1. Açılış: Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaseti (Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük) — 1904 Makalesinin Çerçevesi
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaallah. Evet, en son… Bir monarşi, bir demokrasi, bir cumhuriyet mi olacak? Bir din adamı ya da bir savaş adamının niktatörlüğü mü olacak? Bu soruların hiçbirine, kaynaklarının hiçbirinde konmuş bir kural yoktur. Buraya okuyup şerh etmiştik. Devam ediyoruz. Bir parantez de herkesçe çok bilinen Yusuf Akçura’nın üç tarzı siyasetini açalım. Bu makale 1904’te yazılmıştır.
Akçura devlet yönetimini üçe ayırır. Bir Osmanlı milleti yaratarak idare, iki Müslüman dini bir idare, üç Türklerin ön planda olduğu ırkçı bir devlet. Akçura şöyle devam eder. Osmanlı milleti yaratmak siyaseti ciddi olarak 2. Mahmud zamanında doğdu. Bu padişahın ben tebaamdaki din farkını ancak cami, havra ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim. Sultan Mahmud devletin ırk ve dini farklı tebaasına serbestlik ve müsevvat ile, emniyet ve karşılıklı dostluk ile…
…burasını meze ve terkip edip tek bir millet haline sokmanın imkanına inanıyorlardı. Osmanlı milleti fikri en ziyade Ali ve Fuat Paşalar zamanında geçerliydi. İkinci yönetimde Müslüman dini bir idare, ikinci yönetimde ise evela Osmanlı ülkelerindeki, sonra bütün küreye arzdakileri, soylarına bakmaksızın, dindeki ortaklıktan istifade ile tamamen birleştirmeye… …her Müslüman en küçük yaşta ezberlediği din ve millet birdir kaidesine uyarak…
…bütün Müslümanları son zamanların millet kelimesine verdiği manayla tek bir millet haline koymaya çalışmak lüzumuna kani oldular. İlkin sırf nazarı olup yalnız matbaat sahiplerinin sahiplerinde görülmekte olan bu fikir git gide tatbik olunmak istedi. Abdülaziz’in son devirlerinde Panislam özü diplomatik konuşmalarda işitilir oldu. Osmanlı milleti ihtası fikrinin hükümete büsbütün terk olunmasından sonra Sultan ikinci Ahmet de bu siyaseti tatbik etmişti.
Günümüzdeki hükümdar, sultan, padişah lakapları yerine halife, dini sıfatını koymaya çalıştı. Genel siyasetinde İslam dini mühim bir mevki tuttu. Üçüncü yönetim ırk üzerine müstenit bir Türk siyaseti, milliyeti hususu getirmek fikri pek yenidir. Türk tük siyaseti tıpkı İslam siyaseti gibi umumidir. Yazar kitabında uzunca anlatır sonuç olarak devletin menfaati bütün Müslümanların ve Türklerin menfaatlerine aykırı değildir.
Zira tebaa olan Müslümanlar ve Türkler devletin kuvvetlenmesiyle kuvvetlenmiş demek olduğu gibi diğer Müslüman ve Türkler de kuvvetli bir destek bulmuş olurlar. Üç tarzı siyaseti Yusuf Akçürre 14 Nisan 1904
2. Üç Modelin Tenkîdi: Kur’ân-Sünnet Merkezli Duruş, Hâlifâ-i Râşidîn Dönemi, Mekke ve Medîne Sözleşmelerinde Ortak Yaşamın Aslı
Bunlar şimdi ben bu meselelere bakarken genel olarak kendimi Kur’ân ve sünnet dairesinde tutma, Kur’ân ve sünnet dairesinden sapmama adına kendimi böyle mıhlamış gibi kendimi bu noktada dizayn ederim. Müslümanlar İslami noktada duran düşünürler, siyasetçiler, askeri Erkan, bürokrat Erkan muhakkak ki dünyanın gelişmesinden haberdar olup farklı farklı düşüncelere, farklı farklı felsefelere tanımlama açısından okurlar, incelerler, araştırırlar, kendilerince bir yol çıkarırlar.
Bunlara karşı değilim ama benim durduğum nokta bu meselelere bakarken benim elimde veya bir Müslümanın evinde bozulmamış geliş noktasında inkıtaya uğramamış, kirlenmemiş, dejenere ve deforma olmamış Allah’ın kitabı Kur’ân ve Hz. Muhammed Mustafa’nın sünneti sonra çok iyi bir şekilde yaşanmış ve örnek olmuş Halife-i Râşil’in dediğimiz dört halifenin dönemi var. Bu meselelere bakarken eğer kendinizi o tarafa doğru meylettirir, onlar ne yaptı diye bakarsanız bu meseleleri çözmeniz daha kolay olur.
Sonradan gelenler ne yapmışı değil, din ise söz konusu olan ilk önce onlar ne yapmışlar. Ona bakmamız gerekir ve din genel manada insanın milliyetine karışmaz. böyle bir dinin üstün ırk düşüncesi yoktur dinde veyahut da toplumda eksik ırk düşüncesi de yoktur. Din bütün tebaayı kendince mutlu etmenin yolunu arar. Şimdi böyle olunca mesela biz şimdi döncez Osmanlı milleti yaratmak mı düşüneceğiz? Veyahut da Müslüman bir dini idare mi kurmaya çalışacağız?
Veyahut da Türklerin ön planda olduğu bir devlet sistemi mi kurmaya çalışacağız? Bunlara şimdi teker teker baktığımızda üçünde de sakatlık görürüz. Ben sakatlık görürüm. Bana deseler ki bakın bu topraklarda yaşıyoruz. Anadolu’nun üzerindeyiz. Anadolu’nun üzerinde yeniden bir Osmanlı milleti kurmaya çalışmak bu donkişot gibi yel devrimlerle savaşmak gibi bir şey. Yine Anadolu topraklarının üzerinde direk İslam dinine dayalı bir devlet sistemi kurmaya çalışmak yine donkişotlarla savaşmaktır.
Bakın bunun belki de sizin hiç alışık olmadığınız belki de duyarken de kendi kendinize hayret edeceğiniz bir şey bu. Bu söyledim. Dine dayalı devlet sistemi dediğinizde bir dine dayalı İslam dinine dayalı bir devlet sistemi dediğinizde sizin tebaanızdaki İslam olmayanları ne yapacaksınız? Bu soruyla karşılaşırsanız. Ben Hristiyanım. Hristiyan dinimi yaşamak istiyorum. Siz bir Müslüman devlet sistemi kurduğunuzda ben Hristiyan olarak o sistemde benim yerim nerede olacak?
