1. Açılış ve Mesnevî Beytinin İhâtı: “Altın Suyuyla Boyanman Seni Yoldan Alıkoymasın” — Nefsin Kendini Altına Boyaması, Fıravûn-Nemrûd-Ebû Cehl Hastalığı ve Kulluk Yolunun Seçilmesi
Selamünaleyküm! Allah gecenizi, gündüzünüzü hayırlı eylesin inşâAllah. Sesten benim imtihanım bitmiyor. O yüzden imtihan olarak görüyorum. Askerde çavuştum ben. ben bağıra bağıra konuşabilirim, komut veririm, sesim iyidir. Ama sizler de zannedersiniz ki bu çok sinirli bir adam, bütün sinirini bizden mi çıkarıyor diye, anlarsınız diye bağıra bağıra konuşmuyorum. Konuşmamayı tercih ettim. Hepiniz de hoş geldiniz, geceniz hayır olsun inşâAllah. Geçen ay Mesnevî’den kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Hatırlayanlar inşâAllah hatırlamaya çalışsınlar. dikkat et! Altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkoymasın. Dikkat et! Batıl hayal seni kuyuya düşürmesin. Kelileden bu hikayeyi oku ve o kısadan hisse almaya bak. Geçen ay buraya okumuştuk. dikkat et! Sen kötü iken kendini iyi görebilirsin. Dikkat et! Bir kötü kimse altın suyuna bandırılıp seni aldatabilir. Kendisini iyi gösterilebilir. İnsanların en kolay aldatıldığı şey birinci derecede dindir.
Tarih boyunca insanlar, toplumlar dinle aldatılmıştır. İkincisi tarih boyunca insanlar kendi duygularıyla aldatılmışlardır. Bir kimse duygusunu, duygusu, gözünü, kulağını kör ve sağır ederse aldanması onun çok basittir. O yüzden Hazret-i Mevlânâ diyor ki dikkat edin! Siz önce kendiniz, kendi kendinizi aldatmayın. Kendi kendinizi kendinizde aynada seyrederekten kendinizi aldatmayın. Kendinize bir ayna bulun, bir protip bulun. Siz neye göre kendinizi iyi gördünüz?
Siz neye göre kendinizi doğru gördünüz? Siz neye göre kendinizi hakikat olarak gördünüz? Buna dikkat edin! İnsan nefsi, insanın kendisini aldatır. Kötü dahi kendini iyi gösterir. Cahil, kendini erdemli görür. Zalim, kendisini merhametli görür. Adaletsiz, kendisini adaletli görür. Sevgisiz insan, kendisini sevgili görür. İnsaniyetten uzak bir kimse, kendisini insan görür. Hayvandan daha aşağı noktaya gelmiştir. Ama kendine bakar, ben ne kadar iyi insanım der. Kendisini insan görür.
Bu büyük bir handikaptır. Bu büyük bir şeydir. İnsan kendi kendine bir şey zanneder. Bu insanı aldatır, bu insanı kandırır, bu insanı perişan eder. Bu insanı helak eder. Bu insanı o kadar çok perişan eder ki Allah muhafaza eylesin. İnsan kendini toplayamayasın. Firavun hastalığıdır bu. Firavun da kendisini çok iyi görüyordu. Nemrut hastalığıdır bu. Nemrut da kendini çok iyi görüyordu. Ebu Cehil hastalığıdır bu. Ebu Cehil de kendisini hikmetin babası görüyordu. Sen Adem’in yolunu seç.
Adem’in yolunu seçerekten de ki ben hata işleyenlerden oldum. Ben kusur işleyenler oldum. Ben nefsime zulmedenlerden oldum. Ya Rabbi beni affeyle de. Sen peygamberlerin yolunu seç. Bütün peygamberler kendilerine dediler ki, Ya Rabbi bizi affeyle. Bütün peygamberler dediler ki, Bütün peygamberler kendilerini yola rahmetliler. Allah’ın önünde kulluğu seçtiler. Sen kulluk yolunu seç. Kendini bir şey görme. Kendini özel görme. Kendini tüzel görme. Kendini başkalarından üstün görme.
Kendini başkalarından hayırlı görme. Bu seni aldatmasın. Bu seni kandırmasın. Kendini öbür kardeşlerinden üstün görme. Sen kendini bir başkasından üstün görüyorsan, kendi kendisini, kendi kendine aldatıyorsun. Kendini başkalarından iyi görüyorsan, kendi kendini aldatıyorsun. Kendini aldatma. Nefsini yere vur. Kendini aldatma. Nefsini bir ser orta yere. Kendini aldatma. Kendini ağır şalada görme. Kendini ağır şalada görerekten, kendi kendini heder etme.
