1. Açılış Nasihatı: “Dîn Nasîhattir” Hadîs-i Şerîfi, Dosta Edeb İle Öğüt Verme Usûlü ve Mesuliyet
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Din nasihattır hadîs-i şerîf. Bir kimse dostunun gözünde çapakla gezmesine müsaade etmez. Fakat bu durumu… Bu durumunu karşımdakine nasıl bir üslupla söylemeliyiz? Bir üslu pulacaksınız karşınızdaki kimseye tatlı tatlı nasihat edeceksiniz. Mesela o dostunuzun zina ettiğini biliyorsunuz, ona zinanın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatacaksınız.
Diyelim ki onun içki içtiğini biliyorsunuz, ona içkinin kötülüklerinden bahsedeceksiniz. Ama böyle şey olarak… Dolaylaştırarak, böyle direk sen bunu bunu yapıyorsun demeden böyle böyle nasihat edeceksiniz. Eğer dostunuzsa zaten sizin nasihatlerinizden alınacaktır, canın sıkılmayacaktır. bu konuda dostunuzsa sert bir şekilde de nasihat etseniz o size alınmaması lazım. Eğer dostsa, aranızdaki ilişki böyle bir kardeşlik hukuku varsa, arkadaşlık hukuku varsa ona tatlı bir şekilde anlamıyor.
Öyle ya. Çok samimiysen yatır yeve çiğne. Üzerinde tepin sen neden böyle yapıyorsun diye engelle. Çünkü hadis-i şerit-i siz bir kötülüğü gördüğünüzde elinizle mümkün değilse dilinizle o da mümkün değilse kalbim buğuz ederekten önlemeye çalışınız. Sizin dostunuzsa siz onun üzerindeki kötülüğü elinizle engellemek mümkünse, onu durdurmak mümkünse onu elinle durdur, onu elinle engelle . Bunu müfessirler şerh ederlerken elle engellemek, ceza vermek devlete aittir demişler.
Evet ama elimizin altındakinden sorumluyuz. Mümin müminden sorumludur. Mümini mümine nasihat etmesi, onun kötülükten alıkoyması da müminin üzerine vaciptir. O yüzden bir kimse bir kötülüğü engelleyecekse, engelleyebiliyorsa onun üzerinde bu noktada daha böyle yaptırımlı bir şekilde konuşabilir.
2. Marx’ın “Din Maskesi” Tezi ve Haçlı Savaşlarının Bugünü: Irak-Suriye İşgali, Evangilizm, İngiltere-Amerika Emperyal İttifakı ve Afgan Cihâdı-El Kâide Kurgusu
13. sayfada mı kalmışız? Evet. 16. yüzyılın din savaşları adı verilen şeylerde bile her şeyden önce çok olumlu maddi sınıf çıkarları söz konusudur. Eğer bu sınıf savaş şımları o çağda dinsel bir nitelik taşıyor, eğer çeşit sınıfların çıkar gereksinme ve istemleri din maskesi altında gizleniyor, bu hiçbir şeyi değiştirmez Karl Marx, Engels din üzerine. İslamiyet sınıflı toplumun ideolojisidir.
Bu nedenle batinliler dahil ortaya çıkan fırkalar mezhep ya da tarikatlar sadece fikirsel akımlar olarak değil, aynı zamanda ideolojik yönü ağır basan oluşumlardır. Doktor Abdurrahman Bedevi Mezahibül İslamiyyi 1973 Beyrut.
İslam öncesi cahiliyet toplum, bir yandan merkezinde Hicaz ve Mekka aristokrat tüccarlarının egemen olduğu mali oligarşiye, diğer yandan genel hatlarıyla Kandaş kabile sisteminin sınıflara bölünerek yollaştığı kabile şefleri saltanatına, öteye tayfı medeniyet çevresinde göçebirlikten yerleşik tarım düzenine geçen toprak sahiplerine dayanıyordu.
Kureyş aristokratlarının egemen olduğu Mekke ve Hicaz’daki sınıfsal kutuplaşmada en üste efendiler yönetenler, daha altta hür insanlar, kabile yanaşmaları olan mevvaliler azadlı köleler ve köleleri görüyoruz. Mahkeme Rodinson Muhammed’in izinde 1973. Hz. Muhammed Önderliğindeki Feodel İslam devrimine yol açan en önemli gelişmenin kabile aristokrasisine karşı çıkan Se’alik kesimi ve şairlerin başkaldırısıyla başladı söylenebilir.
Se’alik kabilenin ayak takımı, köleler, yanaşmalar, boyun eğmeyi reddeden eşitlik isteyen halk. Faik Bulut Allah Devletinde Demokrasi 1999. Şimdi en baştan başlayalım. 16. Yüzyılın din savaşları adı verilen şeylerde bile her şeyin önce çok olumlu maddi sınıf çıkarları söz konusudur. Eğer bu sınıf savaşımları o çağda dinsel bir nitelik taşıyor, eğer çeşitli sınıfların çıkar gereksinme ve istemleri din maskesi altında gizleniyor, iliyseler bu hiçbir şeyi değiştirmez.
Karl Marx’ın böyle düşünmesi normal, doğal. Karl Marx çünkü kendince kendi zamanında ve kendi önceki zamanlarda dinle alakalı olan insanların dini bir örtü olarak kullandıklarını, din örtüsü altında insanları sömürüldükleri, savaştıkları, savaştırıldıklarını düşünür ki bir kısmen doğrudur. Bunu Hristiyan Hac seferlerinde görürüz. O yüzden Hristiyan Hac seferlerinin hepsi de din örtüsü adı altında yapılmıştır. Ve Hac seferlerinin finansörü bu noktada kiliselerdir.
Ve kiliselerin gözetiminde olunan derebeylikler, beylikler, kiliselerin gözetiminde olan küçük devletler, küçük devletçiklerdir. Bunlar kiliselerle beraber hareket ederekten, asker toplayarakten, dini önde tutarakten Müslümanların üzerine saldırırlar. Bu bugün de değişmedi. Haclı dünyasının tarzı bugün de değişmedi. Dün de bunlar böyleydi, bugün de böylelerdi. Mesela örneğin Irak bombollanırken Amerika Başkanı, bu bir Haclı seferidir dedi.
Ondan sonra da dedi ki ağzımdan kaçtı, ağzından kaçmamıştı. Kendince doğruyu söylüyordu. Hala da aynı. Irak’a geldiler, bombaladılar, oturdular, Irak betonunu şu anda alıyorlar. Savaş tazminatı olarak. Ve Irak’taki petrollerin çıkarılması, satılması, işlenmesi hepsi de Amerikalılar’ın elinde. Bu konuda şimdi yönetimi de dizayn ediyorlar orada. Irak’taki Şii Başbakanı istifa ettirdiler, değiştiriyorlar şimdi. Şimdi bir tane Kukla Başbakan getirecekler, o Kukla Başbakanı’na işi götürecekler.
Irak, Yeraltı zenginlikleri, nesi varsa hepsini de alacaklar. Aynı şey Suriye için de de geçerli. Suriye’de de din önde. Baktığınız zaman onları kendilerince din adına bunu yapıyorlar. Ve bunu din maskesi altında götürüyorlar. Evet bir Haclı savaşı var. Bir Haclı savaşı var. Haclılar yeniden sanki aldıkları, bu noktada sömürdükleri, bu noktada bugüne kadar yaktıkları, yıktıkları, yedikleri, sömürdükleri yetmiyormuş gibi hala da devam ediyorlar. Bunu neyle yapıyorlar? Din adı altında yapıyorlar.
Bunu Hristiyanlık adı altında, Yahudilik adı altında yapıyorlar. bir Hristiyanla Yahudinin aynı tarikatta birleşmesi mümkün değildir. Hristiyanlarla Yahudiler kadim düşmandırlar birbirlerinden karşı. Ama onlara Evangilizm diye bir şey daha oluşturdular. Yahudileri ve Hristiyanları Evangalistlik altında bir çatıda topladılar. Kim bu Evangilistler? Bunlar Emperyallerin yeni din yüzü. Çünkü Yahudiler ve Hristiyanlar ayrı olurlarsa birbirleriyle çatışacaklar.