Eğer benim yerim Müslümanlar kadar değerde olmayacaksa ben de orada bir din savaşı çıkarabilirim. Ben de orada farklı bir savaş çıkarabilirim. Veya biz Türklerin ön planda olduğu ırka dayalı bir devlet sistemi olduğunda Anadolu’da Türk olmayan kendisini ben Türk değilim diye tanıtan ırk var. Bugün adam diyor ki ben Kayseri’yim ama Çerkez’im diyor. Çerkezlik var bizde diyor. Adam ben Çerkez’im diyor. Onun Çerkez’im deyişini redmetçe şimdi. Şimdi bunda da sıkıntı var.
Bakın geçen size Mekke Sözleşmesi’nden bahsetmiştim. Bu Mekke Sözleşmesi Mekke’deki müşrik dindar veya gayri dindar veya herhangi bir dine mensup hiç önemli değil. Herkesin altına imza attığı ortak bir metin vardı. Bu ortak metinle Mekke’ye dışarıdan gelen tüccarların mallarının, canlarının, paralarının emniyete sağlanmasıydı. Hac yapmaya geldiyse bu da bakın o zaman İslam yoktu. Hac yapmaya geldilerse Hac yapmaya gelen insanlar haç ibadetlerini de emin bir şekilde yapıyorlardı.
Bu Mekke Sözleşmesi’ydi. Ve Hazreti Peygamber Salullah ve Selam Hazretleri bu sözleşmenin altına henüz peygamber değil iken amcasıyla beraber toplantıya katılıp bu sözleşmeye müdahil olanlardan birisi. Ve Hazreti Peygamber Salullah ve Selam Hazretleri Medine döneminde devlet çok güçlü iken bu Müslüman Müslümedinde geçer. Hazreti Şerif der ki rivayet edilir. Bugün de o sözleşme altına imza atılacak bir sözleşme der. Ve o sözleşme İslam döneminde de icra eder, devam ettirilir o sözleşme.
Ardından bir Medine Sözleşmesi vardır. Bunlar İslam tarihinde önemli dönüm noktalarıdır. Medine Sözleşmesi, Medine’nin korunması ve muhafaza edilmesi ve Medine’nin bu noktada nerede nasıl olmalının sözleşmesidir. Medine’de de Hristiyanlar vardır. Örneğin Mekke’de Hristiyanlar yoktur oturmuş vaziyette. Mekke’de Yahudiler de yoktur. Mekke’de Yahudi ve Hristiyan asıllık yoktur, hiç yoktur. Mekke müşriklerden kuruludur, İbrahimidir aslında Mekkeliler. İbrahimidir.
Bir kısmı putlara şey yapar ama gelenekleri yine İbrahimidir. Ama putları bu noktada vesile edenler vardır. İbrahimilerin bir kısmı, Hz. Peygamber’in, Salallahu Aleyhi ve Selam’ın ve Kur’ân’ın büyük bir çoğunluğu putlara tapanlardan değildir. Ve Medine’de Hristiyanlar ve Yahudiler vardır. Mesela Medine’nin savunulmasıyla alakalı. Uhud da olsun, Hendek de olsun. Hep böyle Medine’de oturan kimselerin görüşleri alınmış, istişare edilmiş, savunmaya onların da katılması sağlanmış. Ne zamana kadar?
İslam kuvvetlenince kadar, İslam kuvvetlendikten sonra Hz. Peygamber’in, Salallahu Aleyhi ve Selam’ın, Hristiyanlar’da ve Yahudilerden askeri güç alarak artık almamaya başlamış.
3. Ümmete Nefes Olacak Yeni Felsefe: Beş Emniyet (Akıl-Dîn-Can-Mâl-Nâmus) ve Farklı İnançların Hürmette Buluştuğu Ortak Yaşam
Şimdi, dünyamızın geldiği bu noktada. İslam dünyasının gelmiş olduğu bu noktada. Ve İslam dünyasının siyaseten ekonomik ve askeri olarak durduğu bu noktada. Ümmete nefes olacak. Bakın ümmete nefes olacak. Ümmeti bu noktada ayakta tutacak yeni bir felsefeye ihtiyaç var. Bu yeni felsefe, biz buna siyasi felsefe diyelim önemli değil. Bu yeni felsefe, bütün insanların ortak yaşam paydalarında buluşması olması gerekir. Ortak yaşamı, ortak yaşam paydayı oluşturmamız gerekir.
Örneğin, biz şimdi kendi ülkemizden ele alacak olursak, herkesin korkusu bu değil mi? İslami bir yönetim olursa, İslam’ı yaşamayanlar öldürülürler. Veya İslam’ı yaşamayanlar sıkıntıya duçar olurlar. Beklenti bu değil mi? Daha açık konuşmak gerekirse, Türkiye’de bir kesim var. Bunlar dinsiz değil ama dini hayata ve dini düşünceye mesafeli duranlar var. Bakın mesafeli. Bunlar oturup konuştuğunda, oturup sohbet ettiğinde, bu kimseler dinsiz değil.
Ama siyaset uğruna veya belli şeyler uğruna taraf oluşturuluyor. Bu uluslararası bir oyun. bir kimse X partiliyse dinsiz demek değil. Ama oy adına veyahut siyaset adına kamplaşma gerçekleştiriliyor. Bu kamplaşmanın önüne geçecek ve bu kamplaşmayı derinleştirmeyecek ve bu kamplaşmada kardeş kardeşe düşürmeyecek, bizim yeni bir söylemeye ihtiyacımız var. Bizim yeni bir felsefeye ihtiyacımız var. Bu söylem ortak yaşam, örneğin benim aklıma gelen şey beraber yaşama, müşterek yaşama.
Beraber aynı o topraklarda barış içerisinde müşterek yaşama. Barış içerisinde insanların birbirlerine saygılı davranması. Ama bizim müştereklerde birleşmemiz gerekir. Müştereklerde birleşmemiz şu olmalı. Bir, devlet bizim aklımızı muhafaza etmeli. Müştereklerde birleşme. Devletin adı önemli değil. Devletin burada görevi önemli. Devlet işlevsel olarak ne yapması gerekiyor? Bu önemli. Benim bir vatandaş olarak birinci derecede devletten beklediğim şey benim aklımı korusun.
