Nazar Boncuğu, Medyum ve Tarot Falı
Nazar boncuğu takmak câiz değildir. Fala bakan bir kimse gerçekten baktığı fala inanırsa tecdîd-i iman ve tecdîd-i nikâh gerekir. Aynı şekilde fal baktıran kimse “Ben buna inanıyorum” derse ona da aynı hüküm geçerlidir. Fala inanan kimse evliyse nikâhı otomatik olarak düşer — imandan çıkmış olur. Medyumluk şarlatanlıktan başka bir şey değildir.
Allâh’ın Varlığının En Büyük Kanıtı: İnsanın Kendisi
Allâh’ın varlığının en büyük kanıtı insanın kendisidir. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede “O insanoğlu düşünmez mi ki önceden yoktu, Allâh onu var etti” buyurmaktadır. Bir kimse kendi üzerinde düşünse — önceden yoktu, şimdi var. Kaç kişinin 120 yıllık ömrü vardır? Yok. Gözümüzün önünde 60-70-80 yaşındaki bir kimse vefât edip gidiyor mu? Evet. Nerede şimdi? Yok.
“Mâneviyâtım Yükseldi” Demek Tehlikelidir
Bir kimse “mâneviyâtım yükseldi” dediyse battığının işâretidir. Bizim yolumuzda olmak, ermek, yetişmek gibi kavramlar yoktur. Kişinin kendini belli bir mertebede görmesi, “ben şu noktaya geldim” demesi düşüşünün başlangıcıdır. Hep aşağıda, hep âcz içinde, hep hiçlikte durmak gerekir.
“İstemeyerek Yaptım” Bahanesi
“İstemeyerek yaptım” demek — bu büyük bir yalan ve tehlikeli bir mazerettir. Bir kimse istemeyerekten hata yapmaz. Koluna söz geçirebiliyor musunuz? Diliniz kendi kendine konuşuyor mu? Ayaklarınız istemediğiniz yere mi gidiyor? Hayır. İnsanın uzuvları cüz’î irâdesine bağlıdır.
Nefsine uymuştur, nefsine uyduğundan günâha girmiştir. “Kafana silâh dayayan mı vardı?” “İstemeyerek içtim” — hoş geldin 23 Nisan. “İstemeyerek vurdum” — birisi kafana silâh dayayıp bunu yapmanı mı emretti? Böyle söyleyen kimseye tecdîd-i iman tecdîd-i nikâh gerekir. Çünkü “istemeyerek yaptım” demek, fiilî Allâh’a isnâd etmektir. “Allâh yaptırdı, ben makina gibiydim” gibi bir imâ var. Bu küfürdür.
Sinirlendin, eyvallâh — sinirleneceksin, imtihânın sırrı budur. Ama sinirlendiğinde şeytana uyup ağzına geleni söylediysen, bu bile bile söylenen sözdür. İki yüzlülük yapmayın. “Senin hakkındaki asıl düşüncem odur” deyin — “istemeyerek oldu” deyip örtmeyin.
Şimdi darbeciler çıkıp “istemeyerek oldu” derse, tanka binen “ben mi tanka bindim”, F-16’yı kaldıran “ben mi kaldırdım”, meclise bomba atan “ben mi attım” derse — İslâm hukûkunu kaldırmamız gerekir. “İstemeyerek oldu” diyen kimsenin aklî dengesi yoktur, mahcûr olur. Ona velî tâyin edilir, malı-mülkü velînin kontrolüne geçer. Evliyse eşi boşanma hakkı kazanır — “Ben böyle dengesiz bir adamla yaşayamam” diyebilir. Çocuklar birinci sırada ona değil, dedesine veya amcasına verilir.
Peygamber Efendimiz’in Ümmîliği
Mehmet Okuyan bir televizyon programında Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin “ümmî olmadığını, ona iftirâ atıldığını” söylemiş. Âyet-i kerîmede açıkça “ümmî peygamber” ifâdesi geçer (A’râf 7:157-158). Bu Mehmet Okuyan, Mustafa İslâmoğlu’nun kanatları altında olan yüzü parlak, sakalsız-bıyıksız bir profesör. Hadîsleri inkâr ediyorlar, hadîslerin sahîh olmadığını söylüyorlar.
İslâmoğlu da kaderi inkâr ediyor; bir sürü kaydır-kupak işleri var. Kâle alınacak bir noktada değiller. Ümmî peygamber ifâdesi Kur’ân’da açıktır; bunu inkâr etmek âyeti reddetmektir. Hem onu hem öğrencilerini hiç kâle almayın.
Vahdet-i Vücûd ve Vahdet-i Şuhûd
Sûfîlikte tarih boyunca isimlendirilmemiş fikrî akımlar olmuştur. Bu akımlar bilhassa Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri’nden sonra doktrinler hâline gelmiştir. Öncesinden bu akımların isimleri yoktur — bir anlayış, bir algı olarak devâm eder.
