Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette Mâide Sûresi 55-56. âyetleri ışığında mü'mînin dostlarının kim olduğunu tafsîl eder. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Sizin dostunuz sadece Allâh, O'nun Peygamberi, ve namâzı kılan ve Allâh'a boyun eğerek zekâtı veren mü'mînlerdir. Kim Allâh'ı, Resûlünü ve îmân edenleri dost edinirse şüphesiz Allâh'ın taraftârları gâlip geleceklerdir» (Mâide 5/55-56) buyurmuştur. Namâz oruç ve zikir Allâh yolunda harcamaktan sevab bakımından yedi yüz kat fazladır. O zamân namâza, oruca, Allâh'ı zikretmeye, ve zekât vermeye dikkat edeceğiz; dostlar bunlardan kurulu olacak. Sen namâz kılmayanı kendine dost edinirsen Allâh'ı gücendirmiş, ondan uzaklaşmış olursun. Sen zikrullâhtan uzak olanları dost edinirsen Allâh seni onlardan eder; zikrullâhtan uzak oluverirsin. Sen namâz kılanlarla, oruç tutanlarla, Allâh'ı zikredenlerle, zekât verenlerle dost ol. Senin gerçek dostların bunlar olsun. Mü'mîn Müslümânlara karşı şefkatli, kâfirlere karşı şedîttir; tersine olursa şeytân onun üzerinde gâlip gelmiştir.
Mâide 55-56: Mü'mînin Dostları
Mustafa Özbağ Efendi sohbete temel hakîkati ortaya koyarak başlar: Cenâbı Hak Mâide Sûresi'nde buyurmuştur: «Sizin dostunuz sadece Allâh, O'nun Peygamberi, ve namâzı kılan ve Allâh'a boyun eğerek zekâtı veren mü'mînlerdir. Kim Allâh'ı, Resûlünü ve îmân edenleri dost edinirse, şüphesiz Allâh'ın taraftârları gâlip geleceklerdir» (Mâide 5/55-56). İnananlara Cenâbı Hak üç tâne dost koymuş: Allâh, Resûlullâh, ve namâzı kılan zekâtı veren mü'mînler. Selefî-Vahhâbîler gibi «Sadece Allâh dosttur, başka dost yoktur» dememiş Cenâbı Hak.
Namâz Oruç ve Zikrin Üstünlüğü
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: Ebû Dâvûd'da geçen hadîsi şerîfte buyurulmuştur: namâz, oruç, ve zikir, Allâh yolunda harcamaktan sevâb bakımından yedi yüz kat fazladır. O zamân namâza, oruca, Allâh'ı zikretmeye, ve zekât vermeye dikkat edeceğiz. Dostlar bunlardan kurulu olacak; arkadaşlıklarımız, kardeşliklerimiz bu minvâl üzerinde olacak. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim» (Bakara 2/152) buyurmuştur.
Yanlış Dostluğun Tehlikesi
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî tehlikeyi tafsîl eder: sen namâz kılmayan bir kimseyi kendine dost edinirsen, Allâh'ı gücendirip ondan uzaklaşmış olursun. Sen zikrullâhtan uzak olanları kendine dost edinirsen, Allâh seni onlardan eder; zikrullâhtan uzak oluverirsin. Hani Cenâbı Hak buyurmuştu ya: «Kalbini onlara çevirme» — kalbin onlara çevrilir. Sen namâz kılanla dost ol; oruç tutanla dost ol; Allâh'ı zikredenle dost ol; zekât verenle dost ol. Senin gerçek dostların bunlar olsun.
Mü'mînlere Karşı Şefkat, Kâfirlere Karşı Şiddet
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî hakîkati tafsîl eder: ama sen kalkıp namâz kılana çemkirme; oruç tutana çemkirme; zikredene çemkirme; zekât verene çemkirme; Müslümânlara çemkirme. Sen Müslümânlara çemkirsen, vallâhi de billâhi de şeytân senin üzerinde tecellî etmiştir. Müslümânları horhakîr görüyorsan, Müslümânları öteliyorsan, şeytân sana gâlip gelmiştir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Mü'mînlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı izzetli» (Mâide 5/54) buyurmuştur. Sen Müslümânlara karşı şefkatli, merhametli; kâfirlere karşı şedîd olacaksın. Eğer kâfirlere karşı şefkatli, Müslümânlara karşı şedîd oluyorsan tersine oldu senin: şeytân senin dostun olmuş.
