalar da, dökseler de, iftirâ da atsalar da, gıybet de etseler, sevseler de, sevmeseler de, peşlerinden gitseler de gitmeseler de, bütün siyâsîler ayağa kalksa, bütün devletler ayağa kalksa, bütün herkes tankını, tüfeğini, uçağını, bıçağını getirse — bu Allâh dostlarını kimse yok edemez! Hiç kimse kökünü kazıyamaz!”
“Gerçek Sûfîler Taklitçi Maymun Değildir”
Efendi hazretleri gerçek sûfîliğin taklitçilikten farkını beyan buyurmuştur: “Gerçek sûfîler taklitçi birer maymun değillerdir. Gerçek sûfîler birer papağan değillerdir. Onlar geçmiş peygamberlerden, sahâbelerden, velîlerden kendilerine örnek alabilirler. Ama asla onları taklit etme yoluna gitmezler. Taklit ancak Hz. Muhammed Mustafâ’nın ibâdetleri taklit edilir — abdesti nasıl alırdı, namazı nasıl kılardı, yolda nasıl yürürdü. İçeriği o kimsenin kendisine âittir.”
Âmelî Dersler
- Tövbe et — kalp kararması tövbesizliktendir: Allâh mühürlemez, sen mühürlettirirsin.
- Sûfî aldatmaz, susar: Kandıran bizden değildir hadîsinin sûfî tatbîki.
- Kadının evlilik hakları: Oda, banyo, mutfak — en alt standart. Örf haram olmadıkça geçerli.
- İftirâya dikkat: “Bir kimseye iftirâ atan, o iftirâ üzerinde tecellî etmeden ölmez.”
- Nemmâmlık yapma: Laf taşıyan, dil ile iğneleyen soysuzlukla damgalanmıştır (Kalem 11).
- İbn Mübarek: “Sır tutmayan gayrimeşrû çocuktur.”
- “Südü bozuk” olan zikir halkasında gidemez: Çözüm: çok tövbe et, dizini kır orada dur.
- Taklitçi şeyhlikten kaçın: Cebine para katılan, ıspanak getirene rütbe veren şeyh değildir.
- Gerçek sûfî taklit etmez: Hz. Peygamber’in ibâdetini taklit et, içeriği senin.
- Allâh dostları Anka kuşları gibi: Küllerinden doğarlar, hiç kimse yok edemez.
- Hallâc-ı Mansûr gibi “Hakk” de: Prangalar çözülür.
Referanslar ve Kaynaklar
- Hadîs-i Şerîf — “Kim tövbe ederse hiç günâh işlememiş gibidir” (İbn Mâce, Zühd 30)
- Hadîs-i Kudsî — “Farzları yerine getiren Allâh’a en sevgili işi yapmıştır” (Buhârî, Rikâk 38)
- Hadîs-i Şerîf — “Kandıran bizden değildir” (Müslim, Îmân 164)
- Hadîs-i Şerîf — “Bir kimseye iftirâ atan, o iftirâ üzerinde tecellî etmeden ölmez”
- Hadîs-i Şerîf — “Allâh diyen olduğu müddetçe kıyâmet kopmaz” (Müslim, Îmân 234)
- Kalem sûresi, 11. âyet — “Dil ile iğneleyen, kovuculuk eden, soysuzlukla damgalanmış”
- Hümeze sûresi — “Her dil ile çekiştiren, kaş göz ile alay edenin vay hâline”
- İbn Hacer el-Heytemî — “İslâm’da Helâller ve Haramlar”, c.2, nemmâmlık bölümü
- İbn Mübarek — “Sır tutmayan gayrimeşrû çocuktur” tesbîti
- Hz. Mevlânâ — Eşcinsellik iftirâsı atan kişinin başına gelen kıssa
- Hallâc-ı Mansûr — Cezâevinde prangaları kıran “Hakk” zikri kıssası
- Hanefî fıkhı — Evlilikte kadının asgarî hakları (oda, banyo, mutfak) ve örf kâidesi
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 16. sohbeti, tövbe ile kalp kararmasi ilişkisini, kadınların hayvan kesmesi ve avlanma hükmünü, sûfî edebinde aldatmama düstûrunu, Hanefî mezhebine göre kadının evlilik haklarını, semâ görüntülerine yapılan çirkin yorumlara iftirâ hadîsiyle cevap verilmesini, İbn Hacer el-Heytemî’den nemmâmlığın “soysuzluk” ile damgalandığını, 32 yıllık tecrübeyle tespit edilen “südü bozuk olan zikir halkasında gidemez” kâidesini, taklitçi şeyhliğin acı karikatürünü, Hallâc-ı Mansûr’un prangaları kıran “Hakk” zikrini ve “Allâh dostları kıyâmete kadar var olacak — Anka kuşları gibi küllerinden doğarlar” muhteşem beyânını ihtivâ eden kapsamlı bir ders-i şerîftir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.