Karabaş-i Veli Tekkesi 2016

12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı Sâbite

Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden: Yokluğa Varlık Tadı Tattırmak

Hazret-i Pîr Mesnevî’de şöyle der: “Yoğa varlık tadını tattırdın, yoğa kendini âşık ettin. Verdiğin tadı, lütfettiğin nimeti geri alma, sunduğun mezeni, şarabını, kadehini geriye alma. Geri alırsan senden kim arayabilir? Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir?”

“Bize bakma, bizim yaptıklarımızı görme, kendi lütfuna, kendi cömertliğine bak. Ne biz vardık ne dileğimiz vardı. Lütfun söylenmemiş sözlerimizi duyuyor, işitiyordu. Resim ressamın kaleminin önünde ana karnındaki çocuk gibi âcizdir. Ona, onun dileğine bağlanmıştır. Bütün yaratıklar Allah gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi âcizdir.”


İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakka’l-Yakîn

Dînin içerisinde, İslâm sûfîliğinin içerisinde belli dereceler vardır. Biz bunlara “ilme’l-yakîn”, “ayne’l-yakîn”, “hakka’l-yakîn” diyoruz — yine Kur’ân’a dayanıyoruz. İnsanlar Allâh’a yakınlıkları ve yakınlık derecelerine göre fiiliyâta ve olaylara anlam katarlar.

Bir kimse vardır, yakînlik akıl noktasındadır; bir kimse vardır kalp noktasındadır; bir kimse vardır daha ileri bir derecededir. Hazret-i Mevlânâ bu beyitlerden önce vahdet-i vücûdun farklı penceresinden bakarak yürümüş, “Elimiz de senin vergin, varlığımız da senindir, tümler senin îcâdındandır” diyerek fiiliyâtları anlatmıştı. Başlangıç olarak varlığın üzerinde tecellî eden sıfatsal boyutun kompleks bir şekilde Allâh’a ait olduğunu beyân etmiştir.


Yokluğa Âşık Olmak

“Yoğa varlık tadını tattırdın” — önceden varlığa geçmiş, varlığa sudûr etmiş olan hiçbir şey yoktu. Yokluk vardı, bu yokluğa varlık tadını tattırdın. Yokluktan varlık çıktı. Hiçbir şey yoktu, O vardı.

Sûfîler öyle bir hâle ulaşırlar ki yokluk hâliyle hallenirler. Bu yokluk hâliyle hallenen sûfî yokluğa âşık olur. Bu noktada Allâh’a tamâmiyle yakınlık perdesindedir. Yakınlık perdesinde olduğundan kendisinden geçer — kendisini de görmez, kendisinden bir şey de görmez. Artık o sûfî kendi üzerinden zuhûr eden her şeyi Allâh’a bağlar. Ama ondan ağyârdan bir şey çıkmaz. Ağyârdan bir şey çıkmazsa, sözü hakîkat olur, hâli hakîkat olur.


“Ben Bu Hâldeyim” Demenin Tehlikesi

Sûfîler bu sözleri ezberleyip kendilerini bu hâlle hallendiklerini beyân ederlerse aldatmış, kandırmış olurlar. Çünkü bu ancak Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne ait devamlı bir hâldir. Diğer sûfîlerde bu ancak bir ânda, belli bir zaman biriminde tecellî eder.

Bir sûfî, bir anda tecellî eden bu olağanüstü yakınlık hâlini “devamlı bende tecellî ediyor” sanısına varır da bunu böyle söylerse hem kendisini yanıltır hem etrafındaki derviş kardeşlerini yanıltır. Bilhassa melâmîler bunu çok kullanırlar — nice kendisini şeyh gören, mürşid gören, hakîkatin ortasında gören kimseler vardır ki etrafını da yanıltırlar. Çünkü bu hâl bir sûfînin üzerinde 7/24 devâm etmez. 7/24 devâm ettiğini iddia eden yalancılardandır veya farkında değildir — kördür.


“Sen Atmadın, Allâh Attı” — Bedir’deki Bir Avuç Toprak

Bu hâl ancak Hz. Muhammed Mustafa için geçerlidir. Kur’ân-ı Kerîm’de onun için inmiş âyettir: “Sen atmadın, o attı” (Enfâl 8:17). Bedir Savaşı’nda Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bir avuç toprak alıp müşriklerin üzerine attı. Bir avuç toprak sanki gülle oldu, mermi oldu, büyük bir tabîat âfeti gibi oldu. Bir toz-duman kapladı ortalığı, bir fırtına koptu. Müşrikler korktular, çekilip gittiler. Cenâb-ı Hak “Sen atmadın, ben attım” buyurdu.


Yokluğa Âşık Olmanın Başlangıç Basamakları

Yokluğa âşık olmak ne demektir? O kimse kendi üzerinden sudûr eden bütün iyilikleri ve güzellikleri Allâh’tan görür. Bunun temel basamağı “İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden” âyet-i kerîmesidir (Nisâ 4:79).

Yolun başında olanlar iyilikleri Rabbilerinden, kendilerine sudûr eden yanlışlıkları-eksiklikleri nefislerinden bilirler. “Benim üzerimden bir iyilik sudûr ettiyse bu bana Rabbim’in lütfudur, ikrâmıdır.” “Ben namaz kıldım” demez; “Cenâb-ı Hak lütfetti, namazı kıldık” der. “İbâdetlerimizi yerine getirmeye gayret ediyoruz, Allâh lütfetti” der. Burada o kimse kendi enesini-kibrini aşağı alır.

