Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında İzmit’te akdolunan Hz. Mevlânâ’nın 745. Vuslat Yıldönümü (Şeb-i Arûs) programında verdiği bu 12. sohbet-i şerîfinde, 850 yıl sonra Hz. Mevlânâ’nın hâlâ canlı nefesini, Anadolu’yu yoğuran üç büyük insanı (Mevlânâ, Hacı Bektâş-ı Velî, Yûnus Emre), onların “Horasan terbiyesi — Hz. Hüseyin terbiyesi — Hz. Muhammed Mustafâ terbiyesi” olarak tanımlanan yollarını, “camdan da içeri cam var” sözüyle dinin özüne yürümenin ehemmiyetini, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin bir kadının zannı üzerine 40 yıl yatsı abdesti ile sabah namazı kılmasının dehşetini, üçünün ortak noktası olan “Allâh’ı şedîd bir sevgiyle sevmek” hakîkatini, “annelerinizden, babalarınızdan, eşlerinizden, mallarınızdan fazla sevmedikçe îmânınız kemale ermez” hadîsini, “bana bir âşık gerek — kadına da âşık olsun, erkeğe de âşık olsun, bana âşık gerek”, Hz. Mevlânâ’nın yolda yürürken kendisini alay etmek için eğilen hafîfmeşreb kadına secde ile mukabele ederek onu ağlatması kıssasını, “aksi sedâ — ne ekersen onu biçersin” hikmetini, çocukluk yıllarında dere yatağında “Allâh” diye bağırdığında aksinin daha güçlü gelmesi hâtırasını, Oşo’nun sûfî öğretilerini kendi öğretisiymiş gibi sunmasının eleştirisini, Hz. İsâ aleyhisselâm’dan naklen “ateş eken kor biçer” hadîsini, “gel ne olursan ol gel” sözünün arkasındaki Kur’ânî dayanağı (“Ey azgınlıkta ileri giden kullarım, Allâh’a dönün, tövbe edin”), hadîs-i kudsîdeki “kul günah işledi, Rabbini hatırladı, Allâh affetti — tekrar günah işledi, tekrar affetti — yine günah işledi, yine affetti” üç kademeli af beyânını, Hz. Mevlânâ’nın “lâf söyleme onlara, son nefesinden haberin var mı?” îkâzını, Aralık ayının “hoşgörü ayı” olarak ilân edilmesi hayâlini, “sûfîler toplumun kalbi hükmündedir — kalp iyi ise bütün vücut iyidir, sûfîler bozulursa toplum bozulur”, Semâ hadîsi (İmâm Ahmed, Müsned c.1 s.537 h.857), Hz. Peygamber’in şiir okutması hadîsi (Enes bin Mâlik rivâyeti), Muâviye’nin eleştirisine “Semâ sırasında sevgiliyi hatırlayıp ürpermeyen bir kimsede hayır yoktur” cevâbı ve ridâsının 400 sahâbeye paylaştırılması, “sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz” prensîbi ve mahşerde nûrdan kürsülere oturan sûfîlerin hadîsini bütün derinliğiyle beyan buyurmuşlardır.
İzmit: İlk Göz Ağrımız
Efendi hazretleri İzmit’i “ilk göz ağrımız” olarak tanımlamıştır: “Burası bizim kendi evimiz gibi. Bu yüzden buraya geldiğimizde koşa koşa gidiyoruz. Severek gidiyoruz. Muhabbetle gidiyoruz.” İzmit, Tasavvuf Vakfı’nın ilk programlarından birinin yapıldığı, Efendi hazretleri’nin ilk sohbet meclislerini kurduğu şehirlerden biridir. Bu yakınlık sohbetin samimiyetinde açıkça hissedilir — Efendi hazretleri burada “evinde” gibi konuşmaktadır.