Sen kendini böyle görürsen, şeytanı kendine yoldaş ediyorsun. Nefsini kendine yoldaş ediyorsun. Sen heva ve hevesini kendine yoldaş ediyorsun. Yoldaş etmekle kalsan iyi. Sen kendi kendini ilahlaştırıyorsun. Kendi kendini tanrılaştırıyorsun. Gel şu ilahlığı bırak. Gel şu tanrılığı bırak. Gel kendi kendini padişah görmenden kendini azat et. Kendi kendini yükseklerde, tepelerde görmeyi bırak. Kulluk yolunu seç. Bak Hz.
Muhammed Mustafa’a sallallâhu aleyhi ve sellem dedi ki, Hakkıyla sana kulluk edemedim. Ya mâbud dedi. Hakkıyla sana kulluk edemedim. Ya mâbud diyen bir peygamberin ümmeti, kendisini ağır şalada görmesin. Kendisini yukarılarda görmesin. Kendisini bir başkasından üstün görmesin. Kendisini bir başkasından iyi görmesin. Kendisini bir başkasından fazil etti. Görmesin. Kendisini bir başkasından daha fazla bilgili âlim görmesin. Nefsini aşağı vursun. Bu insanı aldatır. Bu insanı kaldırır.
O yüzden sen kendi kendini altın suyuna bandırıp da kendini altın olduğumu zannetme. Sen altın suyuna bandırıldın, çıkarıldın demirsin. Kuyumcuya gittiğinde senin sahten belli olur. Eriyordun da, ateşi gördüğünde altın suyu dökülür. Üzerinde senin altındaki demirliğin, altındaki bakırlığın çıkıverir orta yere. Bir imtihana bakar, bir nefese bakar, bir rüzgara bakar, bir hastalığa bakar, bir yokluğa bakar, bir sıkıntıya bakar. Küçücük bir hastalık geçirirsin. Bana mı bu hastalık gelecekti dersin.
O rengini meydana çıkarır. Birisi ayağına basar, ayağına basana öyle kötü sözler söylersin ki, rengin meydana çıkar. Birisi sana tepeden bakar, sana tepeden bakana öyle sözler söylersin ki, rengin meydana çıkar. Nefsinin hoşuna gitmeyecek birisi sana bir şey yapar, sen ona ortalığı dar edersin. Rengin meydana çıkar. O yüzden tevazuyu seç, kulluğu seç. Kimseye aldatma, sen kendi kendini de aldatma. Dikkat et, batıl hayal seni kuyuya düşürmesin. Dikkat et, her gördüğün rüyayı hakikat zannetme.
Her gördüğün kendi kendine hayallediğin bir şeyi hakikat zannetme. Kendi kendine hayal gördün, kendi kendine bir şeyi hayalledin. Kendini hal derviş yerine koyma. Kendini hakikat pınarından su içiyormuş gibi görme. Kendi hayalinle kendi kendini kuyuya atma. Sen bir pirin eteğini tut, bir pirin elini tut. Hakikati ondan öğren. Sen Kur’ân ve Sünnete sımsıkı yapış, hakikati ondan öğren. Boş hayallerle, kuru kuruntularla bu yol yürünmez. Sen yolun hakikatini bul. Din alaya alınacak bir şey değildir.
Dini alaya alanlardan olma. Dini alaya alanlarla da dost olma. Din hafife alınacak bir şey değildir. Dini hafife alanlardan olma. Dini hafife alanlarla da dost olma. Din ciddiyet ister, peygamber mesleğidir. Peygamber mesleğine saygılı ol. Peygamber mesleğine hürmetli ol. Din iki kelimeyi ezberleyen guguk kuşların işi değildir. Din iki harf okuyan cahillerin işi değildir. Din iki rüya gören hayalperestlerin işi değildir. Din yolu çok affedersiniz.
Sütü bozukların, kanı bozukların gidebileceği bir yol değildir. Din yolu cefa ister, çile ister, hakikat ister, cesaret ister. Fedakallık ister, samimiyet ister, ihlas ister. Din yolu gazellerin gidile gideceği, çör çöpün gideceği bir yol değildir. Din yolu hakikat erleri ister. Din yolu şehitlik ister, şühedalık ister. Din yolu sabır ister, din yolu cesaret ister. O yüzden kendine o kutlu yolda yürüyecekmiş gibi hazırla kendini. Boş konuşma, boş bakma, boş dinleme. Hakikati dinle.
Kulağını hakikate ver. Kulağını nefsine zibun olmuş olanlara verme. Kulağını şeytana kulluk edenlere verme. Kulağını heva hevesine ilah edinmiş kimselere verme. Kulağını dünyayı kendisine ölçü edenlere verme. Kulağını dünya perestlere verme. Kulağını senden ücret isteyenlere verme. Kulağını senden zekat toplamaya isteyenlere verme. Kulağını seni basamak yapıp milletvekili olmak, siyasetçi olmak, seni basamak yapıp bir yerlere gelmek isteyenlere kulağını verme.
