Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Tekirdağ Şeb-i Arûs, Hz. Mevlânâ’da Hoşgörü, Necran Hristiyanlarının Mescid-i Nebevî’de İbâdeti, Balkanlarda Bir Kilise Bile Yıkılmamıştır, “Mansûr Şarabı İçenler Hiç Ayılmaz”, Abdülkâdir Geylânî’nin Papaz Kıssası

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Tekirdağ Valiliği Gençlik ve Spor Müdürlüğü ile Tasavvuf Vakfı’nın birlikte düzenlediği Hz. Mevlânâ’nın 745. Vuslat Yıldönümü (Şeb-i Arûs) programında “Hz. Mevlânâ’da Hoşgörü” temalı sohbet-i şerîfinde, Hz. Pîr’in “Ben Kur’ân’ın kuluyum, Muhammed Mustafâ’nın yolunun tozuyum” beyânını, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan Hoca Ahmed Yesevî — Mevlânâ — Hacı Bektâş — Yûnus silsilesini, Anadolu sevgi medeniyetinin temellerini, Necran Hristiyanlarının Hz. Peygamber’in mescidinde kendi ibâdetlerini yapması kıssasını, “caminizin kapısını Hristiyanlara açmakla mükellefsiniz” hakîkatini, Balkanlarda bin yıldan beri Müslümanlar tarafından bir tane kilise yıkılıp yakılmadığı hâlde Bosna’da camilerin roketatar ile bombalandığı gerçeğini, “hoşgörü karşındakini kabul etmektir — onu kendine uydurmak değildir” tanımını, Hz. Mevlânâ’nın “üzüm üzüme baka baka kararır” atasözünden aldığı “olgunlaşmış üzüm ve koruk” benzetmesini, “Mansûr şarabı içenler hiç ayılmazlar — gece gündüz Allâh aşkıyla yanıp tutuşanlardır” hikmetini, Mesnevî’den “bu yol vurucuğu ne zamana kadar — madem ki sen bensin, bende senim, artık bu senlik benlik nedendir” mısrâlarını, Hz. Peygamber’in vedâ hutbesindeki “açları doyurun, yetimleri gözetin, kadınlarınıza merhametli davranın” çağrısını, Hârun Reşîd ile Behlül-i Dânâ kıssasını, sûfî edebinde din-mezhep-meşrep-tarîkat sormamanın düstûr olduğunu, Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin dergâhından geçen papazın “bir kere Allâh demesiyle” kıyâmette başının kurtarılması kıssasını ve hiçbir dînî hizmetten ücret alınmadığını tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.


https://www.youtube.com/watch?v=CBhrXg_FCzs

Hz. Mevlânâ’nın Öğretisinin Kaynağı: Horasan — Hz. Hüseyin — Hz. Muhammed Mustafâ Silsilesi

Efendi hazretleri sohbete Hz. Mevlânâ’nın öğretisinin kaynağını ortaya koyarak başlamıştır: “Orta Asya’dan Türkler bu topraklara göç etmeye başlayınca kendi din öğretilerini de yanlarında getirmişlerdir. Hz. Hüseyin efendimiz Kerbelâ’da Yezîd’in askerleri tarafından şehîd edildikten sonra, Hz. Hüseyin efendimizin akrabâları Orta Asya’ya doğru hicret ederek Türklere sığınmışlardır. Ve Türkler dini Hz. Hüseyin efendimizin torunlarından öğrenmişlerdir. Böylece Hoca Ahmed Yesevî bu öğretinin sûfî kolunu temsîl eder.” Bu silsile şöyledir: Hz. Muhammed Mustafâ → Hz. Hüseyin → Ehl-i Beyt → Orta Asya hâcıları → Hoca Ahmed Yesevî → Mevlânâ + Hacı Bektâş + Yûnus. Efendi hazretleri bu bağlamda “Bu topraklar Hoca Ahmed Yesevî’nin öğretisiyle tohum dikilmiş, Hz. Mevlânâ’da ağaç olmuş, Anadolu-Balkanlar-Afrika-Ortadoğu-Orta Asya bu ağacın meyvalâriyle nimetlenmiş, Selçuklu’dan sonra Osmanlı kocaman bir medeniyet kurmuş” buyurmuştur.