Dervişlere Aslan Olmak Müminlik Değildir
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir tasavvufî hakîkati tafsîl eder: dervişlere gelince şâhân, kâfirlere gelince sertçe — böyle bir mü'minlik yok. Dervişlere gelince aslan, kâfirlere gelince kedi — böyle bir mü'minlik yok. Dervişlere gelince sadaka vereceksin diye çay kaşığına, kâfirlere gelince kazanla vereceksin — böyle bir mü'minlik yok. Kalkacaksın soysuza, hırsıza, uğursuza alkış tutacak, peşine düşeceksin; meyhâneciyi, barcıyı, pavyoncuyu destekleyeceksin; ama iş dervişe gelince «O sarığını yandan bağladı, örtüsünü kenârdan bağladı, yürüyüşü şöyleydi» diyeceksin — bu mü'minlik değil, dervişlik değil. Elin gâvuruna alkış tutacaksın, deccâliyete alkış tutacaksın — mü'minlik yok canım kardeşlerim.
Hakîkî Dostlar: Kur'ân ve Sünnet'i Yaşayanlar
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir kâideyi tafsîl eder: sen ateistle dost olamazsın; putperestle dost olamazsın; putçu ile dost olamazsın. Sen Hıristiyân ve Yahûdîleri kendine dost tutamazsın. Sen münâfıklığı açıkça belli olanı dost tutamazsın. Sen Kur'ân ve Sünnet'i kendisine ölçü eden, rehber eden, onu yaşayanla dost olabilirsin. Sen namâz kılanla dost olabilirsin; sen zekât verenle dost olabilirsin. Cömert Müslümânla dost olabilirsin, cimri Müslümânla da dost olamazsın — sana cimrilik bulaşır. Sen namâz kılmayanla dost olamazsın — namâzı terk edersin onunla dost olursan. Sen zikrullâha gelmeyen kimseyle dost olamazsın — bir gün seni zikrullâhtan eder. Sen fâsıkla dost olamazsın — bir gün o seni fâsık eder.
Müşrik-Yoldan Çıkmış-Hevâ Hevesli ile Dostluk Yok
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir akâidî kâideyi tafsîl eder: sen yoldan çıkmış sapkınlarla dost olamazsın — bir gün seni yoldan çıkarır. Allâh muhâfaza eylesin. Hevâ ve hevesine kapılmış kimselerle dost olamazsın — onlara kapılır gidersin. Kur'ân'ı kendisine ölçü etmeyen, Kur'ân'ın harâm bize bildirdiğini harâm görmeyen, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bize harâm dediğini harâm görmeyen kimse ile dost olamazsın. Ona dost olamazsın — tebliğ edebilirsin, anlatabilirsin, söyleyebilirsin, ticâret yapabilirsin (sıkıntı yok); ama dostun olamaz. Onunla dost olursan Allâh ile ipin kesilir; bağ Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle kesilir; mü'mînlerle bağın kesilir.
Mü'mînlik Vasfının Zirvesi: Velîler
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir manevî hakîkati tafsîl eder: mü'mînlik vasfının zirve noktası o günkü velîlerin üzerindedir. Mü'mîn velîlerin üzerinde tecellî eder. Asıl mü'min kimdir? Allâh'tır. İnsânların içerisinde en yüksek derecede mü'min kimdir? Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Yaşayanların içerisinde en yüksek derecede mü'min kimdir? Allâh'ın velîleri, Allâh'ın dostlarıdır. Sen eğer ki bu çizgiyi aşarsan bunlarla dostluğun kalmaz. Müslümânın, mü'mînin dostu Allâh'tır; ikincisi Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemdir; sufîler için üçüncüsü üstâdlarıdır. Sonra üstâd ile berâber namâzını kılan, zekâtını veren, Allâh'ı zikreden, ibâdetlerini yapan mü'mînlerdir.