Birbirleriyle çatışınca da ortadan Müslümanlar çıkabilir. Veya bu sefer o zenginlikleri paylaşmakta problem çıkabilir. Şu anda Amerika ve İngiltere’nin örtülü bir şekilde savaşması gibi. Şu anda Almanya’nın, Fransa’nın bir cephede, Amerika’nın bir cephede olup bu ekonomik savaşların devam etmesi gibi. Veya da Avrupa kıtasıyla Amerikan kıtasının ekonomik savaşları hangisi daha fazla sömürmek istiyor? Ekonomik savaş derken sömürme yarışı var. sömürüp sömüremediklerine bakıyorlar.
Ne kadar sömürürlüklerine bakıyorlar. İngiltere daha fazla sömüremeyince Avrupa Birliği çatısı altında dedi ki ben ayrılacağım. Neden? Daha fazla sömüremiyor çünkü. Daha fazla sömürmek için ayrılıyor. Ve bu ayrılığını da ne yapıyor? Amerika destekliyor. Çünkü kendisine bir payendi lazım. Bir yardımcı lazım. Onlar zaten Amerika Birleşik Devletleri ile İngiltere teyze çocukları gibidir. Bildiğiniz teyze çocukları gibi. Ve bu din şemşesinin altında savaşlar bitmiş mi? Hayır. Devam ediyor mu? Evet.
Ve gerektiğinde bunlar kullanılıyor mu? Evet. Afganistan cihadı buna bariz örnek mi? Evet. Afganistan’da Amerika oradaki cihatçı Müslümanlara kendince yardım etti mi? Evet. Onlara her türlü silahı sağladı mı? Evet. Sonradan oradan Afgan cihadından örneğin. neydi o? El-Kaide’ye çıktım oradan. Evet. El-Kaide elini kolunu sallaya sallaya Afganistan’da Ruslarla savaştı mı? Evet. El-Kaide orada burada istediği operasyonu yaptı mı? Evet. El-Kaide’ye çıkmış. Evet. El-Kaide’ye çıkmış. Evet.
El-Kaide’ye çıkmış. Evet. El-Kaide’ye çıkmış. Evet. El-Kaide’ye çıkmış. Evet. El-Kaide orada burada istediği operasyonu yaptı mı? Evet. Arkasında kim destekliyordu? Amerika. Herkes El-Kaide’yi cihatçı din adına cihat eden bir örgüt olarak tanıdı mı Müslümanlar? Evet. Bir Amerikan örgütü diyorduk. Bangır bangır bağırıyorduk. Bizi korkaklıkla, münafıkla, kafirlikle suçlayanlar yıllar sonra dediğimizin doğru olduğunu gördüler gelip özür mü dilediler? Hayır. El-Kaide’den sonra ne yaptı El-Kaide?
Kabuk değiştirdi. Ne çıktı içinden?
3. DAEŞ’ten Dîn İstismârına: Kudüs İşgali, Global Din Tüccarlığı, Diyanet-Tarikat-Cemaat Ekonomileri ve Allah İçin Olan Dîne Herkesin Direnmesi
Dayış çıktı. Dayışla da Amerika, Dayışla Amerika, Suriye ve Irak’a yerleşti mi? Evet. Dayışı bahan ederekten Suriye’nin altını üstünü getirdiler mi? Evet. Yaktılar mı? Evet. Yıktılar mı? Evet. Bombaladılar mı? Evet. Halep diye bir şehir kalmadı. Hala da Suriye’yi bombalıyorlar mı? Evet. Hala da oraya askeri olarak yığınak yapıyor mu? Evet. Suriye’ye o kadar askeri yığınak, niçin yaptığını düşünüyorsunuz? Irak’ta bir sürü üstleri var. Orada haberi askeri yığınaklar yapılıyor.
Niçin yapıldığını düşünüyorsunuz? Tamam biz düz vatandaş olarak bunları görmek istemiyoruz. Bunlarla uğraşmak istemiyoruz. Ondan sonra Türkiye’nin mesela Suriye’deki barış harekatına neden karşı çıkıyor ülkedeki insanlar? Ankara’nın ortasında bomba patlatılıp 50-60 tane, 100 tane insanın şehit olması yetmiyor mu? Daha mı fazla istiyorsunuz? Örnekliyorum bunları. Adamlar geliyor mu hala da? Evet. Suriye’den çıkacaktı askerlerini de çek çekti?
Geçen toplantıda, NATO toplantısında kendi ağzıyla direk söylüyor, petrolü bırakmayın orada diyor. Petrol bizim diyor mu? Evet. İşgal etti. Suriye’yi işgal etti adam. Irak’ı işgal etti. Amerika, Birleşik Devletleri, Suriye’yi işgal etti. İşgal etti. Amerika, Birleşik Devletleri, Suriye ve Irak’ı işgal etti. İnsanlar korkularından işgal etti diyebiliyorlar mı? Hayır. İşgal altında. İsrail, Kudüs’ü işgal ediyor. Filistinlerin bulunduğu yerleri işgal ediyor. Kim işgal ediyor? Hiç kimse.
İsrail bunu yaparken neyi adını yapıyor? Din adına yapıyor. Arz-ı Mevdut’u kuracağım diyor. Allah’ın emri bu bana diyor. Ne adını yapıyor bunu? Din adına yapıyor. Bunu din adına yapıyor. Din örtüsü altında yapıyor bunu. İnsanlar neyle sömürülüyor? Din adı altında sömürülüyor. Din adına sömürülüyor insanlar. Sohbet sidilerini satıyorlar mı? Satıyorlar. Hadis kitaplarını satıyorlar mı? Evet. Kuran-ı Kerim mealilerini satıyorlar mı? Evet. Sohbetleri satıyorlar mı? Evet.
Din ve dinle alakalı uğraşan insanlar bundan bir fayda sağlıyor mu? Evet. Bundan bir gelir elde ediyorlar mı? Evet. Adam bizim sidilerimizi alacaksınız diyor mu? Evet. Kaç para sidinin tanesi? 250 lira. Çoğaltırsanız hakkı melal değil diyor mu? Evet. Bakın din, dünya üzerinde dinsizlerin dahi istismar ettiği bir olgu. Dinsizler dahi istismar ediyor. Ateistler bile dini istismar ediyorlar. Dindarı dinsizi, Hristiyanı Yahudisi, Müslümanı, Ateisti putperesti herkes dini istismar ediyor.
Cemaatçısı tarikatçısı, bir tarikatçı. Bir tarikatçı ile bir tarikatçı. Bir tarikatçı ile bir tarikatçı ile bir tarikatçı. Yeni bir tarikatçı ile bir tarikatçı ile bir tarikatçı. Dini istismar ediyorlar. Bir kimse dinden beş kuruş kazanıyorsa istismar ediyor onu. Evet. Bu bitmeyecek bir şeydir. Bu dün de vardı bugünün problemi değil. O yüzden Cenab-ı Hak Kur’ân-ı Kerim’de değişik peygamberlerin ağzından Ayet-i Kerim’e söylüyor bize. Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz.
Peygamberlerini konuşturuyor. Bizim ücretimize Allah veririz. Sizden ücret isteyiciler değiliz. Başka bir peygamberin ağzından söylüyor. Bizim rızkımıza Allah verir. Biz sizden rızık dilenen, rızık isteyen değiliz. O zaman dini istismar eden şahıslar, topluluklar olduğu gibi, olacağı gibi devletler de var ve olacak. Yok oluyor da. Din adına milyon dolarlar toplanıyor. Öyle değil mi? Din adına milyon dolarlar toplanırken bu paraların hesabını kim soruyor? Hiçbir kimse.