Necran Hristiyanlarının Mescid-i Nebevî’de İbâdeti

Efendi hazretleri hoşgörünün en çarpıcı kaynağını Hz. Peygamber’in bir fiiliyâtıyla göstermiştir: “Necranlı Hristiyanlar geldi Medîne’ye, başlarında bir papaz vardı. O papaz Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle din tartışmasına başladı. Bir gün tartıştılar, ikinci gün tartıştılar. Papaz dedi ki: ‘Ey Muhammed, bizim ibâdet etmemiz lâzım.’ Hz. Peygamber ne yaptı? Dedi ki: ‘Gidin Mescid-i Nebevî’de ibâdetinizi yapın.’ Mescid-i Nebevî’yi Necranlı Hristiyanların ibâdeti için tahsîs etti.” Bu hâdise, hoşgörünün en pratik ve en cesûr tatbîkidir. Ardından Efendi hazretleri cemaate dönerek sormuştur: “Tekirdağ’da bir Hristiyan topluluk gelse, burada kiliseleri olmamış olsa, siz câminizin kapısını onlara açmakla mükellefsiniz.”

“Hoşgörü Karşındakini Kabul Etmektir — Onu Kendine Uydurmak Değildir”

Efendi hazretleri hoşgörünün yanlış ve doğru tanımlarını kesin hatlarla ayırmıştır: “Hoşgörü karşındakini affetmek değildir. Hoşgörü karşındakini kendine uydurmak değildir. Hoşgörü karşındakini kabul etmektir. Onun kabul edilmeye hakkı vardır. Senin ne kadar kabul edilmeye hakkın varsa, onun da kabul edilmeye hakkı vardır.” Bu tanım, çağdaş dünyâdaki “tolerans” kavramından farklıdır. Batı’daki tolerans “tahammül etmek” demektir — yâni “seni sevmiyorum ama katlanıyorum.” Hz. Mevlânâ’nın hoşgörüsü ise “kabul” demektir — yâni “senin varlığın benim dünyamı zenginleştirir.” Efendi hazretleri bu farkı şöyle somutlaştırmıştır: “Siz karşınızdaki kimsenin dinini, mezhebini, meşrebini, medenî hâlini sorgulamayacaksınız. Karşınızdaki kimseyi kabul edeceksiniz.”

Balkanlarda Bin Yıl Boyunca Bir Kilise Yıkılmamıştır

Efendi hazretleri bu hoşgörünün târihî delîlini sunar: “Bu topraklarda atalarımız bir tane kilise yıkmamış ve yakmamıştır. Balkanlarda bir tane kilise yıkılmamış ve yanmamıştır.” Karşıt delîl olarak Bosna’yı göstermiştir: “Biz her sene Bosna’ya Ayvaz Dede Şenliklerine gidiyoruz. Orada küçük bir kasabada kalıyoruz. O küçücük kasabanın câminin minâresini bombalamışlar. Bosna’ya gidip gezmenizi isterim — câmilere roketatarla atmışlar, roketatarla bombalamışlar câmileri. Bir tane bombalanmış kilise bulamazsınız.” Bu tespit, İslâm medeniyetinin hoşgörü sicilinin ne kadar temiz olduğunu gösterir.

“Mansûr Şarabı İçenler Hiç Ayılmazlar”

Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın “şarap” metaforunu Tekirdağ’ın şarâpçılık geleneğiyle espritüel bir şekilde birleştirmiştir: “Tekirdağ şarap yapmayı seviyor değil mi? Biz de çok severiz. Sûfîler şarap ehlidir. Çok güzel şarap içerler. Öylesine içerler ki kendilerinden geçerler. Hiç ayılmazlar. Biz ayılmayı hiç istemeyiz. İçtikçe içesimiz gelir.” Sonra Hz. Mevlânâ’nın tefrikini yapmıştır: “Hazreti Mevlânâ ayırır, der ki: ‘Biz Mansûr şarabı içmişiz!’ Kardeş, sen üzüm suyu içersin, kafan bulanır. Oysa biz Mansûr şarabı içeriz, hiç ayılmayız. Şarâbın en hakîkîsi Mansûr şarabıdır.” Mansûr şarabı — Hallâc-ı Mansûr’un “Enelhak — Ben Hakk’ım” dediği o mânevî sekr (sarhoşluk) hâlidir. Bu sarhoşluk üzüm şarâbının sarhoşluğu değil, Allâh aşkının sarhoşluğudur.