İkinci beklediğim şey, ikinci beklediğim şey. Benim dinimi korusun. Örneğin ben Hristiyanım. Ben Hristiyan adet, gelenek, göreneklerine göre yaşamak istiyorum. Ben bu ülkede Hristiyan olarak yaşayamayacak mıyım? Benim atam, ceddim bu topraklarda, bu topraklarda büyümüş. Ben din adına bu topraklardan sürgün mü yiyeceğim? Ben din adına sürülürsem, o zaman Müslümanları din adına sürenlerden bizim farkımız ne olacak ki?
Biz bu ülke topraklarında bizim istediğimiz gibi dine sahip değil diyerekten insanları süreceğiz mi? Öldüreceğiz mi? Katleteceğiz mi? Ne yapacağız onlara? Bu sorunun cevabı lazım. Bir kimse dedi ki, ben Yahudi’yim. Ben havrama gitmek istiyorum. Dini ibadetlerimi yerine getirmek istiyorum. Dinimi yaşamak istiyorum. Biz o kimseye sen havraya gitmek istiyorsun deyip de buradan sürgün mü göndereceğiz onu? Onun evini mi yıkacağız? Malını yağmalayacak mıyız? Onun malına devlet olarak el mi koyacağız?
Veya onun malına Müslümanlar adına, din adına el mi koyacağız? Bunu yapamayız. Din buna müsaade etmiyor. İslam dini buna müsaade etmiyor. İslam bir Müslüman olarak siz kiliseye ateş edemezsiniz. Kiliseyi yakamazsınız. Kiliseyi yıkamazsınız. Siz eline silah almamış Hristiyan tebaayı öldüremezsiniz. Onları sürgüne gönderemezsiniz. Siz hangi dine mensup olursa olsun onların can emniyetlerini, mal emniyetlerini, din emniyetlerini, akıl emniyetlerini namus emniyetlerini korumakla mükellefsiniz.
Bakın bu beş emniyet insanlık için çok önemlidir. Bir o kimsenin siz aklını koracaksınız. Aklını korumak için onun uyuşturucuya ve beyni öldürücü her türlü şeyle mücadele etmeniz gerekir. Uyuşturucunun rahat dolaştığı içkinin uygulaması insanların akıllarının gittiği sokaklarda zombi gibi dolaşılan bir ülkeyi hiç kimse istemez. Böyle bir operasyon varsa o ülkenin üzerinde o ilke işgale hazırlanıyordur.
O ülkeyi işgal edecek olanlar o ülke insanlarının gençlerinin akıllarının, gençlerinin gençlerinin akıllarını yok ederler. Akılları yok olursa onlarda ülke anlayışı, insan anlayışı belli kavramlar ortadan kalkar. Şu anda belli kavramların içi boşaltıldığı gibi bizim ülkemizde de. İçi boşaltılıyor. Neyle boşaltılıyor? Laila lona boşaltılıyor. Neyle boşaltılıyor? Farklı akıl giderici unsurlar var. Sosyal medya gibi, oyun bağımlılığı gibi. Gençlerimiz oturuyor bilgisayardan oyun bağımlısı.
5 saat, 6 saat, 8 saat oyun oynuyor. Bu aklın yollaşması demek. Veya da 4 saat, 5 saat, örneğin Kore filmleri, Kore dizileri izleniyor. Bu uluslararası bir oyun. Bütün uluslararası bir şekilde gençliğin aklını yok ediyorlar. Boşaltıyorlar. Ve ne bileyim internet oyunları, ne bileyim dizileri ne bileyim değişik böyle film yayınlayan YouTube gibi, YouTuberlar gibi, Netflix gibi ismin daha birçok şey olan bunlarla gençliğin, dünya gençliğinin beyni boşaltılıyor.
Dünya gençliğinin diyorum sadece Müslümanları söylemiyorum. Ben iyi bir Hristiyan olmasını isterim karşımda. Ben iyi bir Musevinin olmasını isterim. Ben iyi bir ateistin olmasını isterim. Ben iyi bir kendisini alevi olarak nitelendiren bir kimse isterim karşımda. Bakın iyi bir Yezidi isterim örneğim. İsterim. İsterim. Ben iyi bir Güneş’e tapan kimse isterim. Aklı çalışan, akleden, düşünen, bu konuda fikir üreten iyi bir kimse olsun isterim. Düşmanın iyisi makbuldür.
Ama bütün dünya insanlığı cahil bırakılıyor. Bütün dünya insanlığı. Bugün Hans’ın bizlerden bir farkı yok Almanya’daki. Neden farkı yok? Hans da sabahleyin erkenden kalkıyor. örneği Mercedes firmasına, BMW firmasına, Volkswagen firmasına gidiyor. Eline sandviçini, soğuk sandviçini alıyor. Biniyor trene. Tren dosdoğru fabrikanın içine gidiyor. Fabrikanın içinde iniyor. Sekiz saat mesai yapıyor. Yanında götürdüğü sandviç yiyor. Soğuk sandviç yiyor. Tekrar biniyor trene. Evine geliyor.
Evine geldiğinde onun yapabileceği çok fazla bir şey yok. Evine geldi, sokağında gidiyor bir biraneye. Onun zaten içecek iki tane birane parası var. Bira parası var. Üç tane yok. Hans’ın maaşı belli. Veya İngiltere’deki Joseph’in maaşı belli. Veya Amerika’daki örneğin atıyorum bir kimsenin maaşı belli. Sizin de maaşınız belli. Maaşlı olmayanlarında gelirleri belli. Dünyada bir vahşi kapitalist sistem var. Bu vahşi kapitalist sistem bütün dünyayı sömürüyor. Güney Korelisinde sömürüyor.
Japonun da sömürüyor. Afrikalısında sömürüyor. Amerikalısında sömürüyor.
4. Vahşi Kapitalizm ve 2000 Şirketin Dünyası: İran-Irak-Suriye-Yemen, Hindistan-Pakistan-Bangladeş, Doğu Türkistan ve Küresel Bölme-Savaştırma Stratejisi
Dünyayı iki bin tane şirket sömürüyor. Senin dininin, senin devlet sisteminin, senin partinin o iki bin tane şirket için hiç anlamı yok. Sen hangi devlet sisteminden bahsediyorsun? Yok ki. Dünya üzerinde devlet yok. Dünya üzerinde kurulanmış devletler var. Dünya üzerinde gerçek bir devlet yok. Çin dahil buna, Rusya dahil buna, Amerika dahil buna, İngiltere dahil buna. Bunların hepsi de kartondan evler. Hepsi de. Ve o kartondan evlerin asıl sahipleri o iki bin tane şirket.