Türkiye’nin en zengin vakfı Diyanet Vakfı. Parasını kim soruyor? Nereye harcadın diye? Kimse. Türkiye’de tarikatlar var. Zekat topluyorlar. Kim soruyor hesabını? Hiçbir kimse. Buraya sizin aranızda geliyorlar, soruyorlar. zekat toplanıyor mu, para toplanıyor mu, bu değirmenin suyu nereden geliyor? Öyle ya. Ya bildiğiniz zekat memuru tayin etmiş, tarikat. Zekat memuru tayin etmiş. Zekat topluyor. Bunu devlet bilmiyor mu? Ama din istismarı açık. Bu herkes için geçerli.
Ama o büyük güçler salt dinin Allah için olmasını istemiyor. Hiçbir dünya ve güç dinin Allah için olmasını istemiyor. Din Allah için olduğu zaman da biz de istemiyoruz zaten. Nasıl basbaya? O bize sert geliyor, o bize ters geliyor. O bize ağır geliyor. O bize fazla geliyor. Biz inananlara da fazla geliyor. Biz salt Allah için olan bir dini istemiyoruz. Araya bir şeylerin karışması lazım. Araya bir şeyler karışıp bizim nefsimizin istediği gibi olması lazım.
Biz dini nefsimizin istediği gibi istiyoruz. Bütün herkes böyle istiyor. Hristiyanlar da böyle istiyor. Enteresan nokta bu. Yahudiler de aynı şeyi düşünüyorlar. Müslümanların da büyük bir kısmı onu istiyor. Biz istediğimiz bir dini yaşıyoruz. İstenilen bir dini değil. Burada Allah’ın istediği var, burada bizim isteklerimiz var. Biz Allah’ın istediklerini bırakıyoruz. Bizim istediğimiz gibi olsun istiyoruz dini. bunu zaman zaman söylerim ya, bizim nefsimize göre bir tane şeyh lazım.
Daha aşağıdan başlayayım. Nefsimize göre bir tane zakir lazım. Nefsimize göre bir tane şeyh lazım. Bizim nefsimize göre bir tane peygamber lazım. Bizim nefsimize göre bir İslam hukuku lazım. Bizim nefsimize göre bir Kur’ân, nefsimize göre bir Allah lazım. Bunun için ne yapmak lazım? Şeyhi atmak lazım, alimler atmak lazım, peygamberi sallallâhu aleyhi ve sellem’e atmak lazım, sünnetlerini atmak lazım. Orta yerde bir tane Kur’ân bırakmamız lazım.
Ve ondan sonra da ayetleri kendi kafamıza göre yormamız lazım. Bence böyle dememiz lazım. Bence böyle olmalı dememiz lazım. Ancak o zaman biz kendimizi dindarlığa alıştıracağız. bence böyle olmalı lazım olursa rahat. örnekliyorum şimdi bu. Biz sizin oturuşunuza din karışmaması lazım. İstediğin gibi otur ya. İstediğin gibi otur ya. Ama din karışıyor. Diyor ki, edepli otur. Üç tane oturma şekli var diyor. Din karışıyor. Din bizim oturmamıza karışmamalı. Bizim kafamızdaki din bu değil.
Din bizim sakalımıza karışıyor. Din bizim bıyığımıza karışıyor. Din bizim su içmemize karışıyor. Din bizim tuvalete girişimizi karışıyor. Din bizim tuvaletten çıkmamızı karışıyor. Din bizim nasıl evlenmemiz gerektiğine karışıyor. Ne yememiz lazım, ne yemememiz lazım, ne içmemiz lazım, ne içmememiz lazım, nasıl giyinmemiz lazım. Din karışıyor bunlara.
4. “Siyasal İslâm” ve “Fundamentalizm” Yaftaları: Sünnet Düşmanlığı, Global Tüketim Köleliği, Frenk Âdetleriyle Yaşanan İslâm ve Bosna’nın Yıkılan Camisi
Zaten siyasal İslam denilen şey onlar siyasal İslam olarak nitelendiriyorlar ya Dinin bu karıştığı alanları bir kimse kabul eder. Dinin karıştığı alanları reddetmezse o siyasal İslamcı oluyor. Batıllar tarafından. Fundamalist İslam, siyasal İslam. Ben batıya göre fundamalist İslam’ım. Ben batıya göre teröristim. Hoş batıya göre terörist olmam bir şey ifade etmiyor. Ben 28 Şubat’ta da teröristim. Ben 28 Şubatçılara göre terörist bir insanım. Neden? Ben çünkü Kur’ân ve Sünnet ne diyor?
Onu savunuyorum. Onu anlatıyorum ya. Ben onlar adına terörist bir kimseyim onlar için. Ben onlar için din benim su içmeme de karışıyor deyince o isyan ediyor. Olmaz böyle bir şey diyor. Oluyor kardeşim. Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri mecbur kalmadıkça ayakta içmemiş. Oturarak içmek Sünnet. Seferisin ayakta içebilirsin. Yolcusun ayakta içebilirsin. Mecbur kaldın ayakta içebilirsin. Ama din senin su içmene de karışıyor. Diyor ki ayakta içmeyeceksin.
Hepsini bir yudumda içmeyeceksin. Din üç yudumda içeceksin diyor en az diyor. Din karışıyor buna. Din karıştığı müddetçe onların hoşuna gitmiyor. Bu sefer dini dizayn etmeye çalışıyorlar. Bu hadis inkarcısı kafirlerin işi bu. O komple hadisleri inkar ediyorlar ya. Komple hadisleri inkar ediyorlar. Ben komple hadisleri inkar edenleri kâvir diyorum ya. Ayeti inkar ediyorlar çünkü. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin. Resulullah’ta sizin için güzel örnekler vardır.
Ayeti kerime, sen Peygambere itaat etmezsen Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in Sünnetlerini komple yok hükmünde görürsen hadislerini reddedersen hepsini de sen kafirsin. Bunu koyuyorlar önümüze. Sebeb diyorlar ki din karışmasın. Dünyamıza karışmasın. Biz sizi istediğimiz gibi sömürelim. Biz sizi istediğimiz gibi, istediğimiz gibi çalıştıralım. Biz sizi istediğimiz gibi ütelim. Sizin etinizden, sütünüzden sizin kılınızdan, tüğünüzden hepsinden faydalanalım. Sizi köleleştirelim.
Sizler dünya üzerindeki iki bin tane şirketin kölesi hükmünde olun. O iki bin tane şirket üretsin size 15 liraya telefonu satsın. Siz de o telefonu almak için habire çalışın. Koşturun. Almamazlık etmeyin. Sende de olmalı o telefon. Bir şeyi üretmeliler, sen onu moda diye almalısın. Hadi pantolonlar bir düşükbel yapmalılar. Herkes düşükbel pantolon yapmalı. Düşükbel olmayanları atmalı. Ondan sonra haydi yüksekbel çıkardıklarında bir daha yüksekbele dönmeli. Gardıraplarımız dolmalı bizim.
Biz kıyafet üstüne kıyafet almalıyız. Telefon üstüne telefon almalıyız. Biz israf üstüne israf yapmalıyız. Onları doyurmanız lazım bizim. Doymuyorlar bunlar. Bu emperyalistler doymuyor. Doymuyorlar. Bizim ilimizi kemimizi sömürüyorlar. Faiz de sömürüyorlar, teknoloji ile sömürüyorlar. Alışveriş de sömürüyorlar. Kara cuma bizde mübarek cuma oluyor. Kara cuma bizde muhteşem cuma oluyor. Hadis-i şerif, onlar diyor kertenkele deliğine gir deseler siz girmeye çalışacaksınız. Giriyoruz.
Bizde o alışveriş çılgınlığı devam ediyor. Hristiyanlara uyumacaktık? Uyuyoruz. onları takip etmeyecektik? Ediyoruz. Yememiz, içmemiz, kullandığımız eşyalar, kültürümüz, kıyafetimiz her şeyimiz onlara benziyor. Sudan’da o arkadaş buraya tek kez ziyarete gelmişti. Bizim Tekirdağlı Erdoğan’ın müşterisi. Buraya geldiydi, orada ziyarete geldi bize. Bir yerde Nil’in kenarında kahve içiyoruz. o da geldi. Ona dedi, ne içersiniz? Biz dedi kahve içiyoruz. garson geldi dedi ne kahvesi var?