Olgunlaşmış Üzüm ve Koruk: İnsanları İkiye Ayırma

Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’den bir benzetmesini nakletmiştir: “Hz. Pîr insanları ikiye ayırır. Der ki birileri olgunlaşmış üzüm tânesi gibidir — bunlar îmân etmiş, îmânı kemâle ermiş mü’minlerdir. Der ki diğerleri koruk gibidir — yâni sendendir, yine senin gibidir. Bir asma düşünün, onun salkımları gibidir: Birisi ermiş, birisi ermeyi bekliyor.” Efendi hazretleri bu benzetmenin düstûrunu şöyle çıkarmıştır: “Sakın onu hor görme. Sakın onu kerîh görme. Sakın onu eksik görme. Sakın onu itme. Sakın onu öteleme.” Çünkü koruk olgunlaşacaktır — onun bir zamana ihtiyâcı vardır ve senin vazîfen onu güneşe tutmaktır, koparmak değil.

Vedâ Hutbesi: “Açları Doyurun, Yetimleri Gözetin”

Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in Medîne’ye hicret ettiğinde ilk hutbesindeki mesajı hatırlatmıştır: “Herkes pür dikkat onu bekliyor — ne diyecek diye. Ne dedi? ‘Ey insanlar, açları doyurun, yetimleri gözetin, kadınlarınıza merhametli davranın.’ Onlara ‘gelin İslâm olun’ demedi. Onlara dedi ki ‘açları doyurun.'” Bu, İslâm tebliğinin birinci adımının “insanlık hizmeti” olduğunu gösterir. Hârun Reşîd-Behlül Dânâ kıssası da buna eklenir: Behlül Dânâ hutbede “Elhamdülillâhi Rabbi’l-mü’minîn” diye bağırmış — “neden alemlere rahmet ise Rabbü’l-âlemîn, sen neden Müslümanlara bir teneke buğday, gayrımüslimlere yarım teneke buğday dağıttın?” demiş.

“Bu Yol Vurucuğu Ne Zamana Kadar — Madem Ki Sen Bensin, Bende Senim”

Efendi hazretleri Mesnevî’den mısrâlar okuyarak sohbetin zirvesine ulaşmıştır: “Hz. Pîr ne güzel söylemiş: ‘Gel, bir şey söyleyelim Allâh’ın adını. Gel, gel daha yakına gel. Bu yol vurucuğu ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen bensin, bende senim — artık bu senlik benlik nedendir?'” Bu mısrâlar Mesnevî’nin “vahdet-i vücûd” (varlığın birliği) öğretisinin şiirsel ifâdesidir. Efendi hazretleri bu mısrâları pratik hayâta tatbîk etmiştir: “Gelin birbirimize yaklaşalım. Gelin senliğimizi benliğimizi atalım. Gelin birbirimizin testisini kırmayalım. Bırakın herkes testisini doldursun, heybesini doldursun, yolunu güzelleştirsin, ibâdetini derinleştirsin.”

Abdülkâdir Geylânî Hazretlerinin Papaz Kıssası

Efendi hazretleri sohbetin en çarpıcı menkıbesini nakletmiştir: “Bir gün Abdülkâdir Geylânî hazretleri dergâhta sabah namazından sonra zikrullâh yaparken, bir papaz efendi oradan geçerken ‘ne yapıyorlar bunlar?’ diye kafasını pencereden sokmuş. Dervişler ‘Allâh Allâh Allâh’ zikrediyorlar. Papaz bir sefer böyle kafasıyla ‘Allâh’ demiş. Kendine gelmiş — ‘sen papazsın ya, yürü!’ deyip gitmiş.” Kıssa devâm eder: “Akşam olmuş, kıyâmet kopmuş, mahşer kurulmuş. Papaz efendiyi cehenneme götürüyorlar. Geylânî hazretleri zuhûr etmiş — ‘Durun!’ demiş. ‘Allâhım, bana vaadin var — senin dergâhına kim gelir, bir sefer Allâh derse, onu bağışlarım dedin.’ Kılıcını çekmiş, papazın başını kesmiş — ‘Gövdesini nereye götürüyorsanız götürün!’ demiş.” Bu kıssa, bir kere samîmiyetle söylenmiş “Allâh” kelimesinin ne kadar kıymetli olduğunu gösterir.

“Ayırmayın! Ötekileştirmeyin!”

Efendi hazretleri sohbetin en sert uyarısını yapmıştır: “Ey insanlar! Ayırmayın! Ayırmayın! Sakın hiçbir kimseyi dininden, inancından, mezhebinden, meşrebinden, yolundan dolayı kınamayın, ötekileştirmeyin. Bu toprakların hepsi de bizim. Bu insanlar bizim. Devlet ayırmasın, Diyânet ayırmasın, resmî kurum ve kuruluşlar ayırmasın, milletimiz-halkımız ayırmasın. Ayrılığa düşersek o zaman sonumuzdur. Ötekileştirirsek o zaman sonumuzdur.”