Kulağını ve gönlünü Allah dostlarına ver. Kulağını ve gönlünü Allah yolunda koşanlara ver. Kulağını fîse bilillah Allah için yola çıkmış Allah erlerine ver. Kulağını nefsine düşmüş, şeytana düşmüş, insanların parasını pulunu ütmek için uğraşan canavarlara verme. Kulağını senin cebindekini almaya çalışan, kuzu postuna bürünmüş kurtlara vahşilere verme. Kulağını sana bakıp da seni alet edip kendisini bir yerlere getirmeye çalışanlara verme.
Ya, kulağını Kur’ân ve Sünnete sıkı sıkı yapışmış, Kur’ân ve Sünnet yolunda giden kendisini Allah’a adamış olan Allah dostlarına ver. Batıl hayal peşinde koşan o batıl hayal perestere kulağını verme, diyor Hz. Mevlânâ Celâeddin Rumi. Ve bu batıları, bu haktan ve hakikatten yoksul olanları dinlemek istersen, öğrenmek istersen, Kelile’den bu hikayeyi okuduyor.
2. Kelile ve Dimne’nin Hikmet Mirası: Hint Ulemâsından Fârisîye, Fârisîden Osmanlıcaya, La Fontaine’in Mesnevîden Çaldıkları ve Kenti Hayâli’ne Güvenenlerin Kötü Sözcülerine Kulağı Kapamak
Kelile kim? Kelile Hint ulemasından bir kimse. Hz. Mevlânâ Celâeddin Rumi Hazretleri Afganistan’ın olduğundan Hint ulemasına da vakıf. Ve bu Hint ulemasının bu Kelile ve Dinme diye bir eser yazmış. Bu eser böyle hikaye şeklinde, mesnevi şeklinde yazılmış bir eser elden ele, dilden dile dolaşmış ve oradaki hükümdarlara nasihat eden, hükümdarlara hakikati ve doğruyu anlatan bir eser. Tabi bu sonradan Fârisice’ye çevrilmiş, Fârisice’den Osmanlıca’ya çevrilmiş.
Osmanlıca’ya çevrilince de Osmanlı Sarayı ve Osmanlı İdarecileri bu kitaba rabet etmişler, okumuşlar, çoğaltmışlar. İdareciler bu noktada bilgi sahibi olsun diye dağıtılmış. Konu başlıyor bugün. Av hayvanlarının aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri. Biliyorsunuz mesnevi hikayeler eşliğinde insanlara doğruyu ve hakikati anlatmaya çalışır. Ve bir hikaye anlatır, o hikayeyle onu okuyan, onu dinleyen kendine bir ders alır, kendine bir hisse çıkarır. bu da konu başlığı.
3. Av Hayvanlarının Aslana Tevekkül Teklîfi: Derede Istirapla Otlayanların Hilesi, Gündelik Yiyecek Va’di ve Çalışmayı Terk Etme Çağrısı
Av hayvanları aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmelerini söylüyor. Güzel bir derede av hayvanları aslan korkusundan ıstırap içindeydiler. Çünkü aslan daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O atlak bu yüzden hepsine fena geliyordu. Hileye başlıyorlar, aslanın huzuruna geldiler. Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım. Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu atlak bize zehri olmasın dediler. Hayalinizde canlandırın. belgeseller var ya, otlaklar var.
Otlaklarda hayvanlar otluyorlar ama bir aslan gelip onları rahatsız ediyor. Pençesini vuruyor, avruyor ya. o av hayvanları da toplanıyorlar, aslanın huzuruna gidiyorlar. La Fontaine’den hikayeler var ya, kargayla tilkinin sohbeti muhabbeti gibi. Bizim çocuklarımıza benim gençliğimde, benim orta okula giderken biz Türkçe dil bilgisinde La Fontaine’den hikayeleri dinlerdik. La Fontaine’i dinlerdik. La Fontaine’i okurduk. Düşünebiliyor musunuz? Mesnevî’den hikaye dinlemezdik hiç.
Oysa La Fontaine, Mesnevî’den aldığı hikayeleri değiştirip kendisine satardı. Enteresan bir şey bu. Biz ne yazık ki La Fontaine’i tanırdık, Mesnevî’yi tanımazdık. La Fontaine’i okurduk, Mesnevî okunmazdı. Biz La Fontaine’den kargayla tilkinin hikayesini okurduk. Bakın benim orta okuldan kalan böyle bir Mesnevî’den hikaye yok. Bir Mesnevî’den hikaye dinlemedik orta okuldayken ama La Fontaine’i dinledik. Ve La Fontaine’in kargayı konuşturmasını kabul ettik de, Hz.