Garson da Türk kahvesi var dedi. Ondan sonra ona Arapça dedi neden Sudan kahvesi yoktu? Sudan’da Türk kahvesi mi içiliyor dedi tebessüm etti biraz da. Ondan sonra neyse sonra bir şey bir söz söyledi. Kendi kıyafetiyle alakalı dedi ki kıyafet Sudan’i ama dedi kahve Frankie. Başka kahveler de var çünkü orada o damatılmış, kaynatılmış, süzülmüş kahveler de var. Yok dedi içmeyeceğim dedi. Evet bizim Normande kıyafetlerimiz Frank kıyafeti eskilerin tabiriyle.
Biz Frank kıyafetlerinin içerisinde İslam’ı yaşamaya çalışıyoruz. Eskilerin tabiri o ya Frank adetleri. biz Hristiyan adetleriyle İslam’ı yaşıyoruz. İslam yaşıyoruz. Ne geliyor şimdi? Yılbaşı geliyor. Her yer çiçeklenecek, her yer yaldızlanacak değil mi? Yılbaşı kutlayacağız. Her sene muhabbet olur ya bıktım artık ben yılbaşlarında muhabbet etmek istemiyorum onu. Anlatmak, konuşmak istemiyorum. Yapıyoruz. Din örtüsü altında bütün sömürüler oluyor. Savaşlar din örtüsü altında oluyor.
Yoksa neden savaşsın dindarlar kendi aralarında? O iyi sevi ben Muhammediyim. Ben onun peygamberine de iman ettim. Neden bir bana silah çeksin o? Silah çektiriliyor. Bu sömürü altında oluyor. Neden Osmanlı sömürmedi? Dini ona müsaade etmiyordu sömürmeye. Ben bazen zaman zaman derim ya elinizde atom bombası olsa ne olacak ki? Atabilecek misiniz? Bir Müslüman olarak siz nerede sivil katliamı yapabilirsiniz? Hangi şehri bombalayabilirsiniz? Bir Müslüman olarak. Bombalayamazsınız.
Bir, Müslüman olarak siz bir garda bomba patlatamazsınız. Bir, Müslüman olarak camide bir bir bomba patlatamazsınız. Bir, Müslüman olarak siz bir Hristiyan mabedini, ibad please bombalayamazsınız. Bir, Müslüman olarak Yahudi havrasını siz bombalayamazsınız. Bir, Müslüman olarak hangi ibad please olursa olsun siz orayı yerliyeksan edemezsiniz. bombalayamazsınız.
5. Bosna Camisinin Hikâyesi, Dindarın İstismârı, İslâm’ın İdeolojik Hedefleri: Adalet, Nefs Emniyeti, Namus ve Uyuşturucunun Caydırıcı Cezâsı
Bu sene Bosna’ya gittiğimizde bir camiye ziyaret ettik. Remzi Pitiç bizi bir camiye götürdü. Caminin hikayesini anlattı. Dilimiz lal oldu. Kulağımız lal oldu. Osmanlı’nın ilk yaptığı camiymiş. Ve caminin diplerine o kadar çok patlayıcı koymuşlar ki patlattıklarında caminin taşları, toprakları bir buçuk, iki kilometre, üç kilometre ötellere kadar gitmiş. Ve sonra gelmişler caminin bulunduğu yeri bulduğu zerlerle, normande düzeltmişler kendilerince ve oraya park haline getirmişler.
Ama siz bir Müslüman olarak, bir Havruya bunu yapamazsınız. Bir Müslüman olarak siz bunu bir kiliseye yapamazsınız. Ve sonra Remzi Pitiç orada kanton mühtesı, gazi Bosna’da ilk savaş çıktıklarında yaralanıp Türkiye’ye tedaviye getirilenlerden ve burada okumuş ilahiyat bitirmiş. Şimdi inşallah davet ettik Şebarusa gelecek Allah izin verirse. O kimse o camiyi yeniden yaptırıyor, mücadele ediyor. Açılışını filan yaptırdılar bizden önce ve biz o camiyi ziyarete gittik.
Orada mühtü götürdü, orda tarihçesini anlattı bize. Bilmiyorum onlar yayınlandı mı, yayınlanmadı mı ama yayınlandı mı, evet. Tarihçesini anlattı caminin bize ve en önemlisi şu, bir Hristiyan kadın cami yapılırken orada bomba patlatıldığında ta onun evine kadar Kur’ân-ı Kerim gitmiş bombanın şiddetliyle. O Hristiyan kadın o Kur’ân-ı Kerim’i almış, temizlemiş kenara koymuş. Ne zaman ki cami yeniden tadilat olup ibadete açılınca almış kitabı oraya hediye etmiş tekrar.
Demiş ki bu bombalandığında bizim bahçemize düştüydü. Ben bunu demiş sakladım. Şimdi demiş tekrar yerine getirdim. Bakın biz ona Hristiyan deriz değil mi? Evet. Bir Hristiyan kadının yaptığına bakın. Ve Remzi Pitiç şunu dedi. Ben her bu camiye geldim de bu Kur’andan okuyorum dedi, buradan okuyorum. O kadının getirdiği Kur’ân-ı Kerim’den okuyorum dedi. Şimdi inananların arasında aslında bir sıkıntı çıkmaz. Ama emperyalizm girince, sömürge girince din istismar ediliyor.
Sömürmek söz konusu olunca din istismar edildiği gibi dindarlar da istismar ediliyor. Dindarlar para deposu, dindarlar para deposu dindarlar para deposu, dindarlar oy deposu dindarlar kelle saymacak dindarlar kalabalıklar istismar ediliyor. Paralı emeği, her şeyi istismara açık. Bu hala da istismar devam ediyor. Ve bu devam edecek ha. Bu burada son bulacak değil. Sakın son bulacak olarak görmeyin. Hep istismar edenler olacak.
Hem devlet bazında herhangi bir devlet hem de dinin kendi içerisindeki kendi içerisindeki kurum ve kuruluşlar için İslamiyet sınıflı toplumun ideolojisidir. Bu nedenle bâtinliler dahil olup sadece fikirsel akımlar olarak değil aynı zamanda ideolojik yönü ağır basan oluşumlardır. Doktor Abdurrahman Bebevi. Dinin kendine ait ideoloji penceresinden bakarsanız dinin bir ideolojisi vardır. Ideoloji penceresinden bakarsanız bir sufi akımının ideolojisi vardır.
İdeoloji penceresinden bakarsanız bir sufi akımının ideolojisi vardır. Bir sufi akımının ideolojisi vardır. İdeoloji penceresinden bakarsanız sufi akımların içerisinde biz onu tarikatları olarak nitelendirirsek onların birer ideolojisi vardır.
Biz din adı altında değişik cemaatler topluluklar oluşuyor ya mesela biz bunu inkar etsek de etmesek de var yok görsek de bir Süleymancılar diye nitelendirilen bir Nurcular diye nitelendirilen yok Risale-i Niyazi’nin okuyucusu yazıcısı olarak nitelendiren yok değişik böyle dini gruplar topluluklar var. Veya bunun içerisinde tarikat adı altında Kadir-i Rufaybe Devidus’un her ne ise isimleri. Böyle tarikatlar da var. Hadi tarikat sözünü ben çok kullanmak istemiyorum sufi akım diyorum.
Bunların da kendilerince ideoloji açısından ideoloji penceresinden baktığımızda ideolojileri var. Olmalı zaten. bunu eleştirel açıdan bakaraktan ideolojisiz bir noktaya getirmek istiyorlar. Olmaz. Bu dinin bir hedefi var. İslam dininin hedefi var. İdeolojisi olmayan hedefsizdir. İslam dini bir hedef koymuş. İslam dini bir hedef koyunca o zaten ideolojik noktada durur. İdeolojisi olmuş olur onun. İslam’ın dünyevi bir hedefi var. İdeolojik açısından bakarsak evet ideolojisidir.