Namâzı Olmayanın Dîni Yoktur
Mustafa Özbağ Efendi muazzam bir hadîsi şerîfi tafsîl eder: hadîsi şerîf: «Namâzı olmayanın dîni yoktur». Namâzın yıkıldıysa dînin de yıkılmıştır. Kim namâz kılmıyorsa o senin dostun olamaz; arkadaşın olamaz; canciğer kuzu sarman olamaz. Olursa âyeti kerîmeye muhâlefet etmiş olursun, Allâh'ın sınırının dışına çıkmış olursun. Resûli Ekrem efendimiz buyurmuştur: «Namâz dînin direğidir; kim onu ikâme ederse dîni ikâme etmiş, kim onu yıkarsa dîni yıkmış olur» (Beyhakî, Şu'ab; Tirmizî).
Gâlip Gelme: Mü'mînin Vaadi
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin sonunda muazzam bir Kur'ânî hakîkati tafsîl eder: âyeti kerîme belli — Mâide 55-56: «Sizin dostunuz sadece Allâh, O'nun Peygamberi, ve namâzı kılan ve Allâh'a boyun eğerek zekâtı veren mü'mînlerdir. Kim Allâh'ı, Resûlünü ve îmân edenleri dost edinirse, şüphesiz Allâh'ın taraftârları gâlip geleceklerdir». Üstüne de müjde var: gâlip geleceksin. Kime? Önce nefsine karşı; hevâ-hevesine karşı; şeytâna karşı; deccâle karşı; kâfirlere karşı; münâfıklara karşı; ateiste, putpereste karşı; dînsizlere karşı; Allâh'ın sınırını aşanlara karşı. Onlara karşı ne yapacaksın? Gâlip geleceksin. Allâh'ın vaadi haktır; Allâh vaadinden geri dönmez. Gâlip gelmek zengin olmak gibi değil; gâlip gelmek dînini Kur'ân-Sünnet üzerinde son nefese kadar yaşayabilmek, son nefeste Allâh'ın cemâlini seyrederek bu dünyâdan göçüp gitmektir. Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolunun manevî terbiyesi de mü'mîni hakîkî dostlarla, Allâh'ı, Resûlünü, ve mü'mînleri dost edinmeye yöneltir; ve bu vasıflar onun manevî terakkîsinin temel cüzlerini teşkîl eder.
- Kur'ânı Kerîm: Mâide 5/54-56; Bakara 2/152; Mücâdele 58/22; Tevbe 9/71; Âli İmrân 3/28.
- Sahîhi Buhârî, Kitâbü'l-Îmân.
- Sahîhi Müslim, Kitâbü'l-Îmân.
- Süneni Ebû Dâvûd, namâz oruç ve zikrin üstünlüğü hadîsi.
- Süneni Tirmizî, Kitâbü'l-Îmân.
- Süneni Nesâî.
- Süneni İbn Mâce.
- İmâm Mâlik, Muvatta.
- İmâm Ahmed, Müsned, Lâ ilâhe illâllâh hadîsi.
- İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, Namâz dînin direğidir hadîsi.
- Taberânî, el-Mu'cem.
- İmâm Hâkim, el-Müstedrek.
- İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, dostluk bahsi.
- İmâm Sühreverdî, Avârifü'l-Ma'ârif.
- İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn.
- İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Mâide 55-56 tefsîri.
- İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân.
- İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm.
- Mustafâ Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Zekât Sohbetleri.
Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Mâide 55-56 mü'mînin dostlarını, namâzoruçzikrin üstünlüğünü, yanlış dostluğun tehlikesini, mü'mînlere karşı şefkatkâfirlere karşı şiddet kâidesini, dervişlere aslan olmanın mü'minlik olmadığını, hakîkî dostların Kur'ân-Sünnet'i yaşayanlar olduğunu, müşrikyoldan çıkmışhevâ hevesli ile dostluğun yokluğunu, mü'mînlik vasfının zirvesinin velîler olduğunu, namâzı olmayanın dîni olmadığını, ve gâlip gelmenin mü'mînin vaadi olduğunu tafsîl etmektedir.
Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Zekât Sohbetleri