O iki bin tane şirket oturdukları yerden isterlerse Çin’i batırırlar, isterlerse İngiltere’yi batırırlar, isterlerse Türkiye’ye batırırlar. İstedikleri anda, istedikleri ülkede anarşi çıkarırlar. Senin devlet sisteminin bir anlamı yok. Sen istersen o devleti, örneğin İslam devleti de. Üç günde karıştırırlar seni. Sen istersen o devleti Türk devleti de. Üç günde karıştırırlar seni. Sen istersen o devleti Osmanlı devleti de. Nasıl Osmanlıyı parçaladılarsa yine parçalarlar.
Sizin gözünüzü korkutmak için söylemiyorum. Bir realiteyi gösteriyorum. Bu realite. Bakın İran’ı istedikleri anda kaynattılar mı? Kaynattılar. İran’da kaynattılar mı? Kaynattılar. Ira kaynattılar mı? Kaynattılar. Ira bombaladılar, bombaladılar. Yetmedi bir daha kaynattılar. Suriye’yi işgal ediyorlar, bölüyorlar, parçalıyorlar. Yemen karışık. Bakın Yemen karışık. Yemende her gün çocuklar ölüyor. Bakın Yemen’de her gün çocuklar ölüyor. Bizim ortak yaşamımızı, ortak yaşamı kuvvetlendirmemiz lazım.
Haması din nutuklarıyla, haması milliyetçilik nutuklarıyla bu işin içinden çıkamayız. Ey Ümmet-i Muhammed! Ortak yaşama felsefenizi geliştirin. Bugün Pakistan’la Hindistan’ın arasında sıkışmış kalmış Bangladeş’in ne yapabilirsiniz? Bakın Hindistan bir bütün devlette. Hindistan’dan ayrı yeten bir Pakistan çıkardı İngilizler. Yetmedi Pakistan’ı bir daha böldüler Bangladeş olarak. Bir de Bangladeş çıktı. Yetmedi bir de Keşmir çıktı. Bunların hepsi bir bayrak altında toplanmış, olmuş olsaydı.
Bunlar ortak yaşamış olsaydı Hindistan’ın önünde hangi güç dururdu? Hiçbir güç duramazdı. Burada büyük global bir akıl var. O büyük global akıl seni birleştirmez. Seni birleştirmemek için her şeyi yapıyor. Hindistan daha önce bir İslam devletiydi. Siz Hindistan’ın İslam devleti olduğunu biliyor musunuz? Evet. Hindistan daha önce Müslümanların idaresinde olan bir devletti. Siz Hindistan halifesinin olduğunu biliyor musunuz? Siz bir tek Osmanlı’da halife var zannediyorsunuz.
Hindistan’da da halife vardı. Hindistan halifesi vardı. Ve Osmanlı zora düştüğünde Hindistan halifeli yardım etti Osmanlı’ya. Nerede şimdi? Yok. Ve şu anda Keşmir, Bangladeş karıştırılıyor. Karıştırılmasının sebebi orada bir savaş çıkaracaklar. Orada savaş çıkardıklarında yine ölen Müslümanlar olacak. Ve Hindistan’la oradaki Müslümanları savaştırmayı düşünüyorlar. Bir taşla iki kış vuruyorlar. Bir taşla iki kış vuruyorlar.
Bakın bu son dönem Çin’i zorlamak için Doğu Türkistan’ı karıştırıyorlar şimdi. Hepimiz birer Doğu Türkistan cihatçısı kesiliriz yakında. Ve Doğu Türkistan cihatçılarını Amerika yakında silahlandırabilir. Yakında silahlandırdığında biz hep beraber cihatçı ruhuyla Doğu Türkistan’a özgürlük şarkıları çalıp Doğu Türkistan’daki Müslümanların Türklerin kıyamına bakın dini terimlerle konuşuyorum. Kıyamına şahit olup oralara para toplamaya başlarız. Yıllarca bitmeyecek kan dökülür.
Yakında İran’ın içerisinde Kuzey Azerbaycan çıkar. Azerbaycan diliyle Güney Azerbaycan. Yakında oradaki Türkler ayağa kaldırılıp İran sistemiyle savaştırılabilir. Yakında Yemen bölünebilir. Yemen’de Hristiyanlarla savaşamazsın. Yok çünkü. O zaman onun içerisine bir fitne atarsın. Bir tarafta Sünniler olur bir tarafta Şia olur. Sünnilerin arkasındaki devlet Suudi Arabistan dolayısıyla Amerika ve Bahriye’nin Birleşik Arab Amirlikleri Şiilerin arkasında da dolayısıyla İran ve Rusya olur.
Ve bitmek tükenmek bilmeyen bir savaşın içerisine girersin. Herkes birbirini katleder. Herkes birbirini öldürür. Ve resmi ve gayri resmi silah tüccarları silah satar. Dünyanın en büyük silah deposu Ortadoğu’da bugün. En büyük silah deposu. Ve Ortadoğu’ya satılan silahlar eğer ABD’ye ve AB’ye çevrilirse ABD ve AB diye bir şey kalmaz. Eğer o silahlar İsrail’e çevrilirse İsrail diye bir ülke kalmaz. Ama ve lakin bu olması mümkün değildir. O silahlar yine birbirleriyle savaşmak için yönlendirilir.
Böyle olunca ben yine geçmiş geçen haftaki dersten devam edeyim. Burada Osmanlı milleti yaratarak, Türk milleti yaratarak, Boşnak milleti yaratarak, Arnavut milleti yaratarak, Kürt milleti yaratarak, Pers milleti yaratarak böyle bir millet oluşturmak bugün için mümkün değil. Veya bir dine dayalı direkt İslam dinine dayalı bir devlet sistem oluşturmak. Bugün için bu mümkün değil. Hiç kimse bunu böyle bizim önümüze koyup sazan gibi atlayacağımızı düşünmesin. Bu soruyu soranlar için söylemiyorum.