İslam’ın batini olarak manevi olarak bir ideolojisi var. Evet biz kadere iman ettiğimiz gibi aynı zamanda biz hesaba kitaba da iman ettik. Biz mahşere iman ettik. Bu bir ideolojidir. Mahşerde nasıl olmamız gerekiyor? Allah mahşerde bizi nasıl görmek istiyor? Biz ona ideolojik açıdan baktığımızda evet ideolojisi var. İslam’ın kendince bir devlet sistemi var. İdeolojisi var. İslam’ın bir ev sistemi var. İslam’ın bir ticaret sistemi var. İdeolojisi var. İdeolojisi değil ki. Boğuş değil.
Onlar ideolojisiz bir dini arıyorlar. Siz dine ideolojik bakıyorsunuz diyorlar. Ya canım kardeşim ben adalet istiyorum. Bunun adı ideolojise evet ideoloji. Ben hukuk istiyorum. Ben akıl emniyeti istiyorum. Ben din emniyeti istiyorum. Ben can emniyeti istiyorum. Bütün herkes kadınlar ölmesin diyor. İyi ölmesin kardeşim. Ben de ölmesin istiyorum. Hadi getirin. Aksız yer adam öldürenleri, aksız yere bir kimseye cinayet işleyenleri öldürün siz de. Bak nasıl duracak cinayetler.
Bıçak kesilir gibi kesilecek. Yargılama da adam öldürmenin yargılamasında bir ay içerisinde iki ay içerisinde tamamlanacak da öldürmesi sabit olunca öldür onu. İdam mı edersin? Yukarıdan bir yerden aşağı mı atarsın? Neyse öldürme şeklin. Genel teamül idam ediliyor ya. Öldür bak nasıl kesilecek. Adam trafikte kırmızı ışıkta ondan sonra duruyor yandaki araba neden yan baktın? Hadi güm güm güm güm öldürüyor adamı. Ne oldu? Yan baktı bana diyor. İdeolojisi var. Benim canımı koru. İdeolojisi var.
İnsanların namusunu koru. Adam gidiyor kadına sarkıntılık yapıyor namusunu koru. Terbiyesizin birisi gidiyor tecavüz ediyor. Namusunu koru kardeşim. Ben onu cezalandırıyorum. Ben onu cezalandırıyorum. Nereye cezalandırıyorsun adam 5 ay sonra 6 ay sonra 5 sene sonra bir daha çıkıyor. Adam bir daha tecavüz ediyor. Senin cezayelerini eğitmiyor ki. Daha adam orada bütün suçlular bir yerde nasıl daha suçu arttırabiliriz diye konuşuyorlar. Adam içeride ök kuruyor örgütü.
Adam hırsızlık örgütünü içeride kuruyor. Neden? Hırsızların hepsi bir yerde. Örgüt içeride kuruluyor. Cezavilerin bu noktada caydırıcı değil ki. Eğitici değil ki. Adam uyuşturucudan içeride giriyor uyuşturucu içeride de devam ediyor. Evet. Adamı satmaya devam ediyorlar hem içmeye devam ediyorlar. Buluyor adam yolunu. Ya adam böyle benim gibi sakalla geldi ya. Baktım baktım gözüm tutmadı. Adam sonra içeri girerken uyuşturucuyla yakalandı. Deşifre etmeyeyim şimdi yakalayanı burada. Yakalayanı.
adam düşünebiliyor musunuz? Bu devam ediyor. Caydırıcılığı yok. Bakın caydırıcılığı yok. Adam satıyor mu? As bakalım nasıl satacak mı bir daha? Adam üretiyor mu? As bakalım nasıl bir daha üretecek mi? Satanı as. Adam satacak mı? Ben böyle söyleyince fundamalist islam oluyorum. Ben böyle söyleyince siyasal islamcı oluyorum. Sebep? Çünkü dünya üzerindeki o büyük global şirketler sizin uyuşturucu kullanmanızı istiyorlar. Düşünmeyin. Uyuşturucu kullanırsanız namus kavramınız kalmaz.
Uyuşturucu kullanırsanız vatan kavramınız kalmaz. Uyuşturucu kullanırsanız din kavramınız kalmaz. Uyuşturucu kullanırsanız bu bizim işimiz mi değil mi? Bu bireyiz. Bu fabrika bizim mi değil mi? Bu ülke bizim mi değil mi? Bu bayrak bizim mi değil mi? Ülkeyi kim idare ediyormuş? Hiç önemli değil ki. Adam sabah kalktığında uyuşturucu düşünüyor çünkü. Sabah saat 7.30ta adam drakilo gibi olmuş. Sabah 7.30ta. Ben büro işeceğim diye uğraşıyorum. Böyle felç gelmiş gibi kaymış adam. Sabah 7.30ta.
Oradan başka bir kimse de kameraya çekiyor. diyor gençliğin hali bu Hacı Baba diyor. Sabah 7.30ta sokaktan onu gören bir kadın, bir kız, bir çocuk. Yemin ediyorum sokaktan geçemez. Bunları konuşunca hoşuna gidiyor. Bunları konuşunca hoşuna gitmiyor hiç kimsenin. Ben fundamalist İslam oldum. Ben teröristim bunları konuşunca. Ben İslam’ın hukukunu isteyince ideolojik bir İslam oldum ben. Ama isim olarak ne? İdeoloji. Siz İslam ideolojisine sahipsiniz. Allah Allah. Evet İslam’ın bir ideolojisi.
Evet İslam’ın bir ideolojisi var canım kardeşim. Ideolojik açıdan bakarsan terim olarak. Ben iman açısından bakıyorum. Ben bu dine iman ettim. Onu yaşamak istiyorum. Benim derdim bu. Ama sen bana ayrı elmise giydiriyorsun.
İslam öncesi cahiliye toplumu bir yandan merkezinde Hicaz ve Mekka aristokrat tüccarlarından diğer yandan genel hatlarıyla Kandaş kabile sisteminin sınıflara bölünerek yol açtığı kabile şefleri saltanatına öte yandan Tayyip ve Medine çevresinde göçebelikten yerleşik tarım düzenine geçen toprak sahiplerine dayanıyordu. Evet İslam öncesindeki Hicaz bölgesindeki genel yapı buydu. Bu sadece Hicaz bölgesindeki genel yapı böyle değildi ki. Aynı şey Avrupa’da da öyleydi. Aynı şey Afrika’da da aynıydı.
Aynı şey Çin’de de aynıydı. Avrupa’da da değişik isimler adı altında toprak sahipler vardı. Tüccarlar vardı. Aynı sistem orada da geçerliydi. Sadece Hicaz bölgesine ait bir sistem değildi bu. Avrupa’da da kontlar vardı. Avrupa’da da kontlar, dükler vardı. Avrupa’da da şövalyeler vardı. Avrupa’da da kontların, düklerin kocaman arazileri vardı. İçlerinde köyleriyle beraber. Arazilerinde çalışan köleleri vardı. Avrupa bundan farklı değildi. Asya bundan farklı değildi. Afrika bundan farklı değildi.
Avrupa’da da şövalyeler vardı. Avrupa’da da şövalyeler vardı. Bu sadece İslam’ın yeşerdiği, doğduğu yerlerdeki hal değildi ki. Hala da Avrupa’da aynı ki. Toprak sahiplerinin yerine devasa marka sahipleri aldı. Önceden milyon metrekare toprak sahibi olanlar şimdi milyon milyar dolar sahibi şirketlere sahipler. Biz bu söylemlerle aldatılıyoruz. Önceden toprak sahipleri vardı. Yanlarında yüzlerce, binlerce kişi çalışırdı. Şimdi fabrika sahipleri var. Yanlarında binlerce kişi çalışıyor. Fark mı var?