850 Yıl Sonra Hâlâ Canlı Nefes
Efendi hazretleri sohbete çarpıcı bir tesbîtle başlamıştır: “850 yıl geçmiş, 850 yıl geçtikten sonra hâlâ da nefesi kulaklarımızdan, muhabbeti gönlümüzle devâm eden Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri. İnsanlar vardır gelir geçerler unutulurlar. Bu dünyadan nice krallar, nice kraliçeler geçmiş. Nice büyük devletler geçmiş — topraklara, kıtalara hükmetmeden yıkılıp gitmişler. Nerede Namrud? Nerede Nemrut? Nerede Kitler? Nerede Mussolini? Deriye doğru gittiğimizde hani Attila?” Bu kıyas, dâhîlerin, fâtihlerin, imparatorların çoğunun unutulduğu hâlde Mevlânâ’nın 850 yıl sonra hâlâ milyonlarca insanı toplayan bir nefes olduğunu gösterir.
Üç Büyük Anadolu İnsanı: Mevlânâ, Hacı Bektâş, Yûnus
Efendi hazretleri bu üç büyük velînin ortak özelliklerini tafsîlâtıyla beyan buyurmuştur: “Selçuklu’nun son dönemi — her yerde keşmekeşlik var, sıkıntı var, problem var. Bugünkü gibi Ortadoğu kaynıyor, Orta Asya kaynıyor. Her yerin kaynadığı, ümitsizlik, kaos, kan, açlık, perîşanlık, zulüm, adâletsizlik. Böyle bir zamanda üç büyük insan çıkıyor Anadolu’dan. Bunlar Horasan’dan terbiye almışlar. Horasan terbiyesi — yâni Hz. Hüseyin terbiyesi, yâni Hz. Muhammed Mustafâ terbiyesi. Dogmatik değil, hevâ-heves değil. Dinin özünü almışlar. Kabukta kalmamışlar. İçeri doğru yürümüşler. Zâhirde durmamışlar. Demişler ki ‘camdan da içeri cam var, içten de içeri iç var, manâda birçok manâ var — yürü!’ İçsel yürüyüş yapmışlar. O içsel yürüyüşleriyle tamîr olmuşlar, insan olmuşlar, Âdem olmuşlar.”
İmâm-ı A’zam’ın 40 Yıl Yatsı Abdesti İle Sabah Namazı
“Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol” âyetinin tatbîkî bir misâli olarak Efendi hazretleri şu meşhûr rivâyeti nakletmiştir: “Hani kadının birisi demiş ya o büyük imâm o zamân, ‘Bu imâm yatsının abdesti ile sabah namazını kılıyor diye.’ Sırf o kadının zannı üzerine — 40 yıl. 40 yıl. 4 gün değil, 4 ay değil, 40 ay değil — 40 yıl yatsının abdesti ile sabah namazını kılmış İmâm-ı A’zam.” Yâni İmâm-ı A’zam, bir kadının kendisi hakkında “Bu gece yatmadan ibâdet ediyor” şeklindeki hüsn-ü zannını boşa çıkarmamak için 40 yıl boyunca gece boyu ayakta ibâdet etmiş — sâdece o kadının zannı kırılmasın diye. Bu, “göründüğün gibi ol” düstûrunun en çarpıcı tatbîkidir.
Üçünün Ortak Noktası: “Allâh’ı Şedîd Bir Sevgiyle Sevmek”
Efendi hazretleri bu üç velînin buluştuğu ortak noktayı şöyle beyan buyurmuştur: “Üçünün birleştiği yer, üçünün zirve yaptığı nokta: ‘O îmân edenler ki Allâh’ı şedîd bir sevgiyle severler’ (Bakara 165). Üçünün buluştuğu ortak nokta — Allâh’ı şedîd bir sevgiyle sevmek. ‘Sizler beni annelerinizden, babalarınızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan daha fazla sevmedikçe îmânınız kemâle ermez’ diye Hz. Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem o müthiş hitâbına uymuşlar.” Bu, tasavvufun en temel ilkesidir: İbâdet formdan önce muhabbet ile başlar.