Genel piyasa olarak söylüyorum. Bu söylemler, bizi aldatan söylemler. İslam devleti kuracağım. Hoş geldin. Önce abdest al. İslam devleti kuracağım diyen bir kimsenin abdesti bozuk önce. Önce abdest al. Önce necasetten tahareti öğren. Bilmem nereni de bir avuç bilmem ne ile bilmem ne yapmaya çıkma. İnsanları da heder etme. İkincisi, Türk milliyetçiliğinin üzerine kurulacak bir devlet sistemi. Kendisini Kürt görmeyenleri ne yapacağız? Kendisini Türk görmeyenleri ne yapacağız?
Öbür küsü de der ki ben Laz Cumhuriyeti kuracağım. Öbür küsü derse ben Çerkez Cumhuriyeti kuracağım. Öbür küsü derse biz Bulgaristan göçmeniyiz, Bulgaristan göçmenleri devleti kuracağım. Herkes kendi ırkını öne koyarsa biz ortak yaşam kurulamamız mümkün değil. O yüzden bu kardeş bu soruları hazırlarken tabi bu soruları hazırlayacağından çok önceden haberim vardı. Böyle bir soru hazırlayacağım demişti. Ben de âlâ olur dedim. Tabi sufiler her şeyde bir tevâfık görürler.
Aslında bunlar önümüze üç beş sene sonra önümüze çıkacak olan meseleler. Bizi de böyle kaşıyıp, bizi de böyle sokakları dökmek isteyenlerin uygulayacağı şeyler, argümanlar bunlar.
5. Şeb-i Arûs 2019 Ana Teması “Hz. Mevlânâ’da Ortak Yaşam”: Bosna Şehidleri, Adaletli Paylaşım, Zengin-Fakir Hakim Önünde Eşitliği ve Ghetto Eleştirisi
Biz bu sene ki bizim Şeb-i Arus törenlerimizin ana teması, Hz. Mevlânâ da ortak yaşam. Bizim ana temamız bu. Biz ortak yaşam felsefemizi ve kültürümüzü geliştirmek ve derinleştirmekle mükellefiz. Bu bende son Bosna ziyaretiyle iyice oturdu. Siz Bosnadaki Müslümanları örgütleyip oradaki Sırplarla tekrar mı savaştıracaksınız ölmeyin? Sayısı belli değil, yirmi bin şehidi var. Kocasız kadınlar, babasız çocuklar.
Hala da yıkık, bombalanmış, ne bileyim, hüze atılmış, kocaman uçak-savar mermiller atılmış evler gözlerinin önünde duruyor. Yakılmış düşkünler yurdu, ihtiyarların kaldığı yer. Orada yolun kenarında duruyor. Komple bütün dünya insanlığı, bütün inançların, kültürlerin bir arada yaşayabilmenin yolunu bulmalı. Bunun yolu benim kendimce, akıl emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, namus emniyeti, din emniyeti, doğru adalet, doğru paylaşım. Doğru adalet, doğru paylaşım.
Doğru paylaşım dedim, ülkenin gelirlerinin doğru paylaşılması. Bakın doğru paylaşılması. Ülke gelirlerinin bir kısmını belli ailelerinin yememesi, bir kısmını belli bir zümrenin kaymak zümre oluşturup o kaymak zümrenin yememesi. O kaymak zümrenin yememesi. Bunlar geleceğimiz için, bu toprakların geleceği için çok önemli. Biz ortak payda da buluşmalıyız. Biz en zengin adamla en fakir adamın hakim huzurunda eşit olduğu günleri aramalıyız.
Bakın en zengin adam ile en fakir adamın hakim önünde eşit olduğu günü aramalıyız. En zengin adam ile en fakir adamın en fakir adamın aklını korumada eşit olduğu günleri aramalıyız. En zengin adam ile en fakir adamın birbirini kucakladığı günleri aramalıyız.
En zenginler şehirin belirli yerlerinde oturup belirli bir sefaat içerisinde yaşıyorsa, fakirler de şehirin belirli yerlerinde, belirli bir sefalette yaşıyorsa, orada gelir adaletsizliği vardır, orada paylaşım adaletsizliği vardır, orada insanların birbirlerinin arasında dostluk, muhabbetlik, kardeşlik oluşması mümkün değildir. Biz ortak yaşam aramalıyız. Ortak yaşamı ararken herkes aynı kategoride olacak diye bir kaide yok. Zengini de olacak fakiri de olacak.
Ama onların ortak noktalarda buluşabildiği, ortak çevrelerde kurulabildiği yerlerde olması lazım. Eğer ghettolar oluşturuluyorsa bir ülkenin içinde ve siz o ghettolaşmış evlere giremiyorsanız, ghettolaşmış mahallelere gidemiyorsanız, ghettolaşmış, ister fakirlik ghettosu, ister zenginlik ghettosu, ister suç örgütlerinin çöktüğü suç ghettosu, isterse hiç suç işlenmeyen, böyle herkesin sakin sessiz yaşadığı bir ghetto. Bunların hepsi de tehlikeli, hepsi de sakıncalı.
Bu ortak yaşamı kurmamız gerekiyor. Ortak yaşam felsefesini oluşturmamız gerekiyor. O yüzden bu noktada nasıl bir devlet, tebaasını ortak noktalarda buluşturan, nasıl bir devlet tebaasına adalet veren, nasıl bir devlet tebaasına eşit yaklaşan, nasıl bir devlet tebaasında herkesin kazancına göre vergilendirilen, nasıl bir devlet hür teşebbüsü herkese açan, belli ailelere belli teşebbüsleri teşvik eden değil, her teşebbüsü, her müteşebbisin önünü açan ve onu destek veren bir sistem.
o kimse kendince bir fikir ürettiyse, bir şey geliştirdiyse devletin onu da desteklediği, devlet teşviklerinin belli ailelere peşkeş çekilmediği, devlet nemalarının belli kesimlere peşkeş çekilmediği günleri aramalıyız. Bizim için, benim için ben öyle söyleyeyim, devletin adı önemli değil, devletin işlevi önemli. Bakın devletin işlevi önemli. Biz eğitimde, sağlıkta, adalette, paylaşımda, biz ortak yaşamanın paydasını aramalıyız.
Bunu bulamıyorsak, bunu oluşturamıyorsak biz devletin adını ne dediğimiz önemli değil. biz uyuşturucu üreten ve uyuşturucu satan kimseleri önleyemiyorsak, biz devlet bunu önlemiyorsa, devlet bundan caydırmıyorsa insanları, o zaman benim çocuğumun nerede, ne şekilde, nasıl uyuşturucuya bağlı kalacağı, alışacağı bu tehlike var ise ve devlet bunu korumaktan aciz ise devletin adının önemi var mı?