Fark mı var? Fark mı var? Önceden Bayındır’da yüz dönümünü, iki yüz dönümünü üzerinde yeri olanlar devamlı beş on kişi yanlarında yıl on iki ay çalışırlardı. Adamın iki yüz dönümü, üç yüz dönüm yer ekerdi, arazi ekerdi. Devamlı çalışan işçiye ihtiyacı vardı. E şimdi çıktı tarımdan. Şimdi fabrika kurdu. Örnekliyorum. O fabrikada devamlı elli kişi, yüz kişi çalışıyor mu? Evet. Ne değişti? Değişen bir şey mi var? Hayır. O gün tarımda çalışıyorlardı. Bugün sanayide çalışıyorlar.
O gün tarımda kadınlar tütün kırıyordu, tütün diziyordu. O gün tarımda kadınlar pamuk topluyorlardı, pamuk çapasına çalışıyorlardı. E şimdi de tekstil fabrikalarında çalışıyorlar. Ne değişti ki? Değişen bir şey olmadı. O gün insanların inekleri vardı, öküzleri vardı, koyunları vardı. Ailecek on tane inek vardı. İnek sağı yiyorlardı, süt satıyorlardı, peynir satıyorlardı. Öyle geçiniyorlardı. Yeter artık inekçilik yapmayacağız dediler. Gitti çocuklar fabrikada işçilik yapıyor.
Farklı para mı kazanıyorlar? İneğini sarsaydı da ayda 2000 lira kazanacaktı. Şimdi fabrikada çalışıyor, gene ayda 2000 lira kazanıyor. Farklı bir şey mi kazanıyor? İneğini sarmaya devam etseydi daha mutlu olacaktı, daha sağlıklı olacaktı. Ama o inek sarmaya devam ederse makinalaşmayacaktı. Kendisi de makinalaşmayacaktı, kafası da makinalaşmayacaktı. Şimdi makinalaştı. O zaman ineğini sarsaydı peynir yapacaktı, yoğurt yapacaktı, mahallede satacaktı, pazarda satacaktı.
Şimdi devasa fabrika gibi besahaneler sona endüstrileşti. Şimdi hazır süt içiyor. Şimdi sütten yapılmış hazır gıdalar yiyor. Kim yapıyor? Uluslararası şirketler yapıyor. O uluslararası şirketler sizi sömürmeye devam ediyor. Değişmedi bir şey. Avrupa’daki Hristiyan’ı Mercedes firması sömürüyor. Gidiyor adam Mercedes ile çalışıyor. Mercedes de ne alıyor? 800 euro oluyor. 1000 euro alıyor. Mercedes de. Normal dışarıda çalışan işçi de 800 euro alıyor orada, Almanya’da çalışan.
Sizden 2000 lira fazla alıyor. Ama onun da ay sonunda cebinde para kalmıyor. Merak etmeyin. Almanya’da Mercedes firmasında çalışan işçinin ay sonunda parası kalmıyor. Bizde de kalmıyor kimsenin. O global emperyal sistem size fazla para vermiyor. Siz hep borçu yaşayacaksınız. Hep yetiştiremeyeceksiniz. Neden? O 2000 tane şirketin rahatı için. Burada devletin adı sana önemli değil. Dini önemli değil. Onların emperyalleri önemli.
Kureyş aristokratlarının egemen olduğu Mekke ve Hicaz’daki sınıfsal kutuplaşma da en üste efendiler, yönetenler, daha altta hür insanlar, kabile yanaşmaları olan mevaliler, yanazatlı köleler ve köleleri görüyoruz. Evet doğru. Şimdi de aynı. Şimdi diyebilir misiniz herhangi bir toplum bunlardan oluşmuyor diye? Şimdi de aynı. Şimdi de sınıfsal kutuplaşma var. Aristoklar bir yerde. Onlar aristokrat. Onlar gazetelerin köşe yazarları. Onlar yüksek bürokrat.
Onlar kendilerince halkın üstündeki sınıflar. Aristokratlar. Zenginler ayrı sınıf. Siz Türkiye’de herhangi bir zenginle oturup yemek yiyebilir misiniz? Burada aranızda aristokrat var mı? Burada aranızda zengin insan var mı? Burada aranızda zengin insan var mı? Burada aranızda zengin insan var mı? Burada aranızda zengin insan var mı? Onlar beş boynuzlu otellerde yemek yiyorlar. Onların villaları ayrı. Onların yemek yedikleri yer ayrı. Onların ticaret yaptıkları, alışveriş ettikleri yer ayrı.
Onların mobilyaları İtalya’dan geliyor. Onların evlerinin mermeri dahi İtalya’dan geliyor. Onların evlerinin mermeri dahi İtalya’dan geliyor. Onların evleri de var. Onların oturacakları tuvaletler dahi İtalya’dan geliyor. Onlar her yere tuvaletlerini yaparlar mı? Onların arabaları altı trilyon, yedi trilyon, on trilyon. Onlar doğana şahine binecek değiller ya. Onlar doğana şahine binecek değiller ya. Onlar doğana şahine binecek değiller ya. Adamın arabası yedi trilyon, sekiz trilyon.
Burada arabası bir trilyon olan kimse yok. Bu topluluğun içerisinde arabası bir trilyon olan yok. Bu topluluğun içerisinde arabası bir trilyon olan yok. Muhakkak sınıf farkı var. Şimdi yok mu? O gün Arap toplumunda vardı da bugün burada yok mu? O gün Arap toplumunda vardı da Avrupa toplumunda yok muydu? Siz Avrupa’da hangi dükkün sofrası yanında çalışan elemanlar açıktı? Hangi kontun sofrası yanındaki elemanlar açıktı? Veya şu anda da aynı. Bir İngiliz dükkünün sofrasında oturabilir misiniz?
Hangi İngiliz dükkünün sofrasında oturabilir? Kraliyet ailesinin, herhangi birisinin sofrasına oturabilir. Yan bile bakamazsınız. Onların ayrı. Onların din adamları ayrıdır, onların şehrileri ayrıdır. Evet. Yüksek kesimin şehrileri de özeldir. Evet, onların da şehrileri var. Onların da din hocaları var, din adamları var. Tabii. Onlara da din lazım. Ama onlar kendilerinden olacak onun. böyle yalaka şakşakçı insanlar vardır ya onların da hocaları. O. O bir kuşu besleyecek cennete girecek.
Hemen telefon açacak, hocam. Sabah pencereme baktım bir kuş geldi. Ben ona yem verdim. Cennetlik olmuşumdur değil mi bir hayvanı yemleyen kimse? Tabii ya ne demek. Sen bir tane kuşu yemle cennete git. O kadar basit. Tabii. beş vakit namaz kılacakmışsın. Haramlardan uzak duracakmışsın, haramlardan kaçacakmışsın. Namaz bitecek, namaza niyet edecekmişsin. Oruç bitecek, oruca niyet edeceksin. Allah’ı zikredeceksin. Bunlar fukaralar için, avam için. Aristokratlar ayrı. Onlar ümreye gidiyor.
50 milyar bir kişi. Onlar hacca gidiyor. 100 milyar bir kişi. Ne kurası kardeşim ya? Ne kurası, ne sırası? Kura sıra yok onlara. Onun valizini hazırlıyorlar. Evde valiz gidiyor. Kendisinden önce gidiyor valiz. Otel odasına girdiğinde valize açılmış. Elbiseler asılmış otel odasına. Ya bir de elbise mi ellesin ? Valiz mi dokunsun ? Ne sırası? Diyanet size sıra veriyor. Sen bekliyorsun 10 yıl. Açın Diyanet’e söyleyin. Ben hemen hacca gitmek istiyorum. Lüks olarak değil.