“Bana Bir Âşık Gerek”
Efendi hazretleri bu muhabbeti şöyle somutlaştırmıştır: “Bak bâzen diyorum ya, bana bir âşık gerek. İsterse kadına âşık olsun, isterse erkeğe âşık olsun — bana âşık gerek. Gerçekten âşık ise.” Bu çarpıcı ifâde, tasavvufta aşkın sadece ilâhî bir mertebe değil, insânî bir tecrübe ile başladığını gösterir. Bir insanı gerçekten seven kimse, sevmenin ne olduğunu bilir — ve bu bilgi onu Allâh sevgisine hazırlar.
Hz. Mevlânâ’nın Hafîfmeşreb Kadına Secdesi
Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın en çarpıcı kıssalarından birini nakletmiştir: “Hz. Mevlânâ yoluna giderken hafîfmeşreb bir tanınmış kadın alay yapmak için önünde eğildi. Hz. Mevlânâ da eğildi. Kadın biraz daha eğildi — Mevlânâ ondan biraz daha fazla eğildi. Kadın tam secdeye gidecekti — Hz. Mevlânâ secdeye gitti. Bir baktılar ki Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri secde ediyor. O kadın secdeye gitti, ağlamaya başladı. Etrafındaki erkekler secdeye gittiler, ağlamaya başladılar. Herkes ağlıyor.” Bu kıssa, Hz. Mevlânâ’nın tevâzusunun en çarpıcı misâlidir: Bir alay edeni bile secdeye çekerek onu ağlatan, yâni kalbini açan bir tevâzu. Bu öğretiyi Hz. Peygamber’in “İnsan değil mi?” hadîsinden aldığını Efendi hazretleri beyan etmiştir.
“Aksi Sedâ” Hikmeti: Ne Ekersen Onu Biçersin
Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın “bu âlem aksi sedâdır” hikmetini kendi çocukluk hatırasıyla somutlaştırmıştır: “Biz köylüdür daha. Henüz daha ben 11-12 yaşlarımdayım, İzmir’in Bayındır ilçesinde. Dağdan zeytin alıp getiriyoruz sırtımızda. Böyle bir dere yatağı gibi bir yer var. Dere yatağından bağırıyorsun — çocuk gözü yâni — ‘Oooof’ diyoruz, ses geliyor ‘Oooof’. Hoşumuza gidiyor. Çocuk yürürken o zaman aklıma gelmiş — ‘Allâh!’ diye bağırdım ben. Benim sesimden daha bir güzel geldi!” Bu hatıra, “aksi sedâ” hikmetinin en samîmî ifâdesidir: Bir çocuğun dere yatağında “Allâh” diye bağırdığında, kendi sesinden daha güzel bir yankı duyması — Cenâb-ı Hakk’ın zikre karşılık vermesinin bir işâreti.
Oşo Eleştirisi: Sûfî Öğretilerini Çalan Kimse
Efendi hazretleri çağdaş bir akımı sert bir dille eleştirmiştir: “Uzak Doğu kültüründen baba-oğul yürüyorlar. Bakın hoşo anlatıyor. Sûfîliğin bütün öğretilerini kendi öğretisiymiş gibi sunan kimse. Ama biz hoşo’ya gidiyoruz ya! Biz Hz. Mevlânâ’yı bırakmışız, Oşo’nun peşinden gidiyoruz. Biz Hacı Bektâş-ı Velî’yi bırakmışız, Oşo’nun peşinden gidiyoruz. Oşo nereden anlatıyor? Cüneyd-i Bağdâdî’den, Hallâc-ı Mansûr’dan, Sırrî Sakatî’den, Hz. Mevlânâ’dan, Hacı Bektâş-ı Velî’den, Yûnus Emre’den — Oşo anlatıyor! Biz enteresan bir topluluğuz. Bizim değerimizi dışarıdan bir kimse bize anlatır ya.” Bu eleştiri, Müslümanların kendi öz kaynaklarını (Mevlânâ, Yûnus, Hacı Bektâş) ihmal edip başka kültürlerin bu kaynakları “kendi ürünü” gibi sunmasına kapılmalarının bir tenkîdidir.