Mevlânâ’nın aslanı konuşturmasını kabul etmedik. La Fontaine’in tilkiyi konuşturmasını kabul ettik de, Hz. Mevlânâ Cerahattin Rûmî Hazretlerinin av hayvanlarını konuşturmasını kabul etmedik. La Fontaine’in herhangi bir hayvanı konuşturmasını anladık da, edebiyat olarak kinayesine bir kimsenin başka bir nesneyi veya şahsı konuşturmasını anlayamadık, algılayamadık, kabullenemedik. Biz bu sığılığımızı atamadık üzerimizden. o av hayvanları toplanıyor.
Av hayvanları toplanıp kendilerince bir hile, bir düzen kuruyorlar. O hileyle gidiyorlar aslanın önüne. Diyorlar ki gel sen bu avlanmaktan vazgeç. Biz sana gündelik ne yiyeceksen onun önüne getirelim, senin önüne getirelim, sana yedirelim. Sen de av peşinde koşma, otur ağacın gölgesinde, kuyruğunu salla, akşama senin yiyecek olduğu şey gelecek.
4. Aslanın Cevabı: “Bir Delikten İki Sefer Isırılmam” — Tecrübe, Kader Perdesi ve Asıl Tehlike Olan İçteki Nefs (Kibir-Kîn)
Aslan av hayvanlarına cevap veriyor. Ve onlara cevap verirken çalışmanın faydasını söylüyor. Diyor ki, aslan dedi ki hile uğramasam vefa görecek olsam dediğiniz doğru. Ben şundan bundan çok hileler görmüşümdür. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helak olmuşum. O yılanlar, o akrepler tarafından çok ısırılmışım. Aslan da o av hayvanlarına cevap veriyor.
Diyor ki, bu sözünüz hile olmamış olsa, bu sözünüz gerçekten hakikat olmuş olsa, ben bu sözünüze muvaffakat ederdim, bu sözünüze uyardım. Ama ben o kadar çok hile gördüm, o kadar çok beni avlayan, beni arkamdan vurmaya çalışan, beni hançerlemeye çalışan, beni açıkta bırakmaya çalışan, bana tuzak kuran o kadar tuzak ehli gördüm ki, artık o tuzaklardan tecrübelendim, o hilelerden tecrübelendim. Artık o tabiatı yılan ve akrep gibi olan insanların şerrinden ben tecrübelendim.
Ben bunların hilelerinden, bunların desiselerini gördüm. Mümin bir delikten iki sefer ısırılmaz hadisi şerifince, ben bir delikten ikinci sefer ısırılmak istemiyorum. Ben bu hileye bir sefer düştüm, ikinci sefer düşmek istemiyorum. Ben bu tuzağa bir sefer düştüm, ikinci sefer tuzağa düşmek istemiyorum. Ben bir sefer merhamet edilmeyecek olana merhamet ettim, merhamet edilmeyecek olana merhamet edince, o merhamet edilmeyecek olan eline ilk fırsatta tekrar beni öldürmeye kalktı.
Ben sevilmeyecek olanı sevmeye kalktım, o ilk fırsatta bana nefretini kustu. Ben dostluk yapılmayacak bir kimseye dostluk yapmaya kalktım, ilk düşmanlığını o bende sergiledi. Ben bu hileleri gördüm, ben bu aldatmacıları gördüm, bana dostum, ben senin kardeşinim dedi, hançeri ilk önce o vurdu, ben seni çok seviyorum dedi, hemen kapının önünde ilk önce o sattı, ben senin arkadaşınım, ben senin dostunum, bana açılabilirsin dedi, ben de saflığıma doymayayım.
Ona bir derdimi anlattım, derdimi anlattım, ben daha sokağa çıkıncaya kadar bütün şehir benim derdimi duydu.
Ben nice hileler gördüm, ben nice tuzaklar gördüm, ben nice hainlikler gördüm, ben nice yalancılıklar gördüm, ben nice insan görünümünde Owen acrepler gördüm, ben nice insan görünümünde yılanlar gördüm, ben nice insan görünümünde tiltiler gördüm, ben nice insan görünümünde çakalılar gördüm, ben nice insan görünrolümünde kurtlar görrdüm, ben nice insan görünümünde solucanlar gördüm, Ben nice insan görünümünde sümüklü becekler gördüm. Ben öylesine gördüm, öylesine tecrübelendim ki.
O yüzden ormanın aslanı oldum. Artık bu tecrübeyle, artık bu ütülmüşlüklerimle, bu hainliğe duçar kalmışlarına, artık ben kolay kolay bir delikten ikinci sefer yine ısırılmam. Ama kader benim gözümü bağladıysa o zaman bir çocuk dahi beni aldatabilir. Eğer kader benim gözüme bir perde koyduysa o zaman bir kuş dahi beni aldatabilir. Ama o kader ağını örmediyse kolay kolay beni kimse aldatıp kandıramaz artık dedi aslan. Ve devam etti.