Bilmiyorum herhalde 10.000 dolar. Ne kadar sayıttı? 8.000 dolar verince sıra beklemiyorsun değil mi? Hiç beklemiyorsun. Diyanet 8.000 dolar yatır sıra bekleme. Kaç para dolar? 7 lira mı 6 lira mı? 5.87. 6 lira olsa 6 kere 8 48. Ver 45 milyar lira git hemen anında hacca. Eşiyle gidiyorsan bir 45 donu etti 90. Bir de çocuk gidiyorsan etti 135. Ulan fukaranın daire parası. Her yerde var ki bu. Görmüyoruz biz bunu. Ben bunu söyleyince ortalık ayağa kalkıyor.
Kardeşim neye itiraz ediyorsun ne ayağa kaldırıyorsun? 8.000 doları ver anında hacca git. E tabi 8.000 dolar verir de şimdi Diyanet ile hacca mı gider adam? 8.000 dolar verdi Diyanet’ten şey aldı ne o? Vize’ye aldı. Eee ne anlıyor? Uluslararası kim var? Bu en lüks haccisi yapan X firma. Bilmiyorum ya isimlerini. Eee bir 5.000 dolar da ona? Herhalde alıyorlardır. Ve 6-7.000 doları onun getirecek götürecek onu pohpohlucak şakşaklıcak.
Onlar herkes gibi öyle Arafat’ta böyle çadırda gidecek dua edecek tozun toprağın altında. Ya ona yakışır mı sende? O VIP hacı Arafat’ın içerisinde otobüsler klimalı küfür küfür. Tabii otobüsler özel. Bir otobüsün içerisinde 10 kişi koltukları masaları yanın yatıyor. Çabuk çok yoruluyorlar Arafat’ta. O arabanın içerisinde ne yoruluyorlar ne yoruluyorlar? İzdiham insan kokuyor her taraf. o izdihamı seyretmek dahi büyük problem. Tabi ondan sonra şeytan alsana bir tane taş.
Onlar taşlamaya da gitmiyorlar zaten. Onlar da taşlamaya da gitmiyorlar zaten. Onlar taşlamaya da gitmiyorlar zaten. Paryalar var. Böyle çok merak ederse o şeytan taşlamayı özel gidiyordur onlar. Böyle çok merak ederse o şeytan taşlamayı özel gidiyordur onlar. Yoksa ne şeytan taşlaması ya? Oradan iki tane adam şeyden Bangladeşlilerden. Gel sen niye tet tamam o gitti bak ev durursa Bangladeşli ölsün orada. Gel sen niye tet tamam o gitti bak ev durursa Bangladeşli ölsün orada.
Zaten ölse adamın kimliği yoktur. Zaten orada o bölgede öldün bir de şehit oldun ya. Mübarek yerlerde öldün. Eee geliyor iş makineleri. Eee geliyor iş makineleri. Ondan sonra bildiğiniz çakıl taşı kaldırır gibi. Toprak kaldırır gibi. Böyle cesetler yığılı geliyor, daldırıyor altından kaldırıyor. Kamyonun içini koyuyor götürüyor gömüyor bir tarafa. Ha siz onlar tek tek gömüldü zannediyorsunuz değil mi? Aha ya sen ne ya Müslüman da olsan esamen yok ya.
Aha ya sen ne ya Müslüman da olsan esamen yok ya. Sonra bekliyorsun sen artık Türkiye’de. Babamız hacca gitti dedi iznanda kaldı. Ölü kağıdı yok, ölüm kağıdı yok. Bekle Allah bekle. Öldü desen ölüm kağıdı olacak nüfustan düşecek. Ölü kağıdı yok ki. Hacca gönderdim diye gönderdin sen. Bir de tezmide edilemedi gitti ya. Değişen bir şey yok. Değişen bir şey yok. Ben o otobüsün içerisindekinden haşta gördüm. Onlar şey, bir de onlar tabi bunları yapacaklar ya. Ne? Mizdelife’ye gelmişler.
Mizdelife’de de otobüsler geliyor. Onların özel etrafında polisler var. Özel askerler var. Onlar bildiğiniz otobüsün içerisinde küfür küfür oturuyorlar. Rengarenk ne güzeller böyle. Sosyet ağacılar ya. Tabii sizin ömür boyu bir arada bulamayacağınız parayla dört günde hac yapıyor o kimse. Tabii o bir de haştan gelince Hilton’da hacı yemeği veriyor. Tabii isteyen şarap servisi de var hacı yemeğinde. Viski servisi var tabi. Hacı da içebilirsin. Hacı da içebilirsin. Hacı da içebilir tabi.
Allah affeder. Allah gafurur rahimdir. Hiç sıkıntı değil. Ne olacak seneye bir daha verir. Bir 20 bin dolarda bir daha gelir girer. Ne olacak arabanın bir tekerlek parası ya. Adam bir villaya gidiyor. Üç yıl duruyor. Dördüncü yılı eskidi bu villa diyor. O villayı satıyor birisine. Bunlar yok değil her yerde var bunlar. Bize de, bizler bulaştı iyice içimize girdi artık. Siz hiçbir tane zengin olup kendi mahallesinde kendi köyünde duran insan gördünüz mü? Yok. Evet.
Hazreti Muhammed önderliğindeki feodal İslam devrimine yol açan en önemli gelişmenin kabile aristoprasisine karşı çıkan siyalik kesimin azatlı köleler ve şairlerin başkaldırısıyla başladığı söylenebilir. Yok şahitler, şahitler, şahitler, şahitler şahitler, şahitler, şahitler, şahitler, şahitler şahitler, şahitler, şahitler, şahitler şahitler, şahitler, şahitler, şahitler başladığı söylenebilir.
6. Cahiliye Sınıflarından Modern Aristokrasiye: Avrupa-Arap Paralelliği, VIP Hac Kervânı, Mekke Şair-Medyasının Parayla Esareti ve Şeb-i Arûs Duyurusu
Yok şairleri kabul etmiyorum çünkü Mekke’deki şairlerin hepsi de Hazreti Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne cepha açmışlardı. Hatta Mekke’deki şairler Hazreti Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni hicvediyorlardı. Sebep ne biliyor musunuz? Bu şair yazar çizer kesimi paraların elinde esirdir. Bakın medya, gazeteci, yazar çizer kesimi. Bugün onun yerine medya almıştır. Önceden şairler vardı, kitap yazanlar vardı, roman yazanlar vardı. Bunlar şimdi medya oldu.
Medya her zaman için paranın emrindedir. Gazetecilerin büyük bir çoğunluğu paranın emrindedir. Medya dediğimiz televizyon, sosyal medya, gazeteler ne bileyim her türlü bu iletişim araçları paranın emrindedir. Bunu unutmayın. Parayı kim verirse onun düdünü çalarlar. Hak, hakikat aramayın onlarda. Doğru haber aramayın. Erdemlilik aramayın. Hikmet aramayın onlarda. Asla bakın asla her an için alınıp satılabilirler. Her an için.
Her an için doğru dediklerini yanlış yanlış dediklerini doğru diyebilirler. Her an için insanları aldatabilirler, kandırabilirler. Bu dün de aynıydı. Mekke müşriklerinin bütün şairleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini hicvediyorlardı, kötülüyorlardı. O yüzden Mekke’deki Islam şairlerle başlamadı. Bunu kaldırmıyorum ve şairlerin başkaldırısı ile de başlamadı. Sebep? Çünkü genelde oradaki şairler ve bugünkü medyalar zenginlerin yalakalarıydı.
Zenginleri övüp methedip, kabile reislerini övüp methedip onların bahşişlerini tamah ederlerdi. Hatta Mekke’nin müşrik şairleri o Mekke büyük müşriklerini methedici, övücü sözler söylerlerdi. Onlar da o ne kadar güzel methederler, ne kadar güzel övücü söz söylerlerse onlara o kadar fazla bahşiş verirdi. Müslümanlar fakirdi, fukaraydı Mekke’de. Zengin olanlar da fukaralaşmıştı. Sebep? Çünkü onlara ambargo uygulanıyordu. Ve onlar bahşiş veremedikleri için şairlerin hiçbirisi İslam olmadı ilk önce.