Arabî’de aslında “vahdet-i vücûd” kelimesi çok geçmez, ama vahdet-i vücûd anlayışı Arabî’den sonra doktrinleşmeye başlar. Buna karşı olarak “vahdet-i şuhûd” düşüncesi gelişir. Anadolu’daki bazı sûfîler ve son dönemde Bedîüzzaman Saîd-i Nursî Hazretleri vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûdu cem etme, birleştirme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Saîd-i Nursî bunun ortasına atmıştır; ne kadar başarılı olmuş olduğu tartışılabilir.
Ne yazık ki Türkiye’de bazı şeyleri tartışmak, analiz etmek “fincancı katırlarını ürkütmek” anlamına geliyor. Risâlelerin üzerinde “şurada hatâ vardı, burada analiz edilmeli” diye çalışmalar yapılamamıştır. Çünkü Saîd-i Nursî kutsanmıştır, risâleler kutsanmıştır, cemâat ve başındaki hoca kutsanmıştır. Bu kutsanmışlık devâm ettiği müddetçe analiz imkânsızdır. 1300 yıllık İslâm târihindeki bütün âlimleri, tefsîrcileri, fıkıhçıları analiz edip “burada hatâ yaptılar” diyebiliyoruz; ama son 150 yılın İslâmî akımları dokunulmazdır.
Mesnevî’den: “İnleyiş Bizden Değil, Sen İnliyorsun”
Hz. Mevlânâ der: “İnleyiş bizden değil, sen inliyorsun. Biz ne gibiyiz? Bizdeki ses sendendir. Biz dağ gibiyiz, bizdeki yankı sendedir. Biz kazanıp mât olmada satranç gibiyiz, a sıfatları hoş rahat! Kazanıp mât olmamız da senden.”
“A bizim canımıza can olan, biz kim oluyoruz ki seninle berâber bu arada bulunabilelim? Biz yoklarız. Bizim varlığımız geçici şekiller izhâr eden, mutlak varlık olan sensin ancak. Biz arslanlarız ama bayraklardaki arslanlarız. Onların oynayışı, saldırışı soluktan soluğa yel yüzündendir. Onların oynayışını görür de yeli görmez. O görünmeyen yok mu? Hiç, mümkün değil eksik olmasın. Yelimiz de senin verginindir, varlığımız da. Varlığımız tümden senin îcâdındır.”
Bu beyitlerde Hz. Mevlânâ kendine ve tüm yaratıklara zâtî bir varlık nisbet etmez. Yaratıklar bayraktaki aslanlar gibidir — görünür, hareket ediyor gibidir ama hareketi sağlayan rüzgârdır, aslanın kendisi değildir. Rüzgâr kimdir? Allâh’ın kudret ve irâdesidir. İnsanların kendilerinin sandıkları her fiilîyât aslında onun tecellîsidir.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- “İnsan önceden bir şey değilken yaratıldığını düşünmez mi?” — Meryem Sûresi, 19:67
- “Ümmî peygamber” — A’râf Sûresi, 7:157-158
- Fal hakkında yasak — Mâide Sûresi, 5:90
Hadîs-i Şerîfler
- Nazar boncuğunun reddi — Sahîh-i Müslim, Kitâbu’s-Selâm, Hadis No: 2224
- Kâhin ve falcıya gitmenin yasağı — Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’t-Tıbb
Tasavvufî Kaynaklar
- Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf — “Biz dağ gibiyiz, bizdeki yankı sendedir” beyitleri
- Muhyiddîn Arabî, Fusûsu’l-Hikem — Vahdet-i vücûd
- İmam Rabbânî, Mektûbât — Vahdet-i şuhûd
- Bedîüzzaman Saîd-i Nursî, Risâle-i Nûr — İki görüşün cem edilmeye çalışılması
- İrâde-i cüz’iyye ve külliye — Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid
Sohbetin Özeti
Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, fal-medyum-nazar boncuğu gibi bâtıl itikâdların hükmünü, Allâh’ın varlığının en büyük kanıtının insanın kendisi olduğunu, “mâneviyâtım yükseldi” demenin düşüş işâreti olduğunu, “istemeyerek yaptım” bahânesinin bir küfür eşiği olduğunu, Mehmet Okuyan ve Mustafa İslâmoğlu ekolünün Peygamber Efendimiz’in ümmîliğine yapılan iftirâsına karşı duruşu, vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûd ayrımını ve Saîd-i Nursî’nin ikisini cem etme teşebbüsünün Türkiye’de analiz edilemezliğini, Mesnevî’den “bayraklardaki aslanlar” benzetmesiyle tüm varlığın âczini detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: “İstemeyerek yaptım” demeyin — cüz’î irâdenizi kabul edin, tövbe edin; kutsanmış insanların ve fikirlerin bile analiz edilmesi Müslüman için bir hakdır.