İçinde pusu kurmuş olan nefis ise kibir ve kin bakımından bütün adamlardan beterdir. Bir kimsenin nefsi terbiye edilmediyse, bir kimsede kibir var ise, bir kimsede kin hâlâ taşıyorsa, o bütün insanlardan, bütün hayvanlardan daha beter bir şeydir. O yüzden pusu kurmuş nefis, içinde insanın pusu kurmuş nefis varken dışarıda bir kötülük aramasın. İnsanın içerisinde kin varken dışarıda bir kötülük aramasın. İnsanın içerisinde kibir dururken dışarıda bir kötülük aramasın. Neden?
O nefis de kibirle kinle kötülüğün anası hükmünde zaten. Aslan diyor ki asıl tehlike şu, asıl tehlike dışarıdaki akrep, yılan, çiyan, dışarıdaki aldatmalar, kandırmacalar, dışarıdaki hançer vurucular, dışarıdaki sütü bozuklar, kanı bozuklar değil. Ya asıl tehlike insanın içerisinde taşımış olduğu nefis, o nefis akrepten de, çiyandan da, yılandan da, kurttan da daha tehlikelidir. O nefis dışarıdaki düşmandan daha tehlikelidir. O nefis bütün dünyadaki düşmanlardan daha tehlikelidir.
Asıl tehlike insanın içindedir. O nefse uyumuş olan insanın kibridir. O nefsine uyumuş olan insanın kinidir. O yüzden insan üzerinde bütün kötülüklerin anası terbiye edilmemiş bir nefistir. Nefis neyle terbiye olur? Allah’ın hukuku ve hükmiyle. Gel nefsini terbiye et. Allah’ın çizdiği yoldan git. Haramlardan uzak dur. Gel nefsini terbiye et. Allah’ın emrettiği ibadetleri yerine getir. Gel nefsini terbiye et. Kinden kendini kurtar. Gel nefsini terbiye et. Kibirden kendini kurtar.
Gel nefsini terbiye et. Şeytanın yolundan kendini kurtar. Yok kurtarmazsan asıl tehlike bu. Peygamberler ben nefsimi temize çıkaranlardan olmam. Çünkü nefis kötülüğü emrederdir. Nefis kötülüğü emredendir. Ancak Allah’ın merhamet ettiği. Ancak Allah’ın merhamet edip kendisinin koruduğu kolladıkları bundan müstesnadır. Dediği ilahi emri dinle. Nefsini temize çıkarma. Nefsini kendi kendine iyi görme. Nefsine mücadele et. Ve bir iyilik sana gelirse onu kendinden görme. Onu Rabbinden gör.
Bir kötülük de sana bulaşırsa onu da Ahmet’ten Mehmet’ten, Ayşe’den, Hacce’den görme. Onu da nefsinden gör. De ki bu kötülük bana bulaştı. Bu nefsimdendir. Ey Rabbim beni affeyle. Ben nerede ne kötülük yaptım da bu kötülük bana bulaştı. Ben nerede ne yanlışlık yaptım da ben bu kötülüğün içerisinde kendimi buldum. Beni affeyle de. Ve sana da bir iyilik isabet ettiyse de ki ben iyi bir insanım. O yüzden iyilik bana isabet etti. Deyip de kibirlenme. Ya de ki bana Allah lütfetti.
Bana Allah ikram etti. Bana Allah merhamet etti de. Ben iyilerin yanında oldum. Allah bana merhamet etti de. Ben namaz kılanlardan oldum. Allah bana merhamet etti. Cenab-ı Hakk’ın lütfetti. Ben tövbe edenlerden oldum. Allah bana merhamet etti. Ben Allah’ı zikredenlerden oldum. Allah bana merhamet etti. Ben Fatiha-i Şerife’de bulunan sırat-ı müstakimde olanlardan oldum. Cenab-ı Hakk’ın merhametiyle, lütfuyla, ikramıyla ben böyle oldum de. Ve sakın ha kendinde bir şey görme ve Hz.
Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in duası unutma. O her daim derdi ki, Ya Rabbi beni göz açıp kapatıncaya kadar nefsimin eline bırakma. Amin. Ya Rabbi bizleri eşlerimizi, çocuklarımızı, gelecek sürriyetlerimizi, gelecek olan tüm insanlığı nefsinin eline bırakma. Nefsine uyanlardan eyleme. Harama dalanlardan eyleme. Ya Rabbi senin sevmedin, senin istemedin hal ile hallelenlerden eyleme.
