Mustafa Özbağ Efendi bu kısa sohbette zekâtın bereketini, kalbe verdiği huzûru, ve zekâtın paranın içindeki fakîrin hakkı olduğunu tafsîl eder. Zekâtını tam, ve doğru veren kimseye Allâh Teâlâ malını arttırır, kalbine genişlik, ve sekîne bahşeder. Zekât vermek, mal, ve para sevgisinden kurtulmanın en mühim vâsıtalarından biridir. Kişi «Bu malı, bu parayı, bu mülkü bana Allâh verdi; ben de Allâh adına zekâtını veriyorum» dediğinde, nefse en ağır gelen fedâkârlıklardan birini yapmış olur. Zekât vermekten kaçınan kimse ise «Benimle berâber mi kazandı, ben nereden vereceğim?» diye düşünür. Hâlbuki hadîsi şerîfte bildirildiği üzere, zekâtını vermeyen kimsenin malı Allâh tarafından eksiltilir. Elli bin, yüz bin lira zekât düşen mal sâhibi bu emri yerine getirmezse, o mal çeşitli musîbetlerle elinden çıkar. Zekât, senin paranın içindeki fakîrin hakkıdır; Allâh böyle buyurmaktadır.
Zekâtın Bereketi ve Kalbe Verdiği Huzûr
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: zekâtını tam, ve doğru veren kimseye Allâh Teâlâ malını arttırır, kalbine genişlik, ve sekîne bahşeder. Zekât vermek, mal, ve para sevgisinden kurtulmanın en mühim vâsıtalarından biridir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Allâh fâizi yok eder, sadakaları arttırır» (Bakara 2/276) buyurmuştur. Zekât veren kulun malını eksiltmez, bilakis arttırır; üstelik kalbine de huzûr, ve sekîne bahşeder.
Nefse En Ağır Gelen Fedâkârlık
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tahlîli tafsîl eder: kişi «Bu malı, bu parayı, bu mülkü bana Allâh verdi; ben de Allâh adına zekâtını veriyorum» dediğinde, nefse en ağır gelen fedâkârlıklardan birini yapmış olur. Zekât vermekten kaçınan kimse ise «Benimle berâber mi kazandı, ben nereden vereceğim?» diye düşünür. Bu hâl nefsin mal sevgisi üzerindeki tahakkümünü ortaya koyar; mü'mîn ancak zekâtla bu tahakkümü kırabilir.
Zekât Vermeyenin Malı Helâk Olur
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: hadîsi şerîfte bildirildiği üzere, zekâtını vermeyen kimsenin malı Allâh tarafından eksiltilir. Elli bin, yüz bin lira zekât düşen mal sâhibi bu emri yerine getirmezse, o mal çeşitli musîbetlerle elinden çıkar. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Zekât bir malın içine karıştığında, mutlakā o malı helâk eder» (Bezzâr, Müsned; Heysemî, Mecmau'z-Zevâid). Bu üslûp zekâtın yalnızca mâlî bir vecîbe olmadığını, aynı zamanda malın bekāsının şartı olduğunu ortaya koyar.
Zekât: Fakîrin Sende Emâneti
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: zekât, senin paranın içindeki fakîrin hakkıdır; Allâh böyle buyurmaktadır. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Onların mallarında, isteyenin, ve mahrûmun hakkı vardır» (Zâriyât 51/19) buyurmuştur. Bu hakīkate îmân edip parayı tamâmen kendinin görmemek gerekir. Fakîrin sende emâneten duran parasını hesâplayıp dosdoğru vermek, hiçbir kaydırma, ve kulak ardı etmeksizin tam olarak ödemek farzdır. Böylece bir fakîri sevindirmiş, ve ilâhî emre boyun eğmiş olursun. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni zekâtı tam, ve dosdoğru vermeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Zâriyât 51/19; Bakara 2/276; Tevbe 9/103; Meâric 70/24-25; Bakara 2/267.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'z-Zekât.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zekât.
- Süneni Ebû Dâvûd.
- Süneni Tirmizî.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned.
- Bezzâr, Müsned, Zekâtmal helâki hadîsi.
- Heysemî, Mecmau'z-Zevâid.
- İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, zekât bahsi.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Zâriyât 19 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Zekât Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu kısa sohbet zekâtın bereketini ve kalbe verdiği huzûru, nefse en ağır gelen fedâkârlığı, zekât vermeyenin malının helâk olmasını, ve zekâtın fakîrin sende emâneti olduğunu tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Zekât Sohbetleri