Haramlardan uzak durmayı dahi Allâh’ın bir lütfu olarak görür. “Ben bir haramla iştigâl etmiyorsam, bu Allâh’ın lütfu-ikrâmıdır.” Kendi gayretini görmez — “Ben gayret ettim de böyle oldu” demez. Ama başlangıç olarak gayret eder, bir veçhesi gayret etmektir.


“Verdiğin Tadı Geri Alma” Yalvarışı

“Verdiğin tadı, lütfettiğin nimeti geri alma” — bu bir yalvarıştır. “Sen bize yokluğa âşık olma duygusunu verdin. Biz kendimizden geçmeye âşık olduk. Bunu bizden geri alma.”

Benim inancım şudur: Cenâb-ı Hak vermiş olduğu nimetin hiçbirini kullarının üzerinden almaz. Kullar o nimete sırtlarını dönerler. Güneş her sabah bizim için doğuyor mu? Doğuyor. Suyu, toprağı, yeşilliği geri alıyor mu? Almıyor. Kesip yediğiniz bütün hayvanların bir gecede öldüğünü düşünebiliyor musunuz? Olmuyor. Allâh bir nimeti geri almaz; biz nimetin kıymetini bilmiyor, elimizden düşürüyoruz.


Resim-Ressam Misâli ve Gergef Misâli

“Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir?” — Bu hâle gelen kimse kendi cüz’î ihtiyârını görmez, kendisini ressamın elindeki resim gibi görür. Resim nasıl ressamla hesap sorabilir? Bu tamâmiyle teslîmiyettir.

“Bütün yaratıklar Allâh’ın gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi âcizdir.” Gergefin eli yoktur ki elini oynatsın ve engel olsun; dili yoktur ki zarar veya fayda için bir soluk alsın. Allâh gergef üzerinde kimine şeytan resmi, kimine insan, kimine sevinç, kimine gam nakşeder. Nasıl bir kaneviçe işleyen kız elindeki iğneyle istediği motifi çiziyorsa, Allâh da bütün varlığı kaneviçe işler gibi işlemiştir. Hiçbir şeyin katılımı söz konusu değildir.


A’yân-ı Sâbite ve Arabî’nin Yaklaşımı

Muhyiddîn Arabî Hazretleri’nin yaklaşımında “ama”da denilen başlangıç noktası vardır. Ardından a’yân-ı sâbite noktasını beyân eder. A’yân-ı sâbite’de varlığa sudûr edecek olan bütün her şey bâtın olarak vardı. Bu noktada der ki orada “dilsiz dudaksız konuşurduk, Cenâb-ı Hak bizim sözlerimizi de dinlerdi.” Yâni bizim başlangıcımız yoktu, Allâh bizi var etti; biz yaratılmazdan önce yoktuk. Evvelimiz yok. Başlangıçsız değiliz — bir başlangıcımız var, ondan öncesi yok.

Bir kimse resim yaptığında ressamın kaleminin önünde resim âciz değil midir? İnsan da âcizdir. Cenâb-ı Hak insanı yaratırken insan “Şuramı şöyle yarat, buramı böyle yarat” diyebilmiş mi? Hz. Âdem “Beni böyle yarat” diyebilmiş mi? “Gözüm tepemde olsun” diyebilmiş mi? Anne karnında çocuk söz söyleyebiliyor mu? “Ben mavi gözlü, ben yeşil gözlü olacağım” diyebiliyor mu? Diyemiyor.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • “Sen atmadın, Allâh attı” — Enfâl Sûresi, 8:17
  • “İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden” — Nisâ Sûresi, 4:79
  • İnsanın yaratılışı — Mü’minûn Sûresi, 23:12-14
  • A’yân-ı sâbite ve “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” — A’râf Sûresi, 7:172

Tasavvufî Kaynaklar

  • Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf — Yokluğa âşık olmak, ressam-resim, gergef misâli
  • Muhyiddîn Arabî, Fusûsu’l-Hikem — Vahdet-i vücûd ve a’yân-ı sâbite
  • Muhyiddîn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye
  • İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn — İmam Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn; Kuşeyrî, er-Risâle
  • Melâmîlik ve bu hâlin tehlikesi — Sülemî, Risâletü’l-Melâmetiyye

Sohbetin Özeti

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden “yokluğa varlık tadı tattırmak” bahsini, sûfîlerin yokluğa âşık olma hâlini, ilme’l-yakîn–ayne’l-yakîn–hakka’l-yakîn derecelerini, “Sen atmadın, Allâh attı” âyetinin Bedir’deki toprak atma hâdisesiyle bağlantısını, “iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden” ilkesinin yolun başında bir basamak olduğunu, “verdiğin tadı geri alma” yalvarışının sûfîce yorumunu ve resim-ressam, gergef-iğne misâlleriyle insanın yaratılış karşısındaki âczini detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: sûfîler sözleri ezberleyip “ben bu hâldeyim” demesinler — bu hâl ancak Muhammed Mustafa’ya aittir; başlangıç basamağı “iyilikler Rabbim’den” ikrârıdır; hiç kimsenin Rab’le hesaplaşmaya hakkı yoktur, çünkü biz ressamın elindeki resim gibi âciziz.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.