Bizleri o sırat-ı müstakimde dost doğru giden o Peygamberlerin, o velilerin, o şehitlerin yolunda ve yanında eyle. Amin. Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in böyle dua ettikten sonra biz haydi haydi böyle dua etmeliyiz. Demeliyiz ki, Ya Rabbi bizi nefsimizin eline bırakma. Amin. Devam ediyoruz. Benim kulağım mümin bir zehirli hayvan deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peygamberin sözünü canla gönülle kabul etti.
5. Ebû İzze Hadisesi ve “Mümin Bir Delikten İki Kere Isırılmaz” Hadîs-i Şerîfi: Bedir’de Aff, Uhud’da Cezâ — Ceza ile Affın Yerinde Olması, Kurt ile Kuzu Meselesi
Meşhurdur ya bu hadîs-i şerîf. Akıllı, olgun, temale ermiş mümin aynı delikten iki sefer ısırılmaz. Bu buharide, müslimde geçen meşhur bir hadistir. Bu hadis-i şerifin tabiri caizse esbabın üzülü söylenme sebebi şudur.
Bir hicvci, Mekke müşriklerinden hicveden, hicvci insanları alaya alan, insanlarla dalga geçen, insanların namusunu şerefini, haysiyetini diline dolayıp onları alaya alan, onların herhangi bir farklılığından dolayı onları kötüleyen, onları aşağılayan, bu sözleri söyleyen bir kimse vardır. Bu kimse yıllar boyu Hz. Peygamber’e hicvetmiş, insanların önünde tarih şöyle düşünün, tiyatro bir şekilde Hz. Peygamber ile alay etmiş ve insanları güldürmüş. Hz.
Peygamber’e diline dolayı onu kötülemiş, onu hicvetmiş, onu bu noktada Hz. Peygamber’e muhalefet etmiş bir kimseydi. Ve bu kimse Bedir Harbinde Ebu İzze namında, Ebu İzze bunun adı bir kimseydi, Bedir Harbinde bu esir olunca, Bedir Harbinde bu esir olunca, tabi Bedir Harbinde esirlerin bir kısmını Hz. Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, dört beş tanesi Utbe, Şeybe gibi çok azılı, böyle çok şedid müşrikler, kafirler vardı. Onları Hz.
Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri öldürttürdü, ölüm cezasına çarptırdı. Ve bu hadiseden sonra Bedir savaşında o kimseyi de aldılar, getirdiler esirlerin arasında. Hz. Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ne o kimse söz verdi, yeminler etti, tövbeler etti.
Dedi ki ben bir daha hicretmeyeceğim, bir daha seni alay almayacağım, bir daha senin aleyhinde bir şey konuşmayacağım, bir daha ben senin hakkında herhangi bir kötü bir söz söylemeyeceğim, beni affet, beni affet ki dedi, büyüklüğünü göster, beni affet ki dedi, sen erdemliliğini göster, beni affet, sen büyüksün affetmek sana yakışır, ben kötülük yaptım beni affet dedi. Hz. Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri merhamet ağacı gibi, onu bir seferliğe mahsus affetti.
Aradan çok uzun zaman geçmedi, müşrikler tekrar silahlanıp toplanıp yine Hz. Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri’yle savaşmaya geldiler. Yine savaşmaya geldiklerinde o Ebu İzze denilen o müşrik, o kafir yine esir düştü. Bakın yine esir düştü. Esirlerin arasında Ebu İzze de var yine. Hz. Peygamber’in huzuruna çıkardılar. Bu yine yalvarıp yakarmaya, yine böyle salya sümük ağlamaya, yine hata yapıp bir daha yapmayacağına yine affını talep etti. Hz.
Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri o meşhur sözünü söyledi. Dedi ki olgun, kemalermiş akıllı Müslüman aynı delikten bir daha ısırılmaz. Ben seni bir sefer affettim, senin canını bağışladım. Sen yine aynı şeyleri yapmaya devam ettin, aynı şeyleri yaptın. Ben affettikten sonra sen geri dönüp bir daha yapmamazlık etmedin dedi ve onu cezalandırdı. Ve o kimse bir de müşrikleri o hicivleriyle, müşrikleri o şakaları ile galnayana getirip Müslümanlara karşı da kışkırtan bir kimseydi.
Ve Hz. Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onu bu sefer affetmedi. Ve onu cezalandırıldı. Bunlar ölçü. Aslan dedi ki ben kaç sefer o hilelere, o tuzaklara, ben kaç sefer o hayvandan daha aşağı hareketlere maruz kaldım. Benim tecrübem var artık. Ben aynı hatayı bir daha yapmam. Ben aynı hataya bir daha düşmem. Şahıslar değişebilir, renkler değişebilir, zaman değişebilir ama o hatayı yapanlar aynı kategoridedir. Affetsen de bir daha yapar. Affedersin bir daha yapar.