Adam sabahın 8.00’inde, çok özür dilerim, cin çarpmış gibi her tarafı yamulmuş bir şekilde sokaktan geçiyorsa, sabahın 8.00’inde hangi uyuşturucuyu aldıysa ve sabahın 8.00’inde o uyuşturucuya müptele olduysa, hepimizin oturup ortak paydada birleşmenin, ortak paydada bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünmemiz gerekir.
Kimin kızı olduğu önemli değil, kimin karısı olduğu önemli değil, kimin annesi kimin teyzesi olduğu önemli değil, birileri tarafından tuzağa düşürülüp o kadının eti satılıyorsa ve o kadının etinin satılmasından hainler, zalimler faydalanıyorsa ve o kadının etinin satılmasından devlet vergi alıyorum deyip buna müsaade diyorsa oturup namus emniyetimizi düşünmemiz lazım, oturup akıl emniyetimizi düşünmemiz lazım.
6. Devletin Adı Değil İşlevi Önemli: Nâmus Emniyeti, Uyuşturucu, Tacizle Mücadele ve Hukukun Üstünlüğü Arayışı
Yolda yürüyen örtülü bir kadına, örtüsüz bir kadın din düşmanlığından dolayı ona saldırıyorsa, metroya binmiş mini etekli bir bayana neden mini etekli bindin deyip metroda o taciz ediliyorsa, ona saldırılıyorsa oturup bizim kendi kendimize ortak yaşam faydasını konuşmamız lazım. Devletin dini ne olduğu önemli değil burada.
Eğer bir turist bayan ne kadar dekoltel olursa olsun bir taksi şoförü veya yoldan geçen bir esnaf veya oradaki bir çırak onu taciz ediyorsa, taciz edilenin dini, taciz edenin dini önemli mi çok? Asıl bizi şaşırtmaya sokan şeyler bunlar. Ortak yaşam. Benim ülkem bu topraklar ortak yaşam kültürünün yeşerdi yer olmalı. Kimse inancı için öldürülmemeli. Kimse dini için öldürülmemeli. Birisi oruç tutuyor diye işten atılmamalı. Birisi örtülü diye işe alınmamazlık edilmemeli.
Birisi mahkemeye etekle çıktı diyen hakim, etekle çıkan avukat, avukatı hakim kovmamalı. Devletin adı önemli değil burada. İştemi önemli. Bu şahiyyalar duyulmamalı. hukuk, şuyu hukukundan beterdir derler ya eski dilde. ne filanca ya on trilyon vermiş çıkmış. Allah Allah. Nasıl yapmasın be? Bu duyulmamalı. Bunlar olmamalı. O yüzden adalet mekanizması doğru çalışmalı. Hakkanet üzerinde çalışmalı. Burada önemli olan tekrar söylüyorum. Dinin felsefik olarak neye dayandığı değil.
Ha neye dayanmalı o zaman devletin felsefik olarak dayandığı yer adaletin üzerine kurulmalı. Hukukun üzerine kurulmalı. Devlet o zaman aklımı korumalı. Adalet sahip olmalı. Benim dinimi korumalı. Hangi dinden olursa olsun benim canımı korumalı. Benim namusumu korumalı. Beni korumalı. O zaman ancak bence ortak yaşam felsefemizi oluşturabiliriz. Devam edeceğiz 13. sayfadan inşallah. Metamelik konular. Ama güzel. Hoşuma gidiyor bu konuyla alakalı sohbet etmek. Hakkınızı helal edin inşallah.
7. Soru-Cevap: “Dünya Yalan Mı, İmtihân Mı, Hayâl Mi, Aşk Mı?” — Dosdoğru Yaşamanın Derîşliktekî Yeri, Kâbe Temaaşası ve Ardında Tatlı Bir Nefes Bırakmak
Sizce bu dünya yalan mı, imtihan mı, hayal mi yoksa aşk mı? Nereden baktığına bağlı. Aşıksan dünyayı aşık olunacak bir yer görürsün. Yok böyle kendince kabuz halindeyse dünya imtihan alanıdır senin için. Kah hayale vurduysan o numara hayal alemidir. Yalan mı zorlandıysa psikolojik olarak yalan dünya mı diyeceksen yalan dünyadır. Gelin hep beraber bu dünyanın tadını çıkaralım. Başımıza bela da gelse tadını çıkaralım. Müsebbet de gelse tadını çıkaralım. Ya nasıl bas be ya. Oğubayla.
Onu öyle yaşayacaksın ki orada yaşadığın alanda yaşadığın perde de on numara yaşayacaksın. Dünyanın tadı o zaman çıkar. Ne yapıyoruz şimdi burada sohbet yapıyoruz öyle değil mi? Ben bu sohbete her şeyimle vermem lazım. Ben o zaman tatalıyorum o sohbette. Ben her şeyimi buraya dökmem lazım. Konuyla alakalı ne biliyorsam dökeceğim geriye döndüm de şunu demeyeceğim. Ha şunu da yapsaydım ya. Yok ya fırsatım varken yaptım.
Fırsatım varken yaptım fırsatım varken döktüm fırsatım varken yedirdim fırsatım varken dostluk yaptım kardeşlik yaptım arkadaşlık yaptım. Hadi gel yap şimdi geriye dön yapamazsın. O esnada yapacaksın. O yüzden dünyayı iyi değerlendirin. Ya yalan bu dünyaya başar ya. Değil. İyi değerlendir. Mutlu et insanları. İyi değerlendir. İnsanlara huzur ver. İyi değerlendir. Seni gören böyle bir mutlu olsun. İyi değerlendir. Seni gören bir dost görsün. İyi değerlendir. Seni gören bir güven gelsin ona.
İyi değerlendir. Sana baksın böyle. Ulan aç kalsam gider karnımı doyururum. Açıkta kalsam gider beni örter. Başım belaya girse gider kurtarır. Başıma bir şey gelecek olsa o göğsünü siper eder. Böyle olun. İyi değerlendir. Kadın seni sevmeli seni beklemeli. İyi değerlendir. Çocuk seni sevmeli seni beklemeli. Evet. Patron seni sevmeli seni beklemeli. Elemansın. Herkes senin konuşmalı. İyi değerlendirin. İş verensin. Herkes senin iş yerinde çalışmaya can atmalı. İyi değerlendir.