“Gel Ne Olursan Ol” — Arkasındaki Kur’ânî Dayanak
Efendi hazretleri “gel ne olursan ol gel” sözünün arkasındaki Kur’ânî dayanağı şöyle göstermiştir: “Hangi dine mensup olursanız olun — Allâh’tan ümidini kesenler ancak kâfirlerdir. Ümidini kesme. Neden? Âyet-i kerîme var: ‘Ey azgınlıkta ileri giden kullarım, Allâh’a dönün, tövbe edin. Allâh tövbeleri kabul edendir’ (Zümer 53).” Ardından hadîs-i kudsîyi nakletmiştir: “Kul günah işledi — ‘Yâ Rabbî, beni affeyle!’ dedi. Allâh dedi ki: ‘Kulum kendisini affedicek olan Rabbini hatırladı, affettim.’ Kul tekrar günah işledi — yine tövbe etti — Allâh yine affetti. Kul bir daha günah işledi — yine tövbe etti — Allâh yine affetti.” Bu hadîs-i kudsî (Buhârî, Tevhîd 35; Müslim, Tevbe 29), tövbe kapısının hiçbir zaman kapanmadığını gösterir.
“Son Nefesinden Haberin Var Mı?”
Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’dan bir ikâz nakletmiştir: “Hz. Mevlânâ der ki, lâf söyleme onlara — son nefesinden haberin var mı? Hristiyan gördüğün kimseye lâf söyleme. Onun son nefesinden haberin yok. Ya son nefeste îmâna gelse, vallâhi de billâhi de tillâhi de senden hayırlı olur.” Bu ikâz, başkalarını yargılamanın tehlikesini gösterir: Son nefeste îmân eden kişi direkt cennete gider, hesap-kitap yoktur.
“Sûfîler Toplumun Kalbi Hükmündedir”
Efendi hazretleri sûfîlerin kozmik fonksiyonunu şöyle beyan buyurmuştur: “Sûfî toplumunda bir toplumun kalbi hükmündedir. Nasıl kalp iyiyse bütün vücut iyi olur, sûfîler iyi olursa bütün toplum iyi olur. Eğer bir eksiklik varsa sorumlusu sûfîlerdir. Ey sûfî topluluklar, tövbe edin! Birbirinize taş atmayın, tövbe edin! Birbirinizin arkasından lâf çekiştirmeyin, tövbe edin!” Bu, Hz. Peygamber’in “Dikkat edin, vücutta bir et parçası vardır — o iyi olursa bütün vücut iyi olur, bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin o kalptir” (Buhârî, Îmân 39) hadîsinin toplumsal tatbîkidir.
Semâ’nın İkinci Hadîs Delîli: Enes bin Mâlik Rivâyeti
Efendi hazretleri bu sohbette Semâ’nın hadîsle sâbit olduğunu ispatlamak için İmâm Ahmed’in Müsned’indeki Hz. Ali hadîsinin (c.1 s.537 h.857) yanı sıra ikinci bir hadîs-i şerîf de nakletmiştir: Enes bin Mâlik rivâyeti: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şiir okuyacak bir kişi istemiş. Bir bedevi şiiri patlattı: ‘Nefis ve arzu yılanı ciğerimi soktu — doktoru da efsuncusu da yoktur. Fakat benim âşık olduğum bir sevgilim var — ilâcım da o, zehirim de odur.’ Bu şiiri duyunca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem etrafında ashâbıyla beraber vecde geldi ve üzeri ridâ düştü. Muâviye dedi ki: ‘Eğlendiğiniz ne güzel!’ Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Öyle deme ey Muâviye! Semâ sırasında sevgiliyi hatırlayıp da ürpermeyen bir kimsede hayır yoktur.’ Ve ridâsını orada 400 sahâbeye kesip paylaştırdılar.” Bu hadîs, Semâ’nın sâdece Hz. Ali-Câfer-Zeyd hadîsine değil, ayrı bir rivâyetle de sâbit olduğunu gösterir.