Âmelî Dersler

  • Hz. Mevlânâ’nın öğretisi Hoca Ahmed Yesevî’den — Hz. Hüseyin’den — Hz. Muhammed’den gelir.
  • Necran Hristiyanları kıssasını öğren: Hz. Peygamber mescidini Hristiyanlara açtı.
  • Câmini açmaya hazır ol: Kilisesi olmayan Hristiyana mescidini sunmak sünnettir.
  • Hoşgörü = kabul etmek: Tahammül değil, ötekini zenginlik olarak görmek.
  • Balkanlarda kilise yıkılmamış: Bu medeniyetin sicilini koru.
  • Mansûr şarabı iç: Üzüm değil Allâh aşkı sarhoşluğu.
  • Koruk olgunlaşacak: İmân etmemişi itme, güneşe tut, bekle.
  • “Açları doyurun” önce: Tebliğin birinci adımı insanlık hizmetidir.
  • “Senlik benlik nedendir”: Mesnevî’den vahdet dersi.
  • Abdülkâdir Geylânî papaz kıssası: Bir kere “Allâh” diyen kurtulur.
  • Ayırma, ötekileştirme: Ayrılık fitnenin başlangıcıdır.
  • Dînî hizmette ücret alma.

Referanslar ve Kaynaklar

  • Hadîs-i Şerîf — Yahudi cenazesine “O bir insan” (Buhârî, Cenâiz 50)
  • Hadîs-i Şerîf — “Açları doyurun, yetimleri gözetin” (İbn Mâce, Et’ime 1)
  • Hadîs-i Şerîf — “En hayırlı rızık alnınızın teriyle kazandığınızdır” (Ahmed, Müsned)
  • Hadîs-i Şerîf — “Müslümanın diğer Müslümanı küçük görmesi ona günah olarak yeter” (Müslim, Birr 32)
  • Hz. Mevlânâ — “Ben Kur’ân’ın kuluyum, Muhammed Mustafâ’nın yolunun tozuyum”
  • Hz. Mevlânâ — Mesnevî: “Üzüm üzüme baka baka kararır” — olgunlaşmış üzüm ve koruk benzetmesi
  • Hz. Mevlânâ — Mesnevî: “Madem ki sen bensin, bende senim — bu senlik benlik nedendir”
  • Hz. Mevlânâ — “Biz Mansûr şarabı içmişiz”
  • Hacı Bektâş-ı Velî — “İmânı kemâle gelen 72,5 milletle barışık olur”
  • Hoca Ahmed Yesevî — Hz. Hüseyin soyundan gelen Orta Asya sûfî öğretisi
  • Abdülkâdir Geylânî — Papaz ve “bir kere Allâh demek” menkıbesi
  • Hârun Reşîd — Behlül-i Dânâ kıssası: “Rabbü’l-mü’minîn mi, Rabbü’l-âlemîn mi?”
  • Necran Hristiyanları — Hz. Peygamber’in mescidini Hristiyan ibâdetine tahsîs etmesi

Sohbetin Özeti

Efendi hazretlerinin Tekirdağ’da verdiği bu 13. sohbet, Hz. Mevlânâ’nın 745. vuslat yıldönümünde “hoşgörü” kavramının İslâm’daki hakîkî kaynağını ortaya koymuştur. Sohbet, Hoca Ahmed Yesevî — Mevlânâ — Hacı Bektâş — Yûnus silsilesinin Orta Asya’dan Anadolu’ya taşıdığı sevgi medeniyetini, Necran Hristiyanlarına Hz. Peygamber’in mescidini açmasını, Balkanlarda bin yıl boyunca bir kilise bile yıkılmamasını, hoşgörünün “kabul” olduğunu, Mansûr şarabı metaforunu, olgunlaşmış üzüm ve koruk benzetmesini, vedâ hutbesindeki “açları doyurun” emrini, Mesnevî’den “senlik benlik nedendir” mısrâlarını, Abdülkâdir Geylânî’nin papaz kıssasını ve “ayırmayın, ötekileştirmeyin” çağrısını ihtivâ eden derinlikli bir ders-i şerîftir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu Şeb-i Arûs’un feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.