Affedersin bir daha yapar. Bu Allah’ın ahlakıdır. O affetsin. Biz düzeni korumak zorundayız. Siz bir hırsızı, mal sizinse affedersiniz, devlet onu affedemez. Devlet o hırsızlık cezasını vermeli. Sebep o bir daha yapar çünkü. Cezası verilmeyen bir suç tekrar işlenir. Ceza verilmesi gerekeni ceza vermek, affedilmesi gerekeni affetmek erdemliliktir. Affedilmesi gerekeni ceza vermek, ceza verilmesi gerekeni affetmekte erdemsizliktir. İnek muamelesi, koyuna koyun muamelesi yapmak erdemliliktir.
İnekten koyunluk beklemek, koyundan ineklik beklemek cahilliktir. Cahillik. Kurttan kurtluk bekle, kurttan kuzuluk bekleme. Cahilliktir. Kurt bir müddet senin emrinde kuzu gibi durabilir. Sakın senin emrinden çıktığı anda en yakın koyunu kapar. En yakın kuzuyu kapar. Bir peygamberin meclisinde kurt da vardır, kuzu da vardır. O peygamberin meclisinde kurt da da kuzu yan yana yaşar. O meclisten dışarı çıktı mı kurt kurtluğunu yapar, kuzu kuzuluğunu yapar.
Bir toplulukta kurt da kuzu da sakin sakin durur. Burada hepimiz sakiniz. Hepimiz burada muhtiyiz. Buradan dışarı çıktığımızda herkes yoluna gider. Kurt kurtluğuna devam eder, kuzu kuzuluğuna devam eder. Burada kurt kuzu ama yan yana oturur. Aldanma. Aldanma. Buradaki hepsini kuzu görme, aldanma. Buradaki hepsini kurt da görme, aldanma. Kurtla kuzuyu yan yana yaşatmak maharet ister. Kurtla kuzuyu bir yerde tutanı mahir gör. Ama kurt kurtluğunu yapacak, kuzu kuzuluğunu yapacak. Bunu da bil.
Allah bizi uyanık müminlerden eylesin. Allah bizi kalbi ilham alan müminlerden eylesin. Allah bizleri doğru ve yanlışı ayırt edebilecek ferasete sahip mümin kullarından eylesin. İnşâAllah.
6. Hâtime: Gelibolu Mevlevihânesi’nde 17 Yılı Dolan Mesnevî Dersleri, Semâzen-Mıtrıp-Zâkir Tale-bânının Yetişmesi ve 17. Uluslararası Şeb-i Arûs Duyurusu
Az önce Halid kardeşimizin dediği gibi, inşâAllah önümüzdeki ay, Aralığın 15.inde, Allah izin verirse, inşâAllah burada 17. Uluslararası Şebaruz programımız olacak. Böyle baktığımızda 17 yıl olmuş. Buraya gelip gitmeye başlayalım. Bir taraftan baktığımda kendimce diyorum ki, ya ne güzel bir mutluluk. Cenâb-ı Hak’a hamd ediyorum. 17 yıldan beri bilâ ücretsiz, biz Allah için burada meslevi dersleri yapıyoruz. Hiçbir ücret talep etmeden, hiçbir şey beklemeden.
Yukarıda Halid kardeş ilan edince, kendi kendime dedim 17 yıl olmuş. Dedim, mâşâAllah subhanallah. Benle beraber de tabi bütün kardeşler, arkadaşlar taşınıyorlar 17 yıldan beri. Hamd olsun, Allah hepsinden de râzı olsun. Herkes canına başla çalışıyorlar. Tabi 17 yılın sonunda Gelibolu’dan, Çanakkale’den Sema eğitimi alan Semazen kardeşlerimiz var. Mıtırıp neyi üfleyen, bendir çalan, ilâhî çalan, ilâhî söyleyen kardeşlerimiz oluştu. Bu konuda çaba sarf eden, gayret sarf eden kardeşlerimiz var.