Hoşgörü Ayı Önerisi: Aralık Ayı
Efendi hazretleri bir hayâlini paylaşmıştır: “Ben bir teklifte bulunuyorum bütün herkese: Yılda bir sefer ‘hoşgörü ayı’ yapalım. Aralık ayı hoşgörü ayı olsun. Bunun temelini atıyorum fikrî olarak. İnşallâh önümüzdeki iki yıllar biz Aralık ayını komple hoşgörü ayı olarak tanzim edeceğiz ve kutlayacağız. Hoşgörü ayı — benim hayâlim var diyor — hayâlimle bütün dünyadaki Semâ edenlerin hepsini de dâvet edeceğim, diyeceğim ki hangi tarîkata, hangi mezhebe, hangi dine mensup olursanız olun, hayâlimle hepiniz de gelin. Bu Anadolu bütün inançları, bütün felsefeleri bağrından misâfir edecek kadar geniş ve derin yürekli.”
“Sohbetini 80 Bin Liraya Yapanlar Sûfî Değildir”
Efendi hazretleri sohbetin sonunda ücretli dînî hizmet konusuna yine sert bir dille değinmiştir: “Sûfîlik fî sebîlillâh, bâtından çıkıp ‘Allâh’ deyip ordan öyle çıkmaktır. Başka bir şey değildir. Menfaat, herhangi bir beklenti, alkış dâhi buna dâhil — yeme, içme, oturma, kalkma, yatma bekleme yeri değildir. Sohbetini 80 bin liraya, gecelerini 5 bin liraya yapanlar sûfî değildir. Olsa olsa böyle bir kültürden istifâde eden kimselerdir. Sûfîlik Horasan’dan yayan çıkıp tâ Bosna’nın ortasına kadar yürümektir.”
Mahşerde Nûrdan Kürsüler
Efendi hazretleri sohbetin zirvesinde, sûfîliğin hedefini şu muhteşem hadîs-i şerîf ile çerçevelemiştir: “Mahşer kurulur. Nûrdan kürsüler kurulur. Nûrdan kürsülerin üzerinde nûrdan elbiseleri olan, nûrdan taçları olan bir topluluk vardır. Bütün insanlar peygamberlerine sorarlar: ‘Bunlar kim?’ Peygamberler gıptayla bakarlar. Bir münâdî melek cevap verir: ‘Bunlar peygamber değil. Bunlar şehîd de değil.’ ‘Peki bunlar kim?’ ‘Bunlar yeryüzünde akraba olmadıkları hâlde, birbirlerinden menfaatleri olmadığı hâlde, birbirlerini Allâh için sevenler ve toplandıklarında Allâh’ı zikredenlerdir.’ İşte sûfîler bunlardır canım kardeşlerim.”
Âmelî Dersler
- İzmit ilk göz ağrısı: İlk sohbet mekanlarına vefâ göster.
- Üç büyük Anadolu insanını tanı: Mevlânâ, Hacı Bektâş, Yûnus — Horasan terbiyesi.
- “Camdan da içeri cam var”: Dinin zâhirinde kalma, öze yürü.
- İmâm-ı A’zam gibi “göründüğün gibi ol”: 40 yıl bir kadının zannını boşa çıkarmamak için ibâdet.
- Allâh’ı her şeyden çok sev: Hadîs-i Şerîf — annenizden, babanızdan… daha çok.
- “Bana bir âşık gerek”: Sevgiyi bilmeden Allâh sevgisine ulaşamazsın.