Mekke’nin fethinde var sonradan İslam olan. Bakın Mekke’nin fethinde, dinin ilk çıktığı noktalarda yok. Mekke’nin fethinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddettirini iman eden bir şair denilebilir ki o Mustafa’nın şairiydi. Hadislerde öyle geçer çünkü metinlerde. O Mekke müşriklerini hicvediyordu. Hatta böyle terennüm ediyordu, şiir okuyordu böyle. O Hz. Ömer efendimiz onu susturmak istedi. sen Kur’ân dururken sen başka bir şeyler okuyorsun. Bu caiz değildir gibisinden.
Ona bir laf söyleyecek oldu. Hz. Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. dur ya Ömer. Onun sözleri dedi, onun sözleri senin mızrağından daha etkilidir dedi Mekke müşriklerine. Evet söz mızraktan etkilidir. Söz kılıçtan etkilidir. Ki söz söz ise. Ama başlangıçta hiçbir tane şair yok Müslüman olan. Hiçbir tane edebiyat yok başlangıçta Müslüman olan. Hiçbir tane tüccar yok başlangıçta Müslüman olan. Evet. Zenginler, aristokratlar Müslüman olmadılar ilk önce. Olanlar da kaybettiler. Hz.
Ebu Bükür gibi. Musab bin Ümeyir gibi. Musab’ın annesi babası çok zengin. Mekke’nin en zengin ailesinin oğluydu. Şehit olduğunda üzerini örtecek üzerinde elbise bulamadılar. En zenginlikten en fakirliğe maddesel olarak öyle geçti. O yüzden buraya katılalım. Sehalik kabilenin ayak takımı, köleler yanaşmaları boyun eğmeye reddeden eşitlik isteyen halk. Faik Bulut söylemiş bunu. Evet ama ilk Müslüman olanlardan zenginler de vardı. Fakirler de vardı hepsi de vardı. Buradan devam edeceğiz inşallah.
Allah izin verirse ama önümüzdeki Cumartesi Malum Şebharos törenleri var. O yüzden önümüzdeki Cumartesi burada sohbet yok, Sema yok. Kapalı spor salonundayız. Cuma gün burada program var. Dışarıdan yaklaşık 20’nin üzerine Şeyh Efendi ile 20’ye yakın Balkanlardan Diyanet İşleri Başkanı veya Başkan Yardımcısı, Kanton mühditleri gibi zevat misafirimiz olacak inşallah. Cuma günü akşam burada program olacak. Bütün kardeşler herkes bu noktada davetli inşallah.
Bursa Atatürk Kapalı spor salonunda programımız var. Pazar günü de inşallah Gelibolu Mevlühanesi’nde programımız var. Tabi bu cuma da İzmit’te bayanların Şebharos programları var. Yarın pazar Tekirdağ’da Şebharos programı var. İnşallah gücü yetebilen, gidebilenler bu programlara gitmeye gayret ama bilhassa Bursa’daki arkadaşlar cuma ve cumartesi iki günlük programlara tam tekbil katılmaya gayret etsinler inşallah. Hakkınızı helal edin. Selamun aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- “Dîn nasîhattir” hadîs-i şerîfi: Müslim, Îmân 95; Buhârî, Îmân 42; Ebû Dâvûd, Edeb 59 — Temîm ed-Dârî rivâyeti
- Kötülüğü elle, dille, kalble önleme hadîsi: Müslim, Îmân 78; Tirmizî, Fiten 11; Nesâî, Îmân 17 — Ebû Saîd el-Hudrî rivâyeti
- Peygamberlerin “sizden ücret istemem” beyânı: Hûd 11/29, 51; Şuarâ 26/109, 127, 145, 164, 180; Yûnus 10/72; Sebe’ 34/47
- Allah’a ve Resûlü’ne itâat âyetleri: Âl-i İmrân 3/32, 132; Nisâ 4/59, 80; Enfâl 8/20, 46; Muhammed 47/33; Haşr 59/7 (“Peygamber size ne verdiyse alın, neyi yasakladıysa ondan sakının”)
- “Resûlullah’ta sizin için güzel örnekler vardır”: Ahzâb 33/21 (üsve-i hasene)
- “Kertenkele deliğine girseler siz de girersiniz” hadîsi: Buhârî, Enbiyâ 50, İ’tisâm 14; Müslim, İlim 6 — Ebû Saîd el-Hudrî rivâyeti
- Ayakta su içmemek, üç yudumda içmek sünneti: Müslim, Eşribe 112-116; Tirmizî, Eşribe 11-13; Ebû Dâvûd, Eşribe 13-14
- Karl Marx’ın “16. yüzyıl din savaşları” pasajı: Karl Marx – Friedrich Engels, Din Üzerine (Sol Yayınları, çev. Kaya Güvenç); asıl metin: Engels, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu (1886)
- Cahiliye Mekke’sinin sınıfsal yapısı ve Kureyş aristokrasisi: Maxime Rodinson, Hz. Muhammed (Doruk Yayımcılık); M. Şemsettin Günaltay, İslâm Öncesi Araplar ve Dinleri; Neşet Çağatay, İslâm’dan Önce Arap Tarihi ve Câhiliye Çağı
- Saâlîk (eşkıyâ şairler, köle başkaldırısı) ve Câhiliye şiiri: Faik Bulut, Allah Devletinde Demokrasi (Berfin Yayınları, 1999); Nihad M. Çetin, Eski Arap Şiiri
- İslâm’ın ideoloji/dâvâ boyutu: Abdurrahman Bedevî, Mezâhibu’l-İslâmiyyîn (Dâru’l-İlm li’l-Melâyîn, Beyrût 1973)
- Mus’ab b. Umeyr’in kefenlenecek bez bulunamaması: Buhârî, Meğâzî 17, Cenâiz 27; Ahmed b. Hanbel, Müsned I/411 — Uhud sonrası şehâdeti
- Hassân b. Sâbit ve Peygamber şairi meselesi: Buhârî, Edeb 91, Meğâzî 30; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 151-157 — “Onun sözleri sizin oklarınızdan daha etkilidir”
- Makāsıdü’ş-Şerîa (dînin beş küllî maksadı): Dînin, canın, aklın, neslin, malın korunması — İmam Şâtıbî, el-Muvâfakât; Gazzâlî, el-Mustasfâ; İzmirli İsmail Hakkı, İlm-i Hılâf
- Kısâs ve zecrî cezâlar (adam öldürme, zinâ, hırsızlık, uyuşturucu): Bakara 2/178-179 (kısâsta hayat vardır); Mâide 5/33-34, 38; Nûr 24/2; Buhârî, Hudûd; Müslim, Hudûd
- Haçlı seferlerinin dînî-ekonomik kurgusu: Steven Runciman, A History of the Crusades; Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri; Işın Demirkent, Haçlı Seferleri
- Evangelizm ve Hristiyan Siyonizmi: Grace Halsell, Forcing God’s Hand; Stephen Sizer, Christian Zionism; Ramazan Kurtoğlu, Evanjelizm – Armagedon Kapıda
- Afgan cihadı, El-Kâide ve CIA operasyon zinciri: Steve Coll, Ghost Wars; Ahmed Rashid, Taliban; Robert Dreyfuss, Devil’s Game — mücâhidlerin CIA destekli silahlandırılması
- Bush’un “Crusade” (Haçlı seferi) ifadesi: George W. Bush, 16 Eylül 2001 Beyaz Saray konuşması — “This crusade, this war on terrorism, is going to take a while”
- Küresel tüketim ve 2000 şirket istatistiği: Forbes Global 2000 listesi; Noam Chomsky, Profit Over People; Naomi Klein, No Logo
- Bosna Savaşı ve cami yıkımları: Michael Sells, İhanete Uğrayan Köprü; Noel Malcolm, Bosnia: A Short History; Remzi Pitiç’in şahitliği (Kanton müftüsü, Bosna)
- “Allah gafûrun rahîm” ve istiğfarın genişliği: Zümer 39/53; Nisâ 4/110; Âl-i İmrân 3/135-136 — ancak ısrarla günâha dönmeyenler için