Tabi 17 yıl kolay değil, 17 yıldan beri koşuşturmak da kolay değil. O yüzden bütün koşuşturan arkadaşlara huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Allah hepsinden de râzı olsun. Cenâb-ı Hak tabi sadece 17 yıl burası, 17 yılla kalmıyor. Benim hemen hemen 33 yıl oldu. 33 yıldan itibaren Türkiye’nin değişik kentlerinde, değişik kazalarında, köylerinde kardeşlerimiz var. Onlar da benimle beraber koşuşturuyorlar. Allah hepsinden de Allah razı olsun. Huzurlarınızda hepsine de ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
Beni de sabırla dinlediğiniz için sizlere de teşekkür ediyorum. Geceniz hayır olsun inşallah. Birazdan Sema’da buluşacağız. Buraya post açacaklar. Bu kırmızı işaretlerin içerisinde oturmazsanız memnun olurum. Çünkü posta gelen kimse secde ediyor. Secdeden kimse orada insanlara secde eder gibi bir hal oluşmasın. O yüzden hakkınızı da helal edin. Uyarmak zorunda kaldım kusura bakmayın. Yaşlı teyzemizi bu noktada rahatsız ettik ama… Evet Allah razı olsun hakkınızı helal edin. Selamün aleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî’nin “Altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkoymasın” pasajı: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, I. Defter, “Av hayvanlarının aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmelerini söylemeleri” hikâyesi; Veled İzbudak tercümesi, Abdülbaki Gölpınarlı şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî
- Firavun, Nemrûd, Ebû Cehl’in kibri ve kendini büyük görmesi: Kasas 28/4, 38-39; Nâziât 79/24 (“Ben sizin en yüce Rabbinizim” — Firavun); Enbiyâ 21/68-69 (Nemrûd-İbrâhîm); Buhârî, Menâkıb 25 (Ebû Cehl)
- Hz. Peygamber’in “Sana hakkıyla kulluk edemedim yâ Ma’bûd” (mâ abednâke hakka ibâdetik) münâcâtı: Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ II/176; Aliyyü’l-Kārî, el-Esrâru’l-Merfûa; mânâsı Bakara 2/32 ve Tâhâ 20/114 (“Rabbi zidnî ilmâ”) çizgisinde
- “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü nefis kötülüğü emredicidir” âyeti (Hz. Yûsuf’un dilinden): Yûsuf 12/53 — “innen-nefse le-emmâretün bi’s-sûi illâ mâ rahime rabbî”
- “Allah’ım beni göz açıp kapayıncaya kadar nefsime bırakma” duâsı: Ahmed b. Hanbel, Müsned V/42; Ebû Dâvûd, Edeb 101; Nesâî, Amelü’l-Yevm 571 — Enes b. Mâlik rivâyeti: “Allâhümme lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin”
- Kelîle ve Dimne’nin Hint-Fars-Arap-Osmanlı yolculuğu: Beydebâ, Kelîle ve Dimne (Pañcatantra’dan); Arapçaya İbnü’l-Mukaffâ tercümesi (8. yy); Osmanlıca: Alâeddin Ali Çelebi, Hümâyûn-nâme (Kanûnî’ye takdim); Ahmed Ateş – Cemal Kurnaz neşirleri
- La Fontaine’in Mesnevî’den ve Kelîle ve Dimne’den aldığı temalar: René Basset, Mille et un contes; Nurettin Sevin, La Fontaine ve Mevlânâ; Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik
- “Mümin bir delikten iki kere ısırılmaz” hadîs-i şerîfi: Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zühd 63; Ebû Dâvûd, Edeb 29; İbn Mâce, Fiten 13 — Ebû Hüreyre rivâyeti: “Lâ yulde-ğu’l-mü’minü min cuhrin vâhidin merrateyn”
- Ebû Azze el-Cumahî’nin Bedir’de esir düşmesi, Hz. Peygamber tarafından çocukları hatırına affedilmesi, Uhud’da yeniden esir düşüp idâm edilmesi: İbn Hişâm, es-Sîre II/312-313, III/93-94; Vâkıdî, el-Meğâzî I/110, 308; İbn Sa’d, et-Tabakât; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi §299, 421
- Bedir sonrası Utbe, Şeybe ve azılı müşriklerin idâmı (Nadr b. Hâris, Ukbe b. Ebî Muayt): İbn Hişâm, es-Sîre II/298-300; Taberî, Târîh II/463; Buhârî, Meğâzî 8
- Hicâc şairlerinin Hz. Peygamber’i hicvetmesi ve Hassân b. Sâbit’in cevabı: Buhârî, Edeb 91; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 151-157; İbn Reşîk, el-Umde
- “Kul hakkı Allah tarafından affedilmez, devletin hakkı düşmez” — hudûd ve ta’zîr ayrımı: Serahsî, el-Mebsût IX; Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’ VII; Ali Bardakoğlu, İslâm Hukukunda Ceza Hukûku (DİA)
- Kurt ile kuzunun bir arada yaşaması (velîlik-nübüvvet meclisi istiâresi): Yeşaya 11/6 (tevrâtî paralelliği); Mevlânâ, Mesnevî (hayvan temsilleri); Attâr, Mantıku’t-Tayr (türlü kuşların simurga ulaşması)
- Gelibolu Mevlevîhânesi tarihi ve 17 yıllık Mesnevî ders silsilesi: Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik; Ekrem Işın, İstanbul’da Günlük Hayat – Mevlevî kültürü; Mustafa Özbağ sohbetlerinin Karabaş-ı Velî Tekkesi arşivi