- Hz. Mevlânâ’nın secde ile alay edeni ağlatması: Tevâzunun zirvesi.
- Aksi sedâ: Sevgi ekersen sevgi biçersin, nefret ekersen nefret.
- Oşo değil Mevlânâ: Kendi kaynağını tanı, başkasının sunduğuna kanma.
- “Son nefesinden haberin var mı?”: Kimseyi yargılama.
- Sûfîler toplumun kalbi: Kalp bozulursa vücut bozulur.
- Semâ’nın iki hadîs delîli: Hz. Ali hadîsi + Enes bin Mâlik rivâyeti.
- Aralık hoşgörü ayı olsun: Efendi hazretlerinin hayâli.
- “80 bin liraya sohbet yapanlar sûfî değildir.”
- Mahşerde nûrdan kürsüler: Allâh için sevenlerin makâmı.
Referanslar ve Kaynaklar
- Bakara sûresi 165. âyet — “O îmân edenler ki Allâh’ı şedîd bir sevgiyle severler”
- Zümer sûresi 53. âyet — “Ey azgınlıkta ileri giden kullarım, Allâh’a dönün”
- Hadîs-i Şerîf — “Beni annenizden, babanızdan, eşinizden… daha çok sevmedikçe” (Buhârî, Îmân 8)
- Hadîs-i Şerîf — “Müslüman diğer Müslümanların dilinden emindir” (Buhârî, Îmân 4)
- Hadîs-i Şerîf — Yahudi cenazesine “İnsan değil mi?” (Buhârî, Cenâiz 50)
- Hadîs-i Kudsî — Kul günah işledi, Rabbini hatırladı, Allâh affetti (Buhârî, Tevhîd 35)
- Hadîs-i Şerîf — “Vücutta bir et parçası vardır — o kalptir” (Buhârî, Îmân 39)
- Hadîs-i Şerîf — Semâ: Ahmed, Müsned c.1 s.537 h.857 (Hz. Ali, Câfer, Zeyd)
- Hadîs-i Şerîf — Enes bin Mâlik: Hz. Peygamber’in şiir okutması ve vecdi (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân)
- Hadîs-i Şerîf — Mahşerde nûrdan kürsüler (Taberânî, Mu’cem)
- Hz. İsâ aleyhisselâm — “Ateş eken kor biçer” (Hz. Peygamber nakli)
- İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe — 40 yıl yatsı abdesti ile sabah namazı rivâyeti
- Hz. Mevlânâ — “Bu âlem aksi sedâdır” hikmeti
- Hz. Mevlânâ — Hafîfmeşreb kadına secde kıssası
- Hz. Mevlânâ — “Son nefesinden haberin var mı?” îkâzı
- Yûnus Emre — “Yaratılanı sev Yaratandan ötürü”
- Hacı Bektâş-ı Velî — “İmânı kemale eren 72,5 milletle dost olur”
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin İzmit’te verdiği bu 12. sohbet, Hz. Mevlânâ’nın 850 yıl sonra canlı nefesini, üç Anadolu velîsinin Horasan terbiyesini, İmâm-ı A’zam’ın 40 yıllık gecelerini, Allâh’ı şedîd sevgiyle sevmenin hakîkatini, “bana bir âşık gerek” sözünü, Hz. Mevlânâ’nın secde ile kadını ağlatmasını, aksi sedâ hikmetini, Oşo eleştirisini, “gel ne olursan ol” çağrısının Kur’ânî dayanağını, tövbe kapısının hiç kapanmadığını, “son nefesinden haberin var mı?” uyarısını, sûfîlerin toplumun kalbi olduğunu, Semâ’nın iki ayrı hadîsle sâbit olduğunu, ücretli sohbetçilerin sûfî olmadığını ve mahşerde nûrdan kürsülere oturan Allâh için sevenlerin hadîsini bütün derinliğiyle ihtivâ eden kapsamlı bir ders-i şerîftir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.