Seni kaybeden derin bir ah çeksin. Ah ah desin. Neydi o be? Bunun için yapma ama bundan mutluluk duy. Böyle sahtecilik yapma. Harbi ol. Harbiden sev. Harbiden yürü. Harbiden dal. Harbiden kalk ayağa. Kendin ol. Kendin kendin. İki yüz olma. Çok yüz olma. Neysen olsun. Argo san Argosun. Seveyim seni. Oh Argo kardeşim gel. Felsefene ayranım senin. Oku bana diyeyim. Eyvallah. Sahtecilik yapma. Dostor ol. Namaz kılıyorsun dostoru kıl. Allah için kıl. Yemişim olsun. Ben Allah’ın huzuruna çıktım.
Allah’u Ekber. Yanımdaki dedi ki. Abi kaç rekat kıldın dedi. Bilmiyorum dedim. Abi ikinin farzını kılmadın mı dedi. Evet dedim ben. Ya abi beş rekat kıldın ya sen dedi. Böyle döndüm. Ulan dedim bu mallolar hepiniz aynısınız dedim. sen namaz kılmıyor muydun dedim ben. Kılıyordum. Oğlum benim beş rekatımı nereden saydın sen dedim. Ben saymadım dedim. Sen saymışsın. Ben dört kılıyorum biliyorum. Beş kılmışım ben. Böyle baktı. Abi gerçekten. Hayır dedim. Oğlum ne yapayım.
Beytullah’a bakarken kaybetmişim sayıyı mayıyı o zaman dedim ben de. Patlattım bombayı. Abi nasıl dedi. Oğlum Beytullah’ı görmeden kıldığın namaz namaz mı olacak dedim. Bu kaldı. Namaz dostoru kıl. Bırak. Minnet ne diyorsa desin. Yok elin kulağına değdi mi. Yok bömesine mi değdi. Yok burnuna mı değdi. Lan sen ne. Dur Allahu Ekber de dostoru namaz kıl. Kaldatma. Kandırma. Dostoru. Sevdin dostoru sev. Sevmedin dostoru söyle. Arkadaş sevemedim seni kusura bakma. Bu kadar. Dostak dost.
Dostumuzu gösterelim dost olalım. Dünya ne yalan ne hayal ne aşk ne kötülük ne iyilik. Dünya sensin kardeşim. Dünya sensin. Sen arkana tatlı bir nefes bırak. Sen arkana tatlı bir nefes bırak. Kötülük bırakma zulmetme. Haksızlık bırakma dostluk bırak. Arkadaşlık bırak. İyi niyet bırak. Harbilik bırak. Evet. Kadınlar arkanızdan tatlı nefes bırakın. Adamlar korksunlar bu kadın beni terk ederse diye. Erkekler öyle adam olun kadınlar korksun. Lan bu adam beni terk ederse diye.
Körülü sıcağın adam git de boynun devrisinde gelsin demesinler arkanızdan. Gidişin son gidişin olsun dönüşün olmasın. Ya Rabbi bu adamı gönderme bir daha demesin. Arkandan bin bir hatim göndersin. Desin ki akşama gelse keşke. Evet. Şarkılar yazsın arkandan senin. Öyle adam olun. Öyle kadın olun. Adamlar size şiirler yazsın. Otursun senin yüzüne baksın döktürsün. Otursun gece bale baksın sana. Lan bu melek miydi ya desin. Adam demesin lanet kadın ölmedi daha.
Adam demesin seni tanıdığım güne lanet olsun. Kadın demesin seninle evlendiğim güne lanet olsun. Arkadaşınız demesin sizle tanıdığım güne lanet olsun diye. Demesin arkanızdan. Paranız gitsin önemli değil. Pulunuz gitsin önemli değil. Zamanınız gitsin önemli değil. Hepsi de karşılanır. Yaptığınız yanlışlığın, adiliğin, şerefsizliğin, haisiyetsizliğin karşılığı yok. Evet. Yaptığınız zaliminin karşılığı olmaz. Aldatmanızın karşılığı olmaz. Sütübozukluğun karşılığı olmaz.
Kanıbozukluğun karşılığı olmaz. Başınız dimdik yürüyün. Evet. Dimdik oturun. Dimdik yaşayın. Adamlıksa adamlı dimdik yaşayın. Kadınlıksa kadınlı dimdik yaşayın. Dervişlikse dervişli dimdik yaşayın. Şehlikse dimdik şehlik yap. Zakirlik mi? Dimdik zakirlik yap. Dervişlik mi? Dimdik zakirlik yap. Yalakalık yok, yalamalık yok. Dindik ol. Dostor ol. Din dostor olmaktır. Bakın din dostor olmaktır. Namaz dostor olmak içindir. Oruç dostor olmak içindir. Zikir dostor olmak içindir. Dostor olun. Öyle.
Yalan dünyaya, ne yalan dünyası? Gerçek dünyaya yaşıyoruz biz. Ne yalanı? Yalan bir şey yaşamam ben. Yalanla işim yok. Harbi harbi yaşarım. Hem de yaşadığım şeyin ne olması gerekiyorsa kendi kafamca, aklımca, gönlümce, kalbimce, dibine kadar yaşarım. Veririm kendimi oraya. Verin kendinizi yaptığınız işe. Dostor iş yapın. Demesin millet. Bir iş yaptırdık yüzüne gözüne bulaştırdı ya. Yok. Ya helal olsun adama. Bir iş yaptı aldığı para helal olsun ya. Ulan ne adammış ya.
Ulan bakmayın adamın 90 kilo olduğunu. 900 kilo ya. Ya ne kadınmış ya. On numara kadınmış ya. Uğruna ölünür mü? Vallahi de ölünür. Billahi de ölünür de. Öyle kadın ol. Bakın öyle kadın ol. Adam gelirken 118 sefer taklatıp da gelsin eve. Heyecanla gelsin. Desin ki beni nasıl bir sürpriz bekliyor evde acaba? Eee kadın saçlar dikili kızartmadan çıkmış. Üzerinde çamaşır su lekeleri eşofman altında. Üstünde rengi kaçmış bir tişört. Hala da elinde bez. Ayakkabılarını doğru çıkar.
Allah seni iyi etsin lan. Hadi selamun aleyküm. Girme daha iyi. Böyle kadın olma. Böyle de adam olma. Gelecek şimdi gene. Gene bir şey bahane bulacak. Gene bana laf söyleyecek. Gene bana laf sokuşturacak şimdi ya adam ya. Adam laf sokma makinesi ya. Böyle adam dolma. Mutluluk, huzur, hoşluk katın dünyanıza. Benim bildiğim dervişlik ve adamlık bu. Benim bildiğim dünya bu. Ben başka bir dünya bilmiyorum. Başka bir dünya bilene sorun. Yalan mı, imtihan mı? Hakkınızı helal edin.
Geceniz hayır olsun inşallah. Selamun aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Yusuf Akçura, “Üç Tarz-ı Siyaset” (14 Nisan 1904, Kahire — Türk gazetesi): Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset (Türk Tarih Kurumu, haz. Enver Ziya Karal); Ercüment Kuran, Türkiye’nin Batılılaşması ve Millî Meseleler
- Sultan II. Mahmud’un “tebaamdaki din farkını ancak camilerine, havralarına ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim” sözü: Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi c. V-VI; İlber Ortaylı, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
- Tanzimât ve Ali Paşa-Fuad Paşa’nın Osmanlılık siyaseti: Roderic Davison, Reform in the Ottoman Empire 1856-1876; Bernard Lewis, The Emergence of Modern Turkey
- II. Abdülhamid’in Panislâmizm politikası: Cezmi Eraslan, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği; Kemal Karpat, İslâm’ın Siyasallaşması
- Hilfü’l-Fudûl (Mekke sözleşmesi) ve Hz. Peygamber’in gençliğinde katılması: İbn Hişâm, es-Sîre I/141; İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübrâ I/128; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi §79-85 — “Bugün dahi böyle bir sözleşmeye çağrılsam icabet ederim” hadîsi (Ahmed b. Hanbel I/190, 193)
- Medîne Vesîkası (Sahîfetü’l-Medîne) ve Yahudi-Müslüman ortak yaşam: İbn Hişâm, es-Sîre II/501-504; Ebû Ubeyd, Kitâbü’l-Emvâl; Muhammed Hamidullah, el-Vesâiku’s-Siyâsiyye ve İslâm’da Devlet İdâresi
- Makāsıdü’ş-Şerîa (beş küllî maksad — dîn, nefs, akıl, nesl, mâl): İmam Şâtıbî, el-Muvâfakât; Gazzâlî, el-Mustasfâ; İbn Âşûr, Makāsıdü’ş-Şerîati’l-İslâmiyye; Yûsuf el-Karadâvî, Medhal li-Dirâseti’ş-Şerîati’l-İslâmiyye
- Zimmî hukuku, mabedlerin korunması ve gayr-i müslim tebaanın can-mâl emniyeti: Ebû Yûsuf, Kitâbü’l-Harâc; İbnü’l-Kayyim, Ahkâmü Ehli’z-Zimme; Mustafa Fayda, Hz. Ömer Zamanında Gayr-i Müslimler
- “İslâm’da zorlama yoktur” âyeti ve kilise-havra’nın dokunulmazlığı: Bakara 2/256; Hac 22/40 (“Eğer Allah bir kısım insanları diğerleriyle savmasaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve Allah’ın ismi çokça anılan mescidler yıkılırdı”)
- Küresel kapitalizm ve 2000 şirket iddiâsı: Forbes Global 2000 listesi; Joel Bakan, The Corporation; David Korten, When Corporations Rule the World; Noam Chomsky, Kâr Halktan Önce Gelir
- Hindistan’ın İslâm hilâfeti, Moğol-Bâbürlü hanedânı: Ali Mazrui, The Africans: A Triple Heritage; Azmi Özcan, Pan-İslamizm: Osmanlı Devleti, Hindistan Müslümanları ve İngiltere; Bahaeddin Yediyıldız, İslam Tarihi Ansiklopedisi
- Hindistan Müslümanlarının Hilâfet Hareketi ve Osmanlı’ya yardımı: Gail Minault, The Khilafat Movement; Azmi Özcan, Pan-İslamizm; Mushirul Hasan, Nationalism and Communal Politics in India
- Keşmir-Pakistan-Bangladeş ayrılığı ve İngiliz “böl-yönet” politikası: Yasmin Khan, The Great Partition; Ramazan Kurtoğlu, Sömürgecilik ve Emperyalizm
- Doğu Türkistan meselesi ve Uygur Türkleri: James Millward, Eurasian Crossroads: A History of Xinjiang; Hamit Baltacıoğlu, Doğu Türkistan; Anadolu Ajansı ve BM insan hakları raporları
- Yemen iç savaşı, Sünnî-Şiî vekâlet savaşı ve Ortadoğu’nun silah deposu olması: SIPRI (Stockholm International Peace Research Institute) yıllık silah ticareti raporları; Helen Lackner, Yemen in Crisis
- Bosna Savaşı, Srebrenica ve 20.000+ şehid: Noel Malcolm, Bosnia: A Short History; Michael Sells, The Bridge Betrayed; Remzi Pitiç’in (Kanton müftüsü) şahitliği
- Mevlânâ’nın ortak yaşam felsefesi, “Gel, ne olursan ol yine gel”: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Rubâîler; Mesnevî (Veled İzbudak/Abdülbaki Gölpınarlı tercümeleri); Bekir Karlığa, İslam Düşüncesi Tarihi
- Hudûdullâh (had cezâları — kısâs, zinâ, hırsızlık, kazf): Bakara 2/178-179; Mâide 5/33-34, 38; Nûr 24/2, 4; Ali Bardakoğlu, İslâm Hukukunda Ceza (DİB); Ahmed Akgündüz, İslâm Hukukunda Kölelik-Câriyelik
- Namazda Kâbe temâşâsı, huşû ve huzûr-ı kalb: Bakara 2/45; Mü’minûn 23/1-2 (“Namazlarında huşû içinde olanlar felâh buldu”); Gazzâlî, İhyâ, Esrâru’s-Salât kısmı
- “Dostoru ol” / Dosdoğru olmak (istikâmet): Hûd 11/112 (“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”); Fussılet 41/30; Müslim, Îmân 62 — Süfyân b. Abdullah rivâyeti: “Bana İslâm’ı öyle anlat ki senden başkasına sormayayım — De ki: Allah’a îmân ettim, sonra dosdoğru ol”
- Yalan dünya-gerçek dünya, “ardına tatlı bir nefes bırakmak” tasavvuf anlayışı: Yunus Emre, Dîvân; Niyâzî-i Mısrî, Dîvân; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir